İSTİNAF MAHKEMELERİ KARARLARI

Telif Hakları Eğitim Merkezi tarafından, İstinaf Mahkemelerince telif hakları alanında verilen kararlara daha rahat ulaşılabilmesini teminen UYAP Mevzuat ve İçtihat Programı web sitesinde yer alan ilgili kararlar taranmış ve bu alanda verilen kararlar özetlenerek derlenmiştir. Esas Numarası veya Karar Numarası ile https://mevzuat.adalet.gov.tr/ linkinden arama yapılması halinde, söz konusu kararların yayınlanan tam içeriğine ulaşılabilir.



Kurul/DaireKarar Numarası/ Esas NumarasıBaşlıkÖzet
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ K: 2024/1984 E:2023/9611995 öncesi sinema eserlerinde eser sahipliğiDavacı vekili; müvekkilinin senaryo yazarı olduğunu, davalı ... kanalında 01/12/2002 'den 30/11/2004 tarihine kadar ve 2006 yılı boyunca gösterilen Türk filmlerinin diyalog ve senaryo yazarı olduğunu, ancak davalının müvekkiline herhangi bir gösterim - telif ücreti ödemediğini, müvekkilinin bunun üzerine davalıya ihtarname çektiğini ancak sonuç alamadığını, müvekkilinin gerek FSEK gerekse Anayasa Mahkemesi'nin 2010/73 Esas 2011/176 Karar sayılı ilamı ile, eser sahibi olup bu filmlerinin gösterimi ile ilgili mali - telif haklarına sahip olduğunu, alacağı tahsil için başlattıkları icra takibi için davalının haksız itirazı sonucu durduğunu belirterek itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili; davacının daha önce İstanbul 2. FSHHM'nin 2004/999 Esas sayılı dosyada aynı konuda dava açtığını, mahkemenin hangi sıfatla hangi filmler üzerinde hak sahibi olunduğunun dava dilekçesinde açıkça belirtilmemesi nedeniyle dava dilekçesinin iptaline karar verildiğini, kararın davacı yönünden kesinleştiğini, yine davacının İstanbul 1. FSHHM'nin 2005/431 Esas sayılı dosyasında dava açtığını, bu davanın da açılmamış sayılmasına karar verildiğini, alacak iddialarının zaman aşımına uğradığını, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.İSTANBUL 1.FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ 21/09/2017 TARİH, 2017/233 E., 2017/193 K. sayılı kararı  ile; "davacının davasının esastan reddine" karar verilmiş, davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.İstinaf mahkemesince yapılan incelemede , davacının 1995 yılından önce yapımına başlanan filmler yönünden eser sahipliğinden kaynaklanan mali hakları bulunmadığı,  mahkemece davacının eser sahibi olmaması nedeniyle davanın husumetten reddi gerekirken esastan reddine karar vermesinin yerinde görülmemiş olup bu husus resen bağlamında dikkate alınarak HMK'nun 353/1-a-4 ve 353/-b-2 maddeleri gereğince kararın kaldırılmasına ve davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine" şeklinde karar verilmiş, davacı vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur.Davacı vekili temyiz dilekçesinde;1995 yılı sonrası yapılan değişiklikler ile Kanun koyucunun hak sahiplerinin haklarını korurken yasal düzenlemede geç kalındığının farkına vardığını ve korumaları en üst düzeyde geçmişe etkili olarak sunmak için gerekli düzenlemeleri yaptığını, söz konusu yasal değişikliklerden önce de zaten Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Roma Sözleşmesi, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) Anlaşması gibi uluslararası sözleşmelerle senaryo ve diyalog yazarı ile icra sanatçılarının haklarının korunduğunu, Mahkemenin 5846 sayılı Kanun'un  Ek 2 nci maddesini yanlış ve dar yorumladığını, ancak 1995 yılında meydana gelen değişikliğin esasen sanatçılara sağlanan bağlantılı hakların 1995 yılından sonraki yapımlarla sınırlı tutulması olmadığını, Kanun koyucunun asıl amacının 1995 yılı öncesinde yapımı gerçekleşen filmler yönünden bu hakların uygulamasının ancak 1995 sonrası için geçerli olacağı olduğunu, 1995 öncesi filmler üzerinde 1995 sonrası değişiklikler ile sağlanan haklar nedeniyle ortaya çıkan mali imkanların, bu filmler üzerinde emeği olan ve yasal düzenlemede belirtilen tüm eser sahipleri ile bağlantılı hak sahipleri arasında adil şekilde dağıtılması gerekeceğini, müvekkilinin diyalog, senaryo yazarı  olarak 5846 sayılı Kanun'a göre hak sahibi olduğunu, Türk sinema tarihi içerisinde çok önemli bir yeri olan Guinness rekorlar kitabına en fazla filme çekilmiş senaryo sahibi kişi olarak dahil edilen müvekkilinin filmlerinin, TV kanallarında yüksek reyting saatlerinde yayınlanması ve müvekkiline herhangi bir ödemenin yapılmamasının kanuna ve  hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.. Karar Yargıtay aşamasında bozulmakla duruşmalı inceleme yapılmış ve usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmasına karar verilerek esas yönünden bilirkişi raporu alınmıştır.Bilirkişi heyetinin yeterli ve hükme elverişli nitelikteki ek raporunda; dava konusu filmlerin eser niteliğinde olduğu tespit edilerek, dosyada mevcut delillere göre 45 filmin senaristinin davacı ... olduğu, filmlerin 1995 öncesi yapımlar olduğu, davalı ...nin, Ocak 2006 - Aralık 2006 tarihleri arasında, davaya konu olan filmleri senaristlik ve yönetmenlikten kaynaklanan eser sahipliğinin toplamda 892 defa olmak üzere yayınladığı, ... tarafından gönderilen 07.10.2015 tarihli cevabi müzekkere uyarınca, filmlerin meslek birlikleri ortak tarifesi gereğince ödenmesi gereken bedelin her bir film için her bir gösterim sayısı başına 160 TL olduğu, gösterim sayısının bu bedel ile çarpımı yoluyla elde edilen hesaplama uyarınca, davacının 142.720 TL mali hak bedeli talep edebileceği belirlenmiştir.Kök bilirkişi raporunda mali hakların davacı uhdesinde olduğunun kabul olunacağına yer verildiği,  kök rapora karşı itirazların ek raporda değerlendirildiği, davacı yanın yeni rapor talep etmediklerini beyan ettiği de dikkate alındığında neticeten  davacının istinafının kısmen kabulüne, kararın kaldırılmasına, davalının takibe itirazın kısmen iptaline dair  yeniden hüküm kurulmasına dair karar verilmiştir.  25/12/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 37. HUKUK DAİRESİK: 2024/3299 E:2024/1045Güzel sanat eseri sahibinin malik ve zilyede karşı hakları (esere erişim hakkı) (FSEK m.17), GörevSomut olayda; davacı harici dernek tarafından bağışlanan ve kendi bünyesindeki kütüphanede sergilenen eserlerin davalı tarafça geçici süre alınmasına rağmen bağışlama sözleşmesine aykırı olarak iade edilmediği gerekçesi ile iadesi talep edilmiştir. Davacı, davalı tarafından taraflarına elden bağış kapsamında teslim edilen ancak sonrasında rıza dışı alınan exlibris eserlerinin iadesine ilişkin davayı açmış, alınan bilirkişi raporunda, davaya konu eserlerin FSEK kapsamında özgün sanat eseri olarak değerlendirilmesi gerektiğinin bildirildiği, Fikri ve Sınai Haklar ile ilgili mevzuat çerçevesinde; 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve bu kanuna göre çıkarılan ilgili kanun hükmünde kararnamelerin kapsamı, fikri ve sınai hakların (fikir ve sanat eserleri ile marka ve benzeri hakların) niteliklerinin ve hak sahiplerinin belirlenmesi ile korunmasına ilişkin olup davaya konu uyuşmazlık kapsamında hak sahipliği hususunun irdelenmesinde görevli mahkemenin özel görevli mahkeme olan Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinin  görevli olduğu gerekçesiyle yerel mahkemece görevsizlik yetkisizlik kararı verilmiştir. İstanbul 4.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk  Mahkemesince,"...zilyetliğine dayanılan ürünlerin eser niteliğinin görevli mahkemenin tespitine yönelik bir farklılık yaratmadığı kanaati ile 5846 Sayılı Yasadan kaynaklanan bir hakkın varlığı, yokluğu veya tecavüze ilişkin bir uyuşmazlık olmadığından ve ilgili mevzuat hükümlerinin uygulama yeri bulunmadığından, genel mahkemelerin görevli olduğu..."gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. 5846 sayılı FSEK'den kaynaklanan hakların mevcudiyeti ve ihlaline yönelik bir iddia ileri sürülmediği ve tescilli tasarım veya marka hakkına dayalı herhangi bir istem de söz konusu olmadığına göre, davada 5846 sayılı FSEK hükümlerinin uygulanması söz konusu olamayacağı gerekçesiyle  uyuşmazlığın İstanbul 41.Asliye Hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekeceğine karar verilmiştir.24/12/2024 
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİK: 2024/1581 E:2021/1245 Sinema oyunculuk sözleşmesinin icracı sanatçı tarafından feshedilmesiDavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin sinema sektöründe yapımcı olarak faaliyet gösterdiğini, "..." isimli bir sinema filminde oyuncu olması karşılığı ... ve ajansı ... ile müvekkili arasında oyunculuk sözleşmesi akdedilerek bu kapsamda davalı ...'a 75.000,00 TL, diğer davalı şirkete ise 15.000,00 TL avans ödemesi yapıldığını, ancak daha sonra davalı oyuncunun set için davet edildiği halde icabet etmediği gibi hiçbir haklı sebep yokken başka bir proje ile anlaşarak yapım sürecinden ayrıldığını ve davalı tarafça gönderilen 27/06/2019 tarihli e-mail ile ise sözleşmenin sona erdirildiğinin bildirildiğini, davalıların, herhangi bir edim ifa edilmediği halde müvekkilinden aldıkları avans bedellerini iade etmediğini, fesih gerekçelerinin haklı sebeple fesih sebebi oluşturmadığını, avans bedelinin tahsili amacıyla ayrı ayrı başlatılan icra takiplerinin davalıların itirazı sebebiyle durduğunu belirterek icra takibine karşı yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkilleri arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğunu ve tacirlere ilişkin hükümlerin uygulanamayacağı müvekkili ... yönünden 5846 sayılı FSEK hükümleri kapsamında Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu, taraflar arasında müvekkili ...'ın, yapımcı davacı tarafın mali ve manevi haklarına sahip olduğu "..." adlı sinematografik eserde oyunculuk yapması ile ilgili sözleşme imzalandığını, davacı tarafından sunulan icapta belirtilen senaryo, yönetmen, oyuncular, çekim tarihleri ve diğer bilgiler müvekkili tarafından uygun bulunarak sözleşme ilişkisinin kurulduğunu, buna rağmen davacı tarafından senaryo, yönetmen ve müvekkillerine taahüt edilen başrol oyuncularının müvekkilinin yazılı onayı alınmadan değiştirildiğini, bu durumların müvekkiline sözleşmeyi haklı nedenle fesih imkanı tanıdığını, tüm bunlardan sonra çekimlerin başlaması beklenmiş ise de, 03/07/2019 tarihi itibari ile halen başlanmayan çekimlerin bitirilmesi fiilen imkansız hale geldiğinden müvekkilinin fesih ve ödenen bedelin muhafazası hakkı doğduğundan bahisle noter ihtarı ile sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmenin "mali hükümler" başlığını taşıyan 4. maddesi uyarınca, ödenen avans bedelinin iadesi talebinin haksız ve yersiz olduğunu, çekimlere başlanmaması nedeniyle başkaca teklifleri reddetmek durumunda kalan müvekkilinin menfi zararının oluştuğununu, sözleşme uyarınca başka projede yer almak için davacıdan onay alması gerekmeyen müvekkilinin bu sebeple sözleşmeyi feshettiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, müvekkili menajerlik firması yönünden sözleşmenin, hükümleri itibariyle tellaliye  sözleşmesi olduğunu ve oyuncu ile yapımcıyı bir araya getirerek sözleşme kurmalarını temin ettiğini, sözleşmenin yürütülmesi aşamalarında da görevini eksiksiz ifa ettiğini belirterek onun bakımından davanın reddi gerektiğini belirterek davanın reddine ve inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini savunmuştur.İlk derece mahkemesince; davalıların 27/06/2019 tarihinde gönderdiği e-mail ile sözleşmeyi fesih iradesi içerisinde olduğunun sabit olduğu, fesih tarihi itibariyle Temmuz ayında başlayacağı kabul edilen çekimler nedeni ile süresinde çekimlere başlanmamasından dolayı sözleşmenin feshi haklı değil ise de, davalıların fesih için ileri sürdükleri diğer nedenlerin kendileri için haklı neden oluşturduğu, ancak sözleşmenin "mali yükümler" başlıklı 4. maddesi ile, sadece erteleme veya vazgeçme halinde davalıların bedeli iade ile yükümlü olmadıklarının kararlaştırıldığı, davalıların, fesihte haklı olduğu fesih nedenini düzenleyen sözleşmenin "tarafların sair yükümlülükleri" başlıklı 5. maddesi ile davalılara sözleşmeyi tek taraflı fesih hakkı tanısa bile bahsi geçen maddenin, önceden ödenen bedellere dair bir düzenleme içermediği, davalıların fesih iradelerini içeren 27/06/2019 tarihli e-mail itibariyle sözleşmenin anılan 4. maddesinden yararlanmalarının mümkün olmadığı, bu durumda davalıların, aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümleri gereği iade etmesi gerektiği, alacağın likit olduğu gerekçelerine istinaden her iki davalı aleyhine başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali ile takibine devamına ve alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir.  Karar  davalılar vekili tarafından istinaf edilmiş,  istinaf dilekçesinde; müvekkili ... yönünden görevli mahkemenin Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğunu, davacı tarafından senaryo, yönetmen ve müvekkillerine taahüt edilen başrol oyuncularının müvekkilinin yazılı onayı alınmadan değiştirildiğini, Haziran ayı geçmesine rağmen çekimlere başlanmaması sebebiyle müvekkili ...'ın Haziran ve Temmuz ayı içerisinde hiç bir teklife icabet etmediğinden ciddi iş ve gelir kaybına uğradığını, bu nedenle davacı tarafından çekim tarihinin değiştirildiğinin kabulü gerekirken bu yönde bir değişiklik olmadığı gerekçesiyle sözleşmenin 4. maddesinin uygulanamayacağına yönelik Mahkemenin tespitinin hatalı olduğunu, iş kaybı, çekim tarihleri ve benzeri hususlarda tanık dinletme taleplerinin dikkate alınmadığını, 03/07/2019 tarihi itibari ile halen başlanmayan çekimlerin bitirilmesi fiilen imkansız hale geldiğinden eserin yapımı ileriki bir tarihe ertelenmiş olup müvekkilinin fesih ve ödenen bedelin muhafazası hakkı doğduğundan bahisle noter ihtarı ile sözleşmenin feshedildiğini, diğer müvekkili ajansın ise, daha evvel ve çekimlerin karalaştırılan  tarihte başlamasının mümkün olmayacağı ortaya çıktığında e-posta ile bildirimde bulunduğunu, mahkemenin bu e-postayı baz alarak fesih iradesinin zaten bulunduğu şeklindeki çıkarımın da eksiklik olduğunu, zira e-postanın gönderildiği anda dahi çekimlerin Temmuz ayında yapılamayacağının netleştiğini, davaya konu ödemenin avans olmayıp ödemenin, müvekkili oyuncunun icra edeceği rol kadar ayırdığı zaman için de yapılan bir ödeme olduğunu, bu nedenl huzurdaki sözleşmeyle bir oyuncunun zamanının satın alındığı ve boşa geçtiği taktirde de sorumluluğun bu süreyi iyi kullanamayan yapımcıya ait olduğunun kabulü gerektiğini, müvekkilinin Haziran ve Temmuz ayının boşta geçtiğini ve bunun bedelinin ödenmesi gerektiğini, Mahkemece müvekkillerinin  haklı nedenle fesih hakkının bulunduğu tespit edilmişken sözleşmenin VIII/2,3,4 maddeleri ile "cezai şart" başlıklı IX maddeleri gözetilmeksizin ve bir denkleştirme yapılmaksızın  hüküm kurulmasının ve yargılamayı gerektiren alacak bakımından icra inkar tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili menajerlik firması yönünden sözleşmenin, hükümleri itibariyle tellaliye  sözleşmesi olduğunu ve oyuncu ile yapımcıyı bir araya getirerek sözleşme kurmalarını temin ettiğini, sözleşmenin yürütülmesi aşamalarında da görevini eksiksiz ifa ettiğini belirterek onun bakımından davanın reddi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. İstinaf mahkemesi, somut olayda davacı, fikri mülkiyet hakkına veya hak sahipliğine dayanmayıp sözleşmenin davalı tarafça feshinden kaynaklı ödenen avansın iadesini talep ettiğinden göreve ilişkin istinaf sebebini yerinde görmemiş,  uyuşmazlığa konu sözleşmede davacı ile her iki davalının imzası bulunmakta olup üçlü bir hukuki ilişki söz konusu olduğundan davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde bakılıp sonuçlandırılmasında da bir isabetsizlik olmadığı,  Taraflar arasında imzalanan bila tarihli sözleşme ile (tarafların beyanına göre tarihin 22/03/2019 olduğu), tüm hakları davacı yapım şirketine ait olan "..." isimli sinema filminde davalı oyuncu ...'ın rol alması ile ilgili tarafların hak ve yükümlülükleri düzenlenmiş olup sözleşme davacı ile davalı oyuncu ve ajans şirketi arasında imza edildiği ve sözleşme kapsamında davacı tarafından davalı ... Dan. Hiz. Tic. AŞ'ye 15.000,00 TL; davalı ...'a ise 75.000,00 TL avans ödemesi yapıldığı hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı taraf, davalı tarafından feshedilen sözleşme kapsamında herhangi bir edim ifa edilmediğinden bahisle ödenen avans bedelinin iadesi amacıyla icra takibi başlatmış olup itiraz üzerine ise işbu davayı açmıştır. Davalı taraf ise, sözleşmenin haklı olarak feshedildiğinden bahisle avans ücretinin geri istenemeyeceğini savunmaktadır.Davalı tarafından davacıya gönderilen 27/06/2019 tarihli e-mailde, yönetmen ...'in yerine gelen yeni yönetmen ve teklif mailinde belirtilen başrol erkek oyuncu adaylarının yerine tercih edilen oyuncu konusunda yazılı onaylarının alınmaması, senaryodaki bazı diyaloglar ile ilgili kaygılarının ciddiye alınıp değiştirilmemesi gerekçe gösterilerek sözleşmenin feshedildiği bildirilmiştir. Ayrıca Kadıköy ... Noterliğinin 03/07/2019 tarihli ihtarnamesinde de, bahsi geçen e-mail içeriğindeki sebepler tekrar edilmiş olup aynı zamanda, çekim tarihi olarak belirlenen Haziran ve Temmuz 2019 tarihleri içerisinde çekimlerin bitirilmesinin imkansız olduğundan bahisle fesih ve ödenen bedelin muhafaza hakkının doğduğu gerekçelerine istinaden sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği belirtilmiştir.Sözleşmenin sadece "VIII-Mali Hükümler" başlıklı 4. maddesinde, ajansa ve oyuncuya o ana kadar ödenen bedelin yapımcı tarafından talep edilemeyeceği kararlaştırılmış olup bu haller oyuncu veya ajanstan kaynaklanmayan herhangi bir sebepten ötürü eserin yapımından vazgeçilmesi veya ileriki bir tarihe ertelenmesi olarak belirlenmiştir. Yani bu iki halden biri gerçekleştiğinde ancak ödenen avans bedelini muhafaza etme hakkı doğacaktır. Somut olayda, sözleşmenin feshine yönelik 27/06/2019 tarihli e-mail içeriğinde, bu iki halden herhangi birine dayanılmamıştır. Her ne kadar sözleşmenin feshine yönelik Kadıköy ... Noterliğinin 03/07/2019 tarihli ihtarnamesinde, bu iki halden biri olan çekim tarihinin ertelenmesi sebebi ileri sürülmüş ise de, davalı taraf 27/06/2019 tarihli e-mail ile fesih iradesini ortaya koyduğundan ve davacı da bu durumun aksini iddia etmediğinden artık sözleşmenin 2. kere feshine yönelik keşide edilen ihtarname esas alınarak değerlendirme yapılamaz. Zira fesih bildirimi bozucu yenilik doğuran tek taraflı bir irade beyanı olup muhataba ulaşması ile sonuç doğurur. O halde sözleşme davalı tarafın 27/06/2019 tarihli e-maili ile feshedildiğinden 6098 sayılı TBK'nun 125/son maddesi uyarınca, taraflar karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulup, daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebileceğinden davacı da, davalılara avans olarak gönderdiği bedelin iadesini talep etmekte haklı olup ayrıca davalı tarafın ödenen avans tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün olduğundan dava ve takip konusu alacağın likit olduğu da anlaşılmakla Mahkemece tesis edilen karar isabetli olup davalı tarafın istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Öte yandan dosya kapsamı ve mevcut delil durumu itibariyle tanık dinlenmesine gerek olmadığı, davalı ajans yönünden sözleşmenin tellaliye sözleşmesi niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddi gerektiği ileri sürülmüş ise de, dava konusu sözleşmenin niteliği ve içeriği dikkate alındığında bu talebin yerinde olmadığı, menfi zararın değerlendirilmediği ve hükmedilen bedelde denkleştirme yapılmadığı yönündeki itirazların bu davanın konusu olmadığı anlaşılmakla davalılar vekilinin bahsi geçen istinaf sebeplerine itibar edilmemiştir.Davalı ... vekilinin 10/08/2022 tarihli, istinaf dilekçesine ek beyan ve istinafa cevap dilekçesine karşı cevaplarına ilişkin dilekçesi istinaf yasa yoluna başvuru süresi içinde sunulmadığından dikkate alınmamıştır.Uyuşmazlık ile ilgili dava açılmadan önce dava şartı olarak zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmuş olup Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.360,00 TL arabuluculuk ücretinin dava aleyhine sonuçlanan davalı tarafa yüklenmesi gerekirken kamunun bütçesinden karşılanan bu ücret ile ilgili Mahkemece olumlu yada olumsuz bir karar verilmediğinden bu yönüyle kararın kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından HMK'nun 353/1-b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında davanın kabulüne karar verilmiştir19.12.2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ K:2024/2105 E:2022/926Reklam filmlerinin eser niteliğinin olup olmadığıİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesince; "... davalı ... yönünden davaya konu marka reklam filmlerinin eser niteliğinin ispatlanamadığı, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişki dikkate alındığında davaya konu ücret alacağından kaynaklı olarak açılan dava yönünden davalı ...'un hasım sıfatının bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı" şeklindeki gerekçeleri ile;-Davalı ... yönünden açılan davanın REDDİNE, -Davalı ... yönünden açılan davanın KISMEN KABULÜ ile,-42.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ÖDENMESİNE,-Fazlaya ilişkin talebin reddine,-Davacının yasal şartları oluşmayan manevi tazminat yönünden açmış olduğu davanın REDDİNE, şeklinde hüküm kurulmuştur.Mahkemece 04/04/2022 tarihli Ek kararı ile," Mahkeme tarafından verilen 21/10/2021 Tarih 2018/166 Esas 2021/311 sayılı Kararının, Davacılar ... ŞTİ ve ... vekili tarafından verilen dilekçe ile istinaf edildiği, 2022/33 İstinaf no ile kaydı yapıldığı, daha sonra vermiş olduğu tarihli dilekçeyle bu İstinaf isteminden vazgeçtiğini beyan ettiğinden, istinaf talebinin REDDİNE"karar verilmiştir.Mahkemece 4/2022 terihli Ek karar ile" Mahkemenin 2018/166 Esas sayılı dosyasında davacı vekili tarafından sunulan 07/03/2022 havale tarihli istinaf kanun yoluna başvurudan feragat dilekçesinde "Davalılardan yalnızca.... A.Ş." yönünden feragat edildiği diğer davalı .... A.Ş. Yönünden herhangi bir feragat talebinin bulunmadığı anlaşıldığından mahkemece verilen 04/04/2022 tarihli istinaf isteminden vazgeçtiğine ilişkin red kararının davalı .... A.Ş. Yönünden geçerli olduğu, diğer davalı .... A.Ş. Yönünden herhangi bir feragat talebinin olmadığı bu davalı yönünden istinaf hakkının devam ettiği anlaşıldığından; Davacı tarafın, davalı .... A.Ş. Yönünden istinaf kanun yoluna başvurusunun REDDİNE, İstinaf başvurusunun davalı .... A.Ş. Yönünden KABULÜNE," karar verilmiştir.
İSTİNAF:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil ... toplum nezdinde saygınlığa sahip olan ünlü bir moda tasarımcısı ve sunucu olduğunu, bunun doğal bir sonucu olarak da büyük bir hayran kitlesine ve sosyal medya takipçisine hitap ettiğini, davalı ... A.Ş.'nin bir çok defa kendisi ile çalışmak istediğini dile getirerek çeşitli taahhütlerde bulunduğunu, müvekkil bu aşamada ısrarla çalışmayı sürdürmek için yazılı sözleşme yapmak istediğini bildirmişse de gerek işlerin aksamaması gerekse davalı şirketin dünya genelinde kurumsal bir şirket olması dolayısıyla sözleşme imzalamaksızın sözlü anlaşma ile en iyi şekilde işinin gereklerini yerine getirdiğini, reklam sözleşmesine kararlaştırılan 11 haftalık advertorial/reklam kuşağını, ödeme yapılacak inancını taşıyarak 2 hafta daha uzatmak sureti ile 13 haftaya çıkarmayı kabul ettiğini, bu kapsamda sadece internette yayınlanmak üzere 6 adet video çekiminin ... Mağazalarında çekildiğini, çekimlerin tamamlanmasına rağmen sözleşmenin hazırlanarak imzalanmaması nedeni ile müvekkil defalarca şirket yetkilileri ile görüştüğünü ve sözleşmenin imzalanması ayrıca ödemenin yapılması konusunda ısrar etmişse de davalı şirketin işi sürüncemede bıraktığını, sadece internette yayınlanacağı söylenen videoların müvekkilin hiçbir bilgisi ve onayı olmadan davalı şirketçe ulusal yayın yapan ... adlı televizyon kanalının gündüz kuşağında yayınlanan "...'da adlı programda defalarca advertorial olarak yayınlandığını, söz konusu kanalda yayınlanan bu video ile müvekkilin hem davalı şirketin hem de ... A.ş'nin reklamını yaptığını, bunun yanı sıra ... A.ş. ... adlı tanıtım broşürlerinde, ... Sanal Markette, ... Online internet sitesinden ve sosyal medya hesaplarından ve temizlik malzemeleri reyonunda müvekkilinin ... markasını tanıtır mahiyetteki ticari reklam amaçlı kartondan büyük boy resimleri sergileyerek müvekkilin isim ve resminin bulunduğu ürünleri izinsiz kullanarak haksız kazanç sağladığını, taraflarınca 07.10.2016 tarihinde Beyoğlu ....Noterliği ...Yevmiye Nolu İhtarname ile davalı şirkete ihtarname gönderildiğini ihtarnamede "müvekkilin isim ve görüntü haklarının haksız ve hukuka aykırı olarak kullanımı dahil tüm hak ihlallerinin tazmini olarak ödenmesi için 500.000.00 TL ödenmesi gerektiği" ihtar edildiğini, ihtarname tebliğ edilmesine rağmen davalı şirketçe hiçbir ödeme yapılmadığını, iş bu davanın açıldığını, yerel mahkeme kararında somut durumla bağdaşmayan haksız ve hakkaniyete aykırı bir karar verildiğini, karara karşı davalılardan ... A.Ş. yönünden istinaf yasa yoluna başvurmakla diğer davalı ... Şirketi yönünden istinaf kanun yoluna başvuru haklarından feragat ettiklerini, mahkeme 21.10.2021 tarihli kararı ile davalının çekime yönelik ikrarları üzerinden değerlendirme yapılması gerektiği belirtilerek davalı ... Şirketi yönünden açılan davanın kısmen kabulüne karar verilerek 42.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak tarafa ödenmesine karar verildiğini, söz konusu reklam çekiminin eser vasfı olarak değerlendirilmemesinin ve müvekkilin icracı sanatçı olmadığı tespitinin hatalı olduğunu, müvekkilinin rol aldığı reklam filminin eser niteliği taşıdığı ve müvekkilin icracı sanatçı konumunda olduğunu, davalı tarafça da bu videoya ilişkin herhangi bir itirazda bulunulmadığını, bilirkişilerce itirazlarınız görmezden gelinerek müvekkil icracı sanatçı olmasından kaynaklana hakları hususunda inceleme yapılmamasının hatalı olduğunu, mahkeme tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporu bütünü ile eksik ve hatalı olduğunu, kararın bu sebepten ötürü kaldırılması gerektiğini, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda, "Davacı taraf davalı ...'un ..., sanal market, ... sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden isim ve resimlerini izinsiz kullanıldığını iddia etmiş ise de dosyadaki çıktılardan ... ambalajlı ürünlerinin üzerinde davacının davalı ... ile anlaşması nedeniyle oluşturulan kitapçığın da ürünle birlikte satışa çıkarıldığı davacının ismi ve görüntüsünün yer aldığı kitapçığın davalı... tarafından hazırlanmadığı ...'un ürün satarken ürün ambalajındaki isim ve görüntüyü izinsiz kullandığı sonucuna varılmayacağı" kanaatine varıldığını, bilirkişiler tarafından müvekkilin maddi ve manevi zarara uğradığı görmezden gelinerek, taraflarınca ibraz edilen belgelerin hiçe sayıldığını, bilirkişi raporunda davalı Migros'un ürün ambalajındaki isim ve görüntüyü izinsiz kullandığı sonucuna varılmayacağı kanaatine varılmasının raporun eksik ve hatalı oluştuğunun kanıtı olduğunu davalı ... A.Ş. müvekkilinin Fikri ve Sinai Hukukundan kaynaklı haklarını ihlal ettiğini, müvekkilin üzerinden haksız ve hukuka aykırı kazanç sağlamış olduğunu, söz konusu 07.07.2020 tarihli bilirkişi raporunun kabulünün ve bu rapora dayanılarak hüküm kurulmasının kabul edilemeyeceğini, İstinaf taleplerinin kabulü ile İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/166 E. 2021/311 K. Sayılı ve 21/10/2021 tarihli kararının davalı ... A.ş. yönünden müvekkil lehine kaldırılmasına, istinaf dilekçesi doğrultusunda davalı Migros Şirketi yönünden davanın kabulüne, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP:Davalı ... A.Ş vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin perakende sektöründe ve tüm ülke genelinde yaygın mağazaları vasıtasıyla yüzlerce ayrı tedarikçiden elde edilen yüzbinlerce farklı ürün çeşidini tüketicilerin beğeni ve satışına sunduğunu, davalı....A.ş. de müvekkili şirketin yüzlerce tedarikçisinden biri olup aralarında akdedilen 01.01.2016 başlangıç tarihli tedarikçi sözleşmesi gereği, müvekkilinin diğer davalıdan ürün tedarik ettiğini, diğer davalı ile davacılar arasında ise 3 dakikadan oluşan 22 haftalık ... reklam kuşağı çekimleri için dava dışı ... A.ş aracılığıyla reklam sözleşmesi yapıldığını, müvekkil şirketin, davacılar ile davalı şirket arasında akdedilmiş reklam anlaşmasının tarafı olmadığı gibi, tedarikçisi konumundaki diğer davalı şirketin üretip sattığı ağda bantlarıyla birlikte aynı paket içinde hazırlayıp gönderdiği ve davacının görsellerinin ve isminin bulunduğu kitapçıkları birlikte ve tek bir paket içinde aldığından, ne ürünler ne de kitapçıklar üzerinde bir tasarruf yetkisinin de bulunmadığını, davacının, tedarikçi diğer davalıdan satın alınan ürünlerin müvekkili şirketçe mağazalarda satışa sunulması yoluyla, davacının "isim ve görüntü haklarının izinsiz kullanıldığını" gerekçe göstermek suretiyle müvekkil şirketten tazminat talep ettiğini, yerel mahkeme toplanan delilleri değerlendirildiği ve yapılan itirazlar çerçevesinde 3 kez bilirkişi incelemesine gönderdiği ve davalı ...'un hasım sıfatının olmadığına usul, yasa ve içtihatlara uygun olarak karar verildiğini, ilgili dönemde bahis konusu davacı ...'nın isminin bulunduğu kitapçık ile hazır ağda bantları, birbirinden ayrılmaz tek paket olacak şekilde diğer davalı ... tarafından üretilerek müvekkil şirkete bu şekilde tedarik edildiğini, müvekkili şirketin bu ürünler üzerinde herhangi bir tasarruf yetkisi bulunmadığını, ürünlerle birlikte satışa sunulan kitapçıklar müvekkili şirket ile diğer davalı....A.ş. arasında akdedilen 01.01.2016 başlangıç tarihli ... sözleşmesi kapsamında tedarik edilen ürünler olduğunu, sözleşme kapsamında, "... üçüncü şahıslara ait; marka, lisans, telif hakkı, logo v.b. tescilli veya tescilsiz her türlü işareti taşıyan yahut üçüncü kişilerin fikri mülkiyete konu tescilli veya tescilsiz haklarının ürünü olan ve satış yetkisi bulunmayan mallar ile herhangi bir şekilde haksız rekabete sebep olabilecek veya iltibasa meydan verebilecek malları tedarik etmemeyi kabul ve taahhüt etmiştir. "dolayısı ile diğer davalı tedarikçi firmanın ürünlerle birlikte satışa sunulan kitapçıklar vd. görseller ile Fikri Haklara ilişkin her türlü izin ve anlaşmaları yapma yükümlülüğü altında olduğunu, davacılar ile diğer davalı şirket arasında video çekimi, kitapçık ile birlikte ürün sunumu vb. konularında bir anlaşma yapıldığı ve ... hiç bir nam altında davacılar ve diğer davalı şirketin yaptığı anlaşmanın tarafı olmadığını, ... mağazalarında çekim yapılmış olmasına dayanılarak müvekkil şirketin reklamının yapıldığı iddiasının da kabul edilemeyeceğini, müvekkil şirket mağazalarının yalnızca mekan olarak kullanılmış olduğunu ve müvekkil şirketin yapılan bu çekimlere veya bu çekimlerin yayınlanmasına ilişkin olarak konuya herhangi bir şekilde dahil olmadığını, taraf olmadığı ve tedarikçinin reklam anlaşmasının kapsamı hakkında yetki ve sorumluluğunun bulunmadığının açık olduğunu, reklam sözleşmesindeki hükümlere göre ...'nın,... ürünleri ile birlikte promosyon olarak sunulan kitapçıklar üzerinde isim ve görüntüsü üzerindeki haklarını, aynı şekilde Sözleşmenin 2.3. maddesinde ...' nın isim ve markasının 3 dakikalık reklam kuşağı içerisinde kullanılması haklarını sözleşme bedeli karşılığında diğer davalıya devrettiğinin görüldüğünü, davacı, müvekkili şirket ....un /... ve ... alan adlı internet sitelerinden görseller paylaşarak "… sanalda en çok satış getirebilecek noktalar, ... sanal ...ve ... stok yok olarak duruyor fakat fiyat gözüküyor. Yani aslında bir anlamda satışta değil ama hala reklam gibi duruyor…" "Haksız kazanç elde ediliyor." ifadesine yer verdiğini, davacının, müvekkil şirket tarafından haksız kazanç elde edildiği yönündeki iddialarının kabulü mümkün olmadığını, ... tarafı olduğu tedarikçi sözleşmesine uygun olarak ürünleri satışa sunduğunu, sözleşme süresi içinde ürünlerin stoklarda bulunmaması, ürünlerin satışının sona erdiği anlamına da gelmediğini, davacı ile diğer davalının insiyatif ve tasarruf alanında bulunan bir hak bakımından müvekkil şirketin haksız kazanç sağlaması mümkün olmadığını, müvekkil şirketin tarafı olmadığı bir sözleşmeden kaynaklı ihtilaf sebebiyle davacının taleplerini ... A.ş.'ne yönlendirmesinin haksız olduğunu, 2019 tarihli ilk bilirkişi raporunda, davacının dosyaya sunulan delilleri incelendiğinde, reklam kuşağının sözleşmede belirlenen 30.08.2016 tarihinden sonra kullanıldığına dair herhangi bir delil bulunmadığı tespit edildiğini, davacılar ile müvekkili şirket arasında imzalanmış herhangi bir yazılı veya sözlü anlaşma olmadığını, nitekim davacıların da bu yönde bir iddiası ve kanıtı bulunmadığını, tedarikçilerin ürettiği veya hazırladığı ürünler üzerinde müvekkil şirket ...'un bir tasarruf yetkisi olmadığı, dolayısıyla davacının isim ve görüntüsünün izinsiz kullanılmadığı sonucuna varıldığı dosyada mübrez bilirkişi raporları ile de sübut bulduğunu, davacıların istinaf taleplerinin ve davanın reddine, müvekkil şirket ... bakımından verilen mahkeme hükmünün yasa ve içtihatlara uygun olması bakımından onanarak davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davanın konusu 5846 sayılı FSEK hükümleri uyarınca açılmış izinsiz kullanıldığı iddia edilen eserlere / marka reklam çekimlerine ilişkin maddi ve manevi tazminat talebidir.Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.08/08/2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle;" Dosya kapsamındaki bilgi, belgeler ve internet üzerindeki araştırmalarla yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda; taraflar (... ile ...) arasında Borçlar Kanunu uyarınca geçerli bir sözleşmenin kurulduğu, sözleşme hükümlerinin yerine getirilmemesinden kaynaklı tazminat davası açılabilmesi için mütecavizin kusurlu olması gerektiği ve öncelikle kusur tespiti yapılması gerektiği, dosyaya sunulan deliller incelendiğinde, reklam kuşağının sözleşmede bahsi geçen 30.08.2016 tarihten sonra kullanıldığına dair herhangi bir delil bulunmadığı tespit edildiği, reklam sözleşmesinin geçerli bir istisna akdi olarak kabul edildiği, taraflar arasında sözleşmeden kaynaklı herhangi bir borç-alacak ilişkisinin bulunmadığı, mahkeme tarafından talep edilen borç-alacak hesaplamasının da bu sebeplerden ötürü yapılamayacağı kanaat ve sonucuna ulaşıldığı, diğer davalı ... A.Ş'nin, davacının davaya konu .. Reklamına ait kendi fotoğrafının bulunduğu tanıtım ve broşürleri instagram adlı sosyal ağda, ... sanal market, ... ve //... adlı internet satış kanallarında kullanmış olduğu dosyaya sunulan detillerden anlaşıldığı, ...'nin ürettiği ... markasına ait ürünün tanıtım amaçlı olarak bahsi geçen web kaynaklarındaki kullanımların hangi tarihlerde gerçekleştiğinin ise dosyaya sunulan delillerden anlaşılamadığı, Dijital veri analizinde uzman bir bilirkişi tarafından yapılacak inceleme sonucu davaya konu tanıtım ve broşürlerin 30.08.2016 tarihinden sonra kullanıldığı ispat edilebilirse davacının FSEK uyarınca hak talebinde bulunabileceği" belirtilmiştir.24/06/2020 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" Davaya konu edilen ... 3 dakikalık advertorial reklam çekimine ilişkin dosyada herhangi bir delile rastlanmadığından söz konusu reklam çekiminin eser vasfının değerlendirilemediği, Davaya konu edilen ... 3 dakikalık advertorial reklam çekimine ilişkin dosyada herhangi bir delile rastlanmadığından söz konusu reklam çekiminde davacının icracı sanatçı sıfatının değerlendirilemediği, dosyada mübrez sözleşme taslakları ile mail yazışmalarından tarafların, davacının 22 adet 3 dk lık reklam çekimleri ile davacının isim hakkı ile görüntülerinin hazırlanacak kitapçıkta kullanılması konusunda anlaştıkları ve toplamda 200.000 TL ödenmesi konusunda mutabık kaldıkları, davalı ...'in davacıya 200.000 TL ödediği, davacının taraf her ne kadar sadece 11 hafta için anlaşıldığını ancak 2 hafta fazla çekim yapılmasının istenmesi üzerine bu 2 çekimin yapılmasına rağmen kendisine ödeme yapılmadığını ve bu bedelin ödenmesini talep etmiş ise de dosyada bu iki çekime ilişkin videonun bulunmadığı gibi toplamda kaç adet video çekimi yapıldığının da dosyada delil bulunmadığından tespit olunamadığı, yine davacı 2 adet çekim bedelinden başka ...mağazasında yapılan çekimin ...'de yayınlanan ...'la isimli programda 29 defa yayınlandığını iddia etmiş ise de dosyaya sunulan ...'de ... isimli televizyon programının 1 nisan 2016, 4 mart 2016, 5 şubat 2016, 8 nisan 2016 11 mart 2016, 12 şubat 2016, 18 mart 2016, 22 ocak 2016 ve 25 mart 2016 tarihli bölümlerinin olduğu bu bölümler tek tek baştan sonra incelendiğinde davaya konu 3 dakikalık reklam çekimine rastlanmadığı, bu kapsamda davalı ... tarafından davacıya 200.000 TL ödeme yapılmış olup bu ödemenin de yapılacak 22 bölüm reklam çekimi ile isim ve görüntü hakları karşılığında verildiği dosyadaki deliller, mailler, taraf beyanları ile anlaşılmakla ve davacının da aldığı ödeme karşılığında davalının kabul ettiği bölüm sayısını aşmadığı bu çerçevede Takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak kaydıyla davacının dosyadaki halihazır deliller çerçevesinde 2 haftalık 3 dk lik çekim ücreti talebini İspatlayamadığı, Davacı taraf ayrıca isim ve görüntülerinin izinsiz kullanılması nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep etmiş ise de yukarıda da belirtildiği üzere kendisine ödenen 200.00-TI içerisinde isim ve görüntü kullanımı izni de söz konusu olmakla Takdiri Mahkemeye ait olmak kaydıyla bu talebini de ispat edemediği, davacı taraf davalı ...'un ..., sanal market, ... sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden isim ve resimlerini izinsiz kullanıldığını iddia etmiş ise de dosyadaki çıktılardan ... ambalajlı ürünlerinin üzerinde davacının davalı ... ile anlaşması nedeniyle oluşturulan kitapçığın da ürünle birlikte satışa çıkarıldığı davacının ismi ve görüntüsünün yer aldığı kitapçığın davalı ... tarafından hazırlanmadığı ..'un ürün satarken ürün ambalajındaki isim ve görüntüyü izinsiz kullandığı sonucuna varılmayacağı," belirtilmiştir.21/01/2021 tarihli bilirkişi EK heyet raporunda özetle;"; Mahkemenin ara kararı doğrultusunda Gerek taraflar arasındaki bu yazışmalar gerek davacının tanınırlığı dikkate alındığında davacının 3 dklık advertorial reklam filmi ile dijitalde yayınlanmak üzere çekilen video karşılığı talep edebileceği bedelin sektörel uygulama da dikkate alındığında takdiri mahkemeye ait olmak kaydıyla bölüm başına 7.000 TL olabileceği, kök Rapordaki Kanaatlerinin değişmediği," belirtilmiştir.Davacı ıslah dilekçesi ile davalılardan ... yönünden 126.000,00 TL maddi tazminat, 20.000,00 TL manevi tazminat, davalılardan ... yönünden, müvekkilinin isim, resim ve videolarını internet sitelerinde, broşürlerde, sanal marketlerinde izinsiz kullanımından dolayı 5846 sayılı Kanunun 68/1 hükmü gereğince, 5.000-tl maddi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile tahsiline, aldatılarak ve kandırılarak sözleşmenin sona ermesine rağmen haksız şekilde tüm hakları müvekkiline ait reklamların kullanıldığı iddiası ile ,manevi olarak büyük bir üzüntü ve psikolojik çöküş yaşaması ve sektördeki ismi ve şöhreti dikkate alınarak müvekkilinin uğradığı manevi zararın tazmini için 20.000-tl manevi tazminatın izinsiz kullanım tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davacılar tarafından davalı ... A.Ş yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacı vekilinin; davalı ...'un mağazasında müvekkilinin izni olmaksızın kartondan büyük boy resminin kullanıldığını ve sözleşme bitiminden sonra da resmi ve isminin izinsiz olarak internet siteleri, broşür ve sanal marketlerde ürün ile birlikte kitapçığın ve müvekkilinin resminin kullanıldığını ileri sürmüş ise de; davacının büyük boy resminin davalı ... mağazalarında kullanıldığına dair dosya kapsamına delil sunulmadığı, sözleşme süresi dolduktan sonraki ürün ile birlikte dağıtılan kitapçığın reklamlarda kullanım iddiasının değerlendirilmesinde, ürünün diğer davalı taraf ile yapılan sözleşme kapsamında satışa hazırlandığı ve davalı mağazalarında satışa sunulduğu, davalının web sitesinde ve sanal mağazasında ürün ve kitapçığa yer vermesinin davacının haklarını ihlal ettiğinin ileri sürülemeyeceği, davacı ile diğer davalı şirket arasındaki sözleşmede dahi 30 Ağustos 2016 tarihine kadar üretilmiş ürünler bakımından stoklar için 08/01/2017 tarihine kadar devam ettirme yetkisine haiz olduğu, bu ürünler yönünden ...'nın herhangi bir hak talebinde bulunamayacağının düzenlendiği, bilişim uzmanı bilirkişi tarafından yapılan teknik tespitte, davalı ...'un 17 Mayıs 2016 tarihli instagram hesabında kitapçığa yer verildiği, bu tarihte davacı ile davalı şirket arasındaki sözleşmenin devam ettiği, kaldı ki diğer davalı tarafça ticari kullanıma sunulan ürün üzerindeki resim ve isim kullanımından dolayı davalı Migros'un sorumlu tutulamayacağı, maddi ve manevi tazminatın koşulları oluşmadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varılmıştır Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin, Davalılardan ... A.Ş yönünden istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 21/10/2021 tarih ve 2018/166 E., 2021/311 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından davalılardan .. A.Ş yönünden yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 346,9‬0-TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, 6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.19/12/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ K:2024/1752 E: 2024/921Haber ajansının ürettiği haber içeriklerinin  izinsiz olarak internet sitelerinde yayınlanması nedeniyle açılan haksız rekabete dayalı maddi ve manevi tazminat davasıDavacı vekili,  dava dilekçesinde özetle;  davacının tüm gelirini haber satışlarından sağlamakta olduğunu, muhabir çalışanların masraflarını, maaşlarını, telif ücretlerini bu gelirlerden sağlamakta olduğunu, davacı ve davacıya bağlı muhabirler tarafından yapılan haber ve görüntülerin, üçüncü kişiler tarafından izin almadan ve bedeli ödenmeden alınması halinde davacının mağdur olacağını hatta bu sayının artmasının davacının mahvına sebebiyet vereceğini, dava konusu haber içeriğinin davacı tarafından hazırlandığını, davalı tarafından ticari maksat elde etmek amacıyla ve davacının izni olmaksızın kullanıldığını, davacının sahibi olduğu internet sitesinde yayınlanan haber ve haber içeriğinin davalıya ait internet sitelerinde izinsiz ve hukuka aykırı olarak yayınlandığını, davacı ile fiili ve hukuki hiçbir ilişkisi olmayan, davacı ile herhangi bir abonelik sözleşmesi bulunmayan davalıya ait https://www...net,https://...com,https:ww....com isimli internet sitelerinde, muhtelif zamanlarda davacının makalelerinin yayınlandığını, davacının internet sitesinde “www....com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı ... A.Ş.'ye aittir. izin  alınmadan, kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.” yasal uyarısının yer aldığını, yayım haklarının saklı tutulduğunu, yasal uyarıya rağmen davalının davacıdan izin almadan davacıya ait internet sitesinde yayınlanan ve sadece abonelere sunulmak üzere, fotoğraf ve görüntülerle yayınlanmaya hazır hale getirilen haberi, davalının emeksiz, masrafsız, kendi yayını ve/veya internet sitesi vasıtası ile okuyucuya sunduğunu, söz konusu haberin davacı şirket muhabirleri tarafından hazırlandığını ve davacıya ait internet sitesinde yayınlandığını, bu izinsiz kullanıma konu haberin davalı tarafından abonelerine servis edildiğini, davalının davacıya ait haberi herhangi bir karşılık ödemeksizin veya abone olmadan izinsiz elde ettiğini ve davacının logosunu kullanmadan yayınladığını, böylelikle haksız rekabet hükümlerini ihlal ettiğini, davalının davacının hak sahibi olduğu içerikleri kullanarak internet sitesine  arttırdığını, böylelikle daha fazla trafik ve reklam aldığını, davalının bu filli ile davacıya ait olan haberleri yeniden yayınlamak suretiyle haber üzerinden haksız bir biçimde kar elde ettiğini iddia ederek, TTK m.54 vd uyarınca haksız rekabetten kaynaklı 1.000.00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın haberin yayın tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline  karar verilmesini talep ve dava  etmiştir İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...04.06.1958 gün 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği üzere; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hakimin görevidir. Başka bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hakime aittir. Bu ilke 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesinde de "Hakim, Türk hukukunu resen uygular."  şeklinde düzenlenmiştir. Huzurda görülen dava, davacı tarafından üretilen haber içeriklerinin davalı tarafından izinsiz bir şekilde kullanıldığı iddiası ile Türk Ticaret Kanunu'nun 54. ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan maddi ve manevi tazminat davasıdır. Bilindiği üzere Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabete ilişkin hükümleri, fikri mülkiyet hükümlerine nazaran genel hüküm niteliğinde olup her iki hukuk dalını ilgilendiren bir olayda bu hükümlerin kümülatif olarak uygulanması gerekir. Dava konusu olayda dava konusu içeriğin TTK'ya göre daha özel nitelikte bulunan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında "eser" niteliğinde mi yoksa 5846 sayılı kanunun 36. maddesinde özel olarak düzenlenmiş bulunan "gazete içeriği" niteliğinde olup olmadığının söz konusu kanun hükümlerine göre değerlendirilmesi dolayısıyla da öncelikli olarak dava konusu uyuşmazlığın çözümünde 5846 sayılı kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nın 114/1-c maddesi uyarınca dava şartı olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır. FSEK'in 76. maddesine göre söz konusu kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalarda görevli mahkeme ihtisas mahkemesi olan Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olup bu mahkeme ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK'nın 5/3. maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Yukarıda ayrıntılı bir şekilde izah edildiği üzere söz konusu davanın görevli mahkeme olan Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğinden..." gerekçesiyle  göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle, HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri gereğince davanın usulden reddine, uyuşmazlığın çözümünde Bakırköy Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin  görevli olduğuna, HMK'nın 20.maddesindeki usul çerçevesinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkeme tarafından davada görevli mahkemenin Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, kararın dosya içerisindeki delillere, beyanlara ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu haber içeriklerinin izinsiz kullanılmasının haksız rekabet yükümlerini ihlal ettiğini, haksız rekabetten kaynaklanan davaların mutlak ticari dava olduğunu, haber içeriğinin davalı tarafça iktibas serbestisi kurallarına riayet edilmeksizin kullanılmasından kaynaklanan sorumluluk hususunda amir mevzuat  FSEK madde 84 atfıyla birlikte haksız rekabet yükümlerine işaret ettiğini, Basın Kanunun 24.maddesi ile tanınan korumanın FSEK m.84 ile TTK'da düzenlenen haksız rekabet çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, yargılsu gazete içeriğinin eser vasfına haciz olmadığını, gazete münderecatı niteliğinde olduğunu, bütün fikir ve sanat ürünlerinin eser olarak kabul edilemeyeceklerini dolayısıyla bir kimsenin ufak bir çaba ile yazabileceği yazıların gazete haberlerini eser olarak kabul edilemeyeceğini, burada korunan birebir haberin kullanımı olduğunu, yargılama konusu haber içeriğinin eser vasfına haiz olmadığının  izahten vareste olduğundan haksız rekabet hükümlerine tabi olduğunu iddia ederek, görevsizlik kararının kaldırılıp dosyanın  kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf mahkemesince, müvekkili ve müvekkiline bağlı muhabirler tarafından yapılan haber ve görüntülerin 3.kişiler tarafından izin alınmadan ve bedeli ödenmeden kullanılmasının müvekkilini mağdur ettiğini, haber içeriğinin müvekkili tarafından hazırlandığını, davalı tarafça ticari maksat elde etmek amacıyla müvekkilinin izni alınmaksızın kullanıldığını, izinsiz ve hukuka aykırı olarak yayınlandığını, davalının TTK'da düzenlenen haksız rekabet hükümlerini alenen ihlal ettiğini, TTK'nın 55/c maddesinde başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmanın haksız rekabet olarak düzenlendiğini, 55.maddenin 3.bendinde, kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemlerini devralıp onlardan yararlanmanın haksız rekabet oluşturduğunun düzenlediğini belirterek, TTK 54 vd maddeleri uyarınca maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.  Mahkemece, bilirkişi rapor ve ek rapor alındıktan sonra yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden görevli mahkemenin Bakırköy Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.  TTK'nın 4. maddesine göre,  bir davanın ticari dava  sayılması için uyuşmazlık konusu işin  taraflarının her ikisinin  birden  ticari işletmesi ile ilgili olmalı (nispi ticari dava) ya da  tarafların tacir olup olmadıklarına veya  işin tarafların  ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın, TTK veya diğer kanunlarda o davaya  asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı yönünde düzenlenme (mutlak ticari dava) olmalıdır. Somut uyuşmazlık, davalının TTK'nın 54 vd maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerine aykırı davranmış olduğu iddiası ile açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde TTK'da düzenlenen haksız rekabet hükümlerine dayanarak iş bu davayı açmıştır. Haksız rekabet TTK'nın 4. maddesinde sayılan mutlak ticari davalardandır. Ticari davalar, aksine bir yasal düzenleme bulunmadıkça, asliye ticaret mahkemesinde görülür.Sınai Mülkiyet Kanunu'ndan doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olmakla birlikte, davacı vekili, eldeki davada Sınai mülkiyet Kanunu'na dayalı bir talepte bulunmamıştır. Anılan kanunun eldeki uyuşmazlıkta uygulanması söz konusu değildir. Uyuşmazlık, TTK'nın haksız rekabet hükümlerine göre çözümlenecektir.  Bu açıklamalar ışığında mutlak ticari dava niteliğinde olan ve TTK'nın haksız rekabet hükümlerine göre çözümlenmesi gereken uyuşmazlığa ticaret mahkemesince bakılması gerekirken, göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinin  usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle  ilk derece mahkemesinin istinafa konu görevsizlik kararının  kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.05.12.2024 
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ 2024/1984 E:2023/9611995 öncesinde çekilmiş sinema filmlerinde senaryo yazarının eser sahipliği ve mali hak talep edip edemeyeceğiDavacı vekili; müvekkilinin senaryo yazarı olduğunu, davalı ... kanalında 01/12/2002 'den 30/11/2004 tarihine kadar ve 2006 yılı boyunca gösterilen Türk filmlerinin diyalog ve senaryo yazarı olduğunu, ancak davalının müvekkiline herhangi bir gösterim - telif ücreti ödemediğini, müvekkilinin bunun üzerine davalıya ihtarname çektiğini ancak sonuç alamadığını, müvekkilinin gerek FSEK gerekse Anayasa Mahkemesi'nin 2010/73 Esas 2011/176 Karar sayılı ilamı ile, eser sahibi olup bu filmlerinin gösterimi ile ilgili mali - telif haklarına sahip olduğunu, alacağı tahsil için başlattıkları icra takibi için davalının haksız itirazı sonucu durduğunu belirterek itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili; davacının daha önce İstanbul 2. FSHHM'nin 2004/999 Esas sayılı dosyada aynı konuda dava açtığını, mahkemenin hangi sıfatla hangi filmler üzerinde hak sahibi olunduğunun dava dilekçesinde açıkça belirtilmemesi nedeniyle dava dilekçesinin iptaline karar verildiğini, kararın davacı yönünden kesinleştiğini, yine davacının İstanbul 1. FSHHM'nin 2005/431 Esas sayılı dosyasında dava açtığını, bu davanın da açılmamış sayılmasına karar verildiğini, alacak iddialarının zaman aşımına uğradığını, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.İSTANBUL 1.FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ 21/09/2017 TARİH, 2017/233 E., 2017/193 K. sayılı kararı  ile; "davacının davasının esastan reddine" karar verilmiş, davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Dosya içeriğinde davacının senaryo yazarı olduğu 46 adet filmin 1961 ve 1993 yılları arasında çekildiği anlaşılmaktadır. 12/06/1995 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5846 Sayılı FSEK'in 8.maddesi uyarınca bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir. 1995 yılında 4110 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle "yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarının" eserin birlikte sahibi olduğu düzenlenmiştir. Yine 2001 yılında 4630 Sayılı Kanun ile 8.maddede yapılan değişiklikle "diyalog yazarı ve canlandırma tekniği ile yapılan filmlerde animatörlerin de " eser sahibi olarak eklendiği, FSEK'in ek - 2/son maddesinde 21/12/2011 tarihinde 4630 Sayılı Kanun'nun 35.maddesiyle yapılan değişikliğin Anayasa Mahkemesi'nin 29/12/2011 tarihli 2010/73 Esas 2011/176 Karar sayılı kararıyla iptal edildiği, iptal gerekçesinde "diyalog yazarı ve animatör yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümlerin geriye yürütülerek 12/06/1995 gününden 03/03/2001 gününe kadar meydana getirilmiş eser sahiplerinin 5 kişiye çıkarıldığı ve eser sahipliğinden kaynaklanan hakların geriye yürütülerek kazanılmış hak ve hukuk güvenliğinin ihlal edildiğinin" gösterildiği ve iptal kararıyla diyalog yazarı ve animatörler yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümlerin 12/06/1995 ila 03/03/2001 arasında meydana getirilecek eser sahipliği ortaya çıkmış, sinema eserlerinde "diyalog yazarı ve animatör" yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümlerin geriye yürütülmemesinin engellenmesinin amaçlandığı anlaşılmıştır. Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; davacının 1995 yılından önce yapımına başlanan filmler yönünden eser sahipliğinden kaynaklanan mali hakları bulunmamaktadır.Dolayısıyla mahkemece davacının eser sahibi olmaması nedeniyle davanın husumetten reddi gerekirken esastan reddine karar vermesi yerinde görülmemiş olup bu husus resen bağlamında dikkate alınarak HMK'nun 353/1-a-4 ve 353/-b-2 maddeleri gereğince kararın kaldırılmasına ve davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine" şeklinde karar verilmiş, davacı vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur.Davacı vekili temyiz dilekçesinde;1995 yılı sonrası yapılan değişiklikler ile Kanun koyucunun hak sahiplerinin haklarını korurken yasal düzenlemede geç kalındığının farkına vardığını ve korumaları en üst düzeyde geçmişe etkili olarak sunmak için gerekli düzenlemeleri yaptığını, söz konusu yasal değişikliklerden önce de zaten Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Roma Sözleşmesi, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) Anlaşması gibi uluslararası sözleşmelerle senaryo ve diyalog yazarı ile icra sanatçılarının haklarının korunduğunu, Mahkemenin 5846 sayılı Kanun'un  Ek 2 nci maddesini yanlış ve dar yorumladığını, ancak 1995 yılında meydana gelen değişikliğin esasen sanatçılara sağlanan bağlantılı hakların 1995 yılından sonraki yapımlarla sınırlı tutulması olmadığını, Kanun koyucunun asıl amacının 1995 yılı öncesinde yapımı gerçekleşen filmler yönünden bu hakların uygulamasının ancak 1995 sonrası için geçerli olacağı olduğunu, 1995 öncesi filmler üzerinde 1995 sonrası değişiklikler ile sağlanan haklar nedeniyle ortaya çıkan mali imkanların, bu filmler üzerinde emeği olan ve yasal düzenlemede belirtilen tüm eser sahipleri ile bağlantılı hak sahipleri arasında adil şekilde dağıtılması gerekeceğini, müvekkilinin diyalog, senaryo yazarı  olarak 5846 sayılı Kanun'a göre hak sahibi olduğunu, Türk sinema tarihi içerisinde çok önemli bir yeri olan Guinness rekorlar kitabına en fazla filme çekilmiş senaryo sahibi kişi olarak dahil edilen müvekkilinin filmlerinin, TV kanallarında yüksek reyting saatlerinde yayınlanması ve müvekkiline herhangi bir ödemenin yapılmamasının kanuna ve  hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNİN 16/01/2023 TARİH, 2021/5117 ESAS, 2023/297 KARAR SAYILI BOZMA İLAMI:"..senaryo eseri sahiplerinin gerek 4110 sayılı Kanun öncesinde gerekse sonrasında eser sahibi olmaları nedeniyle, Dairemizin 4110 sayılı Kanun öncesinde eser sahibi ve hatta bağlantılı hak sahibi olduğu dahi kabul edilmeyen icracı sanatçılar yönünden vermiş olduğu içtihatlar (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.09.2019 tarih ve 2018/409 E., 2019/5485 K.) ile bu olay arasında bağlantı kurulması da doğru değildir. O halde Mahkemece yapılması gereken iş, davacının davaya konu senaryo eserleri yönünden davalı ve/veya selefleri ile yapılan sözleşme ile 5846 sayılı Kanun’un 52 nci maddesi kapsamında davacının senaryodan doğan haklarını hangi süre ile ve ne suretle devir (tam devir, tam ruhsat, basit ruhsat) edildiği incelenip tartışılması gerekirken gerek yerel Mahkemece ve gerekse istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesince hatalı gerekçeyle 4110 sayılı Kanun öncesinde ilk gösterimi yapılan ve anılan Kanun ile koruma süresi uzatılan sinema eserleri yönünden, bir işleme eser olan sinema eserine kaynak teşkil eden senaryo eserinden doğan hakların koruma süresinin uzatılmasından sonra ileri sürülemeyeceğine ilişkin gerekçeleri isabetli görülmemiş ve hükmün bu sebeple davacı yararına bozulması" yönünde karar vermiştir.Davacı, senaryo yazarı olduğunu belirttiği filmlerin davalıya ait tv kanalında oynatıldığını belirterek telif ücreti alacağı bulunduğunu iddia etmiş, davalı taraf davanın reddini savunmuş, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.İstinaf incelemesinde ise; ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmiştir. Karar Yargıtay aşamasında bozulmuş, istinaf Mahkemesince duruşmalı inceleme yapılmış ve usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmasına karar verilerek esas yönünden bilirkişi raporu alınmıştır.Bilirkişi heyetinin yeterli ve hükme elverişli nitelikteki ek raporunda; dava konusu filmlerin eser niteliğinde olduğu tespit edilerek, dosyada mevcut delillere göre 45 filmin senaristinin davacı ... olduğu, filmlerin 1995 öncesi yapımlar olduğu, davalı ...nin, Ocak 2006 - Aralık 2006 tarihleri arasında, davaya konu olan filmleri senaristlik ve yönetmenlikten kaynaklanan eser sahipliğinin toplamda 892 defa olmak üzere yayınladığı, ... tarafından gönderilen 07.10.2015 tarihli cevabi müzekkere uyarınca, filmlerin meslek birlikleri ortak tarifesi gereğince ödenmesi gereken bedelin her bir film için her bir gösterim sayısı başına 160 TL olduğu, gösterim sayısının bu bedel ile çarpımı yoluyla elde edilen hesaplama uyarınca, davacının 142.720 TL mali hak bedeli talep edebileceği belirlenmiştir.Kök bilirkişi raporunda mali hakların davacı uhdesinde olduğunun kabul olunacağına yer verildiği,  kök rapora karşı itirazların ek raporda değerlendirildiği, davacı yanın yeni rapor talep etmediklerini beyan ettiği de dikkate alındığında neticeten  davacının istinafının kısmen kabulüne, kararın kaldırılmasına, davalının takibe itirazın kısmen iptaline dair karar verilmiştir. 25/12/202
SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ K: 2024/1885 E:2024/1978Haksız rekabetten kaynaklanan ihtiyati tedbir talebiDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin inşaat sektöründe tanınan ve bilinen bir firma olduğunu, müvekkili şirketin hissedarlarından olan ...'ın, diğer hissedar ... ile yapmış olduğu anlaşma çerçevesinde 01.08.2022'de Gebze 5. Noterliğinin ... yevmiye sayılı işlemi ile müvekkili şirkette bulunan hissesini belli bir alacak karşılılığında ...'a devrettiğini, müvekkili şirkette bulunan hissesini devreden ...'ın, aynı zamanda 24.12.2021 tarihinde kurulmuş olan rakip şirket Toler Mimarlık İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti'nin aynı bölgede aynı amaca hizmet eden kurucu ortağı olduğunu,  müvekkili şirketin ... parselde, 2020 yılında tamamladığı kat karşılığı inşaat projesine eser sahibi olarak Merkez İnşaat unvanını ve logosunu yapının dış cephesine eser sahibi olarak kullandığını, eserini tamamladığını, müvekkili şirketin yine başka projesi olan ... parselde, tamamladığı kat karşılığı inşaat projesine eser sahibi olarak Merkez İnşaat unvanını ve logosunu yapının dış cephesine eser sahibi olarak kullandığını, eserini tamamladığını, ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesi dolayısıyla kullandığı isim olduğunu, müvekkili şirketteki hissesini devrederek ilişkisini sonlandıran ...'ın ortağı olduğu davalı rakip şirket Toler Mimarlık, kendi logo ve ticaret unvanını müvekkili şirketin tamamladığı eserlerde aldatıcı ve haksız olarak, eserleri yapan şirketin Toler Mimarlık algısı verecek şekilde kullanarak kendisine haksız tanıtma vasıtası kurduğunu, davalı şirketin haksız rekabet hükümlerine aykırı hareket ettiğini, kendi yapmadığı eserleri kendi yapmış gibi gösterip müşteri çevresince karışıklığa yol açtığını, haksız rekabet sonucu oluşan davalı şirket ticaret unvanı ve logosunun yapımı müvekkili şirkete ait olan eserlerden TTK 61'e göre tedbiren ortadan kaldırılmasını, haksız rekabetin önlenmesine, haksız rekabetin tespit ve men'ine, eser sahibi olan müvekkili şirketin mezkur yapılarda öncesinde bulunan unvan ve logosunun tüm maddi maliyeti haksız rekabet eden davalı şirkete ait olmak üzere binaların dış cephesinin eski durumu olan Merkez İnşaat unvan ve logosu olarak düzeltilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince aleyhine Tedbir Talep Edilen Davalı tarafın ihtiyati tedbir kararına yönelik itirazlarının REDDİNE, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının tedbir talebinin kabul edilmesi, davacının esas hakkındaki talebinin kabul edilmesi anlamını doğuracak şekilde hüküm niteliğinde bir hukuki sonuç doğurduğunu, tedbir yoluyla elde edilmesi sonucunu doğuracak nitelikte, ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği kuralının, ihlal edildiğini, davacının kendi haksız durumundan menfaat temin etmesinin tedbir kararı ile sağlanmış durumda olduğunu, davacı lehine haksız rekabet nedeniyle, tedbir kararı verilebilmesi için, gerekli hukuki ve fiili koşulların oluşmadığını, haksız rekabet davası açılabilmesi için TTK’nın 56. maddesinde haksız fiil için bir zararın ve zarar tehlikesinin varlığının gerektiğinin öngörüldüğünü, davalı şirket ortağı ...'ın, davacı şirketteki hissesini devretmiş olmasının haksız rekabet unsurlarının oluştuğu anlamına gelmeyeceğini, ayrıca , davaya konu yapının inşasından sonra, kat malikleri tarafından davacı şirket unvanının kaldırılmasına karar verilmesinin, davalı şirket ortağı ...'ın bireysel eylemi olmadığını, Mahkemece tedbir kararında, davalı unvanını içeren tabelaların kaldırılması kararını verilmiş ise de davaya konu taşınmazlarda davalının, davacıya yönelik haksız rekabete neden olacak tabelasının da  bulunmadığını, Mahkemece verilen tedbir kararının, davacının inşaa ettiği herhangi bir binaya, o binada faaliyet gösteren bir başka inşaat şirketinin tabela asmasına engel olunması, başka şirketlerin reklam asmasının önlenmesi niteliğinde bir  yol açılmıştır ki  bu durumun kabul edilemeyeceğini, Mahkemenin davacının maliki olmadığı bir bina için, davada taraf olmayan kişileri de etkileyecek bir tedbir kararı verdiğini, bu durum bina maliklerinin mülkiyet ve tasarruf haklarının mahkeme eliyle ihlal edilmesi niteliğinde olduğunu, Mahkemece verilen tedbir kararında, davaya konu binanın, eser niteliğine  vurgu yapılmış ise de, 6098 sayılı yasada inşaat hukuku ve sözleşme kapsamında eser niteliği ile 5846 sayılı yasadaki fikri mülkiyet hukuku kapsamındaki eser tanımları arasındaki farklılık, korunma amacı, hak sahibinin kim olacağının da Mahkemece dikkate alınmadığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf Mahkemesince, dosyanın incelenmesinde; davacı şirketin ... parselde, 2020 yılında tamamladığı kat karşılığı inşaat projesine eser sahibi olarak “Merkez İnşaat” unvanını ve logosunu yapının dış cephesine eser sahibi olarak kullandığını, eserini tamamladığını, davacı şirketin yine başka projesi olan ... parselde, tamamladığı kat karşılığı inşaat projesine eser sahibi olarak “Merkez İnşaat” unvanını ve logosunu yapının dış cephesine eser sahibi olarak kullandığını, eserini tamamladığını, ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesi dolayısıyla kullandığı isim olduğunu, davacı şirketteki hissesini devrederek ilişkisini sonlandıran dava dışı ...'ın ortağı olduğu davalı şirket, kendi logo ve ticaret unvanını davacı şirketin tamamladığı eserlerde aldatıcı ve haksız olarak, eserleri yapan şirketin Toler Mimarlık algısı verecek şekilde kullanarak kendisine haksız tanıtma vasıtası kurduğunu, davalı şirketin haksız rekabet hükümlerine aykırı hareket ettiğini, kendi yapmadığı eserleri kendi yapmış gibi gösterip müşteri çevresince karışıklığa yol açtığını, haksız rekabet sonucu oluşan davalı şirket ticaret unvanı ve logosunun yapımı müvekkili şirkete ait olan eserlerden TTK 61'e göre tedbiren ortadan kaldırılmasını talep ettiği; davalı tarafından davacının anılan taşınmazlarda malik veya kiracı olmadığından bu davayı açamayacağını, anılan yazıların kat malikleri kurulu kararı doğrultusunda yapıldığını, haksız rekabete yol açmadığını beyan ederek davanın reddini talep ettiği, mahkemece ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verildiği, davalı tarafından yapılan itirazın reddine karar verildiği, karara karşı davalının istinaf yasa yoluna başvurduğu, dairemizin 2024/1105 esas 2024/1075 karar sayılı ilamı ile “…Belirtilen yasal düzenleme karşısında mahkemece, duruşma açılıp taraflar davet edilerek inceleme yapılması gerekirken; 20.03.2024 tarihinde ihtiyati tedbir talebinin duruşmalı olarak değerlendirildiği ve talebin kabulüne karar verildiği, davalının ihtiyati tedbir kararına itirazı üzerine 27.03.2024 tarihinde evrak üzerinde inceleme yapılarak karar verildiği, bu şekilde ihtiyati tedbire itirazın 6100 sayılı yasanın emredici nitelikteki 394/4.maddesine aykırı şekilde taraflar davet edilmeden ve duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesi anılan yasal düzenlemeye açık aykırılık içerdiğinden kararın bu nedenle kaldırılması gerekmiştir…” anılan kararın kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararı sonrası yapılan değerlendirmede, itirazın reddine karar verildiği, karara karşı davalının istinaf yoluna başvurduğu görülmüştür.Haksız rekabet, TTK'nın 54 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Haksız rekabetin yasaklanmasının amacı, TTK'nın 54/1. maddesinde "Bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması" olarak ifade edilmiş, 2. fıkrada ise haksız rekabet tarif edilerek "Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır" şeklinde belirtilmiştir. Haksız rekabet sayılan bazı durumlar ise  TTK'nın 55. maddesinde örnek kabilinden ve sınırlı olmamak kaydıyla sayılmıştır. TTK'nın 56. maddesinde ise; haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimsenin, fiilin haksız olup olmadığının tespitini, haksız rekabetin önlenmesini, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, kusur varsa zararın tazminini talep edebileceği hükme bağlanmıştır. 6100 sayılı yasanın 61.maddesinde haksız rekabetten kaynaklanan davalarda hükmedilecek ihtiyati tedbirlerin neler olabileceğini belirtmiş, ihtiyati tedbir olarak aynı yasanın 56/1-b-c maddelerinin de uygulanabileceği düzenlenmiş, ihtiyati tedbire ilişkin diğer haller ve usul yönünden 6100 sayılı yasaya atıf yapılmıştır.Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. (6100 sayılı yasanın 389.maddesi)Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. (6100 sayılı yasanın 390/3.maddesi)İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir. (6100 sayılı yasanın 394/2.maddesi)Eldeki olayda; Dosyaya sunulan belgelere göre; ... parselde inşa edilen binanın ve  ... parselde bulunan binanın müteahhidinin dosyamız davacısı olduğu, anılan binaların üzerine“Merkez İnşaat” unvanını ve logosunu yapının dış cephesine yazdığının anlaşıldığı, uygulamada binayı yapan kişilerin ismini binaya yazması şeklinde fiili bir uygulamanın da olduğu gözetildiğinde anılan binalardan bir tanesindeki yazının sökülerek davalının adının dış cepheye aynı şekilde yazılmasının davacının iddiasını yaklaşık olarak ispat ettiği, 6102 sayılı yasanın 61/1 atfıyla aynı yasanın 56/1- c maddesi gereği davalının isminin yazıldığı harflerin binanın dış cephesinden kaldırılmasına da karar verilebileceği, mahkemece belirlenen teminatın bu aşamada yeterli olduğu, itirazın dairemizin kaldırma kararında belirtildiği şekilde duruşmalı olarak değerlendirildiği de nazara alındığında mahkemece ihtiyati tedbire yapılan itirazın reddine karar verilmesi isabetlidir.Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde; usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak; itiraz eden/davalının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; itiraz eden davalının istinaf başvurusunun  esastan reddine karar verilmiştir.19/12/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİK: 2024/1877   E:2023/523Markayı oluşturan logonun grafik eser vasfı taşıyıp taşımadığıDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... tescil numaralı ... + şekil, takiben ..., ... ve ... numaralı şekil-marka tescillerinin sahibi olduğunu, tanınmışlık düzeyi de dikkate alındığında, davaya konu aynı sektörde faaliyet gösteren davalı tarafa ait ... numaralı "... + şekil" ibareli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili ile birebir aynı sektörde faaliyet gösteren davalı şirketin,  ... tescil numaralı markası/logosunun 10 yıl sonra değişim ile müvekkilinin markasının neredeyse aynısı bir markayı iltibas derecede benzerlik teşkil ederek kullanmaya başladığını, davalı tarafından müvekkilinin markası/grafik eseri sıralı üç kırmızı nokta olarak oluşturulma şekline kadar taklit edildiğini davalının müvekkilinin marka ve telif hakkı ile korunan işaretine benzer marka tescili ve kullanımının müvekkili şirketin marka ve telif hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, ileri sürerek, davalı adına tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine davalının dava konusu marka ve logosunun 5846 sayılı FSEK uyarınca bir grafik tasarım eseri olduğunun ve davalının bu logo üzerinde gerçek hak sahibi olmadığının tespitine davalının müvekkiline ait markayı/logoyu, müvekkilinin izni olmaksızın resmi merciler nezdinde kendi markasıymış gibi göstererek yarattığı hak ihlalinin tespitine, davalının eyleminin müvekkilinin tanınmış logo ve markasından doğan marka hakkına - telif hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, müvekkilinin marka ve telif  hakkına tecavüz ile haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, bu amaçla fiili her türlü kullanımının durdurulması ve önlenmesi ile internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına erişiminin engellenmesine, üzerinde  "..." bulunan her çeşit iş evrakı, tabela, katalog, ürün ve araçlar ile her türlü tanıtım vasıtasına görüldükleri yerlerde el konularak, imhasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sadece genel görüntüleri, anlamları, okunuş ve yazılışları baz alınarak yapılan değerlendirmede dahi söz konusu markaların aynı olmadığı ve karıştırılma ihtimalinin de bulunmadığının görüleceğini, bu benzerliğin tüketici (ya da hizmet/mal sınıfına göre sektördeki bilinçli kullanıcı grubu) üzerinde karıştırılma ihtimaline neden olup olmayacağının önem teşkil ettiğini, müvekkili şirketin markasına bakan alıcı kitlesinin hafızasında kalacak ibare ile görünüm itibariyle de farklılık taşıyan müteriz taraf markasının, herhangi bir iltibas oluşturmayacağını, müvekkilinin markası ile davacı markasının hiçbir benzerliğinin bulunamadığı, dava konusu markaların okunuş açısından da farklı şekilde seslendirilmekte olduğunu ve tüketici tarafından karıştırılması ihtimalinin mümkün olmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  uyuşmazlık konusu davacıya ait "..." logonun dikdörtgen zemin üzerine üç dairenin yerleşimi ile oluşturulduğu, hususiyet arz etmeyen ve estetik niteliği olmayan bir grafik tasarımı olup, bu özellikleriyle FSEK 4/6 maddesi gereğince grafik eser yani güzel sanat eseri sayılamayacağı, davacının logosunun eser vasfını haiz olmadığı, TPMK nezdinde davalı adına tescilli ... numaralı "... + şekil" ibareli markanın  hükümsüzlük kaşullarının oluşmadığı, davalının markasını tescil ettirdiği hali ile değil davacı markası ile iltibas oluşturacak şekilde siyah zemin üzerine kırmızı 3 daire şeklinde ve dairelerin boyutları büyük olacak şekilde kullandığı, bu durumun davavcı markası ile iltibas yarattığı gerekçesi ile, davanın kısmen kabulü ile; davalının eyleminin, davacının marka tescillinden doğan haklarına  tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, hükümsüzlük ve diğer taleplerin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıa ve beyanlarını tekrar ederek; müvekkilinin logosunun sektördeki tanınmışlığına, davalının kötü niyetli olduğunun somut delillerle ispatlanmasına rağmen, davalının kötü niyetli eylemlerinin gereği gibi değerlendirilmediğini, davalının kötü niyetli eylemlerinin hem tecavüz hem de hükümsüzlük davası açısından birlikte ele alınması gerektiğini, müvekkilin sıralı üç kırmızı nokta logosu fsek kapsamında müvekkilin hususiyetini taşımakla eser niteliğini haiz olduğunu, hükümsüzlük talebine konu davalı markasının kötü niyetli iktisap edildiğini ve ayrıca telif hakkı korumasına da tabii müvekkilinin tanınmış sıralı üç kırmızı nokta logosuna iltibas yarattığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Dava, markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkini, davalının eyleminin davacının logo ve marka tescilinden doğan marka - telif hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti, durdurulması, önlenmesi  talebine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın kısmen kabulüne  karar verilmiştir. Karar davacı  vekili  tarafından istinaf edilmiştir. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı,  hükümsüzlük incelemesinin markaların kullanımına göre değil, markaların tescil edildiği haline göre yapılması gerektiği,  tescilden uzun süre sonraki kullanımlarda, markanın tescil olunduğu gibi değilde başkalarının markalarına yanaşılarak yapılan kullanımların marka hakkına tecavüz teşkil edebilirse de tek başına kötüniyetli tescile delalet  etmeyeceği, (Emsal Yargıtay 11.HD'nin 2019/5187 E- 2020/3833 K.sayılı kararı)  kötüniyetli tescilin varlığı için kötüniyetin tescil başvurusu anında varolması gerektiği, davacının logosunun eser vasfına haiz olmadığı, davacının "...+Şekil" markaları ile davalının "... + şekil" markası arasında iltibas bulunmadığı, davalının marka tescilinde kötü niyetli olduğuna dair delil bulunmadığı, somut olayda hükümsüzlük koşullarının bulunmadığı,ancak davalının markasını tescil ettiği haliyle değil de davacı markasına benzer şekilde kullanımının davacı markasına tecavüz oluşturduğu gerekçeler,yle İstinaf mahkemesi davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir. 04/12/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ  K:2024/1934 E:2024/1234Bilgisayar programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68)Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili şirketin ülkemizce mühendislik üzerine bilgisayar yazılımı üreten sayılı firmalardan biri olduğunu ve lisans hakkı kendilerine ait olan ... isimli bilgisayar yazılımının FSEK mevzuatı uyarınca eser sahibi olduğunu, TPE nezdinde "..." isim hakkını marka olarak tescil ettirdiğini, müvekkilinin sahip olduğu programların kullanılması ve sair şekilde çoğaltılması, değiştirilmesi, işlenmesi vb.hiç bir konuda ülkemizde veya yurt dışında hiç bir kişi ya da kuruluşa izin ya da yetki vermediğini, müvekkili şirkete gelen ihbarlar üzerine İstanbul 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2016/73 D.İş numaralı dosyasında yapılan tespit neticesinde alınan bilirkişi raporuna göre, mali hakları müvekkili şirkete ait olan Harita 2 isimli bilgisayarda ... yazılımı ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... modüllerinin, yine davalılara ait ... isimli bilgisayarda ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...modüllerinin bilgisayarda kurulu ve aktif olarak çalışır durumda olduğunun tespit edildiğini, bu şekilde müvekkili şirket yazılımlarının izinsiz  olarak  yüklenerek  kullanılmakta  olduğunun  belirlendiğini,  bu  olay üzerine şahıslar hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığında 2016/100351 soruşturma numarası ile şikayette bulunulduğunu, davalıların söz konusu eylemleri ile davacının mali haklarına tecavüz ettiklerini belirterek, davalılar tarafından davacıya ait bilgisayar programlarının izinsiz ve lisanssız kullanımı sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla şimdilik 16.000,00 TL'nin, eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren ticari reeskont faizi ile birlikte  davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.Davacı vekili 06/01/2019 tarihli dilekçesi ile tazminat talebini, 134.000,00 TL artırarak 150.000,00 TL olarak ıslah etmiş ve harcını yatırdığı anlaşılmıştır.Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Davalıların şahsi olarak dosya ile ilgilerinin bulunmadığını, davada taraf olarak FTK ....Şti.'nin gösterilebileceğini, diğer müvekkilleri ..., ... ve ... açısından husumet yöneltilemeyeceğini, İstanbul 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2016/73 D.İş sayılı dosyası ile yapılan bilirkişi incelemesine itiraz ettiklerini ve raporu kesinlikle kabul etmediklerini, bilirkişi tarafından bilgisayarlarda yapılan inceleme sırasında programa ait aktif olmayan linklerin açılmaya çalışıldığını, ancak kullanılmaması ve güncel olmaması sebebiyle açılamadığını ve hata verdiğini, ancak iş bu hata görüntülerinin rapora konulmadığını, raporda programın aktif olarak kullanıldığına ilişkin herhangi bir görüntü de bulunmadığını ve rapordaki görüntüler ve evrakların davalı şirkete ait olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.;Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk  Mahkemesi'nin   05/02/2019 tarihli 2017/92  E- 2019/24 K sayılı kararıyla;"Davacının hak sahibi olduğu bilgisayar programlarının FSEK anlamında eser olup, koruma kapsamında olduğu, davalıların herhangi bir lisans bedeli ödemeden bu programları bilgisayarlarında ve işlerinde kullandıkları tespit edildiği, programların emsaline göre bilirkişi raporuna göre, FSEK 68/1. maddesi uyarınca istenebilecek maddi tazminat tutarının üç katı üzerinden toplam 104.505,60 TL olduğu, davalı şirketin yöneticisi olan diğer davalıların haksız fiil mahiyetindeki bu eylemden müteselsilen sorumlu oldukları gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile,  toplam 104.505,60 TL tazminatın haksız fiil tarihi olan 01.09.2016  tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine," karar verilmiştir.Davacı vekili süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; Yargılamada Mahkemeye sunulan 16.04.2018 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilmemesi gerektiği ve İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2016/73D.iş dosyası kapsamında sunulan 08.09.2016 tarihli raporun hükme esas alınması gerektiğinin savunulduğu ve dosyanın tekrar bilirkişiye gönderilerek telif tazminatı hesabı yapılmasının talep edildiğini, talep doğrultusunda dosyanın bilirkişiye gönderildiğini ve alınan 01.08.2018 tarihli bilirkişi raporunda özetle; 2 adet bilgisayarda ... 5.1 versiyonun modülleri ile beraber kurulu ve çalışır vaziyette bulunduğu, zarar hesaplamasında satıcı firmanın uygulamakta olduğu %20 indirim oranına ek olarak yazılımın satışı bulunmaması sebebiyle %20 daha indirim uygulanması gerektiği kanaatine varıldığını, toplamda zarar üzerinden %40 indirim uygulanabileceği kanaatine varıldığını,  bilirkişiler tarafından hiçbir araştırma yapılmadan, bu versiyonun bugün satın alınması halinde müvekkili şirketin %20 oranında sürüm indirimi uygulayacağı kanısına varılmasının müvekkili şirketin satış politikasına tamamen aykırı olduğunu, Yargıtay kararlarına göre, şirketin maksimum indirim oranının %21,8 olduğunu, Diğer bir deyişle, müvekkili firmanın, eskime adı altında uyguladığı bir indirim oranı bulunmadığı halde, sayın bilirkişiler tarafından müvekkili firma satış stratejisi kapsamında bulunmayan bir uygulamanın varmış gibi hesap edilerek varsayım doğrultusunda %20 oranında indirim uygulanmasının hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını, 2016 yılında ... olduğu, davalının bilgisayarında ...’in bulunduğu gerekçesi ile tamamen keyfi bir şekilde belirlenen indirim oranının hukuki olmadığını, Bilirkişilerin davalıların bilgisayarında izinsiz ve lisanssız olarak yüklü bulunduğu sabit olan ve 2016 yılı fiyat listesine göre bedeli 8.350,00 TL olan ... modülünü hesaplamaya dahil etmediklerini, özensiz ve eksik bir rapor düzenlediklerini,Bilirkişi raporunda yazılım, donanım vb. ürünlerde distribütör firmaların belli kar marjlarıyla ürünleri bayiler kanalı ile satışa sunduğu, bayilerde satış adetlerine göre belli oranlarda indirim yaptığı, haksız rekabet ortamının sağlandığı durumlarda gerektiğinde ürünlerde liste fiyatı üzerinden %20-%40 oranında çok fazla indirimler yapıldığı belirtilmişse de bilirkişilerin bu tespitinin tamamen hatalı olduğunu, müvekkilinin şirket yazılımlarını bayiler kanalı ile satışa sunmadığını, müvekkili şirketin distribütör firmalarla her hangi bir anlaşması olmadığını, bu sebeple bilirkişilerin bu tespitlerinin somut dava bakımından uygulanırlığı olmadığını, emsal bedel, rayiç bedel belirlenirken yapılması gerekenin, müvekkili şirketin genel satış politikası ve uygulaması olduğunu beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; Davanın yalnızca davalı şirkete yöneltilebileceğini, diğer davalıların şirket ortağı olduğunu ve bu ortaklara husumet yöneltilemeyeceğini, gerçek kişi davalılar yönünden davanın pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini,Bilirkişice  bilgisayarda yapılan inceleme sırasında programa ait aktif olmayan linkler açılmaya çalışıldığını ancak programlar güncel olamadığından ve kullanılmadığından açılamadığını ve  hata verdiğini, ancak  hata veren linklerin ekran görüntülerinin bilirkişice rapora alınmadığını, dolayısıyla dosyaya eklenmediğini, işbu davada ise, delil tespit davasında eksik ve hatalı olarak düzenlenen bilirkişi raporu baz alınarak karar verildiğini, zira yerel mahkemece  alınan bilirkişi raporunda 11.04.2018 tarihinde müvekkili şirkete ait bilgisayarlarda yapılan incelemede, ... uygulaması ve modüllerine dair kayıt, dosya veya ize rastlanılmadığının belirtildiğini,Dosyada alınan bilirkişi raporlarında  müvekkili şirketin ... yazılımını aktif olarak kullanıp kullanmadığına ilişkin kesin bir tespit yapılmadığını,Müvekkili şirketin bir harita firması değil altyapı işleri yapan bir şirket olduğunu, dolayısıyla müvekkili şirketin ilgili yazılımı kullanım ihtiyacı bulunmadığını, bu sebeple programın her iki bilgisayarda da yüklü olmasının müvekkili şirket için herhangi bir menfaat içermediğini, müvekkili şirketin ihtiyacı olmayan programı kullanmasının mümkün olmadığını,Dava dosyasında programın iki sürümü de ayrı ayrı satın alınmış gibi değerlendirme yapılarak karar verildiğini, müvekkillerinin kötü niyetli olmadığını, tazminata hükmedilecekse dahi kanunda belirtilen asgari şekilde hükmedilmesinin hakkaniyet ilkesinin gereği olduğunu beyan ederek Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Dairemizin 29/09/2022 tarihli, 2020/1347 Esas-2022/1314 Karar sayılı kararı ile; Davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığından istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf sebeplerinin incelenmesinde; "İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden celbedilen davalı ...Şti'nin sicil kayıtlarına göre, gerçek kişi diğer davalıların şirketin yetkilisi olduğu, dava konusu eylem sebebiyle ayrıca şahsi sorumluluklarının bulunmadığı, eldeki davanın şirket aleyhine ikame edilebileceği, belirtilen sebeplerle husumet ehliyeti bulunmayan gerçek kişi davalılar aleyhine açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken, bu davalıların da davalı şirket ile birlikte müteselsilen sorumluluklarına hükmedilmesinin hatalı olduğu" gerekçesiyle; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesine göre yeniden esas hakkında hüküm kurularak; " ..., ... ve ... yönünden 6100 Sayılı HMK'nın 114/(1)-d ve 115/(2). maddeleri gereğince pasif husumet ehliyeti yokluğundan DAVA ŞARTI YOKLUĞU SEBEBİYLE USULDEN REDDİNE,-Davalı şirket yönünden davanın kısmen  kabulüne, toplam 104.505,60 TL tazminatın haksız fiil tarihi olan 01.09.2016  tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir.Dairemizin kararına karşı davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 30/04/2024 tarihli 2022/7112 Esas-2024/3422 Karar sayılı kararıyla; " Davacı tarafça, bilgisayar programlarını izinsiz kullanıldığını iddia ettiği şirketten ve şirketin yönetim kurulu üyelerinden maddi tazminat talebinde bulunduğu,  İlk Derece Mahkemesince davalı şirketin yöneticisi olmaları nedeniyle davalı gerçek kişiler bakımından da davanın kısmen kabulüne karar verildiği, davalılar vekilinin istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı gerçek kişilerin pasif husumeti olmadığına karar verilmişse de, davalı gerçek kişilerin  diğer davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri oldukları, 5846 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca aleyhlerinde dava açılabileceğinin dikkate alınmaksızın Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı" gerekçesiyle; Dairemizin kararının bozulmasına, davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,  karar verilmiştir.Yargıtay bozma ilamı ve duruşma günü taraf vekillerine tebliğ edilmiş, davacı vekilinin duruşmaya katılmadığı, davalılar vekilinin önceki kararda direnilmesini talep ettiği anlaşılmış, usul ve yasaya uygun görülen bozma ulamına uyulmasına karar verilmiştir.GEREKÇE;Taraflar arasındaki davacıya ait bilgisayar yazılımının izinsiz olarak kullanımından dolayı FSEK 68. Maddesine göre  tazminat  davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Dairemizce davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, mahkeme hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, davalı gerçek kişiler bakımından davanın usulden reddine karar verilmiştir.Davacı vekilinin temyiz başvurusu üzerine, Dairemizin kararının Yargıtayca bozulduğu anlaşılmış, usul ve yasaya uygun görülen bozma ilamına uyulmasına karar verilerek bozma kararı doğrultusunda davaya devam edilmiştir.Mahkemenin, davalı şirketin davacının hak sahibi olduğu bilgisayar yazılımının izinsiz kullanılması nedeniyle, davalı şirket hakkında FSEK 68. Madde uyarınca hükmedilen 104.505,60 TL tazminata ilişkin karara karşı davalı tarafça temyiz başvurusunda bulunulmaması, davacı vekilinin temyiz itirazının da reddi nedeniyle, davalı şirket hakkında verilen kararın taraflar yönünden usuli kazanılmış hak teşkil ettiği anlaşılmıştır. Dosyaya celp edilen davalı şirketin ticaret sicil kaydından, şirket yetkililerinin ..., ... ve ... olduğu, davalılardan ...'ın gerek delil tespiti, gerekse mahkemece yaptırılan 11/04/2018 tarihli keşif sırasında ...'ın işyeri yetkilisi sıfatıyla hazır bulunduğu anlaşılmıştır. 5846 Sayılı FSEK 66/2-3 maddesinde; "Tecavüz, hizmetlerini ifa ettikleri sırada bir işletmenin temsilcisi veya müstahdemleri tarafından yapılmışsa işletme sahibi hakkında da dava açılabilecektir.Tecavüz edenin veya ikinci fıkrada yazılı kimselerin kusuru şart değildir." hükümleri düzenlenmiştir.Yasal düzenleme gereğince, hizmetin ifası sırasında şirket yetkilisi ve çalışanlarının bir başkasının eserden kaynaklanan mali  haklarına karşı tecavüz fiilini gerçekleştirmesi halinde hem şirket hem de şirket yetkilisi ve/veya çalışanı hakkında dava açılabileceği gibi, TMK 50. Madde gereğince de, tüzel kişinin iradesinin organları aracılığıyla açıklandığı, organların bütün fiilleriyle şirketi borç altına sokacakları ve kusurlarından ayrıca şahsi olarak da sorumlu olacakları düzenlenmekle, mahkemece davalı şirketin temsilcilerinin sorumlu tutulmasında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş, taraf vekillerinin ileri sürdükleri istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı kanaatine varılmakla istinaf başvurularının esastan reddine,  karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 28/11/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİK:2024/1943 E:2022/599Sözleşmenin geçerlilik şekli (FSEK m.52) ve cayma hakkının kullanılması (FSEK m.58)Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının merhum Prof. Dr. ...'nin yazarı olduğu ve tüm mali hakları müvekkillerine ait olan "Türk Dil Bilgisi" isimli eseri müvekkillerinden habersiz ve izin almadan, taraflar arasında sözleşme olmadan, kötü niyetli, haksız ve hukuk dışı olacak şekilde eseri bastığını, çoğaltıp piyasaya sürdüğünü, eserin davalı tarafından 50,00 TL'ye satışa sunulduğunu, eserin davalı tarafından kaç adet basıldığının, eser için kaç adet bandrol alındığının bilinmediğini, ayrıca eserin matbaa aşamasında kaç adet basıldığının da bilinmediğini, davalının bu eyleminin müvekkilinin eser üzerindeki mali haklarına ve manevi haklarına halel getirdiğini, eserin müvekkillerinden izin alınmadan ve habersiz olarak yayınlanmasının müvekkillerinin büyük üzüntü duyduğunu, manen çökmüş olduklarından bahisle; öncelikle devam eden tecavüzün ref'i ve muhtemel tecavüzün men'ine, haksız ve hukuka aykırı olarak çoğaltılmış eserin satışının durdurulması, mevcutların toplatılması, yeni basım yapılmasının önlenmesine dair ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalı tarafından müvekkillerin yasal hakları ihlal edilmek suretiyle, basılan eserin adedi, bedeli ve emsal rayiç telif oranı dikkate alınarak H.M.K.107. maddesi gereğince müvekkillerin uğradığı maddi zararın tespitine,  her türlü talep, dava ve fazlaya ilişkin tüm hak ve alacakları saklı kalmak üzere FSEK 68.md. gereğince müvekkillerin uğradığı zararın en az 3 (üç) katı tutarında olacak şekilde ve FSEK 70/3. Md. gereğince hukuka aykırı olarak davalı tarafça elde edilen kar tutarının H.M.K.'nun 107 md. gereğince şimdilik 1.000.-TL maddi tazminatın davalı taraftan eserin ilk yayın tarihi itibariyle işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsiline, üç mirasçı için olacak şekilde toplam 30.000-TL manevi tazminatın eserin ilk yayını tarihi itibariyle işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı taraftan tahsiline, kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların miras bırakanı ...'in müvekkili firmada ortaklığı bulunan bir kişi olduğunu, dava konusu eserinden başkaca eserlerinin de müvekkili yayın evinden çıkmış ve bazılarının halen yayımlandığını, müvekkilinin bu yayınları yaparken telif sözleşmeleri akdettiğini ve bu sözleşmeler çerçevesinde faaliyetlerini bugüne kadar yürüttüğünü ve yürütmeye devam ettiğini, dava konusu Türk Dil Bilgisi adlı esere ilişkin olarak da;  müvekkili ile ...  arasında 5.3.1981 tarihinde Sözleşme akdedildiğini, bu sözleşmede  yazarın  dava konusu eserin yayın haklarını müvekkiline devrettiğini, taraflarca eserin 5. baskısından itibaren yeni baskılarının, daha önce Edebiyat Fakültesince yayınlanmış 4. baskıdan aynı basım olarak yayımlanacağının kararlaştırıldığını, yine sözleşmeye göre"  %7  telif ücreti ödenecektir.Ödemeler, eserin yayınını takip eden ay içinde peşin ödenecektir.Takip eden baskılarda da bu şekilde uygulama yapılacaktır. Devir sözleşmesinin akdedildiği ve bu sözleşme ile esere ilişkin çoğaltma ve yayma haklarının eser sahibi tarafından müvekkil firmaya devredildiği açıkça görülmektedir. Devirle birlikte hakkın, devralanın malvarlığına intikal etmesi ve bu şekilde devredenin hakkın sahibi olma vasfını yitirmesi sebebiyle aynı hakkın ikinci defa bir başkasına devredilmesi mümkün değildir. Nitekim 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanununun 54. maddesinin birinci fıkrasında da “Mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre salahiyetli olmayan kimseden iktisap eden hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye göremez” hükmüne yer verildiğini, bu nedenle  yayın hakları müvekkile ait dava konusu eserin yayın haklarının mirasçılar tarafından başkasına devrinin de mümkün olmadığını, müvekkilinin bugüne kadar 1981 tarihli Sözleşmeye göre uygulama yaptığını, bu uygulama gereği eserin yeni baskılarını gerçekleştirdikçe eser sahibi hayattayken kendisine, vefattan sonra da mirasçıların banka hesaplarına ödemeler yaptığını, yapılan son baskı üzerine mirasçıların kendilerine yapılan ödemeyi reddettiklerini, dava dilekçesinde iddia edildiği gibi habersiz, izinsiz ve kötü niyetli yapılan bir baskı olmadığını tam aksine, haberli, izinli, iyiniyetli ve hukuka uygun baskılar olduğunu, davacıların dava konusu kitabın müvekkili yayınevinden değil, rakip firma olan ... Yayınlarından çıkmasını istediklerini,  dava dışı ...  Yayınları ile davacı olan mirasçılar bir anlaşma yaparak dava konusu kitabın baskısında anlaştıklarını, baskıyı gerçekleştiren ... Yayınları'nın, eseri yayımlayabilmek için bandrol müracaatı  yaptığını, bunu farkeden  müvekkilinin  Kültür ve Turizm Bakanlığına yazı yazarak dava konusu eserin mali haklarının kendisinde olduğunu beyan ederek bandrol verilmemesini talep ettiğini, bunun üzerine  dava dışı Alfa Yayınlarına bandrol verilmediğini ve  eserin piyasaya çıkarılmadığını beyanla haksız davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince; "Tüm dosya kapsamı, sunulan deliller, birbirleri ile uyumlu, mahkememizce de hükme esas alınan her iki bilirkişi raporu bir bütün olarak değerlendirildiğinde 1981 tarihli sözleşmeye dayalı olarak davalının basım ve yayım haklarının devam ettiği anlaşıldığından somut olayda tecavüz şartlarının oluşmadığına kanaat getirilmekle davanın reddi" şeklindeki gerekçeleri ile;Davanın REDDİNE, şeklinde hüküm kurulmuştur.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının  27.01.2021 tarihli Bilirkişi Raporundaki tüm tespit ve değerlendirmeleri bire bir olacak şekilde yani kopyala yapıştır ile kendisine gerekçe yapıldığını rapora itirazlarının dikkate alınmadığını, mahkemenin  kararına dayanak yapılan 5.3.1981 tarihli sözleşmenin  sadece 5. Baskı için akdedildiğini,  davalı taraf 5.3.1981 tarihli sözleşmeye dayanarak  5. Baskıyı 1981 yılında , 6. Baskıyı 2019 yılında 7. Baskıyı 2020 yılında yapmış gibi hukuk dışı ve hayatın olağan akışına uygun olmayan iddialarda bulunduğunu, kabul anlamında olmamak üzere; davalı tarafın iddiasına dayanak yaptığı 5.3.1981 tarihli sözleşmenin ıslak imzalı orijinal asıl olduğu, sözleşmedeki imzanın  merhum yazarın imzası olduğu ve sözleşmenin geçerli olduğu bir an için kabul edilse dahi  iş bu sözleşme sadece bir baskılık olacak şekilde 5. Baskı için akdedilmiş olup bundan sonraki baskılar için akdedilmediğini,  dayanak yapılan sözleşmede kitabın kaç baskı yapılacağı, her baskıda kitabın kaç adet basılacağı somut, açık ve net olmayıp belirli olmadığını, bu nedenlerle davalı taraf ve dolayısı ile Sayın Mahkeme kararına dayanak yapılan 5.3.1981 tarihli sözleşmenin  F.S.E.K. ve T.B.K. uygun olmayıp geçerli olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere sözleşmenin geçerli olduğu kabul edildiği takdirde sadece 5. Baskı için akdedildiğini davalı tarafça düzenlenmiş ve  ...'e sunulmuş olan 1. Bandrol talep formunda kitabın " 6. Basım" için 20.09.2019 tarihinde 5.500 adet, 2. Bandrol talep formunda kitabın "7. Basım" için  için 22.10.2020 tarihinde 6.000 adet davalı tarafça bandroller alındığını. davalı tarafça 1. ve 2. Bandrol talep formlarında da açıkça beyan, kabul ve ikrar edildiği üzere davaya konu kitabın 6. ve 7. Basımı için bandrol alınmış olmasının  5.3.1981 tarihli sözleşmenin sadece bir baskı için yani 5. Baskı için akdedilmiş olduğunu açıkça teyit ettiğini,  sözleşmede hangi hakların devir edildiği açıkça ve ayrı ayrı olacak şekilde gösterilmemiş olup hangi hakkın devir edildiği açık olmadığı için F.S.E.K 52. Md. göre de sözleşme geçerli olmadığını, ayrıca bu tür sözleşmelerde uygulanabilecek olan eski B.K. 375. Maddesi ile yeni B.K. 491 md göre,  sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkı olduğunu, taraflar, sözleşmenin süresini veya baskı adedini kararlaştırmak zorundadırlar...." düzenlemesine göre  de 5.3.1981 tarihli sözleşme bir baskı için akdedildiğini  zaten bu durum sözleşmede de açıkça belirtildiğini bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin istikrar bulmuş bir çok kararları bulunduğunu. ( Örneğin; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas : 2012/171, Karar : 2012/380, Tarih : 13.06.2012 kararı - Dilekçemiz ekinde dosyaya sunulmuştur - Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi, Esas: 2004/10681, Karar : 2005/7713, Tarih : 15.07.2005 Karar - Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi, Esas : 1975/4967, Karar : 1975/7001, Tarih : 04.12.1975 kararı gibi bir çok karar). Mahkemenin gerekçesinde,"... davacıların, davalı  yayınevinin 1981-2019 tarihleri arasında basım yapmadığı iddiasının bu hüküm çerçevesinde değerlendirilmesi neticesinde dahi davacıların yasal olarak cayma hakkını  münasip sürede basım olmadığında kullanmadığı, dolayısıyla kanunda açıkça yer alan hakkı kullanmayarak bu hükümden yararlanma hakkının tekrar basım yapıldığı için kaybettikleri kanaatine ulaşılmıştır.... 1981 tarihli sözleşmeye dayalı olarak davalının basım ve yayım hakları devam ettiği anlaşıldığından ...." iddiası hukukilikten uzak olduğunu,   taraflarınca keşide edilen k muhatabı davalı taraf olan  iki adet ihtarnamenin bulunduğunu davalı tarafından ihtarnameye cevap ihtarında, diğer eserlerin isimlerini , sözleşmelerin tarihlerini ayrıntılı bir şekilde izah ettiğini, ancak davaya konu “Türk Dil Bilgisi” isimli eserden ve 5.3.1981 sözleşmeden hiç bahsetmediğini, davalı tarafın 5.3.1981 tarihli sözleşmenin bir baskılık olduğu için son bulduğunu, geçersiz olduğunu bildiğini ve kabul ettiğini, keşide ettikleri  ihtarnamede davalı taraftan tüm eserlere ait stok durumu, telif tahakkuku ve ödemesi durumu, bandrol bilgisi talep edilmişken bu bilgilerin taraflarına verilmediğini, iki adet  ihtarnamede  de görüleceği üzere Merhum Prof. Dr. ... tarafından kaleme alınmış olan tüm kitaplar ile alakalı tüm sözleşmelerin son bulmuş olduğunu, sözleşmelerin geçerli olmadığı, tüm telif hakları müvekkillerde olan tüm kitapların basımının ve dağıtımının yapılmaması davalı tarafa açıkça ihtar edildiğini, bu nedenle davalı tarafça iddia edilen 5.3.1981 tarihli sözleşmede son bulmuş olduğundan geçersiz olup davalı taraf ihtarnameler tarihine kadar yani 1981 - 2019 tarihleri arası bu eseri hiç basmadığını gönderdikleri ihtarnameler ile  tüm sözleşmelerin son bulduğu, sözleşmelerin geçersiz olduğu, tüm kitapların basımının ve dağıtımının yapılmamasının açıkça davalı tarafa iki kez ihtar edildiğini bu bildirimlerin  birer cayma bildirimi olduğunu,  bu cayma bildirimleri gereği davalı taraf F.S.E.K. 58. maddesi gereği 4 hafta içinde itiraz davası açmadığını, her iki ihtarname tarihinin davalı tarafça yapılan baskıdan önce olduğunu,  iki ihtarname tarihinin   ( 01.04.2019 -  18.06.2019 )  davalı tarafın 6. basımı için bandrol alma tarihi 20.09.2019 tarihinden önce olduğunu, cayma hakkının iki ihtarname ile kullanıldığını Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararında da açıkça görüleceği üzere davacının davalı tarafa ihtarname keşide ettiği ve ihtarname tarihinden sonraki dönem için geçersiz olan sözleşmeye dayanarak davalı tarafın basım yapamayacağı açıkça belirtildiğini, iş  bu davaya konu eser olan “Türk Dil Bilgisi” isimli eser için Merhum Prof. Dr. ... ile .... arasında 12.07.1988 tarihli sözleşme akdedildiğini dava konusu eser 12.07.1988 tarihli sözleşme dayanak yapılarak 1988 – 2018 arasında yani 30 yıl boyunca ... tarafından basıldığını, bu durumun dosyada ve bilirkişi raporlarında da  açıkça görüldüğünü, davalı taraf madem 1981 yılında sözleşme akdedildiğini ve halen geçerli olduğunu iddia ediyor ise  1988-2018 yılları arasında yani 30 yıl boyunca dava dışı üçüncü bir kişinin davaya konu eseri basmasına neden göz yumduğunu, 1981 tarihli sözleşme olduğu iddiasında olan davalı taraf neden bunu üçüncü kişiye karşı ileri sürmediğini,  2019 yılında yani 38 yıl sonra haksız, kötü niyetli ve hukuka aykırı olarak neden bu eseri bastığını, 30 yıl boyunca davaya konu eseri dava dışı üçüncü bir kişinin basmasına göz yuman davalı taraf kendisine dayanak yapmaya çalıştığı 1981 tarihli sözleşmenin geçersiz olduğunu, son bulduğunu sessizliği ve eylemsizliği ile açıkça kabul ve ikrar ettiğini, davalı tarafın iddiasına dayanak yaptığı 05.03.1981 tarihli sözleşmenin ıslak imzalı, orijinal aslının dosyaya sunulmadığını, müvekkillerinin  sözleşmenin net ve okunaklı olmadığını, sözleşmedeki imzanın merhum yazarın imzasına benzediği, ancak imzanın merhum yazara ait olmayabileceği, sözleşmenin ıslak imzalı orijinal asıl olup olmadığı  konularında ciddi tereddütleri ve şüphelerinin olduğunu sözleşmenin ıslak imzalı orijinal asıl sözleşme olup olmadığının incelemesinin yapılması gerektiğini, ancak davalı tarafından sözleşmenin aslının sunulmadığını, özellikle sözleşmenin  ıslak imzalı orijinal asıl bir sözleşme olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılması gerektiğini, ayrıca 6 ve 7. Basım için davalı tarafça düzenlenmiş olan bandrol talep formlarında sözleşme tarihi olarak 5.3.1981 değil 04.03.1981 yazıldığını, davalı tarafın basımını yaptığı kitabın ilk sayfasına göre ilk baskıyı 2019 Ekimde yapmış olmasına rağmen mahkemeyi yanıltmak için sanki daha önce de aynı eseri basmış ve gerek merhum yazara gerekse mirasçılarına ödeme yapmış gibi gerçek dışı iddialar da bulunduğunu, kabul anlamında olmamak üzere; 5.3.1981 tarihli sözleşmenin geçerli olduğu kabul edildiğinde,  davaya konu eserin ilk baskısı adıyla  2019 Ekim ayında basımının yapılması hukuki olmayıp hakkın kötüye kullanılması olduğunu, belirterek istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; dava konusu eseri kaleme alan ve eserin haklarını sınırsız süre ile müvekkil firmaya devredenin muharrir ... olduğunu, müvekkilin yayınevi bu yayınları yaparken telif sözlemesi yaptığını, bu sözleşme gereğince faaliyetlerini sürdürdüğünü ve yürütmeye devam edeceğini, Türk Dil Bilgisi eseri müvekkil ile rahmetli ... arasında 05/03/1981 tarihli yayın haklarını müvekkile devrettiğini, dava konusu Türk Dil Bilgisi adlı esere gelince; müvekkil ile rahmetli ... arasında 5.3.1981 tarihli yayım haklarını müvekkile devrettiğini, taraflar eserin 5. baskısından itibaren yeni sözleşme akdettiğini, devir sözleşmesinin akdedildiği ve bu sözleşme ile esere ilişkin çoğaltma ve yayma haklarının eser sahibi tarafından müvekkil firmaya devredildiği açıkça görüldüğünü,  yayım hakları müvekkile ait dava konusu eserin yayım haklarının mirasçılar tarafından başkasına devri de mümkün olmadığını, müvekkilin de bugüne kadar 1981 tarihli sözleşmeye göre uygulama yaptığını uygulama vefattan sonra gereği eserin yeni baskılarını gerçekleştirdikçe eser sahibi hayattayken kendisi de mirasçıların banka hesaplarına ödemeler yapıldığını ve yapılmaya devam edildiğini, taraflar arasındaki ilişki müvekkilin yazarı ... vefat edince mirasçıların hesaplarına müvekkil firma ödemeler yaptığını, fakat mirasçılar dava konusu kitabın müvekkil yayınevinden değil, rakip firma olan Alfa Yayınlarından çıkmasını istediklerini,  müvekkil dava konusu eserin basımı için, rahmetli ... ile sözleşme imzalamış ve bu isim hayattayken de taraflar arasında hiçbir ihtilaf doğmadığını, geçen yıllar boyunca esasen davacılarla da müvekkil arasında bir ihtilaf doğmadığını, taraflar arasındaki ilişki hakkında biraz daha arka plan vermek gerekirse; dava dışı ...Yayınları ile davacı olan mirasçılar bir anlaşma yaparak dava konusu kitabın baskısında anlaştıklarını, baskıyı gerçekleştiren ... Yayınları, eseri yayımlayabilmek için bandrol müracaatı yaptığını, bunu fark eden müvekkilin, Kültür ve Turizm Bakanlığına yazı yazarak dava konusu eserin mali haklarının kendisinde olduğunu beyan ederek bandrol verilmemesini talep ettiğini, bunun üzerine bakanlığın hazırladığı mütalaa nedeniyle ... Yayınlarına bandrol verilmemiş ve anılan yayınevi eseri piyasaya çıkaramadığını, bakanlığın mütalaasında eser sahibi ...'in sözleşmeyle eserin çoğaltma ve yayma haklarını sınırlama getirmeksizin yayınevine devrettiğini  devirle birlikte hakkın devralanın malvarlığına intikal etmesi ve bu şekilde devredenin hakkın sahibi olma vasfını yitirmesi sebebiyle aynı hakkın ikinci defa bir başkasına devredilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle ...Yayınlarına bandrol verilmediğini,  sonuç alamayan ... Yayınları, mirasçıları tahrik ederek huzurdaki davayı açtırtığını, merhum ... müvekkil ile imzaladığı 05.03.1981 tarihli sözleşme ile dava konusu eserin tüm mali haklarını sınırsız süre ile müvekkile devrettiğini, bu sözleşme incelendiğinde, dava konusu eserin müvekkil şirkete sınırsız süre ve basım hakları ile devredildiği ve eser sahibine de buna göre birden fazla ödeme yapıldığı açıkça anlaşıldığını,  yerel mahkeme tarafından alınan kök ve ek bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, davacı tarafın alınan bilirkişi raporuna itiraz ettiğini, ek inceleme yapılmadığını iddia ettiğini, davacı tarafın itirazları üzerine dosya ek rapora gittiğini, davacı itirazlarının yersiz olduğunun bilirkişi ek raporu ile de tespit edildiğini, davacının davası hukuki dayanaktan yoksu olduğunu, bu husus yerel mahkeme tarafından alınan kök ve ek bilirkişi raporu ve Yerel Mahkeme tarafından da ortaya konulduğunu, davacı taraf her ne kadar Bakırköy .... Noterliği 1.4.2019 tarih, ... yevmiye numaralı ve Bakırköy .... Noterliği, 18.6.2019 tarih, .... yevmiye numaralı ihtarnameleri ile cayma ihtarından bulunduğunu ifade etmişse de bu ihtarnamelerde cayma kelimesinin geçmediği gibi bu iradeyi ortaya koyacak bir kelime ya da cümle dahi bulunmadığını, ihtarlar incelendiğinde davacının yalnızca hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde müvekkil ile hak sahipleri arasında imzalanan sözleşmelerin geçersiz olduğu iddia ettiğini, davacı diğer tarafından 3. bir kişinin dava konusu eseri uzun yıllarca bastığını ancak müvekkilin ise bu duruma müdahale etmediğini dolayısıyla elindeki sözleşmenin geçersiz olduğunu bildiğini iddia ettiğini,  müvekkilin elinde halen geçerli bir mali hak devir sözleşmesi olduğunu,  hukuki dayanaktan yoksun davacı istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davacı vekili dava dilekçesi ile  davalının merhum Prof.Dr. ...'nin yazarı olduğu ve tüm mali hakları müvekkillerine ait olan "Türk Dil Bilgisi" isimli eseri müvekkillerinden habersiz ve izin almadan, taraflar arasında sözleşme olmadan, kötü niyetli, haksız ve hukuk dışı olacak şekilde eseri bastığını, çoğaltıp piyasaya sürdüğünü, belirterek basılan eserin adedi, bedeli ve emsal rayiç telif oranı dikkate alınarak H.M.K.107. maddesi gereğince müvekkillerin uğradığı maddi zararın tespitine,  her türlü talep, dava ve fazlaya ilişkin tüm hak ve alacakları saklı kalmak üzere FSEK 68.md. gereğince müvekkillerin uğradığı zararın en az 3 (üç) katı tutarında olacak şekilde ve FSEK 70/3. Md. gereğince hukuka aykırı olarak davalı tarafça elde edilen kar tutarının H.M.K.'nun 107 md. gereğince şimdilik 1.000.-TL maddi tazminatın davalı taraftan eserin ilk yayın tarihi itibariyle işleyecek ticari avans faiz ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.Uyuşmazlığa konu  05/03/1981 tarihli sözleşme fotokopisinde  (aslı yok)  davacıların murisi Prof. Dr. ...'in  hak sahibi olduğu dava konusu Türk Dilbilgisi adlı eserin mali haklarının davalı yayınevine devrine ilişkin olduğu,  sözleşme taraflarının ...  A.Ş temsilen ... ile müteveffa ... olduğu, müteveffanın tüm yayın haklarını herhangi bir sınırlama olmaksızın ... A.Ş ye devrettiği , telif ödemesinin sözleşmenin 3. Maddesi gereği “ eserin ilk yayınındaki fiyatı ile baskı sayısının çarpımı ile bulunacak rakamın yüzde 7 si olacağı, keza eserin müteakip baskılarına da aynı usulün tatbik edileceği belirtilmiştir 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun 20 vd. maddeleri uyarınca çoğaltma ve yayma haklan çerçevesinde “eser sahibinin mali hakları” içerisinde yer alır. Bilindiği üzere eser sahibi, hakları üzerinde tasarruflarda bulunabilir. Fikri haklara mahsus tasarruf yöntemleri “devir veya ruhsat" yöntemiyle gerçekleşebilir. Devir işlemi (ki bu işlem yalnızca mali haklar için söz konusudur), bir hakkı hak sahibinden süresiz ve tümüyle çıkarırken, ruhsat (sınai haklardaki ifadeyle lisans) işlemi ise geçici bir kullanım yetkisinin verilmesini içerir ki bu süre bittiğinde hak sahibi hakkının üzerinde yeniden tam yetki sahibi olur. FSEK m.58 şu hükmü içermektedir: "Mali bir hak veya ruhsat iktisap eden kimse, kararlaştırılan süre içinde ve eğer bir süre tayin edilmemişse icabı hale göre münasip bir zaman içinde hak ve salâhiyetlerden gereği gibi faydalanmaz ve bu yüzden eser sahibinin menfaatleri esaslı surette ihlâl edilirse eser sahibi sözleşmeden cayabilir.Bakırköy ... Noterliği'nin 01/04/2019 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamenin karşı tarafının davalı şirket ve ..., ... olduğu  ve aynı Noterliğin 18/06/2019 tarih 10320 yevmiye nolu ihtarnamelerinin davacılar tarafından davalı adına ihtar edildiği ve murislerine ait eserlerin basılmamasının  ihtaren bildirildiği görülmüştür.Davalı Üsküdar .... Noterliği'nin 05/04/2019 tarih ... yevmiye nolu ihtara  cevabında sözleşmelere istinaden basım yaptığını ileri sürmüştür.Davalı tarafından dava konusu kitabın  6.basımı Ekim 2019 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Davacılar 1981 tarihli sözleşmenin geçersiz olduğunu geçerli olarak kabul edildiği takdirde sadece 5. Basımı  kapsadığını ileri sürmektedirler.Dosyada mevcut ... talep formlarında talep eden ... tarafından 12/07/1988, 19/07/1988 tarihli sözleşmelere istinaden, talep eden ... Tanıtım adına ... tarafından 03/10/1999,10/08/1988  tarihli sözleşmelere istinaden 2002 , 2006 tarihlerinde bandrol talebinde bulunulduğu görülmüştür.Dosyaya celp edilen  bilirkişi raporunda incelenen 3. Kişiler tarafından alınan bandroller de göz önüne alındığında sözleşme tarihinden sonra 3.kişiler tarafından kitabın basıldığı anlaşılmıştır.Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, dosyada sözleşme aslının bulunmadığı, davacı mirasçıları vekili tarafından müvekkilleri ile yaptığı görüşmelerde iddia edilen sözleşmenin net ve okunaklı olmadığı , sözleşmedeki imzanın merhum yazarın imzasına benzediği , ancak imzanın merhum yazara ait olmayabileceğini   iddia edilen sözleşme aslının davalı tarafça mahkemeye  sunulması ve  imza incelemesi yaptırılmasını talep edilmiş olmakla,  Mahkemece öncelikle sözleşme aslının celbi sağlandıktan sonra imza incelemesi yaptırılmasına, sözleşme kapsamında hangi hakların devredilip devredilmediği hususlarının araştırılmasına karar verilmesi gerekir iken eksik inceleme neticesinde karar verildiği anlaşılmıştır.Tüm bu nedenlerle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın esastan incelenmesi için ait olduğu mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak davacılar vekilinin istinaf isteminin kabulüne karar verilmiştir.  28/11/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ K:2024/1944 E:2022/625Mimari proje eserine tecavüz iddiasıDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 06.12.2012 tarihinde ''Mimarlık ve Mühendislik Proje Hizmeti” alınmasına yönelik hizmet alım sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin toplam bedelinin 106.000,00 TL + KDV olduğunu, bu işe ilişkin olarak müvekkil şirketin 6.360,00 TL kesin teminat yatırdığını, işin süresinin ise işe başlama tarihinden itibaren 60 gün olarak kararlaştırıldığını, davalının projeyle ilgili üzerine düşen işlemleri yapmadığını, vaziyet planı onayını alarak müvekkiline sunmadığını, davalı tarafın süre konusuyla ilgili sorun olmayacağını müvekkiline söylediğini, müvekkilinin yapılabilen işlere ilişkin tamamlanan projeleri ... Mesken Müdürlüğü’ne sunduğunu,  davalının sözleşmenin normal bitim tarihi olan 07.02.2013’ten yaklaşık bir ay sonra 01.03.2013 tarih ve TN:... sayılı yazı ile Kağıthane Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nden vaziyet planı onayı talebinde bulunduğunu, davalının İstanbul .... Noterliği’nden keşide ettiği 12.06.2013 tarih ve ...’lu ihtarname ile Sözleşme’nin 16. maddesi hükmüne göre cezalı çalışma süresinin 18.05.2013 tarihinde dolduğunu ileri sürerek sözleşmenin feshedildiğini ihbar ettiğini, davalının sözleşme konusu işlerle ilgili Tasfiye Kabul Tutanağı ve hak edişlerin hazırlandığını belirttiğini, müvekkiline toplam sözleşme bedelinin %30’u tutarında (31.800,00 TL) ceza tahakkuk ettirildiğini, yapılan  işlemden sonra müvekkil davacı Şirket’e 18.199,30-TL borç çıkarıldığını, müvekkil şirketin davalıya tekrar müracaat ettiğini, sözleşme konusu işleri kabul komisyonunun bilgisi, yönlendirme ve talebi doğrultusunda tamamladığını, yeniden hesaplama yapılarak, kesin hesap ve hak edişin düzenlenmesi talebinde bulunduğunu, projeye dair teslimlerin yapıldığının davalı tarafından teyit edildiğini, davalı idarenin kendisinin İdari Sözleşmeden doğan yükümlülüklerini zamanında yerine getirmediğini ve bundan kaynaklanan gecikmelerin faturasını da müvekkiline yansıtarak haksız fesih gerçekleştirdiğini, müvekkil şirketin izni alınmadan ve kendisine herhangi bir ödeme yapılmadan müvekkiline ait mimari projenin, davalı idare tarafından Kağıthane İlçesi, ..., ... Ada ... Parsel, ... Ada ... Parseller ve ... ada ... Parsellerde kullanıldığını, kopyalanmak suretiyle uygulatıldığını, davalı idarenin işe ilişkin müelliflik haklarının tamamının müvekkilinde olduğunu, dava konusu işin şekil olarak planların tamamen aynı olduğunu, ufak farklılıklar veya ilavelerle birlikte müvekkilinin sehven yapılan bariz hatalarının dahi taklit edilerek uygulandığını, davalı idare’nin izinsiz kopyalama işlemlerinin müvekkilinin mimari projesine tecavüz mahiyetinde olduğunu maddi ve manevi haklarını ihlal ettiğini belirtmiş müvekkilleri tarafından hazırlanıp idareye sunulan proje ile uygulanan mimari projenin kıyaslanması suretiyle aradaki benzerliklerin bilirkişi incelemesi yapılarak tespiti ile projeye konu olan inşaat ruhsatlarının verildiği tarihteki rayiç mimari proje bedellerinin üç katı tutarında tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 318.000,00 TL maddi tazminatın ruhsat tarihlerinden itibaren uygulanacak ticari reeskont faizi ile tahsilini yine 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile masrafı davalılara ait olmak üzere ilgili hükmün yüksek tirajlı ulusal yayın yapan gazetelerin birinde ilanına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;dava konusu işin müvekkili ile davacı arasında pazarlık usulü ile ihalesi yapılan ve 06.12.2012 tarihinde sözleşmesi yapılan bir iş olduğunu, 10.12.2012 tarihinde yer tesliminin yapıldığını ve işin süresinin 60 gün olduğunu, davacı tarafından iddia edilen Kağıthane Belediyesinin 15.03.2013 tarihli yazısında belirtilen eksikliklerin davacının sözleşme kapsamında yapması gereken işleri engelleyici nitelikte olmadığını, çalışılan süreçte davacının müvekkiline yerine getirmediklerini iddia ettiği eksikliklere ilişkin bir talepte bulunmadığını, sözleşme teknik şartname kapsamında davacının sorumluluğunun mimari, statik ve peyzaj projelerini hazırlamak ve teknik şartnamenin B.1 ve B.2 maddesinde belirtilen projeler, analizler, raporlar, hesaplar, mahal listeleri ve metraj hesaplamalarının teslim edilmesi olduğunu, ihale kapsamında proje onaylarına ilişkin davacının sorumluluğunun sadece İtfaiye Destek Hizmetleri Müdürlüğü onayı ve statik projenin teknik üniversite veya oda onayına sunulması olduğunu, davacının 07.02.2013 tarihli dilekçesi ile işi tamamladığını müvekkiline bildirdiğini ancak teslim edilmesi gereken belgelerin dilekçe ekinde bulunmadığının müvekkili tarafından tespit edilmesi üzerine davacıya 19.02.2013 tarihli yazı ile günlük olarak sözleşme bedelinin yüzde 0,3' ü oranında ceza uygulanacağının bildirildiğini, davacının sözleşmeye göre teslim tarihi olan 07.02.2013 tarihi sonrasında 29.03.2013 tarihinde İtfaiye onaylı mimari uygulama projelerini ... ada ... parsele ait projeler hariç olmak üzere müvekkiline teslim edildiğini ve bu durumun davacının iddia ettiği şekilde müvekkili tarafından davacıya verilmesi gereken ancak verilmeyen eksik bir belge olmadığını gösterdiğini, 19.02.2013 tarihinde müvekkilince davacıya teslimin eksik olduğunu ve cezalı çalışma döneminde olunduğunun bildirildiğini, sözleşmeye göre cezalı çalışma sonucunda hesaplanan ceza bedelinin hiçbir suretle sözleşme bedelinin yüzde 30'unu geçmeyeceğinin kararlaştırılması nedeniyle ve bu miktarın 18.05.2013 tarihinde dolması nedeniyle müvekkilinin sözleşmenin 16.3 sayılı maddesi uyarınca 07.06.2013 tarihinde Başkanlık Onayı ile fesih işlemleri ve yapılan işlerin tespiti için Tasfiye Heyeti oluşturulduğunu, davacının 10.06.2013 tarihinde müvekkili idare müdürlüğüne çağrıldığını ve tespit tutanağının hazırlandığını ancak davacının tutanağı imzadan imtina ettiğini ve müvekkili idare tarafından tutanağın imza altına alındığını, tutanağa göre ihale konusu iş kapsamındaki ... ada ... parsele ... ada ... parsele ilişkin itfaiye onaylı mimari projelerin teslim edildiğinin tespit edildiğini, 12.06.2013 tarihinde Tasfiye Kabul Tutanağının imza altına alındığını, davacı tarafından 20.06.2013 tarihinde müvekkiline gönderilen ihtarname ile eksiklerin giderilinceye kadar geçen sürenin sözleşmeye eklenmesi gerektiğinden bahisle fesih işleminin sözleşmeye aykırı olduğunun belirtildiğini ancak hem sözleşmenin 17.2.1 hem de HİGŞ'nin 35'inci maddesine göre davacının fesih öncesinde süre uzatım talebinde bulunmamış olması nedeniyle fesih sonrasında süre uzatımı talebinin uygun olmadığını, davacının sözleşmeye göre belirlenen teslim tarihinden 5 ay sonra 11.07.2013 tarihinde yaptığı teslimler fesih sonrasında yapılmış olmaları nedeniyle değerlendirmeye alınmadığını, davacıya 12.06.2013 tarihli hak ediş raporu düzenlenerek teslim ettiği mimari proje bedellerinin ödendiğini ve davacı tarafın iddia ettiği şekilde bedelsiz bir kullanımın söz konusu olmadığını, müvekkilinin ihale kapsamında süresi içerisinde teslim alınan mimari projelerin teslimi yapılmayan ... ada ... parsel hariç revize ederek kullanarak yapı ruhsatı alındığını belirtmiş, davanın tümden reddini talep etmiştir.Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; vaziyet planının onay işlemleri için gerekli olan arsalardaki terk ve tevhid işlemleri davalı tarafın ihale öncesi yapması gereken işlemler olduğunu, davalı taraf da süresinde proje alanları ile ilgili terk ve tevhid işlemlerini yaptırmadığından vaziyet planı onayı yapılamadığını, davalı tarafından söz konusu işlemlerin yapılması ile ilgili müvekkili tarafından davalı idareye herhangi bir başvuru yapılmadığı iddia edilmiş ise de  davalı idareye yerine getirmediği edimler nedeniyle  projenin süresinde teslim edilemeyeceğinin hatırlatıldığını, ... Ada’daki parsellerin birleştirilmiş hallerine ait belgelerin müvekkile hala ulaştırılmadığını, bu sebeple ... Ada ile ilgili çalışma yapılamadığını, davalının yerine getirmediği edimler nedeniyle projenin süresinde teslim edilemeyeceği ortaya çıktığında davalı tarafın işin son teslim tarihini gösteren bir dilekçe ile mevcut yapılan işlerin teslim edilerek projeye devam edilmesini ve süre konusuyla ilgili sorun olmayacağını müvekkile söylediğini, müvekkili ile yazılı-sözlü irtibatı devam ederken davalı idarenin, İstanbul .... Noterliği’nden keşide ettiği 12.06.2013 tarih ve ... YN’lu ihtarname ile sözleşmenin 16. maddesi hükmüne göre cezalı çalışma süresinin 18.05.2013 tarihinde dolduğunu ileri sürerek sözleşmenin feshedildiğini ihbar ettiğini, müvekkili tarafından üretilen projenin kullanıldığını, müvekkile söz konusu projelerin hak edişlerinin eksik ödendiğini, 12.06.2013 tarihli tasfiye tutanağı ve hak ediş raporunun müvekkili tarafından itirazı kayıt ile imzalandığını, davalı tarafından hak ediş raporunun davanın taraflarınca karşılıklı olarak imzalandığını, davalı idarenin tasfiye kabul tutanağı ve hak edişlerin hazırlandığını belirttiği 02.07.2013 tarihli yazısı ile müvekkilini 05.07.2013’te Mesken Müdürlüğü’ne çağırdığını,  sözleşme konusuyla ilgili yapılan işlerin listesini çıkardığını, 05.07.2013 tarihli hak ediş raporunda işin %11,25’inin bittiğinin belirtilerek toplam hakediş tutarını 11.925,00-TL olarak belirlendiğini, müvekkiline toplam sözleşme bedelinin %30’u tutarında 31.800,00 TL ceza tahakkuk ettirildiğini, yapılan mahsuplaşma işleminden sonra müvekkiline 18.199,30-TL borç çıkarıldığını, 12.06.2013 tarihli tasfiye tutanağı ve hak ediş raporunun müvekkili tarafından itirazen imzalandığını, sözleşmenin haksız feshini kabul etmediklerini, davalının dilekçesinde tüm projelerin teslim edildiğini açıkça ikrar ettiğini, mimari projelerin tamamının teslim edildiğinin davalı tarafından ikrar edilmiş olmasına karşın hak edişleri ödenmeyen mimari projelerin davalı idare tarafından kullanılarak yapı ruhsatı alınması müvekkilinin mali ve manevi haklarına tecavüz teşkil ettiğini, davalı idarenin 12.06.2013 tarihli feshe ilişkin ihtarına cevaben müvekkili tarafından 20.06.2013 tarihli dilekçe ile söz konusu eksikliklerin idare tarafından tamamlanmadığını, bu eksiklikler giderilmeden de müvekkilinin işi teslim etmesinin mümkün olmadığını, davalı tarafından müvekkilinin 20 gün içinde süre uzatım talebinde bulunmadığını, süresinde yapılmayan süre uzatım talebinin değerlendirmeye alınmadığını,Yigş gereği idarenin sebebiyet verdiği gecikmelerde süre uzatım talebi yönünden 20 günlük süre şartı bulunmadığını, davalının bu yöndeki iddialarının asılsız olduğunu, müelliflik haklarının tamamının müvekkilinde olduğunu, müvekkili tarafından hazırlanıp idareye sunulan proje ile uygulanan mimari projenin kıyaslanması suretiyle aradaki benzerliklerin bilirkişi incelemesi yapılarak tespiti ile davanın kabulünü talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; "Tüm dosya kapsamı izahı yapılan mevzuat kapsamında değerlendirildiğinde; ihale ve sözleşme kapsamında teslim edilen, yine sözleşme göre hak ediş ve cezaların ödendiği kabul edilen davaya konu projelerin eser niteliğinde olduğu kabul olunsa dahi izinsiz kullanım ve tecavüz iddiasının dinlenilemeyeceği,  sözleşmeye dayalı taleplerin -haksız fesih, cezai şart, bakiye alacak vs -iş bu davanın konusu olmadığı dikkate alındığında FSEK 68 kapsamında tazminat taleplerinin kabulünün mümkün olmadığı, yine kullanımların tecavüz teşkil etmediği dikkate alındığında FSEK 70 e dayalı taleplerin de dinlenilemeyeceği, her ne kadar raporda bir kısım hesaplamalar yapılmış ise de bu hesaplamaların sözleşmeye dayalı haksız fesih ya da eksik ödemenin konusunu oluşturduğu, sözleşme ve şartnameler kapsamında hak edişlerini ödediği eser- proje yönünden davalı idarenin mali hak sahibi olduğunun kabulünün gerektiği maddi tazminat şartlarının oluşmadığı, yasaklı olmasından kaynaklı zarar taleplerinin FSEK 70 kapsamında değerlendirilemeyeceği zira bu hususun sözleşme ve fesih sürecine ilişkin olduğu izinsiz kullanıma dayalı olarak talep edilemeyeceğinin izahtan vareste olduğu, yine izinsiz kullanıma ilişkin (talep bu yönde olmakla ve taleple sınırlı değerlendirme yapılmış olmakla) manevi tazminat talebinin izinsiz kullanım kabulünün mümkün olmadığı dikkate alındığında dinlenilemeyeceği sonucuna ulaşılmakla davacının sübut bulmayan davasının reddi" şeklindeki gerekçesi ile davanın reddine karar vermiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının  gerekçesi dosya kapsamı ve ilişkin yasal düzenlemelerle çeliştiğini,  yazışmalar değerlendirildiğinde projenin  geç teslimine davalının sebep olduğunu, işin ifaya elverişli şekil ve ölçekte ihale edilmediğini,  ifa süresince idarenin atıl kaldığı, proje ile zemin etüdü arasında sıkı bir bağ olduğunu, dolayısıyla idare tarafından yapılması gereken bir takım işlemlerin süresinde ve gereği gibi yapılmadığını, davalının  sözleşmenin bitim tarihi olan 07.02.2013 tarihinden yaklaşık bir ay sonra 01.03.2013 tarihinde Kağıthane Belediyesinden vaziyet planı onay talebinde bulunduğunu, vaziyet planının işlemlerin ön adımı olduğunu, davalıya ilgili belediye tarafından 15.3.2013 tarihli cevapta  imar durum belgesi, terk, tevhit gibi yasal işlemlerdeki eksikliklerin evvel emirde ikmal edilmesi  talebin bu çerçevede ve daha sonra değerlendirilebileceğinin belirtildiğini, esasen müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan tüm edimlerini yerine getirdiğini, gecikmenin belediyeden kaynaklandığını, müvekkil, sözleşme konusunu oluşturan projeleri  teslim ettiğini ve  hak sahipliğini ispatladığını, davalı IBB projeleri aynen kullanmak suretiyle iltibas  ve tecavüz fiilini gerçekleştirdiğini, dava konusu projelerin süresinde teslim edilip edilmemesi dava konusu iddialarının ispat  edilmiş olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini, davanın haklılığının sabit olduğunu bu sebeple  davanın reddini hukuk ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporun da müvekkil çalışmasının eser vasfı, davalı tarafça birebir taklit edildiği tespit edildiğini, müvekkilin eser sahibi olduğunu, taraflar arasında bir sözleşme olduğu ve işin bedeli de 106.000 TL.+ Kdv olarak belirlendiğini, 68. madde bağlamında tazminat hesaplaması yapılırken, tazminata  esas alınması gereken tutarın bu olduğunu, tarafca maddi tazminat olarak talep edilen miktarda bu tutarın üç katına karşılık geldiğini, Kdv tutarı da bedel tespiti yönünden dikkate alınması gerektiğini, taraflar arasında sözleşme varsa ve bedel içeriyorsa, bu baz alınarak telif tazminatı hesaplanması gerektiğini,  68. madde ile bağdaşmayan şekilde oransal bir takım hesaplamalar ve kabul edilemez farazi kabullerle  müvekkilin alacaklı olabileceği bir rakam zikredildiğini, maddenin uygulanması bakımından gerek ve yer olmamakla işbu dilekçede değinilmediğini, sözleşmede bedelin belirlendiğini, tazminat hesabında esas alınması gereken tutarın bu olduğunu ek ve kök raporda belirlenen tutarın 3 kat tazminat talep edilebileceğini, hukuksal olarak kabul edilemez bir tespit yapıldığını, defterler üzerinde yapılan inceleme ile de ihaleden yasaklı olunan dönem yönünden satış ve dolayısıyla karın düştüğünü, yasaklılık döneminin bitmesinin akabinde de, yükseliş eğilimi gözlendiğinden, söz edildiğini, rakamsal bir değerlendirme ve tespit yapıldığını, defter kayıtları baz alınarak bir değerlendirme ve tespit yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu sebeple taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde tamamen ortadan kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davaya konu ihale kapsamında yükleniciye 19.02.2013 tarihinde yazılan yazı ile teslimin eksik olarak yapıldığını, dava konusu işin fesih işlemleri ve yapılan işlerin tespiti için kontrol heyeti dışında Tasfiye Heyeti oluşturulduğunu, heyetin düzenlediğini, tespit tutanağı için İdarece yüklenici 07.06.2013 tarihinde yazılan yazı ile 10.06.2013 tarihinde müdürlüğe çağırıldığını ve durum tespit tutanağı yüklenicinin imzadan imtina etmesi nedeniyle idarece imza altına alındığını, tespit edilen duruma göre, ihale konusu iş kapsamında mimari projeler teslim edildiğini,  fesih bildirimi ve idare tarafından görevlendirilen  heyet ve yüklenici davacı firma ile birlikte 12.06.2013 tarihinde düzenlenerek imza altına alınan Tasfiye (Fesih) kabul tutanağına idarece sözleşme süresi içerisinde teslimi yapılan ve durum tespit tutanağında listelenen projelere ait ödemeler davacı tarafa 12.06.2013 tarihli hak ediş raporu düzenlenerek ödendiğini, projelere ödeme yapılmadan bedelsiz kullanımın söz konusu olmadığını, davacı tarafından idareye teslim edilen projelerin değerlendirilirken sözleşme eki puantaj tablosu esas alınarak hesaplama yapılmış ve hakkedişin düzenlendiğini, dava konusu olayda izinsiz kullanım veya tecavüzün söz konusu olmadığını, tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, manevi tazminat koşullarının da oluşmadığını ve istenilen miktarın fahiş olduğunu, davacının istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davacı dava dilekçesi ile sözleşme kapsamında, Davalı İdarenin talebi doğrultusunda sınırları belirli bir coğrafi alan için özel olarak hazırlanan mimari projenin  davalılar tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak intihal yapılmak suretiyle kullanıldığı ve  müvekkilin FSEK’ten kaynaklanan hukuki ve mali haklarının ihlal edildiğini belirterek 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu md. 68 uyarınca; -İnşaat ruhsat tarihlerindeki rayiç mimari proje bedelleri dikkate alınmak kaydıyla, (tespit edilecek bedelin üç kat fazlası) şimdilik 318.000,00 TL maddi tazminata  ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu md. 70 uyarınca; Müvekkil Şirket’in İdare ile yapmış olduğu sözleşmeden doğan yükümlüklerini yerine  getirmede yaşadığı, davalı İdarenin kusurundan kaynaklanan zorluklar, sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi sürecinde maruz kaldığı sıkıntılar, kamu ihalelerinden bir yıl süreyle yasaklılık hali, neticesinde ticari gelir ve kardan mahrum kalması  mesleki itibar kaybı ile, ayrıca fesih sonrasında Müvekkilin fikri eseri olan Projenin, kendi haberi izni olmaksızın ve ücret ödenmeksizin kullanılması, projenin tüm özgünlüğü ve hususiyetinin ortadan kalkması, intihal nedeniyle duyduğu elem, üzüntü göz önünde bulundurularak 100.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesine  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Taraflar arasında imzalanan 06.12.2012 tarihli “Kağıthane İlçesi; ... Mahallesi, ... ada,... Parseller ve ... ada ... Parselde Mimarlık Proje Hizmeti Yaptırılması” başlıklı Sözleşmenin;  “İş Tanımı” başlıklı 5’inci maddesinde “Sözleşme konusu iş Kağıthane İlçesi, ... Mahallesi, ... ada ..., 15 parseller, ... ada ... parseller ve ... ada ... parselde Mimarlık  ve Mühendislik Proje Hizmeti yaptırılması olduğu, “Sözleşmenin Türü ve Bedeli” başlıklı 6’ıncı maddesinde “toplam götürü bedeli 106.000,00 TL +KDV” denildiği,  “İşin Süresi” başlıklı 9’uncu maddesinde “İşin süresi işe başlama tarihinden itibaren 60 (altmış) gün olduğu, “İşin yapılma yeri, işyeri teslimi ve işe başlama tarihi” başlıklı 10’ucnu maddede “…işin başlama tarihi sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 3 (üç) gün içinde işyeri teslimi yapılarak işe  başlanır” düzenlemesinin yer aldığı görülmüştür. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 30/10/2020 tarihli bilirkişi heyet  raporunda özetle; " davacı ile davalı arasında Kağıthane İlçesi; ... Mahallesi, ... ada, ...Parseller ve ... ada ... Parselde Mimarlık Proje Hizmeti Yaptırılması İşi için toplam 106.000,00 TL bedelli Götürü Bedel üzerinden 06.12.2012 tarihli sözleşme imzalandığını, sözleşme kapsamında davacının hem mimari uygulama projeleri hem de statik projeleri hazırlaması gerekirken ve 60 günlük teslim süresi ve sonrasındaki toplam proje bedelinin %30’u oranındaki ceza bedeli karşılığı süresi içinde sadece mimari uygulama projelerini teslim edebildiğini, cezalı çalışma süresi sonunda taraflar arasındaki sözleşmenin “Cezalar ve Sözleşmenin Feshi” başlıklı 16. maddesi uyarınca davalının sözleşmeyi haklı olarak feshettiği, fesih sonrasında davalı tarafından hazırlanan ve yapılan işler icmalinde mimari proje hizmetleri bedelinin teknik anlamda kontrol edilebilir bir şekilde açıklanmadan tüm işin %11,25’in oluşturduğunu, bundan bahisle davacının alacağının 11.925,00 TL olarak hesaplanmasının uygun olmadığını, davacının hazırladığı mimari proje bedelinin 53.311,13 TL olabileceğini, davacının işi tamamlayamaması nedeniyle davalının taraflar arasındaki sözleşmenin “Cezalar ve Sözleşmenin Feshi” başlıklı 16. maddesi uyarınca cezalı çalışma süresi karşılığı olarak hesapladığı 31.800,00 TL cezanın uygun olduğunu ve bu haliyle Davacının Davalıdan Sözleşme yılı olan 2012 yılı itibariyle hazırladığı mimari proje karşılığı olarak 53.311,13 TL - 31.800,00 TL = 21.511,13 TL alacaklı olabileceği " belirtilmiştir. 13/07/2021 tarihli EK  bilirkişi raporunda özetle; " Teknik açıdan Bilirkişi Kök Raporunda belirtilen teknik görüş ve kanaatlerin değiştirmelerini gerektirecek yeni bir bilgi ve belge bulunmadığını, kök rapordaki teknik görüş ve kanaatleri aynen korumakta olduklarını, Hukuki açıdan: FSEK 68. Madde de belirtilen “Sözleşme olması durumunda isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını talep edebilir." uyarınca, davacı mimar kök raporda hesaplanan 21.511,13 TL bedelin üç katı olan 64.533,39 TL bedelin talep edilebileceğini, FSEK 68. Madde kapsamında talep edilebilecek bedele ilişkin hukuki değerlendirme ve takdir davacının tutulması zorunlu ticari defterlerinin TTK hükümlerine göre usulüne uygun olarak tutulduğunu, açılış tasdiklerinin yasal süresinde yapıldığını, defterlerin sahipleri lehine takdiri delil niteliğine haiz olduğunu, FSEK 70. Maddeye dayanan talepler yönünden yasaklı dönemle ilgili davacının zarar ettiğini takdir edilmesi halinde talep edilebilecek tazminat miktarının 93.768,29 TL olduğunu, görüş ve kanaati oluştuğu" belirtilmiştir. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 1/B-a maddesine göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserleri türlerinden birisi içine giren her nevi fikir ve sanat mahsulüdür. Bu anlamda bir eserin FSEK anlamında eser sayılabilmesi için sahibinin hususiyetini taşıması ve Kanunda sayılan eser türlerinden birine girmesi şeklinde iki şartın varlığı aranacaktır. Konuyla ilgili olarak, Kanunun 2.maddesinin 3.bendin de “3. (Değişik: 7/6/1995 - 4110/1 md.) Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit  mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri” olarak tanımlamıştır. Somut olayda, mahkemece alınan bilirkişi raporunda, (raporun 5. Sayfası 4.1 paragrafı) Dava dosyasındaki mimari projelerin karşılaştırılması başlıklı kısımda; davacı tarafça yapılan projelerin yapım ruhsatı alınması için kullanıldığı özgün durumdaki dört ayrı projenin her blok için ayrı proje paftası oluşturulması nedeniyle 8 projeye ve bloklardan ikisi  için   proje içeriğini ve niteliğini etkilemeyecek nitelikte  vaziyet planında blok  yerinin 1 m kaydırılması gerekçesiyle tadilat ruhsatı alınabilmesi için 2 proje olmak üzere sayının 10 çıktığı davacının projesindeki davacının müelliflik bilgilerinin bulunduğu kapak sayfasının  çıkarılarak yeni bir kapak sayfasının eklendiği ve proje müellifi olarak dava dışı başka kişilerin isim ve imzalarının bulunduğu söz konusu yerlere ilişkin yapı ruhsatı alınması için kullanılan mimari projelerin içerik ve nitelik olarak davacı tarafından hazırlanan projelerle birebir aynı olduğu beyan edilmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davacı tarafça hazırlanan 4 ayrı projenin 10 projeye çıkarılarak, davacının müelliflik bilgilerinin bulunduğu kapak sayfasının çıkarıldığı yeni bir kapak sayfası eklendiği açıklanmakla, davacı eser sahibinin çoğaltma ve işleme hakkının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesi gerekirken değerlendirilmediği, mahkemece eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporuna dayanarak karar verildiği anlaşılmıştır.Mahkemenin kabulüne göre de, davacının mali haklarının ihlal edilmediği kanaatine varılması halinde çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince davacının sözleşmeden kaynaklanan alacağın bulunup bulunmadığı konusunda rapora itirazlarının değerlendirilmesi  yönünden yeni bir heyetten rapor alınması gerekir iken eksik inceleme neticesinde karar verildiği anlaşılmıştır.Tüm bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun kabulüne ve  mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.  28/11/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİK:2024/1967 E:2022/830Mali hakları devren iktisap için eser sahibinin yazılı muvafakatinin gerekmesi (FSEK m.49/1)Davacı vekili dava dilekçesinde özetle:  dava konusu “...” filminin mali haklarını yapımcısı ve eser sahibi ... (... FİLM) den 01.01.2008 tarihli noter dışı “Eser Devir Sözleşmesi” ve bu sözleşmeye bağlı ve tamamlayıcı Büyükçekmece ... Noterliği 09.08.2010 tarih ve ... yevmiye numaralı “Eser Devir Sözleşmesi” ile devir almış ve hak sahibi olduğunu, davalının, müvekkilin hak sahibi olduğu filmlerin yayın haklarını müvekkilin yazılı izni olmadan 18.06.2008 tarihli “Yayın Hakkı Lisans Sözleşmesi” ile ... A.Ş. (...) televizyon kanallarına her bir filmi KDV hariç 30.000.00 TL bedelle devir ettiğini, sözleşme bedelinin 3.900.000 TL / 130 film = 30.000 TL olduğunu, bu sözleşmenin İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2010/208 Esas sayılı dosyasına davalı ... A.Ş. tarafında sunulduğunu, dava konusu filmin 6 kez izinsiz yayınlanması sebebiyle İstanbul Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen 2010/208 Esas ve 2014/18 Karar sayılı davanın   lehe sonuçlandığını  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2014/7311 Esas ve 2014/14996 Karar sayılı ilamı ile onandığını, yine davalı tarafın karar düzeltme talebi de Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/794 esas ve 2015/6749 Karar sayılı ilam ile reddedildiğini, davanın FSEK 68. maddeye göre 30.000 TL'nin 3 katı olan 90.000 TL'den açmamız gerekirken aynı film için  lehe sonuçlanan ve tahsil edilen 18.000 TL tazminattan kalan kısmı olan 72.000 TL üzerinden 18.06.2008 tarihli sözleşmeye göre son ödeme günü olan 20.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek bankaların ticari faize uyguladığı en yüksek faiz oranından hesap edilecek faizi ile birlikte tahsili talepli açmak gerektiğini, aynı film için yine izinsiz yayınlar nedeniyle bir başka yayıncı kuruluşa İstanbul Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açmış oldukları 2011/172 E. ve 2016/50 K. sayılı davanın da lehe sonuçlandığını Yargıtay incelemesinden geçerek onandığını, hak sahipliği ile ilgili tüm hususların  her iki dava ile sabit olduğunu müvekkilinin mali haklarına sahip olduğu,  “...” adlı filminin ... A.Ş. (...) televizyon kanallarına 18.06.2008 tarihli “Yayın Hakkı Lisans Sözleşmesi” ile 10 yıl süre ile ve 30.000 TL bedelle devir etmesi sebebiyle 72.000.00.-TL nın sözleşmede son ödeme tarihi olan 20.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek bankaların ticari faize uyguladığı en yüksek faiz oranından hesap edilecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,  karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde özetle; davacının "..." isimli filme ait hak sahipliği iddiasını eser işletme belgesi üzerinde “eser sahibi” olarak gözüken “... - ... film” ile yapmış olduğu devir sözleşmesine dayandırdığını, fakat Eser İşletme Belgelerinde yer alan “Eser Sahibi” hanesinin, eser sahipliğini göstermeye yeterli olmadığını,  Eser İşletme Belgelerinin  beyan esasına göre tanzim edildiğini ,hak ihdas etmek amacı taşımadığını davacının hak sahipliğine dayanak olarak  01.01.2008 tarihli adi sözleşme ile 09.08.2010 tarihli noter onaylı sözleşmeyi gösterdiğini, film devrine ilişkin aynı içerikli 2 adet sözleşme düzenlenmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, 01.01.2008 tarihinden bu güne dek bu hakları kullandığını dosyaya sunarak ispat etmesi gerektiğini, müvekkilinin  dava konusu filmin de içerisinde olduğu toplam 22 adet filme ait lisans haklarını, ... arasında, Üsküdar .... Noterliği’nin 30.01.2007 Tarih ve ... Yevmiye Numaralı sözleşmesiyle devraldığını,  davacının talep ettiği tazminat miktarının  fahiş olduğunu, İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2010/208 E. sayılı dosyası üzerinden yürütülen yargılama neticesinde davacı taraf lehine tazminata hükmedilmiş olup  dava konusu filmin tüm mali haklarının 1.000,00 TL’ye süresiz olarak devralan davacı tarafın yine aynı filme ilişkin olarak tazminat talebinde bulunması hakkın kötüye kullanılmasının bir örneği olduğunu, taleplerin  zamanaşımına uğradığını,   davacı tarafın 2010 ve 2011 yılında aynı filme ilişkin olarak açmış olduğu davalar  dikkate alındığında sözleşmeden 2010 yılında haberdar olduğu, zamanaşımı süresi geçtikten sonra işbu davayı ikame ettiğini davanın zamanaşımı yönünden reddine, bu talebin kabul görmemesi halinde haksız davanın esastan reddine,  karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı:Mahkemece; "1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, 57.000,00 TL'nin 20/12/2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ÖDENMESİNE, 2-Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, " karar verilmiştir.   Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  dava konusu "..." adlı eserin, müvekkili tarafından; 30.000-tl bedelle devredilmediğini, filmin devir bedelinin, 30.000-TL olduğunu iddia etmesinin nedeninin , 130 FİLM''den oluşan sözleşmenin  toplam bedelinin 3.900.000,00-TL olması  toplam bedeli 130 a bölerek  her film için 30.000 Tl bedel hesaplaması olduğunu, dava konusu filmin değerinin 30.000 Tl olduğu anlamına gelmediğini, sözleşmede farklı farklı türlerde, farklı farklı mali değerlerde; çeşitli sinema eserleri bulunduğunu, toplam bedelin, film sayısına bölünmesi ile filmlerin değerinin  sektör gerçekleriyle bağdaşmadığını, bu şekilde filmin mali değerinin belirlenemeyeceğini, dava konusu film dolgu filmi olduğunu,  lisans bedelinin 30.000 Tl olarak kabul edilemeyeceğini, dava konusu taleplerin  zaman aşımına uğradığını,  davacının "izinsiz gösterim" olarak nitelendirdiği fiilleri, 12.08.2010 tarihinde öğrenmesine rağmen  26.04.2018 tarihinde dava açtığını, davacının  mali hak sahibi olmadığını, filmin ilk yapımcısının kardeşi ... olduğunu, ancak bilirkişi heyetince eksik ve hatalı inceleme neticesinde, salt eser işletme belgesinde yer alan kayıt ile hak sahipliği hususunda kanaat bildirildiğini,  dava konusu filmin de içerisinde olduğu toplam 22 adet filme ait lisans haklarını, ... Film-... arasında, Üsküdar ... Noterliği’nin 30.01.2007 Tarih ve ... Yevmiye Numaralı sözleşmesiyle devraldıklarını  mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla istinaf isteminin kabulü ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin mali hak sahibi olduğu "..." adlı filminin, davalı  tarafından, müvekkilin yazılı izni olmadan 18.06.2010 tarihli "Yayın Hakkı Lisans Sözleşmesi" ile dava dışı ... Hiz. A.Ş. devir etmesi ve yayınlatılması nedeniyle 18.06.2010 tarihli  "Yayın Hakkı Lisans Sözleşmesi" ne dayalı olarak FSEK 68. maddeye göre sözleşme bedeli 30.000 TL'nin 3 katı bedel talepli dava açtıklarını, dava konusu filme yönelik hak sahipliğinin ispatı yönünden İstanbul Anadolu Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2011/172 Esas sayılı dosyasında 15.000 TL tazminata hükmedildiğini, bu kararı delil olarak sunduklarını, mahkeme bu karardan esinlenerek tazminata hükmettiğini, ve bu kararda müvekkilinin ilgisinin bulunmadığını,  dava konusu film olan ... adlı filmin mali haklarının müvekkiline ait olduğunun tespitinin yapıldığı, ... TV'nin müvekkilin izni olmadan yayın yapmış olması nedeniyle tazminata mahkum edildiğini, söz konusu dosyasındaki ihlal aynı tüzel kişilik tarafından gerçekleştirilmediği halde hükümde takdir edilen 15.000 TL bedelin tenzili hatalı olduğunu, kararın bu yönüyle kaldırılması gerektiğini, istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını davanın tümden kabulünü talep etmiştir. HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; Dava, FSEK kapsamında eserden kaynaklanan mali hakların ihlaline dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.  Davacı vekili ,   davacının hak sahibi olduğu  “...” filminin davalı tarafından hak sahibinin izni  olmadan 18.06.2008 tarihli “Yayın Hakkı Lisans Sözleşmesi” ile ... A.Ş. (..) televizyon kanallarına devir edilmesinin davacının mali haklarının ihlali olduğunu beyanla  72.000.00.-TL tazminatın  20.12.2010 ödeme tarihinden itibaren işleyecek  ticari faizi ile davalıdan tahsiline,  karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 09.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda; davaya konu ... isimli filmin FSEK 5 anlamında sinema eseri olduğu, davacının davaya konu filmin mali hak sahibi olduğu, davacıdan izin almaksızın davaya konu filmin gösterim haklarının devrine ilişkin sözleşme düzenlenmesinin Türk Borçlar Kanunun genel hükümleri çerçevesinde yetkisiz devirden kaynaklanan hak ihlali olduğu, olayda davalının FSEK 68 çerçevesinde filme ait mali hakkı izinsiz kullanması değil izinsiz devri söz konusu olduğundan bu çerçevede davacının Türk Borçlar Kanunun vekaletsiz iş görmeye ilişkin hükümleri çerçevesinde, davalının davaya konu film için yetkisiz devir karşılığı aldığı 30.000 TL’den 18.000 TL düşüldüğünde 12.000 TL’yi talep edebileceği belirtilmiştir.12.06.1995 tarihli 4110 sayılı yasa ile yapılan değişiklik öncesinde  FSEK madde 8/4'e göre sinema eserinin sahibi onu imal ettiren yapımcısı olarak kabul edilmiştir.  4110 Sayılı Kanunla FSEK'e eklenen Ek-2 maddesi gereğince, Kanunun yürürlüğe girdiği  12.06.1995 tarihinden önce yapımına başlanan sinema eserlerinde eser sahibi yapımcı, bu tarihten sonra yapımına başlananlar filmlerde ise  yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarı birlikte hak sahibi olarak kabul edilmiştir. Dosya kapsamına göre,  dava konusu ... isimli filmin FSEK m.5 kapsamında  sinema eseri olduğu,  FSEK 11 ve 12. Maddelerinde düzenlenen eser sahipliğine ilişkin hükümler ile dosyada mevcut deliller ve bilirkişi raporuna göre ,   dava konusu sinema filminin  1989 yılında oluşturulduğu, eserin meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan  FSEK 8. maddesine göre,Sinema Eseri İşletme belgelerinde yapımcı olarak belirtilen...’in  eser sahibi olarak kabulü gerektiği, eser sahibi olarak tespit edilen yapımcı ...’in  eserin mali haklarını  01.01.2008 ve 09.08.2010 tarihli “Eser Sözleşmesi” ile sınırsız süre ile davacıya devir ettiği bu nedenle FSEK 52. maddesine uygun düzenlenen sözleşme uyarınca  mali hakların  sahibinin davacı olduğu anlaşılmıştır. Davacının eserin mali haklarının  sahibi olduğu hususu kesinleşmiş yargı kararları ile de sabit olup, davacı ...  tarafından aynı esere ilişkin açılan tazminat davasında verilen kararın temyiz incelemesi sonunda ;   Yargıtay 11. H.D 2014/7311 - 2014/14996 sayılı kararında "  davacı tarafın dayandığı her iki sözleşmenin de 5846 sayılı FSEK'in 11. maddesi uyarınca eser sahipliği karinesinden yararlanan dava dışı yapımcı ... ile imzalanmış bulunmasına ve aynı Yasa'nın  54. maddesi uyarınca da davalı tarafın mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre yetkili kişilerden hak iktisap ettiklerini kanıtlayamamış olmasına göre, davalı vekili ve fer'i müdahil vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir... ONANMASINA," denilmiş,  12/05/2015 tarihli karar düzeltme isteminin reddi ile kesinleşmiştir. Davalının eser sahipliğine yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Buna karşın davalının dava konu filmin gösterim haklarını 18.06.2008 tarihli “Lisans Devir Sözleşmesi” ile  ... (... şirketine devir ettiği,  FSEK 54 maddesinde düzenlendiği üzere "- Mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre salahiyetli olmayan kimseden iktisap eden, hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye görmez." hükmü düzenlenmiştir.   FSEK 68. maddesi ise,  mali haklara tecavüz durumunda ,sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin  gerektiğinde rayiç bedelin üç katını mütecavizden isteyebilmesi hususunda eser sahibine tanınmış bir  haktır. Bu hakkın kullanılmasının hukuki sonucu olarak , mütecaviz ile  arada farazi bir sözleşme hali (hukuki ilişki) ortaya çıktığından, izinsiz kullanımın sonuçları ortadan kalkmakla  izinsiz kullanımlar artık hukuki bir sözleşmesel  zemine oturmuş olmaktadır. Davalı davacıya ait eserin geçersiz sözleşme ile  mali haklarını izinsiz kullanan ( filmi izinsiz yayınlayan) ,  konumundaki mütecaviz  olmayıp yetkisiz devir sözleşmesi yaptığından ,  davalıdan FSEK 68 de düzenlenen ihlallere  dayalı tazminat talebinin  yeri olmadığı,  bu kapsamda bilirkişi raporunda somut olayda  FSEK 68 maddesinin uygulama yeri bulunmadığına ilişkin tespitin yerinde olduğu anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda davalının TBK da düzenlenen vekaletsiz iş görme hükümleri çerçevesinde sorumlu tutulması gerektiği belirtilmiş ise de, TBK 526-531 maddelerinde düzenlenen vekaletsiz iş görmede,  bir kimsenin başkasına ait bir işin görülmesi için bir vekaletnamesi olmaksızın müdahalede bulunmasıdır. İş görenin burada iş sahibinin menfaatine ve tahmin olunan amacına uygun hareket etmesi gereklidir. Görülen iş konusunda iş sahibinin yasaklamasının olmaması gereklidir. Somut olayda ise  ,  davalı tarafından düzenlenen mali hak devir sözleşmesi  hak sahibini  temsilen değil, bizzat  kendisi adına  hak sahibi sıfatıyla yapılmış olduğundan  vekaletsiz iş görme hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. Diğer yandan hukukumuzda borçların kaynaklarından biri de  sebepsiz zenginleşme olarak düzenlenmiştir. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK ) 77 ve devamı maddelerinde  düzenlenmiş olup, TBK'nın 77. Maddesi, “Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.” hükmüne haizdir.  Ekonomik bakımdan bir anlam ifade eden her türlü mal, hizmet, hak, maddi veya fikri varlıklar, fırsat ve avantajlar zenginleşmeye konu olabilirler. Sebepsiz zenginleşmeden söz edebilmek için bir kimsenin mal varlığında geçerli sebebe dayanmadan  ortaya çıkan zenginleşmenin   başka bir şahıs zararına meydana gelmiş olması  gerekir. Sebepsiz zenginleşmeden zenginleşen için doğan borç iade borcudur.  Bu açıklamalara göre, somut olayda, davacının dava konusu sinema filminin mali hak  hak sahibi olduğu, davalının dava dışı şirket ile yaptığı devir sözleşmesinin baştan itibaren hükümsüz olduğu dolayısıyla davacının hak sahipliğini kaybetmediği ve  hak sahipliğinde bir değişiklik olmadığı,  geçerli olmayan bir nedene dayalı olarak mal varlığında bir eksilmenin de  söz konusu olmadığı, davanın hukuki dayanağının sebepsiz zenginleşme olarak kabulüne de olanak bulunmadığı  ortadadır. Sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereğince davalının 3. kişi ile yaptığı  sözleşmenin tarafları arasında hüküm doğuracağı, gerek TBK 77. maddesinde  düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri, gerekse   FSEK 54 maddesindeki " Salahiyeti olmaksızın mali bir hakkı başkasına devreden veya kullanma ruhsatını veren kimse; salahiyeti bulunmadığına diğer tarafın vakıf olduğunu veya vakıf olması lazımgeldiğini ispat etmedikçe tasarrufun hükümsüz kalmasından doğan zararı tazminle mükelleftir. Kusur halinde mahkeme; hakkaniyet gerektiriyorsa daha geniş bir tazminata hükmedebilir. Haksız fiillerden ve sebepsiz mal iktisabından doğan talepler mahfuzdur." hükümlerindeki geri verme ve tazmin borcunun  sözleşme yapan taraflar arasında hüküm doğuracağı açıktır. Davacının sahip olduğu mali hakka dayalı olarak her zaman 3. kişilerle sözleşme yapmasının önünde bir engel bulunmadığı gibi geçersiz sözleşmeye dayalı yayın yaparak mali haklarını ihlal edenlere karşı davacının yasanın tanıdığı koruma haklarından faydalanması ve  tazminat talep etmesi önünde de bir engel bulunmamaktadır. Buna göre; FSEK 54. maddesi gereği, davalının  yetkisi bulunmadan yaptığı   sözleşmeye dayalı olarak sözleşme bedelini FSEK 68. maddesine göre  talep etmesinin yasal dayanağının bulunmadığı davanın esastan reddi gerektiği kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak, ilk derece mahkemesince davanın reddi  yerine yasal  gerekçeye dayalı olmayan davanın kısmen  kabulü yönündeki kararın isabetli olmadığı, davalı  vekilinin istinaf  talebinin kabulü davacı  vekilinin istinaf  talebinin reddi  gerektiği  anlaşılmıştır.   Davacı   vekilinin İstinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, Davalı vekilinin İstinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, yeniden esas hakkında davanın  reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır.  28/11/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİK:2024/1968 E:2022/792Elektronik ortamda umuma hakkının izin kullanılması nedeniyle 3 kat tazminat talebi (FSEK m.25 ve 68)  Davacı vekili dava dilekçesinde özetle:  müvekkilinin "..." ve "..." isimli eserlerin sözü müziğinin kendisine ait olduğunu ve eserlerin sahibi olduğunu, davalıya ait ... kanalında "..." ve "..." isimli programlarda, birçok kez müvekkiline ait eserlerin izinsiz olarak yayınlandığını, öte yandan davalının internet sitesinde halen bu kayıtların mevcut olduğunu, daha önce açılan davanın arabuluculuk dava şartından reddedilmesi üzerine, arabuluculuğa başvurulduğunu ve işbu davayı açtıklarını belirterek, 94.500,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle ; davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, internet yayınlarının ayrı bir tüzel kişiliğe ait olduğunu, internet yayınlarına yönelik taleplerin müvekkili şirkete yöneltilemeyeceğini, davacı tarafın talep ettiği tazminat miktarlarının fahiş düzeyde olduğunu, dava konusu eserlerde davacının adının belirtildiğini de belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece; " Davanın KISMEN KABULÜ İLE,...isimli eserin Tv yolu ile üç farklı tarihte gerçekleşen izinsiz yayın nedeniyle her bir kullanım için 1.500,00 TL'den üç ihlal nedeniyle 4.500,00 TL'nin Fsek m.68 gereği üç katı olan 13.500,00 TL'nin, ... isimli eserin Tv yolu ile dört kez izinsiz yayın nedeniyle, 1.500,00 TL'nin dört ihlal nedeniyle 6.000,00 TL'nin Fsek m.68 gereği üç katı olan 18.00,00 TL'nin(tv ile yayın için iki eser bakımından 31.500,00 TL'nin), ... ve ... isimli eserlerin ayrıca internet mecrasındaki kullanımları nedeniyle 10.500,00 TL'nin Fsek m.68'e göre üç katı olan 31.500,00 TL olmak üzere TÜM KULLANIMLAR İÇİN TOPLAMDA 63.000,00 TL'nin dava tarihinden (28/06/2019) itibaren işleyecek reeskont faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden (28/06/2019) itibaren işleyecek reeskont faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine," karar verilmiştir.Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının dava dilekçesinde belirtilen manevi tazminat istem sebepleri FSEK açısından hukuka aykırı olduğu halde mahkemece 20.000 TL manevi tazminat bedelinin ödenmesine hükmedildiğini, bilirkişi raporunda da davacının FSEK 15'te yer alan "eser sahibi olarak belirtilme" hakkının ihlal  edilmediği yönünde kanaat bildirildiği manevi tazminatın reddedilmesi gerektiğini, manevi tazminata yasal yerine reeskont faizi hükmedilmesinin de de yanlış olduğunu, mahkeme raporu yeterince incelemediğini, kararda 2.ve 3.bilirkişi heyetinden bahsedildiğini, ama dosyada 1 raporu alındığını, mahkeme tüzel kişilik perde aralanmasını yanlış değerlendirdiğini, müvekkili şirketin yayınlamadığı internet yayınları hakkında karar verilmesinin  hukuka aykırı olduğunu,  fahiş bir bedelde hesaplama yapıldığını, rapora itirazlarının dikkate alınmadığını, taraflarınca sunulan MED-DER tarafından belirlenen emsal ücret tarifesine göre, her bir kullanım  1.500 TL değil, 600 TL olduğunu, internet siteleri ile ilgili olarak "rayiç bedeller", tıklanma başına 0,01 TL, dava konusu yarışma programlarında, yarışmacılar performans sergilediğini ve oylama neticelerine göre elendiğini veya yarışmaya devam ettiğini, TV'de en çok seyredilen prime tıme kuşağında yayınlanan bir program ile daha sonra internette güncelliğini yitirmiş bir yarışma programının tekrar yayınına aynı bedel olan 1.500 TL'hin belirlenmesinin  hakkaniyete aykırı olduğunu, yıllardır ...COM'da internette müzik yayınlanmadığını, sadece davacı tarafından sunulan USB belleğin incelenmesiyle yapılan tespitin eksik incelemeye dayalı olduğunu, internet yayını ile ilgili iddiada her şarkıyı incelemeleri gerektiğini,,  yayında olup olmadığını tespit edilmesi ve mevcut ise, içtihatlar gereği tek tek URL'lerine yer verilmesi gerektiğini, internet sitesinin hangi şirkete ait olduğunun tespiti gerektiğini, mahkeme internet yayınlarında davalı müvekkilinide dahil ettiğini, müvekkili şirketin yapımcı olduğunu, TV ve internet yayını yapmamadığını, belirtilen internet yayınlarının  ...COM internet sitesine ait olduğunu ayrı bir tüzel kişilik olan dava dışı "...A.Ş." adlı şirkete ait olduğunu,  farazi sözleşme gereği mali hak sahibi ... olduğunu, gerek içtihatlar ve doktrin, gerekse 80. madde kapsamında müvekkili ...  farazi sözleşme ile hak sahibi olacağından, internet tekrar yayını dahil her tür  hakkına sahibi olduğundan bu nedenle internetten arşiv yayını için ayrı bedel belirlenmesi yanlış olduğunu,  davacı ile gerçekten sözleşme yapılmış olsaydı, TV yayını için ayrı, internetten arşiv yayını için ayrı bir sözleşme yapılamayacağını tek sözleşme ile tüm umuma iletim hakları belirleneceğini, mahkemece kurulan hüküm davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olduğunu, davaya konu TV programının her bir bölümü, bir çok eserin bir araya gelmesi ile, FSEK anlamında, bağımsız ayrı bir eser olarak meydana getirildiğini, dava konusu eser, umuma iletimi ...'de gerçekleştiğini, Youtube da dahil, internette yayınlandığı taktirde, ...'in yayınlarından alınarak tekrarının yeniden yayınlanması suretiyle umuma iletildiğini, program daha önce alenileştiği için yayma hakkı tükendiğini, davacı internet tekrarı için bedel isteyemeyeceğinden, istinaf isteminin kabulü ile  mahkeme kararının kaldırılmasını davanın reddini talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;  ‘’...’’ ve ‘’...’’isimli eserlerin sahibi olan davacının izni dışında yarışma ortamında kullanılmasına, bu kayıtların yayınlanmasına müvafakat vermediğini, davalı ile herhangi bir anlaşma yapmadığını, davalı ‘’...’’ ve “...” isimli programların yapımcısı olduğunu, hazırlanan bu yapımlar ... isimli Televizyon kanalında ve internet ortamında yayınlandığını, mahkemece verilen karara davalının itiraz sebepleri yerinde olmadığını, karar usul ve yasa hükümlerine uygun olduğunu, davalı müvekkiline ait eserleri herhangi bir izin alınmadan  kısaltarak ve değiştirilerek bütünlüğü bozarak, işleme suretiyle kaydedilerek bu kayıtlar TV programlarında ve İnternet ortamında yayınlanarak kullanıldığını, müvekkilinin manevi haklarını ihlal ettiğini beyanla davalının istinaf talebinin reddine, mahkemece verilen kararın onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Gerekçe ve Sonuç:HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; Dava, eser sahipliğinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 06/05/2021  tarihli bilirkişi heyet  raporunda özetle ; davaya konu eserlerin FSEK bağlamında eser olduğu, eser sahibinin davacı olduğu ve davacının hususiyetini taşıdığı, davacının ... isimli eserin Tv yolu ile üç farklı tarihte gerçekleşen izinsiz yayın nedeniyle her bir kullanım için 1.500,00 TL'den üç ihlal nedeniyle 4.500,00 TL'nin Fsek m.68 gereği üç katı olan 13.500,00 TL'nin, ... isimli eserin Tv yolu ile dört kez izinsiz yayın nedeniyle, 1.500,00 TL'nin dört ihlal nedeniyle 6.000,00 TL'nin Fsek m.68 gereği üç katı olan 18.00,00 TL'nin(tv ile yayın için iki eser bakımından 31.500,00 TL'nin), ... isimli eserlerin ayrıca internet mecrasındaki kullanımları nedeniyle 10.500,00 TL'nin Fsek m.68'e göre üç katı olan 31.500,00 TL olmak üzere tüm kullanımlar için toplamda (31.500,00 TL+31.500,00 TL) 63.000,00 TL   talep edilebileceğini, davacının FSEK 15'te yer alan "eser sahibi olarak belirtilme" hakkının ihlal  edilmediğini manevi tazminat yönünden takdirin mahkemeye  ait olduğu bildirilmiştir. Bilirkişi raporunun konunun uzmanı heyet tarafından gerekçesi gösterilerek düzenlendiği denetime elverişli olduğu hükme esas alınmasında isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.Somut olayda,  davalının ...  yayınlanan '...' ve "..." İsimli programların yapımcısı olduğu, bu programlarda  söz ve müziği davacıya ait olan '...' ve  "..."  adlı eserlerinin çeşitli yarışmacılar tarafından icra edildiği,   aynı zamanda  www...com sitesinde de umuma iletildiği ,  eserlerin bu şekilde kullanılması için davacıdan izin alınmadığı,  bu hali ile davacının mali haklarının ihlal edildiği sabittir.Davalı tarafça çekimi yapılan programın ancak kendileri tarafından internet ortamına kaydı yapılabileceğinden ...com isimli internet sitesinin dava dışı şirket adına kayıtlı olduğu ileri sürülmüş ise de, internet sitesinin grup şirketlerden biri adına kayıtlı olmasının davalıyı ihlal sorumluluğundan kurtarmayacağı, zira söz konusu yayının davalının onayı ve izni ile yapıldığı,  internet sitesindeki ihlalin davalı ve dava dışı şirket tarafından  birlikte gerçekleştirildiği bu nedenle davalının internetteki yayınlardan da sorumlu olduğu anlaşılmıştır. Davacı FSEK 68. Maddesine dayalı tazminat talep ettiğinden  söz konusu madde uyarınca    varsayımsal sözleşme ilişkisi kurulduğundan dava TBK.'nun 146. maddesi gereğince 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir. Buna göre   ihlal tarihinden itibaren  zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmıştır. Dava konusu ihlal oluşturan izinsiz  kullanımların, musiki eserlerinin kullanılması ve bu tespitin gerçekleştirildiği yarışma programının televizyonda yayınlanmasının 5846 sayılı FSEK.'nın 6/3. maddesi uyarınca dava konusu musiki eserlerinin işlenmesi (senkronizasyonu) niteliğinde bulunduğu , meslek birlikleriyle yapılan  lisans sözleşmelerinin bu şekilde  kullanım yetkisi vermediği, eser sahibinden  izin alınmadan gerçekleşen söz konusu kullanımlar  nedeniyle her bir kullanım için ayı ayrı  tazminat sorumluluğunun doğduğu anlaşılmıştır.Davacının dava konusu iki eserinin toplam 7 kez yarışmacılarca icra edildiği , yayınlarda eseri seslendiren kişinin görüntüsü altından bant şeklinde eser sahibi olarak davacının isminin  belirtildiği bu nedenle FSEK 15. Maddesi uyarınca manevi hakkın ihlal edilmiş olmadığı, televizyon ve internette kullanımın izinsiz olmasının  maddi tazminatı gerektirdiği , buna ilaveten  izinsiz kullanım gerekçesiyle ayrıca  yasada belirtilen adın belirtilmemesi manevi hakkın da ihlal edildiği sonucuna varılmasının  yasal düzenleme ve hukuka uygun olmadığı , bilirkişi raporunda manevi hak ihlali teşkil edecek bir kullanımın tespit edilebilmiş olmadığı dikkate alındığında  manevi tazminat talebinin reddi  gerektiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamına göre, davacının eserden kaynaklanan mali haklarının davalı tarafça  ihlal edildiği, davacının eser sahibi olarak FSEK 68.maddesinde, sözleşme yapılması halinde isteyebileceği bedelin veya bu kanun hükümleri uyarınca tespit edilebilecek rayiç bedelin  üç katını maddi tazminat olarak isteyebileceği, bu madde uyarınca  varsayımsal sözleşme ilişkisi kapsamında borç belirlendiğinden kusur ve zararın ispatının aranmayacağı, mahkemece maddi tazminatın belirlenmesi bakımından emsal araştırması yapıldığı,  bilirkişilerce emsaller dikkate alınarak rayiç bedelin belirlendiği  , 2 adet eserin çok izlenen yarışma programlarında ve internet sitesinde kullanılmış olması, ulaştığı alan ve izleyici kitlesi , ihlalin boyutu ve  piyasadaki rayiç değerler gibi özellikler dikkate alındığında (21.000 x3) FSEK  68 uyarınca 3 katı oranında 63.000,00 TL telif bedeli  belirlenen raporun  hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı,  ancak FSEK 15 maddesi kapsamında davacının  manevi hakkı  ihlal edilmiş olmadığından  reddi gerektiği, bu nedenle  istinaf talebinin kısmen kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.  28/11/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİK:2024/1935 E:2024/1481Meslek birliğinin repertuvarında yer alan fonogramların, dijital platform ve bu platforma bağlı uygulamalarda izinsiz olarak umuma iletilmesinin önlenmesi (ihtiyati tedbir) ve bu izinsiz umuma iletim nedeniyle FSEK m.68 uyarınca maddi tazminat talebiDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; geçmiş yıllardaki süregelen izinsiz kullanımlar  ve dilekçe  ekindeki İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/138 D. İş sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporu davalılar aleyhinde, müvekkil meslek birliğinin repertuarında yer alan fonogramların izinsiz olarak umuma iletimine devam edeceğine dair kuvvetli bir karine oluşturduğunu, ... Grubu'nun karmaşık ve güvenilir olmayan bir yapısı olması vb. sebepler bir arada değerlendirildiğinde davalılar aleyhinde; müvekkil meslek birliğinin repertuvarında yer alan fonogramların... ve bu platfroma ait ... da yer uygulamalarda umuma iletiminin yapılmaması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacı meslek birliği ile müvekkil yayın kuruluşu arasında yayın izinleri hususunda 2022 yılına ilişkin protokol imzalandığını, 2022 yılı öncesi de sulh protokolü ve lisans sözleşmesi yapıldığı ve bu internet hakları da sözleşmeye dahil edildiğini, 2022 yılına ilişkin sözleşme de 2021 yılı sözleşmesinin devamı niteliğinde olup, yapılan sözleşme internet hakları için de geçerli olduğunu, müvekkil şirketler ile ... Limited arasında yapılan marka kullanım sözleşmesindeki kullanım bedeli davacı tarafından düşük olarak yorumladığı ve buradan hareketle muvazaa söz konusu olduğunu, alacaklılardan mal kaçırıldığının iddia edildiğini, davalı müvekkil şirketler sahip olduğu marka kullanım hakkıyla beraber uydu üzerinde radyo ve televizyon yayını yaptığını, davacının mevcut devir bedeli üzerinden yaptığı muvazaa iddiasının yersiz olduğunu, muvazaa iddiasının ispatı için somut olayda yeterli delil olmadığını, müvekkil şirketlerin yaşadığı ekonomik zorluklar sebebiyle alacaklarını tahsil etmekte zorluk çektiğini iddia eden davacının alacağına kavuşmak adına gerçek dışı beyanlarda bulunduğunu,  davacı taraf,... Grubu adını verdiği grup içinde kurulmuş bir dizi şirketi listelediğini, davacı şirketler ile listelediği şirketler arasında bir bağlantı kurmayı amaçlamakta ve buradan sorumluluk alanını genişletmeye çalıştığını, bu şirketlerin kuruluş ve iştigal amaçları birbirinden farklı olduğunu, şirketlerden bazılarının aynı adreste ikamet ediyor olması muvazaalı bir durum olmadığını, aralarındaki ticari ve hukuki ilişki gereğince aynı adreste yahut yakın adreste ikamet etmelerinin fayda getirdiğini, müvekkil şirketler dışındaki şirketlerin mevcut dava ile hiçbir ilgilisi bulunmayıp davanın tarafı olmaları da söz konusu olmadığını, davacı ile de ilgili şirketlerin ne ticari ne de hukuki bir ilişkisi olmadığını,  davacının ihtiyati haciz  taleplerinin reddine, davacının davasının öncelikle usulden, kabul görmez ise esastan reddine,  karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; "Genel açıklamlar karşısında somut dava bakımından; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere,  mahkememizin 2022/138 değişik iş dosyası kapsamında alınan bilirkişi rapor içeriğinde kök rapor içeriğinde fonogram hak sahipliği belgelerinin sunulmadığı belirtilmiş, devamında ek rapor içeriğinde ise ilgili yayın kanallarında 30'ar dakikalık inceleme neticeleri delil olarak tespit edilmiş olup, davacı tarafından koruma altında olduğu iddia olunan fonogramların davalılar bünyesinde yayınlanıp yayınlanmadığı hususunda denetime elverişli şekilde tartışılmamış olup, örnekseme yoluyla tespit edilen yayın aralıklarının davacı hak sahipliği iddia ettiği icra, fonogram ve yapımlara ilişkin olup olmadığının teknik inceleme sonucunda tespit edilebileceği, dava konusu edilen dava dilekçesinde delil olarak dayanılan CD(Ek-1) fonogramın davalılar tarafından izinsiz umuma iletildiğine yönelik  mevcut dosya kapsamı ile  mevcut delillere göre ihtiyati tedbir talep edenin haklılığının yaklaşık olarak ispat edildiğinin anlaşılamadığı, HMK m.390/son uyarınca yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği durum ve koşulların değişmesi halinde yeniden ihtiyati tedbir talebinde bulunulabileceği anlaşılmakla, davacının ihtiyati tedbir talebinin reddi" şeklindeki gerekçeleri ile; Davacı vekili ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin şartları oluşmadığından ayrı ayrı reddine, şeklinde hüküm kurulmuştur.:Davacı  vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/138 D. İş sayılı dosyası ile ... adlı platform ile bu platforma bağlı uygulamalarda müzik içeriğinin bulunup bulunmadığı, icra veya fonogramların umuma iletiminin yapılıp yapılmadığı, yapılmakta ise ne şekilde bir umuma iletiminin olduğu (internet sitesinde yer alan web radyoların yayınlarının doğrudan umuma iletimi veya başka yayın kuruluşlarına ait radyo veya televizyonların yayınlarının umuma iletimi (yeniden iletimi) vb.), umuma iletilen icra veya fonogramların neler olduğu hususlarında delil tespiti talebinde bulunduklarını, bilirkişilerce yapılan genel inceleme neticesinde, sözkonusu platform bünyesinde çok sayıda müzik içeriğinin bulunduğu, bu içeriklerin talep dilekçesinde belirtilen şekilde tespitinin yapılması durumunda bilirkişilerin bu iş için uzun süreli mesai sarf etmeleri gerekeceği ek ücret talebinde bulunmaları sebebi ile taleplerin de kısıtlama yaptıklarını, düzenlenen raporda,  243 Adet müzik parçasının umuma iletiminin gerçekleştirildiğinin  tespit edildiğini, umuma iletimi yapılan müzik parçalarının adı ile icracı sanatçısının adına raporda yer verildiğini, müvekkil tarafından  meslek birliğinin repertuvarında yer alıp almadığı yönünde bir taleplerinin olmadığını,Umuma iletimi yapıldığı tespit edilen eser, icra ve fonogramların hangilerinin meslek birliklerinin repertuvarında yer aldığı belirlemesi meslek birlikleri tarafından yapıldıktan sonra açılan dava dosyasına bilirkişi raporu, delil tespit dosyası ve hak sahiplikleri sunulduğunu, HMK'nun  400'üncü maddesinde; "Taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması, ya da tanık ifadelelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir." düzenlemesinin yer aldığını, netice-i taleplerinden birisinin de "Başta FSEK olmak üzere ilgili mevzuat hükümlerine aykırı olarak ... adlı platformda ve bu siteye bağlı ve diğer davalılar tarafından işletilen ... adlı aplikasyonlarda (uygulamalarda) müvekkil meslek birliği ...’tan izin almaksızın ve bedelini ödemeksizin müvekkil meslek birliği ...’ın repertuarında yer alan fonogramların 01.01.2022-31.12.2022 tarihleri arasında umuma iletildiğinin ve davalının bu eyleminin müvekkil meslek birliğinin FSEK’ten doğan haklarına tecavüz oluşturduğunun tespiti" olduğunu müvekkil tarafından delil tespiti dosyasında hak sahipliği hususunda bir inceleme yapılması talebinde bulunulmadığını, D.İş dosyasında  davalılara ait platformda müvekkil meslek birliğinin repertuvarında yer alan fonogramların umuma iletiminin yapılıp yapılmadığı yönünde bir tespit yapılmamış olmasının yaklaşık ispat yükümlülüğünün yerine getirilmediğine ilişkin gösterge olamayacağını, davalıların sorumlusu olduğu ... adlı platformda umuma iletilen müzik icra ve fonogramlarının neler olduğunu, ne şekilde umuma iletimlerinin gerçekleştiğinin tespitinin yapılmasının sağlandığını, ve sunulan raporda belirtilen icra ve fonogramlardan kendi repertuvarında bulunanlara ilişkin hak sahipliği belgelerini de dava ve talep dilekçesine ekleyerek ihtiyati tedbir talebinde bulunduklarını, yaklaşık ispat yükümlülüğünün yerine getirildiğini, mahkemenin kararında belirttiği gibi 2022/138 D. İş sayılı dosyasında ... adlı platformda umuma iletildiği tespit edilen fonogramların hangileri üzerinde müvekkil meslek birliğinin hak sahibi olduğu hususunda inceleme yapılması neticesinde tanzim edilecek rapor ile müvekkil meslek birliği haklılığını "..." olarak değil "tam" olarak ispatlamış olacağını mahkemenin tam ispatı aradığını belirterek ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının kaldırılmasına, İhtiyati haciz talebinin reddine ilişkin kararında yerinde olmadığını İhtiyati haciz kararının reddine ilişkin kararın gerekçesi ile ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının gerekçesinin aynı olduğunu,  bu nedenle  davalılara ait platformda umuma iletilen eser, icra ve fonogramların olduğu tespitinin yanında sözkonusu eser, icra ve fonogramlar üzerinde ...'ın hak sahibi olduğunun tespitinin de mahkeme kanalı ve uzman bilirkişi aracılığı ile yapılmış olmasının aranmaması gerektiğini  davalılara ait platformda umuma iletilen eser, icra ve fonogramların neler olduğunun tespit edilmesine müteakip, ... tarafından sunulan hak sahipliği belgelerinin yeterli görülerek güvenlik tedbirine hükmedilmesi  gerektiğini belirterek istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davanın para alacağının tahsili istemine ilişkin olduğunu, davalıların malvarlıkları ile hak ve alacakları bu davanın konusunu teşkil etmediğini, ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddi yönünde verilen 17/07/2018 tarihli ara kararında bir isabetsizlik görülmediğini, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için İİK'nın 257.maddesindeki şartların oluşması gerektiğini, İİK'nın 257/1.maddesine göre, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının, ihtiyati haciz talebinde bulunabileceğini, somut olayda dava dışı şirketten alacaklı olunduğu iddiası yanında, şirketler arasında organik bağ olduğunu ve tüzel kişilik perdesinin aralanması gerektiği yönündeki iddia yönünden dosyanın geldiği aşama itibariyle yaklaşık ispat olgusunun gerçekleşmediğini mahkemenin ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin 17/12/2018 tarihli ara kararında da bir isabetsizlik görülmediğini, TK, İİK, HMK'ya aykırı olarak tamamen soyut gerekçeler ve davacı dilekçelerine dayanarak karar verilemeyeceğini, davacının ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebinin reddine ve yerel mahkeme kararının onanmasına  karar verilmesini talep etmiştir.GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davacı tarafından ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiştir.Davacı tarafından dava dilekçesi ile ihtiyati haciz kararı verilmesini, davalılar tarafından  ... adlı platformda ve bu platformun aplikasyonlarında çok uzun yıllardır müvekkil meslek birliğinin repertuvarında yer alan fonogramların izinsiz olarak umuma iletimi yapıldığını geçmiş yıllardaki süregelen izinsiz kullanımlarının İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/138 D. İş sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunun davalılar aleyhinde, müvekkil meslek birliğinin repertuvarında yer alan fonogramların izinsiz olarak umuma iletimine devam edeceğine dair kuvvetli bir karine oluşturduğunu, ...GRUBU'nun karmaşık ve güvenilir olmayan bir yapısı olması vb. sebepler bir arada değerlendirilendirildiğinde davalılar aleyhinde; müvekkil meslek birliğinin repertuvarında yer alan fonogramların... ve bu platforma ait ... da yer uygulamalarda umuma iletiminin yapılmaması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve  Davalıların 2022 takvim yılında müvekkil meslek birliğinin repertuvarında yer alan fonografları izinsiz umuma iletmeleri nedeniyle ödemeleri gereken bedelin fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile, şimdilik 50.000,00-TL'nin FSEK' in 68/1'inci maddesi uyarınca üç katı ile birlikte bu bedele davaya konu umuma iletimin yapıldığı tarihten başlayarak hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.İhtiyati haciz kararı verilmesinin koşulları, İİK’nın 257’nci maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükümde ihtiyati haciz talebine ilişkin iki hukukî sebep yer almaktadır. Birincisi, vadesi gelmiş (muaccel) bir para borcunun ödenmemesi hâlinde uygulanması gereken İİK’nın 257,I hükmüdür. İkincisi ise vadesi gelmemiş (müeccel) bir alacak için öngörülen İİK’nın 257,II’deki kuraldır. Bu iki kuralın yanı sıra ispata ilişkin İİK’nın 258’nci maddesi de somut olayımız açısından çok önemlidir.İcra ve İflâs Kanunu'nun  257’nci maddesinin 1’nci fıkrası uyarınca “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” Bu hükme göre, bir para alacağının vadesinin gelmesi hâlinde alacaklı ihtiyati haciz talebinde bulunabilecektir. İcra ve İflâs Kanunu'nun  257’nci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca “Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1 - Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa; 2 - Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi  hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa. - Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.”İcra ve İflâs Kanunu'nun  258’nci maddenin 1’nci fıkrası uyarınca, “…Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur….” Bu hükme göre, alacaklı alacağının varlığı ile birlikte alacağın vadesinin geldiğini veya alacağının vadesi gelmemişse, İİK’nın 257,II hükmündeki sebeplerin varlığı hakkında mahkemeye kanaat verecek delilleri göstermek zorundadır. (T.C. Yargıtay  19. Hukuk Dairesi'nin  2014/872  esas,  2014/3096 karar sayılı ilamı) 5846 sayılı FSEK'in 77. maddesinde;  esaslı bir zararın veya ani bir tehlikenin yahut emrivakilerin önlenmesi için veya diğer her hangi bir sebepten dolayı zaruri ve bu hususta ileri sürülen iddialar kuvvetle muhtemel görülürse hukuk mahkemesinin, bu Kanunla tanınmış olan hakları ihlal veya tehdide maruz kalanların talebi üzerine, diğer tarafa bir işin yapılmasını veya yapılmamasını, işin yapıldığı yerin kapatılmasını veya açılmasını emredebileceği gibi, bir eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarıyan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile muhafaza altına alınmasına karar verebileceği düzenlenmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 389. maddesi ile ihtiyati tedbir kararı, bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında  uygulanacak geçici bir hukuki koruma niteliğindedir. İhtiyati tedbir kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat şartı gerekmektedir. İhtiyati tedbir talep eden taraf, tedbire esas olan hakkını, ihtiyati tedbir sebep veya sebeplerini keza haklılığını ispat etmelidir. Ancak burada tam ispat aranmayıp yaklaşık ispatla yetinilecektir. (HMK m.390/3) Yani ispatı gereken hususların tam olarak değil kuvvetle muhtemel gösterilmesi yeterlidir. Diğer taraftan, ihtiyati tedbir kararı verilirken tedbir isteyen haksız çıktığı takdirde, ihtiyati tedbirden dolayı karşı tarafın uğrayacağı zarar için bir teminat alınmasına da karar verilir (HMK m.391/2-ç, 392). Mahkemenin 2022/138 D.İş sayılı dosyasında  alınan 04/01/2013  tarihli bilirkişi heyet  raporunda özetle; tespit istenen ... alan adının karşı taraf adına kayıtlı olduğu ... alan adlı web sitesi anasayfasında  toplamda: 22 adet online   radyo kanalı bulunduğu bunların bir kısmının teknik nedenlerle görüntülenemediğini görüntülenenlerde (bilirkişi raporu 25. Sayfada 6 adet TV kanalı ve 22 adet radyo kanalına ulaşıldığının) müzik yayınının yapıldığının tespit edildiğini, “... cihazlarına ilişkin incelemede,  gerek aleyhinde tespit istenen ... adresli internet adresinde, gerekse ... ve ... işletim sistemi uygulama marketlerinde mobil uygulama ile ilgili içeriklere erişim imkanının sağlandığına ilişkin tespit yapılamadığı belirtilmiştir. Taraflar arasındaki 24/03/2023 tarihli Sözleşmenin 3.4 maddesinde, "...'nın yeniden iletimini gerçekleştirdiği Yayınlar, sözleşme ile verilen izin kapsamı dışındadır. Yayın kuruluşunun yayınlarının eş zamanlı olarak ve değiştirilmeksizin resmi web sitesinden ve mobil uygulamadan yayınlanması işbu sözleşme kapsamında değildir." düzenlemesinin yer aldığı, somut olayda; davacı tarafından İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/138 D. İş sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunun davalılar aleyhine olduğunu, müvekkil Meslek Birliğinin repertuvarında yer alan fonogramların izinsiz olarak umuma iletimine devam edileceğine dair kuvvetli bir karine oluşturduğundan ve davalıların kaçma şüphesi olduğundan bahisle ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiş olup, sözleşmenin 3.4 maddesinde web sitesi ve mobil uygulama üzerinden kullanıma izin verilmediği anlaşıldığından ve  D.İş dosyasından alınan bilirkişi  raporunda ki tespitler göz önünde bulundurulduğunda ihtiyati tedbir yönünden yaklaşık ispat yükümlülüğünün yerine getirildiği anlaşıldığından mahkemece ihtiyati tedbirin reddine dair verilen kararın yerinde olmadığı anlaşılmıştır.İhtiyati haczin reddine ilişkin karar ihtiyati haczin şartları oluşmadığından dosya kapsamına uygundur.Tüm bu nedenlerle  davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KISMEN kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın ait olduğu mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır. 28/11/2024
ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  20. HUKUK DAİRESİ  K:2024/1868     E:2022/1552Ortak eser sahipliğine tabi bir ders kitabında, eser sahiplerinden birinin çıkarılması (m.9-10 ve 15)Davacı vekili, müvekkilinin 1994 yılında hazırlamaya başladığı "..." isimli eserin, daha sonra ... Üniversitesinde yüksek lisans yaparken aldığı iktisat derslerinde öğretim görevlisi olan davalı ... ile birlikte 1999 yılında iki yazarlı olarak "..." adıyla ilk baskısını yaptığını, 2006 yılına kadar bu kişilerin adı ile kitabın basıldığını, 2006 yılındaki 5. baskıdan 2016 yılındaki 13. baskıya kadar ...’in de eser sahibi olarak adının eklendiğini, bu şekilde 10 yıl süreyle kitabın üç yazarlı olarak basıldığını, kitabın 14. baskısından itibaren müvekkilinin isminin, kendisinden habersiz ve izinsiz biçimde eser sahipleri arasından çıkarıldığını, yerine, eserle herhangi bir ilişkisi olmayan davalılar ... ve ...’ın isimlerinin eklendiğini, ...’ın ise 14. baskıda kendisini editör olarak belirttiğini, müvekkiline baskı hakkında hiçbir bilgi verilmediğini ve telif hakkı ödenmediğini, durumu ... Yayınevine 8 Eylül 2020 tarihinde yaptığı ziyarette öğrendiğini, kitabın 13. ve 14. baskılarının karşılaştırmalı olarak incelenmesinde, kitaplar arasında hemen hemen hiçbir fark olmadığının görüldüğünü, müvekkili ile ... ve ...’ın davaya konu kitap üzerinde iştirak halinde eser sahibi olduklarını, birinin diğerinden bağımsız olarak hareket etme hakkına sahip olmadığını, ...’ın kendisini eserin editörü olarak tayin etme ve diğer eser sahiplerinin adını eserden çıkarma ve dilediği kişiyi yazar olarak belirleme yetkisi bulunmadığını, 13. baskıda eserin bir editörü olmadığını, FSEK m.10/I’de “Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir.” hükmünün yer aldığını, bu tür eser sahipliğinde, birden fazla eser sahibinin emeklerinin ve hususiyetlerinin iç içe geçtiğini ve eserin niteliği bozulmaksızın hiç kimsenin katkısının bir diğerinden ayrılamayacağı bir eserin söz konusu olduğunu, eser sahiplerinden hiçbirisinin katkısının eserin bütününden ayrı, bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini, her eser sahibinin yaratılan eserde yarattığı kısmın değil bütün eserin sahibi olduğunu, bu nedenle iştirak halinde eser sahiplerinden hiç birisinin diğerinden bağımsız olarak hareket etme hakkına sahip olmadığını, her eser sahibinin, diğer eser sahiplerinin haklarını ihlal etmemek şartıyla manevi hakları tek başına kullanabileceğini, ancak eser sahiplerinin bu şekilde kullanabilecekleri manevi hakların, diğer eser sahiplerinden bağımsız olarak kullanabilecekleri manevi haklar olduğunu, eserin umuma arzı gibi ancak tüm eser sahiplerinin onayı ile kullanılabilecek manevi hakların eser sahiplerince tek başlarına kullanılmalarının mümkün olmadığını, davaya konu eser üzerinde iştirak halinde eser sahiplerinin almış olduğu ortak bir karar mevcut olmamasına rağmen davalı ...'ın esere yeni yazar ekleme veya kendini editör olarak yazma konularında tek başına hareket ederek müvekkilinin mali ve manevi haklarını ihlal ettiğini, davalı ...’ın ayrıca müvekkilinin eser sahibi olarak tanıtılma hakkını ihlal ettiğini, davacının 2009’dan itibaren yapılan tüm baskılarda, kitabın baskıya hazır nihai dosyasının teslimine yazar ... ile birlikte bizzat iştirak ettiğini, 2016’daki 13. baskının telif hakkının davacıya ait kısmının yayınevi tarafından müvekkiline ödendiğini, müvekkilinin 8 Eylül 2020’deki yayınevi ziyaretindeki görüşmede yayınevi muhasebesinden aynı meblağda bir paranın da ...’a ödendiği bilgisini aldığını, davalı ...’ın yayınevini yanıltarak müvekkilinin adını eserden çıkardığını ve 14. baskısının yapılmasını sağladığını, bunun ise manevi hak ihlali olduğunu, davalı ...’ın, müvekkilinin eserde değişiklik yapılmasını önleme hakkını ihlal ettiğini, eser sahibinin adının da eserin bütünlüğüne dâhil olduğunu, eserde yapılacak tüm değişiklikler için tüm eser sahiplerinin izinlerinin alınması gerektiğini, davalı ...’ın müvekkilinin FSEK m.14’de belirtilen umuma arz manevi hakkını da ihlal ettiğini, iştirak halinde eser sahiplerinin bir eserin kamuya sunulup sunulmayacağına birlikte karar verebileceklerini, oysa böyle bir kararın alınmadığını, davalının müvekkilinin çoğaltma ve yayma mali haklarını ihlal ettiğini, iştirak halinde eser sahipliği söz konusu olduğundan davalı ...’ın yayın sözleşmesini tek başına yapamayacağını, FSEK m.52’ye uygun yapılmayan bir hak devrinin geçerli olamayacağını, sözleşmenin iştirak halinde eser sahiplerinin bilgisi dışında davalı ... ile yapılmasının, davalı ...’a istediği yazarı kitaptan çıkarma, diğer yazarların rızasını almadan, oğlu ve başka istediklerini yazar olarak dâhil etme gibi bir hakkı vermeyeceğini, davalılar ... ile ...’ın iştirak halindeki eserin belli bölümlerini izin almadan kendi eserleri gibi göstererek intihalde bulunduklarını,  müvekkilinin mali ve manevi haklarını ihlal ettiklerini, davalılar ... ve ...’ın intihal eylemiyle müvekkilinin ve diğer iştirak halinde eser sahiplerinin mali (çoğaltma ve yayma) ve manevi (umuma arz, adın gösterilmesi, eserin bütünlüğünün korunması) haklarını ihlal ettiklerini ileri sürerek, 11.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın, eserin basım tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, hükmün ilanına  karar verilmesini talep ve dava etmiş, 09.03.2021 tarihli dilekçesi ile davalı ... bakımından davadan feragat ettiğini bildirmiştir. Davalılar ... ve ... vekili, davacının dava konusu "..." adlı kitabın kendine ait olduğunu iddia etmesinin gayri ciddi bir iddia olduğunu, ... kitabının ilk baskısından itibaren müellifinin müvekkili ... olduğunu, eserin ilk baskısının yapıldığı 1999 yılından 2006 yılına kadar ... ve ...’ın adı ile basıldığını, dava dilekçesi ekindeki isimsiz kitap kapağı ve el yazısı ile “Önsöz” başlıklı fotokopilerin kitabın davacı tarafından yazıldığının ispatı olamayacağını, davacının, 1994 yılında henüz genç ve tecrübesiz bir öğrenciyken bütün bir kitabı kendisinin yazmaya başladığını iddia etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının,  müvekkili ... ile 1995 yılında Maliye Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi iken müvekkilinden ders alması nedeni ile tanıştıklarını, Maliye Bölümünde yüksek lisans yapmış olan davacının tamamen ayrı ve özel  bir bilim dalı olan ... dalında yetkin bir eser ortaya çıkardığını iddia etmesinin gerçeklerle bağdaşmadığını, davacı tarafın iştirak halinde eser sahipliği olduğundan davalı ...’ın yayın sözleşmesini tek başına yapamayacağına dair iddiasının geçerliğinin bulunmadığını, Makro-ekonomi gibi ders kitabı olarak kullanılan bir eserin güncellenmemesi ve yeni baskılarının yapılmamasının eserin geçerliliğini yitirmesi ve kullanımdan kalkması anlamına geleceğini, bu nedenle müvekkilinin kitabın tümünün müellifi olmakla birlikte bir hoca olarak yetiştirdiği öğrencilerini teşvik ve motive etmek adına, tamamen kendi inisiyatifi ile onların hazırladığı bölüm ve parçaları kitaba ekleyerek kitabın güncellenmesini ve isimlerinin kitap üzerinde görünmesini sağladığını, bunun ise davacının kitap üzerinde iştirak veya elbirliği ile mülkiyet olduğu iddiasını mesnetsiz kıldığını, kitabın müvekkili ... tarafından editör sıfatıyla yayınlandığını ve yayınevleri ile sözleşmeleri editör sıfatıyla imzaladığını, bu durumun 14. baskı için yapılan sözleşme için de geçerli olduğunu, davaya konu kitabın editörünün müvekkili Prof. Dr. ... olduğunu ve eserini başka yazarlarla paylaşarak geliştirip güncelleştirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ..., davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dava konusu olan kitabın FSEK kapsamında “ilim ve edebiyat eseri” niteliğinde bulunduğu, davacı ... ile davalı ... ve dava dışı ...’in ... adlı kitabın 13. baskısı üzerinde FSEK m.10/1 kapsamında elbirliği halinde eser sahipliğinin söz konusu olduğu, anılan yazarlar arasında oybirliği ile alınan bir karar olmadan, kitabın 14. baskısına davalılar ... ile ...’ın dahil edildiği, ayrıca bu baskıda davacının isminin yazarlar arasından çıkarıldığı ve ...’ın isminin editör olarak belirtildiği, ... ve ...’ın da kitaba katkı sundukları ve bu baskı üzerinde davacı da dahil olmak üzere adı geçen kişilerin elbirliği halinde eser sahibi oldukları,  bu eylemlerin davacının FSEK’ten kaynaklanan çoğaltma (m.22) ve yayma (m.23) hakları ile umuma arz (m.14) ve adın belirtilmesi (m.15) manevi haklarının ihlali niteliğinde bulunduğu, davacının FETÖ irtibatı sebebiyle kamu görevinden ihraç edilmesinin, isminin eser sahipleri arasından çıkarılmasında hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilemeyeceği, davaya konu kitabın 14. baskısı için davalı ... ile ... Yayıncılık arasında imzalanan 17.01.2019 tarihli sözleşme esas alındığında, davacı da dahil olmak üzere kitap üzerinde elbirliği halinde eser sahibi olan 5 yazara ödenebilecek telif hakkı tutarı toplamının 52,412,5.-TL, her bir yazara düşen telif hakkı tutarının ise 10.482,5.-TL olacağı, davacının m.68 kapsamında 3 kat telif tazminatı talep etmesi nedeniyle talep edebileceği telif tazminatının 10.482,5.-TL x 3 = 31.447,5.-TL tutarında olabileceği, bununla birlikte davacı ile dava dışı ... Yayıncılık arasında imzalanan Arabuluculuk Anlaşma Belgesi uyarınca ... Yayıncılığın, davacının kendisine yönelik maddi ve manevi tazminat taleplerinden vazgeçmesi karşılığında 20.000.-TL ödemeyi kabul ettiği ve bu bedeli ödediği, bunun yanı sıra, ... Yayıncılık ile 14. Baskı için sözleşme imzalayan davalılardan ... tarafından davacının hesabına “telif bedeli” açıklaması ile 15.723,75.-TL tutarında ödeme yapıldığı, böylece davacıya toplam 35.723,75.-TL ödeme yapıldığı, bu tespitler karşısında davacının talep edebileceği telif tazminatı bulunmadığı,  davacının isminin kitabın yazarları arasından çıkarılması ve davalılardan ... ve ...’ın isimlerinin davacının muvafakati olmaksızın kitaba yazar olarak eklenmesinden dolayı davacının umuma arz ve adın belirtilmesi manevi haklarının ihlaline bağlı olarak talep edilebilecek manevi tazminat tutarının 10.000,00.-TL olmasının hakkaniyete uygun olacağı, davacı telif tazminatı olarak 3 kat tazminat talep ettiğinden taraflar arasında farazi sözleşme yapıldığı kabulü ile davacı ref talep edemeyeceğinden davacının, çoğaltılmış nüshalarının muhafaza altına alınması, nüshalarda değişiklik yapılması, davacının adının kitap kapağına eklenmesi ile ilgili talepte bulunamayacağı, ancak davacı men talebinde bulunabileceğinden yeni basım yapılması ile ilgili eserin yayınının durdurulması talebinin yerinde olduğu, davalı ... yönünden davacı davasından feragat ettiğinden bu davalı yönünden davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, hükmün ilanında davacının menfaatinin bulunduğu gerekçesiyle davalı ... yönünden  26.02.2021 tarihli sulh sözleşmesi gereği davanın feragat nedeniyle reddine, davacının maddi tazminat talebinin reddine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00.-TL manevi tazminatın davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, verilen tazminata kitabın basım tarihi olan 31.08.2019 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, masrafı davalılara ait olmak üzere mahkeme karar özetinin Türkiye'de yayın yapan tirajı en yüksek üç gazeteden birinde ilanına, davacı telif tazminatı talep ettiğinden taraflar arasında farazi sözleşme kabul edilerek davacının çoğaltılmış nüshalarının muhafaza alına alınması, nüshalarda değişiklik yapılması, davacının adının kitap kapağına eklenmesi ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, davacının eserinin yayınının durdurulması talebinin kabulüne karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, maddi tazminat talebinin reddi hukuka aykırı olduğunu, çünkü telif tazminatı hesabının hatalı biçimde yapıldığını, mahkemenin telif tazminatının hesabında, davaya konu kitabın 14. baskısındaki yazar sayısını esas aldığını, bu yaklaşımın hatalı bulunduğunu, mahkemenin öncelikle hukuka aykırılığı tespit ettiğini fakat hesaplamaya geçildiğinde, 3 yazar yerine toplam 5 yazar üzerinden hesaplama yoluna gittiğini, bahse konu kitabın 13. baskısı üç yazarlı olduğundan, hukuka aykırı olarak yapılan 14. baskıdaki telif ücretinin üçe bölünmesi gerektiğini, 2006'da üçüncü yazar olarak eklenen ...'e ve yerel mahkemeye sunduğu yazılı beyana göre ...'a 14. baskı için telif ücreti ödenmediğini, davalı ...'ın da telif ücretini ikiye taksim ettiğini, 13. baskıda müvekkilinin ihraç olması ve borçları nedeniyle telif hakkının kendisine verilmesini talep ettiğini ve kendisine 29.000 TL ödeme yapıldığını, göreve dönmesini müteakip kendisine fazla ödeme yapılmış olabileceği düşüncesiyle ... Yayıncılığı ziyaret eden müvekkiline borcunun olmadığını ve aynı miktar ödemenin de ...'a yapıldığının belirtildiğini, bundan da açıkça telif ücretinin davacı ile davalı arasında ikiye taksim olunduğunun anlaşıldığını, kaldı ki ... ve ...'ın telif hakkı almadıklarını beyan ettiklerini ve eser üzerindeki haklarını davacı ve davalıya devrettiklerini, ... Yayıncılıktan arabuluculuk sürecinde alınan 20.000 TL''nin telif tazminatından tenkis edilmesinin hatalı bulunduğunu, takdir edilen manevi tazminat tutarının hakkaniyete aykırı olduğunu, davalı ...'ın adının dava konusu eserden çıkarılmasına ilişkin karar verilmemesinin de hukuka aykırı bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.  Davalılar ... ve ... vekili, mahkemenin, dava konusu kitabın eser sahibinin davacı olduğu yönündeki tespitinin eksik incelemeye dayalı olduğunu ve hatalı bulunduğunu, "..." kitabının ilk baskısından itibaren müellifinin müvekkili ... olduğunu, dava konusu kitabın müvekkili ...'ın adıyla anıldığını ve devamlı güncellenerek 14. baskısının  yapıldığını, davacının katkısının FSEK madde 10/3 kapsamında teknik hizmet ve teferruata ait yardımlardan ibaret olduğunu, kitap üzerinde davacının isminin  olmasının, elbirliği ya da iştirak halinde mülkiyetin ispatı  için yeterli olmadığını, mahkeme kararının özellikle FSEK 10/3 madde hükmüne ve Yargıtay içtihatlarına aykırılık teşkil ettiğini, mahkemenin düştüğü bu çelişkinin, kitabı akademik anlamda inceleyecek ekonomi uzmanı bilirkişilerin heyette yer almamasından kaynaklandığını, yalnızca telif uzmanı  hukukçu bilirkişilerden oluşan heyetin raporlarının davayı aydınlatmaya yetmeyeceğini ve denetime açık olmadığını, bilirkişi kök ve ek raporlarına yaptıkları itirazların değerlendirilmemesinin, hukuki dinlenilme hakkına aykırılık oluşturduğunu, mahkemece davanın esasına ışık tutacak tanıklarının dinlenilmediğini, dava konusu kitabın, müvekkili ... tarafından editör sıfatıyla yayınlandığını, yayınevleri ile sözleşmelerin de müvekkili tarafından editör sıfatıyla imzalandığını, editörün yazar adlarını kitaba ekleme ve çıkarma yetkisinin bulunduğunu, sadece dava konusu "..." adlı kitabın bu yöntemle basılmadığını, müvekkilinin editör sıfatıyla birden  fazla yazarlı olarak yayınladığı başka kitapların da mevcut olduğunu, davacının adının kitabın son baskısından zorunluluk sonucunda haklı nedenlerle çıkarıldığını ve bu durumun hukuka uygun bulunduğunu, mahkemece kabul gören davacının FETÖ iltisakı nedeniyle görevinden ihraç edilmiş olmasının, isminin eser sahipleri arasından çıkarılmasında hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilemeyeceği şeklindeki bilirkişi beyanının ülke gerçeklerine ve dosyada mevcut delillere uygunluk teşkil etmediğini, davacının, müvekkili ...'a ilişkin  intihal  ve davacının yerine adının eklendiği iddalarının  mesnetsiz olduğunu, davacının varsayıma dayalı manevi  tazminat talebinin kısmen de olsa kabulünün usul ve yasaya aykırı bulunduğunu ve davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olacağını, müvekkili ...'ın kitabın yazarı olduğu ve davacının mali ve manevi haklarını ihlal etmediği ortada iken, diğer müvekkili ... ile müşterek müteselsil olarak manevi tazminata ve yargılama giderlerine mahkum edilmesinin çelişki oluşturduğunu, hükmün ilanına karar verilmesinin de yerinde bulunmadığını, yine eserin yayınının durdurulmasına ilişkin kararın  sonuçları itibariyle çok ağır olduğunu, kaldı ki, davacının arabuluculuk sürecinde kitabın yayınının durdurulması talebinden vazgeçtiğini, bu beyanın kendisini tüm davalılara karşı da bağladığını, davacı lehine iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını, aynı mantıkla davalılar lehine de iki hatta üç ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, eser sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüz nedeniyle maddi ve manevi tazminat ile tecavüzün önlenmesi istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.5846 sayılı FSEK’in 10. maddesi “Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir. Birliğe adi şirket hakkındaki hükümler uygulanır. Eser sahiplerinden biri, birlikte yapılacak bir muameleye muhik bir sebep olmaksızın müsaade etmezse, bu müsaade mahkemece verilebilir. Eser sahiplerinden her biri, birlik menfaatlerine tecavüz edildiği takdirde tek başına hareket edebilir. Bir eserin vücuda getirilmesinde yapılan teknik hizmetler veya teferruata ait yardımlar, iştirake esas teşkil etmez. Birden fazla kimsenin iştiraki ile vücuda getirilen eser, ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa bir sözleşmede veya hizmet şartlarında veya eser meydana getirildiğinde yürürlükte olan herhangi bir yasada aksi öngörülmediği takdirde birlikte eser üzerindeki haklar eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılır. Sinema eseri ile ilgili haklar saklıdır.” hükmünü haizdir. Somut olayda dava konusu eserin 13. baskısında davacı ve davalı ... ile birlikte ...'in de eser sahipliği söz konusu olup, eserden doğan hakların ihlali sebebi ile açılan tazminat davalarında, eser birliğine adi şirket hükümleri uygulanacaktır. Eser sahipleri arasında adi ortaklık ilişkisi olduğunda, eser sahiplerinden her birisinin tek başına esere vaki tecavüzün önlenmesini talep etme hakkı olmakla birlikte, tek başına tazminat talep etme ya da diğer bir eser sahibi için eser sahipliğinin tespitini talep etme hakkı bulunmamaktadır. Bu itibarla somut uyuşmazlıkta da mahkemece, davacı ve davalı ... ile dava dışı eser sahibi ... arasında birlikte eser sahipliğinin söz konusu olduğu, eser sahipleri arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğundan, davacının tek başına esere vaki tecavüzün önlenmesini talep etme hakkı olmakla birlikte, tek başına tazminat talep etme hakkının bulunmadığı, bu hakkın ancak diğer eser sahipleri tarafından davacıya verilecek bir muvafakatname ile ya da eser sahipleri arasındaki adi ortaklık ilişkisini temsil etmek üzere bir temsilci atanması sağlanmak suretiyle, bu temsilci tarafından kullanılabileceği nazara alınarak, davacı tarafça ileri sürülen talep türleri itibariyle dava şartlarından olan aktif dava ehliyeti konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın, davanın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Yargıtay 11. H.D.'nin 28/03/2019 tarih ve 2017/3587 E.- 2019/2414 K., 13/12/2018 tarih ve 2017/238 E.- 2018/7933 K. sayılı ilamları da bu yöndedir. Öte yandan, hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporuna karşı taraflarca itiraz edilmiş olup, ilk derece mahkemesince bu itirazlar konusunda bir değerlendirilme yapılmamıştır. Öte yandan hükme esas alınan bilirkişi raporunu hazırlayan heyette, dava konusu kitabın ilgili olduğu alanda uzman bir bilirkişi olmayıp, yalnızca telif hakları uzmanlarından oluşan bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporla yetinilmiştir. Bu nedenle içinde davaya konu eserin yazıldığı alanda uzman bir bilirkişinin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetinden, tarafların itirazlarını karşılar şekilde bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiştir. Bu durum karşısında Dairemizce, taraf vekillerinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. 22/11/2024 
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİK:2024/1814 E:2022/590Meslek birliği repertuvarında yer alan eser, icra, fonogram ve yapımların,  televizyon kanalında yazılı izin alınmaksızın yayınlanması suretiyle mali haklara tecavüz edildiğinin tespiti; bu tecavüzün men’i ve ref’i ile FSEK m.68 uyarınca üç kat telif tazminat talebi Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya ait ... logosu ile yayın yapan televizyon kanalında davacı ... birliklerinin repertuvarlanna dahil olan eser, icra, fonogram ve yapımların FSEK m. 52’ye aykırı şekilde yazılı izin alınmaksızın yayınladığı, FSEK’ten doğan umuma iletim hakkının, m. 80 ve 41’de tanımlanan mali haklarının ihlal edildiği, bu hususun İstanbul 1 FSHHM 2015/64 Değ. İş sayılı dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu ile sabit olduğu, İstanbul 3 FSHCM 2019/229 E. Sayılı dosya ile izinsiz kullanım gerçekleştiren şüpheliler hakkında kamu davası açıldığı, davacı ... birliklerinin yayınladığı ortak tarife hakkında davalının yasal süreler için müzakere talebi olmadığı, 2015 yılı tarifelerinin 2014 yılı Ekim ayında kesinleştiği, FSEK m. 76 son fıkrası uyarınca hak sahipleri lehine ispat kolaylığı getiren karinenin somut olayda uygulanması gerektiği, açıklanan nedenlerle, davalıya ait ... logolu televizyon kanalında davacı ... birliklerinin repertuvarlannda yer alan eser, icra, fonogram ve yapımların hukuka aykırı yayınlandığının ve davacı ... birliklerinin FSEK başta olmak üzere mevzuattan kaynaklanan haklarına davalılar tarafından tecavüzde bulunulduğunun tespitine, FSEK m. 69 uyarınca karar tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davacıların tüm repertuvarına karşı tecavüzün men’ine, FSEK m. 66 uyarınca davalının tecavüzünün refine, FSEK m. 68 f. 1 uyarınca 2015 yılı resmi tarifelerine göre davalının davacılara ödemesi gereken bedelin yapılacak hesaplamalara göre belirlenmesine, şimdilik 10.000 TL’nin FSEK m. 68 f.l uyarınca 3 katına yayınların yapıldığı tarihten itibaren başlamak üzere faiziyle hükmedilmesine, hükmün tirajı en yüksek iki gazetenin Türkiye nüshalarında yayınlanmasına karar verilmesi talep etmiştir. Davacılardan Müyap 26.2.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 452.905.98 TL olarak , Müyorbir 26.2.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini  243.872.46  TL olarak , Msg  26.2.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 647.008.56 TL olarak , Mesam 25.2.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini  647.0008.56  TL olarak tazminini talep etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ... birliklerinin birlikte dava açmalarının usul ve yasaya aykırı olduğu, mecburi ve ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmadığı, davacıların temsil ettikleri haklar ve taleplerin her bir davacı yönünden ayrıca belirtilmesi gerektiği, usulüne uygun olarak yürürlüğe giren Roma Anlaşmasının kanun hükmünde olduğu, dava konusu müzik yayınlarının çoğunun canlı performans olduğu, kalanların ticari dolaşıma çıkartılmış fonogram ve tespitlerden oluştuğu, bunlar için ise Roma Anlaşmasının 12. maddesi uyarınca sadece uygun bir bedel ödenmesi gerektiği, ayrıca izne tabi bir hak veya yasaklama yetkisinden bahsedilmediği, anılan hükmün AY m. 90 uyarınca FSEK’ten üstün norm olduğu, davacıların iddialarına dayanak gösterilen İstanbul 1 FSHHM 2015/64 Değ. İş dosyasında yapılan tespit kapsamındaki yayınların “değişik isimlerde” müzik eğlence içerikli program yayınlan olduğu, bu program yayınlan ile ilgili olarak davalının yapımcı ve icracı eser sahibi sanatçılarla sözleşme yaptığı ve bir bedel ödediği, FSEK m. 43 uyannca televizyon kuruluşlannm meslek birlikleri ile sözleşme yapmasının zorunlu olmadığı, direkt eser sahibi sanatçılar ile sözleşme yapabileceği, FSEK m.80/B f.l’de yer alan hükmün Roma Anlaşması m. 12 ile birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonucun eser sahiplerinin henüz umuma arz edilmemiş ve ilk defa umuma arz edilecek eserler açısından izin vermede münhasır hak sahibi olduklan şeklinde olduğu, izinsiz yayın yapıldığının ispat edilmesi gerektiği, 2015/64 değ.iş sayılı dosyada sadece Kasım ayı için tespit yapıldığı, tespit yapılan aylar dışında 2015 yılı boyunca bir izinsiz kullanımın kabulünün mümkün olmadığı, FSEK m. 76 f. son’da öngörülen karineden faydalanmak için öncelikle yeterli kuvvette delil ileri sürülmesi gerektiği ve mahkemece davalıya yayınlanan müzik eserlerinin liste halinde sunulması için süre verilmesi gerektiği, toptancı zihniyet ile fahiş tazminat talep edilemeyeceği, sadece davalının yayınladığı tespit edilen veya listesi sunulan müzik eserleri açısından uygun bir bedel talep edilebileceği, tarifelerin tek taraflı ve fahiş olarak belirlendiği, FSEK m. 42 vd hükümlerine aykırı olduğu, davalının brüt gelirinin %25’inin tarife ile talep edildiği, bu haliyle dava yayın kuruluşunun ayakta kalmasının imkansız olduğu ileri sürülerek davanın reddi talep edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince; davacı eyleminin davalı ... birliklerine yönelik tecavüzün tespitine, men ve ref'ine, Davalının 01.01.2015-31.12.2015 dönemini kapsayan ve  FSEK 68. maddeye göre hesaplanan : MESAM meslek birliği için 215.669.52 TL nın 3  katı  olan  647.008.56 TL nin 1.1.2015 tarihinden itibaren merkez bankasının  belirlediği en yüksek avans faziyle birlikte davalıdan alınarak MESAM meslek birliğine ödenmesine,  MSG meslek birliği için 215.669.52 TL nın 3  katı  olan  647.008.56 TL nin 1.1.2015 tarihinden itibaren merkez bankasının  belirlediği en yüksek avans faziyle birlikte davalıdan alınarak  MSG  meslek birliğine ödenmesine,  MÜYORBİR  meslek birliği için 81.290.82 TL nın 3  katı  olan  243.872.46  TL nin 1.1.2015 tarihinden itibaren merkez bankasının  belirlediği en yüksek avans faziyle birlikte davalıdan alınarak MÜYORBİR  meslek birliğine ödenmesine, MÜYAP  meslek birliği için 150.968.66 TL nın 3  katı  olan 452.905.98  TL nin 1.1.2015 tarihinden itibaren merkez bankasının  belirlediği en yüksek avans faziyle birlikte davalıdan alınarak  MÜYAP meslek birliğine ödenmesine karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde;e yasaya aykırı olduğu, mecburi ve ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmadığı, davacıların temsil ettikleri haklar ve taleplerin her bir davacı yönünden ayrıca belirtilmesi gerektiğini,Tespit raporunda belirlendiği gibi yayınların bir çoğu canlı performans olup, bu canlı performanslar açısından fonogram yapımcılarının veya bunların oluşturduğu meslek birliğinin talep hakkı olmadığını, ayrıca icracı sanatçılar açısından da aynı durum söz konusu olup,  komşu hak sahipliği ve eser sahipliği açısından yapılacak savunma ile bildirilecek delillerin  belirlenmesinde her bir meslek biriliğinin hangi eser üzerinde ve hangi açıdan hak sahibi olduğunun belirlenerek bildirilmesinde zorunluluk olduğunu, Dava konusu müzik yayınlarının çoğunun canlı performans olduğunu, kalanların ticari dolaşıma çıkartılmış fonogram ve tespitlerden oluştuğunu, bunlar için ise Roma Anlaşmasının 12. maddesi uyarınca sadece uygun bir bedel ödenmesi gerektiğini, Müvekkili yayıncı kuruluşun, dava dilekçesinde belirtilen İstanbul 1. FSHHM'nin 2015/64 D.iş sayılı dosyasında yapılan tespit kapsamında belirlenmiş olan yayınlarının; “değişik isimlerde” müzik eğlence içerikli program yayınlar olup, bu program yayınları ile ilgili olarak müvekkili yayıncı kuruluş ile yapımcı ve  icracı eser sahibi sanatçılar ile sözleşme yapıldığını ve zaten bir bedel ödendiğini,  FSEK 43. madde hükmünde belirtildiği üzere, Radyo ve Televizyon kuruluşlarının mutlaka meslek birliği ile sözleşme yapma zorunluluğu bulunmadığını, Yayıncı kuruluşların direkt eser sahibi sanatçılar ile de sözleşme yapabildiğini, bu açıdan bakıldığında müvekkili yayıncı kuruluşun kullandığı müzik eserleri için zaten eser sahiplerine bir bedel ödendiğini, Diğer taraftan tespit yapılan tarihler dışındaki yayınlarda davacı ... birliklerine ait repertuarın izinsiz kullanıldığına ilişkin iddianın kanıtlanamadığını, bu iddianın ispatı yönünde davacılar tarafından hiç bir delil sunulmadığını, ididanın aksine müvekkilinin yayıncı kuruluş tarafından 2015 yılında kullarnılan tüm müzik eserlerinin listesinin dosyaya surnulduğunu, mahkemece bu listenin dikkate alınmadığını, sunulan listeye göre FSEK  md.76/son da yer alan karinenin artık işletilemeyeceğini,  Müzik eserlerinin tamamı üzerinde bütün davacı ... birliklerinin aynı anda hak sahibi olması mümkün değilken, söz konusu tespit raporunun tüm meslek birlikleri açısından yeter delil kabul edilmesinin de açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, Meslek birliği tarifelerinin tek taraflı ve fahiş olduğunu, Tazminat hesabı için tüm repertuvar üzerinden belirlenmiş olan tarife bedelinin dikkate alınamayacağını, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, kullanılan müzik eserleri listesinin dikkate alınmadığını, Eğer bir tazminat hesabı yapılacak ise dosya  içerisinde ve deliller arasında yer alan 2015 yılında müvekkili yayıncı kuruluşun, müzik eseri kullanımlarına ilişkin listenin dikkate alınması gerektiğini ve bu listede yer alan müzik eserlerinden her bir meslek birliği açısından hangilerinde hak sahipliğinin söz konusu olduğu belirlenerek buna göre bir rayiç bedel üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, kaldı ki eser sahibi olan meslek birlikleri dışındaki, yorumcular ve fonogram yapımcıların meslek birliklerinin hesaplama dışında bırakılması gerektiğini, Mahkemece, müvekkili yayıncı kuruluşun yayınlardan elde  etmiş olduğu gelir düzeyi de dikkate alınmayarak bedel belirlenirken takdir yetkisinin açıkça orantısız ve müvekkili davalının aleyhine kullanıldığını, davacıların talepleri ile bağlı kalınarak karar verilmiş olmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, Mahkemenin kabulünde 01.01.2015-31.12.2015 tarihleri arasındaki süreye ilişkin izinsiz kullanımlardan bahisle üç katı tazminata ve 01.01.2015 tarihinden itibaren en yüksek avans faizine hükmedildiğini, faiz başlangıcının hatalı olduğunu, avans faizine hükmedilmesinin de açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.GEREKÇE İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; davacı  ... birliklerine yönelen mali hakka yönelik tecavüz iddiasıyla, tecavüzün tespiti, men ve ref'i ile FSEK'in 68 f. 1 maddesi uyarınca 2015 yılı resmi tarifelerine göre davalı yanca ödemeyen 1.1.2015-31.12.2015 dönemlerine ilişkin telif bedelinin davalıdan tahsiline ilişkindir. Davacı; davalıya ait ... logolu televizyon kanalında, davacı ... birliklerinin repertuvarlarında yer alan eser, icra, fonogram ve yapımların hukuka aykırı yayınlandığı iddia etmiş, davalı davanın reddini savunmuş, Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yanca istinaf edilmiştir. Davalı; davacıların birlikte dava açamayacağını ileri sürmüştür. Ancak somut olayda, davacıların repertuarında yer alan eserlerin izinsiz yayınlandığı iddia edildiğinden, dava konusu hakkın ortak olması, davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı olması nedeniyle, ihtiyari dava arkadaşı olan davacıların birlikte dava açmalarına hukuki bir engel bulunmadığı anlaşılmıştır. Dava dosyasında yer alan tespit dosyasına sunulan 17.11.2015 tarihli bilirkişi raporunda, Meslek Birlikleri korumaları altında bulunan fonogramların müzik eserlerinin ve yapımlarının, ... A.Ş. ünvanlı ... logolu yayın kuruluşunun yayını yaptığı 3 farklı günden ikisi hafta içi biri hafta sonu 05.11.2015, 07.11.2015 ve 09.11.2015 tarihlerinde 20:00-22:00 saatlerinde yayınlanan programlarda yayınlanıp yayınlanmadığı konusunda yapılan inceleme sonucunda, bir kısım müzik eserlerinin yayınlandığı tespit edilmiştir. Taraflar arasında ihlale konu dönemde yazılı bir sözleşme bulunmadığı sabittir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık noktalarından birisi de, FSEK'in 76/2. maddesindeki karinenin uygulanması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. FSEK m. 76 f/2.maddesinde; "Bu Kanun kapsamında açılacak hukuk davalarında mahkeme, davacının iddianın doğruluğu hakkında kuvvetli kanaat oluşturmaya yeterli miktar delil sunulması halinde, korunmakta olan eserler, fonogramlar, icralar , filmler ve yayınları kullananların , bu Kanunda öngörülen izin ve yetkileri aldıklarına dair belgeleri veya tüm yararlanılan eser , fonogram, icra, film ve yayınları liste halinde sunmasını isteyebilir. Belirtilen belge ve listelerin sunulamaması  tüm eser, fonogram ve yayınların haksız kullanılmakta olduğuna karine teşkil eder." hükmü düzenlenmiştir. FSEK 76/2 hükmüyle kanun koyucu, korunan eser, icra, yapım veya yayının izinsiz kullanılması nedeniyle açılacak tazminat davalarında, ihlalin boyutunun ispatındaki zorluğu dikkate alarak, kendine özgü bir ispat ve karine hükmü öngörmüştür.Madde de ispat yükünü değil, delil sunma yükümlülüğünü tersine çeviren ve sonuçlarına davalı aleyhine kanuni karine bağlayan düzenleme getirilmiştir. (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, Levent Yavuz, Türkay Alıca, Fethi Merdivan, Cilt II, Gözden geçirilmiş 2. Baskı, sf 2374) Karineden yararlanılabilmesi için belli koşulların gerçekleşmesi gerektiği, davacının hak sahibi olduğunu ve korunmakta olan eser, fonogram ve icraların kullanıldığı konusunda mahkemede kuvvetli kanaat oluşturmaya yeter miktarda delil sunulması gerekmektedir. Mahkemede bu kanaat oluştuktan sonra ise delil sunma yükümlülüğünün davalıya yükleneceği, davalının hem izin ve yetki aldığına dair belgeleri hem de tüm yararlanılan eser fonogram ve icraların listesinin sunulmasının istenebileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu karinenin işletilebilmesi için öncelikle davacı tarafların iddiasının doğruluğu yönünden hak sahibi olduklarını ileri sürdükleri eserler için  sanatçılardan usulüne uygun yetki belgesi aldıklarını ispatlaması daha sonra  davalı tarafça izinsiz yayınlanan eserlerin, icra ve fonogramların ve ne şekilde (canlı yayın vs) yayınlandığının tespiti sonra da davalı tarafa "yararlandığı tüm eser, fonogram ve icraların ve yayınların sunulması" için makul süre verilerek kesin sürenin sonuçlarının ihtar edilmesi gerekmektedir. Mahkemece, davalı ... A.Ş. (...) ile davacılardan MÜYAP arasında imzalanan 01.01.2014-31.12.2014 tarihleri arasını kapsayan lisans sözleşmesi kapsamında davacı ... birliklerinin tümü için tarifede yer alan oranlar üzerinden 01.01.2014-31.12.2014 tarihleri arasını kapsayan lisans sözleşmesindeki bedellerin (605.749,45 TL) ÜFE+TÜFE/2 oranında artış uygulanması ile 2015 yılı için ulaştığı 663.598,52 TL toplam rakamın esas alınmasıyla tazminat tutarının belirlendiği, bu tutarın davacı ... birlikleri özelinde ayrı ayrı 2015 yılında MESAM için 215.669,52 TL, MSG için 215.669,52 TL, MÜYAP 150. 968,66, MÜYORBİR için 81.290,82 TL olmak üzere takdir edildiği görülmektedir. Ancak, davacı ... birlikleri 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca üyesi bulunan eser sahibi, icracı sanatçı ve fonogram yapımcılarının devrettikleri yetki kapsamında mali hakları takip ve kullanma yetkisine sahip olup, üyelerinin mali haklarının ihlali halinde bu Kanun hükümlerine göre kendilerine yetki devrinde bulunan üyelerini temsilen dava açabilirler. Yine Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve federasyonları Hakkında Tüzüğün 4. Maddesine göre de, Birlikler, birliğe kayıtlı eser sahibi ve komşu hak sahibinin haklarının takibinde üyelerinin devrettikleri haklar çerçevesinde yetkilidir. Somut uyuşmazlıkta, mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişiler tarafından ihlal süresi ve emsal rayiç bedeli dikkate alınmak suretiyle ve her bir meslek birliği için ayrı ayrı hesaplama yapıldığı, bu hesaplamaya davalı tarafından 06.03.2019 tarihli dilekçe ile itiraz edildiği ve 07.03.2018 tarihli dilekçe ekinde yayınlanmış olan müzik eserlerini gösterir listenin ve sanatçılar ile yapılan sözleşme örneklerinin sunulduğu, ancak bilirkişi raporunda bu listenin ve sözleşmelerin incelenmediği anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece eksik inceleme ile karar verildiğinden, sair istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,  bağlantılı İstanbul 3. FSHCM'nin 2016/229 esas sayılı sayılı dosyası ile  İstanbul 1 FSHHM 2015/64 Değişik İş sayılı dosya aslının da getirtilerek, mahkemece oluşturulacak yeni bir  bilirkişi heyetinden yukarıda açıklanan esaslar kapsamında, ihlal olduğu ileri sürülen kullanımlar incelenerek, davacı ... birliklerinin repertuarına kayıtlı olduğu ileri sürülen eser, icra ve fonogramlara ilişkin yetki belgeleri incelenerek hak sahipliğinin tespiti, davalı tarafça 07/03/2018 tarihli dilekçe ekinde sunulan sözleşmeler ve eser listeleri incelenerek  rapor alınmak suretiyle, eseri yayınlanan birlik üyesi sanatçılardan alınan yetki belgelerinin düzenlenme tarihi itibariyle, bu belgeler kapsamına giren eserlerin ve bunların içeriklerinin neler olduğu, hangi eserlerin ne suretle ihlalin konusunu oluşturduğu, yayınların canlı yayın olup olmadığının tespitinden sonra oluşacak sonuca göre, FSEK 76/2 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı ve FSEK'nun 68. madde hükmü gereğince üç kat tazminata hükmedilip hükmedilemeyeceğinin değerlendirilerek tartışıldıktan sonra karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince  esasa  münhasır  delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün bulunmamakla 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne karar verilmiştir.      07/11/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ K:2024/1844 E:2022/593Meslek birliği genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan tüm kararların iptali talebiDavacılar vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkillerinin üyesi olduğu  Musiki  Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliğinin (MSG) 31 Mart 2018 tarihinde ... Hotel'de gerçekleştirilen 10. Olağan Genel Kurulunun ve kararlarının iptalinin gerektiği zira hazirun listesi ve oy kullanım listesinin, hükümet komiserinin talimatıyla durdurulduğunu,  657 kişi oluşturulmuş olmasına karşın oylama sonucunda yaklaşık 790 oy sayıldığını, divan başkanlığı  için  oylamanın asil üyelerin ellerinde bulunan oy kullanma kimlikleri sayılarak yapıldığını, oylama başladıktan takribi yarım saat sonra bir grubun  sandık görevlilerinin yanına gelerek hükümet komiserinin hazinin listelerinin tekrar açılması talimatını verdiklerini beyan ettiklerini, hazirun açtırdıklarını,  bir çok üyeyi içeri aldıklarını, bazılarının kendi adlarına bazılarının ise diğer üyelerin adına oy kullandıklarını,  Divan Başkanlığı için yapılan oylamada olduğu gibi oy sayısının 657 olması gerekirken oylama sonucu takribi 790 adet oy sayıldığını, usulsüz bir şekilde oy kullandığını, davalı Meslek Birliğinin kendi açıkladığı listede toplantıda katılmadığı açıkça belli olan üyelerin yerine sahte imzalarla oy kullanıldığını, genel kural seçimi başladıktan sonra bazı şahısların sandıklara müdahalelerde bulunduğunu, davalı Meslek Birliğinin tabi olduğu Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük'ün 28. inci maddesinin j bendi uyarınca genel kural karalarının ve denetleme kurulu raporlarının birer örneğini, kurala verilmesini izleyen üç gün içinde Bakanlığa göndermesi hükmüne aykırı davrandığını, davalı Meslek Birliğinin internet sitesinde bulunan genel kurul toplantı tutanağının içeriğinin gerçeği yansıtmadığını belirterek  davalı Meslek Birliğinin ve Üyelerinin herhangi bir zarara uğramaması adına ivedilikle ihtiyati tedbir kararı verilmesini, 31.03.2018 tarihinden önceki yönetim kurulu üyelerinin kayyum olarak atanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların genel kural kararlarının iptali ve diğer talepler için ön şart niteliğinde olan genel kurul tutanağına şerh düşürme işleminin gerçekleştirilmediğini, davacılarının bizzat seçim ve oylamalara katıldıklarını, hatta yönetim kurulu için aday bile olduklarını, davacıların genel kuruldaki kararların tümünün iptalini istemelerine karşın, genel kural sırasında alınan kararlar ile ilgili olarak Genel Kurul Divanına herhangi bir muhalefet şerhi, itiraz veya beyan dilekçesi sunmadıklarını, Yargıtay kararları uyarınca genel kurulda hazır olan üyenin genel kurul veya genel kurul kararlarının iptali davası açabilmesinin önkoşulu/davaşartı genel kurulda divan heyetine açıkça muhalefet şerhi sunması ve iradelerini yazılı olarak beyan etmeleri olduğunu, sunulan tutanakların ... çalışanları tarafından düzenlenmiş olması ve Genel Kurul ortamında el yazısı ile yazılmadığı hususları göz önünde bulundurulduğunda, bu tutanakların Genel Kuruldan sonra düzenlendiği sonucuna ulaşıldığını, Divan Başkanlığına genel kurulda sunulmadığını, Genel Kurul'un usul ve mevzuata uygun şekilde yapıldığını, , toplantı hazirun listesi ve oy kullanım listesinin birbiri ile uyum içerisinde olduğunu, seçim sırasında oy kullanılan altı sandığın önünde bir önceki ...yönetimi tarafından seçilen ve görevlendirilen personellerin, oy kullanılan üyelerin kimliklerini kontrol ettiklerini ve oy kullanma listesindeki isimlerin karşılığı gelen kutucuğa imza attırdıklarını, toplantının başladığı sırada hazır bulunan üye sayısı ile toplantı sonuçlandığı sırada oy kullanan üye sayısı arasındaki farkın, toplantıya sonradan icabet eden üyelerden kaynaklı olduğunu, her şeyin usulüne uygun bir şekilde yapıldığını, toplantı katılım listesinin tespiti ve daha sonra toplantıda oy kullanan üyelerin tespiti ve oy kullanacak kişilerin belirlenmesine ilişkin tüm süreçlerin Divan Kurulu seçilene kadar eski yönetim kurulu tarafından, Divan Kurulu seçildikten sonra da Divan Başkanlığının bilgi, olur ve kabulleri ile yapıldığını, nitekim bu 4 kişi yerine bir başkasının imza attığı düşünülse dahi bu hususunun sonucu etkileyebilecek bir durum olmadığını, seçimin 121 oy fark ile kazanıldığını, davacı tarafından belirtilen imzaların çoğunun kişilerin kendi el ürünü olduğunun sabit olduğunu, üyelerinin bazılarının toplantıdaki karışıklık ve yoğunluk nedeniyle adlarının yanına imza atmak yerine sehven alt veya üst satıra imza attıklarını, üyelerden bazılarının da bir listeye imza bir listeye paraf attıklarını, bu nedenle imzalar arasında benzerlik bakımından ufak farklılıklar bulunabildiğini, ancak bu imzaların aynı kişiye ait olmadığını, sahte olduğunun da söylenemeyeceğini, aynı durumun davacı ... için de geçerli olduğunu, diğer davacı ...’nın da toplantı haziran listesine imza atmamış olduğunun görüldüğünü, imzasının karşısında bulunan kutunun boş olduğunu ancak imzasının dikkatli bakıldığında alt satıra kaydığını, imzaların karşılaştırılması amacıyla grafolog bilirkişi ...’ya hazirun listesindeki imzalar ile oy kullanım kılavuzundaki imzalar mukayese ettirildiğinde, imzaların birbiri ile örtüştüğünü ve imzaların işleklik derecelerinin, tersim, istif, meyil, seyir, sürat ve yazyik gibi grafolojik ve grafometik özellikler bakımından aynı olduğunun tespit edildiğini,... Şti.'nin ...’nin asıl üyesi olduğunu ve oy kullanma hakkına sahip olduğunu, bu kurumun ...’nin 08.04.2008 tarihli yönetim kurulu kararı ile birliğe asil üye olduğunu, toplantıya çağrının usulüne uygun yapıldığını, davacıların iddiaları karşısında seçimlerin yenilenmesinin ...’nin kurumsal kimliğine zarar vereceğini, üyelerin de mağduriyetine sebep olabileceğini, genel kurulun usulüne uygun şekilde yapıldığının hükümet komiseri raporu ile de sabit olduğunu, hükümet komiserinin hazirunun kapatılması ile ilgili talimatı olmadığını, hükümet komiserinin gözlemci konumunda olduğunu, öneri ve tavsiye niteliğinde olduğunu, genel kurul gününde bazı üyelerin akşam programı, uçak biletleri ve sair mazeretleri olduğu için genel kurula katılımın sonlandırılmasının talep edildiğini, bunun üzerine de Genel Kurulun Divan tarafından bu hususun istişare edilmesi için durdurulduğunu, yapılan istişarede üyeler tarafından yapılan itirazlar üzerine Divan Kurulunun yeniden toplanarak genel kurulun katılımının devam etmesine karar verildiğini, konu ile ilgili hükümet komiserinin görüşü sorulduğunda da takdirin Divan Kuruluna ait olduğunun bildirildiğini, asıl usulsüzlük ve haksızlıkların davacılar tarafından yapıldığını ve bu hususun Bakanlık Gözetmen raporunda yer aldığını, davacıların kötüniyetli şekilde usulüne uygun yapılmış genel kurulun sonuçlarını ortadan kaldırarak, kendi lehlerine sonuç yaratmaya çalıştıklarını, bu nedenle kayyum atanması, ihtiyati tedbir yönündeki taleplerin ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece; "davanın reddine" karar verilmiştir.İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:Davacılar vekili istinaf  dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece usul ekonomisi ilkesi ihlal edildiğini, davalının iddia ve savunmalarının mahkemece taraflı bir yargılama usulü yürütüldüğünü, mahkemece duruşma günü verirken makul süreler vermediğini, dosya sürüncemede bırakıldığını, mahkemeden imza sahteliğinin araştırılması yönünden talepte bulunduklarını, taleplerinin değerlendirilmediğini dosya kapsamı ile bağlantısı olmayan bilirkişiye dosyanın tevdi edildiğini, grafolog bilirkişi atanması taleplerinin mahkemece reddedildiğini, dosyaya sundukları Bakanlık komiseri tarafından hazırlanan özel raporda  genel kurulda sahte imzaların olduğunu, genel kurulda bulunmayan kişiler adına oy kullanıldığını, üyelerden bazılarının hazirun listeleri ve oy kullanma listelerinde bulunan imzaları arasında farklılıklar olduğunun açıklandığını, dosyaya atanan bilirkişiler 31.10.2019 tarihinde, kendilerine dosyanın tevdi edildiği tarihten 5 ay sonra yerel mahkeme tarafından dosyada görevlendirilen 2 adet bilirkişi dosyanın uzmanlık alanları dışında kalması sebebiyle dosyadan çekilmek zorunda olduklarını belirtmesi üzerine dosyaya grafolog bilirkişi ataması yapıldığını, ek rapor alınması taleplerinin reddedildiğini, bilirkişi raporunda vekaletname asıllarının temini gerektiği yönünde görüş bildirmişken mahkeme fotokopi belgeler üzerinden yapılan incelemeye itibar ederek dosyayı karara çıkarmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, yapılan genel kurul toplantısının hukuka ve usule aykırı düzenlendiğini, çok sayıda sahte imza tespit edildiğini, mahkeme bu konuda bir inceleme yapmadan karar verdiğini, davalının cevap dilekçesinde belirttiği iddiaların gerçeği yansıtmadığını, dava konusu genel kurulda usulüne uygun çağrı yapılmadığını ve bazı üyelerin toplantı günü genel kuruldan haberi olduğunu ve bu kişilerin anayasal hakkının elinden alındığını, genel kurula üye 5 kişinin hiçbir şekilde toplantıya çağrılmadığını, genel kurul ve kararlarının iptalinin gerektiğinin Yargıtay içtihatleriyle de sabit olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın  kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İstinafa Cevap:Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, birlikte değerlendirildiğinde davacıların  davasının haksız ve hukuka aykırılığının ortada olduğunu, sunulan deliller ve bütün dosya kapsamından genel kurulda alınan kararların iptalini gerektirecek bir durum bulunmadığından davacının iddiaları, somut dayanaktan yoksun, haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacıların istinaf gerekçelerinin gerçeğe usule ve yasaya aykırı olduğundan istinaf isteminin reddine, mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Gerekçe ve Sonuç:HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Dava , Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliğinin (MSG) 31/03/2018 tarihli  10. olağan genel kurulu toplantısının ve alınan  kararlarının iptali istemine ilişkindir.10/06/2020 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda: Genel kurulun toplantıya çağrılma  ve toplantının başlatılması için yeter sayısında  genel kurulun iptalini gerektirecek bir usulsüzlük  olmadığı, hazirun listesinde 789 imzanın, oy katılım - hazirun listesinde ise 773 imzanın yer aldığı, genel kurula katılan bir kısım üyelerin oy kullanmadığının anlaşıldığı,  bir kısım üyelerin oy kullanmaksızın genel kuruldan ayrılmasının olağan bir süreç olduğu,  genel kurulun sıhhatini etkileyecek bir husus olmadığı, seçim sonucunda ...’in listesinin 121 oy farkla seçildiği, davacıların 26 kişiye ait imzalarla ilgili inceleme yapılması gerektiğine ilişkin  beyanlar ve davacının taleplerinde yer alan üye kimlik tespiti yapılmadan veyahut hazirun ve oy kullanma listelerindeki imzalarda karışıklık olduğuna ilişkin beyanlarına  konu oyların geçersiz sayılacağı göz önünde bulundurulduğunda 121 oydan daha az sayıda bir oyu etkileyebileceğinden  bu hususun genel kurulun iptalini gerektirecek bir durum olmadığı, toplantı Katılım Hazirun Listelerindeki imzalar ile oy kullanım listelerindeki imzalarına yönelik inceleme de ise hangi isimlere atfen atılı imzaların belirtilmediği, Av.... tarafından ibraz edilen bilirkişi raporun istinaden rapor tanzim edilip edilmeyeceğinin belirtilmesi ve öncelikle istenilen şahıslara ait üyelik başvuru formlarının, oy kullanma listesi ve hazirun listesinin asılları ile ayrıca sunulan 28.05.2018 tarihli uzman raporunda belirtilen İstanbul Beşiktaş ... Noterliği'nin yevmiye sayılı vekaletname asıllarının temini gerektiği, Meslek Birliği Asil Üyelerinden ...'ın ...yelerinden ... adına vekaleten oy kullanmasına ilişkin incelemede Bakanlık Raporundaki tespitler ele alındığında ve ....’ın yazılı beyanına itibar edildiğinde, ...’ın kendi adına ve ... adına oy kullanmaksızın salondan ayrıldığı ancak ... adına oy kullanıldığı anlaşıldığı, ancak ... adına kim tarafından oy kullanıldığı veyahut sehven bir işlem yapılıp yapılmadığı hususunda herhangi bir açıklık bulunmadığı, ... Yapım’ın genel kurula asıl üye olarak katılması mümkün görünmekte olduğu, genel kurulda alınan kararların iptalini gerektirecek bir durum olarak değerlendirilmediği kanaatine varıldığı bildirilmiştir.5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa dayalı olarak çıkartılan;  Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzüğün 2/c  maddesinde ;  Meslek birlikleri (Birlik) : Fikir ve sanat eseri sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin ortak çıkarlarını korumak, Kanun ile tanınmış hakların idaresini ve takibini, alınacak ücretlerin tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak üzere Kanun ve Tüzük hükümlerine göre kurulmuş birlikler olarak tanımlanmıştır. Davalı  .... (....) bu kapsamda 5846 sayılı yasanın 42. maddesine göre  kurulmuş bir meslek birliğidir. Anılan tüzüğün 20-25 maddelerinde meslek birliklerinin  zorunlu organlarından bir olan  Genel kurulun birliklerin asıl üyelerinden oluşacağı ve Genel kurulun görev ve yetkileri gösterilmiş, Genel kurulun toplanmasına ilişkin uyulması gereken düzenlemelere yer verilmiştir.Dosya kapsamına göre iptali talep edilen genel kurul toplantısının davalı meslek birliğinin tüzük gereği yapılması gerekli  Olağan Genel Kurul toplantısı olduğu, bilirkişi raporu ve  sunulan delillere göre , Genel kurulun toplantı çağrısı yapma görevi  yönetim kuruluna ait olup, 12.02.2018 tarih ve 6 sayılı Yönetim Kurulu toplantısında genel kurul toplantısının yerinin, tarihinin, gününün ve saatinin belirlendiği, Olağan Genel Kurulda Asıl Üye Listesinin 1441 kişi olduğu, toplantı çağrısının gönderildiği, ayrıca sms ve mail yoluyla da bilgilendirme yapıldığı 271 kişinin, vekaleten temsil edilmek üzere vekalet verdiği, genel kurulun 24.03.2018 tarihinde yeterli çoğunluk sağlanamadığından toplanamadığı bu nedenle ikinci toplantı tarihi olan  31.03.2018 tarihinde genel kurul toplantısının   gerçekleştirildiği bu süreçte yapılan işlemlerde hukuka aykırılık söz konusu olmadığı, toplantıya katılım listesi ile oy kullanım listesindeki farkın bazı üyelerin oy kullanmamasından kaynaklandığı , geçersiz olabileceği iddia olunan oy sayısının seçim sonucunu etkileyecek düzeyde olmadığı  , iddiaların  genel kurulun ve bu genel kurulda  alınan kararların iptalini gerektirecek yönünün ve  ispatının bulunmadığı bu nedenlerle mahkemece  davanın reddine karar verilmesinin dosya kapsamı ve hukuka uygun olduğu  istinaf başvurusunun reddi gerektiği kanaatine varılmıştır.  07/11/2024
ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ  K:2024/1761                     E: 2022/1429Bilgisayar programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68)Davacı vekili, müvekkil Şirketin lisans hakkı kendisine ait olan ... isimli bilgisayar yazılımın FSEK uyarınca eser sahibi olduğunu, bu programın kullanılması ve sair şekilde çoğaltılması, değiştirilmesi, işlenmesi, tersine mühendislik işlemine tabi tutulması, tamamının veya bir bölümünün başka bir şekilde kullanılması vs. konularda ülkemizde veya yurt dışında hiçbir kişi ya da kuruluşa izin ya da yetki vermediğini, mahkeme kararı uyarınca düzenlenen 24.05.2018 tarihli iş yeri arama tutağında, davalı ...-... İş Ortaklığının iş sahibi olduğu, Konya Beyşehir yolu yapım işlerinin yapıldığı şantiyede davalılara ait iki adet bilgisayarda, ... 5.1 ve yan modüllerinin kurulu ve aktif olarak çalışır durumda olduğunun tespit edildiğini, bu şekilde müvekkil şirket yazılımlarının izinsiz olarak biçimde yüklendiğini ve kullanıldığını, davalıların, davacı şirketin sahibi olduğu bilgisayar yazılımlarını herhangi bir sözleşme ve izne tabi olmaksızın, şifre kırmak suretiyle bilgisayarlarında kullandıklarını ve faaliyet alanı gereği bu programlardan haksız kazanç elde ettiklerini, FSEK’e aykırı hareket etmek suretiyle müvekkilinin mali haklarına tecavüzde bulunduklarını ileri sürerek, şimdilik 10.000-TL’nin, öncelikle programların yükleme tarihlerin tespit edilmesi halinde yükleme tarihinden itibaren, mümkün olmaması halinde ise haksız eylemin gerçekleştiği tarih olan 24.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari (reeskont) faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 121.424,00 TL'ye yükseltmiştir. HMK'nın 124/4. maddesi uyarınca  davanın tarafı olmaktan çıkarılan ... İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş. ve davalı ... vekili, müvekkili ...’ın, diğer müvekkili ... İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş.‘nin yetkilisi olduğunu, diğer davalılar ile herhangi bir iş ortaklığının bulunmadığını, dava dilekçesinde bahsi geçen şantiye ile de bir ilgisinin olmadığını, iş ortaklığının isminin ... – ... İş ortaklığı olarak zikredildiğini, müvekkilinin unvanının  ... İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş. olduğunu, husumet yönünden davanın reddi gerektiğini, aksi halde davanın esası bakımından da yerinde bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalılar ... İnş. San. Turizm ve Tic. A.Ş. ve ... vekili, dosyada mevcut iş yeri arama tutanağında da belirtildiği üzere söz konusu bilgisayar programının, müvekkili Şirketin çalışanı olmayan ...'na ait bilgisayarda kurulu olduğunun ltespit edildiğini, bundan dolayı müvekkillerinin sorumlu tutalamayacağını, diğer bilgisayarda, ... 5.1 yazılımının kullanıldığından ise müvekkili Şirketin ve yetkililerinin bilgisi olmadığını, bu bilgisayarın da müvekkili envanterinde bulunmadığını, söz konusu yazılımın kim yada kimler tarafından bilgisayara indirildiğinin bilinmediğini. bu yazılımların kullanılmadığını, davacı firma yazılımında sunulan hizmetin bedeli ödenmek suretiyle proje firmalarından sağlandığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı tarafından talep edilen tazminat taleplerinin nelerden ibaret olduğunun tam açıklanmadığını ve fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.  Davalı ... Altyapı ve İnş. A.Ş. vekili, asıl dava dilekçesinde kendisine husumet yöneltilmeyen, diğer davalılarla da aralarında mecburi dava arkadaşlığı bulunmayan müvekkil Şirketin mahkemece 11.02.2020 tarihli ara kararı ile davaya sonradan dahil edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, anılan ara kararın dahi müvekkili Şirkete taraf sıfatını kazandırmayacağını, müvekkilinin davaya dahil edilmek istenmesine ve dahili davalı addedilmesine itiraz ettiklerini, haksız ve yersiz davanın öncelikle pasif husumet yokluğundan usulden reddinin, aksi halde esastan reddinin gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dava dilekçesinde sehven isim benzerliği nedeni ile davalı gösterilen davalı ... İnşaat Sanayi Ticaret AŞ'nin davalı sıfatının, HMK 124. maddesi kapsamında davalının değiştirilmiş olması sebebiyle sona erdiği, bu şirket yönünden somut olayda karar verilmesini gerektirir bir durum olmadığı, davalı ...'ın ise HMK'nın 124. maddesi kapsamında değiştirilmesine karar verilen ... İnşaat Sanayi Ticaret AŞ'nin yetkilisi olduğu, işbu dava ile ilgisinin bulunmadığı, davalılar ... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret AŞ, ... ve ... Alt Yapı İnşaat AŞ yönünden ise davalıların faaliyette bulunduğu iş yerinde, delil tespitine dayalı olarak yapılan inceleme sonucunda, iki adet bilgisayarda ... programının kurulu olduğunun tespit edildiği, bilgisayarlarda kurulu bulunan ... programının ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bulunduğu, davacının söz konusu programın mali haklarını kullanma yetkisine sahip olduğu, davalılara ait iş yerindeki 2 adet bilgisayarda da ... 5.1 programı ile yan modüllerinin yüklü ve çalışır vaziyette bulunduklarının tespit edildiği, davacıyla sözleşme yapılmadan veya davacının izni olmadan gerçekleşen bu eylem ile davacının çoğaltma hakkının ihlal olunduğu, söz konusu bilgisayarın davalı şirketlerin ortaklık şeklinde faaliyette bulunduğu iş yerinde olduğu, gerçek kişi davalı ...'in ... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret Anonim Şirketini temsile yetkili kişi olarak sorumluluğunun bulunduğu, bilgisayar programının izinsiz depolanmasının dahi eser sahibinin çoğaltma hakkını ihlal ettiği, ayrıca, çoğaltma hakkının ihlali için mutlaka izinsiz biçimde yüklenen programın kullanılmasının şart olmadığı, programın bilgisayarlara yüklendiği yıl olan 2017 yılı fiyat listesinin dikkate alınacağı, davalı iş yerinde tespiti yapılan yazılımın güncel sürüm olmadığı, yazılım ürünlerinde genel uygulama olarak yeni versiyon çıktığında eski sürümün satışının durdurulduğu, eski sürümün daha uygun fiyata satışı gibi bir yöntemin izlenmediği, tespitin yapıldığı yıl olan 2017 yılında dava konusu programın satışını gösteren bir faturanın bulunmadığı, 2017 yılına göre ürünlerin liste fiyatları ile uygulanan ortalama iskonto rakamlarına göre davacının FSEK'in 68. maddesi uyarınca 121.424,40 TL talep edebileceği gerekçesiyle davanın davalılar ... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret Anonim Şirketi, ... ve ... Alt Yapı İnşaat Anonim Şirketi yönünden kabulü ile 121.424,40 TL telif tazminatının, 27/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte adı geçen davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalı ... yönünden davanın reddine, ... İnşaat Sanayi Ticaret Anonim Şirketinin davalı sıfatının HMK 124 maddesi kapsamında değiştirilmiş olması sebebiyle bu şirket yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.  Davalı ... Altyapı ve İnş. AŞ ve  HMK'nın 124/4. maddesi uyarınca  davanın tarafı olmaktan çıkarılan ... İnş. Turz. San. ve Tic. AŞ vekili,  davacının, müvekkili ... Altyapı ve İnş. AŞ ile diğer müvekkili Şirket arasında organik bağ bulunduğu iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, bu nedenle taraf değişikliği talebine muvafakat etmediklerini, usul hukukumuzda mecburi dava arkadaşlığı dışında dahili davalı diye bir müessesenin bulunmadığını, dava dilekçesinde kendisine husumet yöneltilmeyen müvekkil Şirketin davaya sonradan dahil edilmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde kendisine husumet yöneltilen müvekkil ... İnş. Turz. San. ve Tic. A.Ş.'nin, dava dilekçesinde iddia edilenin aksine diğer davalılar ile herhangi bir iş ortaklığının ya da davaya konu iş ile bir ilgisinin bulunmadığını, hükmün 6. fıkrasında vekalet ücreti tayinine, davanın reddedilmiş olması gerekçe kılınarak hükümde çelişki yaratıldığını, müvekkillerinin gerek davacı şirketin, gerekse başkaca şirketlerin yazılımlarını, bilgisayar programların izinsiz kullanmadıklarını, lisanssız ürün kullanılan her iki bilgisayarın da müvekkillerine ait olmadığını, hükme esas alınan kök ve ek raporda yapılan hesaplamaların Yargıtay içtihatlarına aykırı bulunduğunu, ıslaha karşı zamanaşımı savunmalarının dikkate alınmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalılar ... ve ... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret AŞ vekili, dosyada mevcut iş yeri arama tutanağında da belirtildiği üzere, dava konusu bilgisayar programının müvekkili şirket çalışanı olmayan ...'na ait bilgisayarda kurulu olduğunu, işbu bilgisayarda bulunan programdan müvekkillerinin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, söz konusu bilgisayarların müvekkillerine ait olmadığının mahkeme kararı ile de sabit olduğunu, davaya konu diğer bir bilgisayarın ise müvekkil Şirket envanterinde bulunmadığını, bu nedenle müvekkillerinin bu bilgisayara yüklenmiş olan programa ilişkin olarak da hiçbir sorumluluklarının olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte mali haklara tecavüz halinde en çok üç katına kadar tazminat istemlerine ilişkin olarak mahkemenin takdir yetkisi bulunduğunu, bu nedenle bilirkişinin, mahkemenin takdir yetkisinin bulunduğu bir hususta mahkemeyi etkileyecek taraflı değerlendirmeler yapmasının kabul edilemeyeceğini, davacı tarafından sunulmuş olan ıslah dilekçesine karşı zaman aşımı savunmasında bulunduklarını, ıslah ile talep edilen kısmın zaman aşımına uğradığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.GEREKÇE : Dava, FSEK'in 68. maddesine dayalı telif tazminatı istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, ... İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ... Altyapı ve İnşaat A.Ş.’nin adreslerinin, merkezlerinin, faaliyet konularının aynı olduğu, şirket unvanları arasında da benzerlik bulunduğu, bu durum karşısında, dava dilekçesinde davalının yanlış gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı anlaşıldığından, mahkemece HMK'nın 124/4. maddesi uyarınca karşı tarafın rızası aranmaksızın davacının taraf değişikliği talebinin kabulünde bir isabetsizlik olmadığı, öte yandan HMK'nın 124. maddesindeki koşulların bulunması halinde taraf değişikliği mümkün ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.09.2019 tarih, 2018/4252 E., 2019/5637 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere davalılara yeni bir davalı eklenmesinin bu madde kapsamında mümkün olmadığı, bu itibarla davadaki davalı sıfatının, ... Altyapı ve İnş. AŞ'ye ait bulunduğu, ... İnş. Turz. San. ve Tic. AŞ'nin ise davada bir sıfatının kalmadığı, 5846 sayılı FSEK anlamında ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olan davaya konu ... 5.1 adlı bilgisayar programının, davalının kontrolünde olan iş yerindeki iki adet bilgisayarda yüklü olduğu, davacı hak sahibinden izin alınmaksızın, anılan programın yüklenerek kullanılması şeklinde ortaya çıkan fiilinin, davacı hak sahibinin FSEK 22. maddesinden kaynaklanan çoğaltma hakkını ihlal ettiği, davalı şirketlerin bu eylemden sorumlu oldukları, şirket temsilcisi olan diğer davalının ise FSEK'in 66. maddesinden kaynaklanan sorumluluğunun bulunduğu, her ne kadar davalı tarafça söz konusu yazılımın tespit edildiği bilgisayarların kendilerine ait olmadığı savunulmuş ise de, davacının mali haklarına sahip olduğu programın izinsiz olarak kurulduğu bilgisayarların, davalıların iş yerinde bulunması ve kullanılması karşısında bu savunmaya itibar edilmesinin mümkün olmadığı, FSEK'in 68. maddesi uyarınca istenebilecek tazminatın usulünce tespit edildiği, gerekçeli kararın hüküm kısmının 6 nolu bendinde hakkındaki dava reddedilen davalı ... ile HMK'nın 124. maddesi kapsamında davanın tarafı olmaktan çıkarılan ... İnşaat Sanayi Ticaret Anonim Şirketi yararına vekalet ücretine hükmedildiği, bu yönden de kararda isabetsizlik olmadığı gibi hükümde bir çelişkiye yol açıldığının da söylenemeyeceği anlaşılmakla, davalılar ... Altyapı ve İnş. A.Ş., ... ve ... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş. vekilleri ile HMK'nın 124/4. maddesi uyarınca davanın tarafı olmaktan çıkarılan ... İnş. Turz. San. ve Tic. A.Ş. vekilinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurulmuştur.01/11/2024 
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ K:2024/174 E:2022/443Fotoğrafın izinsiz reklam amaçlı kullanılması nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davası (FSEK m.86)Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2010 yılından itibaren çeşitli markaların katalog çekimlerinde modellik yaptığını, ... Merkezinde ve 2011 yılında ... Merkezinde oyunculuk eğitimi aldığını, halen modellik ve tiyatro ve filmlerde oyunculuk yaptığını, çeşitli internet sitelerinde ve ürün kapaklarında boyunluk ürünlerinin tanıtımında kendisinin fotoğraflarının kullanıldığını gördüklerini, 2012 yılında davalı firma ile yalnızca kol ve bacak ile ilgili olan sağlık ürünlerinin tanıtımı için modellik yapmayı kabul ettiğini, ancak boyun korsesi ürünlerini takmadığını, bu ürünleri için modellik yapmadığını ve bundan dolayı herhangi bir ücret almadığını, boyun korsesi ürününün tanıtımının yapıldığı fotoğraflarda müvekkili yüzünün photoshop marifetiyle kullanıldığını, bir an için müvekkilinin boyun korsesi ürünlerinin tanıtım fotoğraflarının çekimine katıldığı düşünülse dahi, fotoğrafların bu kadar uzun bir süre kullanım hakkının olamayacağını iddia ederek, fazlaya dair haklarını saklı tutarak şimdilik 100,00 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 07/10/2020 tarihli dilekçesi ile, 100,00 TL olan maddi tazminat talebini 2.000,00 TL olarak ıslah etmiş ve buna ilişkin harcı yatırmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin iki yılı aşkın süredir sağlık ürünleri ürettiğini, geniş bir pazar ağında faaliyet gösterdiğini, davacının fotoğraflarının müvekkili tarafından izinsiz kullanımının söz konusu olmadığını, 2012 yılında müvekkili ile ilgili yapmış olduğu anlaşma uyarınca müvekkili şirket ürünlerinin tanıtımı için bizzat kendi iradesiyle modellik yaptığını, kataloğun grafik tasarımı için ... Hizmetleri ile görüşüldüğünü, bu firma tarafından davacının katalog çekimleri için müvekkiline yönlendirildiğini ve çekimler karşılığında ücret ödemesinin elden yapıldığını, davacı fotoğraflarının photoshop yöntemiyle izinsiz bir şekilde kullanılmadığını, davacının ücret karşılığında kendi iradesi ve rızası ile modellik yaptığını ve talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece;"Davacının davasının KISMEN KABULÜNE, 2.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair manevi tazminat talebinin reddine," karar verilmiştir. İstinaf dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,  davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu davacının yüzünü  içerir şekilde çekilen fotoğraflar, bir ücret karşılığı çekildiğini ve umuma arz edileceğinin açıkça bariz olduğunu, aksinin düşünülmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu fotoğraflar olduğunu, ... model veya mankenler, mesleklerinin gereği olarak ücret karşılığı poz verdiklerini, bu resimlerin yayımlanması işlerinin gereği olduğunu, resimlerinin yayımlanması neticesinde para kazandıklarını, resim yayımlanmasında rıza ispatı aranmasının mesleğinin doğal icrasına aykırı olduğunu,  hükmedilen maddi tazminatın tek dayanağını davacının muvafakatinin varlığının ispat edilememesine dayandığını ve hatalı olduğun, Hukuki uyuşmazlık, boyunluk ürününün çekiminin yapılmadığı, davacının fotoğraflarına photoshop yöntemi ile boyunluk ürününün eklendiği ve bu şekilde davacının rızası olmaksızın fotoğraflarının kullanılması üzerine olduğunu, yapılan incelemelerle de görüleceği üzere photoshop  yöntemi kullanılmadığını, davacı işi gereği, bilerek ve isteyerek boyunluğu takarak çekimleri gerçekleştirdiğini, tazminata hükmedilmesi için haksız bir fiil bulunmadığını, sadece ticari amaçla kullanılan, davacının onuruna, şerefine, özel hayatının gizliliğini ifşa etmeyen, işi gereği para karşı edimiyle davacıdan hukuka uygun şekilde çekim neticesinde elde edilmiş fotoğrafların davacının manevi zararına ne şekilde zarar verdiğinin taraflarınca anlaşılmadığı, davacının çekimler için rızasının bulunduğunun mahkemece göz ardı edildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 2010 yılından beri modellik yaptığın, çeşitli internet sitelerinde ve ürün kapaklarında boyunluk ürünlerinin tanıtımında kendisinin fotoğraflarının kullanıldığını gördüklerini, 2012 yılında davalı firma  ile yalnızca kol ve bacak ürünleri ile ilgili olan sağlık ürünlerinin tanıtımı için modellik yapmayı kabul ettiğini, boyun korsesi ürünlerini takmadığını, bu ürünler için modellik yaptığını ve bundan dolayı herhangi bir ücret almadığını, boyun korsesi ürününün tanıtımının yapıldığı fotoğraflarda müvekkilin yüzü photoshopla kullanıldığını, davalının istinaf taleplerinin yersiz ve haksız olduğunu,  davalının müvekkilin muvafakatini verdiğine ilişkin iddialarını somut delillere dayandıramadığından dava konusu fotoğrafların kullanımının hukuka aykırı olduğunun bilirkişi raporuyla da sabit olduğunu, davalı izinsiz müvekkilinin fotoğraflarını kullanarak haksız kazanç elde ettiğini, müvekkilinin rızası alınmadan  fotoğrafının reklam amaçlı kullanılması kişilik haklarına aykırılık oluşturduğundan davalının  istinaf taleplerinin reddine, yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi, "5486 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 86. maddesi, eser niteliğinde olmasalar dahi, resim ve portrelerin, tasvir edilen kişilerin muvafakati alınmaksızın teşhir veya başka şekillerde umuma arz edilemeyeceğini öngörmektedir. Bu hükümdeki "resim ve portreler ibaresi; fotoğrafları, çeşitli tekniklerle yapılmış portreleri, tek başına veya topluluk içinde bulunurken çekilmiş resimleri ifade etmektedir. Bütün bunların, izinsiz olarak teşhiri veya umuma arz edilmesi ya da örneğin bir ilanda, vitrinde vs. kullanılması, anılan hükümle yasaklanmıştır. Belirtilmelidir ki, Kanunun bu hükmüyle korunan şey; resim, portre veya fotoğrafın "eser niteliği değil, bunlarda tasvir olunan kimsenin kişilik hakkıdır. (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku,5. Bası, 2012, sayfa:289) Dolayısıyla, bu yasağa aykırı nitelikteki eylemler, kişilik haklarına saldırı oluşturur ve T.B.K.'nun 58. maddesi çerçevesinde manevi tazminat yükümlülüğü doğurur. Somut davada,  taraflar arasında 2012 yılında  davalıya ait ürünlerin tanıtımı amacıyla   katalogda kullanılmak  fotoğraf çekimi yapıldığı ve katalog hazırlandığı hususunda uyuşmazlık bulunmadığı , ancak davalının  uzun süre sonra  yeni bir sözleşme yapmaksızın ve  izin almaksızın, internet ortamındaki reklamlarında ve ticari satışlarında   davacının yüzünün yer aldığı fotoğraflarını kullanmaya devam ettiği , bu şekilde  davacıya ait fotoğrafın  izinsiz bir şekilde davalı tarafından ticari amaçlı çoğaltıldığı ve kullanıldığı,  davacının bu kullanıma  izin verdiğine dair iddianın ispatlanamadığı  sabittir. Dava konusu edilen görüntülerin çekimi, bir araya getiriliş şeklinin ... bağlamında hususiyet göstermediği için ... kapsamında eser niteliğinde olmadığın davacının ...’te eserler için öngörülen korumadan yararlanamayacağı, ancak  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 83 ve devamı maddelerine göre işaret, resim, ses, fotoğraf, video  ve benzeri görüntülerin eser olmasalar bile aynı kanunda düzenlenen haksız rekabet hükümlerine göre de korunabilmesinin mümkün görüldüğü, davacının rızasının bulunmadığından  kişilik haklarının da ihlal edildiği, haksız fiil ve haksız rekabet oluştuğu, hükmedilen manevi tazminat tutarının,  somut olayın özelliği, tarafların durumu, kusurun ve tecavüzün boyutu dikkate alındığında  dosya kapsamı ve hakkaniyete uygun bulunduğu gerekçeleriyle istinaf başvurusu reddedilmiştir.  24/10/2024
ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ  K:2024/1653 E:2024/1665Kitapta intihal ve kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat davası Davacı vekili, müvekkilinin eser sahibi olduğu "... Kitabının" ilk baskısı 1999 yılında olmak üzere, bu güne kadar toplam yedi baskı yapan bir kitap olduğunu, davalının ise tümüyle müvekkiline ait kitaptan yapılan intihallerle "... ..." isimli bir kitap oluşturduğu gibi kitabında intihalin yanında kişilik haklarını zedeleyen bir üslup ve yöntem kullanıldığını ileri sürerek,  50.000,00-TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline  talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilince yapılan iktibasın kanuni sınırlar içinde kaldığını, davacının iddialarının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, taraflara ait kitapların 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 2. maddesi bağlamında ayrı ayrı ilim ve edebiyat eseri vasfını haiz bulunduğu, anılan eserler üzerinde davacı ve davalının isimlerinin yer alması karşısında söz konusu eser sahiplerinin ayrı ayrı davacı ve davalı olduğu, taraflara ait kitapların ikisinin de “... Yayınları” isimli yayıncı tarafından yayımlandığı, davacıya ait “... Kitabı” isimli kitabın künyesinde yer alan “Copyright (©)” bilgisinde hem davacının hem de yayınevi isminin (yayın hakkı) yer aldığı, davalıya ait “...” isimli kitabın künyesinde yer alan “Copyright (©)” bilgisinde ise yalnızca yayınevinin isminin yer aldığı, ancak dosyada mübrez belgeler arasında taraflar ve yayınevi arasında imzalanmış herhangi bir sözleşme bulunmadığı, eser üzerinde vukuu bulduğu iddia olunan hak ihlâlleri ve bunların önlenmesi konusunda eser sahiplerinin de dava açabilecek olması karşısında, hak sahipliği konusunda kesin olarak tespit yapılabilmesi şu aşamada mümkün olmamakla hakların karineten davacı ve davalının hak sahibi olduğunun kabul edilmesi gerektiği, davalıya ait kitabın içeriğinde yer alan davacıya ait kısımların, maksadın haklı göstereceği sınırın ötesinde olduğu, yine bu kısımlar alınırken iktibasın belirli olacak şekilde yapılmadığı, zira metin içinde bu şekilde bir ibare olmadığı gibi kitabın sonuna eklenen “Kaynakça” kısmından da hangi kısmın kimden alındığının anlaşılamadığı, bu kısımlar çıkarıldıktan sonra kalan kısmın bütünlük arz edemeyeceği, nihayeten iktibas serbestisinin şartlarının oluşmadığı, davacının FSEK'ın 14,15,16,22 ve 23 maddesinde sayılan haklarının ihlal edildiği, bu nedenle manevi tazminat koşullarının oluştuğu ve  20.000,00.-TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 20.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar verilmiştir.Davacı vekili, dava konusu kitabın müvekkiline ait kitaptan yapılan intihallerle oluşturulduğunu, aynı zamanda ...'ın ve müvekkilinin kişilik haklarını ihlal eden bir üslup ve yöntem kullanıldığını, dava konusu kitabın pek çok yerinde müvekkili ile ...'ın ağzından ve gözünden anıltılanların gerçekle bağdaşmayan, sahte, uydurma ve  fantastik şeyler olduğunu, sadece müvekkili ile ... arasında yaşanan, tek şahidi ve nakledeni müvekkili  olan olayların, hatıraların, anekdotların bile çarpıtılarak değiştirildiğini, bu çarpıtma ve değiştirmenin olayların içeriği, akışı ve kurgusu ile sınırlı kalmadığını, müvekkili ile ...'ın şahsiyetlerini, kimlik ve kişiliklerini rencide ve refüze eden boyutlara taşındığını, dava konusu kitapta müvekkilinden,  ...’ın bir tür yardımcısı/hizmetçisi gibi bahsedilerek, müvekkilinin ondan emir ve talimat alan biri gibi gösterildiğini, oysa bunun gerçek ile en küçük bir ilgisinin bulunmadığını, dava konusu kitabın intihalin yanında baştan sona kişilik haklarını zedeleyen bir üslup ve yöntemle kaleme alındığını, tüm bu açıklananlar karşısında takdir edilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, dava konusu eserin müvekkilinin hususiyetini taşıdığını, müvekkilinin ifade ediş tarzı ve sunuşunun davacının eserinden bütünüyle farklı olduğunun göz ardı edildiğini, ayrıca taraflara ait kitaplara konu olan ...'ın ulusa mal olmuş bir kişilik olduğunu, bu kişi hakkında birçok bilginin değiştirilmesinin mümkün bulunmadığını, müvekkilinin merhum ...'ın hemşehrisi olduğunu, ... ile  ortak çevresi olan müvekkilinin ...'ı anlatabilmesi için bir başkasının eserini okumaya ihtiyacının bulunmadığını, dava konusu kitapta kişilik haklarını zedeleyen hiçbir ibareye yer verilmediğini, her iki kitapta benzer bir olay örgüsünün farklı üslupla anlatıldığını, müvekkilinin dava konu eserin hazırlık sürecinde yararlanmış olduğu kaynakların tamamına bu kapsamda davacının kitabına da kaynakça kısmında yer verdiğini, ayrıca davacıya teşekkür ve takdirlerini de sunduğunu, müvekkilinin yapmış olduğu alıntıların iktibas serbestisi kapsamında olduğunu, dava konu kitapların konusunun anonimliği karşısında hususiyet kavramının geniş yorumlanması gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir. İstinaf Mahkemesi, "Ankara 2 FSHHM'nin 2022/86 E-2024/50 K sayılı ilamıyla  davalının davacının kitabından intihal yaptığı kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği ancak kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Bahsi geçen ilamın kesinleşmesi halinde, işbu davadaki ihtihal iddiası bakımından kesin hüküm teşkil edeceği muhakkaktır. Bu itibarla mahkemece  Ankara 2 FSHHM'nin 2022/86 E-2024/50 K sayılı ilamının kesinleşmesi beklenerek oluşacak sonu çerçevesinde işbu davadaki intihal iddiası bakımından bir karar verilmesi gerekirken kesinleşmeyen  ilama dayanak yapılan bilirkişi raporunun dosyaya kazandırılmak suretiyle, raporun taraflara tebliği dahi sağlanmadan, bahsi geçen rapor hükme esas alınıp yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı, Öte yandan HMK'nın 297/2. maddesi uyarınca, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında hüküm kurulması gerekli olup mahkemece davacının, davalıya ait dava konusu kitapta kişilik haklarını zedeleyen bir üslup ve yöntem kullanıldığı iddiası yönünden herhangi bir delil toplanmadığı gibi olumlu-olumsuz bir değerlendirme de yapılmadığı,  Mahkemece hükme esas alınan raporda da, davacının bu iddiası yönünden bir inceleme yapılmadığı,  Bu itibarla, ilk derece mahkemesince somut uyuşmazlığın çözümünde esasa etkili delil niteliğinde olan yukarıdaki hususların değerlendirilmediği anlaşıldığından, taraf vekillerinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.  18/10/2024 
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ K:2024/1671 E:2022/399Fonogram yapımcısının bağlantılı haklarının ihlali iddiasıyla tecavüzün durdurulması ve FSEK 70’e dayalı maddi–manevi tazminat davasıDavacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davalılar tarafından piyasa sürülen 1995 tarihli türkülerimiz ve 2014 tarihli ... şarkısı isimli albümler de müvekkilinin fonogram yapımcısı olduğu eserlerin haksız ve hukuka aykırı olarak kullanıldığı iddiası ile Fazlaya dair hakları  saklı kalmak kaydı ile;Tecavüzün durdurulmasına, FSEK  kapsamında bir eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarıyan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile muhafaza altına alınmasına, FSEK 70/2 kapsamında 10.000-TL maddi, FSEK 70/1 kapsamında 50.000-TL manevi tazminat ile FSEK 70/3 kapsamında davalıların fiziksel-digital vs tüm alanlarda elde ettikleri kar için şimdilik 10.000-TL’nin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle ;Dava konusu eserlerin 1993 yılında kaset ve 1995 yılında CD olarak 24 yıldır yayında olduğunu, 24 yıl sonra dava konusu edilmesi nedeniyle zaman aşımı itirazlarının dikkate alınması gerektiğini, ayrıca davacının  dava açmakda hukuki menfaatinin bulunmadığını,  taraf sıfat yokluğundan da davanın reddi gerektiğini, davacı....Şti nin eski ünvanı ... olduğunu,  davacı şirketin eski ortağı da ... olup, İstanbul  .... Noterliğinin  15.01.1992 tarih  ... yev. nolu sözleşme  ıle davalı ... arasında imzalanan sözleşme ıle sözleşme konusu eserlerin tüm haklarının devredildiği ve davalı müvekkıli tarafından devralındığı hususunun  davacı tarafından kabul edillmemekte olduğunu, oysa resmi makamlar huzurunda yapılan sözleşmeye karşı dayanaksız bir iddianın varlığının kabul edilemez olduğunu, esas yönünden ise  davalı ...'de başlayan sanat hayatında seslendirdiği ve İstanbul .... Noterliğinde yapılan 15.01.1992 tarih ve ... yevmiye nolu SÖZLEŞME ile bütün haklarını ( kullanma, yayma, çoğaltma vs.) devraldığını, 130 eserden "hit" olmuş 40 şarkısını "... - 40 Yılın 40 Sarkışı" albümünde bir araya getirerek yeni Tarihli müzik piyasasına çıkarıp sevenleri ile buluşturduğunu, Diğer davalı ... de davalı ...'n yetkilisi ve ortağı olduğu müzik yapım şirketi olduğunu, FSEK 52 ve devamı maddelerince yasaya uygun olarak 130 eserin  tüm haklarını elinde bulunduran davalılara  karşı,davacının  bir hak iddia edilebilmesinin  hukuken hiçbir şekilde mümkün bulunmadığını, esas yönünden de davanın gerektiğini beyan etmişlerdir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;  "hüküm kurmaya elverişli olan son bilirkişi raporu, FSEK mevzuatı ve yüksek Yargı ilamlarına ve dosyadaki delillere ve sektörel teamüllere uygun ve denetime elverişli olarak hazırlanan uzman mütalaası mahkememizce denetim ve hüküm kurmaya elverişli olarak bulunmuş, mahkememizce Davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı, buna yönelik iddianın ispat edilmediği, ticari sicil kayıtlarına göre davacının işyerinin  ...'nda olması, dolayısıyla tacir olmanın getirdiği sorumluluk kapsamında davalının eserleri umuma ilettiği tarih itibarıyla zaten durumu bilmesinin gerektiği, davacının  buna rağmen, 24 yıl sessiz kaldığı, dolayısıyla somut olayda davacının aktif dava ehliyetine sahip olmadığı, uzun süre sessiz kalmak suretiyle taleplerinin zamanaşımına uğradığı ve  mali hakları FSEK 52. madde kapsamında yetkili hak sahibinden aldığını ispat edemediğinden tecavüzün önlenmesini de talep edemeyeceği gözetilerek davanın gerek tazminat istemleri gerekse tecavüzün önlenmesi talepleri yönünden Davanın Reddine," karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Yerel Mahkeme tarafından yargılama esnasında usul ekonomisi ilkesinin ihlal edildiğini ve müvekkili lehine düzenlenen 2 farklı bilirkişi raporu görmezden gelinerek, bunun yerine davalı vekili tarafından ücret karşılığında düzenlettirilen uzman mütalaasına göre karar verildiğini, yargılamanın 15.03.2018 tarihli ön inceleme duruşmasında dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilmesine karar verildiğini, ön inceleme duruşmasından 3 ay sonra yani 26.06.2018 tarihinde gerçekleştirilen 2.celse de hala daha bilirkişi görevlendirmesi gerçekleştirilmediğini, sonraki sürecin de uzun sürdüğünü, 4.celsede dosyanın hala bilirkişiden dönmediği, heyette yer alan bir bilirkişinin ameliyatta olduğu, ameliyat olan bilirkişi yerine başka bir bilirkişi seçilmesi talep edildiğini ancak yerel mahkeme tarafından taleplerinin dikkate alınmadan, dönüşünün beklenmesine karar verdiğini, bilirkişilerce hazırlanan kök raporda hak sahipliklerinin tespit edildiğini yani lehlerine rapor düzenlendiğini ancak Mahkemenin raporun denetime elverişli olmadığına kanaat getirdiğini, beyan ve itirazlar doğrultusunda yeni bir bilirkişi heyetine gönderilmesine karar verdiğini ve ikinci bilirkişi kök raporunda ise bilirkişilerin önceki rapordaki gibi lehlerine tespitlerde bulunduğunu, iki bilirkişi raporu ile hem hak sahipliklerinin ispat edildiğini hem de mali olarak hak ettikleri tazminat miktarlarının hesaplandığını,  Yerel Mahkemenin ise tüm gerekçelerini ücret karşılığında davalı vekili tarafından düzenlettirilen uzman mütalaasına dayandırdığını, Yerel Mahkemenin yargılama sürecinde hem taraflarınca sunulan beyan ve itirazları dikkate almadığını hem de her duruşma tarihi arasında 6 aylık süreler bırakarak yargılamanın sürüncemede kalmasına sebep olduğunu, 9.celsede dosyanın 3. Bilirkişi incelemesinden döndüğünü bu rapora itirazlarının da dikkate alınmadığını, dosyanın fahiş hatalarla dolu 3. bilirkişi incelemesine rağmen karara çıktığını, celse arasında taraflarınca ticaret sicil kayıtlarını gösteren ve açıklayan beyan dilekçesi sunulduğunu, sunulan ticaret sicil kayıtları bir kere incelendiğinde dahi  haklılıklarının ortaya çıkacağını, dosya yargılamasının bu kadar uzamasının sebebinin şüphesiz ki Yerel Mahkemenin yanlış bilirkişi seçimi ve gerekçesiz bir şekilde celseler arasında bıraktığı 6-7 aylık zaman aralığı olduğunu, -Yerel Mahkeme tarafından dava açma ehliyeti yönünden yapılan incelemenin hukuka aykırı olduğunu, 3.bilirkişi raporunda müvekkili şirketin ticaret unvanında meydana gelen değişikliklerin bilirkişilerce dikkate alınmadığını,  müvekkili şirketin, dava konusu sözleşmenin tarafı ve hak sahibi olan "..." şahıs firmasının devamı olduğu şirketin birçok kere unvan değiştirmesi sebebiyle ticaret sicil gazeteleri zincirinin takip edilmesi gerektiği açıkça belirtildiği halde Yerel Mahkeme tarafından yeni bir inceleme talebinin reddine karar verildiğini,  İstanbul ...Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi evrakında, (...) ... firmasının 1992 yılında ...  Şirketi'ne dönüştürüldüğü ve  ''Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 02.08.1972 gün ve 4614 sayılı nüshasında firma adı olarak '...' ı kullanacağım tescil ve ilan edilmişti. Daha sonra firmanın ismi '...' olarak değiştirilmiş ve bu değişiklik 12.12.1986 gün ve 1659 sayılı nüshasında ilan edilmiştir. Daha sonraki yıllarda firmamız şirkete dönüşmüş ve '... Şirketi' unvanını alarak 29.12.1992 gün ve 3188 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmek suretiyle resmilik kazanmıştır. Bu değişikliklere ilişkin gazete fotokopileri eklidir. Değişik isimlerdeki her üç firmanın da tarafıma ait olduğunu değişik firma isimleri ile yapmış olduğum sözleşmelerdeki eserlerin dağıtım ve yayın hakkının şirketimize ait olduğunu kabul ve beyan ederim.''kaydıyla kayıt altına alındığını, her iki şirketin de ticaret sicil numarasının ...olduğu ve müvekkili şirketin dava konusu 16.08.1971 sözleşmeye taraf olan şirketin devamı olduğu ve dava konusu sözleşmede yer alan tüm hak ve borçların müvekkili şirkete geçmiş olduğu görülecek iken Yerel Mahkeme tarafından aksi bir şekilde karar verildiğini, Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da unvan değişikliği hallerinde davanın aktif/pasif husumet nedeniyle reddinin bozma sebebi yapıldığını, Yargıtay tarafından verilen kararlarda yeni unvanlı şirketin eski şirketin tüm hak ve borçlarına sahip olacağına ilişkin kararları mevcut olduğunu, İstanbul ....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve... yevmiye numaralı resmi evrakıyla da değişik isimlerdeki her üç firmanın da ...'a ait  olduğunu değişik firma isimleri ile yapmış olunan sözleşmelerdeki eserlerin dağıtım ve yayın hakkının müvekkili şirkete ait olduğunun açık bir şekilde belirtildiğini, -Yerel Mahkeme'nin davalı ... ile devir sözleşmesi imzalayan ...Şirketi ile müvekkili şirketin farklı şirketler olduğuna dair itirazları görmezden gelerek hüküm tesis ettiğini, Yerel Mahkeme'nin müvekkili şirket ile davalı arasında imzalanan sözleşmeyi incelerken neden geçersiz olduğuna dair sayfalarca gerekçeye yer vermişken, dava dışı şirket hakkında inceleme ve/veya açıklama yapma gereği dahi duymadığını, yalnızca tek bir paragraf ile sözleşmenin geçerli olduğuna kanaat getirdiğini, ancak taraflarınca davalı tarafın, hak sahibi "..." ile değil ...'ın kardeşinin karısı ... ile sözleşme imzaladığı, davalı tarafın isim benzerliğinden yararlanarak dava konusu hakları gasp etmeye çalıştığının detaylı bir şekilde açıklandığını, ... gerçek kişi ticari işletmesi, dava konusu müzik eserlerine ilişkin yapılan 1971 tarihli sözleşmeden 2 yıl sonra kurulduğunu, ... adlı şahıs şirketinin kuruluşu, 15 Kasım 1973 tarihli 4999 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ve ilan edildiğini, Davalıların, cevap dilekçesinde kendisi ile çelişkiye düşerek hak sahibinin ... olduğunu yazılı olarak beyan ettiklerini, Davalıların daha sonra aynı dilekçede ''...müvekkil ... ile davacı (daha önceki unvanları olan ...) arasında, İstanbul ... Noterliği'nde yapılan 15.01.1992 tarih ve... yevmiye no.lu Sözleşme ile bütün hakları (kullanma, yayma, çoğaltma vs.) müvekkilime devredilmiştir.'' ifadesine yer vererek sanki hak sahibi ile sözleşme yapmışlarcasına Sayın Mahkemeyi yanılttıklarını,  son bilirkişi raporunda fahiş hatalı olarak davalıların isim ve unvan benzerliğinden faydalanmaya çalıştığının farkına dahi varılamadığını,-Yerel Mahkeme'nin istinafa konu gerekçeli kararında ''....'' kavramını detaylı bir şekilde açıklamış ve müvekkili şirketin 24 yıl boyunca davalıların kullanımına ses çıkarmadığı gerekçesiyle hak kaybına uğradığını savunmuş olduğunu, ''...'''nın Marka hukuku için getirilmiş bir ilke olduğunu, somut olayda uygulama imkanı bulunmadığını, ayrıca tecavüzün sona erdiği ancak buna rağmen davacının sessiz kalma yolunu tercih ettiği durumlarda uygulanacağını, somut olayda ise tecavüz sona ermemiş aksine 21 yıl boyunca devam etmiş olduğunu, bilirkişilerce somut olaya zaman aşımı uygulanamayacağı ancak sessiz kalma yolu ile hak kaybının gerçekleşeceği tespitinin yerinde olmadığını, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hak ihlali söz konusu olduğunda açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı ile ilgili olarak açık bir düzenleme getirmediğini, bu davaların haksız fiile dayandığından zamanaşımı; TBK madde 72 gereğince, zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve herhalde fiilin gerçekleşmesinden sonra on yıllık sürelerdir ve herkesçe bilindiği üzere haksız eylem devam ettiği sürece zamanaşımı/hak düşürücü sürelerin işlemeyeceğini,  kararının kaldırılmasını ve haklı davalarının esastan kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Dava kapsamında alınan ilk raporun, 1995 tarihli değişiklikten önceki durumun özellikleri tartışılmadan düzenlendiği; ikinci rapor ise hem rapora yapılan itirazları karşılamadığı hem de yasanın zaman bakımından uygulanmasına yönelik eksiklikler içerdiği için hüküm kurmaya elverişli bulunmadığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.293/1 maddesinin tarafların dava konusu ile ilgili uzmandan bilimsel mütalaa almasına izin verdiğini, alınan uzman mütalaası ile önceki bilirkişi raporlarının çelişmesi üzerine yerel mahkemece yeni bir bilirkişi raporu alınmasının ise yine hukuka uygun olduğunu, Davacının dilekçesinde sanki diğer raporlar ve diğer delillerden hiç bahsedilmemiş, sadece uzman mütalaasından bahsedilmiş gibi bir izlenim yaratılmaya çalışıldığını, Davacının istinaf başvuru dilekçesinde, taraflarınca istenen bilirkişi incelemesine muvafakatlerinin olmadığından bahsedildiğini, halbuki hakimin herhangi bir tarafın talebi halinde dosyayı tekrar bilirkişiye göndermesi için diğer tarafın muvafakatine ihtiyacı olmadığını, yerel mahkemenin gerekçeli kararının 4. sayfasının 2. paragrafına "davacının sunduğu ticari sicil kayıtları ve uyap sisteminden alınan ticari sicil kayıtları kapsamına göre..." şeklinde başlandığını, davacının ticaret sicil kayıtlarının incelenmediği iddiasının yersiz olduğunu, Yerel mahkemenin kararında isabetli olarak, dava konusu sözleşmenin tarafının... şahıs şirketi, mevcut davadaki davacının ise bir tüzel kişi saptamasını yaptığını, her ne kadar davacı şirket, dava konusu sözleşmenin tarafı olan şahıs şirketinin devamı olduğunu iddia etse de, tüzel kişiliğin  malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olduğunu,  bu durumda ise "mal varlığının bağımsızlığı" ilkesinin gündeme geleceğini,  bu hususlar çerçevesinde yerel mahkemenin hukuka uygun şekilde "Dolayısıyla sözleşmenin tarafı olmayan bir tüzel kişiliğin açtığı davanın dinlenebilmesi için mali hakların usulünce davacıya devredildiğinin ispat edilmesi gereklidir. Ancak davacı yan bu yönde delil sunmamıştır." dediğini,  davacı tarafın sunduğu Yargıtay kararlarında ise, kararlara konu şirketlerin hiçbirinin şahıs şirketi  olmadığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybı kriterlerinin, tüm fikri ve sınai mülkiyet hakları açısından uygulama alanı bulduğunu, davacının, dava konusu ettiği hususta 24 yıldan uzun süredir sessiz kaldığını,  yerel mahkemece hem sessiz kalma yoluyla hak kaybı, hem dürüstlük kuralı, hem zamanaşımı, hem de basiretli tacir kavramı çerçevesinde incelendiğini, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; davalılar tarafından piyasa sürülen 1995 tarihli türkülerimiz ve 2014 tarihli ... şarkısı isimli albümler de davacının fonogram yapımcısı olduğu eserlerin haksız ve hukuka aykırı olarak kullanıldığı iddiası ile tecavüzün durdurulmasına, FSEK 70/2 kapsamında şimdilik 10000 TL maddi, 70/1 kapsamında 50000 TL manevi tazminat ve FSEK 70/3 kapsamında davalıların fiziksel, dijital, mobil, internet ve alanlarda elde ettiği kar için şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.Bilirkişiler ..., ..., ... 14/06/2019 tarihli bilirkişi raporlarında özetle ;  belirtilen yapımların(plakların) mülkiyeti ...- ... 'a ait olduğu, ...-... 'ın yapımlarını ... —...plağa devir etiği ile ilgili bir delile rastlanmadığı, bu açıdan bakıldığında ... plakçılık kendisine ait  olmayan raporda belirtilen yapımları ve eserleri ... ve ... ne 15.01.1992 tarih ve ... nolu sözleşme ile devir ettiğini ve buna hakkı olmadığı görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.Bilirkişiler ..., ..., ....05/02/2020 tarihli bilirkişi raporlarında özetle: ...'ın yapımlarını, .. - ...' a devir ettiğini belgeleyen bir sözleşme ve delile rastlanmadığını,  Bu yönde ara karar oluşturulmasına rağmen belge ibrazında bulunulmadığını, raporda bütün ayrıntılarıyla belirtilen yapımların (Plakların) mülkiyeti .... Şti. — ..'ait olduğu,.... Şti. — ..'a ait olan bu plakların gelirinden doğan tüm maddi, manevi hak ve zararların usulsüzlüğü yapan davalı tarafından geri karşılanması söz konusu olabileceği, Davacı yan 50.000 TL. manevi tazminat talep etmiş olduğundan ,  manevi tazminat yönünden değerlendirme Mahkemeye ait olmakla bu hususta herhangi bir görüş oluşturulamayacağını ,Davalı tarafın eserlerden fiziksel ve dijital ortamlardan elde ettiği karın dosya kapsamında hesaplanmasının mümkün olamayacağından , dava dilekçesinde Davacının talebine bağlı kalınmak suretiyle 10 .000 TL. maddi tazminat ve 10.000 TL. fiziksel ve dijital ortamlarda edinilen kar olmak üzere toplam 20.000 TL maddi zarar bedelinin yerinde olduğu görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.... tarafından düzenlenen Hukuki Mütalaa incelendiğinde: Davacının dayandığı ilk tespitlerin yapım ve alenileşme tarihleri nedeniyle FSEK 80. maddeye göre değerlendirilemeyeceği; haksız rekabet hükümlerine göre talep yapılmadığından  davalı sanatçının kendi icralarına yabancı kılınamayacağı, İlk tespite konu icraları yapan davalının davacı plak firmasına hak devrettiğine ilişkin FSEK 52, madde kapsamında geçerli sonuç doğuran kanıt bulunmadığı, davalının dava dışı ... Plakçılık ... ile sözleşme yaparak mali hakları devraldığı, albümlerin kayıt bantlarını da teslim aldığından çoğaltma ve yayma eylemlerinin meşru olduğunun kabulü gerektiği, Davacının manevi hak ihlali ve manevi tazminat isteme yetisinin ne ilk tespit tarihi ne de 4110 sayılı Kanunla 12.06.1995'te değişik FSEK 80 kapsamında mümkün olmadığı, manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, Bilirkişi raporunun eksik ve yanılgılı değerlendirmeleri nedeniyle hükme esas alınamayacağını, Davalı icracı sanatçının ilk tespitlerin yapıldığı dönemde var olmayan(dolayısıyla açıkça gösterilmemiş) internette iletim, dijital müzik haklarını devrettiğinin ve davacının fonogramlarda, bu mecralar için de hak sahibi olduğunun kabul edilemeyeceğini,  Tecavüz olduğu ileri sürülen olay tarihleri ve dava tarihi dikkate alındığında ihtiyati tedbirde aciliyet şartının gerçekleşmediği de sabit olduğundan ihtiyati tedbir taleplerinin koşullarının oluşmadığını, Davacının fonogram yapımcısı sıfatıyla husumete ehil olmadığını; öte yandan davacının uzun süre sessiz kalmakla dava hakkının düştüğünü bildirdiği anlaşılmıştır. Bilirkişiler ..., ..., ... 12/08/2021 havale tarihli bilirkişi raporlarında; Davacı şirketin davaya konu sözleşmede taraf olmaması ve ... tarafından davacı şirkete sözleşme devrinin yapıldığına ilişkin bir sözleşmenin dosyada olmaması ve dosya davacı tarafından ibraz edilen plakların üzerinde davacı şirketin yapımcı sıfatına dair bir belirlemenin olmaması dikkate alındığında davacı şirketin 16.8.1971 tarihli sözleşme kapsamında hak sahipliği sıfatı ve bu doğrultuda dava açma ehliyetinin  değerlendirilemediğini, Davacının hak sahibi olduğunun kabulü ihtimalinde ise;İcralar üzerinde tespiti gerçekleştirenin hangi haklara sahip olacağının sözleşmenin düzenlendiği ve plakların yayınlandığı tarihte yürürlükte olan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda açıkça düzenlenmemiş olmakla tespiti gerçekleştiren yani plakları yayınlayanın plaklar üzerindeki haklarının korunmasının yine o tarihte FSEK'te yer alan 84 üncü madde ile mümkün olabileceğini, davalı tarafın da kabulün de olduğu üzere daha önce plaklara okunan icraların aynen plaklara okundukları haliyle davalı şirketin çıkardığı fonogramlara alınması nedeniyle FSEK 84 hükmünün ihlalinin gerçekleştiği, Davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin TTK 60'taki mutlak 3 yıllık süre de dikkate alındığında zamanaşımına uğradığı, Tecavüzün durdurulması talebinin ise davalı şirket albümlerinin yayının devam etmesi nedeniyle zamanaşımının söz konusu olamayacağı, ancak dosyadaki bilgi ve belgeler ile taraf iddia ve savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, davalılarca ilk defa 1993 yılında Türkülerimiz albümünde kullanılan şarkılara davacı tarafça ikinci albüm olan 2014 tarihli 40 Yılın 40 Şarkısı adlı albümün çıktığı tarihe kadar olan 21 yıl boyunca ses çıkarmayıp davalılarda oluşturduğu haklı beklenti de dikkate alındığında 2014 yılında da aynı şarkıların başka bir albümde de kullanılmasının da kötüniyetli hareket olarak nitelendirilemeyeceği de dikkate alındığında Takdiri  Mahkemeye ait olmak kaydıyla davaya konu olaysa sessiz kalma yolu ile hak kaybının gerçekleştiği görüş ve kanaatine varıldığının  bildirildiği anlaşılmıştır.Davaya konu uyuşmazlık davacının davaya konu ettiği ve davalı sanatçı tarafından plaklara okunan 13 adet icra üzerinde mali yönden hak sahibi olup olmadığı, davalı şirket tarafından çıkarılan 1995 tarihli Türkülerimiz isimli CD ve ses kasetine ve  2014 tarihli 40 Yılın 40 Şarkısı isimli Double kaset, Double CD, Long play formatındaki fonogramlara, daha önce davacı tarafça çıkartılan plaklardaki icraların birebir aynısının alınıp alınmadığı, hak ihlalinin bulunup bulunmadığı, zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği, sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşup oluşmadığı, bir ihlal varsa davacının talep edebileceği tazminatın miktarının tayini hususlarına ilişkindir. Dosyada mübrez 16.8.1971 tarihli sözleşmenin davalı sanatçı ... ile ... ( ... plakları sahibi sıfatıyla)  arasında yapıldığı  15.1.1992  tarihli sözleşmenin ise ... ile T...arasında yapıldığı anlaşılmaktadır.Dosya kapsamındaki  ticari sicil kayıtları  kapsamına göre; davacı ...’nin  odaya kayıt tarihinin 24.12.1992 yılı olduğu ve ortaklarının ... ,... ve ... olduğu, eski ortaklarının ise ..., .., ... ... olduğu, yetkililerinin ... olduğu anlaşılmıştır.  24.02.1970 tarih ve  3885 sayılı Türkiye Ticaret keza 05.05.1970 – tarih ve 3942 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde; ''... münteşir firma ilanında gazeteye hatalı dercedilen ''....'' olarak düzeltildiği, 02.08.1972 – tarihli  4614 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde  ''...'' bundan sonraki ticaret ikametgahının ''...'e naklettirdiğini'' ve ''... Plak'' işletme adını kullanacağını bildirdiği, 22.01.1976 tarih ve  303 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde, eski ticaret unvanı ''... Plak-...'' olan şirketin yeni ticaret unvanının ''...-... Plakçılık-...'' olduğunun  tescil ve ilan edildiği, 2.12.1986 tarih   1659 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde; ''... Plak, ... Plakçılık, ...'' unvanı ile  ''Kanuni ve ticari ikametgahı ile sicil numarası yazılı ve ticarete devam eden tacir tarafından verilen dilekçede, meşgalesine başta plak, ses kaseti, video kasetleri olmak üzere her türlü ses ve görüntü cihazlarında kullanılan kaset çeşitlerinin yapımcılığı imalatı ve dahili ticareti toptan plak boş ve kaset bandı boş ve dolu video bandı bunlarla ilgili doldurma işleri müzik eserlerinin yapımcılığı işleri olarak değiştirdiğinin tescil ve ilanını istemiş olmakla'' şeklinde ilan verildiği, 29.12.1992 tarih- 3188 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde ise; ... Plakçılık ve ... Şirketi'nin Şirket Esas Sözleşmesi ilan edildiği, şirketin kurucularının ''..., ... adına velayeten babası ...'' şeklinde belirtildiği,  05.05.1998 tarihli   İstanbul ....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı evrakında her üç firmanın da tarafına ait olduğu, temsile ...’ın yetkili olduğu belirtilmiş, ekindeki imza sirküsünde ise ... ŞTİ adına atılacak imzalarda temsil yetkisinin müştereken kullanılacağı, şirketi müşterek imza ile ... ve ...’in müşterek imza ile temsil edeceğini kararlaştırmış oldukları anlaşılmıştır. Davacı şirketin 16.8.1971 tarihli sözleşme kapsamında  mali hakların sahibi olduğu yönündeki iddiasına yönelik  olarak,  dava konusu sözleşmenin tarafı ve hak sahibi olan "..." şahıs firmasının devamı olduğunu ileri sürmüş olup, dosya kapsamında bulunan İstanbul ....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı ".." şirket yetkilisi ...'ın;" (... Plakçılık) ... firmasının  ''Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 02.08.1972 gün ve ... sayılı nüshasında firma adı olarak '... Plak-...' ı kullanacağının tescil ve ilan edildiği, daha sonra firmanın isminin '...Plakçılık ....' olarak değiştirildiği ve bu değişikliğin 12.12.1986 gün ve 1659 sayılı nüshasında ilan edildiği, daha sonraki yıllarda firmanın şirkete dönüştüğü ve '... Plakçılık ...Şirketi' unvanını alarak 29.12.1992 gün ve 3188 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmek suretiyle resmilik kazandığı, bu değişikliklere ilişkin gazete fotokopilerinin ekli olduğu, değişik isimlerdeki her üç firmanın da tarafına ait olduğunu, değişik firma isimleri ile yapmış olduğu sözleşmelerdeki eserlerin dağıtım ve yayın hakkının şirkete ait olduğunu kabul ve beyan ettiğini"  kayıt altına aldırdığı anlaşılmıştır.Mahkemece, İstanbul ....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi evrakının  okunaklı örneğinin Noterlikten celp edilerek,  geçerli bir mali hak devri  olduğunun kabul edilip edilemeyeceği, davacının dava açma hakkının bulunup bulunmadığının, davalı sanatçı ile dava dışı ... arasında yapılan sözleşmenin geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığından, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf isteminin kabulünün gerektiği anlaşılmıştır.Mahkemenin kabulüne göre de, mahkemece davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, buna yönelik iddianın ispatlanamadığı açıklandıktan sonra, davanın esasına girilerek sessiz kalmak suretiyle taleplerin zamanaşımına uğradığına yönelik gerekçeye yer verilmesi de yerinde olmamıştır. Kaldı ki kabule göre de; davacı vekilinin zamanaşımına yönelik istinaf sebebi incelendiğinde, FSEK 71. Maddesi uyarınca dava konusu eylemin aynı zamanda suç teşkil ettiği, TBK m.72  göre haksız fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa ve ceza zamanaşımı daha uzun ise ceza zamanaşımının uygulanacağının kabul edildiği,  bu nedenle fiilin uzamış ceza zamanaşımına tabi olduğu, FSEK 71. Madde hükmünde öngörülen ceza miktarı göz önüne alınarak, zamanaşımı  süresinin dolup dolmadığının her bir albüm yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan gerekçelerle; mahkemece eksik inceleme ile karar verildiği kanaatine varılmakla,  Mahkemece verilen karar yerinde olmadığından, HMK 355. Madde gereğince, davacı vekilinin sair istinaf sebepleri incelenmeksizin, istinaf başvurusunun  kabulüne, mahkeme kararının 6100 Sayılı HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak  davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2- İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 07/12/2021 tarih, 2017/584 E. 2021/417 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA karar verilmiştir.  17/10/2024
ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ K:2024/1577 E:2024/1754         Müzik eserinin sinema filminde izinsiz kullanıldığı iddiasıyla eser sahipliğinin ve tecavüzün tespiti, tecavüzün ref’i ve ihtiyati tedbir istemiİhtiyati tedbir isteyen vekili,  müvekkili ile karşı taraf ......Ltd Şti arasında, müvekkilinin eser sahibi olduğu "..." isimli eser hakkında 2 adet sözleşme imzalandığını, karşı taraf ....... Ltd Şti'nin yetkisi bulunmamasına rağmen anılan eseri,  karşı taraf diğer Şirket ve gerçek kişinin yapımcısı ve senaristi olduğu "..." filminde kullanmasına izin verdiğini, bu kullanım için eser sahibi olan müvekkilinden izin alınmadığını, karşı tarafların bu  eyleminin müvekkilinin eser sahipliğinden kaynaklı haklarının ihlal ettiğini ileri sürerek, eser sahipliğinin ve tecavüzün tespiti, refi, ,maddi tazminat istemli davada  ihlal oluşturulan kullanımların tedbiren kaldırılmasına karar verilmesi istemiştir. Mahkemece, alınan bilirkişi raporunda,  dava konusu müziğin beste ve güftelerin iç içe geçmesiyle oluştuğu, sahibinin hususiyetini taşıdığı ve 5846 sayılı kanun uyarınca müzik eseri olduğu, "..." isimli müzik eserinin söz ve bestesinin ihtiyati tedbir isteyen ve dava dışı ...’a ait olduğu, bu durumum MESAM kayıtları ile de sabit bulunduğu, ayrıca internet ortamında yapılan araştırmada anılan eserin bestecisinin  ihtiyati tedbir isteyen olarak belirtildiğinin tespit edildiği, dosya kapsamındaki belgeler ve 5846 Sayılı yasada belirtilen karineler uyarınca, "..." isimli eserin sahibinin davacı olduğu, dosya kapsamında ve internet ortamında yapılan incelemeler uyarınca dava konusu  müzik eserinin "..." isimli filmin fragmanında yayımlandığı ancak dosya kapsamındaki "Muvafakatname -Taahhütname - Sözleşme" başlıklı belgeler uyarınca eser sahibi  ihtiyati tedbir isteyen tarafından hem icracı sanatçı sıfatıyla hem de eserin söz yazarı/bestecisi sıfatıyla eser üzerindeki tüm mali haklarını yer ve süre sınırı olmaksızın karşı taraf ... ... San. Tic. Ltd. Şti’ne devrettiği, bu nedenle ihtiyati tedbir isteyenin eseri üzerindeki mali haklarının ... ... San. Tic. Ltd. şti’nde olduğu,  ihtiyati tedbir isteyenin  dava konusu müzik eserinin "..." filminde kullanılmasına ... ..Ltd Şti tarafından izin verildiğinin beyan edildiği, karşı taraf ... ... San. Tic. Ltd. Şti’nin devraldığı mali haklar kapsamında bu işlemi yapabileceği, mevcut dosya durumu itibari ile ihtiyati tedbir isteyenin FSEK uyarınca ihlal iddialarının yerinde olmadığı hususlarının bildirildiği, bu duruma göre yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmiştir. İhtiyati tedbir isteyen vekili, dosya kapsamına sunulan delillerle yaklaşık ispat koşulunun sağlandığını, müvekkiline ait eserin izin alınmadan karşı tarafça kullanıldığını, bilirkişi raporunun hatalı ve eksik incelemeye dayalı olduğunu, müvekkili ile karşı taraf ......Ltd Şti arasında imzalanan sözleşmelerde eserin müvekkili tarafından okunmasının kararlaştırıldığını, ancak dava konusu filmde yayınlanan eseri müvekkilinin okumadığını, bu nedenle sözleşmeye göre değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve ihtiyati tedbir istemlerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.İstinaf mahkemesi, Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı,  ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talep eden tarafın, davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesinin gerektiği, somut olayda, mahkemece alınan bilirkişi raporu ve  dosya kapsamındaki deliller dikkate alındığında yaklaşık ispat koşulunun sağlandığının söylenemeyeceği anlaşılmakla, ihtiyati tedbir isteyen vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar vermiştir.  11/10/2024 
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ44. HUKUK DAİRESİ K: 2024/1626 E:2024/1150Eserden doğan mali hakların ihlali iddiasıyla delil tespiti ve FSEK m.77 uyarınca ihtiyati tedbir talebi Eser sahibi müvekkilinin  manevi ve mali haklarına zarar verilmemesi amacıyla karşı yana gönderilen  İstanbul ... Noterliği'nin 11.05.2022 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamenin tebliğinden itibaren “...” adlı eserin çoğaltma ve yaymaya devam edilip edilmediği ve müvekkilinin eser üzerindeki işleme hakkı ihlalinin mevcut olup olmadığının tespiti ile konu ürünlerin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 77 uyarınca eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarayan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile muhafaza altına alınmasını talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece; "D.iş evrakı üzerinden davacı taleplerinin görülüp  inceleme yapılmasının mümkün olmadığı, HMK 401 vd.maddeleri uyarınca delil tespitlerinin ancak kaybolma ihtimali bulunan somut bir takım delillerin şimdiden tespiti için yapılabileceği , davacının iddialarının ise esas dava içinde çözümlenmesi gerekli taleplerden olduğu gözetilerek delil tespiti isteminin ve HMK 389 vad kapsamında sunulu sözleşme hükümleri gözetilerek yaklaşık ispat şartı gerçekleşmediğinden tedbir isteminin REDDİNE," karar verilmiştir. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:Tespit isteyen vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; delil tespit dilekçelerine konu "..." isimli edebi eserde ...'in hayatından seçilmiş 365 kesitin yer aldığını, ... Ticaret ve Sanayi A.Ş. İle müvekkili arasında 23.08.2006 tarihinde bu kitabın çizimlerinin yapılmasına ilişkin sözleşme akdedildiğini, yerel mahkemenin 14.05.2024 tarihli kararı ile delil tespiti taleplerinin kesin olarak, ihtiyati tedbir taleplerinin ise istinaf yolu açık olarak reddedildiğini, kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır bu sektörde olduğunu, kitap çizimleri üzerinde asıl hak sahibi olmasına rağmen icazet ve onayı olmaksızın geçerliliği bulunmayan bir mali hakların devri sözleşmesi ile konu eserin satışı yapıldığını ve davalı tarafın müvekkilinin emeği üzerinden haksız kazanç ve kâr elde ettiğini, müvekkili mevcut haklarının devrine ilişkin yeni ve güncel bir sözleşme yapmak istemişse de müvekkilinin taleplerinin davalı tarafça kabul edilmediğini, taleplerinin müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğramasını engellemek olup istinaf başvurusunun kabulü ile ihtiyati tedbir taleplerinin reddi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Gerekçe ve Sonuç: HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; Eserden kaynaklı hakların ihlaline dayalı deil tespiti ve tedbir talep edilmiştir. Talep eden vekili,  “...” adlı eserin çoğaltma ve yaymaya devam edilip edilmediği ve müvekkilinin eser üzerindeki işleme hakkı ihlalinin mevcut olup olmadığının tespiti ile konu ürünlerin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 77 uyarınca eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarayan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile muhafaza altına alınmasını talep ve dava etmiştir. Mahkemece delil tespit talebinin kesin olmak üzere, ihtiyati tedbir talebinin istinaf yolu açık olmak üzere reddine karar verilmiştir. Talep eden vekili her iki talebin reddine ilişkin olarak istinaf talep etmiştir.  Delil tespiti talebinin reddi kararı yönünden; delil tespiti ,  HMK 400 vd. maddelerde düzenlenmiş olup . delil tespiti tek başına bir dava olmadığı gibi  delil tespiti kararı, nihai bir karar  ve  HMK 341 maddesinde sayılan kararlardan olmadığından istinaf edilemez.  Delil tespiti kararı icra edilinceye (delil tespiti yapılıncaya) kadar delil tespiti kararına itiraz edebilir. Delil tespiti kararı icra edildikten sonra, hem delil tespiti kararına hem de delil tespiti işlemine karşı  delil tespitini yapmış olan mahkemeye itiraz edilebilir. Bu nedenle , delil tespiti talebinin reddi kararının   istinaf edilebilir kararlardan olmadığı, bu karara  karşı  mahkemeye itiraz edilebileceği, dava açılmış ise ilgili mahkemece bu itirazların değerlendirilmesi gerektiği , HMK 341/1 ve 352 . Maddesi gereğince istinaf başvurusunun usulden reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.  İhtiyati tedbir talebinin reddi kararına gelince;  mahkemece taraflar arasında mali hakların devrine ilişkin sözleşme bulunduğu, sözleşme hükümlerinin yorumunun ve  talebin   yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Talep eden vekili dilekçesinde; taraflar arasında  23.08.2006 tarihinde "..." isimli kitabın çizimlerinin yapılmasına ilişkin sözleşme akdedildiğini,  eser henüz vücuda getirilmeden yapılan  sözleşmede eser üzerindeki "çoğaltma, temsil, yayın, umuma iletim, çizimler üzerindeki işleme hakları ve sonuç olarak çizenin yaptığı çizimlerin tüm haklarını yayınevine bu sözleşme ile sattığını ve daha sonra herhangi bir hak talep etmeyeceğini kabul ettiğini" şeklindeki hükümlerin yer aldığını,  ileride vücuda getirilecek eserlere dair "eser üzerindeki mali hakların devredilmiş olduğu" şeklinde ihtiva eden hükümlerin FSEK m. 48/3 uyarınca batıl ve geçersiz olduğunu bu şekildeki sözleşmeye dayalı çoğaltma ve yayma ile işleme eylemlerine artık rıza gösterilmeyeceği hususunun ihtar edildiğini, çoğaltma ve yayma eylemlerinin sürdürülmesi sebebiyle ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğu belirtilmiştir. FSEK 77. Maddesi gereği , eser sahibinin mali haklarına dayalı tecavüz nedeniyle tedbir talep edebileceği, talebin  taraflar arasındaki sözleşmenin batıl olmasına dayandırıldığı  dikkate alındığında taraflar arasında sözleşmesel ilişki bulunduğu, iddianın temelini oluşturan sözleşmenin batıl olup olmadığı hususunun yargılamayı gerektirdiği mevcut delil durumuna göre tedbir uygulanabilmesi bakımından  yaklaşık ispat şartının sağlanmadığı bu nedenle ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının dosya kapsamına ve hukuka uygun olduğu   anlaşılmıştır. Tespit isteyen vekilinin istinaf isteminin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmiştir.   10/10/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ K:2024/1616  E:2024/11691995 öncesinde çekilen sinema filminden alınan  icracı sanatçıya ait görüntülerin   reklam filminde izinsiz kullanılması nedeniyle FSEK m. 68 uyarınca maddi ve manevi tazminat talebiDavacı vekili dava dilekçesinde; Davalı ... Müdürlüğü tarafından ... Filmi hazırlandığını ve çeşitli internet siteleri ve televizyon kanallarında yaygın şekilde gösterime sunulduğunu, Söz konusu reklam filminin ... filmlerinden alıntılardan oluşmakta olduğunu, 10-12’nci, 17.19’uncu ve 57-59. saniyelerinde, müvekkillerinin murisi rahmetli ...’nın oyuncusu olduğu filmlerdeki müvekkiline ait görüntülerin, davalı tarafından ... reklam filminde kullanılmasından kaynaklanan maddi ve  manevi  zararların  tahsili  için huzurdaki davanın açıldığını belirtmiş, öncelikle dava konusu filmin Müvekkili Davacıların manevi dünyasında sebep olduğu geri dönülmez zararların önlenmesi amacıyla, ihtiyati tedbir talebi verilerek,  ... reklam filminin her türlü mecradaki dağıtımı, gösterimi, yayınlanmasına ve müvekkilleri murisi ...’nın filmlerinin davalı tarafından kullanımının dava sırasında ve sonrasında durdurulmasına, dava konusu reklam filminin televizyon kanallarında ve internet sitelerinde gösterimi başta olmak üzere tüm kullanımdan dolayı, Müvekkilleri ile sözleşme yapılması halinde talep edilebilecek veya tespit edilecek rayiç bedelin 3 katına karşılık olarak, fazlaya ilişkin haklarımı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminat ile her bir müvekkili için ayrı ayrı 25.000 TL olmak üzere toplam 50.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini  talep etmişlerdir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili Kurumun, davacıların haklarını ihlal etmediğini, davacıların murisinin devretmiş olduğu telif haklarını silsile yoluyla devralan 3. şahıslardan bedeli mukabilinde satın aldığını  ve imzalanan sözleşmeye uygun olarak kullandığını,  Müvekkili Kurumun kültürel amaçlarla Türk sineması ürünü (Yeşilçam ürünü) filmlerdeki  çay sahnelerinden oluşan bir reklam filmi çektirmek istediğini, Bu amaçla, tabi olduğu mevzuatına göre..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... de ... ..., ..., ... ve ...-... isimli filmlerde yer alan çay sahnelerini içeren bir reklam filmi yapmak üzere ...Şti ile 1 yıl süreyle gösterilmek üzere sözleşme imzaladığını, İmzalanan sözleşmeye göre reklam  filmlerindeki çay sahneleri ile sınırlı olmak üzere; filmlerin telif haklarının kullanımının ....  sayılı yasa  uyarınca müvekkiline  geçtiğini,  müvekkilinin ise bu İş karşılığında 1.052.955,00 TL bedel ödediğini, ... "ic... Şti. ise, bahis konusu filmlerin isleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim ( mali  haklar) dahil olmak üzere tüm haklar, eser sahipleri ve bağlantılı komşu haklarını elinde bulunduran ... Ltd. Şti.nden yine 1.052.955,00 TL bedel karşılığında devralmış bulunduğunu, 5846 sayılı yasanın gerektirdiği mali ve sair hakların bedelini ödemiş olması nedeniyle davanın reddi geretiğini, öte yandan davacıların  1995 Yılı Öncesine Ait Filmlere ilişkin İcracı Sanatçı Sıfatıyla Hak Talebinde Bulunamayacaklarını, Davacıların  murislerinin dava konu  filmler üzerindeki haklarını devrettiğinden bahsetmeksizin “icracı sanatçı” haklarına isnaden hak talebinde bulunduklarını,  ...'nm bu filmlerde icracı sanatçı konumunda olup olmadığı hususundaki tartışma hakkı saklı kalmak üzere; davaya konu çay sahnesindeki  görüntüde, icracı sanatçı olmanın herhangi bir önemi veya gösterime katkısı bulunmadığını,  Hem filmin yapıldığı tarihte var olmayan icracı sanatçılığa dayalı bir hak türü hem de sahnede  önem arz etmeyen icracı sanatçılık niteliği nedeniyle davacıların bu yöne dayalı hak talebinin dayanaksız olduğunu beyan ederek davanın bu yönden dahi reddi gerektiğini beyan etmiştir.İlk Derece Mahkemesince;  ''4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen dava konusu filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut olmadığından; yapımcı/eser sahibi olan davalı ile davacıların murisi olan ... arasında akdedilen sözleşmenin, kural olarak belirli bir sonucun taahhüt edildiği iş görme sözleşmesi niteliği taşıdığı, 5846 sayılı FSEK 80/1 -A maddesi 1. Bendine göre icracı sanatçının ancak eser sahibinin izniyle gerçekleştirdiği icrası üzerinde komşu hak sahipliği olduğu, yine aynı maddenin 5. bendi uyarınca da icracı sanatçılar haklarını uygun bir bedel karşılığında sözleşme ile yapımcıya devredebiliceği, dava konusu sinema eserlerinin meydana getirilmesi esnasında taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamakla birlikte, davalı şirket/film yapımcıları ile davacıların murisi ...'nın başrol oyunculuğuna ilişkin şifahi sözleşmenin taraflarca ifa edilip söz konusu sinema filmleri meydana getirildiğine göre, artık murisin FSEK m. 80 ile sahip olduğu mali hakları davalı yapımcıya/devratana uygun bir bedel karşılığında sözleşme ile devrettiği ve filmlerin yapımcısı ....'in aynı zamanda eser sahibi olduğu, FSEK 27/son maddesi uyarınca eser üzerindeki haklarının da 70 yıl süre ile koruma altında bulunduğu, davalının reklam filminde kullanılan görüntülerle ilgili olarak eser sahibinden başlayarak silsile halinde mali hak devri çerçevesinde sözleşmeye dayalı bir kullanım söz konusu olduğu, davacıların murislerinin icracı sanatçı hakkı çerçevesinde somut uyuşmazlık yönünden  maddi ve manevi  haklarının ihlal edilmediği gerekçesiyle davanın reddine'' karar verilmiştir.Bu karar davacılar vekilince istinaf edilmiştir.İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;İhtiyati tedbir isteminin reddi yönünde verilen ara kararın aynen devamına, Davacıların  maddi tazminat isteminin kabulü ile; 50.000 TL'nin FSEK 68. Madde kapsamında 3 katı olan 150.000 TL maddi tazminatın 10.000 TL'sine dava  tarihi olan 22/04/2016, bakiye kalan kısmına ise ıslah tarihi olan 31/01/2024 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara   ödenmesine, Her bir davacı için manevi tazminat isteminin ayrı ayrı kısmen kabul kısmen reddi ile; her bir davacı için 10.000'er TL  manevi tazminatın dava  tarihi olan 22/04/2016  tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine, Yetki ve zaman aşımı yönündeki itirazların reddine,Fazla istemin reddineİhbar olunan ve feri müdahilin davalı taraf sıfatı olmaması sebebiyle hakkında olumlu yahut olumsuz karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İstinaf Mahkemesi,  2020/607 esas, 2021/1297 karar sayılı kararı ile; ''...davacıların murisi ... bir icracı sanatçı olup, kendisinin 4110 sayılı Kanunla değiştirilen 5846 sayılı yasanın 80. maddesine göre bağlantılı hak sahibi olduğu, bu hakkın ilk defa 4110 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle tanındığı, yine FSEK'in ek 2.maddesi ve geçici 1.maddeleri  ile bu hakkın, yürürlük tarihinden önceki icraları da kapsayacak şekilde geri yürütüldüğü, FSEK'in 27/son maddesi ile koruma süresinin 70 yıla çıkarıldığı, yine FSEK'in 80. maddesi uyarınca icracı sanatçılara tanınan komşu hakların, izinsiz kullanımının yasaklandığı, somut olayda FSEK'in 52.maddesi kapsamında kullanıma ilişkin yazılı bir izin veya mali hak devrinin bulunmadığı, eserin yapıldığı tarihte varolmayan bir hakkın devrinin de hukuken mümkün olmadığı, farazi olarak kabul edilen devir sözleşmesinin yasa değişikliği ile tanınan bağlantılı hakkı içerdiğinin kabul edilemeyeceği, 5846 sayılı kanunun amacının sanatçıyı korumak olduğu, davacılar icracı sanatçının yasal mirasçıları olduğundan bu minvalde dava açma hakkına ve tazminat isteme hakkına sahip oldukları, Mahkemece tazminat talepleri yönünden değerlendirme yapılması gerektiği halde, eksik araştırma ve incelemeyle davanın reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğu...'' gerekçesiyle  6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince davacılar verkilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde;Sözlü yargılanın yapıldığı son duruşmaya, e-duruşma yoluyla katılma taleplerinin kabul olmadığını, duruşma saatinde bilgisayar başında beklememe  ve UYAP ekranında "duruşmaya katıl" butonuna tıklanmasına rağmen katılım sağlanamadığını, bu durumun hemen duruşma sonrasında mahkemeye hitaplı dilekçeyle arz olunduğunu, teknik nedenlerle oluşan bu durumun dikkate alınarak erteleme kararı verilmesi gerekmesine rağmen esas hakkında karar verilmesinin yargılamada esas olan  çelişmeli yargı ve silahların eşitliği prensibine aykırı olduğunu, bu nedenle istinaf konusu kararın kaldırılması gerektiğini,Bilirkişi raporundaki rayiç bedele itiraz ettikleri halde itirazın yok sayıldığını,5846 s.kanunun  Ek-2 inci maddesindeki  muğlaklık ve Anayasaya aykırılık durumunun  taraflarınca vaktiyle görüldüğünü ve daha yargılamanın başında, 2016 yılında, yerel mahkemede Anayasaya aykırılık iddiasında bulunulduğunu,  Yerel mahkeme 20.10.2016 tarihli ara karar ile Anayasa aykırılık iddiaları hakkında red kararı verdiğini,  işbu redde ilişkin ara karar gerekçesinin tam aksine esas hakkında karar verildiğini,  Anayasaya aykırılık iddialarının  haklılığının tahakkuk ettiğinin ve BAM kaldırma kararı nedeniyle yerel mahkemenin, kendi ara kararı ile çelişik olarak esas hakkında karar vermek zorunda kaldığını, istinaf mahkemesince durma kararı verilip dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, Anayasa Mahkemesi 2010/73E.  2011/176K. Sayılı kararında, sinema eseri sahipliği yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümlerin 1995 yılından geriye doğru geriye yürütülemeyeceğini belirttiğini,  işbu istinaf konusu kararda;  7.6.1995 tarih ve 4110 sayılı kanunla ihdas edilen ve daha sonra 21.1.2001 tarih ve 4630 sayılı kanunla değişikliğe uğrayan Ek-2 .maddesinin 1 inci fıkrasının 1 nolu bendi, aynı maddenin son paragrafındaki sinema eserlerine ilişkin istisna hükmü dikkate alınmaksızın ve  Anayasa Mahkemesi kararının tam aksine olarak geriye yürütüldüğünü, aynı madde içerisinde getirilen istisna hükmün bile dikkate alınmadığını, dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini,Dava konusu telif haklarının, bu hakkı elinde bulunduran yetkili kişilerden satın alınıp çok kısa bir süre kullanıldığını, Müvekkil Kurumun, davacıların haklarını ihlal etmediğini, davacıların murisinin vaktiyle usulüne göre devretmiş olduğu, kullanmakla tükenen nitelikteki  dava konusu filmlerin  işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim (mali haklar) haklarını elinde bulunduran kişilerden  silsile yoluyla ve  bedeli mukabilinde satın aldığını,  imzalanan sözleşmeye uygun olarak çok kısa bir süre kullandığının, meselenin davalık olması sonrasında müvekkili tarafından kendiliğinden kullanıma son verildiğini,  ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr...' dan  alınan hukuki mütalaada, somut olay bakımından FSEK m. 80/2 gereğince filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcıları, eser sahibinin ve icracıların izni ile yapılan tespit üzerinde; çoğaltma, yayma, işaret ses ve görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim ve temsil haklarına sahip olduğunu,  yapımcının bu hakkı ilk tespitin yapıldığı tarihten itibaren 70 yıl boyunca devam edeceğini,  bu ilkeler çerçevesinde yapılması planlanan reklam filminde eski Türk filmlerinden kullanılacak sahneler bakımından sadece film yapımcısından izin alınmasının yeterli olacağı şeklinde hukuki değerlendirme yapıldığını,  Müvekkili Kurumun da Türk sineması ürünü (Yeşilçam ürünü)  "..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...., ... de ..., ..., ..., ... ve ...-...."  isimli filmlerde yer alan çay sahnelerini içeren bir reklam filmi yapmak üzere .... Şti ile 1 yıl süreyle gösterilmek üzere sözleşme imzaladığının,  imzalanan sözleşmeye göre reklam  filmlerindeki çay sahneleri ile sınırlı olmak üzere; filmlerin telif haklarının kullanım yetkisinin 5846  sayılı yasa  uyarınca müvekkile  geçtiğini, Müvekkilinin  ise; telif hakları,  derleme ve düzenleme işi dahil bu iş karşılığında 1.052.955,00 TL bedel ödediğini,  ... Şti. ise, bahis konusu filmlerin işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim ( mali  haklar) dahil olmak üzere tüm haklar, eser sahipleri ve bağlantılı komşu haklarını elinde bulunduran ... Şti.nden satın aldığını,  5846 sayılı yasaya göre işleyen ve davacıların murisleri tarafından bedeli mukabilinde yapılan  hak devirleri söz konusu olduğunu,  daha önce devredilen bir hakkın hukuki niteliğinde sonradan kanunlarla yapılan değişiklikler nedeniyle, devir tarihinde geçerli olan sözleşmeye geriye doğru müdahale edilmesi sonucunu doğuracak şekilde talepte bulunulmasının, mükerrer talep niteliği taşıyacağını, Filmlerin çekildiği tarihte, davacının talebinin hukuki dayanağı olan  "icracı sanatçılık" şeklinde bir kavram ve hukuken tanınan bir hak türü mevcut olmadığını, geriye doğru hak türü tanımlanması(ihyası), geriye doğru sözleşmelere müdahale edilmesi hukuka aykırı ve hukuk tekniği açısından da imkansız olduğunu, 1995 yılı öncesinde  "icracı sanatçılık" şeklinde bir sıfat ve bu şekilde bir hak türü olmadığını, filmlerin çekildiği 1995 öncesinde kimin icracı sanatçı olduğu da doğal olarak belirli olmadığını, icracı sanatçı ibarelerinin  ilk kez 1995 yılında 4110 sayılı kanunun 26 ncı maddesi ile 5846 sayılı kanunun 80 inci maddesinde yapılan değişiklik ile hukukumuza girdiğini, bu kanunda da  "icracı sanatçı" tanımına yer yerilmediğini, 2001 yılına gelindiğinde  4630 sayılı kanunun 2 inci maddesi ile 5846 sayılı kanuna "Tanımlar" başlığı altında 1/B maddesi eklenip bu madenin  "k" fıkrasında ve "komşu haklar" tanımı içerisinde "Komşu haklar: Eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek kaydıyla ve eser sahibinin izniyle bir eseri özgün bir biçimde yorumlayan, tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ve çeşitli biçimlerde icra eden sanatçıların, bir icra ürünü olan veya sair sesleri ilk defa tespit eden fonogram yapımcıları ile radyo-televizyon kuruluşlarının sahip oldukları hakları," şeklinde dolaylı olarak  icracı sanatçılık kavramı  tanımlandığını, 1995 yılına kadar icracı sanatçılık şeklinde bir hak olmadığını ve olmayan bir hakkın ihlalinin de iddia edilemeyeceğini, davacılar murisinin, filmlerin çekildiği tarihte "icracı sanatçılık"  sıfatı bulunmadığını,  icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları ve yayın kuruluşlarının korunmasına dair roma sözleşmesi; Bakanlar Kurulu’nun 2003/6170 sayılı kararıyla kabul edilerek 21.10.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanıp yürürlüğe girdiğini ve iç hukuk normuna dönüştüğünü,  filmlerin çekildiği tarihteki 5846 sayılı yasanın 8 inci maddesindeki eserin sahibinin "Yapımcı" olduğu kuralından sapmalar olduğunun ancak yapımcının (filmlerin çekildiği tarihe göre eser sahibinin) haklarının da korunduğunu, 5846 sayılı kanununda 1995 yılında 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile sinema eseri sahipliğini düzenleyen 8 inci madde hükmü de değişikliğe uğramış, bu değişiklikle FSEK m.8/5 hükmü şu şekilde düzenlenmiştir: “ Sinematografik eserlerde yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazan eserin birlikte sahibidirler." bu düzenleme, sinema filmini imal ettiren Yapımcının eser sahibi sayılacağı şeklindeki düzenlemeyi terk edip sinema eseri üzerindeki eser sahipliğini üç kişiye; yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarına tanıdığını, 2001 yılında 4630 sayılı kanun ile FSEK 8 inci maddede yapılan değişiklik ile sinema eseri sahipleri olarak; yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarının yanına diyalog yazarı ve canlandırma tekniğiyle yapılan filmlerde animatör de eklendiğini,  4630 sayılı Kanun ile FSEK m. 80 hükmü ile getirilen yeni düzenleme ile sinema filmi yapımcıları da bağlantılı hak sahibi olarak kabul edildiğini, dava konusu sinema filmlerinin tamamı 1995 yılından önce yapılmış olduğundan FSEK m.8 hükmünün ilk halinin dikkate alınarak filmleri imal ettiren "Yapımcının"  eser sahibi sayılması ve Yapımcıdan hak devralarak kullanan  kişilerin kullanımlarının da hukuka uygun olduğunun kabülü gerektiğini, Hukuk Güvenliği İlkesinin ve kanun koyucunun amacının açık ihlali söz konusu olduğunu,  Mahkemenin BAM kararına uyarak,  ilgili dönemdeki hak sahibi olan eser sahibinin hakkını dikkate almadan,  sonradan yürürlüğe giren 4630 sayılı kanundaki eser sahibi tanımını esas alınarak karar verdiğini, 4630 sayılı kanunun "Tasarının Geneli Hakkında Açıklama "  kısmının 7 nci paragrafında, BAM hükmü ile çelişen bir değerlendirme yer aldığını, yapımcı ve onun haleflerinden(ardıllarından) hak devralan Müvekkili Kurumun yaptığı sözleşmenin gerçek hak sahibi olan kişiler ile yapıldığını, kullanımın da  hukuka uygun olduğunu, Uyma kararı verilen BAM Kaldırma kararı ile; kanunların zaman bakımından uygulanmasını, kanunların değişimi sırasında kazanılmış hakların durumunu ve kanunun istisna hükmünü hatalı yorumlandığını, 4110 sayılı kanun  ile ilk defa ihdas edilerek 5846 sayılı kanuna eklenen Ek-2 nci maddenin son cümlesi. "...Bu kanunun sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanır." hükmü ile hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapımına başlanan filmler yönünden açık istisna hükmü getirildiğini, 4110 sayılı kanunun yürürlük tarihinin 12.6.1995 olduğunu, Ek-2 nci madde 4630 sayılı kanun ile 2001 'de tekrar değişikliğe uğradığını ama sinema eseri sahipliği yönüyle 4110 sayılı yasanın getirdiği düzenleme korunduğunu, Ek-2 nci maddenin değiştirilen ve halen yürürlükte olan halinin son paragrafında aynı istisna hükmü tekrar edildiğini, sadece Ek-2 nci maddenin yeniden yazımı sırasında, istisna hükmü maddenin son paragrafına kaydırıldığını, 2001 yılındaki değişikle 4630 sayılı kanunla yapılan düzenlemede; Ek-2 nci maddenin ilk cümlesindeki geriye etki doğuran ifadeye, aynı maddenin son fıkrası ile istisna getirildiğini, Geçici 1 inci maddenin ise 1951 yılında yürürlüğe giren 5846 sayılı kanun  herhangi bir değişikliğe uğramadığını ve 1951 yılı öncesine yönelik düzenleme içerdiğini Yapılan işin eser sözleşmesi olduğunu, çekimi yapılan filmde oynama işi, filmin yapıldığı dönemdeki mevzuata göre eser  sözleşmesi olduğunu, sözleşme şartlarının, yani tarafların yükümlülüklerinin sonradan tartışılmasının karşılıklı edimlerin vaktiyle ifa edilmiş olması nedeniyle imkansız olduğunu,Müvekkilinin amacının reklam yapılmasından ziyade kollektif kültüre katkı olduğunu, bu durumun gözardı edildiğini, ayrıca, kısa kullanım hali dikkate alınmadığını, üç kat tazminata hükmetmek için gerekli şartlar oluşmadığını, Müvekkilince davacılar murisine reklam yaptırılmadığını, Türk sinemasının panoramik bir alıntısı yapılırken, kollektif ülke kültürünün bir parçası haline gelmiş sinema eserlerinden çeşitli alıntılar yapıldığını, salt reklam amacıyla değil, milli bilince bir katkıda bulunmak ve tarihimizdeki karakterlerle, genç neslin tanışmasına ve ilişkilerinin kuvvetlendirilmesine bir katkı sunmak amacı güdüldüğünü, dava konusu eyleme sadece ticari olarak bakmanın yeterli olmayacağını,  davacılar murisince; sinema filmlerinden bağımsız olarak, dava konusu reklam için ayrıca bir oyunculuk sergilenmediğini, bu konuda herhangi bir emek ve çaba harcanmadığını, tarihi bir karakter ve ortak toplumsal bir değer olan davacılar murisine ait görüntülerden yapılan alıntılar ve resimlerin, bu güzide şahsın kişilik haklarını ihlal eder bir tarzda kullanılmış olsaydı, kişilik hakları ihlaline binaen bir hak talebinde bulunulabileceğini ancak bu durumun söz konusu olmadığını, ayrıca Müvekkil Kurumun, dava konusu filmlerin davalık olması nedeniyle kendiliğinden kullanıma son verdiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bu duruma rağmen kullanımla orantılı hesap yapılmadığını,  kısa kullanım ve güdülen kültürel amaç dikkate alınmadığını, hesaplamanın  hakkaniyete aykırı olduğunu, Davacılar vekilince yapılan şikayet hakkında, kullanımın hukuka uygun olduğu tespit olunarak  CBS tarafından takipsizlik(KYOK) kararı verildiğini, Dava konusu kullanımda manevi tazminat şartlarının oluşmadığını, ortada şeref ve itibarı zedeleyici bir durum bulunmadığını,Emsal kararlara aykırı karar verildiğini, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı sonucu beklenilmediğini... firması vekilinin yerel mahkemeye sunduğu 08.09.2023 tarihinde UYAP'a yüklenen dilekçeye göre Yargıtay 1. Başkanlık Kuruluna İçtihadı Birleştirme Başvurusu (06.09.2023 - 23883) yapıldığını, kararın sonucunu etkileyecek nitelikteki bu başvurunun  sonucunun beklenilmesini talep ettiklerini, Islah edilen kısmın zaman aşımına uğradığını,  zamanaşımı defilerinin dikkate alınmadığını, hükmedilen bedelin, güdülen amaç ve kullanım süresine göre yüksek olduğunu, Dava tarihinden bu yana 7,5 yıldan fazla zaman geçtiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, dava konu eylemin haksız fiil zamanaşımı süresine tabi olacağından eylem/dava tarihi üzerinden 2 yıldan fazla zaman geçmiş olmakla;  TBK.m.72 gereğince, ıslah tarihi olan 13.07.2023'e göre zamanaşımı süresi dolduğunu, zamanaşımı defiinde bulunuyor,  ıslah ile artırılan kısmın öncelikle zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle zamanaşımı nedeniyle reddini talep ettiklerini,  kararın kabule ilişkin kısmının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Feri müdahil vekili istinaf dilekçesinde; dava dışı filmler ve bunlardan bir tanesi olan davaya konu "...., ..., ..., ... ve ..." filmi olmak üzere toplam 37 filmin mali haklarıznz, Üsküdar... Noterliği'nin 01/06/2007 tarih ve ... yevmiye numaralı sözleşmesi ile müvekkil şirkete devredildiğini, ardından 25/03/2016 tarihli sözleşme ile müvekkili şirket ve ihbar olunan Dijital Yapım ile yapılan sözleşme neticesinde mali hakların sınırlı bir şekilde karşı tarafa devredildiğini, ortada usul ve yasaya aykırı olmayan, doğru silsileler neticesinde hak devri yapıldığını,Davaya konu edilen filmler 1979 - 1982 yılları arasında yayınlanan yapımlar olup muris ..., 5846 sayılı Kanun kapsamında 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 12/06/1995 tarihinden önce meydana getirilen filmler bağlamında bağlantılı haklar kurumu henüz ihdas edilmediğinden icracı sanatçı olarak komşu hak sahipliği bulunmadığını, filmin yapıldığı dönem uyarınca icracı sanatçıların eserin mali hakları üzerinde bir hakları bulunmadığını, bu itibarla taleplerinde hukuki uyarlılık bulunmayan davacıların davasının reddi gerekmekteyken yazılı gerekçe ile kabul görmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan ederek Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; 5846 sayılı FSEK'in 68.maddesindenkaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasıdır. İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen 14.11.2017 tarih, 2016/90 Esas, 2017/236 Karar sayılı kararda, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/6545 Esas, 2016/3675 Karar ile 2015/6889 Esas, 2016/3668 Karar sayılı ilamlarında ve aynı zamanda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadıyla benimsenen görüş vurgulanarak davanın reddine karar verilmiş, bu karar Dairemizin önceki kararıyla kaldırılmış, bu defa İlk Derece Mahkemesi tarafından yeniden yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, yukarıda yazılan nedenlerle davalı vekili ve feri müdahil tarafından istinaf edilmiştir.Dosyada mevcut reklam CD’si incelendiğinde dava konusu reklamın toplam 1 dakika olduğu, bu reklamda alıntı yapılan Türk filmlerinin ..., ..., ..., vay ...  ve .... filmleri olduğu, bu reklamda davacılar murisi ...’nın görüntüsünün reklam filminin 11-13, 17-19, 57-59 aralığında olmak üzere toplam 6 saniyelik bölümde kullanıldığı tespit edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacıların murisi ...'nın oyuncu olarak yer aldığı filmlerden elde edilen görüntülerin "..." isimli reklam filminde kullanılması sebebiyle FSEK'in 68.maddesi çerçevesinde şimdilik 10.000 TL maddi ve her bir davacı için 25.000'er TL olmak üzere toplam 50.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilinin gerekip gerekmediği noktasında toplandığı görülmektedir. Davalı yan zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Davaya konu taleplerin  esasını teşkil eden FSEK'in 68.maddesi hakkındaki Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre, hak sahibinin bedel talebinin mahkemece kabulü halinde, taraflar arasında farazi sözleşme kurulmuş sayılacağından, eser sahibi TBK’nın 147. maddesindeki sözleşmeye ilişkin 10 yıllık zamanaşımı süresini ileri sürebilecek olup, dava konusu eylemin gerçekleştiği 2016 yılından bu yana  zamanaşımının dolmadığı, bu nedenle davalı yanın bu itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davalı vekilinin, sözlü yargılanın yapıldığı son duruşmaya, e-duruşma yoluyla katılma taleplerinin kabul olmadığı yönündeki taleplerinin ispatlanamadığı, son duruşma zaptı incelendiğinde, davalı vekilinin e duruşmayla aranmasına rağmen cevap verilmediği şeklinde tespitin zapta geçirildiği, aksini ispata yarar dosyaya yansıyan bilgi, belge ve delilin bulunmadığı anlaşılmıştır.Esasa ilişkin ileri sürülen istinaf sebepleri incelendiğinde;... bir icracı sanatçı olup, 07.06.1995 tarihinde kabul edilen ve 12.06.1995 tarihli resmi gazetede yayımlanan 5846 sayılı yasanın 80. maddesinde değişiklik yapan 4110 sayılı Kanunla birlikte artık bağlantılı hak sahibidir. Değişiklikten önceki 5846 sayılı yasa hükümlerine göre bağlantılı hak kavramı henüz hayata geçirilmemişti ve sinema eserinin sahibi onu imal ettirendi. Ancak  4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile sinema eseri sahipliğini düzenleyen 8. madde hükmü değişikliğe uğrayarak, ''.... eserierde yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazan eserin birlikte sahibidirler.'' denilmek suretiyle, sinema eseri üzerindeki eser sahipliği üç kişiye yani, yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarına tanımış ve bağlantılı hak kavramı getirilmiştir.Diğer yandan  4110 sayılı Kanun değişikliği öncesinde sinema eserleri  açısından koruma süreleri FSEK'in 29.maddesinde düzenlenmiş olup, bu hükme göre, sinema eserlerinde koruma süresi alenileşmeden itibaren 20 yıl  olarak öngörülmekteydi. 1995 yılında 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik neticesinde sinema eserleri için koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıl olarak değiştirilmiştir. Aynı kanun ile FSEK’e ek 2. madde eklenmiş olup bu maddeye göre; " Bu kanundaki koruma süreleri komşu haklar, sinema eserleri, bilgisayar programlan ve veri tabantan bakımından, Kanunun yürüdüğe girdiği tarihten sonra alenileşen eserlere, işlenmeler ve mahsullere uygulanır. Bu Kanunun sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 12.06.1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanır.'' düzenlemesi getirilmiştir.Kanun koyucu ek maddedeki değişikliği, sinema eseri sahipliğinin 4110 ve 4630 sayılı Yasada yapılan değişiklerde  oluşan mevcut durumun özellikle koruma sürelerindeki değişikliğin, 1995 yılı öncesi sinema eseri sahipleri ile 1995 yılından sonraki sinema eseri sahipleri arasında oluşabilecek koruma sürelerine ilişkin eşitsizliği ortadan kaldırmak maksadıyla yapmış ve uygulamanın da geçmişe yönelik yapılmasını uygun görmüştür.Burada esasen tartışılması gereken, söz konusu kanun değişikliği ile getirilen ''bağlantılı hak'' kavramının geçmişe uygulanabilir olup olmadığı hususudur. 5846 sayılı yasanın bazı maddelerinde değişiklik yapan 4630 sayılı yasanın 35.maddesi ile ek madde 2 de değişikliğe gidilmiştir. Ek madde 2/1.fıkraya göre "bu kanunla korunan T.C. vatandaşı eser sahipleri ve eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahipleri tarafından üretilmiş Türkiye'de mevcut bütün eserlere, tespit edilmiş icralara ve fonogramlara uygulanır.Ek maddenin son fıkrasında ise, önceki yasada olduğu gibi "bu kanunun sinema eserleri ile ilgili hükümlerinin 4110 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 12/06/1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanacağı belirtilmiştir.Aynı maddenin 2.fıkrasında "1.fıkranın uygulanması sonucu kanun kapsamına alınan eserlerin tespit edilmiş icraların ve flogramların yasal kopyalarını elinde bulunduran kişilerin bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden 6 aylık sürenin sonuna kadar yazılı bir izne tabi olmaksızın bu kopyaları satabileceği, bununla birlikte eserler tespit edilmiş icralar ve flogramlara ilişkin olmak üzere bu kanunla birlikte eser sahipleri ve diğer hak sahiplerine sağlanan hakların kullanılması eser veya bağlantılı (komşu) hak sahiplerinin iznine tabi olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm bir geçiş hükmü olarak düzenlenmiştir.Görüldüğü üzere, bağlantılı haklar geçmişe yürütülmüş, değişiklikten önce hak sahibi olanların haklarının sona erdiği de bu değişiklikle belirtilmiştir.Aynı doğrultuda, kanununun geçici 1.maddesi ile, "bu kanun hükümleri yürürlükten önce ilk defa memleket içinde umuma arz yahut sicile kaydedilen eserlere de uygulanır. Eser veya mahsulün 08/05/1326 tarihli "Hakkı Telif Kanunu hükümlerine tabi olup olmaması bu durumu değiştirmez". denilmek suretiyle hakkın geçmişe yürütülmesine izin verilmiştir. Bu madde 5846 sayılı yasanın ilk kez yürürlüğe girdiği tarihte kabul edilen bir düzenleme olup, o tarihte icracı hakları (somut olay açısından bağlantılı hak) tanınmadığı için sadece eser sahiplerinin haklarından söz edilmiştir ve maddeden çok açık bir biçimde yeni yasayla tanınan hakların yürürlük tarihinden önce oluşturulan eserlere de uygulanacağı belirtilerek yasanın getirdiği yeni koruma geçmişe yürütülmüştür.Bir başka deyişle,  5846 sayılı yasada değişiklik yapan 4110 sayılı yasa ile sağlanan korumanın sadece  yasanın yürürlüğe girdiği 1995 tarihinden sonraki icralara değil, yasanın yürürlüğe girdiği tarihte Türkiye'de mevcut tespit edilmiş icralara da  uygulanacağı, dolayısıyla komşu haklar bakımından geriye yürüyeceği kabul edilmiştir. Sanatçı, sermayesi emek olan bir kişi olup, emek kutsaldır. 5846 sayılı Kanunun 1.maddesinde, ''Bu Kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir.'' denilmek suretiyle kanunun amacının sanatçıyı korumak olduğu açıkça vurgulanmıştır. Aksine yorumların, yasanın amacıyla bağdaşmayacağı su götürmez bir gerçektir.Her ne kadar 4110 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önce, sinema eserinin sahibi onu imal ettiren  olsa da, bağlantılı hak sahipliğinin korunmasının bu kapsamda değerlendirilemeyeceği ortadadır. Zira eser sahipliğinin verdiği hak, bağlantılı hak sahipliğine üstün tutulmamalıdır. Her ikisi de kendi bağımsızlığı içerisinde korunması gereken haklardır.Gerek Yargıtay'ın ve gerekse İlk Derece Mahkemesinin kararına konu olan gerekçeye göre, her ne kadar somut olayda, icracı sanatçı ile yapımcı arasında sözlü bir sözleşme yapıldığı ve bu sözleşmeyle mali hakların yapımcıya devredildiği belirtilmiş ise de,  icracı sanatçının henüz bağlantılı hak sahibi olmadığı bir dönemde, sonradan yasa değişikliyle tanınan hakkın geçmişe dönük bir şekilde eserin yapıldığı tarihte devredildiğini kabul etmek hukuken olanaklı görünmemektedir. Somut olayda, davalı yapımcı olmayıp sinema eseri üzerindeki hakları  yapımcıdan  devralan dava dışı .... şirketinden bu hakları devralandır. Yukarıda açıklanan nedenlerle yapımcı yeni yasa gereği hak sahibi olmayıp,  davalı da FSEK'in 54/1 maddesi gereğince hak sahibi değildir. Dolayısıyla icracı sanatçının yasal mirasçılarının izni olmaksızın işleme, çoğaltma, yayma, temsil, işaret, ses veya görüntülü araçlarla kamuya sunma gibi yasayla tanınan haklar, davalı da dahil olmak üzere başkaları tarafından izinsiz olarak kullanılamayacaktır. Özetle, davacıların murisi ... bir icracı sanatçı olup, kendisinin 4110 sayılı Kanunla değiştirilen 5846 sayılı yasanın 80. maddesine göre bağlantılı hak sahibi olduğu, bu hakkın ilk defa 4110 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle tanındığı, yine FSEK'in ek 2.maddesi ve geçici 1.maddeleri  ile bu hakkın, yürürlük tarihinden önceki icraları da kapsayacak şekilde geri yürütüldüğü, FSEK'in 27/son maddesi ile koruma süresinin 70 yıla çıkarıldığı, yine FSEK'in 80. maddesi uyarınca icracı sanatçılara tanınan komşu hakların, i
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ K:2024/1608  E:2022/311Yayım sözleşmesinden cayma sonrası eserlerin basım ve yayımına devam edilmesi nedeniyle  FSEK m.68 kapsamında tazminat talebi Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin babası olan ...'ın davalı şirket ile yapmış olduğu telif hakkı devir sözleşmesi kapsamında murise ait kitaplar için basım ve yayım hakkı verildiğini, telif hakkı devir sözleşmelerinin telif sürelerinin sona erdiğini, ...'ın 18/11/2013 tarihinde vefat ettiğini, davacılar ile davalı şirket arasında 26/03/2014 tarihinde Eser Sahibi Telif Sözleşmesi akdedildiğıni, 02/12/2015 tarihli ihtarname ile davalı şirket ile murise ait eserlere ilişkin tüm sözleşmelerin feshedildiğini, davalı şirketin 10/12/2015 tarihinde gönderdiği ihtarnamede tüm sözleşmelerin devam ettiğini beyan ettiğini, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2016/31 Değişik İş, 2016/33 Karar sayılı dosyası ile bilirkişi tarafından davalı şirketin işyeri ve internet sitesinde inceleme yapıldığını, ...ve ..., ..., ... ve. ... ... Mektupları isimli kitapların 02/12/2015 tarihinden sonra basıldığını tespit ettiklerini, davacıların davalı şirket ile olan sözleşmeyi feshettikten sonra .... A.Ş. ile 06/11/2017 tarihinde Mali Hakların Devri Sözleşmesi imzaladıklarını, davalı şirketin ise Eser Sahibi Telif Sözleşmesinin halen geçerli olduğunu belirttiğini, davalı şirketin sözleşmenin devam ettiğini beyan etmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı şirketin dava dışı ..... Şirketine ihtarname göndererek davacılar ile aralarında akdettikleri sözleşmesinin geçerli olduğunu ve basım-dağıtıma devam edeceklerini belirttiklerini, davalı şirketin internet sitesini 21/02/2018 tarihinde incelediklerinde 27/04/2016 tarihli bilirkişi raporundan sonra... ve ... ..., ... ...,...’de Kadın, Türkiye ve Ortodokslar, ..., ... Mektupları, ..., .ve ..., ... ve ... isimli 9 adet kitabın yeni baskılarının yapıldığını, belirterek Fsek m.68/69 gereği davalı şirketin müvekkillerin mali haklarına ihlallerinin durdurulması ile muhtemel diğer tecavüzlerin önlenmesine, tespit edilecek rayiç bedelin üç katı fazlasının tazminini talep etmiştir.CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; muris ...’ın vefatından sonra uzun bir zaman yasal mirasçıları veya hak sahipleri konusunda bir açıklık olmadığını, davalı şirketin iyiniyetli bir şekilde üzerine düşeni yerine getirdiğini, davacı tarafin davalı şirketle ilgili suç duyurusunda bulunduğunu ancak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, davacı tarafından gönderilen 02/12/2015 tarihli ihtarnameye cevaben ihtarnamede belirtilen hususları kabul etmediklerini, Eser Sahibi Telif Sözleşmesi’nin 17. maddesinde taraflar sözleşme süresinin bitiminden 1 ay önce sözleşmeyi sona erdirmek için yazılı bir bildirimde bulunmadıkça sözleşmenin aynı koşullarla uzadığına ilişkin hüküm bulunduğunu, bu madde gereği sözleşmenin 25/05/2020 tarihine kadar uzadığını, 18. maddesinde ise sözleşmenin herhangi bir sebeple sona ermesi durumunda eser sahibinin eserin yeni nüshalarını yayıncı dışında başka bir yerde basabilmesi için öncelikle yayıncının elindeki tüm baskıların bitmiş olması gerekeceğinin belirtildiğini, bu sebeple sözleşmenin 25/05/2020 tarihinde biteceği kabul edilse dahi öncelikle yayıncının elindeki nüshaların bitmesinin gerekeceğini, İstanbul l. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin talimatı doğrultusunda hazırlanan bilirkişi raporunda tespit edilen eserlerin sözleşmeye uygun olarak basıldığını, davacı tarafın davalı şirketin internet sitesini 21/02/2018 tarihinde incelediğini ve murise ait 11 kitabın varlığını tespit ettiklerini ancak kendilerine gönderilen e-mailde basılan eserler, miktarları, ödenen telif ücretleri ve ödemenin yapıldığı banka bilgilerini liste halinde gönderdiklerini, davacılar ile davalı şirket arasında akdedildîği iddia edilen sözleşmenin tarihinin 26/03/2014 olduğu ve sözleşmenin süresinin 5 yıl olması sebebiyle 26/03/2019 tarihinde son bulacağını, davacıların davalı şirkete göndermiş olduğu ihtarlarda muris ile davalı şirket arasındaki sözleşmeleri feshettiklerini belirttiklerini, 26/03/2014 tarihli sözleşmeden bahsetmeyip feshettiklerini beyan etmediklerini, 26/03/2014 tarihli sözleşmeden davalı şirketin habersiz olduğunu, şirket yetkilisinin imzasının bulunmadığını, yayıncı kısmının boş olduğunu, söz konusu sözleşmenin davalı şirketçe imzalanmadığını, davalı şirket ile muris arasında imzalanan sözleşmeden kaynaklanan telif bedellerini davacıların almaya devam ettiklerini, bunun kabul anlamına geldiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; müvekkillerinin bilgi edinme hakkı kapsamında talep ettiği bilgilerin, davalı yayınevi tarafından yıllar sonra cevaplandığını, davacı yayınevinin, müvekkillerinin murisi olan .... ile 25.05.2010 tarihinde eser telif sözleşmesi yaptığını, bilahare eser sahibinin 2013 yılında vefat ettiğini, söz konusu sözleşmenin 5 yıl süre için yapıldığını, eser sahibinin vefatı sonrası davalı yayınevi tarafından nasıl tasarruflarda bulunulduğu, kaç eser basılıp ne kadar telif ücreti ödendiğinin belirsiz olduğunu, mirasçı müvekkilerinin, ...'ın sağlığında akdedilen sözleşmenin akıbetini temin için davalı şirketten eserlerin yayımıyla ilgili taraflarına bilgi verilmesini ihtaren talep ettiklerini, ancak talebe dönüşün 19.02.2018 tarihinde, aradan 2(iki) yılı aşkın bir süre sonra şirket yetkilisi tarafından mail yoluyla yapıldığını,Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da telif hakkı ihlali olduğu belirtilen kitapların fiyat bilgisi bulunmadığının tespit edildiğini,  davalı yayınevinin yargılama sürecinde bile söz konusu bilgileri dosyaya sunmaktan imtina ettiğini,Eser sahibinin 2013 yılında vefat ettiğini, bu süre zarfı boyunca davalı yayınevi tarafından miras haklarının belli olmadığı bahane edilerek telif ücretlerinin bekletildiğini, esasında mirasçılık haklarına ilişkin bir karışıklık da söz konusu olmadığını, müteveffa eser sahibinin 18.11.2013 tarihinde vefat etmiş, mirasçılık belgesinin ise 05.12.2013 tarihinde İstanbul 10. Sulh Hukuk Mahkemesi 2013/880 E. - 2013/724 K. Sayılı ilamı ile neticelendiğini,Müvekkillerinin mirasçı olduğu eser sahibinin vefatından 1 ay bile geçmeden mahkeme kararı ile sabit olmasına rağmen, davalı yayınevinin yıllarca müvekkilerini oyaladığını, yükümlülüklerini ihlal ettiğini, belki de soruşturulsa daha fazla ihlallerinin de ortaya çıkacağı göz önüne alınarak, sözleşmenin çekilmez hal aldığını ve 02.12.2015 tarihinde  feshedildiğini,Huzurdaki olayda da müvekkillerinin hem bilgi edinme hakkının ihlal edildiğini, hem sürecin şeffaf yönetilmemiş hem mali haklarına ilişkin denetimin gerçekleştirilemediğini, müvekkillerinin menfaatlerinin tehlikeye düştüğünü, bu itibarla müvekkillerinin 02.12.2015 tarihinde noterlik marifetiyle yapılan cayma ihbarında bulunmak zorunda kaldıklarını, ihbarın tebliğ tarihten itibaren işleyen 4 haftalık hak düşürücü süre içerisinde caymaya karşı davalı yayınevi tarafından itiraz davası açılmadığını beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri uyarınca, muris ...'ın, murisin eserlerine ilişkin telif sözleşmesinin feshi iddiasına bağlı olarak eser sahipliğine dayalı hak ihlalinin tespiti, durdurulması, önlenmesi ile FSEK'in 68. maddesi kapsamında maddi tazminat talebine ilişkindir. Davacı yan, murisin ölümünden sonra davalı yayınevinden bilgi talep edilmesine rağmen bu talebin karşılanmadığını, müvekkillerinin hem bilgi edinme hakkının ihlal edildiğini, hem de sürecin şeffaf yönetilmediğini iddia ederek, sözleşmenin kendileri için çekilmez bir hal aldığını beyan edip, sözleşmenin bu suretle feshedildiğini, cayma hakkına davalı yanca bir itirazda bulunulmadığını ileri sürmüştür.Toplanan delillere göre; muris ile davalı arasında imzalanan 25/05/2010 tarihli Sözleşmenin 17. maddesine göre göre, tarafların sözleşme süresinin bitiminden bir ay önce sözleşmeyi sona erdirmek için yazılı bir bildirimde bulunmadıkları sürece iş bu sözleşmenin aynı koşullarla tekrar uzayacağı, yine sözleşmenin son kısmında sözleşmenin imza tarihinden 5 yıl süre ile geçerli olmak üzere 25/05/2010 tarihinde eser sahibi ile yayıncı tarafından özgür iradeleri ile karşılıklı okunarak imzalandığının belirtildiği, 5 yıl süreli 25/05/2010 tarihli sözleşmenin, sona erme süresi olan 25/05/2015 tarihinden bir ay önce yazılı bildirim yapılmaması nedeniyle sözleşmenin bir beş yıl daha uzamış sayılacağı ileri sürülmüş ise de, sözleşmenin davacı yanca 02.12.2015 tarihli ihbarname ile feshedildiği görülmektedir. Davacının sözleşmenin ikinci defa 5 yıllığına uzamaması için fesih ihbarnamesi gönderdiği, bunun yeni bir sözleşme yapmama iradesinin ortaya konulması anlamına geldiği, 6098 sayılı TBK'nun 491.maddesi uyarınca, sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkının bulunduğu, FSEK'in 52.maddesine göre zımni irade ile sözleşmenin uzamış sayılacağının da kabul edilmediği, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2001/10087 esas, 2002/2142 karar sayılı kararı) açıklanan nedenlerle, davacı talepleri üzerinde durularak, yapılacak olan yargılama neticesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir.Yukarıda açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince  esasa  münhasır  delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün bulunmamakla 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince davacıların istinaf başvurusunun kabulüne ve Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.  10/10/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİK: 2024/1399  E: 2024/914Televizyonda yayınlanacak eserler bakımından yayıncı kuruluşun, henüz sözleşme imzalanmamış yıllara ilişkin lisans (yayın izni) bedellerini yatırabilmesi amacıyla tevdi mahalli tayin edilmesi talebi Davacı vekili, Müvekkilinin ... San. ve Tic. A.Ş. “...” logosuyla yayın yapan televizyon kanalının yayıncısı ve ... (...) üyesi olduğunu, müvekkili ile ... arasında, yıllardan bu yana yayın izni sözleşmeleri yapıldığını ve müvekkilinin lisanslı olarak eserleri kullandığını, Meslek Birlikleri ile yayın izni görüşmelerine ilgili senenin sonunda başlandığını ve yine ilgili senenin sonunda veya takip eden senenin başında sözleşmeler imzalanarak bir önceki senenin ödemelerine başlandığını,  2022 ve 2023 yılı için yapılacak yayın izni sözleşmelerinin esaslarının belirlenmesi için, ... (ve diğer bir meslek kuruluşu olan ... ile) müvekkilinin üyesi olduğu ... arasında 27.12.2022 tarihinde “... & ... - ... PROTOKOLÜ” imzalandığını, bu Protokolde, 2022-2023 yılı için uygulanacak zam oranı ve ... (ve ...) ile üye yayın kuruluşları arasında yapılacak “Yayın İzni Sözleşmesi” hükümleri konusunda taraflar arasında mutabakata varıldığını,  sözleşme tipinin ... ile mutabık kalınan yeni modele göre hazırlandığını, 2022 ve 2023 yıllarını sözleşme süresi olarak kapsadığı, 2022 yılı bedeli belirlenirken 2021 yılı ana sözleşme bedellerine ... ile mutabık kalınan %34 oranında artış uygulandığı, eş zamanlı yayınlar için ana sözleşme bedellerinin %5'i alınarak hesaplama yapıldığı, protokol hükümlerine göre, 2022 ve 2023 yıllarına ilişkin 22.682,36 TL olarak belirlenmesi gereken ödeme tutarını 147.000 TL olarak değiştiren ...'nin, protokole aykırı ve keyfi yapılandırma işlemine itiraz edildiğini, müvekkilinin, protokol hükümlerine uygun olarak ödemesini gerçekleştirmek üzere, 21/07/2023 tarihinde 2022 yılı yayın ücreti ile eş zamanlı yayın ücretini ve 2023 yılı yayın ücreti ile eş zamanlı yayın ücretini ... 'nin IBAN numarasına yatırmışsa da bu ödemelerin ... tarafından iade edildiğini belirterek ...'nin, müvekkilinin üyesi olduğu ... ile imzaladığı protokolde belirlenen bedelleri kabul etmeyerek iade ettiği göz önünde bulundurularak, ... üyesi müvekkilimizin, protokol hükümlerine uygun olarak 2022-2023 takvim yıllarına ilişkin muaccel olmuş yayın izni bedellerini yatırabileceği ödeme yerini tespitine karar verilmesini talep etmiştir İlk derece mahkemesinin 08.09.2023 Tarihli kararı ile; -HMK 382, 385/1 ve 389. maddelerine göre tevdi mahalli tayini talebinin KABULÜ ile İstanbul Çağlayan Adliyesi ... Şubesi Müdürlüğü'nün TEVDİİ MAHALLİ OLARAK TAYİNİNE," şeklinde karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin 27.09.2023 Tarihli ek karar ile; sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile; "..itirazın kabulü ile, tevdi mahalli tayini kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. İstinaf mahkemesi,  2023/1660 Esas, 2023/1893 Karar sayılı, 12/12/2023 Tarihli ilamı ile; 27/09/2023 Tarihli ek kararın yok hükmünde olduğu gerekçesi ile itiraz dilekçesinin istinaf dilekçesi olarak kabul edilerek istinaf harcının tamamlanması için muhtıra çıkarılması hususunda dosyanın ilk derece mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir.İSTİNAF İSTEMİ: Tevdi mahalli talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle;  çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunu,  taraflar arasında; "... SAN. VE TİC. A.Ş. ÜNVANLI, ... TV LOGOLU"  Yayın Kuruluşu ile Lisans Sözleşmesi imzalanması hususunda geçerli herhangi bir yazılı-sözlü mutabakat bulunmadığını, müvekkili ile Televizyon Yayıncıları Derneği arasında bir protokol olup, bu protokolün eki olarak tanzim edilecek yayın izin sözleşmelerinin talepte bulunan tarafından imzalanmadığını, bu hali ile taraflar arasında herhangi bir mutabakat bulunmadığını, talep eden tarafından kötü niyetle yapılan ödemelerin iade edildiğini, keza taraflar arasında bir sözleşme bulunmadığını, talep edenin tevdi talebini kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla, talep edenin lisans bedeli olarak ifade ettiği ve yaptığı ödeme bedellerinin aynı alanda faaliyet gösteren diğer kuruluşlarla yapılan lisans bedelleri yanında oldukça düşük olup, bu bedellerin kabul edilemeyeceğinin talep edenin de  farkında olduğunu, tüm  bu sebeplerle; tevdi mahalli tayini talebinin reddi gerekmekle birlikte, en önemlisinin taraflar arasında ilgili yayın kuruluşuna ilişkin herhangi bir yazılı/sözlü/zımni kabul, mutabakat, anlaşma vs. kesinlikle mevcut olmadığını, hal  böyle iken tevdi tayini talebine hukuki dayanak teşkil edecek bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığını, dolayısıyla taleplerin reddine karar verilmesini, tevdi mahalli tayini kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Talep, televizyonda yayınlanacak eserlerle ilgili yayıncı kuruluşun yayın izni sözleşme bedellerinin ödenmesi için tevdi mahalli tayin edilmesine ilişkindir. Mahkemece tevdi mahalli tayini talebinin kabulüne karar verilmiş, aleyhine tevdi mahalli tayin edilen taraf vekili karara karşı istinaf yargı yoluna başvurmuştur. Tevdi mahalli talep eden tarafın taraflar arasında FSEK kapsamında sözleşme ilişkisi bulunduğunu iddia etmiş olmakla FSEK’in 76/1. maddesinde, bu kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava  ve işlerde görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğuna dair aksine hüküm bulunduğundan mahkeme görevlidir. İstinafa başvuran vekilinin görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğuna ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Tevdi mahalli talep edenin dosyaya sunduğu delillerin incelenmesinde; taraflar arasında 2021 yılında ödenecek bedellerle ilgili Yayın İzni Sözleşmesi imzalandığı, 2022 ve 2023 yılları için henüz sözleşme imzalanmadığı, ... ve ... ile ... (...) arasında imzalanan 27/12/2022 tarihli “... & ... Yayıncıları Derneği Protokolünün ise Yayın İzni Sözleşmesi olmadığı, yalnızca 2022 ve 2023 yılları için imzalanacak sözleşmelerin esaslarının belirlendiği,  bu aşamada talep edenin Lisans Alma hakkının bulunup bulunmadığının ve lisans bedelinin ihtilaflı olduğu, TBK’nun 107. maddesinde belirtilen tevdi mahalli tayini koşullarının mevcut olmadığı, talebin 5846 Sayılı FSEK 43 ve 41.madde hükümlerine göre, açılacak lisans bedeli tespitine ilişkin asıl davada değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla, mahkemece tevdi mahalli tayin edilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmediğinden, ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkemenin tevdi mahalli kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.26/09/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ K: 2024/1414 E: 2023/118Televizyon yayıncısı tarafından meslek birliği repertuvarındaki müzik eserlerinin lisanssız olarak umuma iletilmesi nedeniyle FSEK m.68 kapsamında açılan 3 kat lisans bedeli talepli davaDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin ... adlı televizyon kanalı ile ulusal düzeyde yayın yapan, yayın akışında sıklıkla Türkçe müzik eserleri içeren programlara yer veren ve bu kapsamda da ... tarafından hakları koruma altında olan eserleri kullanan bir yayın kuruluşu olduğunu, davacı ... korumasındaki müzik eserlerini izinsiz şekilde umuma ileterek kanunu ihlal ettiğini, davalı şirketin ... ile 2012 yılı ve öncesi kullanımları kapsayan Sulh Protokolü imzaladığı ve bu protokol ile belirlenen lisans bedelini ödediğini, aynı şekilde davalı şirkete 2013-2014 yıllarına ilişkin Yayın İzin Sözleşmesi gönderildiği ancak davalı şirket tarafından imzalanmadığını, davalı şirketin izinsiz umuma iletin eyleminin 5846 sayılı Fikir ve sanat Eserleri  Kanununun açıkça ihlali olduğunu Yayın kuruluşlarınca meslek birliği korumasında bulunan eserin umuma iletiminin yapılabilmesi için lisans alınmasının kanuni bir  zorunluluk olduğunu, Lisanssız kullanımın hukuki açıdan FSEK 68 anlamında tazminat doğuracağı ve ceza hukuku açısından suç teşkil edeceğini, davacı meslek birliğinin fonogram veya yorumcu meslek birliği olmadığını, Eser sahiplerini temsil eden bir meslek birliği olduğunu, üstelik Roma sözleşmesinin asgari bir koruma öngördüğü ve akit devletlerin daha kapsamlı haklar öngörmesi halinde bunların ve özel hükümler içeren anlaşmaların uygulanması gerektiğini, davacı tarafça sunulan CD’nin izinsiz kullanımın delili olduğunu, ayrıca meslek birliğinin kanunen tarife belirleme hakkına haiz olup davalı yayın kuruluşunun tarife bedellerine itirazının usule aykırı olduğu ve iş bu davanın konusu Olmadığını, davalı şirketin yasal mevzuat uyarınca yazılı izin alması ve mali hak bedellerini  ödemesi gerektiğini bildiği ve daha önceki yıllarda ... ile sözleşme imzalanmasına ve davacı meslek birliğine ödeme yapmış olmasına rağmen 2012 yılından bu yana izin almadan ve mali hak bedellerini ödemeden ... korumasındaki eserleri kullandığını, davalı şirkete ait ... adlı televizyon kanalının  31.12.2018 tarihli 22:00 - 24:00 saatleri arasındaki yayın kayıtlarını içeren CD’nin RTÜK’ten temin edildiği ve belirtilen tari.lı eserlerin davacı ... korumasında olduğunu gösteren hak sahipliği ve yetki belgelerinin ekte sunulduğunu, FSEK m.76 uyarınca talebin işbu tespit edilen eserlerle sınırlı olmayıp davalı şirketin yayın faaliyetlerinde kullandığı ve ... korumasında bulunan tüm eserleri  kapsadığını, FSEK 68 uyarınca belirlenecek tazminat bedelinin tüm ... repertuvarı açısından gerçekleştiğini, davalı şirketin ile davacı meslek birliği arasında 2012 yılından bu yana sözleşme İmzalanmadığını, davalı şirkete meslek birliğinin 2014 yılı resmi tarifesi üzerinden indirim uygulandığı ve Televizyon Yayıncıları Derneği ile yapılan görüşmeler sonucunda 2013 yılı tarifesine %8 oranında artış uygulanarak belirlenen lisans bedelini içeren 2013-2014 yılını kapsayan Lisans Sözleşmesi gönderildiği ancak bu sözleşmenin imzalanmadığını, sonraki yıllarda da tarife bedeline ÜFE ve TÜFE oranları üzerinden artış yapılarak sözleşme bedellerinin hesaplandığı; Buna göre her yıl belirlenen artış oranları uygulanmak suretiyle, davalı şirketin sözleşme imzalamış olsaydı 2018 müzik yılı müzik kullanımı için ödeyeceği bedel 265.296,36 TL+KDV olarak belirlendiğini, ancak davalı şirket söz konusu eser kullanımlarının yasa gereği lisanslamaya tabii olduğunu bilmesine ve iyi niyetli  davacı tarafından sözleşme yapmaya davet edilmesine rağmen izinsiz ve lisans bedeli ödemeksizin kanun hilafına eser kullanımına devam ettiği; FSEK 68/1 maddesi uyarınca sözleşmesiz kullanımın önüne geçilmesi amaçlandığı, izinsiz kullanımda üç katı tutarında tazminat öngörüldüğünü, bu nedenle iş bu kanun maddesi uyarınca davalı şirketin sözleşme imzalanmış olsaydı 2018 yılı için ödeyeceği mali hak bedelinin 3 katı tutarında tazminat talep etme zorunluluğu doğduğunu, açıklanan nedenlerle davalının yayın/umuma iletim suretiyle izinsiz kullanıldığı tüm ... korumasındaki eserler bakımından tecavüzün refi’ne, davalının yayın/umuma iletim suretiyle izinsiz kullandığı tüm ... eserler bakımından cezaya, geçmiş yıllara, fazlaya ve faize ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, 2018 yılındaki tecavüz neticesinde doğan zararın tespiti ve bu zararın FSEK 68/1 uyarınca 3 katı fazlasıyla 2018 yılı başından itibaren hesaplanacak T.C.M.B. reeskont avans faizi ile birlikte tazmini talep edilmekle birlikte, şimdilik 1.000,00-TL x 3 = 3.000,00-TL tutarında mali hak bedelinin 2018 yılı başından itibaren hesaplanacak T.C.M.B reeskont avans faizi ile davalıdan  tahsiline karar verilmesini vekaleten talep ve dava etmiştir. Davacı vekili davasını ıslah ederek 796.994,94TL nin  2018 yılı başından itibaren hesaplanacak T.C.M.B reeskont avans faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Anayasanın 90. maddesi hükmü gereğince “Roma Antlaşması”nın 12. maddesinin kanun hükmünde olduğunu, davacılar tarafından dava dilekçesinde belirtilen tarihlerde davalı yayıncı kuruluş tarafından yapılan müzik yayınlarının birçoğunun canlı performans olduğunu, kalanların ise ticari dolaşıma açılmış fonogram ve tespitlerden oluştuğunu, bu fonogram ve tespitler açısından ise sadece uygun bir bedel ödenmesi öngörüldüğünü, bunun dışında herhangi bir izin verme  veya yasaklama hakkından bahsedilmediğini, bu hükmün FSEK hükümlerine üstün olduğu ve ulusal mevzuat açısından da geçerli olduğunu, bu durumda ticari dolaşıma çıkartılmış fonogram ve tespitler açısından izin verme veya yasaklama hakkı olmadığını, bu sayede yayınların önlenmesi veya izinsiz yayından bahsedilemeyeceğini, davacının dilekçesinde belirttiği 31.12.2018 tarihli RTÜK yayın kaydı ile belirlendiği söylenen müzik eseri yayınlarının müzik eğlence içerikli programlar olduğunu, bu program yayınları ile ilgili olarak davalı yayıncı kuruluş ile yapımcı ve icracı eser sahibi sanatçılar ile sözleşme yapıldığı ve zaten bir bedel ödendiğini, FSEK 43. madde hükmüne göre bunun mümkün olduğu ve bu açıdan bakıldığında davalı yayıncı kuruluş kullandığı müzik eserleri için zaten eser sahiplerine bedel ödediğini, izinsiz yayın yapıldığının ispatının gerektiğini, tespit yapılan tarih ve saat dışındaki yayınlarda davacı meslek birliğine ait repertuarın izinsiz kullanıldığına ilişkin iddiayı kabul etmediklerini, davacı meslek birliğince sadece dava dilekçesinde belirtilen sınırlı sayıdaki müzik eserinin yayınına istinaden kendi belirledikleri 2018 yılı tarifesi üzerinden ve korumaları altındaki tüm eser sahiplerine ait bütün eserlerin kullanım bedelinin talep edilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, FSEK m.76/son hükmünden  yararlanabilmeleri için iddialarının doğruluğunu kanıtlamaya yeterli kuvvetli delil sunması ve ondan sonrada mahkemece davalı tarafa kullanılan müzik eserlerinin listesinin sunulması için süre vermesi gerektiğini, davacı meslek birliğince toptancı zihniyet ile yayınlandığı tespit edilen sınırlı sayıdaki eser için tüm yıl tarife bedelinin talep edilmesinin hukuka aykırı ve yersiz  Olduğunu, davacı meslek birliği tarafından tek taraflı olarak belirlenmiş tarifelerin son derece fahiş ve kabulü mümkün olmadığını, söz konusu tarifelerin FSEK m.42 vd. maddelerinde belirlenen usule uygun olmadığını, diğer taraftan davacı meslek  birlikleri söz konusu tarifeleri tek taraflı ve fahiş olarak belirlediklerini ve davalı tarafça kabulünün mümkün olmadığını, söz konusu tarifelerde belirlenen asgari tutarların davalı yayıncı kuruluşun bir yıllık toplam brüt gelirinin %25’ine isabet Ettiğini, daha önce davacı ile sözleşmeler yapılmasına rağmen daha sonra devam edilmemesinin asıl sebebinin bu fahiş bedeller olduğu belirtmiş davanın reddini talep etmiştir.Tüm dosya kapsamı izahı yapılan mevzuat kapsamında talep değerlendirildiğinde davacının ... Tüzüğünün m.2 ve m.11 hükümleri kapsamında eser sahibi gerçek kişilerin yetki belgesi ile devrettiği hakların idaresi ve takibini, telif ve tazminat  bedellerinin tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımı konusunda yetkili olduğu sonuç olarak mali hak sahibi olarak tarife bedellerini talep noktasında mali hak sahibi olduğu, davalının davacı ile lisans sözleşmesi imzalamaksızın repertuarda yer alan eserleri ... isimli kanalında yayınladığı noktasında bir çekişme bulunmadığı, davalı davaya konu dönem itibarı ile tüm kayıtların ve eserlerin tek tek alınması gerektiği tarife üzerinden hesaplamaya yapılamayacağına yönelik itirazda bulunmuş ise de esasen tarife uygulamalarının yayıncı kuruluşlar lehine getirilmiş götürü bir bedel üzerinden tüm eserleri kullanma izni sağladığı dikkate alındığında -tek tek eser ve kullanım tespiti yapmanın mümkün olmadığı, bir an için yapıldığı dikkate alındığında her bir kullanımın tarife ücretini de aşacak miktarlara ulaşacağı izaha muhtaç olmamakla- davalının esasen uygulanma ihtimali olmayan, uygulansa dahi kendi aleyhine sonuç doğuracağı izahtan vareste olan itirazlarına itibar olunmayacağı, yine tarife ücretlerinin fahiş olduğu iddiları yönünden tarifelere açılmış herhangi bir davanın olmadığı bu hususun mevcut yargılamanın konusu olmadığı, davalının 2012 yılı öncesi dönem ilişkin sulh protokolü 2013-2014 yılına ilişkin lisans sözleşmesi dikkate alındığında davaya konu kullanımların lisanssız kullanılamayacağını bildiği, basiretli tacir olarak bilmesi gerektiği, bu noktada davacının hak sahipliği ve kullanımlara yönelik savunmalarının dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı kötü niyetli yargılamayı uzatmaya matuf savunmalar olduğu sonucuna ulaşılmış, davacı meslek birliğinin bir dönem davalının da taraf olduğu emsal lisans sözleşmesindeki lisans bedelleri yine sözleşmede belirlenen ve sözleşmeye taraf olanlara uygulanan artış oranları üzerinden yapılan hesaplama sonucunda davacının 2018 yılı itibarı ile 265.296,36TL lisans bedeli talep  edebileceği, davalının lisans almaksızın kullanımda bulunduğu dikkate alındığında FSEK 68 uygulamasıyla davacının talep etmiş olduğu toplamda 796.994,94 TL tazminat talebinin haklı ve yerinde olduğu sonucuna ulaşılmakla davanın kabulü ile davaya konu dönem sonu olan 01/01/2019 tarihi faiz başlangıç tarihi olarak belirlenmek suretiyle ;-Davacının davasının KABULÜ ile 796.994,94 TL'nin 01/01/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine," Şeklinde karar vermiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası gereğince “...” nın 12. maddesinin kanun hükmünde olup,   davacılar tarafından, dava dilekçesinde belirtilen  tarihlerde müvekkil yayıncı kuruluş tarafından yapılan müzik yayınlarının bir çoğu canlı performans olup, kalanları ise  ticari dolaşıma çıkartılmış  fonogram ve  tespitlerden oluştuğunu, ticari dolaşıma çıkartılmış fonogram ve tespitler açısından izin verme veya yasaklama hakkı olmadığı için yayınların önlenmesi veya izinsiz  yayından bahsedilemeyeceğini,Müvekkili yayıncı kuruluşun, dava dilekçesinde belirtilen 31.12.2018 tarihli RTÜK yayın kaydı ile belirlendiği söylenen müzik eseri yayınları müzik eğlence içerikli program yayınlar olup, bu program yayınları ile ilgili olarak müvekkili yayıncı kuruluş ile yapımcı ve  icracı eser sahibi sanatçılar ile sözleşme yapmış ve zaten bir bedel ödenmiş olduğunu,  FSEK 43. madde hükmünde belirtildiği üzere, Radyo ve Televizyon kuruluşlarının mutlaka meslek birliği ile sözleşme yapma zorunluluğu bulunmadığını, FSEK 80/B  madde 1. fıkrasındaki hüküm ile Roma Antlaşması'nın 12. maddesi birlikte değerlendirildiğinde  "eser sahiplerinin  henüz umuma arz edilmemiş ve ilk defa umuma arz edilecek eserler açısından izin vermede münhasır hak sahibi olabileceği” sonucuna ulaşılacağını,  İzinsiz yayın yapıldığının ispatı gerektiğini, bahsi geçen  iki saatlik  yayın dilimindeki yayında  müzik eserleri açısından müvekkili yayıncı kuruluş tarafından, gerek icracı ve eser sahibi sanatçılar ve gerekse yapımcılardan izin alındığını, buna ilişkin belge ve sözleşmeler delillerimiz arasında sunulacağını, Diğer taraftan tespit yapılan tarih (saat)  dışındaki yayınlarda davacı meslek birliğine  ait repertuarın izinsiz kullanıldığına ilişkin iddiayı kabul etmediklerini, bu iddianın davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, aksi halde davacı meslek birliği sadece tespiti yapıldığı söylenen üç adet müzik eseri açısından talepte bulunabileceğini, bunun için bu eserlere ilişkin usulüne uygun hak sahipliği belgeleri tarafımıza tebliğ edilmediğini, Talep edilen tazminatın fahiş olup  31.12.2018  tarihinde Saat:22:00-24:00 arasında yapılan iki saatlik yayında kullanılan müzik eserlerinden bahsedildiğini,Davacı yanın iddiasına göre yapıldığı iddia edilen tek bir  tespite  istinaden, FSEK md. 76/ son hükmü uyarınca  koruması altında bulunan tüm müzik eserlerinin   izinsiz kullanıldığı iddiası ile kendilerinin  belirlediği 2018 yılı tarife bedeli  üzerinden talepte bulunması dayanaksız olduğunu, davacı meslek birliğince sadece dava dilekçesinde belirtilen sınırlı sayıdaki müzik eseri yayınına   istinaden kendi belirledikleri 2018 yılı tarifesi üzerinden ve korumaları altındaki tüm eser sahiplerine ait bütüm eserlerin kullanım bedelini talep edilmesi haksız ve hukuka aykırı olduğunu,  kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı meslek birliğinin  bir tazminat talep etme hakkı olsa bile bu  sadece yayınlandığı tespit edilen veya listesi sunulan müzik eserleri  açısından “uygun bir bedel”  olabileceğini,  tüm tarife bedeli üzerinden tazminat talebi hukuka aykırı olduğunu,  Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin içtihat ve uygulamaları da;  tüm tarife bedelleri üzerinden değil de sadece tespiti yapılan eser sahibi sanatçılara ait eserler üzerinden bir tazminat hesabı yapılması gerektiği yönünde olduğunu . ( Bkz. Y. 11. H. D. 2009/12371 E, 2011/5325 K. sayı ve 02.05.2011 Tarih ve 2009/13653 E, 2011/6640 K sayı ve 31.05.2011 Tarih li kararları) Tarifeler tek taraflı olarak belirlenmiş tarifeler  olup fahiş olduğunu,  FSEK md. 42 ve devamı maddelerinde belirlenen usule uygun olmadığını, üç katı tazminat talepleri ile ilgili Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararında; kanunda en çok üç katına kadar tazminattan bahsedilmesi nedeniyle, Mahkemelerce mutlaka üç katı tazminata karar verilmesi zorunluluğu olmadığının açıklandığını,  üç katı tazminat taleplerinin kabulü halinde müvekkili yayıncı kuruluşun mevcut gelirleri  dikkate alındığında katlanılmaz bir durum olacağını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İNCELEME Davacı vekili, Davalı şirkete ait ... adlı televizyon kanalının 31.12.2018 tarihli 22:00 - 24:00 saatleri arasındaki yayın kayıtlarını içerdiğini belirttiği CD’yi  ve “...”, ...” ve “...” adlı eserlerin davacı ... korumasında olduğunu gösteren  yetki belgelerinin dosyaya sunmuştur. 2012 yılı ve önceki yılları kapsayan sulh protokolü dosyaya sunulmuştur. Emsal sözleşme örnekleri davacı yanca sunulmuştur. Bİlirkişiler SMM- emekli banka müfettişi ... ile Ticaret Hukuku ABD Dr ... müşterek raporunda neticeten; incelemeler neticesinde 2014 yılı tespit edilen 189.000,00 TL lisans bedelinin ÜFE-TÜFE ortalaması alınarak  2018 yılı için lisans bedelinin 265.664,98TL+KDV olarak hesaplandığı, davalı tarafın davacının sahip olduğu hakları ihlal ettiğinin sabit olması karşısında  265.664,98 x 3= 796.994,94 TL tutarında tazminata hükmedilmesi gerektiği, FSEK 68/1 Kapsamında hesap edilen tazminat tutarı 796.994,94 TL hesaplanmış olmakla birlikte davacının talebini fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik  3.000,00 TL ile sınırlandırmış olduğundan faiz hesabında tazminat tutarının 3.000,00TL olarak dikkate alındığı, 01.01.2018 Tarihinden dava tarihi olan 15.04.2019 tarihine kadar olan hesaplanan faiz  tutarının 608,24 TL olduğu sonuç ve kanaatini bildirdikleri anlaşılmıştır.Davacı, davalıya ait TV kanalında 31.12.2018 tarihinde 22:00 -24:00 saatleri arasında yapılan yayınında tespit edilen “...”,  ...” ve “...” adlı eserlerin davacı ... korumasında olduğunu, davacı şirketin izni dışında hukuka aykırı olarak kullanıldığını ileri sürerek FSEK 68 maddesine göre maddi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda sektör bilirkişisi yer almadığı gibi davacı yanca sunulan CD'nin incelendiğine dair herhangi bir tespit de bulunmamaktadır. Davalı eser sahiplerinin izinleri olduğunu savunmuş, raporda da  ek 2 içinde "..." adlı eserin sahibi ... hariç yetki belgesi olmadığına değinilmiştir. Dairemizce yapılan incelemede  davalının delillerinde ek2 içinde bu yönde bir delile rastlanmadığından bu yöndeki istinaf incelenememiştir. Mahkemece dosyanın sektör bilirkişisinin yer aldığı yeni bir bilirkişi heyetine tevdi ile; CD'nin incelenmesi, tarafların iddia ve savunmasının değerlendirilerek rapor alınması, hukuka aykırı kullanım tespiti halinde benzer uyuşmazlıklarda Y.11HD'nin 2020/7968E, 2022/5296Karar sayılı, 27/06/2022 tarihli kararı ve 2018/2580Esas, 2019/4210Karar, 10/06/2019 Tarihli ilamlarında belirtildiği üzere; "...adı geçen hak sahiplerinin davacı meslek birliklerine yetki devri yaptıkları tüm eserleri izinsiz olarak kullanıldığının varsayılması ve böylesi durumda, müzik sektörünün genel işleyişi de dikkate alınarak, her bir hak sahibi yönünden 1 yıl süre ile lisans sözleşmesi yapılacak olsaydı hangi miktar ücret talep edebileceği tespit edilerek FSEK 68. maddesi uyarınca tazminatın belirlenmesinin istenmesi, şayet buna ilişkin emsal sözleşmeler varsa bunların kullanılması, emsal sözleşme bulunmaması halinde ise yapımcının eser sahibinin yorumcunun tanınmışlıkları ve ürünlerin nitelikleri dikkate alınarak gerektiğinde TBK’nın 50. maddesi çerçevesinde değerlendirme yapılması..." gerekli olmakla eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bu yönden kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan nedenle davalının istinaf isteminin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararın kaldırılmasına, sair hususların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.  26/09/2024
İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  11. HUKUK DAİRESİ K: 2024/1602 E: 2022/195İlim ve edebiyat eserinden intihal yapıldığı iddiasına dayalı olarak eser sahipliğinin tespiti, tecavüzün ref’i ve men’i, toplatma ile maddi–manevi tazminat talepleriDavacılar vekili, davacılar tarafından " Temel Eğitim Kitabı" başlıklı kitap çalışmasının 8. Bölümünde "Hastane Öncesi Acil Bakımda Elektrokardiyografi (EKG)" başlığında yer alan bilimsel eserin 2008-2010 yıllarında tamamlanarak meydana getirildiğini, 2010 yılında CV kaydı yapıldığını, davalıların " Hastane Öncesi Acil Bakım Çalışanlarına Yönelik EKG Kitabı" isimli 77 sayfadan oluşan bir kitap yayınladıklarını, üniversitelerde ders kitabı olarak sunup satışını yaptıklarını, davacıların bilimsel makalesinden almış olduklarını, kendi eserleriymiş gibi gösterdiklerini, intihal oluşturduklarını, davacıların hazırlamış olduğu kitabı 2011 yılında Ege Üniversitesi tarafından basılan "Hastane Öncesi Acil Bakımda EKG ve Aritmi Yönetimi" kitabında yer verildiğini, davalılardan ... dışındakilerin 2014-2016 yıllarında ilk ve acil yardım programlarından mezun olduklarını, bu konuda uzmanlığa sahip olmadıklarını, kitap yazamayacaklarını, belirterek; davacıların eser sahibi olduğunun tespitini, tecavüzün ref'ini, men'inini, piyasaya sürülmüş kitapların toplanmasını fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı belirsiz alacak davası olarak 1.000,00-TL manevi, üç katı tazminat taleplerine karşılık 3.000,00-TL maddi tazminat ile haksız kazanç sebebiyle 1.000,00-TL yoksun kalınan zararın dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP : Davalı ..., ... vekili, İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğunu, davalı ...'nın kitabın hazırlanması hususunda eğitim verdiğini, sağlık çalışanlarını ve sağlık bölümünde okuyan öğrencilerini bir araya getirerek ekibi oluşturduğunu, 2004 - 2012 yılları arasında davacılardan ... ve ...'in ... ile hem iş hem dernek hem de sosyal anlamda yakın ilişkileri olduğunu, birlikte kurs, sempozyum ve ve kongre etkinlikleri yaptıklarını, ...'nın 2003 - 2006 yıllarında  detaylı bir slayt çalışması yaptığını, ... kanalında hiç bir döküman olmadan konuların anlatıldığını, evrensel olan EKG bilimine ait cümlelere sahiplik iddia edilemeyeceğini, belirterek; davanın  karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ..., ... vekili, İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğunu, dava konusu eser ile ilgili olarak davalıların bugüne kadar herhangi bir tasarrufu olmadığını, ... ile meslektaş olması sebebiyle tanışıklığı bulunduklarını, davalıların çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde birlikte faaliyet yürüttüğünü, bu faaliyetler çerçevesinde sosyal yardımlar, acil sağlık öğrencilerine yönelik eğitici faaliyetler yürüttüklerini, bu faaliyetler yürütülürken çeşitli eğitsel araçlar (slayt vb.) kullanıldığını, bunların hazırlanmasında grafik ve traselerin hazırlanması konusunda davalıların yardımı olduğunu, yalnızca bu grafik ve traseler dava konusu eserde kullanıldığını, ancak yazı kısımlarında davalılara ait herhangi bir bölüm bulunmadığını, dava konusu eser baskıya verilirken davalılarında herhangi bir muvafakat alınmadığını, belirterek; davanın  reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu fotoğrafların FSEK.m.2/1 kapsamında ilim ve edebiyat eseri olduğu, davacılar tarafından 04.08.2010 tarihinde meydana getirilen çalışmanın bilimsel bir çalışma olarak davacılar tarafından birlikte meydana getirildiği ve iştirak halinde eser olduğu, eserin tümü üzerinde her iki yazarın iştiraki bulunduğu,  davalı eserinin tamamının 77 sayfa olduğu kitabı ilk 5 sayfasının kapak ve içindekiler bölümünden oluştuğu, davalı eserinin davacı eserinden alıntı yapılan bölümlerinin toplam 12 sayfa olduğu, bu kısımların içerisinde 4 sayfaya tekabül eden kısmın grafik ve şekillerden oluştuğu, bu grafik ve şekillerin davacı eseri ile aynı olmaması sebebiyle hesaplamada nazar alınmadığı, davacı eserinden yapılar altınların sayfa bazlı miktarının 8 sayfadarı ibaret olduğu, bu kısımın tüm kitaba oranının ise % 11 olduğu, davalılara ait kitapta yer alan belirli cümlelerin, ifadelerin iktibas kurallarına aykırı olarak yazarın ismi, alıntılanan eserin bilgileri ve iktibasın ölçüsü aşılarak belli bölümlerin kullanılması nedeniyle çoğaltma ve yayma hakkının ihlal edildiği, eser sahibinin adının belirtilmediğinden eser sahibinin eser sahibi olarak tanıtılma manevi hakkının ihlal edildiği, davalılar ..., ... ve ... yönünden davadan feragat edildiği, belirtilerek; davacıların, davasının kabulüne, davacılara ait çalışmaların sahibini hususiyetini taşıyan ilim ve edebiyat eseri olduğunun tespitine, davalılara ait eserde yer alan davacılara ait çalışmalarda alınan alıntıların davacı eserlerine tecavüz oluşturduğu, tecavüzün refine, davalılara ait başılmış eserlerin toplatılmasına, yeni basımların önlenmesine, hüküm özetinin ilanına, davalılar ..., ... ve ... yönünden feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.Davalılar  vekili, EKG bilgilerinin kamuya mal olmuş bilgilerden olduğunu, daha önce davalılara ait slaytlarla davalılar ile aynı çatı altında eğitimler veren davacıların kötü niyetli olduklarını, delilerin incelenmediğini, aynı konuya ve taraflara ilişkin davacılar tarafından da delil olarak sunulan, davacı tarafın aleyhine sonuçlanmış olan 2019/58312 soruşturma dosyası ve alınan bilirkişi raporu istenmeden davalılar tarafından sunulacak yazılı ve dijital deliller sunulmadan bilirkişi raporu alındığını, raporun hükme esas alınamayacağını, EKG kitapları arasında olan % 11 benzerliğin tıp dilinden kaynaklandığını, davanın konusunu oluşturudan ve davalılar tarafından yazılmış olan  kitabın Paramedik Derneği çatısı altında daha iyi sağlık çalışanları yetiştirmek adına öğrencilere ve eğitim alanlara hediye edilmek üzere hazırlandığını, intihale konu edilen paragrafların ortak kaynak kitaplardan alındığını, kitap yazımında kullanılan slaytların davalı tarafından hazırlanan eğitim araçları olduğunu, davalıların dava konusu slaytları izinsiz ve habersiz kullandığının isapt edilemediğini, bilirkişi raporları arasında bulunan çelişki giderilmeden karar verildiğini, soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen raporda intihal bulunmadığının belirtildiğini, belirtilerek;  kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf mahkemesi, " “İntihal” kavramı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda (FSEK) açıkça tanımlanmamış olmakla birlikte sözlük anlamı itibariyle aşırma, başkasına ait eseri kendininmiş gibi gösterme, kaynak göstermeksizin başkasının eserinden parça alma (Yılmaz, Ejder; Hukuk Sözlüğü, Ankara, 1976, s. 72.) anlamında olup, hukuk düzenince de bu anlam yüklenmiş ve yasaklanmıştır. İntihal tam veya kısmi nitelikte olabilir. Açıktır ki, ister tam, ister kısmi nitelikte olsun, intihalin (aşırmanın, çalıntının) varlığı hâlinde, buna maruz kalan hak sahibi, hukukun kendisine tanıdığı yasal yollara başvurma hakkına sahiptir. Zira intihal, hak sahibinin mali ve manevi haklarının ihlali anlamı taşımaktadır. İntihalden bahsedebilmek için her şeyden önce kıyaslamaya konu fikri ürünlerin FSEK anlamında eser olması gerekmektedir. FSEK’e göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleridir. Başka bir deyişle, bir fikri ürünün eser olarak kabul edilebilmesi için sahibinin hususiyetini taşıması ve kanunda sınırlı sayıda belirtilmiş olan eser türlerinden birine dâhil edilebilmesi koşulları bulunmalıdır.İntihal, özü itibariyle haksız fiilin fikir ve sanat eserleri hukukuna yansıyan bir görünümüdür. O hâlde iki eser arasında intihal incelemesi yapılırken; sonraki eser sahibinin eyleminin, ilk eser sahibinin mali ve manevi haklarından en az birisini ihlal edip etmediği; sonraki eserin ilk eserden hareketle oluşturulup oluşturulmadığı; eserler arasında benzerlik varsa ilk eser sahibinin hususiyetinin sonraki esere aynen geçirilip geçirilmediği ve son olarak da tespit edilen benzerliğin FSEK’in 35. maddesinde belirlenen iktibas serbestisi veya esinlenme kapsamında kalıp kalmadığı hususlarının bir bütün olarak araştırılması gerekmektedir. (Yavuz, Levent/ Alıca, Türkay/ Merdivan, Fethi; Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu C.I, Ankara, 2013, s. 1282). İntihal iddiası araştırılırken yukarıda açıklandığı üzere eser sahiplerinin hususiyetleri dikkate alınarak eserler arasındaki farklılıklar ve benzerlikler belirtilmeli, eserler arasında benzerlik varsa benzerliklerin neden kaynaklandığı ve ilk eser sahibinin hususiyetinin sonraki esere aynen geçirilip geçirilmediği açıklanmalı, tespit edilen benzerliğin FSEK’nin 35. maddesinde belirlenen iktibas serbestisi veya esinlenme kapsamında kalıp kalmadığı incelenmeli ve nihayetinde intihal yapılıp yapılmadığı hususu tüm deliller değerlendirilerek kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir. ( Yargıtay HGK'nun 07.02.2019 tarih ve  2017/11-63 E.  2019/86 K.) Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer vermesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarını gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için bilirkişiden ek rapor almalı ya da yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmalıdır. Bu çerçevede; somut olaya konu eylemler nedeniyle soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporu ile yargılama sırasında düzenlenen bilirkişi ek ve kök raporları arasında açık bir çelişki söz konusu olup, raporlarındaki bulgular ile mahkemece alınan bilirkişi raporu arasında doğan çelişkiye dayalı olarak davacı tarafça rapora karşı ciddi itirazlar ileri sürüldüğü halde mahkemece bu itirazları karşılayan yeni bir bilirkişi heyetinden çelişkiyi gideren bir rapor alınmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetli değildir. Zira, soruşturma aşamasında alınan raporda intihal bulunmadığı beliritirlmiş olması karşsında, intihalin varlığına işaret eden hükme esas alınan raporda, raporlar asındaki çelişkiyi giderecek, itirazları karşılayacak şekilde yeterli gerekçeye yer verilmemiş olması nedeniyle yukarıda açıklanan ilkeler ışığında söz konusu rapor yetersiz, davalının sorumluluğunun tespiti konusunda yapılan araştırma eksiktir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; İDM tarafından dosyanın, tarafların tüm delilleri ile birliklte eksiksiz olarak üniversitelerin acil tıp alanında görevli akademik ünvana sahip bir acil tıp uzmanı, bir fsek uzmanı bir de adli bilişim uzmanından oluşacak yeni bir bilirkişi kuruluna tevdi edilerek davacının intihal iddiasına ilişkin olarak, eser sahiplerinin hususiyetleri dikkate alınarak, eserler arasındaki farklılıklar ve benzerlikler belirtilmek suretiyle eserler arasında benzerlik varsa benzerliklerin neden kaynaklandığı ve ilk eser sahibinin hususiyetinin sonraki esere aynen geçirilip geçirilmediği gösterir tarafların iddia ve savunmalarını karşılayacak şekilde açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli rapor alınarak, bu şekilde teknik inceleme eksikliği tamamlandıktan ve bu yöndeki itirazlar da giderilip oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar gözetilerek infazda tereddüte neden olmayacak şekilde davacının tazminat da dahil tüm talepleri hakkında karar infaza elverişli şekilde bir karar verilmesi, gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kabule göre de; bir hükmün neleri içermesi gerektiği HMK’nın 297. maddesinde; düzenlenmiş olup, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu ifade edilmiştir. Bu hüküm, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Anılan madde uyarınca mahkemece, taleplerin hepsi hakkında karar verilmesi gerekir. Mahkemenin taleplerden biri hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir karar vermemiş olması halinde hakkında karar verilmemiş olan talep, reddedilmiş sayılamaz. Çünkü, bu talep hakkında ortada olumlu veya olumsuz bir mahkeme kararı yoktur. Somut olayda davacı taraf davacıların eser sahibi olduğunun tespitini, tecavüzün  ref'ini, men'ininin yanında maddi ve manevi tazminat ile haksız kazanç sebebiyle yoksun kalınan zararın tahsilini talebinde bulunmuş olup İDM tarafından davacının tazminat ve yoksun kalınan kazanç talebine yönelik kararda her hangi bir tartışma ve gerekçeye yer verilmediği gibi bu hususta bir karar da verilmemiştir. Mahkemece tarafların tüm delilleri muvacehenesinde iddia ve savunmanın hangisine üstünlük tanındığı belirtilip gerekçelendirilmek suretiyle söz konusu talep hakkında da bir karar verilmesi gerekirken; aksi yönde varılan hukuki kabulde isabet görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince anılan tebligat eksiklikleri giderilmeden davanın esası hakkında karar verildiğinden istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir." gerekçeleriyle istinaf başvurusunun kabulüne ve mahkemem kararaının kaldırılmasına karar vermiştir. 26.09.2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİ K: 2024/1394 E: 2024/894 Cayma hakkının kullanımının geçersiz olduğunun  tespiti talebi (FSEK m.58) Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 10/04/2013 tarihinde imzalanan iki adet çeviri sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmeler ile müvekkili şirketin "..." adlı yazarın “..." ve “..." adlı çeviri eserlerinin mali haklarını davalı olan çevirmen ...’den devraldığını, diğer davalı ... tarafından ihtarnamesi ile ...’nin bahsi geçen çeviri eserlerle ilgili haklarının takibini yetki belgeleri ile kendilerine devrettiğini, çeviri sözleşmesinin şekil şartlarına uygun olmadığını, çeviri eserin 2. ve 3. baskıları için çeviri ücretinin 5 gün içerisinde ödenmesini talep ettiğini bildirdiğini, cevabi ihtarname ile sözleşmede herhangi bir aykırılığın bulunmadığının ve istenilen bedelin haksız ve hukuka aykırı olduğunun bildirildiğini, bunun üzerine davalı ...'nin 08.03.2017 tarihli ihtarname ile sözleşmenin  feshedildiğini ancak cayma bildiriminin haksız  olduğunu ve sözleşmeye aykırı olduğunu, davalılar arasında imzalanan yetki belgesinin ihtarname ekinde müvekkiline gönderilmediğini, yetki belgesi ile devir işlemi yapılmış olsa dahi bu işlemin sözleşmeye aykırı olduğunu, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun (5846 sayılı Kanun) 58 inci maddesi gereğince cayma hakkını kullanmak isteyen eser sahibinin, bu hakkı kullanmadan önce noter vasıtasıyla diğer tarafa münasip bir mehil vermesi gerektiğini, çeviri eserlerin yeni baskılarına ilişkin ödeme talebinin mehil verilmesine engel olan hallerden olmadığını, sözleşmede çevirmenin müteakip baskılar için herhangi bir talepte bulunmayacağının açıkça belirtildiğini, sözleşmede her bir esere dair hakların ayrı ayrı gösterildiğini, söz konusu her bir eserin müteakip baskılarında tercüme hakları için Çevirmen'in tüm haklarından feragat ettiğinin belirtildiğini, sözleşmede kitapların çeviri bedellerinin sayfa başına ödeneceğinin açıkça belirtildiğini, davalının baskı adeti üzerinden talepte bulunmasının sözleşmeye aykırı olduğunu, sayfa başına belirlenen bedelin sözleşmede belirtilen koşullar çerçevesinde Çevirmen'e ödendiğini, müvekkilinin sözleşmeler gereğince üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini, sözleşmelerin imzalanmasından seneler sonra çevirmenin talepte bulunmasının kötü niyetli olduğunu, caymanın koşullarının bütünüyle gerçekleşmediğini beyanla fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, cayma bildirimine itirazlarının kabulü ile caymanın hükümsüzlüğüne karar verilerek bu konudaki muarazanın men'ine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı  vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili birliğin üyesi olan diğer davalı ...'ye imzalattığı sözleşmede yasanın aradığı şartlara uymadığını, 5846 sayılı Kanun'un 52 nci maddesinde mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olmasının ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesinin şart olduğunun  hüküm altına alındığını, yine 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 491 inci maddesinde, sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkının olduğunun, tarafların sözleşmenin süresini veya baskı adedini kararlaştırmak zorunda olduklarının belirtildiğini, dava konusu sözleşmelerde söz konusu her bir eserin müteakip baskılarında tercüme hakları için çevirmenin tüm haklarından feragat ettiği, buna karşılık yayınevinin ödeme günlerine sadık kalacağının düzenlendiği, sözleşmede kaç baskı yapılacağının kararlaştırılmadığını, sözleşmedeki müteakip baskılar için müvekkil birliğin üyesi diğer davalı olan çevirmenin tüm haklarından feragat etmesi şeklinde bir değerlendirmenin yapılamayacağını, yasal olarak sözleşmeyle dahi olsa feragat edilmeleri batıl olacak haklar gösterilmeden gelecekteki tüm haklardan feragat edildiğine ilişkin hükmün  mutlak olarak batıl kabul edilmesi gerektiğini, davacının kötü niyetli olarak müvekkili birliğin üyesi olan diğer davalının tecrübesizliği ve yeterli bilgisinin olmamasından faydalanarak tek taraflı şekilde önceden düzenlediği sözleşmeyi  imzalamaya zorlayarak hakkını kötüye kullandığını, müvekkili meslek birliğininde ihlalin giderilmesi için davacıya uygun süre verdiğini, bu durumun davacı tarafından açıkça reddedilmesi üzerine gönderilen ikinci bir ihtarname ile sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkili ...'nin yasa ile kurulmuş bir meslek birliği olduğunu, bu kapsamda üyelerinin tüm haklarının korunması için gerekli tüm işlemleri yapma yetkisine sahip olduğunu, bu hususa karşın davacı tarafından eserin mali haklarının devredilmemesi gerektiği yönündeki iddiaların hukuki bir geçerliliğinin bulunmadığını, zira meslek birliğine devredilen yetkinin bu hakların takibine ilişkin olduğunu ve davacının sözleşme ile meslek birliğinin yetkisini kısıtlama hakkına sahip olmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; 6098 sayılı Kanun'un 28 inci  maddesinde bir  sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık  olması ve bu oransızlığın  zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, zarar görenin durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini  isteyebileceğinin hüküm altına alındığını, davalı müvekkilinin sözleşmeye bağlı kalma isteği ile aradaki oransızlığın giderilmesi adına diğer baskı sayılarına ilişkin ücretleri talep ettiğini,  davacının müvekkilinin deneyimsizliğinden ve bilgisizliğinden faydalandığını,  davacının   edimler arasında ki oransızlığı gidermekle yükümlü olduğunu, müvekkilinin meydana getirdiği eser karşısında hak kaybına ve zarara uğraması nedeniyle ...ne başvurduğunu ve imzaladığı sözleşmeyi haklı nedenle feshetme niyetiyle Meslek Birliğini yetkilendirdiğini, 5846 sayılı Kanun'un  52 nci maddesi uyarınca, mali hakların devrine ilişkin sözleşmelerde devre konu eserin, mali haklarının, baskı sayısı ve basım adedinin açıkça ayrı ayrı belirtilmesi gerektiğini, davaya konu çeviri sözleşmesinde birinci basıya ilişkin açık hüküm bulunmadığını, müvekkilinin talep ettiği ücret karşılığı olan ikinci ve üçüncü basılara ve basım adedine ilişkin de sözleşmede açık hüküm bulunmadığını, bu hali ile mali hakların devrine ilişkin geçerli bir sözleşme bulunmadığını,  müvekkilinin 5846 sayılı Kanun'un  58 inci maddesi gereğince cayma hakkını kullandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; her ne kadar dosyaya sunulan bilirkişi heyet raporunda davaya konu 10/04/2013 tarihli sözleşmelerin yazılı olması ve devredilen hakların tek tek gösterilmesi nedeniyle sözleşmenin 5846 sayılı Kanun'un 52 nci maddesine aykırılık taşımadığı, davalı çevirmen açısından sözleşmenin aşırı yararlanma başka bir deyişle gabin oluşturmasının aynı Kanun'un  52 nci maddesine aykırı olduğundan  58 inci maddesi kapsamında caymaya gerekçe yapılmayacağı belirtilmiş ise de anılan Kanunda mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olmasının ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesinin şart olduğu, yine yukarıda izahı yapılan 6098 sayılı Kanun'un 491 inci maddesinde sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkının olduğunun, tarafların sözleşmenin süresini veya baskı adedini kararlaştırmak zorunda olduklarının belirtildiği, sözleşmede kanunun amir hükmünde belirtildiği üzere hangi haklardan feragat edildiğinin açıkça düzenlenmediği, yine kaç baskı yapılacağı kararlaştırılmadığı dikkate alındığında davalı olan çevirmenin tüm haklarından feragat etmesi şeklinde bir değerlendirmenin yapılamayacağı,  genel işlem şartları yönünden sözleşme hükümleri değerlendirildiğinde matbu sözleşme şeklinde düzenlenerek belli yerleri değiştirilerek imzalandığı anlaşılan sözleşmenin 4.7 maddesinde yer alan "çevirmen çevirisini yapacağı kitabın yeni bir çevirisini hakları artık yayınevinde olmasa bile 60 yıl boyunca başka bir yayın evine yapmaz" hükmün genel işlem şartı niteliğinde olduğu, sözleşmenin kelepçeleme sözleşme niteliğinde bulunduğu, şu hale göre davalının mali haklarının ihlal ettiğinin kabulünün kaçınılmaz olduğu sonuç olarak  davacıya çekilen ihtarın içerik açısından yerinde olduğu ve cayma hakkının kullanılması yönünde mehil de verildiği dikkate alındığında usulüne uygun olarak caymanın kullanıldığının kabulünün gerektiği, sonuç olarak bilirkişi raporundaki tespitlerin bu yönden hatalı olduğu, tekrardan rapor alınmasının usul ekonomisine uygun düşmeyeceği esasen uyuşmazlığın değerlendirilmesinde teknik bir yön bulunmadığı dikkate alındığında gerekli değerlendirilmenin mahkememizce yapılabileceği, davalı açısından caymanın şartlarının oluştuğu ve usulünce cayma hakkının kullanıldığı gerekçeleriyle, davacının sübut bulmayan davasının reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;cayma bildiriminin şekil açısından geçersiz olduğunu, cayma bildirimine ilişkin ihtarnamenin eser sahibi davalı tarafından gönderilmediğini, cayma hakkını kullanmadan önce 5846 sayılı Kanun'un 58 inci maddesi uyarınca münasip bir mehil verildiğinden bahsedilemeyeceğini,  davalının cayma bildiriminin haklı bir sebebe dayanmadığını, sözleşmenin 5846 sayılı Kanun'un 52 nci maddesine aykırılık taşıdığından bahsedilemeyeceğini, sözleşmede yer alan birtakım maddelerin genel işlem şartı olarak değerlendirilmesinin hatalı olup caymaya gerekçe olarak gösterilemeyeceğini, aynı Kanun'un 58 inci maddesinde belirtilen caymaya ilişkin şartların sağlandığından bahsedilemeyeceğini, davalılar lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu, davanın reddi halinde davalılar lehine tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerektiğini belirterek  kararının kaldırılmasını istemiştir. İstinaf Mahkemesi,  31/03/2022 tarihli, 2019/2486 Esas - 2022/548 Karar sayılı kararı ile;" Dava, caymanın hükümsüzlüğü davasıdır. Davacı ile davalılardan ... arasında çevirmenlik sözleşmelerinin imzalandığı, bu sözleşmelerle davacının mali hak sahibi olduğu anlaşılmıştır. Davalı tarafça davacıya 23/02/2017 tarihli ihtarın gönderildiği, ihtarnamede sonradan yapılan baskılar için ödenmemiş çeviri ücretinin 5 gün içerisinde ödenmesinin istendiği aksi halde FSEK 68. Maddesi uyarınca tecavüzün ref'i yoluna gidileceği hususunun belirtildiği, davacı tarafın ise söz konusu ihtara verdiği 10/03/2017 tarihli ihtarname ile istenen bedelin haksız olduğunun bildirildiği, davalı tarafça 08/03/2017 tarihli ihtarname ile sözleşmeden cayıldığının bildirildiği, davanın da 4 haftalık süre içerisinde 05/04/2017 tarihinde açıldığı görülmüştür. Davalı tarafça 08/03/2017 tarihli ihtarnamede çeviri  sözleşmelerinin 6.4 maddesinin FSEK 52.maddesindeki şartlara uygun olmadığı ve 6098 Sayılı TBK 491.maddesine göre bu sözleşmelerin tek bir baskı için geçerli olduğundan ikinci ve üçüncü baskıların davacının yapma hakkı bulunmadığını, ayrıca 23/02/2017 tarihli ihtarnamede belirtilen 5 günlük süre içerisinde ödeme yapılmadığından bahisle sözleşmelerin FSEK 58.maddesi uyarınca feshedildiği bildirilmiştir. Cayma hakkının kullanılması için şekle ve esasa dair şartların gerçekleşmesi gerektiği,  Somut olayda davalı tarafça ihtarnamede münasip bir zaman verildiği, dolayısıyla bu nedenle caymanın şekle uygun olarak yapıldığı görülmüştür. Esasa ilişkin olarak yapılan değerlendirmede ise, dava konusu çeviri sözleşmelerinin FSEK 52.maddesine uygun olmaması ve sonraki baskı ücretlerinin ödenmemesinin gerekçe yapıldığı görülmüştür. Her ne kadar mahkemece genel işlem koşullarından bahsedilmiş ise de, bu husus FSEK 58.maddesinde öngörülen hususlardan değildir. Dolayısıyla genel işlem koşulları sözleşmeden caymaya gerekçe yapılamaz. Öte yandan söz konusu sözleşmelerde devredilen hakların tek tek gösterildiği sözleşmenin bu haliyle FSEK 52.maddesine aykırılık taşımadığı kanaatine varılmıştır.Açıklanan bu hususlar gözetildiğinde mahkemece caymanın geçersiz olduğunun tespitine dair hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle;  davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne,  davanın kabulü ile, ilk derece mahkeme kararının 6100 Sayılı kaldırılmasına, davanın kabulüne" karar verilmiştir.İstinaf  kararı, Davalı Türkiye Çevirmenler Birliği Vekili Av. ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.Yargıtay 11.HD'nin 13/02/2024 tarih, 2022/3855 Esas, 2024/994 Karar   sayılı ilamıyla; "Somut olayda ise taraflar arasında yapılan sözleşmelerin 3 üncü maddesinde işbu sözleşme ile mali hakları ve kullanma ruhsatını çevirmenden devralan şirketin, çoğaltma, yayma, işlenme, temsil, bilgi ve metinlerin tamamı ya da bir kısmını kopya etme fotografik, mekanik yollarla çoğaltma ya da bilgisayar teknolojisi kullanılarak disket, compact disk, internet ya da başka araçlara yüklenebilme veya diğer yollarla (işaret ses ve/ veya görüntü nakline yarayan araçlarla) görsel ve sanatsal ortamda çoğaltma ve yayma, elektronik ortamda uyarlama mali haklarını yurt içi ve yurt dışında, her türlü ortam ve her türlü materyal ile kullanabilecekleri; 4 üncü maddesinin yedinci bendinde çevirmenin çevirisini yapacağı kitabın yeni bir çevirisini, hakları artık yayın evinde olmasa bile 60 yıl boyunca başka bir yayınevine yapamayacağı, 6 ncı maddesinin dördüncü bendinde ise söz konusu her bir eserin müteakip baskılarında tercüme hakları için çevirmenin tüm haklarından feragat ettiği, buna karşılık yayın evinin ödeme günlerine sadık kalacağı düzenlenmiş olup baskı adedi kararlaştırılmamıştır. Davacı ilk baskıyı yapıp dağıtımını sağladıktan sonra 2 nci ve 3 üncü baskıları da yapıp dağıtımını sağlamış ancak sadece ilk baskı bedelini ödemiştir. Hal böyle olunca davacı yayın evi baskı ve dağıtım yaptığından somut olayda caymanın şekli şartı yerine getirilmiş olmasına rağmen maddi şart gerçeklememiştir. O nedenle bu yönlere ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi tespiti doğru olmakla birlikte yayım sözleşmesi 6098 sayılı Kanun'un 487 vd. maddelerinde düzenlenmekte olup 491 inci maddesinde, sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkı olduğu belirtilmek suretiyle tarafların sözleşmenin süresini veya baskı adedini kararlaştırma zorunluluğu emredici şekilde hükme bağlanmıştır. Taraflar, sözleşmelerde baskı adedi belirtmediklerine göre davacı ancak bir baskı yapma hakkına sahiptir. Dolayısıyla anılan hükümden hareketle sözleşmelerin 4 üncü maddesinin ikinci bendinde düzenlenen, sözleşmenin 6 ncı maddesinde yazılı meblağdan başka her ne nam altında olursa olsun şirketten herhangi bir talepte bulunulamayacağına ilişkin hükmün ve 6 ncı maddesinin dördüncü bendinde düzenlenen söz konusu eserin müteakip baskılarına tercüme hakları için çevirmenin tüm haklarından feragat ettiğine ilişkin hükmün dayanağı bulunmamakta olup anılan emredici hüküm nedeni ile 6098 sayılı Kanun'un 27 nci maddesi uyarınca anılan sözleşme hükümlerinin geçersiz kabul edilmeleri gerekmektedir.Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesi kararında belirtildiği üzere taraflar arasında düzenlenen iki sözleşme birbirleri ile birebir aynıdır. Dolayısı ile bu sözleşmeler 6098 sayılı Kanun'un 20 ve 25 inci maddelerinin uygulanmasını gerektiren tip sözleşmeler olup genel işlem şartları yönünden denetlenerek bu yönden de geçersiz kabul edilmek durumundadır.6100 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi uyarınca davada olayları anlatmak taraflara, davanın hukuki nitelendirilmesi ise hakime aittir. Somut olayda davacı 1,2 ve  3 üncü baskı adetleri yönünden işleme eser sahibini ödeme yapmadığından gönderilen ihtarda verilen sürenin dolması ile temerrüde düşmüştür. Diğer taraftan davacının dayandığı sözleşme hükümleri de geçersizdir. Sözleşme süresi taraflarca 60 yıl olarak kararlaştırıldığına göre sözleşme sürekli borç doğuran sözleşme olduğundan, mahkemece yapılması gerekenin 6098 sayılı Kanun'un 126 ncı maddesi ve yukarıda belirtilen maddeler kapsamında nitelendirme yapılması ve somut olaya uygulanması ile anılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Şeklinde açıklanarak kararın bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizce, Yargıtay bozma ilamı taraf vekillerine tebliğ edilmiş, duruşmaya katılan davacı vekili Yargıtay bozma ilamına direnilmesini, davalı vekili Yargıtay bozma ilamına uyulmasını  talep etmiş, usul ve yasaya uygun görülen bozma kararına uyulmasına karar verilerek, bozma ilamı doğrultusunda inceleme yapılmıştır.Dava, 6098 sayılı Kanunda düzenlenen sözleşmeden dönme veya sürekli edimli sözleşme ise sözleşmenin feshinin özel bir türü olarak 5846 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinde düzenlenen caymanın geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine, Bölge Adliye Mahkemesince ise yine yukarıda belirtilen yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemiz kararına karşı davalıların temyizi üzerine, Yargıtay 11.HD'nin 13/02/2024 tarih, 2022/3855 Esas, 2024/994 Karar sayılı ilamıyla, yukarıda yazılı şekilde Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizce  usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamındaki, "....6100 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi uyarınca davada olayları anlatmak taraflara, davanın hukuki nitelendirilmesi ise hakime aittir. Somut olayda davacı 1,2 ve  3 üncü baskı adetleri yönünden işleme eser sahibini ödeme yapmadığından gönderilen ihtarda verilen sürenin dolması ile temerrüde düşmüştür. Diğer taraftan davacının dayandığı sözleşme hükümleri de geçersizdir. Sözleşme süresi taraflarca 60 yıl olarak kararlaştırıldığına göre sözleşme sürekli borç doğuran sözleşme olduğundan, mahkemece yapılması gerekenin 6098 sayılı Kanun'un 126 ncı maddesi ve yukarıda belirtilen maddeler kapsamında nitelendirme yapılması ve somut olaya uygulanması ile anılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir." şeklindeki gerekçe doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. 25/09/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ K: 2024/1467 E: 2022/121Mimari proje üzerindeki izinsiz değişiklikler ve izinsiz kullanım nedeniyle FSEK’ten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile  eserin eski hâline getirilmesi yoluyla tecavüzün ref’i talebiDavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin mimar olduğunu, ....1500 kişilik öğrenci projesinin mimarı ve müellifi olduğunu, müvekkilinin müellifi olduğu projenin iki kısımdan oluştuğunu, birinci kısmın kız öğrenci yurdu olarak planlandığını, projenin ilk kısmının müvekkilinin çizmiş olduğu proje doğrultusunda tamamlandığını, 2.kısmının yapımında ise, müvekkilinden izin almaksızın mimari proje üzerinde değişiklik yapıldığını, anılan projenin Yap - İşlet - Devret modelinde yapıldığını, iş sahibinin davalı .... Rektörlüğü olduğunu, işletme sahibinin ise diğer davalı ...A.Ş. olduğunu, davalıların müvekkili tarafından hazırlanan proje üzerinde izinsiz değişiklikler yaptığını, projenin FSEK kapsamında eser olduğunu, bu sebeplerle FSEK'in 68. maddesi uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL maddi tazminatın 12/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, bu talebin kabul edilmemesi durumunda FSEK'in 70/2-3. maddeleri gereğince aynı miktarın (10.000,00 TL) hüküm altına alınmasına, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL manevi tazminatın 12/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, tecavüzün ref'ine, eser üzerinde yapılan değişikliklerin ortadan kaldırılmasına ve hükmün ulusal gazetelerde ilanına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı  ... Rektörlüğü vekili cevap dilekçesinde; .... Üniversitesi'nin öğrencilerinin barınma sorununu çözmek amacıyla 2286 sayılı Yasanın 51/g. maddesi uyarınca ihaleye çıkıldığını, ihaleyi kazanan ... A.Ş. ile idare arasında 25/03/2011 tarihinde ...Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca 25.900 metre karelik alanda 1500 öğrenci kapasiteli, 7 katlı, 2 blok halinde öğrenci yurdu yapılması karşılığı irtifak hakkı tesis edileceğini, 750 kişilik 1. Etap ve 750 kişilik 2. Etap olmak üzere 2 ayrı blok öğrenci yurdu yapılması karşılığı 30 yıllık irtifak hakkı tesis edildiğini, yüklenici ... İnşaat'ın 1. etabı bitirdiğini, fakat 2. etabın yapımına dahi başlayamadığını, .. İnşaat'ın sözleşmeyi devretmek istediğini bildirmesi üzerine ise 18/04/2013 tarihinde diğer davalı ... A.Ş. ile idare arasında irtifak hakkı sözleşmesi imzalandığını, diğer bir ifadeyle 1. etap yurt inşaatı için (...) bloklarının yüklenici firma .... A.Ş tarafından, 2.Etap yurt inşaatı için diğer davalı .... A.Ş tarafindan ilgili “mimari uygulama projeleri” üçüncü kişilere hazırlatılarak müvekkili ... Üniversitesi'nin onayına sunulduğunu, müvekkili ... Üniversitesi tarafından 2886 sayılı Kanun uyarınca ihale yapıldığını, bu kapsamda yurt binası yaptırılması karşılığında irtifak hakkı tesis edildiğini, proje alımına yönelik ihale yapılmadığını, ihale alan firmalar ile müvekkili .... Üniversitesi arasında imzalanan ... Sözleşmesi ve bu sözleşmenin eki Teknik Şartnameye göre projelerin yaptırılmasından ve/veya projedeki değişikliklerden yüklenici firmaların sorumlu olduğunu ve bu nedenle de FSEK kapsamında tüm sorumululuğun sözleşmenin tarafı olan yüklenici firmalara ait olduğunu, bu nedenle davacının projeleri ile müvekkili Balıkesir Üniversitesi'nin bir ilgisi olmadığını, ekte sunulan belgelere istinaden eğer davacının mimari projesi değiştirilmiş ise bundan müvekkili ...Üniversitesi'nin ilgisi ve haberinin olmadığını, müvekkili .... Üniversitesi ile proje müellifleri arasında hukuki bir ilişkinin bulunmadığını, bu kapsamda da husumet itirazlarının bulunduğunu, fakat yine de davaya cevap verdiklerini, kaldı ki dava konusu yapılan mimari projelerin 2011 yılına ait olduğunu, yükleniciler tarafından yapılan yurt binalarının ise 2012 ve 2013 yıllarında bitirildiğini, TBK'nun 72.maddesinde belirtilen iki yıllık zamanaşımı süresinin geçmesinden sonra işbu davanın açıldığını ve ayrıca davacının mimari projesinin FSEK'in 4. maddesi kapsamında olmadığından, proje müellifinin yapı üzerinde herhangi bir telif hakkı bulunmadığını, yapının hiçbir şekilde değiştirilemeyeceğinin ileri sürülmesi ve maddi ve manevi tazminat talep edilmesinin haksız olduğunu, bu kapsamda estetik nitelikte olmayan yapılarda proje dışında gerçekleşen değişikliklerde proje müellifi mimarin hak sahipliği ileri süremeyeceğinin açık olduğunu, estetik niteliği haiz olmayan yapılarda mimarın iznine ihtiyaç duyulmadan her türlü değişikliğin yapılmasının mümkün olduğunu, bu sebeplerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  Asıl davada davalı  ... A.Ş vekili cevap dilekçesinde; huzurdaki davada müvekkilinin davalı sıfatı bulunmadığını, davacının muhatabının sözleşme imzaladığı... A.Ş. olduğunu, müvekkili şirketin üst hakkı ile davaya konu yerde hak sahibi olduğunu, üniversitenin de onayladığı proje zamanında müvekkili şirketin hak sahibi olmadığını, hak sahibinin ... A.Ş. olduğunu ve bu kapsamda husumet itirazlarının bulunduğunu, zamanaşımı / hak düşürücü süre itirazlarının da bulunduğunu, mimari projeyle ilgili talebin hak düşürücü süreye uğradığını, manevi tazminat yönünden de talep hakkının dolduğunu, davacının talebinin konusunun FSEK'nun 4. maddesi kapsamında olmadığını, proje müellifinin yapı üzerinde herhangi bir telif hakkı, maddi, manevi tazminat hakkı bulunmadığını, ekte sundukları Üniversite ile müvekkili arasındaki irtifak hakkı sözleşmesi gereğince mecburen yeni hak sahibi olarak müvekkili şirketin mimari proje çizdirmek zorunda olduğunu, önceki mimardan alıntı yapılmadığını, yeni mimar ...'in hazırladığı projenin uygulandığını, ayrıca davaya konu yerde müvekkilinin güçlendirme yapmak zorunda da kaldığını, müvekkilinin 2. Etap - 750 kişilik yurt binasının ikincisi için ihale ve bu kapsamda da üst hakkı aldığını, 1. Etap'ın müvekkili tarafından yapılmadığını, o zamanki ihaleyi alan ... A.Ş tarafından yapıldığını, dolayısıyla 1. Etap'ı yapan firmanın davacı ile anlaştığını, müvekkilin davacı ile anlaşması olmadığını, müvekkilinin 2. Etap için devreye girdiğini ve ekteki sözleşmelerde görüleceği üzere ayrı mimara proje çizdirdiğini, davacının Üniversite tarafından projenin onaylandığı şeklindeki beyanının sadece muhatabı ... A.Ş.'yi bağladığını, güçlendirme sebebiyle de yeni mimarın projesinden yararlanılmış, eski mimardan  alıntı| v.s yapılmadığını, maddi ve manevi zararın oluşmadığını, ayrıca 2011 yılındaki proje için aynı şekilde manevi zararın da mümkün olmadığını, zamanaşımı süresinin geçtiğini, bu sebeplerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  Davacı vekili birleşen dava dileçesinde; müvekkilinin mimar olduğunu ve .... Üniversitesi ....Kampüsü 1500 kişilik öğrenci yurdu projesinin mimarı ve müellifi olduğunu, müvekkilinin müellifi olduğu projenin iki kısımdan oluştuğunu ve birinci kısmın kız öğrenci yurdu, ikinci kısmın ise erkek öğrenci yurdu olduğunu, projenin ilk kısmının müvekkilinin projesine göre tamamlandığını, ikinci kısmın yapımı sırasında ise müvekkilinden izin alınmaksızın değişiklikler yapıldığını, iş sahibinin ...üniversitesi Rektörlüğü, işletme sahibinin ise ..A.Ş. olduğunu ve her ikisi için de İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sinai Haklar Mahkemesinin 2017/117 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, her ikisinin de hem projenin tamamlanan 1'inci Etap'ı ile ilgili yapılan değişikliklerin, hem de 2'nci etap yurt için hazırlanan projenin mimarının davalı ...olduğunun belirtildiğini, müvekkilinin projesinin eser niteliğinde olduğunu ve ... Mimarlar Odası tarafından tescil edildiğini, eser niteliğinde olan mimari proje ve bu eser neticesinde ortaya çıkan binanın müvekkilinden izin alınmaksızın değiştirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ikinci etap için davalı tarafından hazırlanan projenin müvekkilinin projesine büyük oranda benzediğini, asli unsurları aynı olmakla, tali unsurlarının farklı olduğunu, bu sebeplerle FSEK'in 68'inci maddesine göre 10.000,00 TL tazminatın, ancak bu talebin kabul edilmemesi halinde FSEK'in 70/2-3. maddeleri gereğince aynı miktarda tazminatın ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline, eser üzerinde yapılan değişikliklerin ortadan kaldırılmasına ve tecavüzün ref'ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  Davalı .... vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, müvekkili tarafından çizilen projenin, uygulama projesi olduğunu, uygulama projesinin çizildiği işletmecinin yeni işletmeci ... A.Ş. olduğunu, iddia edildiği gibi davacı tarafın projesine herhangi bir ekleme veya değişiklik yapılmadığını, kaldı ki ilgili yerin Belediyeden alınmış bir ruhsatı da olmadığını, projenin ruhsat projesi olmamasından ötürü huzurdaki taleplerin dinlenme kabiliyetinin olmadığını, ayrıca müvekkil tarafından çizilen mevcut projeye üniversite tarafından da onay verildiğini, davacı taraf ile önceki yurt işleticisi arasındaki anlaşmanın müvekkillerini bağlama olasılığının olmadığını, 2. etap önceki işletici tarafından değil, diğer davalı ....A.Ş tarafından yapıldığını, bu durumda müvekkillerinin daha önceki projeden haberdar olma durumunun bulunmadığını, kaldı ki 1. Etapta sadece güçlendirme yapıldığını, davacının taleplerinin zamanaşımına tabi olduğunu, talep edilen maddi tazminatın 12/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte müteselsilen tahsilinin de mümkün olmadığını, maddi tazminat talep şartlarının oluşmadığını, bu sebeplerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  Davacı vekili 18.04.2019 havale tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat taleplerini 443.113,00 TL'ye arttırdıklarını beyan etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; asıl davanın reddine, Birleşen davanın kısmen kabulüne,Davalının davacıya ait .. Üniversitesi 1.etap yurt projesinde izinsiz değişiklikler yapması nedeniyle FSEK 68.maddesi uyarınca yapılan tadilat projesinin bedelinin 3 katı olan 38.111,85 TL'nin 11/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,2.500,00 TL manevi tazminatın 11/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir.  Davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkili tarafından çizilen projenin bir bütün olarak tasarlandığını, proje tasarlanırken, iki blok şeklinde inşa edileceği göz önüne alınarak  binaların konumu, çevre düzenlemesi, rüzgar ve güneş gibi doğal etkenler, binanın ve odaların ışık alması, ısınma ve soğuma gibi etkenler, öğrencilerin binaya giriş ve çıkışları ile dinlenme alanları, açık ve kapalı otopark ile bu yerleşkenin üniversitenin diğer yerleşkeleri ile uyumu ve trafiğe etkisi gibi bir çok husus bir bütün olarak değerlendirilmiş ve bu çerçevede proje hazırlanmış olduğunu, bu çerçevede projenin bir bölümünün uygulanarak diğer bölümünün uygulanmamasının az yukarıda belirtilen tüm hususlarda zorunlu bir değişikliğe neden olduğunu, söz konusu bu değişikliğin müvekkilinin, projeyi meydana getirirken fikri çalışması ve bu çalışmanın vücut bulmuş hali olan mimari projeye aykırılık teşkil ettiğini ve eserden doğan haklarını ihlal ettiğini, Projenin ikinci bölümünün başka bir mimar tarafından çizilmesi ile bu çizilen projenin müvekkili tarafından çizilen proje ile benzerlik gösterdiğini, burada önemli olanın başka bir mimar tarafından çizilen proje değil, müvekkili tarafından çizilen ve davalı Üniversite tarafından da onaylanan projenin uygulanmaması olduğunu, davalı üniversitenin, müvekkili tarafından çizilen projeyi onayladığını, dolayısıyla projenin ikinci etabının  da müvekkilince çizilen ve davalı üniversite tarafından onaylanan proje doğrultusunda yapılması gerektiğini, zira davalı mimara yaptırılan bölümün yeni bir proje olmayıp müvekkili tarafından çizilen projenin devamı niteliğinde olduğunu, hal böyle olunca proje üzerinde yapılan değişikliğin, müvekkilinin mimari projesinin değişikliği anlamında olup, projenin uygulanabilmesi için müvekkilinin onayı gerektiğini, davalılar tarafından böyle bir onay alınmadığından yapılan işlemin hukuka aykırı olduğunu, Mahkemece tazminat hesabının hatalı yapıldığını, farazi proje bedelinin 101.631,60 TL olarak kabul edildiğini, projede yapılan değişikliklerin, toplam projenin %25’i kadar olduğunun kabul edildiğini, buna göre yapılacak olan hesaplamada 101.631,60 TL x 25 / 100 = 25.407,90 TL çıkacağını, FSEK madde 68 gereğince bunun üç katı tutarındaki tazminat ise 76.223,70 TL olacağını, Bu bakımdan mahkeme kararının hatalı olduğunu,Her ne kadar asıl dava ve birleşen dava ile birlikte iki farklı dava var ise de aslında ortada tek bir dava ve tek bir talep olduğunu, birleşen davanın, asıl davadaki taleplerin müteselsil sorumluluk gereği davalı mimardan da tazminine yönelik açılan bir dava olduğunu, bu nedenle de asıl dava ile birleştirildiğini, ancak mahkemece, her bir davayı ayrı bir dava gibi kabul ederek ayrı ayrı  vekalet ücretine hükmedildiğini, halbuki, davanın aynı sebepten reddi halinde tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, dava konusu olayda da red sebebininin tüm davalılar için aynı olduğundan, hem asıl, hem de birleşen dava için ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Diğer taraftan, tecavüzün refi ve değişikliğin ortadan kaldırılması ayrı bir dava olmayıp, davanın kabulü halinde yapılan hukuka aykırılıkların giderilmesine yönelik zorunlu bir talep olup bu talebin ayrı bir dava olarak değerlendirilmesi ve bunun için asıl dava hem de birleşen dava için vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu,  Yine, manevi tazminat davalarında hükmedilecek olan vekalet ücretinin, hükmedilen tazminat miktarında fazla olamayacağını, bu çerçevede, hem asıl hem de birleşen davada hükmedilen manevi tazminat miktarını aşacak şekilde vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı... vekili istinaf dilekçesinde; zamanaşımı itirazının değerlendirilmediğini,Davacı mimara bu iş sebebiyle önceki yurt işletmecisinden işletmeyi devralan müvekkili tarafından bedel ödendiğini, mahkemece de davanın aydınlatılması için ödeme belgesinin bizzat müzekkere yazılarak müvekkilinden talebi gerektiğini, oysa ödeme belgesi olmasına rağmen, izinsiz değişiklik sebebiyle kısmen kabul kararı verilemeyeceğini, davanın maddi tazminat yönünden tamamen reddedilmesi gerekirken  kısmen reddedildiği için kararın hatalı olduğunu,Projeyi onaylayanın mimarlar odası değil üniversite olduğunu, Üniversitenin onaylamadığı bir projenin mimarlar odasına kayıtlı olmasının hiçbir anlam ifade etmediğini,Bu nedenle manevi tazminata da hükmedilemeyeceğini, Manevi tazminat talebine dava tarihinden itibaren avans faizi ile hüküm kurulduğunu, manevi tazminatlarda yasal faiz geçerli olup, avans faiziyle hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yine birleşen davada hüküm kısmında lehlerine 36.000 TL vekalet ücreti hükmedimişken; bu kez asıl davada hükmedilen vekalet ücretiyle tahsilde tekerrür oluşturmayacak şekilde tahsiline karar verilmiş olup; bu kararın da usul ve yasaya aykırı olduğunu, asıl davada davalı ayrı vekalet vere... olup, birleşen davada davalı ...'tir. Yani iki ayrı dava ve iki ayrı davalı mevcut olup, davaların birleştirilmesi vekalet ücretinin ayrı ayrı tahsiline engel teşkil etmeyeceğinden; tahsilde tekerrür kısmının hüküm kısmından çıkartılması ve ayrı ayrı hükmedilmesi gerektiğini beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Asıl dava;  B.. Üniversitesi ... Kampüsü 1500 kişilik öğrenci projesinde davacının müellifi olduğu 2. etap yurt binası için hazırladığı mimari projenin değiştirildiği iddiasıyla FSEK'in 68.maddesinden kaynaklanan maddi manevi tazminat ile tecavüzün ref'ine, eser üzerinde yapılan değişikliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik olup, birleşen dava ise; davacının müellifi olduğu projeye aykırı olarak ve davacıdan izin alınmaksızın proje ile ortaya çıkan 1. etap yurt binalarında değişiklik yapıldığı ve 2. etap yurt binası için hazırladığı projenin ise değiştirilerek kullanıldığı iddiasıyla  FSEK'in 68.maddesinden kaynaklanan maddi manevi tazminat ile tecavüzün ref'ine, eser üzerinde yapılan değişikliklerin ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu karar yukarıda belirtilen nedenlerle, davacı ve birleşen davalı tarafından istinaf edilmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlıklar; asıl davada, davacının mimari projesinin uygulandığı birinci etap yurt binalarında yapılan keşifle tespit edilen değişikliklerin teknik zorunluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, davacının mimari projesinin bütünlüğününün bozulup bozulmadığı, birleşen davada ise, davalının 2. etap yurt projesi ve eklentileri için hazırladığı mimari projenin davacıya ait proje ile benzer olup olmadığı, benzerliğin esinlenme sınırlarını aşıp aşmadığı, binaların öğrenci yurdu olması nedeniyle benzerlikleri teknik zorunluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı noktalarında toplanmaktadır.Yargılama sırasında 03.10.2018 tarihli bilirkişi heyet raporu aldırılmış, itirazlar üzerine 07.09.2018 tarihli bilirkişi heyet raporu ve ek rapor aldırılmış, bu defa raporlar arasındaki çelişki nedeniyle 28.06.2021 tarihli son bilirkişi heyet rapor aldırılmıştır.Birleşen dosya davalısı her ne kadar zamanaşımı itirazlarının karşılanmadığını ileri sürmüş ise de, Mahkemece gerekçeli kararda zamanaşımı itirazının karşılandığı, buna göre;  5846 Sayılı FSEK 68. maddesine dayalı olarak açılan davalarda, söz konusu madde uyarınca hükmedilebilecek telif ücretinin niteliği itibariyle taraflar arasındaki durumun farazi sözleşme ilişkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, TBK. m. 125 gereğince eldeki davanın 10 yıllık genel zamanaşımına tabi olduğu, buna göre somut davada 10 yıllık zamanışımı süresinin dolmadığı anlaşılmış olup, aksi yöndeki istinaf başvuru sebebi yerinde görülmemiştir.Sunulan bilirkişi raporlarına göre;  davaya konu projenin iki kısımdan oluştuğu, birinci kısmın kız öğrenci yurdu olarak planlandığı, projenin ilk kısmının davacının çizmiş olduğu proje doğrultusunda tamamlandığı, bu hususta taraflar arasında da bir çekişme bulunmadığı, daha sonra ihbar olunan ... İnşaat'ın sözleşmeyi devretmek istediğini bildirmesi üzerine, diğer davalı ... A.Ş. ile idare arasında irtifak hakkı sözleşmesi imzalandığı, birleşen dosyada davalı olan ...'e yeni bir proje hazırlatılarak bu projenin uygulandığı, ancak 2. etap yurt projesi olarak kullanılan proje ile davacıya ait projenin, her ikisinin de öğrenci yurdu projesi olması nedeniyle zorunlu benzerlikler dışında benzer olmadıkları, her iki etap yurt binalarının birbirlerinden bağımsız oldukları, proje bütünlüğü içinde olmalarının gerekmediği, 1. etap yurt binalarına uygulanan davacıya ait projenin 2. etap yurt binalarına da uygulanmasının gerekmediği, ayrı ayrı olan projelerden birisinin uygulanmamış olmasının davacının projeden kaynaklanan haklarını ihlal etmediği, davacının yönetim binasına ait projesinin aynen uygulandığı, 2. Etap yurt binaları ile çarşı bloğunda ise birleşen davanın davalısı ... kendisine ait projesinin uygulandığı belirtilmiş ise de,  binada yapılan değişikliğin bir ihtiyaca binaen olup olmadığı, binanın bütünlüğünü bozup bozmadığı, sahibinin şeref ve haysiyetine zarar verebilecek nitelikte bir değişiklik olup olmadığı hususlarının birlikte değerlendirilmesi (bkz Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/11/2022 tarihli, 2021/2602 Esas- 2022/7937 Karar sayılı kararı) ve yapılan değişikliğin fiziki ihtiyaca uygun, bina bütünlüğünü bozmayan, eser sahibinin şeref ve haysiyetine zarar vermeyen değişiklikler olduğunun tespiti halinde ise bu değişikliğin FSEK 16/2. maddesinde sayılan zaruri değişiklikler kapsamında değerlendirilmesi ve davanın reddi gerekirken, Mahkemece bu yönde bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın eksik inceleme ile karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir. Mahkemece belirtilen hususlarda ek rapor veya gerek görülmesi halinde dosyanın yeniden farklı bir heyete tevdi ile uzman bilirkişi heyetinden rapor aldırılarak sonuca gidilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince  esasa  münhasır  delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün bulunmamakla 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince başkaca istinaf sebepleri incelenmeksizin tarafların  istinaf başvurusunun kabulüne ve Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 19/09/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ K: 2024/1298 E: 2024/1101Haber ajansının ürettiği haber içeriklerinin  izinsiz olarak internet sitelerinde yayınlanması nedeniyle açılan haksız rekabete dayalı maddi ve manevi tazminat davası Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili şirketin haber ajansı olarak faaliyet göstermekte olup ülke çapında ve hatta yurt dışında yaygın ağı ile elde edilen haberleri, abonesi olan yayıncı ve yayımcı kişi ve kuruluşlara bedeli karşılığında sattığını, müvekkili şirketin tüm gelirini haber satışlarından sağladığını, muhabir çalışanların masrafları, maaşlar ve telif ücretleri bu gelirlerden sağlandığını, müvekkili şirket ile fiili veya hukuki hiçbir ilişkisi olmayan, müvekkili şirket ile herhangi bir abonelik sözleşmesi bulunmayan https://...com isimli internet sitesinde, muhtelif zamanlarda müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında ve hukuka aykırı olarak; müvekkili şirkete ait haberler, resim, fotoğraf ve makaleleri v.s. yayımlandığını, yasal uyarıya rağmen davalının, müvekkili şirketten izin almadan, müvekkiline ait internet sitesinde yayınlanan haberi,  okuyucuya sunduğunu, davalının, müvekkili şirkete ait haberi herhangi bir karşılık ödemeksizin veyahut abone olmadan izinsiz elde ettiğini ve müvekkili şirketin logosunu kullanmadan yayımladığını, böylece haksız rekabet hükümlerini açıkça ihlal ettiğini iddia etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete ait https://...com sitesinde dava konusu haberin çok kısa bir süre içinde yayından kaldırıldığını, ayrıca ilgili haberin,  müvekkili şirketin sitesinde bulunduğu süre içinde, sadece 52 kişi tarafından okunmuş olup, bu sayıdan da anlaşılacağı üzere, haber hızla yayından kaldırıldığını, haberin sadece 52 kişi tarafından okunduğu davacı tarafın delil olarak sunduğu belgeden de açıkça görüldüğünü, davacı şirket haberin kaynağı olduğu iddiasını ispat etmesi gerektiğini, müvekkili şirket sitesinde yaptığı haberleri ücretli bot kaynaklardan almakta olup bu haberler otomatik olarak yapıldığını, müvekkili şirketin, davacı şirkete zarar verme kastı ve kötü niyeti asla olmadığını, davacı şirketin dava dilekçesinde talep ettiği tazminat miktarı hak ve nefaset kurallarına uygun olmadığını, manevi tazminatın bir cezalandırma yöntemi olmadığını, ayrıca, manevi tazminatın zenginleşme aracı da olmadığını, bu nedenle, zenginleştirici ve özendirici olmaması gerektiğini, maddi tazminat talep edebilmek için kusurun ve illiyet bağının ispatlanması şart olduğunu, maddi zararın da ispatlanması gerektiğini, davacı tarafın, dava dilekçesinde, müvekkili aleyhine ödenmesini talep ettiği tazminat miktarına recskont faizi işletilmesini talep etmekte ise de, davacının talep edebileceği faiz miktarı yasal faiz olup, fahiş faiz oranı talebine itiraz ettiklerini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir İlk derece Mahkemesi taraflar arasındaki uyuşmazlığın mutlak ticari davalardan olmaması, davacı haber ajansına ait haberin yayın hakkı satın alınmadan yayınlanmasından kaynaklı olması nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi görevli olduğundan mahkememizin görevsizliğine ve davanın usulden reddine,..." karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu  haber içeriklerinin izinsiz kullanılmasının haksız rekabet hükümlerini ihlal ettiğini ve haksız rekabetten kaynaklanan davaların mutlak ticari dava niteliğinde olduğunu, yargılama konusu gazetenin münderecatı niteliğinde olup eser vasfına haiz olmadığını, bütün fikir ve sanat ürünlerinin eser olarak kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla bir kimsenin ufak bir çaba sonucu yazabileceği yazıların, gazete haberlerinin, fikri ürün olmakla beraber eser olarak kabul edilemeyeceğini, burada korunanın, birebir haberin kullanılıyor olması ve haberin ifade ediliş biçimi olduğunu,  eser niteliğine sahip olmayan ve fakat gazete ya da dergilerde yayımlanmış olan bir yazının telif hukukunca korunmasının mümkün olmayacağını, köşe yazıları başta olmak üzere haber içeriklerinin de emek ve çaba içerdiklerini, sahibinin hususiyetini taşıdıkları takdirde FSEK kapsamında ilim ve edebiyat eseri sınıfına dahil olacaklarını, TTK'da düzenlenmiş olan haksız rekabet kurumundan doğan uyuşmazlıkların mutlak ticari dava niteliğinde sayıldığından ilgili uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girdiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: İlk Derece Mahkemesinin,  ''Taraflar arasındaki uyuşmazlığın mutlak ticari davalardan olmaması, davacı haber ajansına ait haberin yayın hakkı satın alınmadan yayınlanmasından kaynaklı olması nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde Fikri ve Sınai Haklar Hukuk mahkemesi görevli olduğundan mahkememizin görevsizliğine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur'' gerekçeleri ile görevsizlik kararı ile dosyanın usulden reddine karar verdiğini, davacı yanın istinaf başvurusunun reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir Dava; davacının pazarlamaya hazır çalışma ürünlerinin izinsiz olarak kullanılmasından kaynaklı haksız rekabet nedeniyle TTK 54 ve devamı maddeleri hükmünce maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile  uyuşmazlığın çözüm yerinin Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk  Mahkemeleri olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile  istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, 5.maddesinde Ticaret Mahkemeleri'nin kuruluşu ve hangi mahkemelerin Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olması durumunda ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava  haline  getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Dosya kapsamına göre  davacı iddiasının kendisi tarafından toplanıp abonelerine ücreti karşılığı servis edilen haberlerin davalı  tarafından izinsiz ve bedeli ödenmeden kullanılmasından kaynaklanan TTK 54 vd. Maddelerindeki haksız rekabet şartlarının oluştuğu gerekçesiyle  maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığın 6102 sayılı TTK'da düzenlenen  haksız rekabete ilişkin olmakla  aynı yasanın 4/1-a maddesi gereği mutlak ticari davalardandır. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu dava ve işler   6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ve 5846 Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'ndan doğan dava ve işlerdir. Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında doğan uyuşmazlığın salt TTK 54 ve devamında düzenlenen  haksız rekabetten kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olduğu, haksız rekabet ile birlikte 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu veya 5846 Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'ndan doğan herhangi bir talebin bulunmadığı dolayısıyla Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin görev alanına girmediği, davanın genel hükümlere göre incelenmesi ve uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği anlaşılmakla ilk derece mahkemesince verilen görevsizlik kararı isabetli olmamıştır.  HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi  isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİK: 2024/1388                      E: 2022/1174Video röportaj görüntülerinin  televizyon kanalı ve kanalın internet platformunda izinsiz ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması nedeniyle FSEK m.84 yollamasıyla TTK m.55 vd. kapsamında haksız rekabetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebi Davacılar vekili, müvekkillerinin ... isimli video paylaşım sitesinde "..." isimli kanalın sahipleri olduğunu, müvekkillerinin birlikte çektikleri, kurguladıkları, montajladıkları ve yönettikleri videoları bu kanal vasıtasıyla izleyicileriyle paylaştıklarını, müvekkillerine ait "...!" başlıklı videonun bir kısmının, 23 Mart 2020 tarihinde saat 11:35’den sonra ... TV’nin "..." isimli programında izinsiz olarak değiştirilmek yayınladığını, videonun sanki ... TV çalışanlarınca meydana getirilmiş gibi ses ve görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletildiğini, ayrıca haberde videoyla ilgili kaynak gösterilmediğini, aksine müvekkilleri kanalının logosunun kesildiğini, yine müvekkillerine ait olan ve müvekkillerinin kendi ... kanallarından umuma iletilen "...!" başlıklı videonun bir kısmının ... TV’nin yine aynı programında izinsiz olarak değiştirilmek suretiyle umuma iletildiğini, ayrıca bu haberde de videoyla ilgili kaynak gösterilmediğini, bu haberin, ... TV’nin hem televizyon kanalında hem de ... kanalında yayınlandığını,  davaya konu videoların sinema eseri mahiyetinde olduklarını, bunun kabul edilmemesi halinde FSEK'in 84/2-3. maddeleri atfı ile müvekkilleri videolarının korunacağını, bunun kabul edilmemesi halinde ise kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, terditli olarak 500 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminat ile 500,00 TL elde edilen karın, avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep  ve dava etmiş, cevaba cevap dilekçesi ile yine terditli olarak temin edilen 1.000 TL kârın iadesini, 30.000 TL  manevi tazminata hükmedilmesini, davalı tarafından temin edilen kâr bulunmaması durumunda, 5846 sayılı FSEK’in ilgili hükümlerinde düzenlenen mali ve manevi hakların ihlali dolayısıyla 1.000 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini, davaya konu videoların sinema eseri mahiyetinde kabul edilmemesi halinde FSEK md. 84/2-3 atfı dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nin haksız rekabete ilişkin hükümleri uyarınca 1.000 TL  menfaatin karşılığına ve 30.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini, bunun da mümkün olmaması hâlinde ise kişilik haklarının ihlali nedeniyle 500 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminat ile elde edilmiş olan 500 TL kazancın iadesine hükmedilmesini istemiştir. Davalı vekili, dava konusu videonun ... adlı bir haber programında paylaşıldığını, programda salt siyasi, güncel ve yaşam haberlerinin yer aldığını, program sunucusunun konukları ile bir arada gündeme dair önem arz eden haber niteliği taşıyan konularda fikirlerini beyan ettiği bir formata sahip olduğunu, 31 Mart 2020 tarihindeki yayında da aynı formatta yayın yapıldığını ve herkesi ilgilendiren ve haber niteliği taşıyan pandemi dönemiyle ilgili bir konunun işlendiğini, davacının sinema eseri olarak nitelendirdiği 3 dakika 16 saniyeye tekabül eden görüntülerin sinema eseri mahiyetinde değil, haber niteliğindeki görüntülerden ve röportajlardan ibaret olduğunu, kusur söz konusu olmadığı için videoların sinema mahsulü olarak kabul edilmesi halinde dahi haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını, davacının zararını ve kusur ile zarar arasındaki illiyet bağını ispat etmesi gerektiğini, FSEK'in 36 ve 37. maddelerinde yer alan istisnalar kapsamında bir kullanımın olması sebebiyle hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceğini,  yayınlar dolayısıyla kişilik haklarının da ihlal edilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, "..." adlı ... kanalında, "...!" başlığıyla yayınlanan videoda yer alan görüntülerin bir bölümünün, ... TV’de 23.03.2020 tarihinde yayınlanan ... adlı programda "..." başlığıyla, "...!" başlığıyla yayınlanan videoda yer alan görüntülerin bir bölümünün ise yine ... TV’de 31.03.2020 tarihinde yayınlanan ... adlı programda "..." başlığıyla bir süre yayınlandığı, davacıya ait olduğu anlaşılan iki videonun davalı tarafından izinsiz yayınlandığı, videoların yayınlandığı "..." adlı ... kanalının logosunun ve isminin bulunduğu bölümün kesildiği, dolayısıyla kaynak gösterme yükümlülüğünün yerine getirilmediği, davaya konu edilen videoların FSEK kapsamında eser niteliğinde olmadığı, davaya konu görüntülerin FSEK’te eserler için öngörülen korumadan yararlanamayacağı, yine bu sebeple, davalı kullanımlarının FSEK m.37’de yer alan haber istisnası kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olamayacağı, davalının kaynak gösterme yükümlülüğünün yerine getirilmediği ve buna bağlı olarak FSEK m.36’da öngörülen istisna kapsamında bir durumun da bulunmadığı, ancak, davalı kullanımlarının hukuka aykırı olduğu ve FSEK m.84’de yer alan atıf dolayısıyla haksız rekabet hükümlerine aykırılık teşkil ettiği, davacının TTK m.58/e uyarınca davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığını da talep ettiği, ancak dosya kapsamında sadece davalının ... TV adlı televizyon kanalı dolayısıyla elde ettiği reklam gelirlerinin mevcut olması sebebiyle hesaplamanın bu kapsamda yapılabileceği, RTÜK tarafından bildirilen davalının 2020 yılı Mart ayı toplam reklam gelirinin 585.072,78 TL olduğu dikkate alındığında, davalının saniye başına reklam gelirinin 585.072,78/535.680=1.09 TL/sn olduğu, ihlale konu yayının toplam süresinin 220 saniye olduğu göz önünde bulundurulduğunda, davalının bu yayınlar dolayısıyla toplam reklam gelirinin 1.09 TL x 220 sn= 239,80 TL olduğu, davacı tarafın emek ve mesai harcayarak hazırladığı "..." isimli ... kanalında yayınladığı video görüntülerinin davalı tarafca izinsiz alınıp yayımında çok sayıda kişinin izlemesine yol açıldığından davacı tarafın bu durumdan duyabileceği manevi olumsuzluk, üzüntü durumu gibi unsurlar  dikkate alınarak  manevi tazminat talebinin de yerinde görüldüğü, görüntü süresi, yayımlanan ortam dikkate alınarak 4.000.00 TL manevi tazminatın uygun bulunduğu, davaya konu video görüntülerinde yer alan gerçek kişilerin davacı şahıslar olmadıklarından  MK'nın 24. maddesi anlamında kişilik hakkı ihlalinin oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 239,80 TL maddi tazminat ile takdiren 4.000.00 TL manevi tazminatın 23/03/2020 tarihinden yürütülecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, kararın  özetinin Türkiye genelinde yayınlanan ve tirajı 100 binin üzerinde olan bir gazetede masrafı davalıdan tahsil edilmek üzere 1 kez ilan edilmesine karar verilmiştir. Davacılar vekili,  cevap cevap dilekçelerinde dava dilekçesindeki iddialarını genişlettiklerini ve netice talep kısmını değiştirdiklerini, ilk derece mahkemesince cevaba cevap dilekçesindeki talep sonuçlarına göre bir yargılama yapılması gerekirken anılan dilekçelerinin dikkate alınmamasının hukuka aykırı bulunduğunu, müvekkillerine ait videoların davalının TV programında ve ... kanalında yayınlandığı, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda açıklanmasına rağmen mahkemece sadece TV yayınının dikkate alındığını, dava konusu videoların sinema eseri mahiyetinde olduğunu, dolayısıyla bu videoların eser mahiyetinde olmadığına dair kabulün yerinde bulunmadığını,  ... TV tarafından yapılan yayınlardaki ihlalin toplamda 3 dakika 40 saniye olduğu belirtilmiş ise de, ihlalin toplam 6 dakika 58 saniye sürdüğünü, ayrıca müvekkilleri videolarının davalının hem televizyon kanalında hem ... kanalında kullanıldığını, maddi tazminatın hesaplanması yönünden bilirkişi raporunun hatalı değerlendirmeler içerdiğini, bilimsel verilere dayanmadığını, maddi tazminatın hesaplanabilmesi için davalı defterlerinin incelenmesinin gerektiğini, Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabete ilişkin maddeleri uyarınca hükmedilen miktarların dosya kapsamına ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin de hatalı olarak hesaplandığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve neticeten davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davacıların, herhangi bir hususiyetlerinin, katkılarının olmadığı, sanatsal katkı sunmadıkları sadece durum-zaman tespiti yaptıkları içeriğin müvekkili kanalı tarafından kullanılmasını fırsat bilerek menfaat elde etme amacıyla dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde işbu davayı açtıklarını, bu sebeple mahkemenin video görüntülerini haksız rekabet kapsamında değerlendirmesinin ve davanın kısmen kabulüne karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosya kapsamında davacının manevi zarara uğradığına ilişkin bir delilin de olmadığını, bu nedenle manevi tazminata hükmedilmesinin de yerinde bulunmadığını, FSEK madde 84'deki haksız rekabet hükümlerinden korumanın söz konusu olabilmesi için üçüncü kişi tarafından yapılan çoğaltma ve yayma fiillerinin söz konusu araçlardan faydanılmak suretiyle yapılmış olması gerektiğini, dava konusu olayda basın iktisabı söz konusu olduğundan ve bu kullanımın pandemi döneminde kamunun bilgi ve haber alma ihtiyacını karşılamayı amaçladığından "faydanılmak suretiyle" yapılan bir yararlanmanın söz konusu olmadığını, nitekim, bu durumun RTÜK tarafından gönderilen ve benimsenen bilirkişi raporunda incelenen reklam gelirleriyle de sabit olduğunu, hükmün ilanına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İstinaf Mahkemesi, yapılan inceleme sonucunda, davacılara ait dava konusu röportaj görüntülerinin davalıya ait TV ve ... kanalında izinsiz olarak yayınlandığı, bahsi geçen röportaj görüntülerinin davacılara ait internet sitesinden alındığının belirtilmediği, mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek bilirkişi raporlarında açıklandığı üzere, dava konusu röportaj görüntülerinin eser vasfını haiz bulunmaması nedeniyle davacıların eser sahipliğinden kaynaklanan haklarının ihlal edildiğinden söz edilemeyeceği gibi TMK'da düzenlenen kişilik haklarının ihlalinin de söz konusu olmadığı, ancak davalının dava konusu kullanımlarının FSEK'in 84 maddesi atfıyla TTK'ın 55. vd maddeleri uyarınca haksız rekabet teşkil ettiği, davalının haksız rekabeti nedeniyle davacıların uğradığı maddi ve manevi zararlarının tahsilini davalıdan isteyebilecekleri, mahkemece takdir edilen manevi tazminatın somut olayın özellikleri ve hakkaniyete uygun olduğu, TTK'nın 59. maddesi kapsamında hükmün ilanına karar verilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle  davalı vekilinin  istinafr talebini reddetmiştir.Davacı tarafın istinaf talebini ise, davacılara ait görüntülerin eser vasfında bulunmadıkları, davacıların kişilik haklarının da ihlal edilmediği, bununla birlikte davalı eylemlerinin, FSEK'in 84. maddesi yollamasıyla haksız rekabet oluşturduğunun kabul edildiği,  ilk derece  mahkemesince davalının TV yayınlarından kaynaklanan ilgili aydaki toplam karı dikkate alınıp, davaya konu ihlalin süresine tekabül eden kısmı maddi tazminat olarak hüküm altına alınmış ise de somut olayda, ihlal konusu oluşturan görüntülerin davalının yayınladığı programların sadece bir kısmında kullanıldığı, davalının bahsi geçen programlardan elde ettiği reklam gelirinin ne olduğu, bu gelirin ne kadarlık bir kısmının ihalal oluşturan görüntülerden kaynaklandığının tam olarak tespitinin mümkün olmadığı, ayrıca davalının internet sitesindeki yayınların dikkate alınmadığı gözetildiğinde, ilk derece mahkemesinin bu yöne ilişkin değerlendirmesinin yerinde görülmediği gerekçeleriyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir. 13/06/2024 
ANKARA       BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİK: 2024/1142     E:2024/1192 Fikri ve sınai haklar ihtisas mahkemesinin görevi Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında maliki ve eser sahibi olduğu 105x140 boyutundaki ahşap üzerine karışık teknik eserin (resim) satışı hususunda konsinye olarak anlaştıklarını, bu bağlamda davalıya, davacının yapmış olduğu özgün eserlerin teslim edildiğini ancak davalı tarafından sözlü anlaşma şartlarına aykırı şekilde, anlaşılan müzayedeler dışındaki müzayedelere davacının eserleri ile katılmış, eserler anlaşmanın dışında müzayedelerde anlaşma dışı fiyatlar ile satışa çıkartıldığını, davalı ile müvekkili arasında imzalanan iş akdinin sonlandırıldığını ve 02.07.2021 tarihinde eserlerin iadesi istenildiğini,  dava konusu 105x140 cm ebatında ahşap üzerine karışık teknik 2021 tarihli eserin zarar görmeyecek şekilde davacıya teslim ve iadesine, aksi takdirde  HMK m. 107 uyarınca işbu eserin iade edilmediği süre için müvekkilin uğradığı zarar  yoksun kaldığı kâra ilişkin, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydı ile dava konusu eserin değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesinin ardından arttırılmak üzere şimdilik 100,00-TL bedelinin  24.01.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal  faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Dosya kapsamından, taraflar arasında tescil edilmiş bir marka ile ilgili bir uyuşmazlığın bulunmadığı, davacı tarafça 5846 sayılı FSEK’dan kaynaklı eserden doğan bir mali/manevi hak ihlali iddiasının ileri sürülmediği gibi, aynı zamanda tescilli bir sınai mülkiyet hakkına da dayanılmadığı, uyuşmazlık konusunun tarafların aralarında yaptıkları sözleşmeden kaynaklandığı anlaşıldığından, davanın Ankara 6. Asliye Hukuk  Mahkemesince görülüp sonuçlandırılması gerektiği kakarı verilmiştir. 16/09/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  44. HUKUK DAİRESİ K: 2024/1414  E: 2024/993İcracı sanatçının komşu mali hakların devrine ilişkin sözleşmelerin hükümsüzlüğü ve/veya sona erdiğinin tespitiDavacı vekili tarafından sunulan tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; Davalı şirket tarafından merhum sanatçı ...'nın eserlerinin ve böylelikle mali hakların kullanımına ilişkin izin verildiğ̆i anlaşılan “...” isimli sinema eserinde mali hakları halen müvekkiline ait olan (mahkemece aksi kanaatte olunsa bile 2018 tarihli mali hak devir sözleşmesinin 2.1.maddesi dikkate alındığında izin verme yetkisinin sadece davalı şirkette bulunmadığı dikkate alınarak) merhum sanatçı ...’nın eserlerinin kullanılacağı aşikar olduğundan müvekkilinin üzerinde hak sahibi olduğu ve özellikle bunlarla sınırlı olmamak kaydı ile ...'ya ait eserler, icralar ve bunları içeren yapımlar yönünden, yapımcı şirketler tarafından bahsi geçen sinema eserinde kullanılmak suretiyle gerçekleştirilebilecek muhtemel tecavüzlerin önlenmesi, tespit edilecek veya yargılama sürecinde ortaya çıkabilecek tecavüzlerin durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması için 5846 sayılı FSEK’in 77 ve 6100 sayılı HMK’nın 389-406. madde hükümleri uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilmesini,  terditli olarak, Müvekkilinin esasen film konusundaki vaatler olmasa idi yapmayacağı ve bu hususta adeta kandırılarak ve iradesi sakatlanarak yapılan 03.12.2018 tarihli “Mali Hak Devir Sözleşmesi” başlıklı ve müvekkilin bilgisi dışında, hileli bir şekilde ve akdedildiği çok sonradan öğrenilen 05.02.2020 tarihli “Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi” başlıklı sözleşmeler ile ilgili olarak; Merhum sanatçımız  ... nın eşi ve mirasçısı olan müvekkil ...’nın sanatçıya ait eserler üzerinde tek başına mülkiyet hakkı bulunmadığ̆ı, merhumun bir mirasçısı daha bulunduğu, bu itibarla bahsi geçen eserlerin devrine ilişkin sözleşmenin Türk Medeni Kanunu’nun 640.maddesi gereğince el birliği ile mülkiyet kapsamında mirasçıların tamamı ile akdedilmesi gerektiği, bu hususta ... nın da kendisi ile birlikte olduğu ve sözleşme yapacağı söylenerek müvekkile imzalatılan mali hakların devrine ilişkin sözleşme ve hileli olarak imzalatılan komşu mali hakların devrine ilişkin sözleşmede mirasçılardan sadece müvekkil ...’nın imzasının bulunması, ...'nın bu sözleşmelerde taraf olmaması sebebiyle, müvekkilin tasarruf ehliyeti ve yetkisinin yokluğ̆u söz konusudur. Bu sebeple sözleşmenin kesin hükümsüz olduğ̆u,  ii-03.12.2018 tarihli Mali Hak Devir sözleşmesinin ekinde hangi eserlerin devrinin yapıldığına dair müvekkil ile karşılıklı anlaşılarak oluşturulan bir eser listesi bulunmaması ve böylelikle hangi eserlerin devredildiği hususunun net olarak belirtilmemiş olması, oysa ki fikri mülkiyet hukukuna göre eser devri veya kullandırma haklarının şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmiş olması gerektiği, bunun belirtilmediği durumda yargıtay içtihatları da dikkate alındığında yapılan sözleşmenin kesin hükümsüz olduğ̆u, iii- 05.02.2020 tarihli Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi başlıklı sözleşmede 5846 sayılı kanunun 80/1-A-5.maddesinin emredici hükmüne rağmen herhangi bir bedel kararlaştırılmadığı, (Kaldı ki mali hakların devri için ücret ödenmesi karşısında komşu mali hakların devrine ilişkin sözleşmede ücret ödenmemesinin kabul edilebilir bir durum olmadığı, sırf bunun bile bu sözleşmenin müvekkilin kandırılarak imzalatıldığını gösterdiği kanaatindeyiz) bedel kararlaştırılmadan yapılan sözleşmenin maddenin açık hükmü karşısında kesin hükümsüz olduğ̆u, iiii- Genel işlem şartı niteliğindeki önceden hazırlanmış ve dürüstlük kuralına aykırı olan maddelerin yazılmamış sayılacağı açık olmakla birlikte sözleşmelerin içeriğinde genel işlem şartı niteliğinde olan sözleşme hükümlerin yazılmamış sayılacağı (örneğin sözleşmenin 5.2. Maddesi, 2.2 maddesinde belirtili sözleşmeden sonra meydana getirilecek eserlere ilişkin kısım vb. ) da TBK m. 20 vd. Maddelerine göre açıktır. Bu sebeple sözleşmedeki sürpriz kayıtlar, içerikle bağdaşmayan veya dürüstlük kuralın aykırı kayıtların kısmı̂ kesin hükümsüz olduğ̆u, nedenleri ile 2018 tarihli mali hakların devrine ilişkin sözleşme ve 2020 tarihli komşu mali hakların devrine ilişkin sözleşmenin kesin hükümsüz olduğ̆unun tespiti,  bu sözleşmenin de tarafımızca iptal edildiğinin tespiti, Mahkemenizce bu talebin kabul görmemesi halinde; i-03.12.2018 tarihli sözleşmede belirtili ödeme planına göre yapılacak ödemenin tam ve gereği gibi ifa edilmemesi, bu sebeple gereği gibi ifa yapılmaması ve eksik ifa yapılması sonucunda eksikliğin davalı şirkete ihtarname ile bildirilmesine rağmen verilen süre içerisinde giderilmediği, ihtarnamenin tebliği ile temerrüte düşen muhatabın asli ve fer'i ödemeleri yapmaması, aynı ihtar içinde makul süre verildiği ve seçimlik haklardan dönmenin kullanıldığının belirtilmesi,  ii-Sözleşmelerin yapılmasının esas sebeplerinden biri olan merhum sanatçının hayatı ile ilgili film yapılması gibi müvekkili sözleşme yapmaya iten vaatlerin davalı şirket tarafından yerine getirilmemesi, iii-Mali hak devir sözleşmesinin 2.1 maddesinin birinci paragrafının son kısmında "sözleşme süresince geçerli" ibaresi , 6.2 maddesinde "sözleşme süresi içinde" ibaresi , 7.1 maddesinde "sözleşme süresince geçerli olacak şekilde" ibaresi, 9.1 maddesinde " sözleşmenin geçerli olduğu süreç ve sözleşmenin sone ermesinden sonra" ibaresi; Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesinin 5.4 maddesinde " sözleşmenin hükümleri yürürlükte olduğu sürece" ibaresi, 7.1 maddesinde "sözleşme süresince geçerli olacak şekilde" ibaresi, , 9.1 maddesinde " sözleşmenin geçerli olduğu süreç ve sözleşmenin sona ermesinden sonra" ibaresi ve benzeri ibareler göz önünde bulundurulduğunda; sözleşmelerin içeriğinden de anlaşılacağı üzere süreye bağlı olarak yapılan sözleşmelerin süresinin sözleşmelerde belirtilmemesi karşısında ve sözleşmelerin bu konu itibarıyla bütünüyle yorumlandığında sözleşme, taraflardan biri sözleşmeyi sona erdirene kadar geçerli olacağı ve bu sebeple ihtarnamede bu hususta sözleşmeyi süreye dayanarak sona erdirdiğimizin de belirtildiği, Yukarıda yazan nedenlerle bahsi geçen 2018 VE 2020 tarihli sözleşmelerin tarafımızca davalı şirkete gönderilen ihtarda da belirtildiği üzere haklı olarak sona erdirildiğinin tespitini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince verilen 18/01/2024 tarihli ara karar ile;  "Tüm dosya kapsamındaki mevcut bilgi ve belgelere göre, davanın niteliği ve bulunduğu aşamadaki mevcut deliller gözetilmekle, tedbire ilişkin talep ve sonuç kısmında belirtilen tedbir talebine ilişkin tedbir kararı verilmesi gerektiğini gösterir emarelerin bu aşamada dosya kapsamında yer almadığı, İstinaf ve Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere mali hak sahipliğine ilişkin iddiaların yargılama gerektirdiği, (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2023/500 Esas 2023/284 Karar, 2023/896 Esas 2023/660 Karar sayılı vb. kararları) talep edenin tedbir talebi yönünden tespit olunacak iddia ve savunmalarının yargılamaya muhtaç olması, mevcut delillerle orantısız tedbire hükmedilemeyeceği, yargılama sürecinde delillerin toplanıp değerlendirilebileceği, talep doğrultusunda tedbir kararı verilmesini gerektirir delillerin bu an için dosya kapsamında bulunmadığı ve bu noktada yaklaşık ispat şartının oluşmadığı anlaşılmakla talebin reddine" karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinafı Üzerine Dairemizce Verilen  2024/340 Esas ve 2024/655 Karar sayılı kararda; Taraflar arasında Mali Hak Devir Sözleşmesi ve Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi imzalanmış olduğu, ancak bu sözleşmelerinin hükümsüzlüğünü içeren dava dilekçesi sunulduğu, 5846 sayılı FSEK 49/1 maddesinde; "Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak bunların yazılı muvaffaktı ile bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine devredebilir." hükmü düzenlenmekle, mali hakları kullanma yetkisine sahip olduğu iddia edilen davalının sözleşmede mali hak devir yetkisinin bulunup bulunmadığı, sözleşmelerin geçerli olup olmadığı hususlarının yargılama gerektirdiği, verilecek olan tedbirin kapsam itibariyle geniş olacağı taraflar arasındaki malî hakların devrine ilişkin sözleşmelerin de FSEK’in 52. maddesi gereğince geçerli olup olmadığının tespitinin yapılacak yargılama ile sonuca ulaşacağı ve bu sözleşmelerin taraflar yönünden geçersiz kılınıncaya kadar bağlayıcı olduğu,  talep edenin mali hak sahipliği iddiasının esas yargılamada incelenerek değerlendirilmesi gerekli olmakla dosya kapsamında  iddia ve savunmaya, saptanan dava niteliğine ve  toplanıp değerlendirilen delillere göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, verilecek olan tedbirin orantısız olacağı davacı  vekilinin,  İstinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından 20/05/2024 tarihli talep dilekçesinde ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu ve  davalı ile müvekkili arasında merhum sanatçı ...'nın eserlerine ilişkin mali ve komşu mali hakların devrine ilişkin yargılamanın halen devam ettiğini, ...'nın eserlerine ilişkin hak sahibinin halen müvekkili  .... olduğunu, davalı tarafın halen Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği'nden (MESAM) merhum sanatçı eserlerine ilişkin ödeme aldığını, MESAM'ın gelir dağıtım yönergesinde hak sahipliği hususunda ihtilaf olması halinde gelirlerin bloke edilebileceğinin belirtildiğini, merhum sanatçı ...’nın eserlerinden elde edilen gelirlere ilişkin olarak; MESAM nezdinde elde edilen gelirlere bloke konulması ve hiçbir tarafa ödeme yapılmaması hususunda 5846 sayılı FSEK’in 77 ve 6100 sayılı HMK’nın 389-406. madde hükümleri uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve ayrıca Mesam'a bu hususta müzekkere yazılmasını talep ettiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda verilen 20/05/2024 tarihli ara karar ile; "Mahkememizce ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen 18/01/2024 tarihli ara kararın değerlendirildiği İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2024/340 Esas ve 2024/655 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, taraflar arasında Mali Hak Devir Sözleşmesi ve Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi imzalanmış olduğu, ancak bu sözleşmelerinin hükümsüzlüğünü içeren dava dilekçesi sunulduğu, 5846 sayılı FSEK 49/1 maddesinde; "Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak bunların yazılı muvaffaktı ile bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine devredebilir." hükmü düzenlenmekle, mali hakları kullanma yetkisine sahip olduğu iddia edilen davalının sözleşmede mali hak devir yetkisinin bulunup bulunmadığı, sözleşmelerin geçerli olup olmadığı hususlarının yargılama gerektirdiği, taraflar arasındaki malî hakların devrine ilişkin sözleşmelerin de FSEK’in 52. maddesi gereğince geçerli olup olmadığının tespitinin yapılacak yargılama ile sonuca ulaşacağı ve bu sözleşmelerin taraflar yönünden geçersiz kılınıncaya kadar bağlayıcı olduğu, talep edenin mali hak sahipliği iddiasının esas yargılamada incelenerek değerlendirilmesi gerekli olmakla ihtiyati tedbir talebinin reddine," karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece tedbir talebinin reddine dair verilen ara kararın hukuka aykırı olduğunu,  merhum sanatçı ...'nın iki yasal mirasçısı olduğunu, bunlardan birinin müvekkili ve ... nın eşi olan ..., diğeri ise ...'nın üçüncü evliliğinden olma ... olduğunu, bu itibarla merhum sanatçı ...'nın eserleri Türk Medeni Kanunu'nun 640. Maddesi gereğince yasal mirasçıların el birliği ile mülkiyetine tabi olup müvekkilinin tek başına sanatçının mirası olan eserlerin mali haklarını davalı şirkete devretmesinin hukuken mümkün olmadığını, sırf bu neden bile davaya konu sözleşmenin hükümsüz olduğunu gösterdiğini,  dava dilekçemizde ve yazılı beyan/taleplerimizde ayrıntılı olarak bahsettiğimiz üzere sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilse bile sözleşmenin 2.1 maddesi uyarınca davalı şirketin eserin mali haklarını tek başına kullanmasının da mümkün olmadığını, müvekkilinin açıkça eserlerin kullanımına izin vermediği bir durumda davalı şirketin söz konusu eserlerden gelir elde etmesi halinde müvekkilinin hakkının tecavüze uğrayacağını, eserler ile ilgili davalı şirketin halen gelir elde etmesi durumunun müvekkilinin hakkına saldırı niteliğinde olacağını,  tedbir kararı verilmemesi ve davalı tarafa MESAM tarafından ödeme yapılmaya devam edilmesi   halinde müvekkilinin hukuken korunması gereken hakları zarar göreceğini, müvekkili aleyhine telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkacağını, hukuka aykırı olarak verilen 20.05.2024 tarihli ara kararla verilen red kararının kaldırılarak  telafisi imkansız zarar ve saldırı tehlikesinin önlenmesi için dava dilekçesindeki gibi ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;  İstinaf Kanun Yoluna başvuru talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı taraf, davalı şirket tarafından merhum sanatçı ...'nın eserlerinin ve böylelikle mali hakların kullanımına ilişkin izin verildiğ̆i anlaşılan “...” isimli sinema eserinde mali hakları halen davacıya ait olan merhum sanatçı ...’nın eserlerinin kullanılacağı aşikar olduğundan  davacının üzerinde hak sahibi olduğu ve özellikle bunlarla sınırlı olmamak kaydı ile ...'ya ait eserler, icralar ve bunları içeren yapımlar yönünden, yapımcı şirketler tarafından bahsi geçen sinema eserinde kullanılmak suretiyle gerçekleştirilebilecek muhtemel tecavüzlerin önlenmesi, tespit edilecek veya yargılama sürecinde ortaya çıkabilecek tecavüzlerin durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması için 5846 sayılı FSEK’in 77 ve 6100 sayılı HMK’nın 389-406. madde hükümleri uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacı mali hak sahipliği iddiasına dayanmış ise de; FSEK'te eser sahibine, mali hakkını veya mali haklarının kullanma yetkisini devir hakkı tanınmıştır. Mali hak devrinde hak devreden kişinin mal varlığından çıkarak devralana geçtiği halde, mali hakların kullanma yetkisinin devri (ruhsat) halinde, hak sahibinde kalmakta, devralana sadece kullanma yetkisi geçmektedir. (FSEK 48/2.maddesi)  Taraflar arasında Mali Hak Devir Sözleşmesi ve Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi imzalanmış olduğu, ancak bu sözleşmelerinin hükümsüzlüğünü içeren dava dilekçesi sunulduğu, 5846 sayılı FSEK 49/1 maddesinde; "Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak bunların yazılı muvaffaktı ile bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine devredebilir." hükmü düzenlenmekle, mali hakları kullanma yetkisine sahip olduğu iddia edilen davalının sözleşmede mali hak devir yetkisinin bulunup bulunmadığı, sözleşmelerin geçerli olup olmadığı hususlarının yargılama gerektirdiği, verilecek olan tedbirin kapsam itibariyle geniş olacağı taraflar arasındaki malî hakların devrine ilişkin sözleşmelerin de FSEK’in 52. maddesi gereğince geçerli olup olmadığının tespitinin yapılacak yargılama ile sonuca ulaşacağı ve bu sözleşmelerin taraflar yönünden geçersiz kılınıncaya kadar bağlayıcı olduğu,  talep edenin mali hak sahipliği iddiasının esas yargılamada incelenerek değerlendirilmesi gerekli olmakla dosya kapsamında  iddia ve savunmaya, saptanan dava niteliğine ve  toplanıp değerlendirilen delillere göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, verilecek olan tedbirin orantısız olacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 12/09/2024
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ K: 2024/1327                              E: 2024/321Film yapımına ilişkin sözleşmede eser sahibince kullanılan cayma hakkının geçersizliğinin tespiti ile cayma nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini talebi (FSEK m.58)Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkili şirket ile davalılar arasında Merhum Yazar ...' ın "..." adlı edebiyat eserinden esinlenerek oluşturulacak 3 adet senaryonun "..." nın başına ya da sonuna ek getirmek suretiyle isimlendirilecek film yapımına ilişkin  27/09/2006 tarihli bir sözleşme akdedildiğini, davalılar vekili tarafından mehil tayinine lüzum olmadığından bahisle cayma hakkının kullanıldığını, müvekkili şirkete noter vasıtası ile ihtarda bulunulduğunu, cayma hakkının kullanılmasının şekil şartlarına bağlandığını, Fikir ve Sanat Kanununun 58. Maddesince cayma hakkını kullanmak isteyen eser sahibinin sözleşmede öngörülen edimleri yerine getirilebilmesi için karşı tarafa noter aracılığı ile bildirimde bulunması gerektiğini ve söz konusu edimlerin yerine getirilmesi hususunda münasip bir sürenin verilmesi gerektiğini, dava konusu sözleşmeler uyarınca edimlerin şimdiye kadar ifa edilememiş olmasının davalı tarafın sözleşmede belirtilen onay sürecini aksatmasından ve hazırlanan senaryolara onay vermemesinden kaynaklandığını, ancak davalı tarafça gönderilen ihtarname ile edimin ifa edilememesinin tek sorumlusunun müvekkil şirket olduğunun öne sürüldüğünü, sözleşmelere konu filmlerin ve dizinin yapım sürecinin uzamasında müvekkili şirketin hiçbir kusur ve ihmalinin bulunmadığını, söz konusu olayda süre verilmeksizin cayma hakkının kullanılması şartlarının oluşmadığını beyan ederek; Beşiktaş ... Noterliğinin 06 Ocak 2015 tarih ve ... yevmiye sayılı cayma hakkının yasaya aykırı kullanılması nedeni ile geçerli olmadığının tespitine, senaristler ile davalılara ödenen bedeller ve müvekkili şirketin mahrum kaldığı kar sebebiyle müvekkili şirketin uğradığı zararın tespitine, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; "  davacı ile davalılar arasında 27/09/2006 tarihli sözleşme ile bu sözleşmenin eki olduğu belirtilen sırasıyla 08/10/2008, 02/10/2009 ve 13/05/2011 tarihli ek protokollerin düzenlendiği, 27/09/2006 tarihli sözleşmenin 2.maddesinde sözleşme konusunun yazar ...'ın ... adlı eserinden esinlenerek oluşturulacak üç adet senaryonun  ...nın başına ya da sonuna ek getirmek suretiyle isimlendirilecek üç adet film yapımından ibaret olduğunun, 3.2 maddesinde sözleşmeye konu filmlerin yazılacak senaryolarının davalıya gönderileceğinin, davalının 15 gün içerisinde senaryolar hakkındaki görüşlerini bildiriceğinin, davalının görüşlerini bildirmesi halinde gerekli düzenlemelerin yapılacağının, 15 günlük süre içerisinde cevap verilmemesi, sessiz kalınması halinde senaryoların kabul edilmiş sayılacağının, 3.3.e maddesinde onay verilen senaryonun çekimlerine 12 ay içerisinde başlanacağının, sözleşme süresinin 2012 yılının sonu olduğunun ve senaryoların onay için davalıda kaldığı sürenin sözleşmede belirlenen süreye ekleneceğinin yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde  bu süre sonunda davalının dilerse sözleşmeden cayabileceğinin ve avans olarak alınan bedellerin iade edilmeyeceğinin, bu ana sözleşmeye ek 08/10/2008 tarihli protokolün 3.2 maddesinde davalının birinci yapım için kendisine sunulan senaryoyu kabul ettiğinin, 3.4 maddesinde sözleşmeye konu filmlerin yanında ayrıca bir televizyon dizisi de yapılacağının, 02/10/2009 tarihli ikinci ek protokolün 3.2 maddesinde sözleşme süresinin 2 yıl uzatılarak 2014 yılının sonu olduğunun belirtildiği, davalılar tarafından davacıya gönderilen Beyoğlu ... Noterliğinin 06/01/2015 tarih ... yevmiye numaralı ihtarname ile davacının sözleşme ve protokollerde belirlenen vadelerde filmlerin ve dizinin çekimine başlamadığının, davalıların zarara uğradığının beyan edilerek cayma hakkının kullanıldığı, davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde davalıların davacı ile aralarında düzenlenen sözleşmeden caydıklarının, cayma hakkının kullanılırken 5846 sayılı FSEK'nun 58.maddesi kapsamında mehil verilmesi gerektiğinin ancak davalılarca mehil verilmediğinin, davacının sözleşmede belirlenen sürede edimini ifa edememesinin sebebinin sözleşmede belirlenen onay sürecinin davalı tarafça aksatılmasından, senaryolara onay vermemesinden dolayı olduğunun, davacının kusurunun bulunmadığının, davalıların sözleşmeden caymasının haksız ve kötüniyetli olduğunun, sözleşme kapsamında davalılara ve dava dışı senaristlere ödemeler, masraflar yapıldığının, davacının kazanç kaybının bulunduğunun, zarara uğradığının beyan edilerek caymanın geçerli olmadığının tespiti ve tazminat talepli bu davanın açıldığı, davacı tarafça senaryoların davalıya gönderildiği, davalının senaryoları kabul etmediği ve reddettiği bu nedenle filmlerin ve dizinin çekimine başlanamadığı beyan edilmiş ise de dosya incelendiğinde davacı tarafça senaryoların davalıya gönderildiği iddiasına ilişkin 04/08/2014 ve 10/10/2014 tarihli iki adet e- mail delil olarak gösterildiği bu tarihlerden önce davalıya senaryo gönderildiğinin ve davalı tarafça reddedildiğinin davacı tarafça ispat edilemediği, taraflar arasında ilk sözleşmenin  27/09/2006 tarihinde düzenlendiği, 02/10/2009 tarihli ikinci ek protokolün 3.2 maddesinde sözleşme süresinin 2 yıl uzatılarak 2014 yılının sonu olduğunun belirtildiği, 08/10/2008 tarihli protokolün 3.2 maddesinde davalının birinci yapım için kendisine sunulan senaryoyu kabul ettiğinin de belirtildiği ancak ilk sözleşmenin düzenlendiği tarihten cayma ihtarnamesinin gönderildiği tarihe kadar geçen 8 yıllık süre içerisinde davacı tarafça filmlerin ve dizinin yapılmadığı tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafça, davalının senaryolara kötüniyetle onay vermediğine, filmlerin ve dizinin yapılamamasında, sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilememesinde davalının kusuru bulunduğuna, davalıdan kaynaklandığına ilişkin iddiaların ispat edilemediği, davacı tarafça sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediği, davacı tarafça davalılar tarafından cayma hakkı kullanılırken sözleşmedeki hakların kullanılması için mehil verilmediği beyan edilmiş, davalılar tarafından cayma hakkının kullanıldığı ihtarname incelendiğinde davacıya mehil verilmediği anlaşılmış ise de 5846 sayılı FSEK'nun 58/2 maddesinde "Hakkın kullanılması, iktisap eden kimse için imkansız olur veya tarafından reddedilir yahut bir mehil verilmesi halinde eser sahibinin menfaatleri esaslı surette tehlikeye düşmekte ise mehil tayinine lüzum yoktur." belirtilerek cayma hakkı kullanılırken mehil verilmesi gerekmeyen durumların düzenlendiği, İstanbul Bölge Adliye Hukuk Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2020/782 Esas, 2022/442 Karar sayılı kararı doğrultusunda davacının 2014 ve 2015 yılına ait ticari defterlerinin incelendiği, bu hususta bilirkişilerden rapor alındığı, bilirkişilerce sunulan 05/05/2023 tarihli raporun mahkememizce denetime elverişli ve uygun bulunduğu, alınan rapor ve ana sözleşme ile protokollerde belirlenen sözleşme süresi birlikte değerlendirildiğinde cayma hakkının kullanıldığı tarihte  davacı şirketin mali durumunun sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeye uygun olmadığının anlaşıldığı, bu nedenle davalılar tarafından cayma hakkı kullanılırken mehil verilmesine gerek olmadığı, davalılar tarafından cayma hakkının usulune uygun ve haklı olarak kullanıldığının anlaşıldığı, davacı tarafça cayma hakkının davalılar tarafından kötüniyetli olarak kullanıldığının ispat edilemediği, davacı tarafça sözleşme kapsamında davalılara ve dava dışı senaristlere ödenen bedeller ile kazanç kaybı yönünden zarara uğradığı beyan edilerek tazminat talebinde bulunulmuş ise de  27/09/2006 tarihli sözleşmenin  3.3.e maddesinde davacı tarafından yükümlülükleri yerine getirilmemesi halinde  bu süre sonunda davalının dilerse sözleşmeden cayabileceğinin ve avans olarak alınan bedellerin iade edilmeyeceğinin düzenlendiği, yine 5846 sayılı FSEK'nun 58.maddesi kapsamında yukarıda açıklandığı üzere davacı tarafın kusursuz olduğunun veya davalıların daha ağır kusurlu olduğunun davacı tarafça ispat edilemediği bu hususlar da birlikte değerlendirildiğinde davacının ödediği bedeller ve kazanç kaybına ilişkin tazminat talebinde bulunamayacağı anlaşıldığı," gerekçeleriyle Davanın Reddine karar verilmiştir. İstinaf mahkemesince yapılan inceleem sonucunda tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.    11/07/2024
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK: 2024/1269   E:2022/1091Bilgisayar programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68)Davacı vekili, müvekkilinin bilgisayar yazılımı alanında faaliyet gösteren bir şirket olduğunu ve ... isimli bilgisayar programının eser sahibi olduğunu, yine “...” ibaresinin ... nezdinde müvekkili adına marka olarak tescil edildiğini, müvekkilinin sahip olduğu programların kullanılması, işlenmesi, tersine mühendislik işlemine tabi tutulması konularında hiç kimseye izin ya da yetki vermediğini, İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2017/39 D. İş dosyası kapsamında yapılan tespit sonucunda alınan bilirkişi raporunda davalılara ait bilgisayarda mali hakları müvekkiline ait ...modüllerinin bilgisayarda kurulu ve aktif olarak çalışır durumda olduğunu, ayrıca müvekkili şirket programları kullanılarak proje üretildiğinin tespit edildiğini, davalı şahıs hakkında..... Sayılı ceza davası açıldığını, davalıların herhangi bir sözleşme ve izne tabi olmaksızın, şifre kırmak suretiyle bilgisayarında kullandığı, davalıların işi ve faaliyet alanı gereği bu programlardan haksız kazanç elde ettiğinin açıkça ortaya çıktığını, programları lisanssız olarak kullanan davalıların müvekkilinin mali haklarını açıkça ihlal ettiğini, bu kapsamda FSEK md.68/2 uyarınca sözleşme olması halinde belirlenecek mutad bedelin 3 katı tazminat talep etmekte olduklarını fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak şimdilik 10.000 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, ... aleyhine açılan davada taraf sıfatı bulunmadığını, tespit yapılan bilgisayarın müvekkili şirketin eski çalışanına ait olduğunu, bilgisayar çalışanın ceza evine girmesi sebebiyle müvekkili şirkette kaldığını, söz konusu bilgisayarın müvekkili şirketin iş ve işlemlerinde kullanılmadığını, FSEK 66/2. madde kapsamında dava açılabilmesi için müvekkiline ait işin ifası sırasında müvekkilinin çalışanı tarafından davacıya ait yazılımın kullanılması gerektiğini, İstanbul Anadolu 1. FSHHM 2017/39 D.İş sayılı dosyası ile yapılan tespitin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin görevsiz ve yetkisiz olduğunu, sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğunu,yine sadece müşteki avukarı ve bilirkişi tarafından şirket yetkilisinin bulunmadığı bir yerde tespit yapılmasının geçersiz olduğunu, işlemin 5271 sayılı CMK’ya aykırı olduğunu, davacıya ait yazılımın bulunduğu bilgisayarın müvekkiline ait olmadığını, müvekkili şirkete ait envanter defteri ve demirbaş listesinde bu bilgisayarın olmadığının görüldüğünü, bilgisayarın ... isimli şahsa ait olduğunu, söz konusu eski çalışana ait bilgisayarın müvekkili şirkette bulunması sebebinin eski çalışanın bilgisayarını şirkette unutması ve sonrasında yaşadığı bir olay sebebiyle cezaevine girmesi olduğunu, davacının tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, ceza dosyasında bilirkişi raporu alınmadığından dosyanın bekletici mesele  yapılması gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.  Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin faaliyette bulunduğu iş yerinde, delil tespitine dayalı olarak yapılan inceleme sonucunda, bir adet bilgisayarda ... programının kurulu olduğunun belirlendiği, bilirkişi heyetince sunulan raporda, bilgisayarında kurulu bulunan ... programının ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bulunduğu, davacının söz konusu programın mali haklarını kullanma yetkisine sahip olduğu, ... 5.1. programı ile modüllerin çalışır durumda olduklarının açıklandığı, bir eserin herhangi bir şekilde çoğaltılması hakkı münhasıran eser sahibine ait olup, çoğaltma hakkının, bilgisayar programının geçici çoğaltılmasını gerektirdiği ölçüde, programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması fiillerini de kapsadığı, davalı iş yerindeki 1 adet bilgisayarda da ... 5.1 programı ile yan modüllerinin yüklü ve çalışır vaziyette bulunduklarının tespit edildiği, davacıyla sözleşme yapılmadan veya davacının izni olmadan gerçekleşen bu eylem ile davacının çoğaltma hakkının ihlal olunduğu, söz konusu bilgisayarın davalı Şirketin faaliyette bulunduğu iş yerinde olduğu, gerçek kişi davalının da davalı ... temsile yetkili kişi olarak sorumluluğun bulunduğu, bilgisayar programının izinsiz depolanmasının dahi eser sahibinin çoğaltma hakkını ihlal ettiği, alınan ek bilirkişi raporunda, programın yüklendiği yıl olan 2016 yılı fiyat listesinin dikkate alınacağı, davalı iş yerinde tespiti yapılan yazılımın güncel sürüm olmadığı, yazılım ürünlerinde genel uygulama olarak yeni versiyon çıktığında eski sürümün satışının durdurulduğu, eski sürümün daha uygun fiyata satışı gibi bir yöntemin izlenmediği, tespitin yapıldığı yıl olan 2016 yılında dava konusu programın satışını gösteren bir faturanın bulunmadığı, 2016 yılına göre ürünlerin liste fiyatları ile uygulanan ortalama iskonto rakamlarına ve kanuni defter incelemelerine göre belirlenen tutarın bildirildiği, alınan raporda belirlenen miktarın dosya kapsamı ile uyumlu bulunduğu gerekçesi ile 5846 sayılı yasanın 68/2 md gereğince 17.826,60-TL telif tazminatının haksız fiilin başlangıç tarihi olan (programın yüklendiği tarih) 29/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Dava, fikir ve sanat eserleri sahipliğinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı tarafın bilgisayarında kurulu olan ... programının ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bulunduğu, davacının söz konusu programın mali haklarını kullanma yetkisine sahip olduğu, ... 5.1. programı ile modüllerin çalışır durumda olduklarının açıklandığı, davacıyla sözleşme yapılmadan veya davacının izni olmadan gerçekleşen bu eylem ile davacının çoğaltma hakkının ihlal olunduğu, söz konusu bilgisayarın davalı Şirketin faaliyette bulunduğu iş yerinde olduğu, gerçek kişi davalının da davalı ... temsile yetkili kişi olarak sorumluluğun bulunduğu, belirlenen tutarın dosya kapsamı ile uyumlu bulunduğu anlaşılmakla, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.   05/07/2024 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2024/1196 E: 2023/1506Reklam filminde oynayan icracı sanatçının  mali ve manevi haklarının ihlal edildiği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat talebi (FSEK m.80)Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... için çekilmiş olan reklam filminde oyuncu olarak rol aldığını, 1998 yılında reklamın yayınlandığını ve yayınlandığı dönem için anlaşıp ücretini aldığını , 09/03/2015 tarihinde ilk olarak ... Tv akşam ana haberleri içinde yer alan reklam kuşağında ve daha sonra tüm diğer reklam kuşaklarında müvekkilinin rol aldığı reklam filminin yeniden yayınlandığını, yaptıkları araştırmalar sonucunda 09/03/2015-22/03/2015 tarihleri arasında yayınlanan 30 kanalda ki tüm reklam kuşaklarında müvekkilinin oynadığı reklam filminin yayınlanacağının öğrendiklerini, müvekkilinin muvafakati alınmaksızın ve telif bedeli ödenmeksizin yayın yapıldığını, müvekkilinin mali hakkına tecavüz edildiğini iddia ederek, davalılardan 20.000- TL maddi, 5.000-TL manevi olmak üzere toplam 25.000,00 TL tazminatın faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.CEVAP: Davalı ... cevap  dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin yayınların iletilmesi için alt yapı olanağı sağladığını, reklamlarda rol alanlar ya da reklam veren müşterilerle ilişkisinin bulunmadığını, sözleşmeleri hakkında bilgileri bulunmadığını, müvekkilinin pasif husumet ehliyeti olmadığından davanın reddi gerektiğini,davacının mali haklarına tecavüz edildiği iddiasında müvekkili şirketin kusurunu ispatlayamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... Tic.Ltd.Şti vekili cevap dilekçesinde özetle; bir hakkın tecavüze uğradığından bahsedebilmek için o hakkın sahibi olmak gerektiğini, davacı tarafın hak sahibi olmadığını, oyuncuların doğrudan eser sahibi olmadığını, davacının sözleşmesini 1 yıllığına yaptığını kanıtlayan herhangi bir delil sunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap d dilekçesinde özetle; davacı yanın kendi isteğiyle rol aldığı bir reklam filminin tekrar yayını nedeniyle manevi tazminat istemesinin haklı olmadığını, manevi tazminat talebinin reddi gerektiğini, maddi tazminat talebi ile ilgili olarak davacının telif hakkı olduğunu kanıtlayamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalıların istinafı üzerine verilen bu karar; Dairemizin 27/09/2019 tarih  2017/2270 E - 2019/1917   K.sayılı ilamı ile kaldırılmıştır. İlk derece mahkemesince Dairemizin kaldırma kararı sonrası yapılan yargılama sonucunda; reklamın tarafların kabulünde olduğu üzere 1998 yılında ilk kez yayınlandığı, 17 yıl sonra yayınlanması (yeniden iletimi) için 5846 Sayılı FSEK 80/1-A-(2) maddesi gereğince davacının izni gerektiği, süresiz izin verildiğine dair ispat yükü üzerinde olan davalı tarafça delil sunulmadığı anlaşılmakla reklam filminin izinsiz olarak yayınlandığı dolayısıyla davacının  maddi tazminat talep etme hakkının bulunduğu, Film Yapımcıları Meslek Birliğinin 20/1/2021 tarihli yazılarında ücretin 5.000-TL olduğu belirtildiği, davacının ilk aldığı ücretin bildirilmediği, tazminat miktarının BK hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle, 5.000-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştekeken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, manevi haklarının ihlal edildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine reddine karar verilmiştir.  Davacı vekili istinaf dilekçesinde dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaları tekrar ederek;  1998 yılında çekimi yapılan bu filmin üzerinden 17 yıl geçtikten sonra davacıdan devralınan haklar son bulduğu halde, bedel ödenmeksizin ve izin alınmaksızın filmin  bir çok yayın kuruluşlarında tekrar yayınlandığını, yeniden izin almadan ve bedel ödemeden yapılan bu yayınlar sebebiyle müvekkilin manevi hakları ihlal edildiğinden, davadaki taleplerimizin, FSEK 70.maddesi gereğince manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmesinin hukuka ve yasalara aykırı olduğunu,  takdir edilen oyunculuk bedelinin daha yüksek bir bedel olması gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı  ... San. Tic. AŞ.  vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde;  davanın müvekkil şirket yönünden pasif husumet yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken müvekkil aleyhine maddi tazminat miktarına hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının iddialarını ispat edemediğini  ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Dava,  Dava, FSEK'ten kaynaklanan  hakların ihlal edildiği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın   kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davacı vekili ve davalı ... San. Tic. AŞ vekili  tarafından istinaf edilmiştir. 1-Davalı  .. San. Tic. AŞ vekili, kabulüne karar verilen 5.000-TL maddi tazminat yönünden kararı istinaf ettiği, karar tarihi itibariyle ilk derece mahkemesinin kesinlik sınırının 8.000-TL olduğu, bu nedenle karar tarihi itibariyle HMK'nın 341.maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının adı geçen davalı yönünden miktar yönünden kesin nitelikte olduğu anlaşılmakla,  davalı  ... San. Tic. AŞ vekilinin istinaf isteminin usulden reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının manevi zarara uğradığının ispat edilemediği, hükmedilen maddi tazminat miktarında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.26/06/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2024/1147 E: 2024/677Murisin eserlerinin mali haklarına tecavüz edildiği iddiasıyla, biyografik sinema filminde bu eserlerin kullanılmasının önlenmesi talebiDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ...'nın yasal mirasçısı olduğunu, ...'ya ait eserlerin mali haklarının müvekkili ile beraber dava dışı ...'ya ait olduğunu, müvekkilinin kendisine ait olan mali hakları belirli bir süre çeşitli şirketler aracılığıyla kullandığını, ancak 2. FSHHM 'nin 2023/263 Esas sayılı dosyasında ikame edilen davada belirtildiği üzere, müvekkilinin iradesinin sakatlanarak baştan itibaren hükümsüz olan sözleşme ile haklarının devrettiği düşündürülerek işlem yapıldığını, murisin eserlere ilişkin mali haklarının el birliği mülkiyeti altında olduğunu, bu nedenle imzalanan devir sözleşmesinin geçersiz olduğunu, davalıların murisin hayatını konu alan filmin çekimlerine başladığını ve 2024 yılının Ocak ayında gösterime gireceğinin belirtildiğini, bahsi geçen filmde murisin eserlerinin kullanıldığı ya da kullanılacağı aşikar olup, bu eserlerin kullanılmasının murisin ve müvekkilinin haklarına tecavüz niteliğinde olduğunu, bu hususta davalılara ihtar çekildiğini, ancak ihtara cevap verilmediğini belirterek, davalının fiillerinin hukuka aykırı olduğunun tespiti, davalıların muris ...'nın eserleri, icra ve yapımları üzerinde sahip olduğu mali ve manevi hakları ile bu hakların kullanma yetkisine  tecavüz veya ciddi bir tecavüz tehlikesi oluşturan ...'ya ait eser, icra ve yapımların "..." isimli veya başka adla ve aynı içerikte çekeceği sinema filminde kullanılmasının, anılan eserlerin kullanılacağı bir filmin çekilmesinin, tespitinin, kısmen çekilmiş ise tamamlanmasının kamuya sunulması ve tanıtılmasının, çoğaltılmasının, yayılmasının, temsilinin ve gösterilmesinin yayın veya dijital yolla umuma iletilmesinin önlenmesini, davalılar tarafından murisin hayatını konu alan filmde murise ait eserlerin kullanılması göz önüne alınarak, filmin çekilmesinin, çoğaltılmasının, yayınlanmasının ve umuma iletilmesinin engellenmesi/ önlenmesi, ihlal edilen fikri haklara tecavüzün tespiti ile tecavüzün sonuçlarının ortadan kaldırılmasını talep etmiş, ek dilekçesi ile filmin 26/01/2024 tarihinde vizyona gireceği göz önüne alınarak filmin vizyona girmesinin engellenmesi hususunda tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili  cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davada söz konusu filmde kullanılan şarkılara ilişkin hak usulüne uygun ve davacının da imza ettiğini ikrar ettiği bir sözleşmeye dayanan hak sahibi şirketten devralındığından, davacının söz konusu sözleşmeye ilişkin hak sahipliğini tespit ettirmeden şarkılara ilişkin eser sahipliğinden ötürü tecavüz iddiasında bulunamayacağını, bundan dolayı huzurdaki davayı açmakta hukuki bir yararı  bulunmadığını, davacının mirasçı olması sıfatıyla hak sahibi olup mirastan doğan eserler üzerindeki haklarını bedel karşılığı ve usulüne uygun bir sözleşmeyle dava dışı 3.kişi "..."e devrettiğini, buna binaen de eserlere ilişkin kullanım haklarını devralan dava dışı "..." şirketinden de müvekkili şirketlerce kullanıma ilişkin bedel karşılığı muvafakat alındığını, davacının bu hususta kötü niyetli beyanlarda bulunduğunu, davacının kötü niyetinin kendisinin henüz senaryodan dahi bihaber olmasına rağmen, kendi kişilik haklarına dayanarak İstanbul 4.Asliye Hukuk Mahkemesi 2023/33 Esas sayılı dosyasıyla dava açmasından belli olduğunu, kendisinin filmin senaryosunda kronolojik olarak ismen dahi geçmemesine rağmen, filmi kişilik haklarına saldırı bahanesiyle durdurmaya çalıştığını, sırf filmin vizyona girmesine karşı tedbir kararı alarak müvekkili şirketleri baskı altına alıp, fahiş gelir elde etmek amacıyla buna yönelik haksız davalar ikame ettiğini, bu aşamada davacının İstanbul 4.Asliye Hukuk Mahkemesi 2023/33 Esas sayılı dosyasıyla açmış olduğu davanın mahkeme tarafından haksız ve kötü niyetli olduğu görülerek reddedildiğini, müvekkili şirketlerin yapmış olduğu filme merhum sanatçı ...'nın 3/4 oranındaki yasal mirasçısı ...'nın bizatihi katkı sağladığını, kendisinden eserlerin kulanımına ilişkin muvafakatin alındığını belirterek, davanın ve tedbir taleplerinin usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise davanın dava dışı "..." isimli şirkete ihbarına ve netice olarak davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.  Mahkemenin 18/01/2024 tarihli ara kararı ile; "davanın niteliği ve bulunduğu aşamadaki mevcut deliller gözetilmekle, tedbire ilişkin talep ve sonuç kısmında belirtilen tedbir talebine ilişkin tedbir kararı verilmesi gerektiğini gösterir emarelerin bu aşamada dosya kapsamında yer almadığı, dosya arasına sunulan taraflar arasındaki mali hakların devrine ilişkin sözlemenin geçersizliğine ilişkin mahkememizin 2023/263 Esas sayılı dosyasında açılan davanın halen derdest olması, sözleşmenin hükümsüz olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir ilamın bulunmadığı, dava konusu filmde kullanılan veya kullanılacağı iddia edilen murise ait eserlerin mali hak sahibinin kim olduğunun tespitinin yargılamayı gerektirdiği, mali hak sahibinin kim olduğu hususunda mahkemece tarafların delilleri toplandıktan sonra bilirkişi incelemesi gerektiği, bu aşamada mali hak sahibinin davacı taraf olduğuna ilişkin dosya kapsamında yaklaşık ispatın bulunmadığı, her ne kadar davalı mali hakların devrine ilişkin sözleşmenin tüm mirasçılarla birlikte yapılması gerektiği iddiasında bulunmuş ise de, bu hususun da yargılamayı gerektirdiği, ayrıca yerleşik Yargıtay ve İstinaf  da belirtildiği üzere mali hak sahipliğine ilişkin iddiaların yargılama gerektirdiği, (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2023/500 Esas 2023/284 Karar, 2023/896 Esas 2023/660 Karar sayılı vb. kararları) mevcut haliyle dosyada davacının mali hak sahibi olduğuna ilişkin mahkememizce ihtiyati tedbir için gerekli yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığı kanaatine varılmakla davacının ihtiyati tedbir talebinin bu aşamada reddine " karar verilmiştir. Mahkemenin 26.01.2024 Tarihli ara kararında; "...-6100 sayılı HMK 'nın 389 ve devamı maddeleri ile 5846 sayılı FSEK'in 77. Maddesi gereğince takdiren  3.500.000,00 TL (üçmilyonbeşyüzbintürklirası) nakdi veya aynı miktarda kesin ve süresiz teminat mektubu ibrazı koşuluyla İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN KABULÜNE, -Teminat yatırıldığında "..." adli filmin ve davalılar ... Anonim Şirketi ve ... Anonim Şirketi tarafından "merhum ...'nın hayatını anlatan başka bir isimle" SİNEMALARDA VİZYONA GİRMESİNİN ÖNLENMESİNE, VİZYONA GİRMİŞ İSE GÖSTERİMİNİN İHTİYATİ TEDBİR YOLUYLA DURDURULMASINA, - "..." adli filmin ve davalılar ... Anonim Şirketi ve ... Ticaret Anonim Şirketi tarafından "merhum ...'nın hayatını anlatan başka bir isimle" UYDU, KABLO, HER TÜRLÜ TELEVİZYON YAYINI, CD, DVD, İNTERNET/ SOSYAL MEDYA/ DİJİTAL BÜTÜN YOLLARLA UMUMA İLETİLMESİNİN ÖNLENMESİNE, -"..." adli filmin ve davalılar ... Anonim Şirketi ve ... Anonim Şirketi tarafından "merhum ...'nın hayatını anlatan başka bir isimle" FRAGMANLARININ YAYINININ SİNEMALARDA, UYDU, KABLO, HER TÜRLÜ TELEVİZYON YAYINI, CD, DVD, İNTERNET/ SOSYAL MEDYA/ DİJİTAL BÜTÜN YOLLARLA UMUMA İLETİLMESİNİN ÖNLENMESİNE, "Şeklinde karar vermiştir. Mahkemenin 15.02.2024 Tarihli ara kararında ise; "1-Mahkememizin 26/01/2024 tarihli tedbir kararına karşı davalı tarafça yapılan itirazın teminat miktarı ve  tedbirin kaldırılması yönünden reddine,  2-Ters teminat verilmesine ilişkin talebin verilen tedbir kararı göz önüne alınarak reddine," şeklide karar  verilmiştir.Davacı vekili istinaf isteminde; Mahkemenin ara kararda "....talep ve sonuç kısmında belirtilen tedbir talebine ilişkin tedbir kararı verilmesi gerektiğini gösterir emarelerin bu aşamada dosya kapsamında yer almadığı..." ve "... mali hak sahibinin davacı taraf olduğuna ilişkin dosya kapsamında yaklaşık ispatın bulunmadığı..." şeklinde belirtilmiş ise de, mahkemenin 2023/263 Esas sayılı dosyanın dava dilekçesinde açıklandığı üzere merhum sanatçı...'nın iki yasal mirasçısı olduğunu, müvekkilinin tek başına sanatçının mirası olan eserlerin mali haklarını davalı şirkete devretmesinin hukuken mümkün olmadığını, davaya konu sözleşmenin hükümsüz olduğunu, kaldı ki sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilse dahi, sözleşmenin 2.1 maddesi uyarınca davalı şirketin eserin mali haklarını tek başına kullanmasının da mümkün olmadığını,  müvekkilinin açıkça eserlerin kullanımına izin vermediğini, tedbire konu filmde müvekkilinin hakkının tecavüze uğrayacağını, yaklaşık ispatın oluştuğunu, mahkemece tedbir kararı verilmesi için kesinleşmiş bir hükme gerek olmadığını, aynı mahkemenin 2023/263 Esas sayılı dosyasını birlikte değerlendirmediğini, hak sahipliği yönünden bilirkişi incelemesine gerek olmadığını, Filmde merhum sanatçı ...'nın eserlerinin kullanılacağının sabit olduğunu, tedbir kararı verilmemesi ve dava konusu filmin vizyona girmesi halinde müvekkilin hukuken korunması gereken haklarının zarar göreceğini belirterek, 18.01.2024 tarihli tedbir talebinin reddi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinaf isteminde özetle; Mahkemenin 26.01.2024 Tarihli tedbir kararının ve itirazın reddi kararının yerinde olmadığını, Mahkemenin 18.01.2024 tarihli ara kararında tedbiri reddetmişken ve red gerekçesindeki hususlar çözüme kavuşmamasına rağmen 18.01.2024 tarihli gerekçeli ara kararı yok sayarcasına dosyada tekrar tedbir kararın verilmesinin usule aykırı olduğunu, Davacının kendisinin imzaladığını ikrar ettiği ve delil olarak sunduğu sözleşme gereğince hakkını devrettiğini ve davalı müvekkillerince de usulüne uygun bir şekilde filmde kullanılacak olan şarkıların haklarını davacıdan alarak elinde bulunduran dava dışı ... isimli şirketten muvafakatname ile alındığını, 1/4 mirasçı olan davacının eserler üzerindeki mirastan doğan haklarını devretmiş olup, 3/4 mirasçı ...'nın ise zaten filmin danışmanlığını yapmakta olduğunu ve şarkıların kullanılmasına muvafakati bulunduğunu, ...'nın cevap dilekçesinde belirttikleri üzere tanık olarak dosyaya bildirildiğini, ...'nın müvekkili şirketlerin düzenlemiş olduğu filmin galasında da yer aldığını, filmin başrolüyle birlikte merhum babasının şarkısını dahi seslendirdiğini, buna ilişkin haber linkini sunduklarını, Davacının mirasçı ...’nın muvafakati olmaması nedeniyle, imzaladığını ikrar ettiği sözleşmenin kesin hükümsüz olduğu iddiasına dayandığını, bu iddianın yerinde olmadığını, somut delile de dayanmadığını, Aynı Mahkemenin 2023/263 Esas dosyasıyla davacı tarafından dava dışı "..." isimli şirkete sözleşmenin gabin nedeniyle kesin hükümsüzlüğüne dayanarak açmış olduğu dava neticelenmeden bu yönde bir karar verilmesinin hatalı olduğunu, Davacının mirastan doğan hakkı her halükarda kendisinin de belirttiği üzere, el birliği mülkiyetine tabii ise davanın eserler üzerinde ¾ hak sahibi ... da dahil edilmek suretiyle açılmasının zorunlu olduğunu,  diğer mirasçı dahil edilmeden dava açılmasının dava şartı noksanlığı olup, davanın usulden reddi gerekirken, aniden tedbir kararı verilmesinin hatalı olduğunu, 18.01.2024 tarihli gerekçeli ara karardan bu yana tedbir verilmesini gerektirecek davacı lehine hiçbir yeni husus olmadığını, mahkemenin 3 gün içinde 2 bilirkişi raporu aldığını, 24.01.2024 tarihli bilirkişi raporuyla "1. ... isimli filmde kullanılacak ...’ya ait müzik eserleri üzerindeki mali hakların ¼’ü’nün davacı, ¾’ünün dava dışı ...’ya intikal etmesi, davacının eserler üzerindeki mali haklarını ... Yap.Org. AŞ’ye devretmesi (davacının gabin iddiası yargılamayı gerektirmekle bu iddianın haklı olup olmadığı hususunda açılmış başka bir dava söz konusu olup bu davada yargılama devam etmekle herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır), ... Yap.Org. AŞ’nin ise bu devire dayalı olarak eserlerin davaya konu filmde kullanılması yönünde davalılara muvafakatname vermesi dikkate alındığında herhangi bir izinsiz kullanım hususunun söz konusu olmadığı, 2. Davacı taraf davaya konu eserler üzerinde ¾ oranında pay sahibi olan ...’dan izin alınmaması nedeniyle kendi yaptıkları devirlerin geçersiz olduğunu ileri sürmüş ise de dosya kapsamında ... tarafından bu yönde açılmış bir davaya ilişkin delile rastlanmadığı, TMK 640 ve HMK 59 gereği diğer mirasçının davaya dahil edilip edilmeyeceği hususundaki Takdirin Sayın Mahkemeye ait olacağı," şeklinde görüş belirtildiğini, Davacıdan hakları sözleşmeyle devralan dava dışı 3.şahıs ... isimli şirketçe MESAM tarafından yapılan telif ödemelerinin de bu şirkete yapıldığının bildirildiğini, Davacının filmin vizyona girmesinden hemen önce bu davayı açmasında kötü niyet olduğu açık olup, hiçbir somut delil olmadığını, Esasen 2. raporun yalnızca filmde kullanılacak şarkılara ilişkin kullanılıp kullanılmadığına ilişkin tespitleri içerdiğini, ancak bu hususta rapor alınmasını gerektirecek bir husus olmadığını, kendilerinin bazı şarkıların filmde kullanılacağı zaten belirttiklerini, filmin fragmanının yayınlandığını, şarkıların fragmanda dahi göründüğünü, MESAM  tarafından ...'nın eserlerinin kullanımına ilişkin izin vermeye kimlerin yetkili ve kayıtlı olduğuna ilişkin talep edilen müzekkereye verilen cevapta da "...’ya ait eserler MESAM koruması altındadır. Muhtar ... varisi ... ile ... A.Ş. arasında edisyon anlaşması bulunmaktadır. Muhtar ...’nm diğer mirasçısı ... sahibi olduğu 1/4' lük hakkını üyemiz ... Yay. Org. A.Ş.’ye devir etmiştir. Muhtar ... eserleri hakkında; ... adına ... A.Ş. ve ... Yay. Org. A.Ş. münhasıran izin vermeye yetkilidir." şeklinde belirtildiğini, Bu nedenle senaryo üzerinden inceleme yapılmak suretiyle şarkıların kullanılması nedeniyle tecavüzün oluşacağı hususuna yönelik gerekçenin hatalı olduğunu, kullanımın hukuka uygun olduğunu, film durdurulduğundan davalı müvekkillerinin mağdur olduğunu, davaya konu uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğini, Tedbir kararına katılmamakla birlikte, tedbir kararı kaldırılmayacaksa da davalı müvekkili şirketlere 90 Milyon TL’ye mal olan filmin zararına karşılık olarak 3.500.000 TL gibi cüzi bir teminat takdir edilmesinin hak ve nesafet kurallarına aykırı olduğundan, bu yönü ile de karara itiraz ettiklerini, itirazın reddedildiğini, ters teminat talebinin de reddedildiğini, davacının kendisi dahi buna muvafakat ettiyse de Yerel Mahkemece talebin reddedildiğini, tedbir kararının hatalı olduğunu belirterek, öncelikle tedbirin kaldırılmasını, aksi halde ters teminata hükmedilmesini talep etmiştir. . Dosyada davacı ile dava dışı ...Şirketi arasındaki 03/12/2018 tarihli mali hak devir sözleşmesi ve davalı yanca sunulan ...Şirketi'ne atfen imza bulunan muvakafatname mevcuttur. Davacı mali hak devrine ilişkin sözleşmenin geçersizliği iddiası yönünden ilk derece mahkemesinin 2023/263 Esas sayılı dosyası ile dava açarak eserlerin sinema eserinde kullanılmasının önlenmesi için ihtiyati tedbir isteminde bulunmuş, mahkemece tedbir istemi reddedilmiş, istinaf incelemesi neticesinde ise İstanbul BAM 44.HD'nin 2024/340E, 2024/655Karar sayılı ilamı ile davacının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Bu aşamada davacının mali hak devir sözleşmesinin geçersiz olduğuna ilişkin davasının derdest olduğu, davalılar vekilinin aşamalardaki savunmasında murisin diğer mirasçısı olan oğlu ...'nın eserlerin kullanılmasına muvafakati olduğunu iddia ederek, taraf teşkiline ilişkin de itirazda bulunduğu dikkate alındığında, iddia ve savunmanın kapsamı, tarafların hak ve menfaat dengesi, derdest dava dosyasına göre FSEK 77, HMK 395/1.maddeleri gereğince ters tedbire hükmedilmesi dosya kapsamına uygun düşeceğinden, bu yönde karar verilmesi gerekirken itirazın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, ilk derece mahkemesinin 15/02/2024 tarihli ara kararın kaldırılması gerekmiştir. Dairemizce teminat takdir edilirken, davacının iddiasının eserlerin kullanımına ilişkin olması, eser sayısı, somut delil duruma göre 3.500.000,00 TL teminatın dosya kapsamına uygun düştüğü dikkate alınarak 3.500.000,00 TL teminat belirlenmiştir. Açıklanan nedenle davalılar vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin 18/01/2024 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddi kararı yönünden davacı vekili istinafa başvurmuş ise de; mahkemenin 26/01/2024 tarihli ara kararı ile ihtiyati tedbire hükmedilmekle istinaf istemi konusuz kaldığı gibi Dairemizin iş bu kararı ile ters tedbire hükmolunmuş olmakla 18/01/2024 tarihli ara karar yönünden davacı vekilinin istinaf istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan nedenle davalılar vekilinin istinafının kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin 15/02/2024 tarihli ihtiyati tedbire itirazın reddi kararının kaldırılmasına, davalıların  ihtiyati tedbire itirazının kısmen kabulü ile, 26/01/2024 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılarak ters tedbire hükmedilmesine dair karar verilmiştir.  13/06/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2024/1176 E: 2022/2081Tescilsiz tasarım hakkına tecavüz nedeniyle maddi tazminatDavacı vekili dava dilekçesinde;  davalı firmanın, müvekkili şirketten 2-5 Nisan 2019 tarihinde Moskova’da düzenlenecek olan “...” fuarında kullanılmak üzere özel stant tasarlanması hususunda talepte bulunduğunu, davalı tarafın talepleri doğrultusunda müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen tasarımlara ve görsellere ilişkin 18.300,00 Euro’luk fiyat teklifi ile birlikte 29.11.2018 tarihinde davalı taraf adına görüşmeleri yürüten ...'e, davalı şirket çalışanlarından ...’a ve ... isimli kişiye mail yolu ile iletildiğini, davalı tarafın taleplerine uygun olarak gerekli bütün çalışmaların yapılmasına rağmen, davalı tarafça süreklilik arz eder nitelikte proje üzerinde farklı çalışmalar yapılmasının talep edildiğini, müvekkili şirketçe her defasında davalı tarafın taleplerine istinaden revize çalışmalar yapılarak, davalı tarafa iletilmiş ise de, davalı tarafça sözleşme imzalamaktan imtina edildiğini, müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen ve görselleri davalı tarafa mail yolu ile iletilen özel stand yapımına ilişkin olarak, davalı taraf ile müvekkili şirket arasında sözleşme imzalanmamış olmasına rağmen, davalı tarafın “...” fuarına tasarımı müvekkili tarafından gerçekleştirilen özel standı başkalarına yaptırarak katıldığını, müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen özel stand tasarımına görseller ile birlikte davalı taraf adına görüşmeleri ...’e, davalı şirket çalışanlarından ...’a ve Hakan isimli kişiye mail yolu ile iletilen teklifte, işin toplam maliyetinin 18.300,00 Euro, teklifin %20’sinin ise, tasarım ve çizim bedeli olduğunun belirtildiğini, davalı tarafın müvekkili şirketin izni olmaksızın müvekkili şirket tarafından tasarlanan standı üçüncü kişilere imal ettirerek “...” fuarına katıldığının tespit edilmesi akabinde müvekkili şirket yetkilisi ... tarafından, stand projesinin izinsiz kullanımından kaynaklı toplam fiyat teklifinin %20’sine tekabül eden tasarım ve çizim bedelinin ödenmesi talep edilmişse de, davalı tarafça müvekkili şirkete herhangi bir ödeme yapılmadığını, müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen ve davalı tarafa görselleri mail yolu ile iletilen stand tasarımının davalı tarafça müvekkili şirketin izni olmaksızın üçüncü kişilere imal ettirilmesi ve yine müvekkili şirketin izni olmaksızın fuarda davalı tarafça kullanılması sebebi ile 5846 Sayılı Kanundan kaynaklı haklar kullanılarak davalı taraf aleyhine arabuluculuk müracaatında bulunulmuş ise de, yapılan görüşmelerde anlaşmaya varılamadığını belirterek, açıklanan nedenlerle sözleşme bedelinin %20’sine tekabül eden 3.660,00 Euro’nun 08.04.2019 tarihli kur karşılığı 23.384,47 TL’nin davalı tarafın gönderilen mail ile temerrüde düştüğü 08.04.2019 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalı taraftan tahsilini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir.Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 19/10/2022 tarihli 2021/283 E. - 2022/225 K. sayılı kararıyla; "...Dosyaya sunulan tüm deliller, taraf beyanları ve raporlar birlikte değerlendirildiğinde; tarafların, davalının katılacağı fuar için fuar standı tasarımı ve üretimi konusunda görüşmeler yaptıkları, görüşmeler çerçevesinde davacı fiyat teklifinin %20'sini tasarım ve çizim bedeli oluşturduğu, davacının mail olarak davalıya gönderdiği tasarım ile davalının fuarda kullandığı tasarımın bilgilenmiş tüketici algısında benzer olarak algılandıkları anlaşılmıştır. Burada üzerinde durulması gereken hususu eser vasfı olmadığı belirlenen stand tasarımının tescilli olmaması nedeniyle tescilsiz tasarım korumasından yararlanıp yararlanmayacağıdır. SMK'nun 55/4 maddesine göre tescilsiz tasarım ilk kez Türkiye'de kamuya sunulmuş olması halinde korunur. İlk kez Türkiye'de kamuya sunulan bu tasarımın ayırdedici olmalı ve kamuya arzından itibaren 3 yıllık süre geçmemiş olmalıdır. Somut olayda davacı tarafın delil olarak sunduğu maillere göre tasarımın ilk defa davacı yanca vücuda getirildiği, daha önceki bir tarihte aynı yahut benzerinin kamuya sunulduğuna ilişkin bir delilin bulunmadığı, davalının fiili kullanımı tarihi itibariyle de 3 yıllık sürenin henüz dolmadığı anlaşılmaktadır. Davalı yan, her ne kadar tasarımın davalıya ait olduğu, davalının yönlendirme ve talebiyle davacı taraça çiziminin gerçekleştirildiğini beyan ve iddia etmiş ise de, bu iddialarını destekleyecek somut ve denetlenebilir görsel içerikli bir delil dosyaya sunamadığı, davalının önceki yıllardaki stand tasarımları ile davaya konu tasarımın aynı ya da benzer kabul edilemeyeceği, davalı tanığının soyut beyanlarının ise ispata yeterli olmadığı zira davalı yönlendirmesinin içeriği ile ortaya çıkarılan tasarımın mahkememizce denetlenebilir bir uzman karşılaştırmasının gerektiği, bu itibarla tasarımın sahibinin davacı olduğu hukuki kanaatine ulaşılmıştır.Davacı dava dilekçesi ile (SMK 151/2-c kapsamında kabul edilecek) sözleşme bedelini talep etmiş, bilirkişilerce yapılan incelemede bulunan 22.362,20 TL bedel mahkememizce de dosya içeriği ve sunulan delillerle uygun bulunmuştur. Davacı haksız fiil tarihi itibariyle faiz talep edebileceğinden, bu tarihten sonraki tarih olan 08/04/2019 tarihinden itibaren istenen faiz, taleple bağlılık gereği kabul edildiğine dair; 1-Davacının davasının KISMEN KABULÜ ile; -Davalının, davacıya ait tasarımına tecavüz ettiği anlaşıldığından, 22.362,20 TL'nin 08/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine," karar verilmiştir.  Davalı  vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; Bilirkişi rapora itirazlarında, raporda çok temel bir hususta hata yapıldığı, fuarda kullanılan stantta cam unsur bulunmadığı, bunların müvekkili şirketin ürettiği duvar kağıtları olduğunu, bilirkişinin fotoğraflar üzerinden yaptığı değerlendirmede hataya düştüğü hususunun arz ve izah edildiğini,Mahkemece ek rapor tanzimi için dosya bilirkişiye tevdii edildiğinde işbu beyanlarının  gerçekliğinin ortaya çıktığını, cam unsur kullanıldığına ilişkin hiçbir delilin olmadığının sabit olduğunu,Ne var ki, kök raporda tasarımın cam unsurları yönünden izinsiz kullanımının bahis konusu olduğu iddiası ile yapılan değerlendirmelere tasarımda cam unsur bulunmadığı yönündeki itirazımızı değerlendiren ek raporun cam unsur olduğu iddiasını subuta erdiren hiçbir tespitte bulunmamasına rağmen, duvar kağıdı olsa dahi duvar kağıtlarının kapladığı alana ilişkin % 15’lik oran ile bu konuda yapılmış olan hesaplamada herhangi bir değişiklik olmadığının beyan edildiğini, bilirkişilerce yapılan bu değerlendirmeye katılmanın mümkün olmadığını, tasarımda olduğu beyan edilen cam unsurun, fuar standında yoksa, benzerlik olduğunun düşünülemeyeceğini, Mahkemece karara esas alınan işbu rapordaki mesnetsiz iddia ve beyanlara itibar edilerek hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Ayrıca, ek raporda, kök rapordan farklı olarak tasarımın bütünü için tazminat hesabı yapıldığını, bu hususta yapılan değerlendirmenin soyut ve gerekçesiz olup kabulünün mümkün olmadığını, kök raporda yapılar cam unsur kullanılmış ise % 15 oranında yer kaplar değerlendirmesine katıldığını ifade eden bilirkişilerin, buna rağmen % 15 oranındaki yeri tüm imalata tahmil edip, bütünü için hesaplama yaptıklarını, usul ve yasaya aykırı işbu tespite itibar edilerek verilen karar verildiğini, Huzurdaki davanın taraflarına yöneltilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira, 2-5 nisan 2019 tarihleri arasında Moskova'da yapılacak fuar için müvekkili şirkete sunulan tekliflerin içinde en iyisi ve en ekonomik olarak değerlendirilen ... firmasına ait projenin uygun bulunduğunu ve bu firma ile nihai anlaşma imzalandığını, Müvekkili şirketin bahsi geçen firmaya bu iş için 15.184,50 Euro ödeme yaptığını, böylece müvekkili şirketin bu iş için profesyonel bir hizmet aldığının açık olduğunu, Davacının , ... fuarındaki müvekkili şirkete ... tarafından hazırlanan tasarımın kendi tasarımıyla benzerlik taşıdığını iddia ediyorsa, bu iddiasını müvekkiline değil, ... firmasına yöneltmesi gerektiğini, Davacının müvekkiline yönelik taleplerinin husumet yönünden de reddi gerektiği halde, mahkemece işbu itirazlarının nazara alınmadan müvekkili aleyhine karar verildiğini belirterek, kurulan kararın Mahkeme kararına vaki istinaf taleplerinin esastan kabulüne karar verilmesini ve kararın ortadan kaldırılmasını, haksız davanın reddine hükmedilmesini talep etmiştir.DELİLLER: İlk derece mahkemesince  bilirkişiler FSEK uzmanı ..., mimar ... ve mali müşavir ...'dan oluşan bilirkişi heyetinden alınan 13/04/2021 havale tarihli raporda; "Davaya konu fuar standının FSEK anlamında "eser" vasfını haiz olmadığı, davacının mail ile davalıya gönderdiği stand tasarımında yer alan iki adet cam unsurun davalının başkasına yaptırdığını belirttiği 2019 yılı fuar standında kullanıldığı, kullanımın TTK 55/1-a-4 bendi gereğince haksız rekabet teşkil ettiği, mali yönden yapılan incelemede; davaya konu olayda davacı şirketin iddiasında haklı olduğunun ve davacı şirket çalışanının mail ile davalı tarafa iletmiş olduğu ödeme talebinin kabulü halinde, dava tarihi itibarıyla; davacmın, davalıdan 3.354,33 TL asıl alacak ve 700,59 TL avans faizi olmak üzere, toplam 4.054,92 TL alacaklı olduğu" hususlarını tespit ve rapor etmişlerdir. Davalı tanığı ... talimat mahkemesi aracılığıyla alınan beyanında; davalı firmada ihracat müdürü olarak 6 yıldır çalıştığını, 6 yıldır her yıl en az 3 tane yurt dışı fuarına katıldığını ve hep birbirine benzeyen aynı standı yaptırdıklarını, fuara katılacaklarını duyan, takip eden stand yapımcısı onlarca firmanın kendilerine mail atıp teklif vermek istediklerini, gelen maillere hep aynı formatta taleplerini sıraladıklarını, bütün ayrıntıları verdiklerini, bunların renk, malzeme, şekil vs olduğunu, buna göre gelen en az 20 teklif aralarından uygun olanı seçtiklerini ve onayladıklarını  2019 yılında da farklı olmayan aynı sürecin işlediğini, ama davacı firmanın aralarında hiç bir anlaşma olmadan kendilerine gönderdikleri teklif için ödeme talep ettiklerini, halbuki kendisinin ulaşıp, teklif vermek istediğini, verdiği teklif uygun olmadığı için başka bir firma ile çalışıldığını, kendilerine sunulan özel bir tasarım olmadığını, zaten tasarımı kendilerinin verdiğini, her yıl, her fuarda birbirinin aynı standı kullandıklarını, bunun sebebi olarak müşterilerin fuar alanında kendilerini kolay bulabilmesi olduğunu, davacı firmanın sunduğu farklı bir tasarım olmadığını, fikir ve önceki standları doğrultusunda fiyat verdiğini ve teklif sunduğunu beyan etmiştir. Bilirkişi heyetine tasarım uzmanı ... ve marka vekili ... da eklenerek alınan 22/08/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda, "Davaya konu fuar standının FSEK anlamında "eser" vasfını haiz olmadığı, davalı yanın 2019 yılı fuar standında yaptığı kullanımların davacı yana ait tescilsiz tasarıma tecavüz teşkil eder mahiyette olduğunun değerlendirilebileceği, taraf vekillerinin itirazları hususunda yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda; kök raporda stand tasarımında yer alan iki adet cam unsuru olarak benzetilmiş alanın duvar kağıdı olması halinde de, duvar kağıtlarının kapladığı alana ilişkin %15’lik oran ile bu konuda yapılmış olan hesaplamada herhangi bir değişiklik olmayacağı, ancak, Tasarımcı bilirkişinin değerlendirmesinin Mahkemece kabulü ihtimalinde davalı tarafa ait 2019 yılı fuar görsellerinin, davacı tarafa ait stand tasarımına bütünsel olarak benzer olduğu anlaşıldığından, yeniden yapılan hesaplamada dava tarihi itibariyle, davacının, davalıdan 22.362,20 TL asıl alacak ve 4.670,59 TL avans faizi olmak üzere, toplam 27.032,79 TL alacaklı olduğu" hususlarını rapor etmişlerdir.  Dava, tescilsiz tasarım hakkına tecavüz edildiği iddiasıyla açılan maddi tazminat davasıdır.Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya incelendiğinde; mahkemece ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık konusunun "davacının davaya konu stant tasarımının eser vasfına sahip olup olmadığı, bu eserin sahibi olup olmadığı, mali haklarının izinsiz kullanım nedeniyle ihlal edilip edilmediği, ihlal edildiyse tazminatın miktarı hususlarında olduğunun" tespit edildiği, dava dilekçesinde de davacı tarafça 5846 sayılı Kanundan kaynaklanan haklar kullanılarak davalı aleyhine arabuluculuk müracaatında bulunduklarının, ancak anlaşma sağlanamadığının beyan edilmesine rağmen, davacı tarafça dava nedeni ıslah edilmediği halde, Mahkemece tescilsiz tasarım hakkına tecavüz nedeniyle tazminat talep ettikleri kabul edilerek, yargılamanın buna göre yürütülmesi doğru olmamışsa da, davalı tarafın bu konuda istinaf talebi bulunmadığından, bu hususa değinilmekle yetinilmiştir. Davalı vekilinin husumete ilişkin istinaf talebi incelendiğinde; davalı taraf, davaya konu edilen stant tasarımını dava dışı firmaya yaptırmış olsa bile, basiretli bir tacir olarak bu tasarımın başkasının sınai mülkiyet haklarına tecavüz edip etmediğini araştırması gerekir. Tescilsiz tasarım olarak SMK uyarınca koruma altında olan tasarımın izinsiz kullanılması, tasarım haklarına tecavüz niteliğinde olduğundan, tasarım sahibi tarafından tasarımı izinsiz kullanana karşı SMK’nun 149/1-ç maddesi uyarınca maddi tazminat talebiyle dava açılabileceğinden, husumete ilişkin istinaf talebi kabul edilmemiştir.Davalı vekilinin esasa ilişkin istinaf taleplerinin incelenmesinde; ilk bilirkişi raporunu hazırlayan bilirkişi heyetinde tasarım uzmanı bir bilirkişinin yer almamasından dolayı SMK kapsamında tescilsiz tasarımla ilgili benzerlik incelemesinin usulüne uygun olarak yapılmadığı, bu nedenle ilk bilirkişi raporundaki stantların benzerliğine dair tespit ve hesaplamalara itibar edilemeyeceği, bilirkişi heyetine hem SMK konusunda uzman bilirkişi, hem de tasarım uzmanı bilirkişi atandıktan sonra yapılan incelemede, denetime uygun olarak, görseller üzerinde inceleme yapıldığı ve bu incelemenin rapora da aktarıldığı, tasarımların bilgilenmiş kullanıcı üzerinde bıraktığı genel izlenimde benzer olarak algılanacaklarının tespit edildiği, tasarım hakkına tecavüzde benzerlik oranına göre tazminat hesabı yapılamayacağı, tasarımın tamamına göre hesaplama yapılmasının SMK’nun 151. maddesine uygun olduğu, davalı tarafça hesaplamanın davacının davalıya teklif ettiği sözleşme bedelinin %20’si üzerinden yapılması konusunda istinaf talebinin bulunmadığı anlaşılmakla, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu kanaatine varılarak, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. 13/06/2024 
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK: 2024/1164 E: 2022/1000YouTube videosunun haber yayını kapsamında izinsiz kullanılması nedeniyle tazminat talebiDavacı vekili, davacıların youtube isimli video paylaşım sitesinde 659 videosu ve 538.060 abonesi bulunan “...” isimli kanalın sahipleri olduğunu, davacıların birlikte çektikleri, kurguladıkları, montajladıkları ve yönettikleri videoları bu kanal vasıtasıyla izleyicileriyle paylaştıklarını, davacılara ait olan “...” başlıklı videonun bir kısmının 15.05.2020 tarihinde davalıya ait "... Tv" adlı televizyon kanalında "... Ana Haber" isimli programda ve 18.05.2020 tarihinde davalıya ait youtube kanalında izinsiz olarak değiştirilmek suretiyle umuma iletildiğini, ayrıca haberde videoyla ilgili kaynak gösterilmediği gibi davacıların kanalının logosunun da kesildiğini ileri sürerek, davaya konu videonun sinema eseri mahiyetinde kabul edilmesi halinde, 5846 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinde düzenlenen mali ve manevi hakların ihlali dolayısıyla, eser olduğunun kabul edilememesi halinde , FSEK md. 84/2-3 atfı ile 6102 sayılı TTK'nın haksız rekabet hükümleri uyarınca, bunun da mümkün olmaması halinde 4721 sayılı TMK kişilik haklarının ihlali ile 6098 sayılı Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminat ile davalı tarafça elde edilen karın iadesi olarak 500 TL'nin haksız fiil tarihlerinden işleyecek avans faiziyle, aksi durumda yasal faiziyle tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş, cevaba cevap dilekçesinde dava konusu videonun, davalının internet sitelerinde ve facebook sayfasında da yayınlandığını ileri sürerek, dava konusu videonun eser olduğunun kabul edilmesi halinde 5846 saylı FSEK'in 70/3 maddesi uyarınca 1000 TL karın iadesine, 10.000 TL manevi tazminatın  tahsiline, temin edilen karın tespit edilmemesi halinde FSEK'in 68/3 maddesi uyarınca 1000 TL maddi tazminatın tahsiline, dava konusu videonun eser olduğunun kabul edilmemesi halinde FSEK'in 84/2-3 maddeleri atfıyla TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığı olarak 1000 TL'nin ve 10. 000 TL manevi tazminatın tahsiline, bunun da mümkün olmaması halinde 4721 sayılı TMK'nın kişilik haklarının ihlali ile 6098 sayılı Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminat ile davalı tarafça elde edilen karın iadesi olarak 500 TL'nin haksız fiil tarihlerinden işleyecek avans faiziyle, aksi halde yasal faiziyle tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı Şirket vekili davacıların ihtilaf konusu haline getirdiği videonun eser niteliği taşımadığını, sokak röportajı olarak beyanları alınan vatandaşın açıklamalarının ve bu açıklamalara gelen tepkilerin haber niteliği taşıması nedeniyle haber verme özgürlüğü sınırları içinde yayınlandığını, haberin sunumunda röportajın bir youtube kanalında yayınlandığı ve kısa sürede tüm platformlarda hızla yayıldığının açıkça belirtildiğini, bu bakımdan haksız rekabet koşullarının da oluşmadığını, dava konusu videonun sahibinin hususiyetini taşımadığını, herkes tarafından meydana getirilebilen fikri çaba ürünü olmayan sokak röportajının sinema eseri olmadığı gibi sinema mahsulü de olmadığını, basının haber verme hak ödevini yerine getirmesine dair ilkelerin 5846 sayılı Yasa'da düzenlendiğini, haber verme sınırları içinde bilgi verme amacı dışına çıkılmadığını, davacı yanın youtube kanalında yayınladığı içeriğin 3 dakikadan uzun olmakla birlikte, dava konusu haber içeriğinde bu videodan yalnızca 11 saniye alıntı yapıldığını, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin usul ve yasaya aykırı olduğunu  savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir Mahkemece, davacılar vekilinin dava dilekçesinde, TTK’nın haksız rekabete ilişkin hükümleri uyarınca fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydı ile 500 TL Maddi ve 10.000,00.-TL manevi tazminat ile davalının elde etmesi mümkün görülen 500 TL menfaat karşılığının iadesini talep ettiği, davalının kullanımının kaynak gösterme koşulunu taşımadığından dolayı hukuka aykırı kullanım olduğu, haber verme, bilgilendirme amaçlı kullanımın istisnasına girmediği,  FSEK madde 84 uyarınca haksız rekabet hükümlerine aykırılık teşkil ettiği, dosya kapsamında davalının haksız rekabet eylemi nedeniyle davacıların maddi olarak zarara uğradığına ve zarar miktarına ilişkin herhangi bir bilgi ya da belge bulunmadığı, haksız rekabet eylemi ile zarar arasındaki illiyet bağını ve zararın miktarını ispat görevinin davacıya ait olduğu, bu nedenle davacının maddi tazminat talebine ilişkin değerlendirme ve hesap yapılmasının mümkün olmadığı, Yargıtay'ın TK m.58/I-e hükmünün, davacının uğramış olduğu zararın miktarını ispatlamasının mümkün olmadığı durumlarda uygulanabileceği yönünde görüşü uyarınca davacıların davalının elde etmesi mümkün görülen menfaat karşılığını talep edebileceği, TTK md. 58-e bendi uyarınca davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığını tespit edebilmek için davalının yayın sırasında elde ettiği reklam gelirinin belirlenmesi gerektiği, 15.05.2020 tarihli ... ana haber bültenine ait 419 saniye için toplam reklam gelirlerinin 47.693,98.-TL olduğu, reklam gelirlerine yargılama konusu videonun katkısının ne oranda olduğunun bilirkişilerce tespit edilemediği ancak, ana haber reklam gelir analizi yapıldığında brüt ticari iletişim gelirinin 606,97.-TL olduğu, davacının  talebinin 500,00.-TL olduğu ve bu talebin tamamının kabulü ile 1.000,00.-TL manevi tazminat takdirinin hakkaniyete uygun olduğu, anılan bedellere ihlal tarihi olan 15.05.2020 tarihinden itibaren avans faiz işletilmesinin gerektiği, hükmün ilanında davacının menfaatinin bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, maddi tazminat talebinin reddine, 500,00.-TL kazancın iadesi talebinin kabulü ile 15.05.2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 1.000,00.-TL manevi tazminatın ihlal tarihi olan 15.05.2020  tarihinden itibaren işleyecek avans  faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, mahkeme karar özetinin masrafı davalıya ait olmak üzere trajı en yüksek üç gazeteden birinde ilan edilmesine, karar verilmiştir. davacılar vekili dava dilekçesinde,  dava konusu görüntülerin davalının sahibi olduğu televizyon kanalında ve youtube sitesinde izinsiz olarak değiştirilip yayınlandığını ileri sürerek, davaya konu görüntülerin sinema eseri mahiyetinde kabul edilmesi halinde, 5846 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinde düzenlenen mali ve manevi hakların ihlali dolayısıyla, eser olduğunun kabul edilememesi halinde , FSEK md. 84/2-3 atfı ile 6102 sayılı TTK'nın haksız rekabet hükümleri uyarınca, bunun da mümkün olmaması halinde 4721 sayılı TMK kişilik haklarının ihlali ile 6098 sayılı Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminat ile davalı tarafça elde edilen karın iadesi olarak 500 TL'nin haksız fiil tarihlerinden işleyecek avans faiziyle, aksi durumda yasal faiziyle tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş, cevaba cevap dilekçesinde, dava konusu görüntülerin dava dilekçesinde belirten televizyon ve youtube kanalı yanında cevap dilekçesinde ayrıntısı ile belirlen  davalıya ait bulunan facebook ve internet sitelerinde de izinsiz olarak yayınlandığını ileri sürerek, dava konusu videonun eser olduğunun kabul edilmesi halinde 5846 saylı FSEK'in 70/3 maddesi uyarınca 1000 TL karın iadesine, 10.000 TL manevi tazminatın  tahsiline, temin edilen karın tespit edilmemesi halinde FSEK'in 68/3 maddesi uyarınca 1000 TL maddi tazminatın tahsiline, dava konusu videonun eser olduğunun kabul edilmemesi halinde FSEK'in 84/2-3 maddeleri atfıyla TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığı olarak 1000 TL'nin ve 10. 000 TL manevi tazminatın tahsiline, bunun da mümkün olmaması halinde 4721 sayılı TMK'nın kişilik haklarının ihlali ile 6098 sayılı Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminat ile davalı tarafça elde edilen karın iadesi olarak 500 TL'nin haksız fiil tarihlerinden işleyecek avans faiziyle, aksi halde yasal faiziyle tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava ederek, iddiasını genişletmiş ve talep sonucunu maddi ve manevi tazminat istemi yönünden değiştirmiştir.O halde, ilk derece mahkemesince davacının cevaba cevap dilekçesinde serbestçe iddiasını genişletebilip, değiştirebileceği gözetilerek uyuşmazlığın davacının dava dilekçesinde dayandığı iddiası yanında  cevaba cevap dilekçesi ile dayandığı iddialarının  incelenip değerlendirmek suretiyle cevaba cevap dilekçesindeki talep sonucuna göre  halli gerekirken, davacının cevap cevap dilekçesi nazara alınmaksızın dava dilekçesindeki iddia ve talep sonucu dikkate alınarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bahsi geçen hususlar somut uyuşmazlığın çözümünde esasa etkili olduğundan, davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülebilmesi için mahkemesine iadesine, kararın niteliğine göre, davacı vekilinin sair, davalı vekilinin ise tüm istinaf itirazlarının bu aşamada incelenilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. 12/06/2024 
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2024/1131 E: 2022/804Bilgisayar programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68)Davacı vekili, müvekkilinin mühendislik üzerine bilgisayar yazılımı üreten sayılı firmalardan biri olduğunu ve lisans hakkı kendilerine ait olan ... isimli bilgisayar yazılımın FSEK uyarınca eser sahibi bulunduğunu, müvekkilinin, bu programın kullanılması ve sair şekilde çoğaltılması, değiştirilmesi, işlenmesi, tersine mühendislik işlemine tabi tutulması, tamamının veya bir bölümünün başka bir şekilde kullanılması vs. konularda ülkemizde veya yurt dışında hiçbir kişiye izin ya da yetki vermediğini, mahkeme eliyle yaptırılan tespit sonucunda düzenlenen 05.11.2018 tarihli bilirkişi raporunda, davalıya ait bilgisayarda ... 5.1 yazılımı ile ek modüllerin kurulu ve aktif olarak çalışır durumda olduğunun açıklandığını, bu şekilde müvekkil Şirket yazılımlarının izinsiz olarak yüklendiğinin ve kullanıldığının tespit edildiğini, davaya konu olay nedeniyle davalı hakkında ceza soruşturması da yapıldığını, davalının, müvekkilinin sahibi olduğu bilgisayar yazılımlarını izinsiz biçimde kullandığını, bu durumun müvekkilinin FSEK'ten kaynaklanan haklarına tecavüz oluşturduğunu, müvekkilinin FSEK'in 68/2 maddesi uyarınca, davaya konu bilgisayar programının satımı konusunda sözleşme olması halinde belirlenecek mutad bedelin 3 katı tutarında tazminat talep hakkının olduğunu ileri sürerek, şimdilik 10.000,00 TL’nin, haksız eylemin gerçekleştiği tarihden itibaren işleyecek ticari (reeskont) faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini yükselterek 68.103,88 TL'nin 14.05.2015 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.Davalı ..., mahkeme eliyle yapılan tespitte, söz konusu bilgisayar  programının kullanılıp kullanılmadığına hiç bakılmadığını, adı geçen programı almadığını,  yüklemediğini ve kullanmadığını, iş yerini tespit işleminden 1 ay önce devraldığını, bilgisayarda ne olup olmadığını bilmediğini, emlak işine yeni girdiğini, ofisi masa, sandalye ve bilgisayar ile birlikte devraldığını, sahte program kullanma kastının bulunmadığını, vergi dairesi kaydının celbi ile işyerini ne zaman devraldığının, bilgisayarında yapılacak inceleme ile kullanıp kullanmadığının, en son bu programın ne zaman kullanıldığının belirlenmesi gerektiğini, programın değeri konusunda davacının tek taraflı beyan ve belgelerinin nazara alınamayacağını, bu konuda davacı ile rekabet halinde olan firmaların satış bedellerinin de nazara alınması gerektiğini, yetkili ve görevli mahkemenin Mersin Tüketici ve Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.  İMahkemece, davalının iş yerinde yapılan delil tespitinde, bir adet bilgisayarda ... programının kurulu olduğunun belirlendiği, bilgisayarda kurulu bulunan ... programının ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bulunduğu, davacının söz konusu programın mali haklarını kullanma yetkisine sahip olduğu, ... 5.1. programı ile modüllerin çalışır durumda bulunduğu, davacıyla sözleşme yapılmadan veya davacının izni olmadan gerçekleşen bu eylem ile davacının çoğaltma hakkının ihlal olunduğu, 5846 sayılı yasanın 68/2 maddesi gereğince 68.103,88 TL telif tazminatı talep edilebileceği, haksız fiilin başlangıç tarihi olan 14/05/2015 tarihinden itibaren reeskont faizi işletileceği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 68.103,88 TL telif tazminatının 14/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin tespit yapılan iş yerini, tespit tarihi itibariyle yeni devraldığını, söz konusu programı kullanmayı da bilmediğini, dolayısıyla davacının üzerinde hak iddia ettiği programı, müvekkilinin hiç kullanmadığını, bu programı sildiğini ve birkaç ay sonrada iş yerini kapattığını, arabuluculuk görüşmeleri sırasında müvekkilinin 5.000,00 TL gibi bir bedel ödeyebileceğini ifade ettiğini, ancak taraflar arasında uzlaşma sağlanamadığını, müvekkilinden 20.000,00 TL talep edildiğini ve ayrıca lisans verileceğinin söylendiğini, müvekkilinin maddi durumu sebebiyle bu teklifi kabul etmediğini, ceza dava dosyasının da adli para cezası ile sonuçlandığını ve cezanın ertelendiğini, bu tür dosyalarda, fahiş tazminat istenmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu, telif tazminatının fikri hak sahibinin mali haklarının ihlalini önlemek amacıyla kabul edildiği gözetilerek telif tutarının kaç misli olması gerektiğinin her olayda ayrıca belirlenmesi gerektiğini, bu belirleme yapılırken ihlali yapanın kusuru, kötü niyeti, elde ettiği kazanç ve serveti gibi unsurların dikkate alınacağını, mahkemece takdir edilen telif tazminatının, program fiyatının 5-6 katı tutarında olduğunu ve çok yüksek bulunduğunu, bu durumun Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına açıkça aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İstinaf Mahkemesi Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalıya ait iş yerinde yer alan bir adet bilgisayarda, davacının mali haklarına sahip olduğu ... adlı bilgisayar yazılımının kurulu ve çalışır vaziyette olduğunun tespit edildiği, söz konusu yazılımın izinsiz olarak bilgisayara kurulmasının, davacının mali haklarının ihlali niteliğinde bulunduğu, davalının bu eylemden sorumlu olduğu, her ne kadar davalı tarafça bu iş yerinin yeni devralındığı savunulmuş ise de tespit tarihinde, tespit yapılan iş yerinin davalıya ait olması karşısında bu savunmanın yerinde bulunmadığı, FSEK'in 68. maddesi uyarınca istenebilecek tazminatın  usulünce tespit edildiği, yerleşik Yargıtay uygulamasına göre haksız fiilin tespiti halinde rayiç bedelin üç katına hükmedileceği, bu konuda hakimin takdir yetkisinin bulunmadığı gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar vermiştir.  13/06/2024
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2024/1060 E: 2022/681Sınav sorularının izinsiz çoğaltılması ve yayılması nedeniyle FSEK m. 68 ve 70 uyarınca telif tazminatı talebiDavacı vekili, müvekkilince düzenlenen sınavlarda yer alan soruların, herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler kapsamında ilim ve edebiyat eserleri olduğunu, 5846 sayılı FSEK'in 10. maddesi gereğince müvekkilinin söz konusu soruların tümünün mali hak sahibi bulunduğunu, müvekkilinin sahip olduğu mali hak ve yetkileri davalı Şirkete devretmediği halde davalının, yetkisiz biçimde söz konusu soruları basarak piyasaya sunduğunu, davalı ile müvekkili arasında imzalanan telif sözleşmesinin 30.12.2014 tarihli olduğunu, eldeki davaya konu taleplerinin ise sözleşme tarihinden önceki basımlara ilişkin bulunduğunu ileri sürerek,  FSEK'in 68. ve 70. maddeleri gereğince şimdilik toplam 1.100,00 TL’nin, yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 12.11.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile 36.000,00 TL'nin basım tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte tahsilini istemiştir. Davalı vekili, eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, bu nedenle davanın hukuki yarar yokluğundan reddinin gerektiğini, taraflar arasında telif haklarının devrine ilişkin 30.12.2014 tarihli sözleşme ve mali hak kullanım yetki belgesinin imzalandığını, bu sözleşme ile davacının 2006-2011 yılları arasında yapılan TUS’larda sorulan sorulara ilişkin çoğaltma ve yayma haklarını müvekkiline devrettiğini, müvekkilinin bu sözleşme ile devraldığı haklar karşılığında yapacağı telif bedeli ödemesi dışında davacının hiçbir alacağının kalmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacının 2006-2011 yılları arasında gerçekleştirdiği Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı adlı sınavlardaki  soruların ilim ve edebiyat eseri olduğu, davacının bu eserler üzerinde mali hak sahibi bulunduğu, davalının bu soruları yayınlamak suretiyle davacının işleme, çoğaltma ve yayma haklarını ihlal ettiği, bu nedenle davacının FSEK'in 68. maddesi kapsamında üç kat tazminat, 70/2. maddesi kapsamında tazminat ve 70/3. maddesi kapsamında temin edilen karın iadesi talebinde bulunma hakkı olduğu, davacının toplam 12 adet sınavda sorduğu soruların telif ücretinin 1 yıla düşen kısmının 12.000,00 TL olarak hesaplandığı, FSEK'in 68. Maddesi kapsamında bu miktarın 3 katı olan 36.000,00 TL telif tazminatı istenebileceği, FSEK'in 70/2. maddesi çerçevesinde tazminat hesaplanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 36.000,00TL tazminatın 10/01/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.  İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili, gerekçeli kararda, "davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı" yönündeki itirazlarından söz edilmekle birlikte, bu savunmalarının neden dikkate alınmayıp, reddedildiğine dair herhangi bir gerekçeye yer verilmediğini, FSEK'in 68. maddesi kapsamında talepte bulunulduğu durumda aynı Kanunun 70/2. maddesi kapsamında tazminat talep edilmesinin mümkün olmadığını, ancak 68/1 madde kapsamında talep edilen miktarı aşan kısım için 70/2. maddeye göre talepte bulunulabileceğini, davacının FSEK'in 68/1 maddesi kapsamında yapılacak hesaplama için Telif Ücreti Tarifesini dosyaya sunduğunu, tazminat hesabının da anılan tarife üzerinden yapıldığını, buna göre davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenebileceğini, dolayısıyla eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, dava konusu uyuşmazlığın çözümünün, taraflar arasındaki 30.12.2014 tarihli telif sözleşmesinin hukuka uygun şekilde değerlendirilip yorumlanmasından geçtiğini, mahkemenin, telif sözleşmesinin kitapların basım tarihinden sonra imzalanması nedeniyle ihlali kabul ettiğini, sözleşme serbestisi ilkesine aykırı olan bu kararın kabulü halinde her hangi bir uyuşmazlığın, tarafların daha sonra aralarında yapacakları bir sözleşme ile giderilemeyeceğine ilişkin bir sonuç doğacağını, oysa taraflar arasındaki 30.12.2014 tarihli sözleşmenin, dava konusu olan kitapları da kapsadığını, davacının, ihtarname konusu muaccel olmuş alacaklarını bir kenara bırakıp, sadece henüz doğmamış döneme ilişkin bir sözleşme yaptığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve  davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İstinaf Mahkemesi, Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davanın, davacının eser sahipliğinden kaynaklanan mali haklara tecavüz edildiği iddiasına dayalı maddi tazminat davası olduğu, bu tür davaların belirsiz alacak davası olarak açılmasının mümkün bulunduğu, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, davacının mali haklarına sahip olduğu ilim ve edebiyat eseri niteliğindeki sınav sorularının, davalı tarafından yayınlana kitaplarda izinsiz biçimde kullanıldığı, bu durumun, davacının eser sahipliğinden kaynaklanan çoğaltma ve yayma haklarının ihlali niteliğinde bulunduğu, davalının eylemi nedeniyle davacının FSEK'in 68. maddesi kapsamında talep edebileceği bedelin mahkemece usulüne uygun biçimde belirlendiği, her ne kadar davalı tarafça, taraflar arasında 30.12.2014 tarihli sözleşmenin imzalandığı, bu sözleşmenin dava konusu yayınları da kapsadığı ve davacının, bu sözleşme ile dava konusu yayınlara icazet verdiği savunulmuş ise de davaya konu yayınların, taraflar arasındaki sözleşmeden önce yapıldığı, taraflar arasındaki sözleşmede de, sözleşme tarihinden önce yapılan yayınlara da icazet verildiğine ilişkin bir hükme yer verilmediği, aksine sözleşmede açıkça, mali hakların sözleşmede belirtilen süre ve şartlarda devredildiğinin, sözleşmenin de imza tarihinden 31.12.2018 tarihine kadar geçerli olduğunun belirtildiği, buna göre davalının anılan savunmasının yerinde olmadığı gerekçeleriyle  davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.    31/05/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesK:2024/1046 E: 2021/1153 Cayma hakkının kullanımının geçersiz olduğunun  tespiti talebi (FSEK m.58)Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanmış olan 17/09/2014 tarihli sözleşme ile "..." adlı eserin mali hakları ve mali haklara ilişkin kullanma ruhsatının davalı tarafından müvekkili şirkete devredildiğini, davalı tarafça gönderilen Beşiktaş ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı, 26/06/2019 tarihli ihtarnamesi ile taraflar arasında imzalanmış olan 17/09/2014 tarihli sözleşmede düzenlenen hususların yerine getirilmemesi, sürekli gecikmelerin oluşması ve uyarılara rağmen müvekkilinin sözleşmeye uygun davranmaması nedeniyle cayma hakkının mehil verilmeksizin kullanıldığı hususunun müvekkiline ihtar edildiğini, bahsi geçen ihtarnamenin müvekkiline 27/06/2019 tarihinde tebliğ edilmiş olup, dört haftalık yasal süresi içinde iş bu davayı açmak gerektiğini, davalının cayma bildiriminin haksız olup bu hususta itirazı ile caymanın hükümsüzlüğünü talep etme zorunluluğu doğduğunu, cayma hakkının usulüne uygun bir biçimde kullanılmadığını, davalının cayma bildiriminin haklı bir sebebe dayanmadığını, müvekkili yayınevinin sözleşmeye uygun davrandığını, davalı tarafça öne sürülen gerekçelerle cayma hakkının kullanılabilmesinin mümkün olmadığını, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, cayma bildirimine itirazının kabulü ile caymanın hükümsüzlüğüne ve bu konudaki muarazının men'ine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ...' in, 2003 yılında ... adlı belgesel nitelikli sinema ile TV dünyasına adım attığını, Senarist ve yönetmenliğini yaptığı ... komedi dizisi TV sektörünün en başarılı yapımlarından biri olduğunu,  ..., ..., ..., ..., ... sinema filmlerinin, ... gibi dizi filmlerin senarist ve yönetmenliğini yapmış olan müvekkilinin, ..., ... ve ... isimli kitapları yazdığını, işbu projeleri ile Türkiye çapında haklı bir üne kavuşmuş olduğunu, müvekkilinin, yazmış olduğu ve tüm hakları kendisine ait olan "..." isimli eserinin basım, dağıtım ve satışına ilişkin olarak, davacı taraf ile 17.09.2014 tarihinde sözleşme imzaladığını, müvekkiline ait eserin haklarını devralmış olan davacı tarafın, sözleşmenin imzalanmasından sonra, sözleşmede düzenlenen hususları yerine getirmemiş, sürekli gecikmeler oluşmuş ve uyarılara rağmen sözleşmeye uygun davranmadığını, bu nedenle, 26.06.2019 tarihinde, Beşiktaş ... Noterliği'nin ... yevmiye numarası ile keşide edilen cayma hakkının kullanıldığına ilişkin ihtarın 27.06.2019 tarihinde Davacı tarafa tebliğ edildiğini,  işbu cayma hakkı bildirimi üzerine de, davacı tarafından  dava ikame edildiğini,  davacı tarafça, kötü niyetli olarak açılan, haksız, mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  İlk Derece Mahkemesince; davanın kabulü  ile, Beşiktaş ... Noterliğinin 26/06/2019 tarihli cayma bildiriminin hükümsüzlüğüne ve bu konuda muarazanın giderilmesine karar verilmiştir.İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacıya gönderilen ihbarnamede bildirilen sözleşme ihlaline ilişkin hususlar bakımından, ödemelerin gecikmeli yapılıp yapılmadığının ispatı için ... Bankasına müzekkere yazılarak davacı tarafından davalıya yapılan ödemelere ilişkin hesap dökümünün celbi ile müvekkilinin telif hak edişinin tespiti için müvekkiline ait eserin satış ve stok kayıtları ile bandrol kayıtlarının celbinin talep edildiğini, ancak Mahkemece bu delillerin toplanmadığını, satış kayıtları dosya içerisine alınmış olsaydı müvekkiline yapılan ödemelerin süresinde olup olmadığı, tam olup olmadığının tespit edileceğini, yine bandrol kayıtlarının dosya içerisine girmesi beklenseydi, bandrol kayıtları ile satış ve stok kayıtları karşılaştırılacak ve davacının  müvekkiline ait eseri bandrolsüz ya da başka eserlere ait bandrollerle satıp satmadığı dolayısıyla sözleşmeyi ihlal edip etmediğinin tespit edilebileceğini, Yerel mahkemenin, gerekçeli kararında dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunu hükme esas aldığını belirttiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun HMK md 266 ve md 279/4'e aykırı olarak hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki değerlendirme içerdiğini, bu bakımdan yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, Somut olayda, taraflar arasındaki sözleşmenin sonlandırılması için tüm şartların, davacının sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle oluştuğunu,  Bu nedenle müvekkilinin davacıya süre vermesinin somut olayın şartları değerlendirildiğinde bir anlamı olmayacağını, kaldı ki dosyaya sunulan dilekçelede ayrıntılı olarak müvekkilinin sözleşmeyi devam ettirmeme iradesinin karşı tarafa ulaştığı, bu kapsamda bu iradeye uygun olarak karar verilmesi gerektiği belirtilmişse de beyanların yerel mahkemece dikkate alınmadığını, e-maillerin sözleşmede kararlaştırılan satış raporlarını karşılamadığını, denetime uygun olmadığını, Müvekkiline yapılması gereken ödemelerin geciktirildiğini, her baskıda müvekkilinin bilgisi olmaksızın %5 fire hesaplanarak müvekkiline eksik ödeme yapıldığını, Davacı yayınevinin, müvekkilinin yazarlık hakkı olan eserlerini dahi teslim etmediğini,  bu durumun, müvekkili açısından sözleşmenin esaslı ihlali niteliğinde olduğunu ve meydana gelen işbu zararın da süre verilerek giderilmesinin mümkün olmadığını, bugüne kadar hiçbir baskıda müvekkiline kalem hakkı olan eserlerin teslim edilmediğini, davacının yazarın kalem hakkı olan eserlerini kendisine teslim etmemesinin müvekkilinin menfaatlerini zedelediğini ve özellikle de manevi haklarına zarar verdiğini, nitekim davacının da müvekkiline eserleri teslim ettiğine ilişkin hiçbir delili dosyaya sunamadığını, davacının eserlerin teslimi noktasında temerrüde düştüğünü, bu durum her baskıda devam etmiş olup müvekkilinin süre vermesiyle giderilebilmesinin de mümkün olmadığını, nitekim TBK 124 uyarınca da süre verilmesine gerek olmadığını, çünkü davacının ilk baskıya ilişkin 50 adet kitabı müvekkiline teslim etmeden 2. Baskıyı yaptığını, 2. baskıya ilişkin kitapları teslim etmeden 3. baskıyı yaptığını, Davacının yeni baskı bildirimlerini yazılı olarak müvekkiline iletmesi gerekirken, sözleşmeden doğan bu yükümlülüğüne de yerine getirmediğini,  örneğin dosyada mübrez 20 Mart 2019 tarihli ... tarafından müvekkilin menajerine gönderilen mailde açıkça “Şuan stok 0 görünüyor. Nisan ayında da tekrar baskıya girecektir.” denildiğini,  2019 yılı Nisan ayında tekrar baskıya girilip girilmediği konusunda ise müvekkiline yazılı hiçbir bildirimde bulunulmadığını, müvekkilinin eserinin kaçıncı baskıda olduğundan, ne kadar ürün satışı yapıldığından haberdar olmadığını, müvekkilinin, kalem hakkı olan eserleri kendisine gönderilmediğinden gerekli editör düzenlemelerinin (yazım hatalarının giderilmesi gibi) yapılıp yapılmadığını dahi denetleyemediğini, müvekkiline gelen pek çok okur bildiriminde de eserde yazım hatalarının olduğu, sayfa numaralarının yanlış yazıldığının belirtildiğini, özetle; davacının müvekkiline ait eserin mali haklarını devraldıktan sonra sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini,  tabiri caizse sözleşme iki taraflı değilmişcesine yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmeden dilediğince at koşturduğunu, Müvekkiline ait eserin stokları mevcutken yeni baskı yapılmış olup bu durumun da sözleşmeye açıkça aykırı olduğunu, sözleşmenin 6.1.2 maddesi uyarınca sözleşmenin fesih nedeni olduğunu, Açıklanan nedenlerle güven ilişkisinin ortadan kalktığını, Davacının korsan eserlere karşı da hiçbir işlem yapmadığını, hak ihlallerinin önüne geçmediğini beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.GEREKÇE İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; caymaya itiraz davası olup, davanın 5846 sayılı yasaının 58/3.maddesi uyarınca  cayma ihbarının tebliğinden (27.06.2019) itibaren 4 haftalık yasal süre içerisinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.Davalı,  mahalleden arkadaşlar adlı kitabının davacı tarafça basım dağıtım ve satış için muvafakat verildikten sonra, davacının sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirmeyerek sözleşmeyi ihlal ettiğini, bu kapsamda; eserin satış raporlarının kendisine bildirilmediğini, yeni baskılardan haberdar edilmediğini, baskı adedi tükenmeden yeni baskılar yapıldığını, kendisinin bilgisi dışında her baskıda % 5 fire hesap edildiğini, eksik ve gecikmeli bir şekilde ödeme gerçekleştirildiğini, yazarın kalem hakkı olan eser kopyalarının teslim edilmediğini ileri sürmüş, Mahkemece; cayma hakkını kullanan eser sahibi davalının, sözleşmedeki haklarının kullanılması için karşı tarafa münasip bir mehil vermediği, bu nedenle FSEK 58. de belirtilen şekil şartına uymadığı, eser sahibi olan davalıya nüshaların verilmemesinin mali hakkın hiç ya da gereği gibi kullanılmaması yönünden esaslı bir ihlal olmadığı, korsan nüshalar için gerekli çabayı göstermediğine yönelik bir bildirim ve delile rastlanmadığı, satış raporlarının gönderilmemesi telif ödemelerinin geç yapılması fire adetlerinin bildirilmemesine yönelik gerekçelerin, mali hakkın hiç ya da gereği gibi kullanılmaması olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, cayma bildiriminin hükümsüzlüğüne karar verilmiş, bu karar yukarıda belirtilen nedenlerle davalı yanca istinaf edilmiştir.FSEK 58. Madde de; "  "Mali bir hak veya ruhsat iktisap eden kimse, kararlaştırılan süre içinde ve eğer bir süre tayin edilmemişse icabı hale göre münasip bir zaman içinde hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanmaz ve bu yüzden eser sahibinin menfaatleri esaslı surette ihlal edilirse eser sahibi sözleşmeden cayabilir.Cayma hakkını kullanmak isteyen eser sahibi sözleşmedeki hakların kullanılması için, noter vasıtası ile diğer tarafa münasip bir mehil vermeye mecburdur. Hakkın kullanılması iktisap eden kimse için imkansız olur veya tarafından reddedilir yahut bir mehil verilmesi halinde eser sahibinin menfaatleri esaslı surette tehlikeye düşmekte ise mehil tayinine lüzum yoktur...." hükmü düzenlenmiştir.5846 Sayılı FSEK 58.maddesi düzenlemesinden; cayma hakkının kullanılması için şekle ve esasa dair şartların gerçekleşmesi gerektiği anlaşılmaktadır.  Somut olayda davalı tarafça cayma hakkının kullanıldığı  ihtarnamede münasip bir zaman verilmediği, ihtarnamede ileri sürülen sebepler göz önüne alındığında,  mehil verilmesi halinde eser sahibinin menfaatlerinin esaslı surette tehlikeye düşmesi yada mehil verilmesine gerek bulunmayan hallerin mevcut olmadığı, davalı tarafça mehil verilerek cayma hakkının kullanılmasının gerektiği, bu nedenle caymanın şekle uygun olarak yapılmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporundaki tespitlerden, cayma bildiriminde bulunan davalının, FSEK 58.maddede ön görülen eser sahipliğinden kaynaklanan haklarının esaslı surette ihlal edildiğini ispatlayamadığı gibi FSEK 58/2 maddede cayma hakkını kullanan eser sahibin noter vasıtasıyla diğer tarafa "münasip bir mehil vermeye mecbur olduğu" düzenlenmesine rağmen mehil vermediği, maddede düzenlenen mehil verilmesi istisnalarının da somut olayda bulunmadığı kanaatiyle ilk derece mahkemesinin cayma bildiriminin geçersizliğinin tespiti kararının yerinde olduğuna, esasa yönelik istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. 30/05/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK;2024/1044 E: 2021/1133Görüntülerinin televizyon programında rıza dışı yayınlanması nedeniyle FSEK m.86 ve TBK m.49 kapsamında manevi tazminat ve yayının men’i talebiDavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin başarılı ve alanında tanınmış bir medikal estetik hekim olduğunu, yapımcılığını davalı ... A.Ş.'nin gerçekleştirdiği 10.09.2018 tarihi itibari ile diğer  davalı ... A.Ş ( ... )'de yayımlanmakta olan "..." isimli yarışma programında, müvekkili medikal estetik hekimi ...' ün, yarışmacılar ... maddi karşılığı yüksek olan estetik operasyonlar gerçekleştirdiğini, müvekkilinin bu hizmetleri gerçekleştirdiği tarihlerde, davalı ... A.Ş.'nin yayımcılığını üstlendiği " ... " isimli programın "PROJE" niteliğinde olup,  henüz yayımının başlamadığını, müvekkili ile davalı ... A.Ş.'nin henüz yazılı bir anlaşmaya varmadan, "proje" bazında çalıştıklarını, zira program başladığında bir çok operasyonun önceden yapılıp tamamlanmış olması zorunluluğunun yapılan işin de niteliğinden kaynaklandığını, müvekkilinin gerçekleştirdiği operasyonları, yayımı gerçekleşecek bir proje kapsamında yaptığını, tarafların edimleri ve sözleşme koşulları hususlarında mutabakat sağlama sürecinin devam ettiğini, bu devam eden süreçte "..." isimli yarışma programı henüz yayımlanmadan ve taraflar yazılı bir sözleşme yapmadan önce, müvekkilinin mezkur operasyonları gerçekleştirirken program yapımcısı tarafından, bilgisi dışında program formatından çıkartıldığını, tarafların birlikte çalışmak konusunda anlaşmaya varamadıklarını ve yollarını ayırdıklarını, yarışmacılara gerçekleştirilen operasyonların maddi karşılığı yüksek olan operasyonlar olduğunu ve tüm giderleri ileride ... A.Ş.'den tahsil etmek üzere müvekkilinin kendisinin karşıladığını, emeğinin karşılığı maddi kazancının da mezkur şirketçe müvekkiline ödenmediğini, tüm bunların yanında program dışı bırakılan ve yazılı bir anlaşmaya varılmadan ... A.Ş. ile ilişiği kesilen müvekkilinin maddi ve manevi kayıplarının kendisine ödenmesi beklenirken, 10.09.2018 tarihinde yayımlanan ilk bölümde ve muhtelif zamanlarda yayımlanan fragmanlarda müvekkilinin izni ve onayı olmaksızın görüntüsü ve kayıtlarının ... A.Ş. ( ...) 'de yayımlandığını, tanınmış bir hekim olması nedeni ile aynı zamanda mesleki ünü olan isim ve soy isminin programda kullanıldığını, tüm bu nedenlerle; fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla; 100.000,00 TL görüntü ve kayıtlarının müvekkilinin izni ve onayı olmaksızın yayımlanması nedeniyle uğradığı manevi zararın fazlaya ilişkin hakları ile davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluğu saklı kalmak koşuluyla 50.000,00 TL'sinin yasal uygulamalara göre işletilecek faizleri, yargılama giderleri ve avukatlık ücretleriyle birlikte davalı ...   A.Ş.(...)'den, 50.000,00 TL'sinin yasal uygulamalara göre işletilecek faizleri, yargılama giderleri ve avukatlık ücretleriyle birlikte davalı ... A.ş 'den tahsiline,  müvekkilinin hekim kimliğinden muhataplarca fayda sağlandığını belirterek, 10.09.2018 tarihi itibari ile yayımlanan programlardan ve tüm fragmanlardan müvekkilinin görüntülerinin kaldırılmasını ve gelecek bölüm ve fragmanlarda yayımlanmasının durdurulmasını ve bu hususun davalılara tebliğini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretlerinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP Davalı ... A.Ş.  vekili cevap dilekçesini duruşmada tekrarla; dava konusu alacağın, Borçlar Kanunu gereği eser sözleşmesinden kaynaklanması sebebiyle, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, davaya bakmakla yetkili mahkemelerin Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, dava konusu edilen operasyonlara ilişkin görüntü ve kayıtların FSEK kapsamında eser niteliğini haiz olmadığını, programdaki görüntü, kayıt ve anlatıların eser niteliği taşıdığı iddiasının hukuki mesnetten yoksun olduğunu, davacının davalıdan talep etmiş olduğu tazminatın şartları oluşmadığından söz konusu talebinin yerinde olmadığını, tüm bu nedenlerle; her türlü dava hakları saklı kalmak kaydıyla, haksız ve hukuka aykırı açılan davanın; öncelikle usulden görev yönünden reddine, usulden yetki yönünden reddine, esasa girilmesi halinde esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesini duruşmada tekrarla; müvekkili şirketin yıllardır televizyon sektöründe üstün başarılara imza attığını, Türkiye'nin en büyük 5 ulusal televizyon kanalında sürekli programları ile iyi reytinglere imza atan bir yapım şirketi olduğunu, müvekkilinin yaptığı işlerin başlıcaların ... olduğunu, müvekkilinin yapımını gerçekleştirdiği "..." adlı yarışma programının diğer davalı ... A.Ş. (...)'de yayınlanan bir program olduğunu, müvekkili şirketin "..." adlı yarışma programı için katılımcıları yeniden yaratacak ve dış görünümleri değiştirecek uzman doktorlar ile tedaviye uygun olup olmadıkları konusunda görüşmeler yapmak üzere farklı kliniklere başvurduğunu, bu çerçevede; programın yayınlanması için taraflar arasında imzalanması gereken işbirliği ve yayın sözleşmesi hazırlandığını, bu sözleşmeye göre doktor, katılımcı hastanın tedavi olup olmayacağına karar vereceğini, doktorun onayıyla klinikte gerçekleşen tedavi sürecinin çekiminin yapıldığını, doktor tarafından kliniğine kamera girmesi ve işlem sırasında çekim yapılması kaydıyla, müvekkili şirketin görevlendirdiği kameraman ve sunucu vs. tüm teknik ekibin kliniğe girebildiğini, doktorun verdiği hizmet karşılığında herhangi bir bedel ödenmediğini, ancak doktorun ilgili programda yer alarak Türkiye'nin en iyi kanallarından birinde mesleğini ve uygulamalarını tüm Türkiye'ye tanıtma şansını elde ettiğini, davacı ...  "..." yarışma programına uzman doktor olarak katıldığını, tedavi sürecini uygun bulduğu hastaların tedavilerinin kliniğinde, yayınlanmak için çekilmesine izin verdiğini, tüm bu sürecin davacının onay ve izni ile gerçekleştiğini, aksi halde müvekkili şirketin davacının kliniğinden içeri girmesinin, hele ki çekim teçhizatı ile mümkün olmadığını, davacının yapıma dahil olması ve 10 Eylül 2018 tarihinde Kanalda yayınlanan bölüm içinde ve aynı haftaki devam bölümlerinde yer almasının tarafların karşılıklı olarak edimlerini ifa ettiğinin ve evveliyatla bir sözleşmenin varlığının delili olduğunu, zira olmayan bu sözleşmeden dolayı davalının ediminin ifasının madden imkansız olduğunu, Mahkemenin huzurdaki davada yetkili olmadığını, Mahkemenin huzurdaki davada görevli olmadığını, huzurdaki davada hukuki yarar olmadığını, davacının kendi isteği ile programda daha fazla yer almadığını, yayın sürecine katılmadığı içinde davacının dosyaya sunduğu Whatsapp grubundan çıkarılmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davacının kendi isteği ile daha fazla programa devam etmemeye karar vermesi durumunda müvekkili şirketin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, tüm bu nedenlerle; Mahkemece resen göz önünde bulundurulacak sebeplerle davacıya karşı her türlü dava, talep ve şikayet hakları saklı kalmak kaydıyla; davanın öncelikle usulden ele alınarak görevsiz ve yetkisiz mahkemede açılması ve hukuki yarar bulunmadığı sebepleri ile reddine, müvekkili aleyhine açılan haksız ve mesnetsiz davanın reddine, dava harç ve masrafları dahil tüm yargılama giderleri, avukatlık ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.  İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine,5.000,00 TL manevi tazminatın davalı ... A.Ş.'den, 5.000,00 TL manevi tazminatın davalı ... A.Ş.'den dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine, Davacının görüntülerinin "..." isimli programda her türlü yayınının önlenmesine, Davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; program formatının bir televizyon programında vücut bulması halinde yönetim eşliğinde yaratılmak kaydıyla objektif ve sübjektif unsurların tamamlanacağını ve sinema eseri kategorisinde eser korumasından yararlanılacağını, dava konusu televizyon yapımı açısından da buradan ayrılmayı gerektirir bir husus bulunmadığını, dava konusu programın FSEK çerçevesinde eser mahiyetinde olduğu göz önüne alınarak, müvekkilinin bu eserden kaynaklı haklarının ihlali gözetilerek tazminata hükmedilmesi gerektiğini, Dava dilekçesinde her iki taraftan 50.000 TL manevi tazminatın ödenmesi talep edilmişse de, mahkemece "davalıların kusur derecesi, davacının mali durumu, görüntülerin yayınlandığı süreler dikkate alındığında, 10.000,00 TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun olduğu" gerekçeleriyle 10.000 TL tazminata hükmedildiğini, oysaki anılan tazminatın miktarı talep ve sonuç değerlendirilmesiyle göz önüne alındığında hakkaniyet ölçüsünden oldukça uzak olduğunu, müvekkilinin alanında oldukça başarılı, tanınmış, ünlü sanatçılar başta olmak üzere kamuoyunun yakından takip ettiği isimlere hizmet veren, çeşitli basın yayın kuruluşlarınca görüşüne başvurulan, faaliyetlerinin uzun süredir devam ettiren bir hekim olduğunu, faaliyetlerini 2010 yılından bu yana ... Caddesi'nde kendi muayenehanesinde sürdürdüğünü, somut olay kapsamında yaşananların çevresine de etki etmesi ve program yüzünden çeşitli faaliyetlerinin aksaması dahil olmak üzere hem şahsi hem de mesleki açıdan ihlalden etkilendiğini, hükmedilen miktarın oldukça az olduğunu, öte yandan yayının ülkenin en önemli ulusal kanallarından birinde, 5 bölüm boyunca, durdurulmasına yönelik ihtardan sonra dahi kayıtsızca gerçekleşmesi, halihazırda kanalın internet sitesinde yer verilen kayıtlarla ihlali sürdürülmesi hususları da göz önüne alındığında etkisinin ve dolayısıyla davalıların kusurunun ne denli fazla olduğunun ortada olduğunu, Müvekkilinin ilk olarak kendisinin "program formatından çıkarıldığı" bilgisinden sonra mesleki faaliyetlerini icra ettiği anlara ilişkin görüntülerin bilgisi ve rızası dışında ulusal kanallarda yayınlanabileceğine ihtimal vermediğinden yayının gerçekleşmesi anında büyük bir şaşkınlığa uğradığını, devamında ise bu yayının bir an evvel durdurulması için sorumlulara ihtar gönderse de bu ihtarın da davalılar tarafından dikkate alınmayıp görüntülerin ulusal kanalda yayınlanmaya devam edildiğini ve halen dünyanın her yerinden insanların ulaşabileceği biçimde internet sitesinden devam edildiğini, salt bu açıklananların dahi davalıların kusurunun ağırlığını ve bu konudaki ısrarını tartışmasız biçimde ortaya koyduğunu, dolayısıyla yargılama sonucunda hükmedilen manevi tazminat miktarının davalıların kusuru ve gerçekleştirilen ihlalin derecesiyle bağdaşmayacak derecede düşük olduğunu beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Dosyaya celbedilen  Ticaret Sicil  kayıtlarına göre; davalı ... A.Ş.'nin unvan değişikliği yaparak ... A.Ş unvanını aldığı  UYAP kaydında davalının adının yeni unvanına göre düzeltildiği görülmüştür. Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı ...  şirketi arasında, davacının "..." isimli programına katılarak yarışmacılara estetik uygulamalar yapması, programın davacının tanıtımına katkı sağlayacağından karşılığında davacıya ücret ödenmeyeceğine dair sözlü olarak anlaştıkları, buna dayanılarak bir kaç bölümün çekimlerinin yapıldığı, ancak daha sonra taraflar arasındaki anlaşmadan dönüldüğü, buna rağmen davacının yer aldığı programdaki görüntülerin birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerde yayınlandığı tespit edilmiştir. Somut olayda, davacının ifa ettiği eylemin hekim olarak gerçekleştirdiği bir takım estetik operasyonlara ilişkin görüntüler olup, bu görüntülerin ''...'' isimli yarışma programında gösterildiği, yarışma programının “sinema eseri” vasfında olup olmamasının somut uyuşmazlığa etkisinin bulunmadığı, davacının bu yarışmanın yayınlanan 5 bölümünde görüntülerinin yer aldığı,  görüntülerde hekim sıfatıyla bir takım estetik operasyonlar ifa ettiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafça FSEK 68. madde kapsamında tazminata hükmedilmesi talep edilmişse de, yarışma programında yerine getirdiği fiilin icracı sanatçılık olup olmadığının tartışılması gerekmiş, mahkemece davacının yarışma programındaki görüntülerinin yayınlanmasının FSEK 86. Madde kapsamında değerlendirilebileceği sonucuna ulaşılarak manevi tazminata hükmedilmiştir. Bir icra ve icracı sanatçıdan bahsedebilmek için ortada bir eser bulunması gerekmektedir. İcranın bir esere dayanması gerekir. Örneğin çok düzgün bir anlatım ve sunum gerçekleştirmesine rağmen, bir eseri icra etmeyen televizyon spikerinin icracı sanatçı olmadığı kabul edilmektedir. Somut olayda, davacının da yarışma programında bir eser icra etmediği, hekim olması nedeniyle yarışmacılara bir takım estetik operasyonlar yaptığı ve bu operasyonlar sırasında görüntülerinin alındığı, bu durumda icracı sıfatının bulunmadığı, FSEK 68. Madde kapsamında tazminata hükmedilemeyeceği, ancak izni ile çekilmiş olsa da, davacının program formatından çıkartıldıktan sonra izin alınmadan görüntülerinin yayınlanmasının ve davacı tarafça ihtar gönderildikten sonra görüntülerinin yayınlanmaya devam edilmesinin haksız eylem olduğu kanaatine varılmıştır. Davacının görüntülerinin eser mahiyetinde olmaması sebebiyle davacının FSEK kapsamında ihlal edilen manevi hakkının da söz konusu olamayacağı ancak, eser mahiyetinde olmasa bile kişilere ait her nevi fotoğrafların 5846 sayılı yasanın 86. maddesi uyarınca korunmakta olduğu, buna göre; yarışma programında kendi isteğiyle rol alan davacının bu yayınların, davacının çekimlere kendi isteğiyle katılmış olması sebebiyle “taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığından bahisle izinsiz olarak gerçekleşen bir çekimden bahsedilemeyeceği, ancak bölümlerin izinsiz yayınlanmasının da hukuk düzeninde korunamayacağı anlaşılmıştır. Sözleşmenin sözlü olarak yapılması nedeniyle hangi tarihte sonlandırıldığına ilişkin dosya kapsamında açık bir tespite gidilemediği anlaşılmış olup, davacının bu hususta davalıya ihtarname gönderdiği anlaşıldığından, artık yayınların rıza dışı kabul edilmesi gerektiği, bu bağlamda, davacının davalılara gönderdiği 12/09/2018 tarihli ihtarnamenin davalı .... A.Ş.'ne 14/09/2018 tarihinde, davalı ... Tic. Ltd. Şirketine ise  11/10/2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı şirket çalışanı olduğu beyan edilen  ...’a ise 04/10/2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı ... şirketinden 10/09/2018-15/09/2018 tarihleri arasındaki celbedilen  yayın akışına göre, davaya konu programın birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinin 10/09/2018, 11/09/2018, 12/09/2018, 13/09/2018 ve 14/09/2018 tarihlerinde yayınlandığı, dolayısıyla bu yayınların rıza dışı yapıldığının kabul edilmesi gerektiği, zira bu durumun Mahkeme kararında da isabetli bir şekilde belirtildiği ve davalı yanın istinaf yoluna başvurmadığı, açıklanan nedenlerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Ancak, davacının FSEK'nun 86/3. maddesi uyarınca TBK'nun 49/1. maddesine göre davacının manevi tazminat talep edebileceği kabul edilebilirse de, davalıların kusur derecesi, davacının mali durumu, görüntülerin yayınlandığı süreler dikkate alındığında, her bir davalı yönünden 10.000,00 TL manevi tazminatın hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun olduğu anlaşıldığı gerekçesiyle  Davacının vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,2-İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 18/05/2021 tarih, 2018/416 E 2021/98 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, karar verilmiştir.  30/05/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/996 E: 2021/1312Eser sahibinin adın belirtilmesi ve eserde değişiklik yapılmasını men etme hakkının ihlali nedeniyle  tecavüzün önlenmesi ve manevi tazminat istemi (FSEK m.15 ve 16)Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin çocuk kitapları yazarı olarak birçok eser meydana getirdiğini, masallarının yayınlanması için davalı şirket ile 18/08/2016 tarihinde anlaştığını işbu anlaşma ile yirmi adet masalın yayınlama ve çoğaltma hakkını yayıncıya devir ettiğini, yayıncının kendisine yüklenen sorumlulukları yerine getirmediğini, masalları da müvekkilinin izni olmaksızın değişiklik yaptığını, kitapların büyük çoğunluğunda müvekkilinin adına yer vermediğini, kitapları isimsiz anonim olarak yayınladığını, müvekkilinin, yayıncının haksız ve hukuka aykırı eylemleri nedeni ile maddi manevi zarara uğradığını, müvekkiline ait bir kısmı yayınlanmamış masalları ek yaptığını ve akabinde müvekkilinin bu eserlere ait yalnızca yayınlama ve çoğaltma hakkını yayıncıya verdiğini söz konusu masalların isimsiz yayınlanması ve içeriğinin değiştirilmesi konusunda muvafakatinin bulunmadığını bu durumun eser sahibinin manevi haklarına tecavüz teşkil ettiğini, bu durumu öğrenir öğrenmez davalı tarafa ihtar çektiğini, karşı tarafın yanıt vererek kötü niyetli bir şekilde müvekkilini geçiştirmeye çalıştığını, yayıncının haksız fiillerinin müvekkilin adını belirtilmesini isteme hakkına tecavüz niteliğinde olduğunu, farklı tarihlerde basılan yedi adet masal kitabında ne dış kapağında ne künye bilgilerinde ne de satışın yapıldığı internet sitelerinde müvekkilinin adının yer almadığını, yayıncı uyarıldıktan sonra 3 kitapta müvekkilinin adına yer verdiğini, isimsiz yayınlanması sebebiyle eserlerin satışının öngörülen miktara ulaşmamış olması nedeniyle müvekkilinin kazanç kaybına uğradığını, isimsiz olması nedeniyle müvekkilinin okuyucu kitlesine ulaşmadığını, satış rakamlarını ve gelecekte elde edeceği gelirleri doğrudan etkilediğini, maddi manevi zarara uğradığını, yayıncının izinsiz olarak eserlerin içeriğini değiştirdiğini, münhasıran eserde değişiklik yapma hakkını ihlal ettiğini, söz konusu değişikliklerin eserin bütünlüğüne ve müvekkilinin hususiyetine zarar verdiğini, müvekkilinin manevi hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek yapıldığını ileri sürdüğü değişikliklerden bir kısım aktardığını, ifadeler değiştirilmeden müvekkilinden izin alınmadığını, müvekkilinin eserinde yapılan izinsiz değişikliklerin yayın tekniği icabı olduğunun söylenemeyeceğini, davalının muhtemel tecavüzlerinin önlenmesi gerektiğini, belirterek, müvekkilinin manevi haklarına tecavüzün durdurulmasına, müvekkilinin manevi haklarına tecavüz teşkil eden, ... isimli kitaplann satış yapılan yerlerden toplatılmasına, internet satışlarının durdurulmasına, önlenmesi adına müvekkilinin isminin yer almadığı kitaplann imha edilmesine, 30.000TL manevi tazminatın ve belirsiz alacak olarak 100,00 TL maddi tazminatın işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Davacının kitabının editöryal incelemeden geçirildiğini, 7-8 yaş gruplanna göre teknik ve objektif değişikliklere tabi olduğunu, bunun eserin özünü, vasfını ya da eseri tanınmayacak hale getiren değişiklikler olmayıp bunların küçük ve 1. Sınıflara göre yapılan düzeltmeler olduğunu, hem yasa hem de Yargıtay kararlarında bu tür değişiklerin objektif değişiklikler olarak geçmekte olduğunu, aynı zamanda yayın tekniği açısından yapılan değişiklikler olduğunu, davacının “öğretmenden nefret ediyorum” tabiri editöryal düzeltmede “öğretmeni hiç sevmiyorum” şeklinde düzeltildiğini yazarın kullandığı tabirin nefret içerikli olup 7-8 yaş grubunda olumsuz algılara alışkanlıklara kazanımlara sebep olabileceğini, diğer değişikliklerinde bu şekilde olduğu, yazarın kendilerine teşekkür etmesi gerektiğini, davacının adının yazmadığı hususunun ise sehven ilk baskıda unutulduğunu, davacıya da bilgi verilerek düzeltildiğini kitapların geri çağrıldığını bütün kitaplarda da davacının adının zikredildiğini, sözleşmeye göre telif ödemesinin bir kereye mahsus olarak belirlendiğini yüzde ya da satıştan telifin söz konusu olmadığını bu nedenle telif kaybına uğramasının mümkün olmadığını, FSEK 68. madde gereği tazminat talebinin yerinde olmadığını, davacının bu nedenle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuş olduğunu, takipsizlik kararı verildiğini ve kesinleştiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; "...Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, bilirkişi raporu bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalı yayın evi tarafından davacıya ait ... isimli eserlere ilişkin FSEK 15 ve 16. Maddelerden kaynaklanan manevi haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespiti ile bu tecavüzün durdurulmasına, buna bağlı olarak mezkur kitapların satış yapılan yerlerden toplatılmasına, internet satışlarının durdurulmasına ve kararın kesinleşmesine müteakip masrafı davalıya ait olmak üzere yayıncı ve dağıtıcılarda bulunan, davacının isminin yer almadığı kitapların imhasına, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, maddi tazminat talebinin reddine" şeklindeki gerekçeleri ile;"1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, davalı yayın evi tarafından davacıya ait "... isimli eserlere ilişkin manevi haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespiti ile bu tecavüzün durdurulmasına, 2-"..." isimli kitapların satış yapılan yerlerden toplatılmasına, internet satışlarının durdurulmasına ve kararın kesinleşmesine müteakip masrafı davalıya ait olmak üzere yayıncı ve dağıtıcılarda bulunan, davacının isminin yer almadığı kitapların imhasına, 3-20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 4-Maddi tazminat talebinin reddine, 5-İhtiyati tedbir kararının, karar kesinleşinceye kadar devamına," şeklinde hüküm kurulmuştur. Davanın konusu 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre Fikir ve Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi, Maddi ve Manevi Tazminat istemli davadır. Davacı tarafından müvekkilinin çocuk masalı kitabı yazarı olduğunu davalı ile arasında 18/08/2016 tarihinde sözleşme akdedildiğini, bu sözleşme ile 20 adet masalın yayınlanma ve çoğaltma hakkını davalı yayıncıya devrettiğini, davalının müvekkiline ait masallarda müvekkilinin izni olmaksızın değişiklikler yaptığını, müvekkili adına yer vermediğini, masalların yer aldığı kitapları isimsiz/anonim olarak yayınladığını, ileri sürmüştür.Davalı cevap dilekçesinde; kitapların hitap ettiği kitlenin ilkokul 1. ve 3. Sınıf öğrencilerine ait olduğu, bu yayınların küçük ilkokul çocuklarına okutulduğundan pedegoji bilimi, eğitim bilimi ve bu yaştaki çocukların algıları ve yetişmeleri açısından önemli olduğunu, yapılan değişikliğin küçük ve yasaya uygun objektif değişiklikler olduğu, örneğin öğretmenden nefret ediyor tabirinin öğretmeni hiç sevmiyorum şeklinde düzeltildiğini, davacının isminin ilk baskıda sehven unutulduğunu, davacıya bilgi verilerek bu durumun düzeltildiğini, kitapların geri çağrılarak davacının adının zikredildiğini, davacının adının yazılmamasından dolayı kazanç kaybının olmadığını, telif ödemesini bir defaya mahsus olup, yüzdeli ya da satıştan olmadığını, tazminat talebinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.Taraflar arasında 18/08/2016 tarihinde düzenlenen Eser Sahibi Telif Sözleşmesinde; 20 adet masalla ilgili olarak eser sahibinin eserin tüm çoğaltma ve yayınlama haklarını süresiz olarak yayıncıya devredeceğini, eser sahibinin eserden bir seferlik olmak üzeren 10.000,00 TL telif ücreti alacağı düzenlenmiştir. 18/11/2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda davacı tarafa ait masal kitaplarının eser niteliği taşıdığı davacı eser sahibinin manevi haklarından olan adın belirtilmesi hakkı ile eserde değişiklik yapılmasını men etme hakkının davalı yayınevi tarafından ihlal edildiğini belirtmişlerdir. Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere, taraflar arasında yapılan Eser Sahibi Telif Sözleşmesinde yayıncıya eserde değişiklik yapmak hakkı tanınmadığı, eserde değişiklik yapılmasını engelleme hakkı ile adın belirtilmesi hakkı  manevi haklardan olup eser sahibine ait olduğu, mahkemece alınan raporda davacıya ait eserlerde davalı tarafından değişiklik yapıldığının ve yapılan değişikliğin yayın tekniği nedeni ile zaruri olmadığının tespit edildiği, yayıncının eser sahibinin özgür ifade biçimine dokunmaması, değişiklik yapılacaksa eser sahibinden izin alınması ve eser sahibinin isminin eserde yazılması gerektiği anlaşılmakla, davalının davacıya ait dava konusu eserlere ilişkin manevi haklarına tecavüz ettiğinin tespiti ile bu tecavüzün durdurulması ve ref'ine, manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesi  usul ve yasaya uygun görülmüştür.Dosya kapsamı olayın oluş şekli ile davalının ihlal eylemi, ihlalin boyutu hep  birlikte değerlendirildiğinde , mahkemece davacı lehine takdir edilen 20.000,00 TL manevi tazminatın dosya kapsamına uygun olduğu kanaatine varılmıştır.Mahkemece maddi tazminat yönünden taraflar arasındaki sözleşmenin 3. Maddesine göre eser sahibi eserden bir seferlik olmak üzere 10.000,00 TL telif ücreti alacağı belirlendiğinden dolayı maddi tazminatın koşulları oluşmadığı kanaatine varılarak maddi tazminat talebinin reddine karar verilmişse de, reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden, karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre,  vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, mahkemece o tarihteki maktu vekalet ücretinin altında kalacak şekilde 100,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığı kanaatine varıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, mahkeme kararının  6100 sayılı HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, tarafların usuli kazanılmış hakları korunarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Dairemizce kurulan hükümde davalı lehine hükmedilen vekalet ücreti aşağıdaki şekilde düzeltilmiştir. Davacı vekilinin maddi tazminata ilişkin istinaf sebebinin incelenmesinde, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre telif bedelinin belirlenerek ödendiği anlaşılmakla, maddi tazminat talebinin yerinde olmadığı, yukarıda açıklanan gerekçelerle hükmedilen manevi tazminatın dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince Esastan Reddine karar verilmiştir.  23/05/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/974 E: 2021/1039Eser vasfı bulunmayan fotoğrafların ticari amaçla izinsiz kullanılması nedeniyle tazminat talebi (FSEK m.86)Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından müvekkilinin özel hayatına ilişkin ve tamamen özel nitelikli fotoğraflarının, "..." tabir edilen bir kısım teknikler ve bilgisayar programları kullanılarak, davalının bir kısım ticari ürünlerinin reklamının yapıldığı görsellerin bulunduğu çeşitli mecralarda her birinde birden fazla olmak üzere defalarca kullanıldığını, FSEK'in 86. Maddesi uyarınca, eser niteliğinde olmasalar bile kişinin resminin kişisel değer olarak kabul edildiğini, kişinin resminin her ne şekilde olursa olsun izinsiz olarak yayınlanmasının hukuka uygunluk sebepleri bulunmadıkça hukuka aykırı olduğunu, davacının müvekkiline ait resmin önüne gelen her türlü iletişim araçlarıyla ve ticari amaçla kullanılmasının ağır saldırı niteliğinde olduğunu, Borçlar Kanunu'nun 49. Maddesi uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren ve bu zararı gidermekle yükümlü hükmünün amir olduğunu, davalı şirketin "..." isimli ürünlerinin tanıtımında müvekkili küçüğe ait resimlerin hem basılı, hem de internette birden fazla mecrada kullanıldığını iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkillerinin ebeveyninden izin alınması halinde bunun karşılığında elde edebileceği maddi menfaatten yoksun kalması nedeniyle oluşan maddi zararların giderimi için şimdilik 30.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.  Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin uzun yıllardan bu yana plastik sektöründe faaliyet gösteren bir firma olduğunu ve işbu davaya konu fotoğrafların ... çekildiğini, müvekkilince üretilen çocuk parkının kurulumundan sonra anaokulu yetkilileri tarafından fotoğrafların kendilerince kullanılmak istendiğini, sürekli bu işin içinde olmaları sebebiyle fotoğraf çekme konusunda deneyimli oldukları belirtilerek, müvekkili şirket çalışanlarından rica edilmesi üzerine fotoğraflama işleminin spontane geliştiğini, ayrıca davacı küçüğün oyuncu olduğuna dair herhangi bir bilinirliğin olmaması, reklam, dizi film gibi görsel basından ve sahne sanatlarından gelir elde eden biri olmadığı, yani topluma mal olmuş bir kişi olmadığı hususu da dikkate alındığında, çekilen fotoğrafların eser niteliğinde olmadığını, dava konusu fotoğrafın herhangi bir mağduriyete yol açacak fotoğraf olmadığını, ayrıca FSEK 86. Maddesi uyarınca, geneli gösteren resimler için muvafakat alınmasının şart olmadığını, müvekkilinin özellikle davacının resmini kullanmak gibi bir kastının bulunmadığını, amacın sadece yapılan bir  oyun parkının görüntülenmesi olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "Buna göre, davacı küçüğün fotoğrafının davalı tarafça izinsiz olarak ticari amaçla kullanıldığı, izin alınmasını gerektirmeyen herhangi bir durumun söz konusu olmadığı, dolayısıyla davalının kullanımının haksız olduğu, fotoğrafın kullanılma amacı, niteliği, tarafların ekonomik durumuna göre 3.000,00 TL maddi tazminatın olaya ve oluşa uygun olduğu, keza kişiliğin bir parçası olan fotoğrafın izinsiz olarak kullanılmasının davacının kişilik haklarına da saldırı teşkil edeceği anlaşılmakla, tarafların ekonomik durumu, manevi tazminatın amacı ve hakkaniyet ilkesi gereği davacı yararına 10.000,00 TL manevi tazminat takdirinin uygun olacağı anlaşılmakla, davanın kısmen kabulüne " karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Müvekkil şirket uzun yıllardan bu yana plastik sektöründe faaliyet gösteren bir firma olduğunu, davaya konu fotoğrafların ...nda çekildiğini, Müvekkilince üretilen çocuk parkının kurulumundan sonra anaokulu yetkilileri tarafından fotoğrafların kendilerince kullanılmak istendiğini, sürekli bu işin içinde olmaları sebebiyle fotoğraf çekme konusunda deneyimli oldukları belirtilerek, müvekkili şirket çalışanlarından rica edilmesi üzerine fotoğraflama işleminin spontane geliştiğini, Davacı küçüğün oyuncu olduğuna dair herhangi bir bilinirliğin olmaması, reklam, dizi film gibi görsel basından ve sahne sanatlarından gelir elde eden biri olmaması, yani topluma mal olmuş bir kişi olmaması hususları da dikkate alındığında, çekilen fotoğrafların eser niteliğinde olmadığını, Dava konusu fotoğraflar  herhangi bir mağduriyete yol açmadığı gibi davacı küçüğü manevi yönden etkileyecek  bir durum da söz konusu olmadığını, FSEK 86. Maddesi uyarınca, geneli gösteren resimler için muvafakat alınmasının şart olmadığını, müvekkilinin özellikle davacının resmini kullanmak gibi bir kastının bulunmadığını amacın sadece yapılan bir  oyun parkının görüntülenmesi olduğunu, davacı küçük, lehine maddi ve manevi tazminat hükmedilmiş olmasının usul ve yasalara aykırı olduğunu, -Maddi tazminat açısında dosyaya ibraz edilen raporlarda da görüleceği üzere 1.000 TL ile 3.000 TL aralığında değişiklik gösterebileceği tespiti yapıldığını, Mahkemenin hiçbir gerekçe göstermeksizin ağır bir kusur varmışcasına 3.000,00 TL maddi tazminata hükmettiğini,  hükmedilen manevi tazminat miktarının da fahiş olduğunu, manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararı karşılaması da amaç edinilmediğini, manevi tazminat miktarının belirlemesinde her olaya göre değişen özel hal ve şartlar gözetilerek hüküm kurulması gerekirken fahiş bir manevi tazminata hükmedildiğini kararının kaldırılarak davanın reddine  karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; davalının çektiği fotoğrafın izinsiz kullanılıp yayınlanması nedeniyle maddi ve manevi  tazminat istemine ilişkindir. 5486 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 86. maddesi, eser niteliğinde olmasalar dahi, resim ve portrelerin, tasvir edilen kişilerin muvafakati alınmaksızın teşhir veya başka şekillerde umuma arz edilemeyeceğini öngörmektedir. Bu hükümdeki "resim ve portreler ibaresi; fotoğrafları, çeşitli tekniklerle yapılmış portreleri, tek başına veya topluluk içinde bulunurken çekilmiş resimleri ifade etmektedir. Bütün bunların, izinsiz olarak teşhiri veya umuma arz edilmesi ya da örneğin bir ilanda, vitrinde vs. kullanılması, anılan hükümle yasaklanmıştır. Belirtilmelidir ki, Kanunun bu hükmüyle korunan şey; resim, portre veya fotoğrafın "eser niteliği değil, bunlarda tasvir olunan kimsenin kişilik hakkıdır. (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku,5. Bası, 2012, sayfa:289) Dolayısıyla, bu yasağa aykırı nitelikteki eylemler, kişilik haklarına saldırı oluşturur ve B.K.'nun 49. maddesi çerçevesinde manevi tazminat yükümlülüğü doğurur. Somut davada, davaya konu fotoğrafın görüntüleme amacının davacının çocukluk çağına ve özel yaşamına dair olduğu kuşkusuz olup davaya konu fotoğrafın izinsiz bir şekilde davalı tarafından ticari amaçlı çoğaltıldığı ve kullanıldığı ve buna davacının izin/ onay vermediği sabittir. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu edilen görüntülerin çekimi, bir araya getiriliş şeklinin FSEK bağlamında hususiyet göstermediği için FSEK kapsamında eser niteliğinde olmadığının dosya kapsamında belirlendiği, bu nedenle de davacının FSEK’te eserler için öngörülen korumadan yararlanamayacağı, ancak  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 83 ve devamı maddelerine göre işaret, resim, ses, fotoğraf, video  ve benzeri görüntülerin eser olmasalar bile aynı kanunda düzenlenen haksız rekabet hükümlerine göre de korunabilmesinin mümkün görüldüğü, davacının rızasının bulunmadığı, davacının kişilik haklarının da ihlal edildiği, haksız fiil ve haksız rekabet oluştuğu,basiretli bir tacir olarak sergilenen fotoğraf sahiplerinin izni olup olmadığını öğrenme sorumluluğunun bulunduğu, bu sebeple kendisine kusur yüklenemeyeceği savunmasının yerinde olmadığı,  hükmedilen manevi tazminat tutarının dosya kapsamı ve hakkaniyete uygun bulunduğu anlaşılmakla, davalının istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.Somut olayda; davalı taraf, maddi tazminat ilişkin olan 3.000,00 TL'ye ilişkin  istinaf isteminde bulunmuş olup, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2 maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 6763 Sayılı Kanun'un 41. Maddesiyle HMK'ya eklenen Ek-Madde 1'de öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında karar yılı olan  2020 yılında verilen kararlar için 5.390,00 TL olarak belirlenmiş olduğundan, dava değerinin kesinlik sınırının altında kaldığı anlaşılmıştır. İstinafa konu edilen miktar itibariyle mahkeme kararı kesin niteliktedir. Kesin olan kararların istinaf istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi HMK'nun 352.maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da istinaf isteminin reddine karar verilebileceğinden, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.Açıklanan sebeplerle, davalı vekilinin maddi tazminat yönünden yaptığı istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341/4. maddesi delaletiyle 6100 Sayılı HMK'nın 352/1/b. maddesi gereğince usulden reddine, manevi tazminat yönünden kurulun hükümde ise, somut olayın özelliği, tarafların durumu, kusurun ve tecavüzün boyutu dikkate alındığında  bir isabetsizlik görülmemiştir.  Sonuç olarak,  kararda gösterilen yasal ve yeterli gerekçeye  göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı   vekilinin,  istinaf başvuru sebeplerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Davalı vekilinin  İstinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan  reddine  karar verilmiştir.     23/05/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK: 2024/973 E: 2021/1011Mimari projenin FSEK kapsamında eser vasfı ve izinsiz kullanım iddiasına dayalı mali hak ihlali nedeniyle tazminat talebiDava,  FSEK gereğince eser sahipliğine dayalı mali hakların ihlali iddiası ile tazminat istemine ilişkin olarak açılmıştır.Dosyanın davacı tarafından hak sahibi olduğu herhangi bir proje olup olmadığı, bu projenin FSEK anlamında eser niteliğinde olup olmadığı, davalılar tarafından davacının eserden kaynaklı haklarının ihlal edilip edilmediğinin ve dilekçede belirtilen şekilde davacının isteyebileceği tazminat tutarını gösterir rapor tanzim etmek üzere bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişilerin 23/01/2020 havale tarihli kök ve 17/02/2021 havale tarihli ek raporlarında: "projenin hazırlandığı 1994 yılının imar planı şartları doğrultusunda davacı mimar ... tarafından hazırlanan ilk projenin FSEK 2/1 anlamında eser vasfını haiz olabileceği, davaya konu proje üzerinde davacının ismi ile imzası yer aldığından ve bu projenin ilgili belediyesince de tasdiklendiği anlaşıldığından dava konusu eserin sahibinin davacı kişi olduğu, davalılar tarafından mimar ... 30/11/2006 tarih, ... sayı ile ikinci kez inşaat ruhsatı alındığı, davacı ve davalılar tarafından on iki yıl arayla hazırlanan her iki proje de fikir ve sanat eseri niteliğiyle birbirinden tamamen farklı olduğu, konut blokları ve ticari blok; blok sayısı, vaziyet planı, kontur, gabari ve kat planları olarak birbirine benzerlik tespit edilemediği, davacı 1994 yılında eski 8532 parsel için ruhsat aldığı ve projesini ilgili belediyeye onaylattığı, ancak kooperatifin anlaşmazlıklar nedeniyle el değiştirdiği, aldığı ruhsatın geçen süre nedeniyle geçersiz olduğu 05/05/2005/39 tarih sayı ile uygulamaya giren Revizyon İmar Planıyla da mesken ve ticaret bloklarına kat ilavesi hakkı elde edildiğinden davalılar tarafından davacının ilk projesinin kullanılmayıp ikinci kez daha sade bir proje hazırlattırarak yeni 10 parsel için 30/11/2006 tarihli ruhsat aldığı, davacıya ait ilk mimari eserin davalılarca değişiklik yapılarak izinsiz kullanılması değil, hiç kullanılmadığı, davacının ileri sürdüğü nedenlerin oluşmadığı" hususlarını tespit ve rapor ettikleri görülmüştür. Davacı tarafından 1994 yılının imar şartları doğrultusunda hazırlanan ilk projenin FSEK md. 2/1 anlamında eser vasfını haiz olduğu, bu proje üzerinde davacının ismi ve imzasının yer aldığı ve bu şekilde tasdik edildiği anlaşılmıştır. 5846 Sayılı FSEK 2/3. maddesi uyarınca mimari projenin ilim ve edebiyat eseri olarak korunabilmesi için aynı Kanun'un 1/B. maddesine göre sahibinin hususiyetini taşımasının yeterli olduğu, mimari projenin uygulanması sonucu ortaya çıkan dava konusu  mimari yapının aynı Kanun'un 4/3. maddesinde sayılan mimarlık eseri (güzel sanat eseri) olarak nitelendirilip mimari projeden ayrı olarak korunabilmesi için söz konusu yapının aynı Kanun'un 4/1. maddesi uyarınca "estetik değere sahip olması" da (bedii vasfı) gereklidir. Dava konusu mimari  projenin ilim ve edebiyat eseri olarak aynı Kanun'un 1/B maddesine göre sahibinin hususiyetini taşımayıp taşımadığı ile  mimari yapının aynı Kanun'un 4/1. maddesi uyarınca bedii (estetik) vasfı bulunan bir güzel sanat eseri niteliğinde olup olmadığı hususları teknik incelemeyi gerektirmekte olup hakimin hukuki görüşü ile tespit edilemez. Mahkemece uzman bilirkişilerden alınan bilirkişi heyeti raporlarında da; davacıya ait mimari projenin hususiyet taşıyan FSEK 2.madde kapsamında ilim ve edebiyat eseri olarak korunan mimarlık eseri niteliğinde olduğu belinlenmiştir. Buna göre davacının iki talebi olan, mimari proje bedelinin ödenmesi talebi ve Mimari projesinin davalılarca izin alınmadan ek projesi yaptırılması sebebiyle izinsiz işlenmesi sebebiyle tazminat ödenmesi talebi bulunmakla, davacının meydana getirdiği "mimari proje" üzerinde FSEK 2/3. maddesi uyarınca eser sahipliği mevcut olmakla uzman bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere, davalının davacıya ait özgün projeyi kullanmadığı sabit olup, davacının istinaf istemlerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davacı her ne kadar makbuz ile gerçeğin ortaya çıkacağını beyan etmiş ise de, makbuzun projenin kullanılıp kullanılmadığına ilişkin tespite delil olamayacağı, bilirkişi raporlarının da teknik olması sebebiyle Mahkemece yapılacak başka bir yorumun da bulunmadığı anlaşılmakla davacı tarafından yapılan bu istinaf istemenin de reddinin gerektiği anlaşılmıştır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf talebinin, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.  23/05/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK: 2024/915 E: 2022/1736Müzik eserlerinin televizyon programlarında izinsiz kullanılması nedeniyle 3 kat telif tazminatı (FSEK m.68) ile manevi tazminat talebi (m.70)DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle:  Müvekkilinin eser sahibi olduğu 11 adet müzik eserinin, davalılardan ... A.Ş.' nin sahibi olduğu "..." logolu televizyon kanalında diğer davalı ... Hizmetleri A.Ş.'nin yapımcısı olduğu "..." ve "..." isimli televizyon programlarında 37 adet kullanıldığının tespit edilmesini ve bu kullanımların izin alınmaksızın yapılması nedeni ile fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 5846 sayılı FSEK'in 68.maddesi kapsamında şimdilik 5.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminatın haksız fiilin vuku bulduğu tarihten itibaren yürütülecek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 21.05.2019 tarihli rapora istinaden ıslah dilekçesi sunmuş ve toplam 165.000TL nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, haksız fiil tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına karar verilmesini talep etmiş, ıslah harcı yatırmıştır. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle: Söz konusu programların, müzik yarışma programları olduğunu ve bu tarz yarışma programlarında bir takım müzik eserlerinin kullanıldığını, bu eserlere ait telif ücretlerinin ilgili meslek birliklerine ödendiğini, davacı tarafından istenen telif bedellerinin yüksek olduğunu, manevi tazminat talebinin de yerinde olmadığını, davanın zamanaşımından ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkeme davanın kabulüne karar  vermiştir.  Davalılar vekili istinaf isteminde özetle; HMK 26. Maddeye aykırı olarak talepten fazla karar verildiğini, mahkemenin 28.500 + 165.000 = 193.500 TL toplam bedele hükmettiğini, ancak davacının davasını 165.000TL'ye yükselttiğini, 28.500 TL fazla bedele hükmedildiğini, Davacının dava ve ıslah dilekçesinde davalıları ayırt etmeden hüküm kurulmasını talep ettiğinden ayrı ayrı tazminata hükmedilmesinin hatalı ve taleple bağlılığa aykırı olduğunu, FSEK 10. Maddesine aykırı değerlendirme yapıldığını, Dava konusu "..." adlı şarkının bestesi davacıya, sözleriyse ...'a ait olduğunu, söz yazarı ve besteci ile birlikte eser sahipliği olduğunu, tek başına tazminat talep edemeyeceğini, aktif dava ehliyeti olmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, 11. Hukuk Dairesi,E. 2017/238,K. 2018/7933,T. 13.12.2018 kararının bu yönde olduğunu, Kullanım Yıllarına İlişkin Emsallerin çelişkili olduğunu, Hükme esas alınan 24.03.2020 T.li Bilirkişi Raporuna karşı 29 Haziran 2020 ve 28 Şubat 2022 tarihli dilekçelerin değerlendirilmediğini, Sektör bilirkişilerinin tarafsız davranmadıklarını, emsallerin yüksek belirlendiğini, fazi hesabının da hatalı olduğunu, bir önceki  Bilirkişi Raporunda, piyasadaki emsallerin "şarkı başına 500-750 TL" olduğunu belirtilmişken, diğer raporda 4.000 TL rayiç belirleyebildiklerini, emsallerin yıllar itibarı ile tutarsız olduğunu, Hiçbir somut veri, fatura, emsal vb olmadığını, 2013 ve 2014 için ayrı belirlerken, 2015-2016 ve 2017-2018 için iki yıllık sürelerde aynı bedeli belirlediklerini, artış oranları % 20 olup o yılki enflasyonunun 3 katı olduğunu, Rayiç bedellerin 4-5 katı olarak fahiş belirlendiğini, ... isimli eser için davacılar tarafından, dosyaya fatura sunulduğunu, Buna göre benzer bir yarışma programı olan, ...  yarışmasında toplam bedel 1.150 TL' olduğunu, 2018'de gerçek manada faturalandırılmış bedel olan 1.150 TL,  Sayın Bilirkişilerin 2018 yılı için belirledikleri 4.000 TL bedelin 4 katı olduğunu, Emsal Mahkeme Kararlarına Göre de bedelin fahiş olduğunu, aynı yarışmada seslendirilen şu ana kadar belirlenen özellikle 2015-2018 yılları için neticelenen tüm mahkeme kararları 500 - 1.000 TL arasında olduğunu, Raporda yayınların kim tarafından icra edildiğini ve tarihlerini yazmadıklarını, ilk raporla çelişkili sayıda eser  olduğunu, kararın da denetime elverişli olduğundan bahsedilemeyeceğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Müzik prodüktörü yapımcı ... 21/05/2019  havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; Delil olarak sunulan CD'de 37 video kaydının bulunduğu, kayıtlarda “...” ve “...” programlarında davalının dosyaya sunduğu eserlerin tamamının kullanıldığı ve dava konusu programların yayınlandığı tarihlerde listede belirtilen eserlerin dijital mecralar ve tv/radyo listelerinde her birinin ticari olarak “hit” kabul edildiği en popüler dönemlerinde olduğunun tespit edildiği, 11 eser için eser başına 15.000 TL'den toplamda 165.000TL(yüzaltmışbeşbin) rayiç bedel hesaplandığı bildirilmiştir. 2.raporda bilirkişiler sektör uzmanı Öğretim görevlisi ..., FSEK uzmanı ..., mali müşavir ... 24/03/2020 tarihli bilirkişi kurulu raporunda neticeten; telif bedellerinin raporda detaylıca belirtildiği dava dışı "..." logolu televizyon kanalında yayınlaran kullanımlara dair mali hak ihlalleri yönünden davalılardan ...'nın sorumlu tutulması gerektiği, bu kullanım için hesaplanan bedelin 9.500 TL olduğu, FSEK 68. maddesi gereği bu bedelin 3 katının (28.500 TL) davalıdan istenebileceği, ... logolu televizyon kanalında yayınlanan kullanımlara dair mali hak ihlalleri yönünden her iki davalının da müteselsilen sorumlu olduğu, bu döneme ait kullanım bedelinin ise 93.125 TL olarak hesaplandığı, FSEK 68. maddesi gereği bu bedelin 3 katının (279.375 TL) davalılardan istenebileceği, mahkemenin vereceği faiz kararı doğrultusunda  söz konusu bedellerin faizli olarak tahsili kabul edildiği takdirde; Hak ihlalinin, yani kullanımların gerçekleştiği tarihlerden itibaren dava tarihine kadar ayrı ayrı faiz hesaplandığı ve "..." logolu teleyizyon kanalında yayınlanan kullanımlara dair davalı ...'nın sorumlu olduğu bedelin: 9.500 + 3.714,87 (faiz) = 13.214,87 TL olduğu, "TV 8" logolu televizyon kanalında yayınlanan kullanımlara dair her iki davalının da birlikte sorumlu olduğu bedelin: 93.125 + 14.876,17(faiz) = 108.001,17 TL olduğu, faiz eklenmiş toplam maddi bedellerin, FSEK çerçevesinde 3 katına hükmedilmesinin de yine mahkemenin takdirinde olduğu, manevi hak ihlaline neden olan bir bulguya rastlanmadığı, davacının FSEK 15.  ve 16.maddelerinde belirtilen haklarının da ihlal edilmediği yönünde görüş bildirilmiş, ek raporda görüşlerini tekrarlamışlardır. Davacı, eser sahibi olduğu 11 adet müzik eserinin ... isimli yarışmada izin alınmaksızın ve hukuka aykırı şekilde kullanıldığını ileri sürerek manevi tazminat ve FSEK 68.maddesi gereğince maddi tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesince davanın maddi tazminat istemi yönünden kabulüne, manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davalılar vekili, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut uyuşmazlıkta; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda CD incelemesi yapılmış ve 9 adet eserin 2013-2018 yılları arasında yayınlanan programda  31 kez kullanıldığı tespit edilmiştir. İlk bilirkişi raporunda eser başı 15.000TL belirlenerek 11 eser için 165.000TL tazminat talep edilebileceğine dair görüş belirtilmiş, davacı vekili bu tutar üstünden davasını ıslah etmiştir.  Mahkemece alınan 2.bilirkişi raporunda ise; CD' de yer alan  eserlerin yayınlandığı kanal, tarih bilgileri, kullanım sayısına yer verilerek denetime elverişli rapor tanzim edilmiş olmakla 2.raporun hükme esas alınması yerindedir. Davacının eser sahibi olduğu ve mali haklarının ihlal edildiği sabittir. 2.Bilirkişi heyetince dava konusu eserlerin popülaritesi, yayınlanan dönemler dikkate alınarak rayiç bedel hesaplandığı, başkaca dosyalarda başka eserler dava konusu olmakla her dosyada eserin niteliği, tanınmışlığı, talep seviyesine göre rayiç belirleneceğinden rayiç bedellere ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı dikkate alındığında davalılar vekilinin  bu yönlerdeki istinaf isteminin reddi gerekmiştir. Davalılar vekili, davacının "..." isimli eser yönünden birlikte hak sahibi olduğunu, davanın usulden reddi gerektiğini belirterek kararın bu yönden kaldırılmasını talep etmiş ise de; davacının ilgili müzik eserinde besteci olarak yer aldığı, tek başına besteci olmakla da mali sak sahibi olduğu dikkate alındığında bilirkişi raporunda bu yöndeki değerlendirme ve davalının bu yöndeki istinafı yerinde görülmemiştir. Ancak, davacı davasını 165.000TL üzerinden ıslah etmiş ise de mahkemece toplamda 165.000TL + 28500TL ki toplam; 193.500TL'ye hükmedilmesi HMK 26 maddesi gereğince taleple bağlılık ilkesine aykırılık oluşturduğundan davalılar vekilinin bu yöndeki istinaf istemi yerinde görülmüştür. Davacı avans faiz talebinde bulunduğundan davalı vekilinin faiz türüne yönelik istinaf isteminin ise reddi gerekmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre; FSEK 68.maddesine göre ...'de yayınlanan eserler yönünden davacının, davalı ... HİZMETLERİ AŞ'den 9500TLx3= 28.500TL maddi tazminat talep edebileceği, ...'de yayınlanan eserler yönünden davalı ... HİZMETLERİ AŞ ve ... YAYINCILIK AŞ'den FSEK 68.maddesi gereğince  93.125,00 x 3 =  279.375,00 TL maddi tazminat talep edebileceği, davacının davasını 165.000TL üzerinden ıslah ettiği dikkate alınarak neticeten; 165.000TL'nin dava tarihi olan 28/06/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan nedenle davalılar vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulüne, HMK 353.1.b.2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.16/05/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK: 2024/744 E: 2022/1122Bandrolsüz/korsan kitap basımı ve satışı yoluyla FSEK kapsamındaki mali hakların ihlaline dayalı tazminat talebiDava, eser sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüzün tespiti, önlenmesi ve durdurulması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından, "ASIL DAVADA; Davanın KISMEN KABULÜNE,  Davalının belirtilen kitapları bandrolsüz olarak basmak suretiyle davacının FSEK'ten kaynaklanan mali haklarına yapmış olduğu tecavüzün men'ine ve ref'ine, -Muhtemel tecavüzlerinin önlenmesine, -Davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine. "BİRLEŞEN DAVADA; Davanın KISMEN KABULÜNE, Davalının belirtilen kitapları bandrolsüz olarak basmak suretiyle davacının FSEK'ten kaynaklanan mali haklarına yapmış olduğu tecavüzün men'ine ve ref'ine, -Muhtemel tecavüzlerinin önlenmesine, -Davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine." karar verilmiştir. Hüküm davalılar vekili tarafından istinaf edilmiştir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama, bilirkişi incelemesi ve toplanan tüm deliler ile;  davada  husumet sorununun bulunmadığı, davalılar hakkında ayrıca ceza davası açılmasının ve mahkumiyete karar verilmesinin işbu hukuk davasının açılmasına engel teşkil etmediği, davaya konu ve İl Denetim Komisyonu Başkanlığı deposunda muhafaza altına alınmış olan kitapların tamamının yabancı dil öğrenmeye yönelik İngilizce, Almanca ve Fransızca kitaplardan oluştuğu, bilirkişiler tarafından rastgele seçme metoduyla seçilerek incelenen kitaplardan sadece 1'inde bandrole rastlandığı, geri kalan kitaplarda FSEK m.81 gereğince bulunması gereken bandrolün bulunmadığı, bandrolsüz kitapların yayın evlerinin davacı meslek birliğinin üyesi olduğu, ayrıca dava tarihinden önce tüm eserlerle ilgili eser bildirim formlarının davacıya verildiği, davalının Kadıköy Akmar Pasajı’nda bulunan ... isimli kitabevinde mali hak sahibi olan yayınevlerinden izin almaksızın ve bandrolsüz olarak korsan basıldığı anlaşılan muhtelif yayınevlerine ve yazarlara ait bu kitapları satışa sunduğu ve davacının yetki ile devraldığı FSEK'nin 23.maddesinde belirlenen yayma hakkını ihlal ettiği anlaşılmakla, bu kitaplarla ilgili asıl ve birleşen davaların kabulüne; davacının haklarının korunması için yetkili olmadığı kitaplar ile bandrollü olduğu tespit edilen ... tarafından basılan "..." isimli kitapla ilgili asıl ve birleşen davanın ise reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığından, davalılar vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE karar verilmiştir.     29/04/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/692 E: 2021/751Fotoğrafın izinsiz kullanımından doğan telif/haksız rekabet kaynaklı maddi ve  tazminat talebiDava; davacının çektiği fotoğrafın izinsiz kullanılıp yayınlanması nedeniyle telif tazminatı mümkün olmaz ise haksız rekabete dayalı bedelin tazmini ve manevi  tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin 6 Aralık 2015 günü İstanbul Boğazından geçen Rusya Federasyonuna ait geminin güvertesinde  füze sistemi doğrultan askerin olduğunu fotoğrafladığını ve  twitter hesabına koyduğunu, müvekkili tarafından çekilmiş olan fotoğrafın müvekkilinin rızası hilafına davalılara ait internet sitelerinde ve basılı gazetelerde yayınlandığını, davalılardan ...nın bu fotoğrafı kendi web sitesinde kullandığını,  kendisine abone bazı gazetelere sattığını, yayınlanan fotoğrafın kaynağı olarak ... gösterildiğini, maddi ve manevi zarara uğradığını, ihlale konu fotoğrafın eser kabul edilmesi halinde FSEK m.68 uyarınca üç katı tazminat taleplerine karşılık fotoğrafın telif bedelinin tespiti,  fotoğrafın eser kabul edilmemesi halinde FSEK 68 hükmü ve TTK 55'te düzenlenen haksız rekabet hükümleri uyarınca şimdilik fotoğrafın rayiç değerinin tespit ile, toplam 3.900,00 TL maddi tazminat ile  davalıların tümünün fotoğrafı müvekkilinin rızası hilafına kullanması nedeniyle  100,00 TL manevi tazminatın tahsili ile hükmün ilanını talep etmiştir.  Davacı vekili, 18/09/2019 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini toplam 15.500,00 TL,  manevi tazminat talebini ise 4.500,00 TL olarak arttırmış ve harçlandırmıştır.  Maddi tazminat talebine konu alacağın miktarı belirsiz nitelikte olduğundan bu talebin yargılama sırasında arttırılması usule uygundur. Ancak manevi tazminatın niteliği itibariyle bir bütün olması, uğranılan manevi zararın tekliği ve bölünemezliği ilkesi gereğince bir defada istenilmesi gerekir. Dava açılırken  bir miktar gösterilip sonradan ıslah yada talep arttırımına konu edilemeyeceği, açık olup istikrar kazanmış yerleşik yargısal uygulama da bu doğrultudadır. Bu nedenle   mahkemece talep arttırım talebinin  manevi tazminat yönünden kabul edilmemesi yerinde görülmüştür. Dosya kapsamındaki bilirkişi heyet raporları; 1-08/05/2018 tarihli bilirkişi heyet raporunda,  "dava konusu fotoğrafların FSEK mad.4 ve 6 anlamında eser olduğu, davacının FSEK mad.11'in birinci fıkrası gereğince dava konusu fotoğrafların eser sahibi olduğu davalı basın ve yayın organlarında yer alan fotoğrafların izin almaksızın kullanılmasının eser sahibinin mali haklarından çoğaltma ve yayma hakkının ihlali olduğu, davacının davaya konu fotoğrafların 2.baskısında kullanılması için talep edebileceği rayiç bedelin 953,79 TL olduğu, FSEK 68 çerçevesinde bu bedelin 3 katını talep edebileceğinden 2.861,37 TL tazminat talep edebileceği, davacı tarafın manevi tazminat talebinin yerinde olmadığı" belirtilmiştir. 2-13/02/2019 tarihli  farklı bir heyetten alınan raporda, "davaya konu fotoğrafın FSEK anlamında "eser" vasfını haiz olmadığı, ancak FSEK m.84 çerçevesinde korunabileceği, davacının davaya konu fotoğrafın hak sahibi olduğu, davaya konu fotoğrafların kullanımı doğrudan davacının çektiği fotoğraflara ilişkin olarak yapılan haberlerle ilgili olduğundan vaki kullanımın FSEK 37 çerçevesinde hukuka uygun olduğu,  haber amaçlı kullanım istisnasının davaya konu olayda uygulanmayacağı kanaatine varılması halinde ise her bir davalının vaki kullanımı nedeniyle davacının eser vasfını haiz olmayan fotoğrafının rayiç bedelini maddi tazminat olarak ödemesinin gerekeceği, genel olarak sektörel uygulamada bir fotoğrafın kullanılması için verilen izin birden fazla kullanımı da kapsayıp bu halde tek bir ücret talebinde bulunulabileceği dikkate alındığında davacının izinsiz kullanımı gerçekleştiren her bir davalıdan talep edebileceği maddi tazminat bedelinin fotoğrafın alelade niteliği, kullanımın amacı ve şekli ve süresi de dikkate alındığında 500 TL olabileceği, FSEK 84'e aykırılık halinde FSEK 68 uygulama alanı bulamayacağından bu bedelin 3 katı talebinde bulunulmayacağı, kullanım haber amaçlı olsa dahi davacının fotoğrafı kullanılırken fotoğrafı çekilen olarak davacının gösterilmemesinin manevi tazminatı gerektirdiği " belirtilmiştir. 3-21/06/2020 tarihli tarihli yeni bir  heyetten alınan bilirkişi  raporunda; "davaya konu fotoğrafın eser niteliği bulunmadığı, ancak fotoğrafın davalılar tarafından izinsiz kullanıldığı, bu nedenle FSEK md.84 uyarınca korunacağı, davacının her bir davalıdan talep edebileceği rayiç bedelin 500 TL olabileceği, FSEK md.84'e aykırılık halinde FSEK md.68'in uygulama alanı olamayacağından 3 kat talebinde bulunulamayacağı, davacının fotoğrafı kullanırken adının belirtilmemiş olması nedeniyle; manevi tazminat talebinin yerinde olduğu, ancak davalılardan ... ve ... Gazetelerinin davacının adına yer vermeleri nedeniyle bu iki davalı açısından manevi tazminatın doğmayacağı" belirtilmiştir. 
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2024/712 E: 2022/566Bilgisayar programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68)Dava, FSEK'in 68. maddesine dayalı telif tazminatı istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı tarafından, eser vasfındaki bilgisayar programının izinsiz ve lisansız biçimde bilgisayarlara kurulumunun yapılarak kullanılmasından doğan telif tazminatı talep edilmiştir.FSEK'in 68. maddesi, "Eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir." hükmünü içermektedir. Anılan hüküm kapsamında, sözleşme yapılmış olması halinde istenebilecek bedelin (varsayımsal sözleşme bedeli) ne şekilde tespit edileceği konusunda HGK'nın 20.03.2002 tarih ve 2002/11-176 E.-2002/214 K. sayılı ilamı yol gösterici niteliktedir. Anılan kararda, varsayımsal sözleşme bedelinin, eser sahibinin bilimsel/sanatsal yeteneği, üretim kapasitesi, eserin beğeni ölçüsü, sayfa sayısı, estetik görünümü, nitelik ve niceliği, ihlal edilen mali hakkın türü, coğrafi kapsamı, ihlal süresi, ihlalin yapıldığı vasıta gibi kriterler dikkate alınarak eser sahibinin tecavüzde bulunanla sözleşme yapması halinde isteyebileceği bedele göre belirlenmesi gerektiği açıklanmıştır. Varsayımsal sözleşme bedeli belirlenirken, varsa ihlal konusu mali hakkın devrine ilişkin önceki sözleşmelerden yararlanılabilir. Bu tür sözleşmeler emsal alınırken, sözleşmenin dava konusu olaya ne ölçüde uyduğunun, aradaki farklılıkların ve benzerliklerin neler olduğunun gözetilmesi zorunludur. Somut olayda, davaya konu programın, davacı tarafça satışa sunulan bir program olması ve benzer uyuşmazlıklardaki Yargıtay uygulamaları da gözetildiğinde, izinsiz olarak kurulan programın ve yan modüllerinin varsayımsal sözleşme bedelinin tespitinde, davacının satış fiyat listesinin de dikkate alınması gerekmektedir. Ancak, yargılama sırasında sunulan ve mahkemece hükme esas alınan 15/11/2021 tarihli bilirkişi raporunda, davaya konu ... 10.2 adlı bilgisayar programının 5846 Sayılı Fikir ve Sanat  Eserleri Kanunu (FSEK) anlamında “ilim ve edebiyat eseri” niteliğinde olduğu, davacı ...’nin söz konusu bilgisayar programı üzerinde mali hakları kullanma yetkisini haiz olduğu, davalının işyerindeki 2 adet bilgisayarda ... 10.2 programının yüklü ve  kullanılabilir durumda bulunduğu, ... isimli bilgisayara 21/03/2019 tarihinde yüklendiği ve lisanslı olduğu, ... isimli bilgisayara 28/05/2018 tarihinde yüklendiği ve lisanslı olduğu,  dava dosyası ekinde ... 10.2 yazılımına ait lisans alım sözleşmesi/ lisans  belgesi veya satın alındığına dair fatura ibraz edilmediği, davaya konu bilgisayar programının, davalının kontrolünde olan bir bilgisayara  davacı hak sahibinden izin alınmaksızın (lisanssız) yüklenerek kullanılması şeklinde ortaya  çıkan fiilin davacı hak sahibinin FSEK md. 22’den kaynaklanan “çoğaltma” hakkını ihlal etmiş  olduğu, davacı tarafından sunulan 2019 yılı fiyat listesi dikkate alınarak yapılan hesaplamada 17169 EURO x 2= 34338 EURO, FSEK 68 uyarınca üç katı 34338x3=103014 EURO ve 26/06/2019 tarihli döviz kuru 6,5594 TL olduğundan 103014x6,5594=225.236,67 TL telif tazminatı istenebileceği, yazılımın kurulum tarihinin tespit edilemediği, haksız fiilin başlangıç tarihi olarak  tespit yapılan tarih olan 14.08.2017 tarihinin alınacağı belirtilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda yazılımların bilgisayarlara yükleme tarihleri 2,3 ve 4.sayfalarda belirtildiği halde, sonuç kısmında yazılımın kurulum tarihinin tespit edilemediği ve tespit tarihi olan 14/08/2017 tarihinin esas alınacağına dair açıklamanın maddi hataya dayalı olduğu kanaatine varılmıştır. Ne var ki mahkemece verilen kararda 2019 tarihli fiyat listesine göre belirlenen miktar benimsenmek suretiyle davanın kısmi dava olması gözetilerek 10000,00 TL telif tazminatına hükmedilmiş, 2019'dan daha önceki bir tarihe işaret eden ve dosya kapsamı ile hiçbir ilgisi bulunmayan 14/08/2017 tarihinden itibaren ticari faiz işletilmiştir.Öte yandan, 5846 sayılı FSEK'in 22. maddesinde eser sahibinin mali haklarından olan çoğaltma hakkı düzenlenmiştir. Buna göre, bir eserin herhangi bir şekilde çoğaltılması hakkı münhasıran eser sahibine ait olup, maddenin son fıkrası uyarınca çoğaltma hakkı, bilgisayar programının geçici çoğaltılmasını gerektirdiği ölçüde, programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması fiillerini de kapsamaktadır. Ne var ki hükme esas alınan bilirkişi raporunun 2. ve 3.sayfalarında yazılımların lisanslı olduğu belirtildikten sonra 4.sayfada lisans bulunmadığına dair açıklama yapılması  karşısında, bilirkişi raporu kendi içinde çelişkili olduğu gibi, davalı işyerinde bulunan dava konusu bilgisayar programları ile yan modüllerinin lisanssız olup olmadıkları da kesin olarak tespit edilememiştir. Nitekim  Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi 2021/231 E. Sayılı dosyası kapsamında aldırılan bilirkişi raporunda “… Bilirkişi ... tarafından 2 adet bilgisayarda kaçak (crack-kırık) lisanslama yöntemi ile yükleme işleminin yapıldığı ifade edilmiş ancak bilirkişinin teknik olarak bu yargıya nasıl vardığı heyetimizce anlaşılamamıştır.”  denilmiştir. Dosya kapsamında bulunan bilgi, belge ve beyanlardan, davalı bilgisayarlarında bulunan ... 10.2 adlı bilgisayar programının daha önce piyasaya sürülüp sürülmediği, sonrasında yeni versiyonlarının çıkıp çıkmadığı, davalı tarafın iş yerinde tespiti yapılan  ... 10.2  yazılımlarının, tespit tarihi itibariyle güncel sürüm olup olmadığı anlaşılamamıştır. Yazılımın yükleme tarihleri itibariyle varsayımsal sözleşme ilişkisinin kurulduğunun kabulü gerekir. Buna göre yeni sürüm çıktığında eski sürümün kullanılmaya devam edilebildiği, ancak genel uygulama olarak yazılım firmalarının, programın yeni versiyonu çıktığında eski sürüm satışını keserek hemen yeni sürüm satışına başladıkları bilinmektedir.   Mahkemece alınan bilirkişi raporunda rayiç bedel hesabı yapılırken, yükleme tarihleri 28/05/2018 ve 21/03/2019 olduğu halde 2019 yılı fiyatlarının esas alındığı, kullanılan versiyonun eski olup olmadığının, eski ise liste fiyatı üzerinden iskonto uygulanıp uygulanmayacağının,  ayrıca ürünün varsa eksik özellikleri sebebiyle tespit edilen bedelden indirim yapılıp yapılamayacağının değerlendirilmediği, sonuçta yukarıda açıklanan çelişkiler giderilmeden karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durum karşısında mahkemece, belirlenen ilkeler çerçevesinde tüm deliller toplanarak bilgisayar mühendisi yeni bir bilirkişiden, denetime elverişli rapor alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.Yukarıda açıklanan nedenlerle, somut uyuşmazlığın çözümünde esasa etkili delil niteliğinde olan hususların değerlendirilmediği anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülebilmesi için mahkemesine iadesine, kararın niteliğine göre, davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.  04/04/2024 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2024/653 E: 2022/1091Sözleşme alacağına ilişkin icraya itirazın iptali talebiDava; taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri gereğince,  davalının ödemekle yükümlü olduğu  fatura bedellerini ödemediği iddiasıyla, İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2014/30194 sayılı  dosyası ile başlatılan icra takibine, davalının itiraz etmesi üzerine takibin durdurulması nedeni ile itirazın iptaline, takibin devamına ve %20 'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yargı yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Her ne kadar davalı vekili, müvekkilinin radyo ve tüm yayın haklarını 07/05/2012 tarihinde ... Grubu bünyesindeki ... Yayıncılık A.Ş.'ne kiraladığını, davacıya bu durumun bildirildiğini, davacı ile devam eden bir sözleşmesinin bulunmadığını, davacının müvekkilinden mükerrer ücret talep ettiğini, 2013 tarihli ibraname ile tüm borçlarını ödediğini belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da, taraflar arasında imzalanan sözleşme, alınan bilirkişi raporları ve incelenen davalıya ait ticari kayıtlar ile, davalının ... Yayıncılık A.Ş. ile yaptıkları kira sözleşmesini davacıya bildirdiğine, davacının aynı dönem için bu şirketten de tahsilat yaptığına dair bir tespit yapılamadığı, davalının bu savunmasını ispatlayamadığı, taraflar arasında devam eden sözleşme gereğince davalının davacıya 7.184,92 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, bu alacak için icra takip tarihine kadar işleyen faiz tutarının da 2.234,70 TL olduğunun hesaplandığı, Mahkemenin denetime uygun bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermesinde hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.     
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/643 E: 2021/408Fotoğrafın izinsiz kullanımından doğan telif/haksız rekabet kaynaklı maddi ve  tazminat talebiDava, davacının  mali hak sahibi olduğu fotoğrafların davalıya ait www.....com alan adlı internet sitesinde izinsiz olarak kullanıldığı iddiasıyla davalıya ait ... internet sitesinde kullanılmasının tedbiren engellenmesine, bu mümkün değilse siteye erişimin tedbiren engellenmesine, haksız rekabetin ve esere tecavüzün tespitine, men ve ref’ine, FSEK 68 göre 5000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminata ve hükmün ilanına ilişkindir. 24/07/2020 tarihli raporda özetle; davalının davaya konu www...com isimli sitenin hak sahibi olduğuna ilişkin herhangi bir bulguya rastlanmadığını, davaya konu fotoğrafların FSEK anlamında eser vasfını haiz olmadığını ancak FSEK 84 çerçevesinde alelade fotoğraf olduğunu, davaya konu fotoğrafların izinsiz olarak internet sitesinde izinsiz yayınlanmasının FSEK 84 atfı ile TTK m.55/1-c-3 bendine göre; “Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak” hükmü kapsamında haksız rekabet teşkil edeceğini belirtmişlerdir. Bilirkişi raporunda, ... araması sonucu, ... bilgilerinin United States of America'ya (Amerika Birleşik Devletleri) ait olduğu, davalı firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı,  ... araması sonucu, İnternet sitesi bilgilerinin Amerika Birleşik Devletleri tarafından yayınlanmakta ve ayrıca yayın olarak ...  görüldüğü, davalı firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı, ... araması sonucu, davalı firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı, viewdns.info araması sonucu, davalı firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı,....com araması sonucu, davalı firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı,  internet.btk.gov.tr araması sonucu, davalı firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı tespitinin yapıldığı anlaşılmıştır.14.02.2020 tarihli Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu İnternet Daire Başkanlığı tarafından gönderilen  yazı cevabında "Talep edilen ... isimli alan adının oluşturulma tarihi ve kimin adına kayıtlı olduğu hususlarına ilişkin olarak Başkanlığımızda bilgi ve belge bulunmamaktadır." denilmiştir. İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/18 D.iş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda ... web sitesinin alan adı sahiplik bilgisine ulaşılamadığı belirtilmiş ancak internet sitesinin yasal kimlik bilgisinde davalının ...olarak yer aldığını tespit ettiğini, internet arama motoruna bu ibare yazıldığında ise ... TİC LTD ŞTİ bilgilerine ulaşıldığı bildirilmiştir.Ticaret sicil kaydında ortak ve yetki bölümünde; ... isminin bulunduğu anlaşılmıştır.Tespit dosyasındaki bilirkişi raporu incelendiğinde, internet sitesinde "about us" "hakkımızda" yazan kısımda davalı ile aynı adresi paylaşan ... şeklinde kayıt bulunduğu, davalı tarafça sitenin kendisine ait olmadığı savunulmuş ve cevap dilekçesi ekinde isim tescil sitesinden domain whois sorgulama kaydı ibraz edilmiş ise de, gerek ibraz kaydında gerek Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesine esas alınan kayıtta internet sitesinde 06/04/2019 tarihinde güncelleme yapıldığı anlaşılmakla, isim tescil firmasına müzekkere yazılarak tespit tarihi ve dava tarihi itibariyle internet sitesi alan adı sahibinin sorgulaması yapıldıktan sonra hasıl olacak sonuca göre  karar verilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesince  esasa  münhasır  delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün bulunmamakla 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.  28/03/2024  
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/644 E: 2021/414Yayım sözleşmesiyle hakları veren ajansın telif haklarını usulüne uygun şekilde temin etmemesi ne3deniyle garanti sorumluluğu (FSEK m.53)Dava, cezai şart ve telif ücretine ilişkin itirazın iptali davasıdır. İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... dosyasının incelenmesinde; Alacaklısının ... A.Ş., Borçlusunun ... Ltd. Şti. olduğu, 108.891,17-TL toplam alacak yönünden ilamsız takiplerde ödeme emri düzenlendiği, davalının vaki itirazı nedeniyle takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. 06/04/2018 tarihli bilirkişi raporunda, Davacı şirkete ait ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikinin süresinde yapıldığı, davalı şirkete ait ticari defterlerin açılış tasdikinin süresinde yapıldığı, kapanış tasdikinin yapılmadığı ve her iki tarafın defter kayıtlarında muhasebe tekniği açısından ilgili hesapların birbirini doğruladığı, tarafların ticari defter kayıtlarındaki cari hesaplarında borç ve alacak bakiye bulunmadığı, Davacının davalıdan, 90.896,52 TL alacaklı olduğu, Davacı şirketin icra takip tarihine kadar faiz talep edemeyeceği, Davacı şirket takipteki 90.896,52 TL asıl alacağı ve bu tutar üzerinden icra takip tarihinden ödeme tarihine kadar, takip tarihindeki % 9 ve değişen oranlardaki yasal faizini talep edebileceği, talep edilen icra inkar tazminatının Mahkemenin takdirinde olduğu görüşünü bildirmişlerdir. 13/09/2018 tarihli bilirkişi raporunda, davacı tarafından davalıya ödenen ana paranın 50.000-TL baskı masrafı ve 20,000-TL telif ücreti ile bu bedelin KDV'si olduğunun anlaşıldığı, ayrıca davacının 3. şahıs konumundaki ... Yayınlarına 15,000-TL telif ödemesi yapmak zorunda kaldığı, ancak kitapların 1. Baskısının satış hakkının halen davacıda olduğu, dolayısıyla davacı basım masrafları olan 50.000-TL'yi baskı işini bir başkasına yaptırmış olması durumunda da ödemek zorunda kalacağı, bu nedenle bu bedelin davalıdan tahsilinin talep edilemeyeceği, netice olarak davacının davalıdan takip tarihi itibariyle 42.710,60-TL alacaklı olduğu, bu alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz talebinde bulunabileceği, icra inkar tazminatı talebinin Mahkemenin takdirinde olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.12/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda, Basım masrafları olarak davacının davalıya yapmış olduğu 50.000.-TL ödemeyi, davalı 3000 adet kitabı teslim ettiği için talep edemeyeceği, Davacı tarafından davalıya 20.000,-TL editörlük telif ücreti ile bunun KDV si ve 3. Şahıs konumundaki dergah Yayınlarına yapmış olduğun 15.000.-TL olmak üzere toplam 35.000.-TL asıl alacak olarak talep edebileceği, Davacının davalıdan takip tarihi itibarıyla 42.710,60 TL alacaklı olduğu, bu alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz talebinde bulunabileceği, Talep edilen İcra İnkar Tazminatının Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu, sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.11.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda, cezai şart maddesinin düzenlenme amacının zaten sözleşmenin tam ruhsata konu olması ve ilerde davacı açısından herhangi bir hak kaybının önüne geçilmesi olduğu, Davacının 05.07.2011 tarih ve 041783 no'lu KDV dahil fatura tutarı (20.000 TL + 50.000 TL + KDV) olan 82.598,82 TL cezai şart talep edebileceği, Davacının ... A.Ş. ile davalı ... arasında "..." adlı kitabın telif haklarının alınması, düzenlenmesi, basılması ve ... A.Ş’ye teslim edilmesi amacıyla sözleşme akdedildiği, işbu sözleşmeye göre davalıya telif ücreti için 20.000 TL ve baskı için 50.000 TL+ KDV ödediği, Davacının 50.000 TL lik ödemeyi ileride vuku bulacak bu baskıları da göz önüne alarak ifa ettiği, dolayısıyla hem ifanın hem de cezanın birlikte istenebileceğinin kararlaştırıldığı bir maddedir. İlk baskı yapılmış ifa gerçekleşmiş ancak takip edecek baskıların yapılmaması nedeniyle beklenen fayda sağlanamadığından ceza koşulunun oluştuğu, ... A.Ş.’nin baskısı yapılan kitap için telif hakkı sahibi ... Yayınlarına 15.000 TL ödemek zorunda kaldığı belirtilmiştir. ... A.Ş. ile davalı ... arasında "..." adlı kitabın telif haklarının alınması, düzenlenmesi, basılması ve ... A.Ş’ye teslim edilmesi amacıyla 15.06.2009 tarihinde sözleşme akdedildiği, 15.06.2009 ile 15.12.2009 tarihleri arasında gerçekleşmiş olup sözleşmenin süresi 6 ay olarak belirlendiği, sözleşmenin 6. Maddesinde iş bu sözleşmenin değeri toplamda 70.000 TL + KDV olmak üzere belirlendiği ve davalıya  KDV dahil 82.598,82 TL ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. Davacı taraf, 70.000 TL + KDV ödemesini ve  İstanbul 4. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/183 E. Sayılı dosyasında ödemek zorunda kaldığı 15.000 TL'nin tahsili talep etmiştir. Davalı vekili istinaf istemine ilişkin olarak; Sözleşmenin 4.7.maddesinde ‘’ajans, kitabın basılmasından önceki maketini (kitap içeriği ile birlikte), ozalit baskısını ... A.Ş yetkililerine gösterecek, telif hakkı varsa bu hakkın alındığına dair belgeyi getirecek ve ... A.Ş'nin onayını aldıktan sonra basımını yapacaktır.’’ şeklinde sözleşme hükmü yer almaktadır. Sözleşmenin 4.7 maddesi incelendiğinde " telif hakkı varsa bu hakkın alındığına dair belgeyi getirecek" kısmındaki yükümlülüğün davalının sorumluluğunda olduğu, ajansın telif hakkına ilişkin belgeyi alması gerektiği, bu nedenle davalının  eserin basımının yapılabilmesi için ... A.Ş’nin onayı gerektiğine dair istinaf isteminin, öncelikle telife ilişkin sorumluluğun tamamlanmasına şartına bağlı olup, bu şartın da davalıya ait olması nedeniyle yerinde olmadığı anlaşılmıştır. İstanbul 4. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/183 Es. sayılı dosyasıyla FSEK tecavüzün meni ve tazminat davası için uzlaşma yoluna gidilerek karar verilmiş ise de, davalının bu karar ile bağlı olduğu, davalı tarafça alınması gerekli telifin alınmamış olduğunun davalı tarafın da kabulünde olup, bu konudaki istinaf isteminin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır.FSEK. 53’e göre; “Mali bir hakkı başkasına devreden veya kullanma  ruhsatını veren kimse, iktisap edene karşı hakkın mevcudiyetini, Borçlar Kanunu  169 ve 17. maddeleri hükmünce zamindir.” şeklindedir. Sözleşmenin 7.1, 7.3 ve 7.4  maddeleri ile FSEK 53. Madde birlikte değerlendirildiğinde, ajansın taahhüdünü yerine getirmediği takdirde  sözleşme bedelinin tamamı ile ... A.Ş.'nin uğrayacağı zararların karşılanacağının düzenlendiği, sözleşmenin basıma ilişkin kısmının yerine getirilmiş olduğu ancak telife ilişkin belgenin alınmasına yönelik olarak Sözleşmenin 4.7.maddesinde davalının telif belgesi almakla yükümlü olmasına rağmen yükümlülüğünü yerine getirmediği,  bu nedenle sözleşmenin 7/1 maddesine göre ve FSEK 53. Maddenin yaptığı atıf nedeniyle TBK 191-193. Maddeleri gereğince, Ajans'ın ... A.Ş.'nin uğradığı tüm zararları da tanzim etmekle yükümlü olduğu davalının bu yöndeki istinaf istemlerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davacı istinaf istemi yönünden; Sözleşmenin 4.4. maddesinde ''İş bu sözleşme nezdinde kitabın hazırlanabilmesi için gereken fikri hakların devralınması, lisans, ruhsat, telif ücretleri ve bunun gibi hususların karşılanması gerektiğinde bunlardan doğan bütün masraflar ve sorumluluklar Ajans tarafından karşılanacaktır.'' Sözleşmenin 7.1. maddesinde  ''Ajans taahhüdünü sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi halinde sözleşme bedeli kadar cezai şart uygulanarak sözleşme ... A.Ş. tarafından protesto çekmeye gerek olmaksızın feshedilecek ve bu halde Ajans, ... A.Ş.'nin uğradığı tüm zararları da tanzim edecektir.'' Sözleşmenin 7.3. maddesinde; ''Hazırlanan kitap ile ilgili olarak herhangi bir fikri uyuşmazlık ortaya çıkması veya üçüncü şahısların talepleri halinde ... A.Ş. Sözleşmeyi terk taraflı olarak feshedebilecektir. Bu halde Ajans KDV ve işleyecek faiz dahil sözleşme bedelinin tamamı ile ... A.Ş.'nin uğrayacağı zararları karşılayacaktır.''  FSEK. 53’e göre; “Mali bir hakkı başkasına devreden veya kullanma  ruhsatını veren kimse, iktisap edene karşı hakkın mevcudiyetini, Borçlar Kanunu  169 ve 171. Maddeleri (TBK 191-193. maddeler) hükmünce zamindir.” şeklindedir. Kanun, haksız fiilden ve  sebepsiz zenginleşmeden doğan talepleri saklı tutmuştur. FSEK. 54 ise, mali hakkı  yetkili olmayan birinden iktisap eden kişinin iyi niyetinin korunmayacağından  bahsetmektedir.Sözleşme maddeleri değerlendirildiğinde, ajans taahhüdünü yerine getirmediği takdirde sözleşme bedelinin tamamı ile ... A.Ş.'nin uğrayacağı zararların karşılanacağının düzenlendiği, düzenlemenin cezai şart niteliğinde olduğu ve kayıtsız şartsız ödenmesi gerektiği, sözleşmenin basıma ilişkin kısmının yerine getirilmiş olduğu ancak telife ilişkin belgenin alınmasına yönelik olarak Sözleşmenin 4.7.maddesinde davalının telif belgesi almakla yükümlü olmasına rağmen yükümlülüğünü yerine getirmediği,  bu nedenle sözleşmenin 7/1 maddesine göre Ajans'ın,  ... A.Ş.'nin uğradığı tüm zararları da tanzim etmekle yükümlü olduğu, kaldı ki 5846 Sayılı FSEK 53. Madde atfı ile uygulanması gereken TBK 193. Maddesine göre de davacı tarafça; "ifa ettiği karşı edimin faizi ile birlikte verilmesini, devrin sebep olduğu giderleri, borçluya karşı alacağı elde etmek için yaptığı ve sonuçsuz girişimlerin yol açtığı giderleri ve devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe uğradığı diğer zararlarını" talep edebileceğinden, mahkemece son olarak alınan bilirkişi raporunun aksine,  basım maliyeti, kar oranı ve faaliyet giderlerinin düşülerek önceki  rapora göre sonuca gidilmesinin de  hatalı olduğu, bu bedeller düşülmeden cezai şart ve  telif ücreti  İstanbul 4. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/183 E. Sayılı dosya kapsamında ödendiği sabit olup kabulü ile TBK 193/1-1. Bendi gereğince işlemiş faiz alacağının da kabulüne karar verilmesi, alacak yargılama gerektirdiğinden icra inkar tazminatı isteminin reddi gerektiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.  28/03/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/655 E: 2024/340Mali hak devrinin ve devir yetkisinin geçerliliğinin incelenmesi (FSEK m.52 ve 49/1)Somut uyuşmazlıkta, davacı mali hak sahipliği iddiasına dayanmış ise de; FSEK'te eser sahibine, mali hakkını veya mali haklarının kullanma yetkisini devir hakkı tanınmıştır. Mali hak devrinde hak devreden kişinin malvarlığından çıkarak devralana geçtiği halde, mali hakların kullanma yetkisinin devri (ruhsat) halinde, hak sahibinde kalmakta, devralana sadece kullanma yetkisi geçmektedir. (FSEK 48/2.maddesi) Taraflar arasında Mali Hak Devir Sözleşmesi ve Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi imzalanmış olduğu, ancak bu sözleşmelerinin hükümsüzlüğünü içeren dava dilekçesi sunulduğu, 5846 sayılı FSEK 49/1 maddesinde; "Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak bunların yazılı muvaffakatı ile bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine devredebilir." hükmü düzenlenmekle, mali hakları kullanma yetkisine sahip olduğu iddia edilen davalının sözleşmede mali hak devir yetkisinin bulunup bulunmadığı, sözleşmelerin geçerli olup olmadığı hususlarının yargılama gerektirdiği, verilecek olan tedbirin kapsam itibariyle geniş olacağı taraflar arasındaki malî hakların devrine ilişkin sözleşmelerin de FSEK’in 52. maddesi gereğince geçerli olup olmadığının tespitinin yapılacak yargılama ile sonuca ulaşacağı ve bu sözleşmelerin taraflar yönünden geçersiz kılınıncaya kadar bağlayıcı olduğu,  talep edenin mali hak sahipliği iddiasının esas yargılamada incelenerek değerlendirilmesi gerekli olmakla dosya kapsamında  iddia ve savunmaya, saptanan dava niteliğine ve  toplanıp değerlendirilen delillere göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, verilecek olan tedbirin orantısız olacağı davacı  vekilinin,  İstinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. /03/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/597 E: 2024/64Sinema eserine ilişkin olarak alınan lisansın kapsamı ve buna bağlı olarak dava açma yetkisiDavacı vekili dava dilekçesinde; “...” isimli Hint filminin Türkiye'deki yayın hakkının Kültür ve Turizm Bakanlığı İthal Sinema Eserlerine İlişkin Kayıt Tescil Belgesine göre 1 Mart 2018 tarihine kadar müvekkiline ait olduğu ve filmin dünya dağıtım haklarına sahip olan ... Limited Şirketi'nin (...) Türkiye yayın ve dağıtım haklarını Ocak 2013 tarihinde imzalanan sözleşmeyle, davacı şirkete lisans verdiğini, filmin ilk gösterimi için ... (...) ile görüşme aşamasında iken davalı şirketin ... logolu televizyon kanalında 22.11.2014 tarihinde saat 20.20 ve 23.11.2014 tarihinde saat 02.00'de toplam iki kez izinsiz olarak yayımlandığını, davalı kanalın web sitesinde film yayımını duyurduğunu, davalı kanalı telefon ve fax ile uyarı yapıldığını, bu yayımlara ilişkin ihtarname çektiklerini, ihtarnameye verilen cevapta filmin yayımlandığını kabul etmekle birlikte, filmin yayın haklarını devralındığı iddiasında bulunduğunu, ... kanalının filmi ancak ya sahte bandrollü ya da bandrolsüz yayınlayabileceği ve bunun da kanuna aykırı olduğunu, davaya konu yayınlar nedeniyle filmin televizyonda ilk olma özelliğinden kaynaklanan talep görme özelliğini ve ... ile muhtemel anlaşma ile elde edilecek 100.000,00 dolarlık ''TV'de ilk" lisans bedelini yitirdiğini ileri sürerek hak ihlalinin tespiti, men'i ve şimdilik 20.000,00 TL tazminatın filmin yayın tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline hükmedilmesini ve anılan tazminatın kanun gereği üç katının hesaplanmasını talep etmiş, 12.12.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 300.000,00 TL olarak ıslah etmiştir.CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde;  ...  ile ... Tic. Ltd. Şti. arasında 21.05.2014 tarihinde imzalanan Lisans Anlaşması ile 3 yıl süreyle lisans almış olan ... Tic. Ltd. Şirketi'nin, içinde ... filminin de bulunduğu listede yer alan 10 filmin mali haklarını devrettiği ... Tic. Ltd. Şti. ile imzalanan ikinci bir lisans sözleşmesi ile 08.11.2014 tarihinden itibaren bir yıl süreyle filmin yayın hakkını devraldıklarını, tüm filmlerin gösterim hakkı karşılığı KDV dahil 47.790,00 TL bedel belirlendiğini, bu sözleşmeye dayanarak ... adlı filmin ... televizyon kanalında 22.11.2014 tarihinde saat 20.20 ve 23.11.2014 tarihinde saat 02.00'de toplam iki kez yayımlandığını, iyi niyet çerçevesinde başka yayım yapılmadığını, davacının filme ilişkin lisans hakkının tek sahibi olduğunu kanıtlayamadığını, filmin yapımcısının dünyada birkaç şirkete lisans verebileceğini, gerçek lisans sahibinin araştırılıp sonucuna göre davaya devam edilmesini, filmin haklarının davacı şirkete ait olduğunun kabul edilmesi durumunda bile 24 saat içinde yalnızca iki kez gösterildiğini, başkalarının hatası ve hilesi sonucu müvekkilinin yanıltılması neticesinde oluşan eylemle sorumlu tutulmasının hak ve nefaset kurallarıyla bağdaşmadığını, ayrıca filmin home video için DVD formatında çoğaltılmış ve satışa sunulmuş olması nedeniyle büyük ölçüde halka arz edildiğini, ... ile 100.000,00 Amerikan doları ilk gösterim hakkı anlaşması yapılmasının mümkün olamayacağını,.... ile ... Tic. Ltd. Şirketi arasında imzalanan sözleşme ile aralarında ... isimli filmin de bulunduğu 10 filmin 3 yıllık lisans bedelinin 25.000,00 Amerikan doları olduğunu, ayrıca müvekkilinin yeni bir yayın kuruluşu olduğundan reyting oranlarının düşük olduğunun dikkate alınarak, ... filminin bu kanalda iki kez gösterilmiş olması ile büyük zararların ortaya çıktığı iddialarının doğru olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini  istemiştir.  İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 06/09/2023 tarihli 2022/1270  E- 2023/4708 K sayılı kararıyla; davacının hak sahibi yapımcı şirketten almış olduğu lisans kapsamında dava konusu ... isimli filmin yayın hakkı sahibi olduğu, davalı şirkette her ne kadar hak sahipliği iddiasında bulunmuşsa da hak devrine yönelik devir zincirinin kopuk olduğu, davalının hak sahibi olmadığının ... Şirketinden gelen cevabi yazı ile anlaşıldığı, davacı tarafından emsal olarak bildirilen ... isimli filmin emsal olamayacağı, alınan son uzlaştırıcı bilirkişi raporu ile rayiç bedelin 25.000-30.000 dolar aralığında olabileceğinin bildirildiği, somut olayın özelliği, kullanılan süre, kanal, izleyici sayısı değerlendirilerek takdiren 25.000 doların dava tarihi itibarıyla karşılığı olan 68.250,00 TL rayiç bedelin söz konusu gösterim açısından uygun olacağı, fazlaya dair talebin reddi gerektiği gerekçeleriyle davanı kısmen kabulüne, davalının davacının mali haklarına tecavüzünün tespiti ve menine, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (5846 sayılı Kanun) 68 inci maddesi uyarınca takdiren belirlenen 68.250,00 TL rayiç bedelin takdiren 3 katı olan 204.750,00 TL'nin 22/11/2014 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.İSTİNAF BAŞVURUSU; Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının huzurdaki davayı açma yetkisinin olmadığını, davacı ile ... arasında yapıldığı iddia edilen günü belli olmayan Ocak 2013 tarihli sözleşme incelendiğinde, ...'nin davacıya sadece Ticari Sinema Dağıtım Haklarının, karasal ortamdan yayın yapan ücretsiz televizyon yayın haklarının Home Video Haklarının lisansını verdiğini, müvekkili şirkete ait ...'in ise karasal ortamdan yayın yapan ücretsiz televizyon kanalı olmadığını, ...'in, sadece Kablo Yayın lisansı ve Uydu Yayın Lisansı ile Turksat üzerinden yayın yaptığını, davacının, sahip olmadığı bir hakka dayanarak kötüniyetli olarak müvekkili şirket aleyhine dava açtığını, 20.10.2017 tarihinde dosyaya sunulan ve UTV tarafından verildiği iddia edilen 16.10.2017 tarihli yeni yazıya muvafakatlarının olmadığını, davacının ... ile yaptığını iddia ettiği, davanın dayanağı olan günü belli olmayan Ocak 2013 tarihli sözleşmenin geçerliliği hususunda bir inceleme yapmadığını, sözleşmede apostil onayının bulunmaması, sadece bir imzanın bulunmasının şüphe oluşturduğunu, sözleşmenin gerçekten Hindistan’da bulunan UTV ile yapılıp yapılmadığının tespiti için gerekli yazışmaların yapılmadığını, müvekkilinin yapmış olduğu yayın sözleşmesinden doğan hakkın kullanıldığını, cevabi 09.09.2015 tarihli yazının, yetkisiz kişiler tarafından düzenlenerek farklı kaşe basılarak mahkeme dosyasına gönderildiğini, bunun da yazının içeriğinin gerçekdışı olduğunun ispatı olduğunu, müvekkili şirketin, dava konusu filmin gösterim lisansını satın aldığı ... Tic. Ltd. Şti. hakkında yapılan şikayetin incelendiği Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/20000 numaralı soruşturma dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, bunun lisans hakkı sahibinin tespiti bakımından önem arz ettiğini, izleyici sayısı düşük bir kanal için 25.000,00 dolar bedelin oldukça fahiş olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. Dairemizin 30/12/2021 tarihli 2020/758 Esas, 2021/1666 Karar sayılı kararıyla; davacının ... isimli şirket ile yaptığı sözleşmede karasal ortamda yayın yapan ücretsiz televizyon kanallarına tali lisans verme konusunda yetkilendirildiği, bu nedenle davayı açabileceği, 24.06.2015 tarihli ... Tic. Ltd. Şirketi'nin göndermiş olduğu cevabi yazının içeriğinde anılan şirketin işbu filme ilişkin herhangi bir işlem ve bilgi sahibi olmadığı beyan edildiği ve bu nedenle ... Tic. Ltd. Şti.'ne karşı başlatılan soruşturmanın beklenilmesinin gerekmeyeceğini, gerek birinci ve gerekse üçüncü heyet raporlarında, yayın yapan davalı kanalının "ulusal yayın" kanalı olmadığı, iletim ortamlarının platform işletmecisinin abone sayısı kadar izleyiciye ulaştığı, ulusal kanallar için belirlenen bedelin (25-30 bin dolar) böyle bir kanal için yüksek olduğunun belirtilmiş olmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince ulusal yayın kanalları için belirlenen 25-30 bin dolar bedel dikkate alınarak hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğu, emsal gösterilen ... filminin de dahil olduğu 8 filmlik listenin yayın hakları konusunda ... ile yapılan sözleşmenin 3.2. maddesinde 24 saatlik zaman içinde birden fazla gösterimin tek bir gösterim sayılacağının belirtildiği, dava konusu filmin de 24 saatlik zaman dilimi içerisinde iki defa gösterilmesi sebebiyle tek bir gösterim sayılması gerektiği, bu kapsamda ihlalin kapsamı, süresi, kullanılan mecra, tarafların kusur durumu ve davalının kablo yayın ve uydu yayın lisansı esasına göre yayın yapması sebebiyle emsal filmler için belirlenen 25-30.000,00 dolar bedelin somut olaya uygulanamayacak olmasından dolayı yayın bedelinin yaklaşık 5.000,00 ile 10.000,00 TL aralığında olduğu, tek gösterim için 7.000,00 TL tazminatın 5846 sayılı Kanunun 68 nci maddesine göre 3 katı olan 21.000,00 TL tazminatın hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun düşeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davacının lisans ve hak sahibi olduğu '' ...'' isimli filmin davalıya ait ... isimli kanalda izinsiz yayınlanması sebebiyle davacının mali haklarına tecavüzünün tespiti ve menine, belirlenen 7.000,00 TL rayiç bedelin takdiren 3 katı olan 21.000,00 TL'nin 22.11.2014 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Dairemizin kararına karşı davacı ve davalı vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuştur.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06/09/2023 tarihli, 2022/1270 Esas-2023/4708 Karar sayılı kararıyla; "Dosya kapsamında yapılan incelemede, davacının dava konusu film için hak sahibi ... şirketi ile lisans sözleşmesi yaptığı, lisans sözleşmesinin temel hükümler kısmının ikinci maddesinde lisans alanın haklarının tanımlandığı, uyuşmazlık konusunu ilgilendiren kısmı itibariyle davacının karasal televizyon dağıtım yöntemi ile ücretsiz televizyonlara tali lisans verme yetkisini aldığı, "karasal televizyon dağıtımı" ibaresinin ise ... ve davacı taraf arasında akdedilen lisans sözleşmesinin çevirisinin 10. sayfasında tanımının yapıldığı kablo ve uydu iletiminin anılan kapsamın dışında bırakıldığı, 6112 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde yayın yapılan ortamların ayrı ayrı tanımlandığı, buna göre; "Kablo ortamı: Yayın hizmetinin her türlü kablo altyapısı üzerinden abonelere iletildiği ortam, Karasal ortam: Yayın hizmetinin karasal verici sistemleri vasıtasıyla alıcılara iletildiği ortam, Uydu ortamı: Yayın hizmetinin uydu kapasitesi vasıtasıyla alıcılara iletildiği ortam" oldukları, bu bağlamda davacının mevcut lisans sözleşmesinin karasal iletim yoluyla yayını kapsadığı, ancak uydu kapasitesi ile yayını kapsamadığı, davalının ise ... kanalı ile dosya kapsamında alınan son bilirkişi raporuna göre yalnızca kablo yayın lisansı ve uydu yayın lisansı bulunduğu, bu lisans kapsamında yayınlar yaptığı; davacının aynı zamanda uydu ve kablo yayın lisansı sahibi olan karasal yayın lisanslı potansiyel tali lisans alıcılarına ait herhangi bir kanalda yayın yapılmadığının tespit edildiği,Davacının, dava dosyasına sunduğu ... isimli şirkete ait olduğu anlaşılan 16.10.2017 tarihli beyanda her ne kadar anılan davacı lisansının uydu ortamından yayını da kapsadığı ifade edilmiş ise de dava tarihinden sonraki bir tarihi taşıyan bu beyanın sözleşmenin tadili yahut yeni sözleşme mahiyetinde olduğu bu nedenle işbu davada dosyaya sunulan temel sözleşmeyi etkilemeyeceği ve dahi bu durumun iddianın genişletilmesi mahiyetinde olduğu davacının davalının işbu yayına dayalı mali hakkı bulunmadığının anlaşıldığı,..açılan davanın davacı bakımından geçerli bir hakka dayanmadığı, bilirkişi raporundaki bu açıklamalara paralel görüşler ve iddianın genişletilmesi yasağı gözetilmeksizin işin esasına girilerek karar verilmesinin doğru olmadığı" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.Yargıtay bozma ilamı ve duruşma günü taraf vekillerine tebliğ edilmiş, davacı vekili duruşmaya katılmamış,  davalı vekili bozma ilamına uyulmasını talep etmiş, usul ve yasaya uygun görülen Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.GEREKÇE;Davacı vekili müvekkilinin “...” isimli Hint filminin Türkiye yayın ve dağıtım haklarını , ... Limited Şirketi'nin (...) ile Ocak 2013 tarihinde imzalanan lisans sözleşmesiyle aldığını, Türkiye'deki yayın hakkının Kültür ve Turizm Bakanlığı İthal Sinema Eserlerine İlişkin Kayıt Tescil Belgesine göre 1 Mart 2018 tarihine kadar müvekkiline ait olduğunu ancak  filmin ilk gösterimi için Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ile görüşme aşamasında iken davalı şirketin ... logolu televizyon kanalında 22.11.2014 tarihinde saat 20.20 ve 23.11.2014 tarihinde saat 02.00'de toplam iki kez izinsiz olarak yayımlandığını ileri sürerek, 5846 Sayılı FSEK hükümlerine dayanarak tecavüzün meni ve maddi tazminat talep etmiştir.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizce davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekillerinin temyiz başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizin kararının bozulmasına karar verilmiştir.Dairemizce uyulmasına karar verilen bozma ilamı doğrultusunda yapılan incelemede, dosya kapsamında bulunan ve mahkemece alınan bilirkişi raporları ile filmin afişi ve son jenerikte ismi geçen yapımcı şirket ... Limited ile ... Arasındaki lisans sözleşmesinin, "Hakların Verilmesi" başlıklı 2. Maddesinde; “(a) Lisans alanın işbu kapsamdaki yükümlülüklerine uyması ve ifa etmesi çerçevesinde Lisansör (... Limited) ülkede (Türkiye'de) aşağıda belirtilen süre içinde tali lisansının verilmesi amacıyla aşağıdaki hakların lisansını Lisans Alana (... ) vermekte ve lisans alan da bu hakları kabul etmektedir:1 Ticari Sinema Dağıtım Haklarının dü. Karasal ortamdan yayın yapan ücretsiz televizyon yayın haklarının ili. Home video haklarının (b) Lisansör işbu kapsamda açıkça verilmeyen tüm hakları kendinde saklı Tutar...” hükmünün düzenlendiği, Bu maddede anlaşmanın davacı şirket olan ...'ne sadece Karasal Ortamdan Yayın Yapan Ücretsiz Televizyon Kanallarına tali lisans verebilmek üzere yetki verdiğinin görüldüğü anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında bulunan ABD'de kurulu bulunan Lowly Iaternational Inc. ile ... Tic. Ltd. Şirketi'nin arasındaki lisans sözleşmesi ile ... Tic. Ltd. Şirketi'ne 10 filmin Türkiye ve Irak'ta Türkçe, Kürtçe ve Arapça dillerinde Televizyon haklarını 3 yıl süre ile lisans vermiştir. Anlaşmanın 2, sayfasında yer alan Televizyon Hakları başlığını taşıyan 5. Maddesinde; televizyon yayın iletim ortamlarından; “....TV (Ücretsiz Tv),... TV (Kablo TV),.... TV (... Tv), ... TV (... Tv) ve İnternet TV (... Tv)” ortamlarında  lisans verme yetkilendirmesi yapılmıştır.Hindistan'da kurulu ... Limited ile davacı şirket olan .... Ltd. Şti. arasındaki 08.01.2013 tarihli lisans anlaşmasının, sadece Karasal Ortamdan Yayın Yapan Ücretsiz Televizyon Kanallarına tali lisans verebilmek üzere yetki verdiği, davalı şirket bünyesinde kurulu olan  ... televizyon kanalının Kablo Yayın Lisansı ve Uydu Yayın Lisansı bulunduğu, Karasal Ortamdan ücretsiz Yayın Lisansının bulunmadığı, dosya kapsamına yargılama sırasında sunulan, ... isimli şirkete ait olduğu anlaşılan 16.10.2017 tarihli beyanda, her ne kadar anılan davacı lisansının uydu ortamından yayını da kapsadığı ifade edilmiş ise de dava tarihinden sonraki bir tarihi taşıyan bu beyanın sözleşmenin tadili yahut yeni sözleşme mahiyetinde olduğu bu nedenle dosyaya sunulan temel sözleşmeyi etkilemeyeceği, kaldı ki bu durumun iddianın genişletilmesi mahiyetinde olduğu, davacının dava tarihinde davalının yayınına  dayalı mali hakkı bulunmadığının anlaşıldığı, mahkemece bu hususun resen gözetilerek, aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu kanaatine varılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.   21/03/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2024/574 E: 2022/904Sözleşme uyarınca oyunculuk ve menajerlik ücreti alacağının tahsiline ilişkin alacak davasıDava, taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca oyunculuk ve menajerlik ücreti alacağının tahsiline ilişkin alacak davasıdır.Mahkemece davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili, davalı vekili ve fer’i müdahil ... Ltd. Şirketi vekili tarafından istinaf yargı yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. HMK’nun 69/1. maddesi uyarınca hüküm taraflar hakkında verildiğinden, fer’i müdahil ... Ltd. Şirketi’nin tek başına kararı istinaf etme yetkisinin bulunmadığı, istinaf dilekçesinin içeriğinde HMK’nun 69/2. maddesinde sayılan istinaf nedenlerinin de mevcut olmadığı anlaşılmakla, istinaf taleplerinin usulden reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin oyuncu tarafından tüm mali hakların devredilmediği, sinema gösterimleri için bilirkişi ek raporunda da tespit edildiği gibi yarım kaşe daha ödenmesi gerektiği halde, Mahkemece buna ilişkin taleplerinin neden reddedildiğinin açıklanmadığına dair istinaf talebiyle ilgili yapılan incelemede; HMK’nun 297/1. maddesi uyarınca mahkeme kararlarında her bir talep hakkında gerekçe yazılması zorunlu olmasına rağmen, davacı tarafın sinema gösterimiyle ilgili ek ücret talep edip edemeyeceği talebiyle ilgili mahkeme kararında bir gerekçeye yer verilmediği, davacı vekilinin bu hususlardaki istinaf taleplerinin yerinde olduğu kanaatine varılmakla, davacı vekilinin diğer istinaf talepleri incelenmeksizin istinaf taleplerinin kısmen kabulüne, davalı vekilinin istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının sinema gösterimleri için ek ücret talebiyle ilgili değerlendirme yapılıp, gerekçesinin de açıklanması için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmiştir. 21/03/2024 
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2024/512  E: 2024/410Caymaya itiraz davasıDava, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununu 58. Maddesine göre açılmış caymaya itiraz istemine ilişkindir. Mahkemece; davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.İstinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak  yapılmıştır. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davacı ile dava  dışı ... Ticaret Anonim Şirketi  arasındaki üç adet devir sözleşmesinin yoklukla malul olduklarının, eser işletme belgelerinin  ... Ticaret Anonim Şirketine iadesine dair verilen  İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/8 Esas, 2016/80 Karar sayılı ilamın temyiz  edilmesi sonucu Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/12/2017  tarih 2016/6840 Esas, 2017/7530 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmesine, karar düzeltme isteminin aynı dairenin 2018/1093 Esas - 2019/5868 Karar sayılı ilam ile reddedilmesine, davacı yan ile dava dışı ... Ticaret Anonim Şirketi arasındaki devrin geçersizliğinin kesinleşmiş yargı kararı  ile sabit olmasına,  kaldı ki devir sözleşmesi  geçerli olsa dahi alt devir sözleşmenin tarafı olan davacı bakımından FSEK 58. maddedeki cayma koşullarının davalı yararına gerçekleştiğinin somut olayda belirlenmiş olmasına, davalının geçersiz devre muvafakatinin gerekmemesine, ilk derece mahkemesinin davayı ret  gerekçesinin davalının  devir sözleşmesine muvafakati olmaması olarak gösterilmesinin sonuca  etkili olmamasına, netice itibariyle  davanın reddine karar verilmesinin doğru olmasına  göre, davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.  21/03/2024 
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2024/543  E: 2022/209Lisanssız/eksik lisanslı görsel kullanımından kaynaklanan tazminat ve men talebiDava, eserden ve tasarımdan doğan haklara tecavüzün tespiti, men'i ve ref'i, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi, FSEK'e dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, tarafların iddia ve savunmalarını dava dışı ... şirketi ile ilişkileri kapsamında inceleyen bilirkişi raporları esas alınarak hüküm kurulmuş olup, dosya kapsamında alınan ek ve kök raporlarda; davalı şirket ile dava dışı şirket yetkilisi arasında 29.08.2019 tarihinde "Ana Hizmet Anlaşması"nın imzalandığı, sözleşmeye göre, lisans verilmiş bulunan bir görsel içeriği ticari mal, basılı yayım, broşür, dergi reklamları veya ürün paketleri dahil herhangi bir somut reprodüksiyon haline getirilemeyeceği, lisansı alınan görsel içeriğin sadece dijital kullanım için olduğu; dava dışı şirketin internet sitesinde görsel lisansların "standart görsel lisans" ve "genişletilmiş görsel lisans" olarak kullanım sınırlarının belirlendiği, davaya konu kullanım için "genişletilmiş lisans" hakkına sahip olunması gerektiği, ancak davalı tarafın geçmişe ait genişletilmiş görsel lisans kullanım üyeliğine sahip olduğuna dair bir belge bulunmadığı; ... web sayfasında, "Her lisanslı indirme işleminde satış fiyatının bir yüzdesini kazanırsınız. Bir ... katılımcısı olarak, ...'un içeriğinizin lisanslandırılmasından aldığı fiyatın bir yüzdesini kazanırsınız...Müşteriler portföyünüzden ne kadar çok içerik satın alırsa, seviyelerde o kadar hızlı ilerlersiniz ve her bir lisanstan kazandığınız yüzde artar." ifadelerine yer verildiği; internet  sitesinde genişletilmiş lisans paketlerinde kaç görsel için ne kadar ödeneceğine dair paket fiyatlarının da belirlendiği, bilirkişilerce yapılan tazminat hesabında da bu paket fiyatlarının esas alındığı anlaşılmıştır. Bilirkişilerce yapılan incelemede, davacı yönünden ise, dava dışı şirket ile arasında imzalanan bir sözleşme olmadığı ve dava dışı şirketin web sayfası üzerinden kabul edilen hizmet koşullarının bulunduğu, kullanım şartlarında "bunun yanı sıra ... lisanslandırılmış içerik için tazminat da sağlamaktadır. Detaylar ve koruma boyutu ürün ve lisans türüne göre değişiklik gösterir" ifadesinin yer aldığı da tespit edilmiştir. Bilirkişilerce incelenen tüm bu hükümlerden; eser sahipleri tarafından ... web sayfasına içerik yüklendikten sonra, sitenin bu içerikleri dava dışı kişilere imzaladıkları sözleşme kapsamında kullandırdığı, şayet "standart görsel lisansı" sahibi iseler içerikleri ancak dijital olarak kullanabilecekleri, dava dışı şirketle "genişletilmiş görsel lisans sözleşmesi" bulunanların ise bu içerikleri  ticari ürünlerde de kullanabildikleri anlaşılmakta olup, içeriklerin bu şekilde kullanımı için eser sahipleri ile sözleşme yapılmasının gerekmediği, bu şekilde bir kullanımın içerik sahiplerinin rızasına da bağlı olmadığı, dava dışı şirketle daha geniş bir sözleşme yapılmasına ve daha fazla ödeme yapılmasına bağlı olduğu sonucu çıkmaktadır. Dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporlarında her ne kadar dava dışı ... sitesinin işleyişine ilişkin ayrıntılı araştırma ve değerlendirmeler yapılmış ise de, yukarıda belirtilen hususlar bakımından, davacının mali haklarını dava dışı şirkete devredip devretmediği, davacının içeriğinin davalı şirket veya üçüncü bir şirket tarafından genişletilmiş lisans kapsamında kullanılması halinde davacıya ödemenin kim tarafından yapılması gerektiğini gibi konularda sitenin işleyici yeterince dosyaya yansıtılamamıştır. Dairemizce,  yukarıda belirtilen hususlara ilişkin olarak sitenin işleyişi tam olarak aydınlatılmadan, eksik incelemeyle karar verilmesi doğru bulunmamıştır. Bunun yanında, davalı şirket tarafından dava dışı ...'a yaptığı ödemenin eski tarihli 200 adet görsele ilişkin olduğu, bunlar arasında davacının görsellerinin de bulunduğu ileri sürülmüş ve  200 görsele ilişkin 5 sayfalık listenin son üç sayfasının mahkemece dikkate alınmadığı anlaşılmış ise de, borcu söndüren işlemlerden olan ödemenin yargılamanın her aşamasında dikkate alınacağı da gözetilerek, davalının dava konusu görsellere ilişkin bir ödeme yapıp yapmadığının araştırılmaması da doğru olmamıştır. Bu itibarla Dairemizce, davalı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.  15/03/2024 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/545 E: 2021/191Yapımcısı olduğu sinema eserinin izinsiz olarak televizyonda yayını nedeniyle telif tazminatı talebi (FSEK m.68)Dava, Davacıların murisleri ...'in yapımcısı olduğu  iddia edilen ve bu dosyadan tefrik edilen 58 adet filmin üzerinde 5846 sayılı yasada tanımlanmış mali ve manevi hak sahibi olduğu,  tefrik edildikten sonra işbu davaya konu,"..." isimli eserin, davalı ... A.Ş.'nin ...  isimli kanalında izin almaksızın yayınlanmış olduğu gerekçesi ile 5846 Sayılı FSEK 68/1 maddesine dayalı olarak açılan tazminat davasıdır. 18/06/2015 tarihli ilk bilirkişi raporunda davacıların iddialarının dosya kapsamında ispata muhtaç kaldığı yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir.  Ek raporda özetle; davalı kanalda yalnızca " ..." adlı filmin yayınlandığının tespit edildiği, "..." adlı filmin haklarının davacı yana ait olduğunun kabul edilebilir olduğunu, "..." adlı filmin haklarının davacı yana ait olduğunun dosya kapsamında sabit görülmediği, eser işletme belgeleri kapsamında hakları davacıya ait olduğu kabul edilebilecek fimlerin rapor içerisinde belirtildiği, bu tür filmlerin uydu kanallarına satış rayiç fiyatının, çok sayıda satılmaları durumunda 500,00 TL -1.000,00 TL arasında olduğu, emsal fiyatın yapılan sözleşme ile belirlenebileceği görüş ve kanaati bildirilmiştir.30/10/2016 tarihli ikinci bilirkişi heyeti raporunda özetle; dava konusu uyuşmazlıkta filmlerin sinema eseri olduğu, "..." logolu TV kanalında dava konusu filmlerin gerçek hak sahiplerinin ... Tic. Ltd. Şti ile ...Tic. Ltd. Şti. olduğu, davacıların "... " isimli film için dava açma yetkilerinin olduğunu, davalıların davaya konu "... " isimli filme ilişkin vaki kullanımı FSEK 23 ve 25'te düzenlenen mali haklarının ihlali sayılacağı, davaya konu filmler için yapılmış ve değeri belirtilen bir emsal sözleşme bulunmamakla birlikte sektörel uygulamada televizyonlardaki program aralarını dolduran ve dolgu film olarak da tabir edilen bu tür filmlerin bedelinin bir kez gösterim karşılğı olarak filmin bedelinin 1.500,00 TL olabileceği ve davacıların  ... isimli film için bu bedelin Fsek m.68 maddesi çerçevesinde üç katını talep edebileceklerini, dava kapsamında eser sahibinin manevi haklarının ihlal edildiğine dair herhangi bir delil ve duruma rastlanmamış olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir. İstanbul 1. FSHCM'nin 2017/85 Esas sayılı davanın konusunun aynı filme ilişkin olduğu ve bu davada  alınan 29.04.2019 tarihli bilirkişi raporunda, davaya konu filmin yapımcısının ... isimli şahıs olduğu tespit edilmiştir. 3257 sayılı yasa uyarınca Kültür Bakanlığı tarafından yapımcılara verilen Eser İşletme Belgeleri sadece hak sahipliği konusunda bir karine ihdas etmekte olup aksinin ispatı her zaman mümkündür. Yargıtay tarafından da Kültür Bakanlığı nezdinde yapılan ‘’ Kayıt ve Tescil ‘’ işlemleri tek başına Eser sahipliği veya Mali hak sahipliği açısından yeterli bir belge sayılmamaktadır. Davacı tarafça dava konusu ‘’Ağlama Yavrum" isimli filmler yönünden eser sahipliği ile ilgili olarak 21.05.1990 tarihli eser işletme belgelerine dayanılmıştır.  Eser işletme belgesi eser sahipliği yönünden adi karine niteliğinde ise de, tek başına hak doğurucu bir belge olarak kabul edilemeyecek olup, aksinin ispatı her zaman mümkündür.  Dosyadaki delillerden dava konusu ‘’Ağlama Yavrum’’ isimli sinema eseri yönünden davacıların  murisi  ...’in değil, dava dışı ...’nın eser sahibi olduğu ileri sürülerek işbu dosyanın davacıları hakkında şikayette bulunulduğu ve  5846 sayılı Yasa’nın 71. maddesi uyarınca hakkında açılmış İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi’nin 2017/85 E. sayılı  derdest bir ceza davası bulunduğu anlaşılmakla söz konusu ceza dava dosyasında bulunan deliller ile İstanbul Anadolu 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2018/391 E. 2019/159 K. sayılı Sayılı dosyasındaki delillerin de getirtilerek inceleme yapılarak gerekli görülür ise, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi’nin 2017/85 E. Sayılı dosyasının bekletici mesele yapılıp yapılmayacağı değerlendirilerek ayrıca dava konusu sinema eserlerinin izlenmesi sağlanarak, filmin giriş ve sonuç kısımlarında bulunan ve eserin  kime ait olduğuna ilişkin bilgiler içeren bölümleri incelenip denetlenerek sonuca varılması gerektiğinden, aktif husumet itirazının kabulü yerinde olmadığından, ayrıca raporlarda kaç gösterim yapıldığı ve rayiç bedel tespiti de bulunmadığından  deliller toplandıktan sonra gerekli görülür ise bu konuda da rapor alınarak sonuca varılması gerektiğinden, ilk derece mahkemesince  uyuşmazlığın giderilmesi için gerekli ve esasa etkili olan delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkeme kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir.     14/03/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/550  E: 2021/277Mali hakları devralanın eseri yayım sözleşmesine aykırı şekilde basıp sattığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat talebiDava,  davacı ile davalının 24.08.2011 tarihli Mali Hak Devir Sözleşmesi uyarınca mali hakları  devredilen "İşletme Yönetimi" isimli kitabın, ilk baskısının gecikerek yapıldığı, fiyatının yüksek tutulduğu, satış rakamlarının çelişkili bildirildiği, mevcudu tükendiği halde kendisine bildirim yapılmadığı ve düşük miktarda yeniden basıldığı iddialarıyla açılmış olun 500,00-TL maddi ve ve 10.000,00-TL manevi tazminat davasıdır. Davacı taraf HMK m. 25 uyarınca "delillerin taraflarca getirilme ilkesi" ne aykırı hareket edildiğini ileri sürmüş ise de, bilirkişilerin davacı ve davalı delillerini birlikte incelediği, bilirkişilerin incelemiş olduğu deliller içerisinde sözleşmenin olduğu ve sözleşmeye davacının delil olarak dayandığı, sözleşme kapsamındaki tüm hususların incelenmesinin de bu nedenle aykırı olmadığı bu konudaki istinaf isteminin reddinin gerektiği anlaşılmıştır.Davacı taraf, kitabın ücretinin de yine müvekkilinin taleplerinden bağımsız ve o zamanın ekonomik şartlarına göre fahiş olarak belirlendiğini ileri sürmüş ise de, bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere, taraflar arasındaki sözleşmenin  24.08.2011 tarihli olduğu, 22.07.2017 tarihli ihtarname ile sözleşmenin feshedildiği, sözleşme incelendiğinde, ilk basım için Mali Hak Devir Sözleşmesi'nin 4.4. Maddesinde 6 aylık süre  öngörülmüş olduğu, kitabın ilk basımının  Eylül 2011'de yapıldığı, kitap fiyatlarıyla ilgili olarak hem Sözleşme hem de TBK md. 492 uyarınca yayıncının  satış fiyatını belirlemek yetkisine haiz olduğu, yayıncının kitabı süresinden önce 13.09.2011 tarihinde bandrolünü alıp hazırlığını yaptığı,  Ekim 2011'de basıp dağıtımını yaptığı, yazarın bu ilk basımda bir hak kaybı olmadığı, Sözleşme'nin 5.4. Maddesi uyarınca yayıncının kitabı daha düşük fiyatlarla satma hakkının bulunduğu, davacının telif ücretini peşin almış olduğu ve bir kaybının bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı  eylül ayına davalının kitabı yetiştireceği inancı ile hareket ettiğini beyan etmiş ise de bu konuda da yazılı bir delil sunmadığı, sözleşmeye göre süresinde kitabın basılıp dağıtıldığı, istinaf talebinin bu nedenlerle reddinin gerektiği anlaşılmıştır.Davacı taraf, tanıtım amaçlı telif dışı 250 adet basımın yapılmadığını ileri sürmüş ise de, sözleşme maddelerine bakıldığında, davalıya böyle bir yükümlülük yüklenmediği anlaşılmıştır. Raporda,  davalı ... Yayınevinin, davacı yazara kitabın telif tutarını peşin ödediği ve yazarın bu konuda bir hak kaybı olmadığı, davalı Yayınevinin davaya konu kitabı, belli başlı kitap dağıtım ve satış firmalarına gönderdiği, stoklarda var olan kitabı yok satmanın yazardan çok Yayınevi için zararlı olacağı, taraflar arası sözleşmenin 2021 Eylülüne kadar geçerli olduğunu, davaya konu “işletme Yönetimi” adlı dosyada bulunan kitabın ... A.Ş. tarafından 2011 yılında 2300, 2017 yılında da 200 adet basıldığı ve telifinin sözleşme şartlarına gore basımından bir ay sonra peşin ödendiği, kitabın ilk basımında büyük dağıtım firmalarına kitabı ulaştırdığı, her depodan çıkan ve dağıtımlara gönderilen kitapların satıldığı anlamına gelmeyeceğini, davacı yazarın anlaşmış olduğu ve 2017 yılında baskısının yapıldığı kitabın bir yıl 10 ayda 310 adet sattığı dikkat alındığında ... A.Ş.'nin yıllık ortalama satışları dikkate alındığında, davacının bir hak kaybına uğramadığı, alternatifi çok olduğundan kitaba olan talebin düşük olduğu, manevi tazminat talebinin mahkemenin takdirinde olduğu bildirmişlerdir.Yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre; FSEK kapsamında eser olduğunda tereddüt bulunmayan ve davacıya ait "İşletme Yönetimi" isimli kitabın basımı için tarafların sözleşme imzaladıkları, kitabın sözleşmede kararlaştırılan süre içerisinde basıldığı, basımın geç yapıldığı iddiası ile satışlarının düşük kaldığı, davalının sözleşme ile üstlendiği bilgi verme, satışları takip etme yükümlülüğünü yerine getirmediği iddialarının ispatlanamadığı, davacının manevi yönden elem ve ızdırap duyacağı hususunun da ispatlanamadığı,  sözleşme'nin 5.4. Maddesi uyarınca yayıncının kitabı daha düşük fiyatlarla satma hakkının bulunduğu, davalı Yayınevinin davaya konu kitabı, belli başlı kitap dağıtım ve satış firmalarına gönderdiği, davacının telif ücretini peşin almış olduğu ve bir kaybının bulunmadığı anlaşılmakla tüm istinaf istemlerinin reddinin gerektiği anlaşılmıştır.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmiştir.     14/03/2024  
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2024/483 E: 2022/761Grafik eserlerin izinsiz olarak kitapta kullanılması, istisna kapsamına girip girmediği (FSEK m.33, 34 ve 35) Dava; davacı tarafa ait olduğu iddia edilen grafik eserlerin davalı tarafından izinsiz kullanılmak suretiyle FSEK’ten kaynaklanan haklarına tecavüz edildiği iddiasıyla açılan maddi-manevi tazminat talebine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı her iki taraf vekili de istinaf yargı yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Öncelikle davalı vekilinin usule ilişkin istinaf talepleri incelenmiştir.Davalı vekili mahkemenin yetkisiz olduğunu savunmuşsa da, dava konusu fiilin haksız fiil niteliğinde olduğu, HMK’nun 16/1. maddesi uyarınca zarar görenin yerleşim yerinde de dava açılabileceği, eser sahibi davacının yerleşim yeri Esenyurt’un Bakırköy Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin yargı alanında olduğu anlaşılmakla, yetkiye ilişkin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. Davalı vekili tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığına dair istinaf talebinde bulunmuşsa da, Yargıtay’ın yerleşik uygulaması gereğince, fikir ve sanat eseri sahibinin haklarının ihlali halinde 5846 Sayılı FSEK 68. maddesine dayalı olarak açılan davalardaki zamanaşımı süresi, söz konusu madde uyarınca hükmedilebilecek telif ücretinin niteliği itibariyle taraflar arasında mahkeme kararıyla oluşturulan farazi sözleşme ilişkisi kapsamında değerlendirildiğinden, TBK.'nun 146. maddesi gereğince 10 yıllık genel zamanaşımına tabi olup, dosya içeriği itibari ile ihlal ve dava ile ıslah tarihleri arasında geçen sürenin 10 yılın altında olduğu anlaşıldığından zamanaşımına ilişkin istinaf talebinin de reddine karar verilmiştir.Davalı vekilinin müvekkiline davada husumet yöneltilemeyeceğine dair istinaf talebiyle ilgili yapılan incelemede; davaya konu kitap ihale yoluyla başkasına yaptırılmış olsa dahi, FSEK 54. madde de düzenlenen "mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre salahiyetli olmayan kimseden iktisap eden hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye göremez" hükmü gereğince husumet itirazının kabul edilebilir olmadığı, kitabın davalı Belediye tarafından dağıtımının yapıldığı, bu nedenle davalının da ihlal edilen haklarla ilgili sorumluluğunun mevcut olduğu tespit edilmekle, husumete ilişkin istinaf talebinin de reddine karar verilmiştir.Davalı vekilinin müvekkilinin kar amacı gütmeden, eğitim amacıyla davaya konu kitapları hazırlattığına, FSEK’in 33, 34 ve 35. maddeleri uyarınca tecavüzün söz konusu olmadığına dair istinaf incelemesiyle ilgili yapılan incelemede; 33. maddedeki temsil serbestisinin yalnızca eğitim kurumlarına tanındığı, davalı Belediye’nin eğitim kurumu olmadığı, 34. maddenin ise eğitim ve öğretim gayesine tahsis edildiği anlaşılan seçme ve toplama eserlerin vücuda getirilmesi için, maksadın haklı göstereceğe nispette iktibas yapılabileceğine ilişkin olup, davaya konu kitap bu nitelikte olmadığı gibi, davacının adına da yer verilmeden eserlerinin kullanılması nedeniyle mali ve manevi haklara tecavüzün söz konusu olduğu, 35. maddenin ise iktibas serbestisini düzenlediği, davaya konu olayda FSEK’in 35. maddesinde sayılan haller mevcut olmadığı gibi, iktibas yapıldığına dair de davaya konu kitapta bir bilgiye yer verilmediği anlaşıldığından, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf taleplerinin de reddine karar verilmiştir.Davalı vekili bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını ve raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığını belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da, bilirkişi raporunun konunun uzmanı bilirkişilerden alındığı, raporda görsellere de yer verilmekle denetime uygun olduğu kanaatine varılmakla, davalı vekilinin istinaf taleplerinin tümden reddine karar verilmiştir.Davacı vekilinin istinaf talebi yalnızca kabul edilen maddi tazminat tutarına  ilişkin olup, dosya incelendiğinde; her ne kadar mahkemece bilirkişi raporundaki tespit dikkate alınarak her bir eser için 750,00 TL rayiç bedel üzerinden hesaplama yapılmışsa da, davacı vekilinin dosyaya sunduğu Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2016/142 Esas, 2018/222 Karar sayılı kesinleşmiş kararında her bir eser için 1.000,00 TL rayiç bedele hükmedildiği, kesinleşen davada haksız fiil tarihinin işbu davadan daha önce olduğu,  ayrıca kesinleşen davaya konu kitabın Adıyaman ili, Gölbaşı ilçesinde dağıtıldığı, coğrafi alanın ve nüfus yoğunluğunun Adana ilinden çok daha az olduğu, ayrıca Dairemizin aynı konuda verdiği ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen 2017/4699 Esas, 2020/1006 Karar sayılı kararında da telif bedelinin 1.000,00 TL olarak belirlendiği, bu nedenle işbu davada davaya konu eserlerin her birisi için 750,00 TL telif bedeli belirlenmesinin doğru olmadığı, bu durumun adalet duygusunu zedeleyeceği kanaatine varılmakla, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden kazanılmış haklar korunarak yeniden hüküm kurulmasına ve davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan gerekçe ile:1-Davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf isteminin esastan KABULÜNE, 6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince  BAKIRKÖY 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ'nin 12/11/2021 tarihli 2021/267 E. -  2021/204 K.  sayılı  kararının KALDIRILMASINA karar verilmiştir.  11/03/2024 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2024/488  E: 2024/123Televizyonda yayınlanacak eserler bakımından yayıncı kuruluşun, henüz sözleşme imzalanmamış yıllara ilişkin lisans (yayın izni) bedellerini yatırabilmesi amacıyla tevdi mahalli tayin edilmesi talebiDava, televizyonda yayınlanacak eserlerle ilgili yayıncı kuruluşun yayın izni sözleşme bedellerinin ödenmesi için tevdi mahalli tayin edilmesine ilişkindir. Mahkemece tevdi mahalli tayini talebinin kabulüne karar verilmiş, aleyhine tevdi mahalli tayin edilen taraf vekili karara karşı istinaf yargı yoluna başvurmuştur. FSEK 43/1-2 maddesinde; "Radyo-televizyon kuruluşları, uydu ve kablolu yayın kuruluşları ile mevcut veya ileride bulunacak teknik imkânlardan yararlanarak yayın ve/veya iletim yapacak kuruluşlar, yayınlarında yararlanacakları opera, bale, tiyatro ve benzeri sahneye konmuş eserlerle ilgili olarak hak sahiplerinden önceden izin almak zorundadırlar." "Bu kuruluşlar sahneye konmuş eserler dışında kalan eser, icra, fonogram ve yapımlar için ilgili alan meslek birlikleri ile 52 nci maddeye uygun sözleşme yaparak izin almak, söz konusu yayın ve/veya iletimlere ilişkin ödemeleri bu birliklere yapmak ve kullandıkları eser, icra, fonogram ve yapımlara ilişkin listeleri bu birliklere bildirmek zorundadırlar." FSEK 43/5 maddesinde; " Meslek birliklerinin temsil ettikleri eser, icra, fonogram ve yapımlar ile üyelerine ilişkin bildirim zorunluluğu, tarifelerin belirlenmesi, duyurulması, müzakere edilmesi, sözleşme yapılması, uzlaşmazlıkların halli ve diğer hususlarda bu Kanunun 41 inci maddesinin dört ilâ onüçüncü fıkraları uygulanır. Ancak yayın ve/veya iletim yapan kuruluşlar bakımından 41 inci maddenin altıncı fıkrasının son cümlesinin uygulanması zorunlu değildir."FSEK 41/10 maddesinde; " Meslek birliklerince belirlenen tarife veya ortak tarifeler üzerinden sözleşmenin yapılmaması halinde, taraflar yargı yoluna başvurabilirler. Yargılama sürecinde, bir önceki yıl sözleşme yapmış olan mahaller, ilgili meslek birlikleri aksini bildirmedikçe, dava konusu tarifenin 1/4'ünü dava sonuçlanıncaya kadar her üç ayda bir meslek birlikleri adına açılmış banka hesabına yatırmak suretiyle eser, icra, fonogram, yapım ve yayınları kullanabilir ve/veya iletebilirler. Bir önceki yıl sözleşme yapmamış umuma açık mahaller ile ilk defa sözleşme yapacak umuma açık mahallerin bu fıkrada öngörüldüğü şekilde eser, icra, fonogram, yapım ve yayınları kullanabilmeleri ve/veya iletebilmeleri ise ilgili meslek birliklerinin iznine bağlıdır. Dava sonuçlanıncaya kadar bu şekilde ödenen miktar, mahkeme kararıyla tespit edilen tarife bedelinden mahsup edilir." hükümleri düzenlenmiştir. Dosya incelendiğinde; tevdi mahalli talep eden tarafın talebini hangi kanuna göre talep ettiğini açıklamadığı, ancak taraflar arasında FSEK kapsamında sözleşme ilişkisi bulunduğunu iddia ettiği, bu durumda FSEK’in 76/1. maddesinde, bu kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava  ve işlerde görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğuna dair aksine hüküm bulunduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunun 383/1. maddesi uyarınca görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesidir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, MESAM vekilinin görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğuna dair istinaf talepleri yerinde bulunmamış, esasa ilişkin istinaf talepleriyle ilgili inceleme yapılmıştır. Tevdi mahalli talep edenin dosyaya sunduğu delillerin incelenmesinde; taraflar arasında 2021 yılında ödenecek bedellerle ilgili Yayın İzni Sözleşmesi imzalandığı, 2022 ve 2023 yılları için henüz sözleşme imzalanmadığı, MESAM ve MSG ile Televizyon Yayıncıları Derneği (TVYD) arasında imzalanan 27/12/2022 tarihli “MESAM & MSG Yayıncıları Derneği Protokolünün ise Yayın İzni Sözleşmesi olmadığı, yalnızca 2022 ve 2023 yılları için imzalanacak sözleşmelerin esaslarının belirlendiği,  bu nedenle taraflar arasında 2022 ve 2023 yılları için sözleşme ilişkisinin kurulduğunun ispat edilemediği, talep edenin Lisans Alma hakkının bulunup bulunmadığı ve lisans bedelinin ihtilaflı olduğu, TBK’nun 107. maddesinde belirtilen tevdi mahalli tayini koşullarının mevcut olmadığı, talebin 5846 Sayılı FSEK 43 ve 41.madde hükümlerine göre, açılacak lisans bedeli tespitine ilişkin asıl davada değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla, mahkemece tevdi mahalli tayin edilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmediğinden, MESAM vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkemenin tevdi mahalli kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.11/03/2024 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2024/484  E: 2022/700Ambalaj tasarımının FSEK kapsamında eser niteliğinde olup olmadığıDava, FSEK’ten kaynaklanan haklara tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi davasıdır.Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf yargı yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davaya konu ürün, kuru et ile kaşar peynirinin aynı ambalajda satışa sunulmasına ilişkin olup, davacı tarafça yapılan başvuru sonucunda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilim edebiyat eseri olarak tescil edilmiştir. Davacı tarafından bu tescil belgesine dayanılarak, davaya konu ürünün kendisine ait olduğu ve FSEK kapsamında eser niteliğinde olduğu iddia edilmektedir. Ancak, eser tescil belgelerinin verilmesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı  tarafından hiçbir araştırma yapılmaksızın beyana dayanılarak kayıt yapılmakta olduğundan, tek başına tescil belgesi alınması davacının fikir üzerinde hak sahibi olduğunu ispatlamaya yeterli olmadığı gibi, tescil edilen ürüne eser mahiyetini de kazandırmamaktadır. Alınan bilirkişi raporu ile de davaya konu ürünün sahibinin hususiyetini taşımadığı, kanunda sayılan eser türlerinden birine dahil olmadığı, yani FSEK kapsamında eser olarak korunamayacağı tespit edilmiş olup, iki ürünün aynı pakette satışa sunulması fikrinin de uzun süredir pek çok firma tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Bu nedenlerle mahkemece davacının FSEK’ten kaynaklanan haklarına tecavüz edildiğinin tespiti ve önlenmesi davasının reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.Davacı vekilinin haksız rekabete ilişkin istinaf taleplerinin incelenmesinde ise; davalının davacıya ait ürün ambalajına benzer ambalaj kullanmak suretiyle haksız rekabette bulunduğu iddia edilmiştir. Ancak taraflara ait ürün görselleri incelendiğinde üzerlerindeki logoların ve markaların birbirlerinden çok farklı oldukları, ambalajın şeklinin de kamuya mal olmuş harcıalem bir tasarım olduğu görülmektedir. Haksız rekabetin önlenmesindeki amaç; serbest piyasa düzeninde herkesin dürüstlük kuralları içerisinde hareket etmek suretiyle rekabet kurallarına uygun olarak piyasada faaliyet göstermesi ve sonuçta; mal ve hizmetlerin nihai tüketicilerinin aldatılmasına izin verilmeksizin kaliteli mal ve hizmetlerin piyasa kurallarına göre oluşan en uygun fiyatla satışa sunulmasıdır. Bu durumda, kaşar peyniri ve kuru et ürünlerinin aynı ambalajda bir arada satışını ilk önce davacı yapmış olsa bile, sonradan aynı sektörde faaliyet gösteren kişiler ticari hayatta dürüstlük ilkesine uygun bir şekilde ve iltibastan kaçınmak suretiyle piyasaya mal veya hizmet ürettikleri takdirde, piyasada ilk kez üretim yapan, ürünün tanınmasını sağlayan davacının üstün hakkı bulunduğundan bahisle, sonradan faaliyete başlayan kişilerin eylemleri haksız rekabet olarak nitelendirilemez. Böyle bir üstün hakkın varlığının kabulü, aynı zamanda, rekabet hukuku ilkelerine aykırı olarak piyasada o mal veya hizmetle ilgili tekel yaratılması ve serbest rekabetin ortadan kaldırılması suretiyle ekonominin sağlıklı bir biçimde gelişmesini engelleyeceğinden kabul edilemez. Bu nedenle davalının kendi markası ile aynı ürünü satışa sunması haksız rekabet teşkil etmediğinden mahkemece haksız rekabet davasının reddine karar verilmesinin de hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır.Her ne kadar davacı istinaf dilekçesinde, davalının iş yerinde yapılan delil tespiti sırasında müvekkiline ait markayı taşıyan ürün ve ambalajların da bulunduğunu iddia etmişse de, davacı tarafından marka hakkına tecavüz edildiğine dair dava açılmamış olduğundan, mahkemece taleple bağlı kalınarak bu konuda inceleme yapılmamasında da hukuka aykırılık bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir.   11/03/2024 
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2024/478 E: 2022/222Bilgisayar programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68)Davacı vekili, müvekkilinin lisans hakkı kendilerine ait olan "..." isimli bilgisayar yazılımın FSEK uyarınca eser sahibi olduğunu,  "..." isim hakkını marka olarak aldıklarını ve tescil ettirdiklerini, Kırklareli Sulh Ceza Hakimliği'nin  2017/2716 D. İş numaralı dosyasından yapılan arama işlemi sonucunda düzenlenen arama tutanağında belirtildiği üzere karşı tarafa ait "... İnş. Tic. Ltd. Şti." isimli  işyerinde,  davalı yana ait  iki adet bilgisayarda mali hakları müvekkili şirkete ait olan ... yazılımının izinsiz olarak yüklenmiş ve kullanılmakta olduğunun tespit edildiğini,  davalıların  FSEK’e aykırı hareket etmek suretiyle müvekkili şirketin mali haklarına tecavüz ettiğini, davalılar aleyhine FSEK m.68/2 uyarınca, davaya konu bilgisayar programının satımı konusunda sözleşme olması halinde belirlenecek mutad bedelin 3 katı tutarında tazminat  talebinde bulunduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000.-TL’nin, öncelikle programların yükleme  tarihlerinin  tespit edilmesi halinde yükleme tarihinden itibaren, mümkün olmaması halinde ise haksız eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek ticari (reeskont) faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 19/11/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat talebini 28.522,56 TL' ye yükseltmiştir.Davalılar vekili, davacının haksız olduğunu, davalı şirket yetkilisi yönünden husumet itirazlarının  bulunduğunu, davacı tarafın  mesafeli  satış sözleşmesi ile müvekkili şirkete dava konusu programı sattığını, davalının  bu programı satın alarak basit anlamda ruhsat sahibi olduğunu, yükleme tarihinden itibaren faize hükmedilemeyeceğini, tazminat ve faiz talebinin haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davaya konu “... 5.0”  adlı bilgisayar programının, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunması gerekli “ilim ve edebiyat eseri” niteliğinde olduğu, “... 5.0”  adlı bilgisayar programının yazılım üreticisinin ... Yazılım A.Ş. adlı şirket olduğu ve anılan firmanın söz konusu program üzerinde mali hakka sahip olduğu, davalının işyerindeki bilgisayarlardan iki tanesinde ... 5.0 GIS programının yüklü ve kullanılabilir durumda bulunduğu, ancak davalıların lisanssız kullanıldığı tespit edilen bu bilgisayar programı üzerinde mali hak sahipliğinin bulunmadığı, davaya konu bilgisayar programının, davalının kontrolünde olan iki bilgisayara davacı hak sahibinden izin alınmaksızın (lisanssız) yüklenerek kullanılması şeklinde ortaya çıkan fiilin davacı hak sahibinin FSEK md. 22’den kaynaklanan “çoğaltma” hakkını ihlal etmiş olduğu, anılan bilgisayar için haksız fiilin başlangıç tarihi olarak programın bilgisayara kurulum tarihi olan 18/06/2016 tarihinin baz alınacağı, taraflar arasında farazi sözleşmenin bu tarihte kurulduğu, FSEK m.68 uyarınca en fazla 3 kat telif tazminatı istenebileceğinden tazminat tutarının KDV Hariç  28.522,56 TL‘ye kadar olabileceği gerekçesiyle,   davanın kabulüne, FSEK 68 maddesi uyarınca 28.522,56 TL telif tazminatının ihlal tarihi olan 18/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari (reeskont) faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir Davalılar vekili, dosyaya ibraz ettikleri 27/06/2008 tarihli faturada müvekkilinin bedelini ödeyerek satın aldığı programın ... 5.0  olduğunu, müvekkilinin satın aldığı program ile davacının lisanssız kullanım iddiasında bulunduğu programın aynı olduğunu, müvekkiline satılan 27/06/2008 tarihli ... 5.0 yazılımının kullanıcı adı ve şifre ile kullanımının mümkün olduğunu, 2008 yılında satın almış olduğu programı kullanmasının davalının  hakkı dahilinde olduğunu, müvekkilinin 2008 yılında satın aldığı  program için kendisine USB dongle verilmediğini, kesin tespite yer vermeyen bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulduğunu, image dosyaları üzerinde yeniden yapılacak bilirkişi  incelemesi  neticesinde , dava konusu yazılımın crack dosyasından kurulup kurulmadığının somut deliller ile ispatının mümkün olduğunu, mahkemece faturanın açık fatura olmasından bahisle savunmalarına itibar edilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ödenen satış bedelinin mahsubu taleplerinin de kabul edilmediğini, bilirkişilerce hesaplanan sözleşme bedeli üzerinden takdiri bir indirim yapılması gerektiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İstinaf incelemsi sonucunda, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı şirkete ait iş yerinde yer alan iki adet bilgisayarda, davacının mali haklarına sahip olduğu ... adlı bilgisayar yazılımının kurulu ve çalışır vaziyette olduğunun tespit edildiği, söz konusu yazılımın izinsiz olarak bilgisayara kurulmasının, davacının mali haklarının ihlali niteliğinde bulunduğu, davalı şirketin bu eylemden sorumlu olduğu, davalı şirketin temsilcisi olan diğer davalının sorumluluğunun ise FSEK'in 66. maddesinden kaynaklandığı, her ne kadar davalı tarafça söz konusu yazılımın faturalı olarak satın alındığı savunulmuşsa da mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının işyerinde tespit edilen yazılımların lisanslı olmadıklarının açıklandığı, kaldı ki davacı tarafından sunulan faturanın bir yazılıma ilişkin olduğu ancak davalı şirketin işyerinde iki ayrı bilgisayarda anılan yazılımın kurulu bulunduğu, FSEK'in 68. maddesi uyarınca istenebilecek tazminatın usulünce tespit edildiği anlaşılmakla, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.    08/03/2024 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/475 E: 2024/76Eserlerin elektronik olarak umuma iletiminde pasif dava ehliyetinin ispatı  Davacı vekili, davalının ... (alan adında yer alan "..." devamlı değişen muhtelif sayılardan oluşan  web sitesinin son halinin  www.....com şeklinde olduğunu,  telif hakkı davacı şirkete ait olan eserlerin  davalı tarafından ... web sitesi üzerinden haksız ve hukuka aykırı bir şekilde umuma iletilmek suretiyle  kaçak/korsan yayıncılık yapıldığı  ileri sürerek eldeki davayı ikame etmiştir. Mahkemece, dava konusu haksız fiilin gerçekleştirildiği belirtilen ... isimli internet sitesinde yapılan teknik inceleme sonucu ,  dava konusu içeriklerin yayınlandığı  site yetkilisi şahıs veya şahısların tespitinin mümkün olamayacağının belirlenmiş olması, Bakırköy 2.FSHCM 2022/482 Esas dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunda Somut olayda https://....com/ uzantılı alan adının suç tarihinde kime ait olduğunun veya kim tarafından yönetildiğinin tespitinin  yapılamamış olması, ilgili alan adının bir dönem sanık tarafından barındırıldığına ilişkin somut verilere ulaşıldığının belirtilmesi , Tespit edilen Google Analytics koduna sitenin kamuya açık arka plan html etiketlerinden isteyen herkes tarafından sınırsızca ulaşılabildiği, herkesçe kolaylıkla elde edilebilen bir kodun herhangi bir siteyle ilişkilendirilmesinin teknik olarak bir kanaat oluşturulmayacağı yönündeki tespitler dikkate alınarak söz konusu iletimlerin davalı tarafından yapıldığının belirlenemediği,  eserlerin yayınlayanın davalı olduğu yönünde başkaca  delil  ibraz edilmediği gerekçesi ile , davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Bilindiği üzere, herkes iddiasını ispatla mükelleftir. 6100 sayılı HMK'nın 190. maddesi hükmü ve TMK 6.maddesi hükmü gereğince, ispat yükü, bu konuda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki  sonuçtan hak çıkaran tarafa aittir.Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ve Bakırköy 2.FSHCM 2022/482 Esas dosyasında alınan bilirkişi raporlarında ihlalin gerçekleştiği  ... isimli internet sitesinin sahiplik bilgilerine teknik inceleme ile ulaşılamadığı, bu konuda kesin bir tespitin yapılmasının mümkün olamayacağı  belirtilmiştir.  Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi' nde 2021/482 Esas 2023/115 Karar sayılı 09.03.2023 Tarihli kararında;" sanık ... hakkında 5846 sayılı yasanın 71/1 mad gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de; somut olayda https://....com/ uzantılı alan adının suç tarihinde kime ait olduğunun veya kim tarafından yönetildiğinin tespiti yapılamadığı ve 6 aylık şikayet süresinde hak sahipliği belgesi ibraz edilmediği müsnet suçun ise şikayete bağlı suçlardan olmasın ve usulüne uygun geçerli bir şikayetten söz edilemeyeceği" gerekçesiyle ceza davasının düşmesine" karar verildiği ve 17.04.2023 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştiği  görülmektedir. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/123361 soruşturma sayılı dosyada erişimin engellenmesi dışında talep ve şikayet olmadığından, takipsizlik kararı verildiği, ... soruşturma sayılı dosyada ise şüpheli tespit edilemediğinden daimi aramaya kaydedildiği görülmektedir. Tüm dosya kapsamına göre, dava konusu ihlal oluşturan eylemlerin davalı tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin somut delil elde edilemediği, davalının bir dönem dava konusu internet sitesinin sahibi olduğuna yönelik beyanının davacı tarafça ileri sürülen vakıaları tümüyle kabul ve ikrar mahiyetinde olmadığı bu nedenle bu beyanın sübut yönünden delil vasfının bulunmadığı, diğer yandan davacı vekili dava açılmadan önce kendileri tarafından yapılan delil tespitlerinin dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüş ise de, bu delillerin davalı yanca kabul edilmediği ve itiraza uğradığı, karşı tarafın yokluğunda , davacı tarafça yapılan ve itiraza uğrayan  tespitlerin davada ispat vasıtası olarak kabulüne olanak bulunmadığı, hükme esas alınan teknik  bilirkişi heyet  raporunun, konunun uzmanı bilirkişi tarafından  ayrıntılı  inceleme sonucu düzenlendiği ve denetime elverişli olduğu, raporun ceza mahkemesinde alınan raporla örtüştüğü, dikkate alındığında davacının haksız fiil iddiasını yöntemince ispatlayamadığı anlaşıldığından mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı, istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. 07/03/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/402  E:2021/275Fotoğrafın eser niteliğinde olup olmadığı ve eser sahibinin tespiti, çoğaltma ve yayma haklarının ihlali nedeniyle FSEK m. Kapsamıda telif tazminatı talebiDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin uzun yıllardır Türkiye' nin önde gelen bir basın - yayın kuruluşu olan ...  kanalında profesyonel olarak çalışmakta olduğunu, çalıştığı televizyon kanalının internet kanalının internet sitesinde editör görevini yerine getirdiğini, müvekkilinin bu görevi dolayısıyla yurt içi ve yurtdışında gezip gördüğü yerlerin, mekanların fotoğraflarını bizzat çekmekte ve editörlüğünü yaptığı internet sitesinde bu fotoğrafları, fotoğrafladığı yer ve / veya mekanla ilgili yazdığı yazılar ile yayınladığını, internet sitesinde yayınlanan bu fotoğraf ve yazıların altında "Fotoğraflar ve Yazı: ... " denilerek, ilgili fikir ve sanat eserinin müvekkiline ait olduğunun açıkça belirtildiğini, müvekkilinin aynı zamanda çekmiş olduğu fotoğrafları şahsi sosyal medya hesaplarında da paylaşmakta olup, bunu yanında uluslararası fotoğraf blog sayfalarından biri olan www...' da yayınlandığını, müvekkilinin 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca, eser sahibi, fotoğrafları ise eser niteliğinde olduğunu, müvekkilinin haklarının FSEK uyarınca korunduğunu, nitekim müvekkilinin çalıştığı televizyon kanalı dahi internet sitesinde fotoğrafların ve yazılan müvekkiline ait olduğunu belirterek, haberi ve izni ile kullanıldığını, internet sitesinde yer alan müvekkilinin ad ve soyadı üzerine tıklandığında, direkt müvekkilinin e-posta adresi açılmakta olup, davalı tarafça bedeli karşılığında müvekkilinden ilgili fotoğrafın kullanılması için izin almak maksadı ile iletişime dahi geçilmediğini, eser sahibinin kim olduğu ve iletişim bilgileri bilinmesine rağmen, eser sahibinden habersiz ve izinsiz olarak FSEK ' na aykırı şekilde, müvekkiline ait  ... fotoğrafı davalıya ait www...com.tr/gorseller adlı internet sitesinin ilgili bölümünde kullanıldığını, FSEK kapsamında eser sahibi olan müvekkilinin, eseri üzerinde işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim şeklinde mali; umama iletim, adın belirtilmesi, eserde değişiklik yapılmasını menetmek şeklinde de manevi hakları bulunduğunu bu hakları kullanmak münhasıran eser sahibine ait olduğunu, eser sahibinin FSEK' te tanınan haklarına halel getiren eylemler aleyhine hukuki ve cezai yollara başvurma hakkının mevcut olduğunu, bu lakların kullanımı ancak eser sahibi ile yapılacak bir sözleşmeyle üçüncü kişilere devredilebildiğini, fotoğrafların davacının yazılı izni olmaksızın ve isim ve ünvan belirtilmeksizin katalog dışındaki dergi ilanları ve internet web sayfasında kullanıldıklarından davacının FSEK 22. Ve 23. Maddesine göre sahibi olduğu çoğaltma ve yayma hakları aynı yasanın 68. Maddesi uyarınca ihlal edildiğini, belirsiz alacak davası kapsamında talep artırım hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkiline ait telif hakkının ihlali nedeniyle, bilirkişi incelemesi ile tespit edilecek bedel sonrasında talep arttırım hakkı saklı kalmak kaydıyla, FSEK 68/1 maddesine telif bedeli olarak şimdilik  100,00 TL cezai tazminat bedeli olarak şimdilik 100,00 TL ve aykırılığın giderilmesi için yapılan masraf bedeli olarak 873,00 TL' nin davalının temerrüte düştüğü 16/03/2018 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 01/10/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile, Müvekkiline ait telif hakkının ihlal edildiğini tespit eden 11.09.2020 Tarihli Bilirkişi Raporu ve FSEK 68/1 maddesi kapsamında eser telif bedeli olarak (maddi tazminat) 10.500,00 TL, manevi tazminat bedeli olarak 50,00 TL ve aykırılığın giderilmesi için yapılan masraf bedeli olarak 873,00 TL’nin davalının temerrüte düştüğü 16.03.2018 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının davasında talep ettiği tazmin amaçlı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, ayrıca davacının iddia etmiş olduğu fotoğrafı kendisinin çekmiş olduğunu ispat yükünün de davacıda olduğunu, müvekkilinin internet sayfasında yayımlanan fotoğrafın davacı tarafından çekilip çekilmediği hususunun da tartışmalı olduğunu, ... Gölü'nde aynı açıyla sayısız fotoğraf çekimi yapılmakta olduğunu,  öncelikle davacının hak sahipliği iddiasını ispatının zaruri olduğunu, müvekkilinin ihtarname sonrasında ilgili fotoğrafı internet sayfasından kaldırmış olmasının tek gerekçesinin, herhangi bir hukuki ihtilafa dahil olmama gayretinden kaynaklandığını, ihtarnameye cevap metninden de bu husus açıkça anlaşıldığını, FSEK m.68/1: "Eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya hertürlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir." hükmünü içerdiğini, yine kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının dava konusu ettiği fotoğrafın kendisine ait olduğu sonucuna varılması halinde fotoğrafın emsal rayiç değerinin ne olduğu konusunda aşağıda linkleri verilen stok fotoğraf sitelerindeki benzer manzara fotoğraflarının  satış bedelleri arz olunduğunu, https://www....com/.... (12 USD) görüleceği üzere göreceli olarak çok daha profesyonel biçimde çekilmiş emsal manzara fotoğrafları dahi 12 USD değerini geçmediğini (bugün itibarıyla yaklaşık 68,00-TL değerindedir). Davacı tarafça da, dava konusu fotoğrafın eser olarak kabul edilmesi ve kendine ait olduğunu ispatlaması halinde ancak ve ancak talep edebileceği bedel 12 USD x 3 olabileceğini, Davacının "cezai tazminat" kalemi altında açmış olduğu davasının ise usul ve esas açısından böyle bir hak talebinin bulunması mümkün olmadığından reddini talep ettiğini,  Türk Hukukunda tazminatın ceza niteliği olmadığını, tazminat maddi ve manevi olmak üzere ikiye ayrılmakta ve "zarar" ile orantılı olarak hükme esas alındığını,  Bu nedenle davacının iddiasını değiştirmesine ve genişletmesine muvafakatinin bulunmadığını  "cezai tazminat" talebinin doğrudan reddi gerektiğini, Yapılacak yargılama neticesinde, öncelikle tüm alacaklar bakımından zamanaşımı def'inin kabulü ile, haksız davanın  reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; " dava, davacıya ait fotoğrafın izinsiz kullanımı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine havi olup,davaya konu ... 'nün fotoğrafının davalı şirkete ait otelin internet sitesinde yayınlandığı hususu davalınında kabulünde olup,uyuşmazlık fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı  ve güzel sanat eseri olup olmadığına yönelik olup,eser sahipliği yönünden,davacı tarafından dosyaya sunulan fotoğrafların daha önce "www...com.tr" isimli internet sitesinde de,ayrıca davacının sosyal medya hesaplarında da yayınlandığı,buna göre de,davaya konu fotoğrafın davacıya ait olduğu sonucuna ulaşıldığı,fotoğrafın eser olup olmadığı yönünden aldırılan uzman bilirkişi raporunda fotoğrafın güzel sanat eseri olduğunun belirtildiği,bu şekilde davaya konu fotoğrafın,davacıya ait güzel sanat eseri olduğu ve davacıdan izin alınmaksızın davalı internet sitesinde de davalıya ait otelin tanıtım ve reklamı amacı ile yayınlandığı,FSEK 22.maddesine göre eserin çoğaltma hakkı eser sahibine ait olup,yine FSEK 68.madde hükmü gereğince,eser sahibinden izin alınmadan eserin kullanılması halinde,belirlenecek rayiç bedelin 3 kat fazlasının talep edilebileceği,davacının bu hükümler uyarınca talebinde haklı olduğu ve tazminat talep edebileceği,tazminat hesabı yönünden aldırılan bilirkişi raporunda ise eserin rayiç bedelinin 3500,00 TL olarak belirlendiği,bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun ve gerekçeli olması nedeni ile hükme esas alındığı ,davacı belirlenen bedelin 3 kat fazlasını talep ettiğinden ve daha önce davalıya ihtarname çekmek sureti ile davalıyı temerrüte düşürmüş olduğundan belirlenen3500,00x3=10.500,00 TL tazminat ve davacı tarafından davadan önce yapılan toplam 873,00 TL masrafın temerrüt tarihinden  itibaren  işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar vermek gerekmiş,davacı dava dilekçesi ile 50,00 TL cezai şart talep etmiş ise de taraflar arasında öncesinde imzalanan veya  anlaşmaya varılan bir sözleşme olmadığı için cezai şartın dayanağının olmadığı her ne kadar davacı vekili ıslah dilekçesi ile bu bedeli manevi tazminat olarak değiştirmiş ise de,davaya konu edilmeyen bir tazminat talebinin ıslah yolu ile değiştirilemeyeceği anlaşıldığı," gerekçeleriyle Davanın Davanın KISMEN KABUL  KISMEN REDDİ  ile,  10.500,00 TL tazminat bedeli ile 873,00 TL Masraf olmak üzere toplam:11.373,00 TL nin temerrüt tarihi olan 26/03/2018 tarihinden itibaren işleyecek Ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 50,00 TL cezai tazminat bedeli yönünden davanın REDDİNE, karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, davacıya ait olduğu iddia edilen bir fotoğrafın kendi internet sitesinde davacının rızası olmaksızın yayınlanmasına dayalı olarak tazminata karar verildiğini, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda  eserin davacıya ait olduğunun nasıl belirlendiğine dair denetlenebilir dayanaklar bulunmadığını, raporda eser değeri olarak 3.500,00-TL belirlendiğini, hangi sektörel verilerin esas alındığı bildirilmediğini, raporun denetlenmesinin mümkün olmadığını,   davaya cevap dilekçesinde somut emsaller sunduklarını, bunların değerlendirmediğini RAW değerlendirmeleri, taranan raporda tamamen siyah-beyaz göründüğünü, rapor aslının taraflarına tebliğ edilmediğini, mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu, yeniden bilirkişi raporu alınmasını ve kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu,  FSEK 68/1 Maddesi gereğince açılan maddi tazminat ve  cezai şartın  tahsili davasıdır. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldığı; 11/09/2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davacının dosyaya 4 adet fotoğraf sunduğu, 2 adet fotoğrafta editlenmiş ve orijinal olarak fotoğrafın çekiliş tarihi, kamera bilgisi ve konum bilgisinin yer aldığı, bu bilgilerin fotoğrafın çekiliş tarihi: 13/05/2015, kamera bilgisi: ..., ... Konum bilgisi: ..., 2 adet fotoğrafta, editlenmemiş RAW fotoğrafın sunulduğu, bu fotoğraflar, incelendiğinde ise tarih bilgisi olarak 13/05/2015 yılının yazdığı, kamera bilgisi olarak ... bilgisinin yer aldığının tespit edildiğini, dava konusu uyuşmazlıktaki dava konusu fotoğrafın FSEK m.4 b.5 anlamında güzel sanat eseri olduğu, bu fotoğraf üzeride davacının FSEK m.11 kapsamında eser sahibi olduğu, söz konusu fotoğrafın davacıdan izinsiz olarak davalının internet sitesinde yayınlanmasının davacının mali haklarından çoğaltma hakkının ihlali niteliğinde olduğu, davaya konu fotoğrafın çekilmesi için harcanacak olan yol masraflar, kullanılacak ekipman ve bu fotoğrafın çekilmesi için harcanacak zaman ve çaba göz önüne alınarak, sektörel piyasa rayiçleri ve fotoğrafın değer ölçüleri, eser sahibinin tanınmışlık derecesi de dikkate alındığında 3.500,00 TL olabileceği ve davacının bu bedelin 3 katını FSEK m.68 çerçevesinde talep hakkının olduğu, davacının manevi tazminat talebi konusunda takdirin mahkemede olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, 11/09/2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda, dava konusu uyuşmazlıktaki fotoğrafların FSEK 4/b.5 anlamında güzel sanat eseri olduğu, davacının bu fotoğraf üzerinde FSEK 11. mad. kapsamında eser sahibi olduğu, söz konusu fotoğrafın davacının izni olmaksızın davalının internet sitesinde yayınlamasının davacının mali haklarında çoğaltma hakkının ihlali niteliğinden olduğu, davaya konu fotoğrafın çekilmesi için harcanacak olan yol masrafı, kullanılacak olan ekipman, fotoğrafın çekilmesi için harcanacak zaman ve çaba göz önüne alınarak sektorel piyasa rayiçleri ve fotoğrafın değer ölçüleri ve eser sahibinin tanınmışlık derecesi de dikkate alındığından 3.500,00 Tl olabileceği yönündeki değerlendirmenin dosya kapsamına uygun olduğunu anlaşıldığından mahkemece bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karar dosya kapsamına uygundur. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.   29/02/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/393  E: 2021/361Bilgisayar programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68)Davacı tarafından müvekkil şirkete ait bilgisayar programının davalılar tarafından izinsiz ve lisansız kullanılması sebebiyle tazminata hükmedilmesine karar verilmesi talep ve dava edilmiştir. TPMK kaydına göre ... tescil nolu ... markasının 9.sınıfta davacı adına tescil edildiği görülmüştür.  05/05/2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda; dava konusu uyuşmazlıktaki ... isimli yazılım programının FSEK m.2/1 kapsamında hususiyet taşıyan eser niteliğinde olduğu, davacının mali hak sahibi sıfatıyla işbu davayı açma yetkisinin bulunduğu, davalının bilgisayarlarında kurulu/yüklü olan ... yazılım programları ile ilgili gerek keşif incelemesi esnasında gerek sonrasında davalı tarafça herhangi bir fatura/belge sunulmadığı, tüm dosya kapsamında inceleme ve değerlendirmeler sonucunda davalının 1 adet bilgisayarlarında tespit edilmiş olan yazılım programlarının davalı tarafça lisanssız yani izinsiz kullanıldığı, vaki durumun FSEK çerçevesinde çoğaltma hakkının ihlali olduğu, davalı tarafa ait 1 adet bilgisayarda bahsi geçen ... 5.1 GİS yazılımın kurulu ve çalışır durumda olduğu ve ilgili programın rayiç bedelinin 25.150,00 TL olduğu, FSEK 68 kapsamında 3 katı talebinin taktirinin mahkemeye ait olduğu, belirtilmiştir.  Bakırköy C.başsavcılığının 2018/83109 soruşturma nolu dosyasında 19/10/2018 tarihinde müşteki kurum ile şüpheli arasında ilgili yazılımın temini noktasında iki tarafından bilgisi dahilinde bir süreç devam ederken müşteki tarafça tespit işleminin gerçekleştiği, bu hali ile müştekinin olayda suç kastinin olmadığı, taraflar arasındaki ihtilafın hukuki ihtilaf olduğu belirtilmek suretiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. 5846 sayılı FSEK'in 2/1. maddesinde herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımlarının ilim ve edebiyat eserleri sayılacağının belirtildiğini, aynı kanunun 68. maddesinde izin alınmamış eser sahibinin sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya emsal veya rayiç bedel itibariyle uğradığı zararın en çok üç kat fazlasını isteyebileceği belirtildiği,  Bakırköy 1. FSHHM nin 2018/213 D.iş dosyasında aldırılan bilirkişi raporunda 1 adet bilgisayarda tespit konusu ... 5.1 GIS adlı yazılım programının yüklü ve kurulu olduğu ve lisanssız kullanıldığı tespit edildiğinden ve mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda belirtilen tazminat miktarının FSEK 68/1 e göre 3 katının talep edilebileceğini, taleple bağlı kalınarak 24/01/2018 tarihinden itibaren  reeskont faizi ile birlikte davalılardan  tahsiline karar verilmesi dosya kapsamına uygundur. TMK 50.mad. göre davalılardan ...'ın davalı şirketin yetkilisi olduğu anlaşıldığından her ikisininde sorumlu olması sebebiyle husumet itirazı yerinde görülmemiştir. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Usûl ve yasaya uygun  Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 22/01/2021 tarih ve 2018/417 E., 2021/22 K. sayılı kararına karşı davalılar vekili tarafından yapılan istinaf talebinin reddedilmesine karar verilmiştir.  29/02/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/421  E: 2021/69Mimari projenin FSEK kapsamında eser niteliği taşıyıp taşımadığı, bu projede ortak eser sahipliğinin söz konusu olup olmadığı ile ortak eser sahipliğinde aktif dava husumeti (FSEK m.10)Dava, 5846 sayılı FSEK hükümleri uyarınca eser sahipliğinin tespiti ve kullanımdan kaynaklı maddi tazminat talebine ilişkindir. ... A.Ş tarafından 08/11/2005 tarih-4623 sayılı yazı ile davacılardan 23 adet iskeleye ait mimari proje fiyat teklifi verilmesi istenmiştir. Yapılacak projelerin a)mimarı kesin proje, b)mimari uygulama projesi, c)mimari detaylar ve uygulama projeleri şeklinde talep edilmiştir. Ekinde proje tipleri ve yaklaşık maliyetleri gösteren tablosu bulunmakta olup davacı taraf mimari proje hizmet bedelleri olarak bu işlerin tamamına 1.305.626 TL üzerinden %40 tenzilat uygulayarak 783.376 TL fiyat teklifi verdiğini gösterir yazı bulunmaktadır. 22/02/2006 tarih 373 nolu ile ... verildiği anlaşılan yazıda Bakırköy Cezayirli Haşan Paşa İskelesi mimari tatbikat projelerinin teslim edildiği, Bostancı Uluğ Bey İskelesi mimari avan projelerinin teslim edildiği, Beşiktaş Turgut Reis İskelesi inşaatının tamamlanıp hizmete alındığı, Hasköy Piri Mehmet Paşa İskelesi'nin kurum tarafından ihaleye çıkartıldığı, Sirkeci Oruç Reis İskelesi'nin kurum tarafından ihaleye çıkartıldığı, Beşiktaş Barboros Hayrettin Paşa İskelesinin inşaatın tamamlanıp hizmete alındığı, Kabataş Piri Reis İskelesi avan projelerinin hazırlanmış olup yakında teslim edileceği, talep yazısında belirtilen TİB B-TİB B2-TİB C projelerinin çok kısa zamanda teslim edileceği, Eminönü İskeleleri avan projelerinin devam ettiği davacının kuruma yazdığı yazı ile ifade edilmiş, dilekçelerinde yazan bedel üzerinden %40 tenzilat düşülerek işlem yapılması istenmiştir. 27/02/2006 tarih ... no ile ...'ya verilen yazıda Hasköy Piri Mehmet Paşa İskelesi (TİB B) 1. tekrar proje bedeli %40 tenzilat düşülerek 9.895,50 TL+KDV bedel üzerinden işlem yapılması talep edilmiştir.27/02/2006 tarih 406 no ile ...'ya verilen yazıda Sütlüce Silahtarağa İskelesi (TİB B) 1, tekrar proje bedeli %40 tenzilat düşülerek 4.948,20 TL+KDV bedel üzerinden işlem yapılması talep edilmiştir.23/03/2006 tarih ... no ile ... evrak kayıta verilen yazı ekinde bir kısım projelerin teslim edildiği bir kısım projelerinde çalışmalarının devam ettiği bildirilmiştir. Bakırköy Cezayirli Hasan Paşa İskelesinin mimari tatbikat projeleri, montaj projeleri, Bostancı Uluğ Bey İskelesi avan projeden isteğe göre değişiklik yapılıp tatbikat projesinin hazırlandığı, montaj projelerinin kurumun gözden geçirdikten sonra verileceği, Kabataş Piri Reis İskeleleri açıklama kısmında iskeleler ve civan kentsel dönüşüm projesi kapsamında civarının düzenlenmesinin yer aldığı bu yüzden keşif özeti dışında tutulduğu, Eminönü iskeleleri projelerinin öne alınıp sökülebilir tarzda projelendirildiği, devam eden projeler sayılmış, projelerin 6 takım halinde takdim edildiği belirtilmiştir.12/04/2006 tarih ... ... AŞ. başlıklı konusu Bostancı ve Eminönü projeleri olan ... ve ...'a hitaben yazılan yazıda; bünyelerinde yapmış oldukları toplantıda belirtilen husularda değişiklik yapılması gerektiği, Bostancı İskelesi için ayrı bir enspektörlük binasına ihtiyaç olduğu, altyapı ve elektrik projelerinînde çizilmesi, ayrıca görüşlerinin alınmadan hiçbir projenin tatbik edilmemesi hususu belirtilmiştir. 25/04/2006 tarih ... nolu ... evrak kayıt kısmına verilen yazıda ...'nun ... sayılı yazıma cevap verilmiş, tadilatlı projelerin tamamlandığında teslim edileceği, daha önce vermiş oldukları projelere ek olarak gösterilen projelerin bedelleri taraflarından ödenerek hazırlattırılıp sunulduğu bildirilmiştir. Bostancı Uluğbey İskelesi, Eminönü İskeleleri, Bakırköy Cezayirli Hasan Paşa İskelesi'ne ait statik-dinamik projeleri, elektrik tesisatı projesi, merkanik tesisatı projesi dosyaya sunulmuştur.22/06/2006 tarih ve ... no ile ...'ya verilen yazıda idarece istenen avan pojelerin şimdiye kadar aşama aşama verildiği, bunlara ait mimari projeler, statik-dinamik proje, elektrik, tesisat ve mekanik projelerin kuruma teslim edildiği, bu projelerin uygulanmak üzere İBB Fen İşleri Daire Başkanlığı Yapı İşleri Müdürlüğü tarafından 30/05/2006 tarih ve 371 sayılı karar ile ... Malz. Ltd. Şti'ne ihale edildiği, imalatı tamamlanmış Bakırköy Cezayirli Hasan Paşa iskelesinin proje bedelleri 168.761 TL olarak gösterilmiş, bu bedelin ödenmesi istenmiştir. Proje listesi; Bakırköy Cezayirli Hasan Paşa İskelesi, Bostancı Uluğ Bey İskelesi, Maltepe İskelesi, Eminönü Evliya Çelebi İskelesi, Eminönü Dede Korkut İskelesi, Eminönü Hızır Reis İskelesi, Sirkeci Oruç Reis İskelesi şeklindedir. 11/12/2006 tarih ... no ile ...'ya verilen yazıda 8 adet iskeleye ait projelerin ilgili yazılar ile ...'ya teslim edildiği, bu projelerin kurum tarafından onaylanarak İBB Fen İşleri Daire Başkanlığı Yapı İşleri Müdürlüğüne gönderilip yapım işinin İBB tarafından ihale edildiği, bunlardan sadece TİP-B'nin 2 tekrarlı proje bedeli ödenip diğerlerinin ödenmediği, ödenmeyen proje bedellerinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı proje ve mühendislik hizmetleri şartnamesine göre %40 tenzilatla hesap edilerek kendilerine ödenmesini istemişlerdir.22/12/2012 tarih ... no ile ...'ya verilen yazıda ...'nun projeleri yazı ile onaylamasına rağmen müteahhit firmanın projelerin üzerinde İBB'nin onayı olmadığından projelerin antetlerinin İBB formatında yeniden düzenlenerek ...'ya onaylatılmasını talep ettiğinden bu şekilde yeniden düzenlenerek onaylanmak ve onaylandıktan sonra Yapı İşleri Müdürlüğüne sunulmak üzere kuruma sunulduğu bildirilmiştir. ... tarafından hazırlanan 281-195 sayı nolu 31/12/2006 tarihli cari hesap bakiyesi konulu ... hitaben yazılan yazıda muhataplarının cari hesap bakiyelerinin 0 olduğu bildrilmiş bakiyede mutabik değil iseler hesap ekstresi gönderilmesi istenmiştir.09/01/2007 tarih 4-100 sayılı ... tarafından ... cevaben yazıda sayılı İBB Yapı İşleri Müdürlüğü tarafından 30/05/2006 tarih ve 371 sayılı karara istinaden ihale edilen ve yapımı devam eden Eminönü İskelesi, Bostancı İskelesi ve yapımı devam eden Bakırköy İskelelerine ait şirketlerinin uygun görüşü istendiği, bu iskelelerin mülkiyetinin İBB'nin olduğu, işletilmesinin kendileri tarafından yapıldığı, bu iskelelerin yeniden projelendirilerek yapılmasının Büyükşehirin tasarrufunda olduğu, proje onaylarınında Büyükşehir Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü tarafından yapıldığı, kendileri tarafından uygulanan projelere ilişkin görüş ve önerilerinin gerektiğinde bu müdürlüğe ilettiğinden ilgili projelerin Büyükşehir Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğüne iletilmesi istenmiştir.12/03/2007 tarih ... nolu ...'ya verilen yazıda, ... tarafından iskelelerin yeniden projelendirilerek yapımının Büyükşehir Belediyesi  tarafından yapılmaktadır denildiği, ancak bugüne kadar belediyenin kendilerine böyle bir talepte bulunmadığını, genel müdürlüğü (...) tarafından bu projelerin talep edildiği, yapıldığı,  müdürlük tarafından Büyükşehir Belediyesine gönderildiği, Büyükşehir Belediyesinin bu projeleri ihale ettiği, bir kısmının açılışının bile yapıldığı, bu yüzden hesap mutabakatında olmadıklarını bildirmişlerdir. Dava dilekçesine ekli 31/07/2006 tarihli fotoğrafta inşaat tabelasının en üst kısmında işi yaptıran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, işin adı Bakırköy, Eminönü, Bostancı, Maltepe ... İskeleleri inşaat, kontrol Fen İşleri Dairesi Başkanlığı Yapı İşleri Müdürlüğü, mimari proje ... olarak gösterilmiş ayrıca müteahhit firmanın ismi belirtilmiştir. Sonraki fotoğrafta bir kaiidee üzerine çakılan plaket üzerinde Cezayirli Haşan Paşa Vapur İskelesi yazısı altında ... ismi bulunmaktadır.İlk Derece Mahkemesince alınan 09/08/2017 havale tarihli raporda bilirkişiler, dava konusu iskele projelerinin kendisinin FSEK 2 anlamında ilim ve edebiyat eseri, gerekse projelerin uygulandığı iskele yapılarının FSEK 4 anlamında mimari eser olduğu, davacının FSEK m.11'deki karine çerçevesinde dava konusu projenin dava dışı ... ile birlikte eser sahibi olduğu ve işbu davayı açma ehliyetinin olduğu, davacı ve diğer eser sahibin davalıya davaya konu projeleri yapıp teslim ettiği sonucuna varılabileceği, bununla birlikte gerek hesaplama yönünden gerekse hangi iskele projesinin avam proje aşamasında kaldığı hangilerinin onaylanıp uygulandığının net tespiti açısından davaya konu olan iskelelerin onaylı projelerinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Yapı İşleri Müdürlüğünden celbinden sonra yerinde inceleme de yapılmak suretiyle değerlendirilmesinin uygun olacağı, hususlarında görüş bildirmişlerdir. İlk Derece Mahkemesince alınan 15/02/2019 havale tarihli ek raporda bilirkişiler; dava konusu iskele projelerinin kendisinin FSEK 2 anlamında ilim ve edebiyat eseri, gerekse projelerin uygulandığı iskele yapılarının FSEK 4 anlamında mimari eser olduğu, davacının FSEK m.11'deki karine çerçevesinde dava konusu projenin dava dışı ... ile birlikte eser sahibi olduğu ve işbu davayı açma ehliyetinin olduğu, davacının 783.376,00 TL'den 17.127,69 TL düşüldüğünde kalan 766.249,00 TL'nin kendi payına düşen yarı bedeli olan 383.125 TL'yi talep hakkının bulunduğu, davacının FSEK 15/2 çerçevesinde inşa edilen iskelelerin görünür yerlerine müvekkilinin ve diğer eser sahibinin ismini eser sahibi olarak işlenmesini talebinin mahkemenin takdirinde olmak kaydıyla yerinde olduğu, hususlarında görüş ve kanaat bildirmişlerdir. İlk Derece Mahkemesince alınan 06/12/2019 havale tarihli ikinci ek raporda bilirkişilerin, dava konusu iskele projelerinin kendisinin FSEK 2 anlamında ilim ve edebiyat eseri olduğu ancak, projelerin uygulandığı iskele yapılarının FSEK 4 anlamında mimari eser olmadığı, davacının FSEK m.11'deki karine çerçevesinde dava konusu projenin dava dışı ... ile birlikte eser sahibi olduğu ve işbu davayı açma ehliyetinin olduğu, davacının 783.376,00 TL'den 17.127,69 TL düşüldüğünde kalan 766.249,00 TL'den dışlanan proje bedelleri olan 15.393 TL ve 18.555 TL düşüldüğünde kalan bedel 732.301,00 TL'den kendi payına düşen yarı bedeli olan 366.151,00 TL'yi talep hakkının bulunduğu, davacının FSEK 15/2 çerçevesinde inşa edilen iskelelerin görünür yerlerine müvekkilinin ve diğer eser sahibinin ismini eser sahibi alarak işlenmesini talebinin mahkemeye ait olmak kaydıyla yerinde olduğu, hususlarında görüşlerini bildirdikleri anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta, dava konusu iskele projelerinin kendisinin FSEK 2 anlamında ilim ve edebiyat eseri konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, dava konusu projede davacının dava dışı ... ile birlikte eser sahibi olduğu, birden fazla kişinin aynı eserin sahibi olması halinde  5846 sayılı FSEK’in 10. maddesi “Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir. Birliğe adi şirket hakkındaki hükümler uygulanır. Eser sahiplerinden biri, birlikte yapılacak bir muameleye muhik bir sebep olmaksızın müsaade etmezse, bu müsaade mahkemece verilebilir. Eser sahiplerinden her biri, birlik menfaatlerine tecavüz edildiği takdirde tek başına hareket edebilir. Bir eserin vücuda getirilmesinde yapılan teknik hizmetler veya teferruata ait yardımlar, iştirake esas teşkil etmez. Birden fazla kimsenin iştiraki ile vücuda getirilen eser, ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa bir sözleşmede veya hizmet şartlarında veya eser meydana getirildiğinde yürürlükte olan herhangi bir yasada aksi öngörülmediği takdirde birlikte eser üzerindeki haklar eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılır. Sinema eseri ile ilgili haklar saklıdır.” hükmünü haiz olup, bu itibarla mahkemece, söz konusu eserlerin sahibinin kim olduğunun belirlenmesinin yapıldığı ve davacı ile birlikte dava dışı eser sahibinin birlikte eser sahipliğinin söz konusu olduğunun tespitinin de yapıldığı,   buna göre davacının tek başına esere vaki tecavüzün önlenmesi ve tespitini talep etme hakkı olmakla birlikte, tek başına tazminat talep etme hakkının bulunmadığı, bu hakkın ancak diğer eser sahipleri tarafından davacıya verilecek bir muvafakatname ile ya da eser sahipleri arasındaki adi ortaklık ilişkisini temsil etmek üzere bir temsilci atanması sağlanmak suretiyle, bu temsilci tarafından kullanılabileceği nazara alınarak davacı tarafa taraf teşkilinin sağlanması açısından dava dışı ...'in davaya muvafakatinin sağlanması, sağlanamaması halinde temsilci atanması için süre verilmesi, davalıların husumet itirazlarının davdaki her bir talep yönünden ayrı ayrı incelenerek ve bu hususun dava şartı olduğu gözetilerek bu konuda olumlu olumsuz bir karar verilmesi, sair istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin, ilk derece mahkemesince  esasa  münhasır  delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-4-6 maddesi gereğince davalılar ve davacının istinaf başvurusunun sair sebepler incelenmeksizin kabulüne karar verilmiştir.   29/02/2024
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2024/329  E: 2022/42Dijital oyun fikri, oyun senaryosu, karakterleri, çizimleri, tasarımları ve oyun kurgusuna ilişkin hazırlık çalışmalarının FSEK kapsamında eser niteliğinde olup olmadığıDavacı vekili, müvekkilinin dijital oyun yaratımı ve geliştirimi konusunda uğraş gösterdiğini, bir bilgisayar oyununun sadece kod yazılımından oluşmadığını, oyun, senaryo, karakter, ön çizim ve hazırlık aşamaları dahil birçok süreçten geçtiğini, müvekkilinin 2019 yılında bir dijital oyun fikri ortaya çıkardığını ve o yılın büyük bir diliminde bu dijital oyunun geliştirilmesi ve tasarısı ile uğraştığını, oyunun kaba çizimlerini, oyunun seviye atlamalarını, karakterlerini, hitap edeceği kitleyi ve bu kitlenin oyun içindeki görevlerini, görselleri, mekanları tamamladığını, geriye yalnızca yazılım ve kodlamanın kaldığını, müvekkilinin, bu fikrini davalı şirket bünyesinde çalışan ... ile paylaştığını, WhatsApp üzerinden görüştüğünü, müvekkilinin, oyunun hikayesini, senaryosunu, seviyelerini, çizimlerini, tasarımlarını ve bir oyunun geliştirme aşamasında gerekli olan yazılım ve kodlama haricindeki tüm bilgileri ...’na aktardığını, bu sürecin üzerine davalı şirket tarafından oyunun “...” ismi ile piyasaya çıkarıldığını, oyunun müvekkiline ait oyun fikri ile ayniyet derecesinde benzer olduğunu ileri sürerek davalı tarafından ... markete sürülen “...” adlı oyun üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmasının önlenmesine,  oyunun ve üzerindeki hakların muhafaza altına alınmasına ve üçüncü kişilere devrinin engellenmesine, oyun üzerinden şimdiye kadar elde edilen gelirlere el konulmasına ilişkin ivedilikle ve teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca, tecavüzün tespiti ve ref’i ile müvekkil davalı tarafla ile bir sözleşme yapmış olsaydı isteyebileceği bedelin veya iş bu haklarının  tespit edilecek rayiç bedelinin üç kat fazlasının müvekkile ödenmesine, söz konusu oyun kapsamında elde edilen ve elde edilmesi muhtemel kazancın müvekkilin payına düşen kısmının hesaplanarak ödenmesine karar verilmesini  talep ve dava etmiş, 17/03/2021 tarihli dilekçesinde, elde edilen kârın iadesi ve telif tazminatı istemlerini belirsiz alacak olarak talep ettiklerini, alacağın tam ve kesin tutarının mahkeme tarafından bilirkişi aracılığıyla tespit edildiğinde iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın arttırılmak üzere şimdilik 1.000,00 TL olarak bu alacakların talep edildiğini beyan etmiştir.Davalı vekili, davacının ticari davalarda zorunlu arabuluculuk dava şartını tamamlamadan eldeki davayı açtığını, “...” isimli oyunun fikrinin müvekkili şirket yetkilisi ...’e ait olduğunu ve onun emek ve çalışmaları sonucu meydana geldiğini, davaya konu oyunların birbirlerinden farklı olduğunu, davacının eser sahipliğini yaklaşık olarak dahi kanıtlayamadığını, davacının kendine ait olduğunu iddia ettiği oyun fikrinin eser olma şartlarını  taşımadığını, özgünlük ve yenilik unsurlarından yoksun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı ile 03/02/2021 ve 02/07/2021 havale tarihli bilirkişi raporları uyarınca, her ne kadar davacıya ait dokümanların ilim ve edebiyat eseri vasfı bulunsa da, davalıya ait "..." isimli oyunun hikâyesi, senaryosu, seviyeleri, çizimleri, tasarımları ve bir oyunun geliştirme aşamasında gerekli olan yazılım ve kodlama haricindeki tüm bilgilerin, davacıya ait ilim ve edebiyat eserinden alıntılanarak oluşturulduğunun söylenemeyeceği, başka bir deyişle, davacı eserinin, sahibinin hususiyetini yansıtan üslubunun, dava konusu oyunun hikâyesi, senaryosu, seviyeleri, çizimleri, tasarımları ve bir oyunun geliştirme aşamasında gerekli olan yazılım ve kodlama haricindeki tüm bilgileri içinde bulunmadığı, benzerlik arz eden hususların, hususiyet arz etmeyen, piyasada başka teşebbüslerce de kullanılagelen, mutad hale gelmiş görsel ve tasarımlar olduğu, davalıya ait "..." oyunun hikâyesi, senaryosu, seviyeleri, çizimleri, tasarımları ve bir oyunun geliştirme aşamasında gerekli olan yazılım ve kodlama haricindeki tüm bilgilerin, davacıya ait eser sahipliğinden kaynaklı mali/manevi hakları ihlal etmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin hazırlık aşamasında sadece, dijital oyun sektöründe faaliyet gösteren ve davalı  bünyesinde çalışan ... ile, kendi geliştirdiği oyun fikrini paylaştığını, davalı bünyesinde çalışan bir personel ile paylaşılan bilgilerin akabinde müvekkiline ait oyunun uygulamaya konulması karşısında oyun fikrinden faydalanılmadığının ileri sürülmesinin mantık kurallarına ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeterli ve elverişli bulunmadığını, dava konusu oyunun tema ve ürünlerinin, müvekkilinin çizimlerinden farklı olduğu iddialarının tamamen temelsiz olduğunu, benzerliklerin, inceleme ve değerlendirmeye alınmadığını, dava konusu oyunun, müvekkilinin fikrinden ve çizimlerinden doğduğunu, bilirkişi, raporunda teknik değerlendirmeler dışında hukuki değerlendirmelerde bulunulamayacağını, çelişkili bir rapor hazırlandığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.  Yapılan istinaf incelemsi sonucunda dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ile davalıya ait "..." isimli oyunun hikâyesi, senaryosu, seviyeleri, çizimleri, tasarımları ve bir oyunun geliştirme aşamasında gerekli olan yazılım ve kodlama haricindeki tüm bilgilerin, davacıya ait ilim ve edebiyat eserinden alıntılanarak oluşturulduğunun söylenemeyeceğinin, zira benzerlik arz eden hususların, hususiyet arz etmeyen, piyasada başka teşebbüslerce de kullanılagelen, mutad hale gelmiş görsel ve tasarımlar olduğunun belirlendiği, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya ve izlemeye elverişli olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.     23/02/2024 
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2024/296  E:2023/1276Mimari projenin ugulanması suretiyle çoğaltma hakkının ihlali iddiasıDavacı tarafça, eser sahibi olduğu mimari projenin, izinsiz olarak ve bedeli ödenmeksizin davalı tarafından ... ... kampüsünde inşa edilen camide uygulandığı ve bu suretle eser sahipliğinden kaynaklanan mali ve manevi hakların ihlal edildiği ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince de ... ...’te inşa edilen caminin mimari projesinin, 5846 sayılı FSEK’in 2/3. maddesi bağlamında ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bulunduğu, eser sahibinin davacı ... olduğu, eserin mali hakları kullanma yetkisinin dava dışı ...’na ait bulunduğu, incelemeye konu camilerin tıpatıp benzemediği ancak genel dış görünüş olarak ve özellikle pencerelerden kaynaklı görsel bir benzerlik bulunduğu, davaya konu ... ... ...’nin tüm proje olmasa dahi dış görsel olarak davacının eser sahibi olduğu projenin caminin dış görünümüne ilişkin çizimleri ile benzerlik taşıdığı, davacının mali hakların ihlaline yönelik olarak kendi adına tazminat talep edemeyeceği, davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, davaya konu projenin belirli bir bedel karşılığında dava dışı ... adına hazırlanması karşısında mali hakları kullanma yetkisinin anılan vakfa ait olduğu, mali hakların ihlali sebebiyle tazminatı da bu vakfın talep edebileceği, ... ... ... projesinde davacıya proje müellifi ve/veya başkaca bir biçimde herhangi bir atıfta bulunulmadığı, proje ile ilgili olarak herhangi bir izin alınmadığı, bu sebeple yapılan eylemin, eser sahibi davacının umuma arz salahiyeti ve adın belirtilmesi salahiyetinin ihlali anlamına geldiği gerekçesiyle, yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. ... ...'te inşa edilen caminin mimari projesinin davacı tarafından hazırlandığı dosya kapsamı ile sabit olduğu gibi bu husus ilk derece mahkemesinin de kabulündedir. Ancak mahkemece, davaya konu projenin belirli bir bedel karşılığında dava dışı ... adına hazırlanması karşısında mali hakları kullanma yetkisinin anılan vakfa ait olduğu kabul edilerek, maddi tazminat talebi aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle reddedilmiştir.  Somut olayda da, davacı tarafından hazırlanan mimari projenin ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bulunduğu, buna karşılık projenin uygulanması ile ortaya çıkan yapının ise güzel sanat eseri niteliğinde olmadığı ilk derece mahkemesince tespit edilmiş olup, mahkemenin bu tespitlerinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Buna göre, davacıya ait mimari projenin uygulanması suretiyle ortaya çıkan yapı, güzel sanat eseri niteliğinde bulunmadığından, davacının bu yapı üzerinde FSEK'ten kaynaklanan bir hakkı yoktur. O halde, somut uyuşmazlıkta FSEK anlamında bir ihlalden söz edebilmek için, davacının eser sahibi olduğu mimari projenin, izinsiz olarak uygulandığı ya da bu projeden faydalanılarak yeni bir proje hazırlandığının ispat edilmesi gerekmektedir.İlk derece mahkemesince, incelemeye konu camilerin tıpatıp benzemediği ancak genel dış görünüş olarak ve özellikle pencerelerden kaynaklı görsel bir benzerlik bulunduğu, dünya genelinde ... projelerinin tamamının tıpatıp aynı olmadığı, temelde ortak özellikler barındırsa da birbirinden farklı projelerin de bulunduğu, davaya konu ... ... ...’nin tüm proje olmasa dahi dış görsel olarak davacının eser sahibi olduğu projenin caminin dış görünümüne ilişkin çizimleri ile benzerlik taşıdığı kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de bu değerlendirme yukarıda açıklanan ilkeler ile uyuşmadığından, Dairemizce yerinde görülmemiştir. Çünkü, belirtildiği üzere davacının eser sahipliği mimari proje üzerinde doğmuş olup, güzel sanat eseri vasfı olmayan yapı üzerinde davacının bir hakkı bulunmamaktadır. Buna rağmen mahkemece, mimari projelerin uygulanması suretiyle ortaya çıkan binaların görünümünden hareketle değerlendirme yapılmıştır. Bu itibarla, davacının eser sahibi olduğu mimari proje üzerindeki haklarının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için Dairemizce HMK'nın 356. Maddesi uyarınca duruşma açılmış, davacının üzerinde hak sahibi olduğunu iddia ettiği ... ... mimari projesi ile ... ... camiinin mimari projesi arasındaki benzerliklerin ve farklılıkların neler olduğu, dava konusu ... projesinin, davacının hak sahibi olduğunu iddia ettiği mimari projeden alıntı suretiyle oluşturulup oluşturulmadığı, davacının eser sahipliğinden kaynaklanan mali ve manevi haklarının ihlal edilip edilmediği hususlarında bilirkişi raporu aldırılmıştır. 27.12.2023 tarihli bilirkişi heyeti raporunda, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 22.12.2021 tarihli bilirkişi raporunda, incelemeye konu camilerin tıpa tıp benzemediğinin ancak görsellere göre genel dış görünüş olarak ve özellikle pencerelerden kaynaklı görsel bir benzerlik bulunduğunun bildirildiği, bilirkişi heyetinin davaya konu edilen projeler yerine ortada var olan ... kütlelerinin görsellerine bakarak bir değerlendirme yaptıkları, projeler üzerinde yorum ve değerlendirme yapmadıkları, dosyaya kazandırılan mimari projeler karşılaştırıldığında, projelerin cizim tekniği-yazı biçimi şeklinde birbirine benzemediği, birisinin 1/200 ölçekli ... proje, diğerinin 1/100 ölçekli uygulama projesi olduğu, ... projede her an için caminin yapılacağı alandaki olumlu değişikler üzerine değişik tasarımların projelendirilebileceği (örnek davacı yanın sunduğu 2 ayrı ...  vaziyet planında daha sonradan süs havuzunun tasarlanmış olması gibi), bu projelerin vaziyet planı ve  kat planı bazında kesit bazında  birbirine benzemediği, ancak cephe görüntüsü- cephe tasarımı  bakımından  kubbe altı ışıklık ve silikon cephe giydirme bazında birbirine benzediği, bununda özel bir tecrübeye dayalı olmadığı, her yerde karşılaşılan bir uygulama olduğu, bu bağlamda bir değerlendirme yapıldığında, her iki projenin birbirinin kopyası olduğundan  ya da ... ... ... camisinden/ bu camiye ait ... projeden  esinlenilmiş olduğundan bahsedilemeyeceği, davaya konu edilen her iki ... projesinde sadece kubbe altı ışıklandırma pencerelerinde bir benzerlik olduğu,  bunun da özel bir tecrübe gerektirmediği, her yerde karşılaşılabilecek  ... içini ışıklandırma amaçlı bir  tasarım olduğu, iki katlı Üniversite camisinde alt katta bay-bayan  lavabo ve tuvalet tasarlandığı, yüksek avlu  ve ... içinde  engelli asansörü planlandığı, ... camisinin tek katlı olduğu, lavabo ve tuvalet düşünülmediği, caminin doğu-batı kesimlerinde  caminin görsel al benisi için revak ve yeşil alan düşünüldüğü, daha sonra ikinci vaziyet planına göre bunlara ek olarak süs havuzu tasarlandığı, bu farklıklara istinaden Üniversite kampüsündeki ... projesinin ...-... ... ... ... ... projesinin kopyası olduğu, bu ... projesinden alıntı yapıldığı şeklinde bir kanaate varılamayacağı, diğer bir deyişle davacının hak sahibi olduğunu iddia ettiği mimari projeden alıntı sureti ile Üniversite kampüs ... projesinin  oluşturulmadığı, davacı yanın eser sahipliğinden kaynaklanan haklarının ihlal edilmediği açıklanmıştır. 19.04.2021 tarihli rapordaki "Teknik inceleme başlıklı bölümde heyetimizin mimar üyesi tarafından yapılan değerlendirmeler uyarınca; ... ... ... projesi ile davacıya ait ... ... projesi arasında kısmi benzerlikler olsa da; bu benzerliklerin davacıya ait mimari projenin izinsiz kopyalandığı ya da çoğaltıldığını ortaya koymak için yeterli olmadığı, ... projelerinin ülkemizde genel olarak aynı olduğu, projelerin fonksiyon ve eklenti detaylarının birbirinden tamamen farklı olduğu", 13.12.2021 tarihli rapordaki "Sonuç olarak incelemeye konu camilerin tıpatıp benzemediği ancak aşağıda görselleri sunulduğu üzere genel dış görünüş olarak ve özellikle pencerelerden kaynaklı görsel bir benzerlik bulunduğu kanaatine varılmıştır.", 15.03.2022 tarihli ek rapordaki "Sonuç olarak, ... ... ile ... projeler arasında önemli benzerlikler olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra söz konusu bu projelerin ... ... ... ile de kısmi benzerliklerinin olduğu ama bu benzerliklerin projenin tamamen kopyalandığı ya da çoğaltıldığının tespiti için yeterli düzeyde olmadığı, kök raporumuzda görselleri sunulduğu üzere genel dış görünüş olarak ve özellikle pencere dizaynlarından kaynaklı görsel bir benzerlik bulunduğu kanaatine varıldığı ifade edilmiştir.  Bu halde  davacının ... ...'te inşa edilen ... projesinin sahibi olduğu, bu eserle ilgili mali hakları kullanma yetkisinin de kendisine ait bulunduğu, zira bu hakların FSEK'in 52. Maddesine uygun şekilde bir devri olmadığı gibi FSEK'in 10/4 ve 18/2 maddeleri şartlarının da somut olayda gerçekleşmediği, davacıya ait mimari projenin uygulanması suretiyle ... ...'te yapılan yapının güzel sanat eseri niteliğinde bulunmadığı, dolayısıyla yapı üzerinde davacının FSEK'ten kaynaklanan bir hakkının olmadığı, davacının eser sahipliğinin, yalnızca hazırladığı mimari proje üzerinde bulunduğu, bu projenin uygulandığının ya da bu projeden faydalanılarak yeni bir proje hazırlandığının da dosya kapsamında ispat edilemediği, mimari projelerin uygulanması suretiyle ortaya çıkan yapılar arasında genel dış görünüş ve özellikle pencerelerden kaynaklı görsel bir benzerlik bulunmasının, davacının mimari proje üzerinde sahip olduğu hakların ihlali anlamına gelmeyeceği anlaşıldığından, davanın reddine karar verilmiştir.   21/02/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/276  E: 2020/2478Belgesel filmden alınan bazı görüntülerin, YouTube ve sosyal medya ortamında izinsiz olarak kullanıldığı iddiasıyla, 5846 sayılı FSEK uyarınca tecavüzün tespiti ile 3 kat telif tazminatı ve manevi tazminat talebiDava, eser sahipliğinden kaynaklan hakların ihlal edildiğinin tespiti, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.13.11.2017 tarihli bilirkişi raporunda özetle;"...Yapılan incelemelerde davacı ... tarafından üretilen "Şehr-İstanbul-Renklerin Diyarı" isimli belgeselin özgün eser sayılacağı ve 5846 sayılı FSEK’in koruması altında olduğunu, Söz konusu davacıya ait olup 5846 sayılı FSEK’e göre eser sayılan "..." isimli belgeselden kullanıldığı iddia edilen, Boğaz ve Boğaziçi, İş Kuleleri ve Sabancı Holding, Çamlıca tepesinden genel İstanbul, Ayasofya ve sarı laleler,  Ortaköy Camii,  Boğaziçi Köprüsü ve gün doğumu,  Kızkulesi ve martılar, Rumeli Hisan ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Zorlu Center gece inşaat görüntüsünün bulunduğu görsel malzemelerin davalıya ait ‘’https://www.....com/...”isimli linkte kullanılıp kullanılmadığının tespitinin tam olarak yapılamadığı, işbu linkte kullanılan videoların kesin olarak davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği, esasen dava dosyasında böyle bir delilinde yer almadığı, dava konusu edilen "https://www.....com/...." isimli linkin, youtube üzerinde açılan "https://web.archive.org/web/20141102022443/http://www.youtube.com/user/...am" web sitesinde mevcut olduğu, geçmiş dönemlerde kullanıldığı ancak daha sonra gerek web sitesinden gerekse youtube üzerinden silindiği, ancak silinen videolara ait bilgilerin youtube'dan normal yollardan temin edilemeyeceği, hukuki yollar kullanılarak merkezi ABD'de olan youtube firmasından temin edilebileceği, bu konuda müzekkere yazılarak sorulması takdirinin Mahkeme’ye ait olduğu, davacının iddiasının  Mahkeme’nin kabulü halinde;"Şehr-i İstanbul-Renklerin Diyarı” isimli belgeselden kullanıldığı iddia edilen, Boğaz ve Boğaziçi, İş Kuleleri ve Sabancı Holding, Çamlıca tepesinden genel İstanbul, Avasofya ve sarı laleler,  Ortaköy Camii,  Boğaziçi Köprüsü ve gün doğumu,  Kızkulesi ve martılar, Rumeli Hisan ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve ... gece inşaat görüntülü görsel malzemelerin davalıya ait https://...com/... isimli linkte kullanıldığı mali yönden yapılan değerlendirme sonucunda ise; davacının davalıdan izinsiz kullanılan 8 adet görsele dair rayiç bedel üzerinden hesaplanan 60.460,80-TL telif ücretinin FSEK’in 68. Md.si uyarınca talep edebileceği 3 katı olan 181.382,40-TL tutarında maddi tazminat talebinde bulunabileceği, davacı tarafın 50.000,00.-TL manevi tazminat talebinin takdirinin mahkemeye ait olduğu..." sonuç ve kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır. Mahkemece ...(... INC)'e müzekkere yazılarak  "...-2013 TGSD Tanıtım 2" isimli videonun "https://www.....com/..." linki ve dava dilekçesi ile birlikte sunulan ekran görüntüsü de dikkate alınarak, Youtube hesabını oluşturan bilgisayarın IP numarası, dava konusu Youtube videosunun yüklendiği bilgisayarın IP numarası, dava konusu ... videosunu silen bilgisayarın IP numurası, dava konusu silinen ....videosunun orijinalinin temini ile bu videonun yüklenme ve silinme tarihlerinin tespit edilmesi istenilmiş olup; Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı Hukuk Departmanı Uluslararası Adli Yardım Bürosunca gönderilen cevabi yazıda ... Şirketi'nin bahsi geçen talepte yer alan bilgilerle alakalı herhangi bir cevabi bilgi ve kayda ulaşmadığının bildirildiği görülmüştür. Dosya kapsamında yapılan incelemede davacı taraf, üzerinde hak sahibi olduğu "...” isimli belgeselden belli kesitlerin, davalı tarafça sosyal medyada kullanıldığı iddiası ile davayı açmış olup,  geçmiş dönemlerde kullanıldığının ve silindiğinin tespitinin yapılması için dosya bilirkişiye tevdi edilmiş ancak bilirkişiler tarafından hazırlanan raporda görsel malzemelerin davalıya ait ‘’https://www.....com/...”isimli linkte kullanılıp kullanılmadığının tespitinin tam olarak yapılamadığı, işbu linkte kullanılan videoların kesin olarak davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediğinin beyan edildiği beyan edilmiş ise de, raporda davacı tarafça sunulan kayıtların da incelenmediği, davacı vekilinin sunduğu noter e-tespit tutanakları karar tarihinden sonra olup dikkate alınamayacağı anlaşılıyorsa da, davacı tarafça sunulan CD ve flash bellek kayıtlarının incelenmesi gerektiği, varsa videoların yüklenme tarihi, tarih bilgisinin güvenilir olup olmadığı, değiştirilip değiştirilemeyeceği de değerlendirilerek, ilgili videoların yayınlandığı kanalın davalı tarafa ait olup olmadığının da tespitinin yapılması gerekmekte olup, açıklanan nedenlerle, somut uyuşmazlığın çözümünde esasa etkili olan yukarıdaki hususların değerlendirilmediği anlaşıldığından, Dairemizce davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.     15/02/2024  
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/306  E: 2021/139Çeviri eser üzerindeki mali hakların çevirmende mi yoksa sözleşme gereği dava dışı yayınevinde mi bulunduğu ve buna bağlı olarak çevirmenin aktif dava ehliyetinin olup olmadığıDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; Merhum Prof.Dr. ...'in "..." adlı Almanca orijinal eserin Türkçeye çevirisinin müvekkili tarafından ... (...) ile yapılan sözleşme kapsamında yapıldığını, bu sözleşme ile ...'nın yalnız kendisinin basım, çoğaltım, yayım ve dağıtımı hususunda müvekkilinin muvafakatinin gerektiğini, müvekkilinin "çeviri eser sahibi" olarak sahip olduğu mali hakların mutlak haklar nev'inde olduğunu, kanunda muhteviyatı açıkça belirtilen bir devir sözleşmesine sahip olmayan hiç kimsenin "çeviri telifin mali haklarını" bir başkasına devredemeyeceğini, ...'nın da bu hakları devredemeyeceğini, davalı şirketin çeviri eser sahibinin müvekkili olduğunu bilmesine rağmen müvekkili ile telif konusunu görüşmediğini ve eserin ismini orijinalinden farklı olarak "..." olarak belirlediğini, müvekkili ile hiçbir sözleşme yapmadığını ve telif bedeli ödemediğini müvekkilinin mali haklarına haksız tecavüzde bulunduğunu iddia ederek davalının müvekkilinin Almanca orijinalinden Türkçe'ye yaptığı çeviri eserden izinsiz derleyerek ve eserin ismini değiştirerek toplamda 3.500 adet baskı yapması nedeniyle müvekkilinin çevirmen sıfatıyla teliften doğan mali haklarına tecavüzünden dolayı; 5846 sayılı yasanın 68.maddesi hükümlerine göre müvekkili için sözleşme yapılsaydı hak edeceği telif bedelinin üç kat fazlası olan 966.000,00 TL'nin arabuluculuk  tutanağının tarihi olan 23/01/2019 tarihinden itibaren bu durum kabul görmez ise dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline talep ve dava etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davacının dava açma hakkının olmadığını, ... ile davacının yaptığı sözleşmede tercümeye ilişkin hakların ...’ya ait olduğunu, dava konusu kitabın 16/10/2009 tarihinde basıldığını, kitap yayınlandığında kitabın yazarının bizzat katılımı ile Topkapı Sarayı bahçesinde basın toplantısı düzenlendiğini, davacının haksız fiil iddiasına dayalı kitabın yayınlandığını, yeni öğrendiği iddiasının yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  İlk Derece Mahkemesince; " Somut olayda ... ile davacı  arasında yapılan 25.11.2005 tarihli ÇEVİRMENLİK sözleşmesinin hukuki nitelemesi  içerik olarak incelendiğinde Mali Hakların tam ruhsat şeklinde Devri sözleşmesi niteliğindedir. Sözleşme hükümlerin yorumunda taraflar arasındaki güven teorisi ön planda tutulmalı, prokol hükümleri bir bütün olarak ele alınmalı,sonuçları da hem içerik hem muhteva itibarıyla incelenmeli, sözleşme yorumu yapılırken irade beyanları arkasında saklanabilen iç iradenin yorumundan sakınılmalı, hükümler dürüstlük kuralı ilkesi de gözetilerek bir bütün halinde yorumlanmalıdır. Somut olayda da davacı bir haktan vazgeçmeyi gerektiren beyanları okumuş  olup, sözleşme hükümleri sarih olarak düzenlendiğinden mahkememizce sözleşmeyi batıl kılacak bir hüküm bulunmadığı gözetilmiş,  sözleşmenin kurulduğu aşamada ortaya konulan güven teorisine dayanan iradeler ön planda tutulduğunda; dosyadaki deliller ile uyumlu, sözleşme hükümlerinin denetime uygun olarak yorumlandığı hükme dayanak alınan rapor ile davacı ile ... (...) arasında imzalanmış 27.11.2005 tarihli sözleşme hükümleri bir arada incelendiğinde: sözleşmenin 6.maddesi gereğince davacının davaya konu orijinal eseri sipariş sözleşmesi başka bir deyişle istisna akdi ile Türkçe’ye çevirttiği ve tercümesi üzerindeki tüm mali hakları da ...’ya devrettiği,  dolayısıyla  tercümeye ilişkin mali hakların ihlali sebebiyle talepte bulunma hakkının davacıya değil sözleşmenin tarafı olan ve mali hakları devr alan ...ne ait olacağı," gerekçesiyle  davanın reddine," karar verilmiştir. İSTİNAF: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... ile 2005 yılında bir sözleşme çerçevesinde; Çevirmen olarak “...” adlı Prof. Dr. ...’in bilimsel ve tarihi eserinin Almanca Orijinal dilinden Türkçe’ye çevirisini bedeli mukabili yapmak üzere sözleşme çerçevesinde, işini yapıp teslim ettiğini, davalı müvekkilinin bu tercüme ettiği eseri isim değişikliği de yaparak kendisinden izinsiz basımını yaparak satışından haksız olarak gelir elde ettiğini, bunun için dava açtıklarını, mahkeme haksız ve habersiz korsan basımlara, yayımlara, korsanlara  hukuki koruma olacak nitelikte bir karar verdiğini, Dosyada bulunan sözleşmede müvekkilinin çeviriye ilişkin mali haklarını ...‘ya basit ruhsat ile devrettiğini, ... kendisinin her şekilde çoğaltabileceğini, yayabileceğini fakat 3.kişilere bu sözleşmeye dayalı basım yayım hakkını devredemeyeceğini,  mahkemenin ruhsatı tam ruhsat olarak yorumladığını, sözleşmenin mali hakları devreder nitelikte olduğunu kabul ettiğini, dosyada alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, eksik inceleme ile karar verildiğini,  verilen kararının kaldırılmasını davasının kabulünü talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava konusu; "..." adlı Almanca orijinal eserin Türkçeye çevirisinin davacı tarafından yapılmasına ve davalının çeviri eser sahibinin davacı olduğunu bilmesine rağmen eserin ismini orijinalinden farklı olarak "..." olarak belirlendiğini, davacıya telif bedeli ödenmediği, davacının mali haklarına haksız tecavüzde bulunduğu iddiasıyla davalının, davacının Almanca orijinalinden Türkçe'ye yaptığı çeviri eserden izinsiz derleyerek ve eserin ismini değiştirerek toplamda 3.500 adet baskı yapması nedeniyle davacının çevirmen sıfatıyla teliften doğan mali haklarına tecavüzünden dolayı; 5846 sayılı yasanın 68.maddesi hükümlerine göre davacı için sözleşme yapılsaydı hak edeceği telif bedelinin üç kat fazlası olan 966.000,00 TL'nin arabuluculuk anlaşma tutanağının tarihi olan 23/01/2019 tarihinden itibaren bu durum kabul görmez ise dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 05/05/2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; Davaya konu ... isimli eserin Almanca’dan Türkçeye orijinal dilin cümle yapısına uygun olarak naklini içeren, aynı ahenk, aynı üslup ile Türkçeye aktaran bu nitelikleri gereği hususiyet taşıyan FSEK 6/1 anlamında işlenme eser olduğu ve FSEK korumasına mazhar olacağını, dosyada mübrez dava konusu kitabın üzerinde davacının çevirmen olarak yer aldığı, yine davacı ile ... arasında yapılan çeviri sözleşmesinde de davacının davaya konu kitabın çevirmeni olarak belirtilmesi nedeniyle davacının davaya konu kitabın FSEK 11 ’deki karine çerçevesinde tercüme eden sıfatıyla işleme eser sahibi olduğunu, bununla birlikte davacı ile ... (...) arasında imzalanmış 27.11.2005 tarihli sözleşmenin 6.maddesi gereğince davacının davaya konu orijinal eseri sipariş sözleşmesi başka bir deyişle istisna akdi ile Türkçe’ye çevirttiği ve tercümesi üzerindeki tüm mali hakları da ...’ya devrettiği görülmekte olduğundan takdiri Mahkemeye ait olmak kaydıyla tercümeye ilişkin mali hakların ihlali sebebiyle talepte bulunma hakkının davacıya değil ...ne ait olacağını, davacının davayı açma hakkının olmadığı kanaatine varılmış ise de Mahkemece aksi kanaatte olunması halinde; davalı tarafından basılan kitabın davacının tercümesinin aynısı olduğu davalının, davacının tercümesini birebir kullanmasının mali hak sahibi dava dışı ...nin mali haklarının ihlali sayılabileceğini, davalının bastığı kitap adedi(3500) x kitabın satış fiyatı(1150 TL) X telif yüzdesi (% 5)= 201.250 TL olacağı, FSEK 68 çerçevesinde 3 katına hükmedilip hükmedilmeyeceği hususunda takdirin Mahkemeye ait olacağını belirtmişlerdir. Davacı vekili dava dilekçesinde; Prof. Dr. ...'in "...” adlı Almanca orijinal eserin Türkçeye çevirisinin müvekkili tarafından yapılarak, çeviri eser üzerinde eser sahibi olduğu ve müvekkilinden izin alınmadan davalı tarafça çoğaltılarak, satış ve dağıtımının yapıldığı, eserin isminin değiştirildiği, telif haklarının ihlal edildiğinden bahisle, 5846 Sayılı Yasa 68. maddesi kapsamında 3 kat tazminat talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesince, davacının sözleşme ile işleme eserden kaynaklanan mali haklarını, ...'ya devrettiğinden, bu davayı açamayacağı, aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 5846 sayılı FSEK 68. maddesine dayalı dava açma hakkı, ancak dava tarihinde eser üzerinde geçerli hak sahibi olan gerçek ve tüzel kişilere tanınmıştır. FSEK’nun 48.maddesi uyarınca eser sahibinin kendisine tanınan mali hakları süre,yer ve muhteva itibarıyla sınırlı veya sınırsız, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredebileceği öngörülmüştür. Dosya kapsamında bulunan ve davacı ile dava dışı ... (...) arasında yapılan 25/11/2005 tarihli sözleşme 6. Maddesinde; "Çevirmenin, metin ve çeviri üzerinde herhangi bir yasal hakkı yoktur. Özgün eser sahibinden eserin Türkçe'ye çeviri yapılması konusunda işlenme hakkı ... tarafından devir alınmış olup; işbu sözleşme bu hakkın çevirmene devrini içermez. Eserin işlenme hakkı, ...'ya aittir. Sözleşmenin 2. Maddede künyesi verilen eserin çevirmen tarafından yapılacak Türkçe çevirisi üzerindeki işlenme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı ile işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı olmak üzere tüm mali hakları süresiz olarak ...'ya aittir. Çevirmen yaptığı çeviriyi hiçbir şekilde kısmen veya tamamen çoğaltamaz, yayınlayamaz ve umuma arz edemez." hükmü düzenlenmiştir. "..." başlıklı, 5846 Sayılı FSEK 49. Madde de; "Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak bunların yazılı muvafakatiyle bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine devredebilir. İşleme hakkının devrinde, devren iktisap eden kimse hakkında da eser sahibi veya mirasçılarının aynı suretle muvafakatı şarttır." hükmü düzenlenmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde ve istinaf dilekçesinde, dava dışı ... ile müvekkili arasında yapılan sözleşmenin "basit ruhsat" verilmesine ilişkin olduğunu ve basit ruhsatın üçüncü kişilere devir yetkisi vermediğini, sadece ...'ya süresiz olarak basıp, çoğaltma ve yayma hakkı verildiğini ileri sürmüştür. 5846 Sayılı FSEK 56. Madde de; "Ruhsat; mali hak sahibinin başkalarına da aynı ruhsatı vermesine mani değilse (basit ruhsat), yalnız bir kimseye ait olduğu taktirde (tam ruhsattır)" hükmü düzenlenmiştir. Davacı ile dava dışı ... arasındaki sözleşme ile mali hakların mı devredildiği (FSEK 48/1), yoksa ruhsat devri mi yapıldığı (FSEK 48/2), davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespitinde önem arz etmektedir. Davacının çevirmen sıfatıyla, işleme eser sahibi olduğu konusunda ihtilaf bulunmamaktadır, ancak yukarıda alıntı yapılan  sözleşme 6. Maddesi kapsamından, davacı tarafça  çeviri eser üzerindeki mali hakları süresiz olarak dava dışı ...'ya devredildiği, ...'nın eser üzerindeki mali hakları FSEK 48/1. Madde kapsamında aslen iktisap ettiği, mali hakların halen ...'ya ait bulunduğu anlaşılmıştır.  Davacı bu durumda işleme eser üzerindeki mali haklara dayanarak dava açamayacağından,  ancak somut olayda  davacının  davasını mali haklara dayalı olarak FSEK 68/1 maddesine dayanarak açtığı ve mali hak sahibi bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemenin davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddi kararı yerinde olmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. (Davacı tarafın aynı işleme eser üzerindeki mali haklara dayalı olarak başka bir davalı aleyhine açtığı emsal nitelikte davada verilen aktif husumet yokluğundan red kararının istinaf başvurusu İstanbul 16. Hukuk Dairesi'nin 24/09/2021 tarihli 2021/1516 Esas-2021/1613 Karar sayılı kararıyla reddedilmiş, karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 03/05/2023 tarihli 2021/8321 Esas-2023/2641 Karar sayılı kararı ile kararın vekalet ücretine ilişkin kısmının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.     15/02/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK: 2024/255 E: 2023/1496İki müzik eseri arasında bestesel ayniyet/kuvvetli benzerlik bulunup bulunmadığı, bu benzerliğin iktibas serbestisi kapsamında olup olmadığıDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; 18 Kasım 1987 yılında Adana ... Noterliğinde Onaylattığı " ..."  adlı bestesinin davalı ...'in  okumuş olduğu "..." adlı şarkısının aranağmesi ve meyan kısmı ile aynı notaları çağrıştırdığını,  haksız yere duygularına sahiplenildiğini, bu şarkıdan maddi manevi rant sağlayan MESAM üyesi, "..." şarkısında besteci olarak görünen ... haksız yere duygularını sahiplenerek bu olaydan maddi ve manevi rant sağladığını, "..." şarkısının kendi eseriyle %80 oranında yakın derecede paralellik gösterdiğini ve bu durumun maddi-manevi haklarını zedelediğini, ayrıca eserinin izni olmadan işlenmiş, çoğaltılmış ve umuma iletilmiş olmasından kaynaklı olarak ta haklarının zayi olduğunu, bu nedenle FSEK hükümleri uyarınca üç katı tazminat talebine karşılık  şimdilik 50.000,00 TL'nin olay tarihlerinden  itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tazminine, FSEK md. 70/1 uyarınca ihlal edilen maddi manevi haklarına karşılık her maddi paranın olay tarihlerinden itibaren işleyecek reskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle;   dava dilekçesinde davacının TC kimlik numarasının yer almadığını, davalıların açık adreslerinin bulunmadığını , açık bir şekilde talep sonucunun   bulunmadığını, delil olarak belirtilen hususların açık olmadığını, bu nedenlerledava dilekçesinnde HMK 119. Maddede belirtilen zorunlu unsurların tamamlanması için davacı tarafa 7 günlük kesin süre verilmesi, bu süre içerisinde eksik hususlar tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, Kültür Bakanlığı tarafından onaylanarak kayıt ve tescili yapılan ve 21.12.1999 tarihinde Eser İşletme Belgesi çıkartılan eser için, davacının zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu nedenle zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davanın bu yönü ile usulden reddinin gerektiğini, dava konusu eserin yapımının müvekkili şirkete  ait olmadığını,  işbu eseri barındıran albümler, albümlerin yapımcısı olan "... Tic. A.Ş." nin iflası sonucu Beyoğlu İflas Müdürlüğünün 16.12.2009 tarih ... sayılı yazısına istinaden 01.12.2009 tarihinde yapılan ihale sonucunda "TÜM TAKYİDATLARINDAN ARİ OLARAK" ihale edildiğini ve ihalenin kesinleşerek ...Tic. Ltd. Şti. Adına tescil edildiğini,  10.02.2010  tarihinden itibaren ise eserin kullanım hakkının Noter Satış Sözleşmesi ile müvekkili şirkete devredildiğini, müvekkili şirketin dava konusu eseri, Eser İşletme Belgesinde de açıkça görüldüğü üzere,   tüm takyidatlarından ari olarak icra satışı yoluyla devir alan ... Müzik'ten devraldığını, eserin yapımına ilişkin  herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, bu nedenle davanın müvekkili şirket yönünden husumet nedeni ile reddinin gerektiğini, huzurdaki davaya konu eserin umuma arzının 1999 yılında gerçekleştiğini, davacının yaklaşık 20 yıl boyunca dava konusu esere ilişkin herhangi bir talepte bulundığını, iktibas iddiasında bulunmadığını, sessiz kaldığını ve 20 yıl sonra huzurdaki davayı açtığını, davaya konu eserin davacının iddia ettiği gibi kendi eseri ile aynı notaları çağırıştırıyor idiyse, yaklaşık yirmi yıl boyunca bu hususta herhangi bir talebinin, itirazının bulunmaması ve yirmi yıl sonra huzurdaki davayı açmış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı tarafın tamamen kötü niyetli bir şekilde zamanaşımı süresinin dahi dolmasından uzun yıllar sonra dava açtığını, ayrıca kabul anlamına gelmemekle birlikte talep edilen tazminat miktarının da fahiş olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu beyanla öncelikle dava dilekçesinin HMK 119 da düzenlenen unsurları taşımaması nedeniyle, davacı tarafa eksik hususların tamamlanması için 7 günlük kesin süre verilmesine, bu süre içinde eksik unsurlar tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, davada zamanaşımı süresinin dolmuş olmasından ötürü haksız ve mesnetsiz davanın reddine, davanın müvekkili şirket açısından husumet yönünden reddine, davanın esasına girilmesi halinde, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin  ihtilafa konu şarkıyı sadece seslendirdiğini,  “...” isimli şarkının ve şarkının yer aldığı albümün yani ilgili eserlerin sahibinin davalılardan .... Tic. LTD. ŞTİ.’nin de cevap dilekçesinde Mahkemeye sunduğu  21.12.1999 tarihli Müzik Eseri İşletme Belgesinde de yer aldığı üzere ... Tic. A.Ş.  Olduğunu,  eserlerin kullanım hakkının 10.02.2010 tarihinde .... Tic. LTD. ŞTİ.’ye devredildiğini, hal böyleyken müvekkilinin sadece FSEK kapsamında icracı sanatçı olduğunu ve eser üzerinde herhangi bir hak sahipliğinin bulunmadığı dikkate alındığında müvekkilin davada taraf olma sıfatının bulunmadığını, bu nedenle  davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddinin gerektiğini, dava konusu “...” şarkısınin müvekkili tarafından “...” isimli albümde 1999 yılında seslendirildiğini,  davacı tarafından da 1999 yılında “...” şarkısının duyulduğu ve bilindiği dikkate alındığında davacının iddia etmiş olduğu bahse konu şarkının bestesinin kendi eseriyle benzerliğini de 1999 yılında fark etmiş olacağı gerçeği karşısında dava açma süresinin de 1999 yılında işlemeye başladığını, hal böyleyken  davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin ayrıca davacının tazminat talebinde bulunma hakkının da  zamanaşımına uğraması nedeni ile  davanın reddinin gerektiğini, “...” isimli şarkının ve şarkının yer aldığı albümün yani ilgili eserlerin sahibinin 21.12.1999 tarihli Müzik Eseri İşletme Belgesinde de yer aldığı üzere ... Tic. A.Ş. olduğunu,  müvekkili ile ... Tic. A.Ş. arasında 1998 tarihinde imzalanan sözleşmenin 4.3.maddesi;“Sanatçının ... Müzik nam ve hesabına banda okuduğu eserlerin tüm dünya üzerinde her türlü çoğaltma, yayma, dağıtım ve yayın hakları 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3527 Sayılı Sinema Video ve Müzik Eserleri Yasası, 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Yasa ve konu ile ilgili diğer yasal düzenlemeler muvacehesinde süre, yer ve sayı bakımından sınırlandırılmamış olarak marş müziğe aittir.”  şeklinde düzenlendiğini, müvekkilinin eser üzerinde herhangi bir hak sahipliği bulunmadığının açık olduğunu, müvekkilinin  eser açısından eseri icra eden iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu,  bu nedenle davacının müvekkilinden herhangi bir hak talep etmesinin dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil ettiğini, hakkın kötüye kullanılması soncunu doğurduğunu beyanla  haksız davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine, Mahkemenin aksi kanaatte olması  halinde ise bu kez davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, Mahkemenin usulen herhangi bir eksiklik bulunmadığı kanaatinde olması halinde ise davanın esastan reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.Davalı ... cevap dilekçesinde özetle Sözü ve müziği kendisine ait olan "..." şarkısını  1997 yılında bestelediğini, 1999 yılında ... tarafından seslendirildiğini, davacıyı tanımadığını, davacının "..." adlı eserinin 1987 yılı ile 1999 yılları arasında okunmadığını, hiçbir yayında ve sosyal medyada hiçbir sanatçı tarafından seslendirildiğinin duyulmadığını, 19 sene sonrasında bu şarkının müziğinin kendisine ait olduğunu iddia etmesinin manidar olduğunu, bütün şarkıların azda olsa birbirine benzeyebileceğini, kendisinin bir çok sanatçıların söylediği pek çok şarkısı olduğunu, piyasada bir çok eserinin okunduğunu ve seslendirildiğini, davacının hiçbir yerde yayınlanmayan, hiçbir sanatkar tarafından okunmayan eserinden esinlenmiş olmasının imkansız olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesinin istinafa konu 2018/415E, 2021/319 Karar sayılı, 26/10/2021 tarihli ilamında; "...Davalı vekilinin cevap dilekçesi ekinde sunmuş olduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı, Müzik Eseri İşletme Belgesinden de anlaşılacağı üzere, ihlal iddiasına konu ... isimli eserin tescil tarihi 21/12/1999 olup, dava tarihi 27/08/2018'dir. Tescil tarihi üzerinden 19 yıl sonra davacı yanın mali ve manevi hak ihlaline dayalı açmış olduğu davada eylemin haksız fiil olması nedeniyle Borçlar Kanunu'ndaki haksız fiillere ilişkin 2 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri bulunmakta olup, ayrıca FSEK 68.maddesinde de farazi sözleşme ilişkisinin doğma ihtimali gereğince 10 yıllık sözleşmesel zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıktır. Tüm bu nedenlerle dosya kapsamı, sunulan deliller, alınan bilirkişi raporu, FSEK md. 70 ve TBK 72 VE 146. Maddeleri  bir bütün olarak değerlendirildiğinde davanın zamanaşımına uğradığı sonucuna varılmakla, Davanın reddine" şeklinde karar vermiştir.DAİREMİZİN KARARI:Dairemizin 2022/596 Esas, 2022/963 karar sayılı 01/06/2022 tarihli ilamı ile;  "... Davalı ... cevap verme süresinin uzatılması için talepte bulunduğu, mahkemece cevap süresinin uzatıldığı, davalının mahkemece verilen bu süre içinde cevaplarını ve zamanaşımı defini ileri sürdüğü anlaşıldığından; davacının zamanaşımı savunmasının süresinde ileri sürülmediği yönündeki iddiası yerinde değildir.  Davacı vekili, "Davalılar tarafından gerçekleştirilen hak ihlalinin bir cezai müeyyidesi mevcut olup, bu hususta bir ceza davasının açılmamış olmasının uzamış ceza davası süresinin uygulanmasına engel olmadığını, olayda uzamış ceza davası zamanaşımının uygulanması gerektiğini." ileri sürmüş ise de; davanın açıldığı tarih itibariyle ceza zamanaşımı süresinin de dolduğu, buna göre mahkemenin zamanaşımı süresi hesabının yerinde olduğu görülmüştür. Ancak, davalı ... cevap dilekçesinde açıkça zamanaşımı savunmasını ileri sürmediği anlaşıldığından, zamanaşımı defini ileri sürmeyen davalı yönünden de davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi hatalı olduğundan, davacı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir" şeklinde karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin istinafa konu 2022/105E, 2022/170 Karar sayılı, 21/12/2022 tarihli ilamında;  "...1-Davanın davalılardan ...  yönünden kısmen KABULÜ İLE; FSEK madde 68 uyarınca tespit edilen 7.500,00 TL'nin üç katı tutarındaki 22.500,00 TL maddi tazminatın davalı ... alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-25.000,00 TL manevi tazminatın davalı ... alınarak davacıya verilmesine, 3-Davacı ile davalı ...  arasında farazi sözleşme ilişkisi kurulduğundan ref talebinin reddine,4-Diğer davalılar ...  ve ... yönünden davanın zaman aşımı yönünden reddine" şeklinde karar vermiştir.İSTİNAF İSTEMİ: Davalı  ... istinaf dilekçesinde özetle;  Davacının tüm davalılara birlikte dava açtığını, diğer davalılar yönünden dava zamanaşımından reddedildiğinden bu durumun kendisi yönünden de geçerli olması gerektiğini,Zamanaşımı itirazının ileri sürüldüğünü, ... adlı eseri 1997 yılında bestelediğini, 1999'da ... tarafından icra edildiğini, Davacıyı tanımadığı gibi, dava konusu olan şarkının da kamuoyu  tarafından bilinmediğini, sanat camiasında söylenmediğini, daha önce duymadığı bilmediği bir eserden esinlenmesinin mümkün olmadığını, davacının şarkısının 2017'de  MESAM'a kayıt yaptırdığını, şarkının varlığından dahi bu davanın açılması ile haberdar olduğunu, mahkemenin bu iddialar üzerinde durmadığını, bilirkişi raporunda şarkıların aynı olmadığı sadece bazı yerlerde kısmen benzerlik bulunabileceği yönünde görüş bildirildiğini, bazı şarkılar arasında tesadüfi benzerlik olabileceğini, mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiğini, Dava konusu şarkının hiçbir yerde çalınmadığını, okunmadığını, esinlenmenin fiilen mümkün olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını davanın reddini talep etmiştir.İNCELEME: Davacı delil olarak Adana ... Noterliğinin 18.11.1987 tarih ... yevmiye sayılı belge suretini sunmuştur. Davacı MESAM'ın 14.09.2017 tarihli cevabi yazısını sunmuş olup yazıda; 08.09.2017 tarihli teknik Bilim Kurulu toplantısında  ... tarafından sunulan noter tasdikli nota ile ...  tarafından icra edilen eserin ses akydı karşılştırıldığında; eserlerin  ara nağme ve nakarat bölümlerinin işleme farkı olmakla birlikte aynı olduğunun tespit edildiği, ... isimli eserin şan böümünün ... isimli eserde yer almadığı, eserdeki pay oranının belirlenmesi için tarafların anlaşması yahut yargı yoluna başvurması gerektiği yönünde görüş bildirildiği anlaşılmıştır.  Bilirkişiler FSEK uzmanı ..., BESTECİ- SÖZ YAZARI MÜZİK YÖNETMENİ  ... ile hukukçu Yayıncı FSEK Uzmanı ...  07/06/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle ;  Dosyada mübrez CD, nota ve diğer bilgi ve  belgelerden davaya konu ... isimli yaratımın gerek güfte gerekse beste açısından birlikte şekillendirme, seslerin birbirini izlemesindeki uslup, birbirine bağlanış ve ritminin hususiyet taşıdığı bu çerçevede FSEK 3 anlamında musiki eseri olduğu, Dosyada mübrez noter onay belgesi dikkate alındığında davacının FSEK 11'deki karine çerçevesinde davaya konu ettiği bestenin eser sahibi olduğu, Davacının 1987 tarihinde noterde onaylattığı ... isimli eserin 1997'de noterde onaylanmış ...  isimli eserin de internet ortamından indirilip notası yazılarak dosyaya eklendiğini, davalı taraf ait eserin nakarat ve ara söz bölümlerinin davacıya ait ... isimli eserin tamamını oluşturan ana tema ile kuvvetli benzerlik arz ettiği, iki eserin sözlerinin farklı oluşu nedeni ile doğal olarak nota değerleri, nota bağ hususiyetleri gibi  özellikleri farklı olmasına karşın sözü edilen kısımlarda ayniyet olduğu, ayniyet olduğu belirtilen kısımların raporda kırmızı çerçeve ile işaretlendiğini, Raporda notaları yazılan ...  1999 yılında yorumladığı ...  adlı eserin aranje edildiği ve bu işleme sonucunda  eserin ana gövdesinden bağımsız bir intro oluştuğunu, intronun 65 bpm hızında icra edildiğini, introdan sonra gelen kısmın ise 75bpm hızında icra edildiği, bu eserin de notalarında ayniyet olan kısımların kırmızı olarak çerçevelendiğini, Davacının bestesinin izin alınmadan kullanılması nedeniyle davacının mali haklarından FSEK 22'de düzenlenen çoğaltma hakkının ihlali sayılabileceği,  Dava konusu eserin işleme bedelinin 7.500- TL olabileceği, bu bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3 katı talebinin Takdirinin Mahkemeye ait olacağı,  görüş ve kanaati bildirilmiştir. 17/12/2020 tarihli ek bilirkişi raporunda özetle ; Kök raporda ayrıntılı belirtildiği üzere davacının bestesinin izin alınmadan müzik eseri içinde iktibas sınırlarını aşan şekilde kullanılması nedeni ile davacının mali haklarından FSEK 22 md düzenlenen çoğaltma hakkının ihlali sayılabileceği,  davaya konu ... isimli yaratımın FSEK 3 anlamında musiki eseri olduğu,  Davacının bestesinin izin alınmadan kullanılması nedeniyle davacının mali haklarından FSEK 22'de düzenlenen çoğaltma hakkının ihlali sayılabileceği, Dava konusu eserin işleme bedelinin 7.500- TL olabileceği, bu bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3 katı talebinin Takdirinin Sayın Mahkemeye ait olacağı, Davacı tarafın dava dilekçesinde FSEK 68 çerçevesinde maddi tazminat talep ederken “FSEK 70/1 uyarınca ihlal edilen maddi ve manevi haklarıma karşılık her maddi paranın” tahsilini talep ettiği, Davacının bu talebinin FSEK 70 kapsamında maddi tazminat talebine mi manevi tazminat talebine mi ilişkin olduğu anlaşılamadığı, Sayın Mahkemece davacının dava dilekçesindeki talebinin FSEK 70 çerçevesinde maddi tazminat talebine ilişkin olduğu şeklinde bir kanaate varılması ihtimalinde ise Karın iadesinin tespiti için Heyetimize mali bilirkişi eklenip mali bilirkişinin davalıların defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmasından sonra FSEK 70 kapsamında hesaplama yapılabileceği, bununla birlikte Yargıtay'a göre, hem FSEK.m.68, hem de FSEK.m.70.f.2 kapsamında maddi tazminat talep edildiğinde, talep edilen toplam bedelin, anılan seçenekler uyarınca istenebilecek “en çok bedel” ile sınırlı olup davacının bu taleplerinden hangisi yüksek ise, en yükseğine hükmedilebileceği, bu çerçevede davacının FSEK 68 çerçevesinde hesaplanan tazminat ile FSEK 70 çerçevesinde hesaplanacak tazminat arasında seçim yapmasının gerektiği,  görüş ve kanaati bildirilmiştir. 17/12/2020 tarihli 2. ek bilirkişi raporunda özetle ; Dosyada mübrez CD, nota ve diğer bilgi ve belgelerden davaya konu ... isimli yaratımın gerek güfte gerekse beste açısından birlikte şekillendirme, seslerin birbirini izlemesindeki uslup, birbirine bağlanış ve ritminin hususiyet taşıdığı bu çerçevede FSEK 3 anlamında musiki eseri olduğu, Dosyada mübrez noter onay belgesi dikkate alındığında davacının FSEK 11'deki karine çerçevesinde davaya konu ettiği bestenin eser sahibi olduğu,  Davacının bestesinin izin alınmadan kullanılması nedeniyle davacının mali haklarından FSEK 22'de düzenlenen çoğaltma hakkının ihlali sayılabileceği, Dava konusu eserin işleme bedelinin 7.500- TL olabileceği, bu bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3 katı talebinin Takdirinin Sayın Mahkemeye ait olacağı, Davacı tarafın dava dilekçesinde FSEK 68 çerçevesinde maddi tazminat talep ederken “ESEK 70/1 uyarınca ihlal edilen maddi ve manevi haklarıma  karşılık her maddi paranın” tahsilini talep ettiği, Davacının bu talebinin FSEK 70 kapsamında maddi tazminat talebine mi manevi tazminat talebine mi ilişkin olduğu anlaşılamadığı, Sayın Mahkemece davacının dava dilekçesindeki talebinin FSEK 70 çerçevesinde maddi tazminat talebine ilişkin olduğu şeklinde bir kanaate varılması ihtimalinde ise Karın iadesinin tespiti için Heyetimize mali bilirkişi eklenip mali bilirkişinin davalıların defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmasından sonra FSEK 70 kapsamında hesaplama yapılabileceği, bununla birlikte Yargıtay'a göre, hem FSEK.m.68, hem de FSEK.m.70.f.2 kapsamında maddi tazminat talep edildiğinde, talep edilen toplam bedelin, anılan seçenekler uyarınca istenebilecek “en çok bedel” ile sınırlı olup davacının bu taleplerinden hangisi yüksek ise, en yükseğine hükmedilebileceği, bu çerçevede davacının FSEK 68 çerçevesinde hesaplanan tazminat il FSEK 70 çerçevesinde hesaplanacak tazminat arasında seçim yapmasının gerektiği, Davacının FSEK 68 ve FSEK 70'e dayalı maddi tazminat taleplerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığının Takdiri  Mahkemeye ait olacağı görüş ve kanaati bildirilmiştir.GEREKÇE Davacı, 18.11.1987'de noterde onaylanan... isimi eserinin ... isimli eserde haksız olarak kullanıldığını iddia ederek maddi tazminat ve manevi tazminata hükmedilmesini, tecavüzün refini talep etmiştir.  İlk derece mahkemesi tarafından davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalı ... tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dairemizin ilk kararında; davalı ... tarafından süresi içince açıkça zamanaşımı defi ileri sürülmediği gerekçesi ile uyuşmazlığın esas yönünden incelenmesi gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış olmakla davalı ... bu aşamada zamanaşımına ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden reddine karar verilmiştir. Dosyada besteci-söz yazarı-müzik yönetmeni bilirkişinin de bulunduğu bilirkişi kök raporunda; davacının 18.11.1987 yılında noterde onaylattığı ... isimli eserinin davalının bestecisi olduğu  ... adlı eser ile karşılaştırmasının yapıldığı, raporda davalı tarafa ait eserin davacının eserinin tamamını oluşturan ana tema ile kuvvetli benzerlik arz ettiği tespit edildiği, ek raporda da "bestenin izin alınmadan müzik eseri içinde iktibas sınırlarını aşan şekilde kullanıldığına" yer verildiği açıklanarak kök rapordaki görüşün sürdürüldüğü dikkate alındığında ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir.Açıklanan nedenle davalı ... istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.   06/02/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/66 E: 2020/2382Sinema eserinde özgün müzik bestecisinin birlikte eser sahipliği sıfatıDavacı; davalı şirket ile “....” isimli sinema eserinin giriş-çıkış, jenerik, iç müzikler ve fragman müziklerinin 250.000 TL karşılığında sözlü olarak anlaştıklarını, bu kapsamda yaklaşık 40 adet beste yaptığını, ancak sözleşme bedeli ödenmediği gibi, davalı şirket ile, eserlerin mali haklarının devrine ilişkin bir anlaşma yapmamalarına rağmen, eserlerin, vizyona giren filmde davacının izni dışında kullanıldığını, filmin künyesinde müzik başlığı altında, herhangi bir katkısı olmamasına rağmen  ...’in de adına yer verilerek eser sahibi gibi bir algı yaratıldığını, böylelikle mali ve manevi haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş, davalı; davacının eser sahibi olmadığını,  filmin özgün müziklerinin ... ve ... tarafından meydana getirildiğini, davacının yalnızca asistan olarak çalıştığını savunmuş, Mahkemece; davacının, adı geçen ... ve ... ile birlikte eser sahibi olduğu ve davacının yalnızca telif bedeli talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu karar yukarıda belirtilen nedenlerle, taraflarca istinaf edilmiştir. Uyuşmazlık;  “ ...” isimli sinema eserinde kullanılan müzik eserleri yönünden, eser sahibinin kim olduğu noktasında toplanmaktadır. 5846 sayılı FSEK’nın 8/3. Maddesi uyarınca, Sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidir. Eser sahibi olmamakla birlikte, FSEK 80/1 f. 2. Bent hükümleri doğrultusunda sinema eserinden doğan çoğaltma, iletim, yeniden iletim ve umuma iletim haklarını kullanılması yetkisi, bağlantılı hak sahibi olan eserin yapımcısına aittir. Ancak yapımcıların bu hakkı kullanabilmesi için eser sahipleriyle ve icracı sanatçılarla yazılı sözleşme yaparak mali hakları kullanma yetkisini devir almış olmaları gerekir. Bu gerekliliğe uymaksızın yapımcılar tarafından yapılan her türlü izinsiz gösterimler ve iletimler, eser sahiplerinin eserden doğan hakka tecavüz niteliğinde sayılacaktır. Eser sahipliği karinesine ilişkin FSEK m. 11 uyarınca ‘‘ … Umumi yerlerde veya radyo-televizyon aracılığı ile verilen konferans ve temsillerde, mutad şekilde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi sayılır, meğer ki, birinci fıkradaki karine yoluyla diğer bir kimse eser sahibi sayılsın’’ düzenlemesinde de anlaşıldığı üzere umuma intikal etmiş eserde eser sahibinin adı yer alıyorsa karineten o kişinin eser sahipliğinin olduğunun kabul edilmesi gerekir. Söz konusu karine aksi ispat edilebilen adi karine niteliğindedir.Mahkemece uyuşmazlığın tespiti yönünden bilirkişi raporu alındığı, davalı vekilinin rapora itiraz ettiği, Kültür Bakanlığı kayıtlarında eser sahibinin  ... ve ... olduğu, davacının asistan olarak çalışacağı, FSEK 10/2 maddesinde eserin meydana getirilmesi esnasında yapılan teknik ve ayrıntıya ilişkin hizmetlerin "hususiyete iştirak" niteliğinde olmadığından, katkıda bulunanların eser sahibi haline gelmeyeceği, davacının ismine "özgün müzik" başlığı altında değil, "müzik" başlığı altında yer verildiği, FSEK kapsamında hak sahibi olmadığı, FSEK 11. Maddedeki karinenin uygulanamayacağı ileri sürülmüştür.MSG Meslek birliğinden celp edilen kayıtta, eser sahibi olarak davacının adının yazılı olduğu, Kültür Bakanlığı'ndan gelen kayıtta ise ... ve ...'in adının kayıtlı olduğu görülmüştür. Davacı tarafça dosyaya delil olarak film müziklerinin kayıtlı olduğu flash bellek sunulduğu ancak bilirkişilerce bu kaydın incelenmediği, heyette müzik eserleri konusunda uzman bilirkişi ve bilişim uzmanı bilirkişinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda uzman bilirkişilerden oluşacak yeni bir heyete dosyanın tevdi edilerek, tanık beyanları, getirtilen kayıtları, flash bellek içeriği  ve içeriğe kayıt tarihi incelenerek; davacının isminin filmin jeneriğinde yer alış şekli ve önceki rapora itirazlar da dikkate alınarak, davacının müzik eserlerinde tek başına yada müşterek eser sahibi olup olmadığı, davacının katkısının FSEK 10/2 maddesinde düzenlenen "hususiyete iştirak" niteliğinde olup olmadığı ve hak sahipliğinin tespiti halinde talep edebileceği telif bedeli konusunda itirazları giderecek ve denetime elverişli şekilde rapor alındıktan sonra karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmediğinden, taraf vekillerinin sair istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.Yukarıda açıklanan sebeplerle, taraf vekillerinin sair istinaf nedenleri incelenmeksizin istinaf başvurularının kabulüne, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince hükmün kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır.   18/01/2024
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2024/92  E: 2023/1730Kamu kurumu ile yapılan sözleşme kapsamında yazılan ders/yardımcı kitapları için telif bedelinin hesaplanması (Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmelik)Davacı vekili, davalı Kurumun müvekkili ile,...isimli eserlerin yazımı konusunda sözleşme yaptığını, sözleşme ve taahhüt senedinin yer aldığı 16/03/2011 tarihli yazının iki tarafça onaylandığını, anılan eserlerin 22/05/2013 tarihinde ... ... Birimine teslim edildiğini, davalı Kurumca kabul edilen eser nüshalarının baskıya hazırlandığını, bununla birlikte Sayıştayla anlaşmazlık öne sürülerek 2014-2017 yıllarında açıköğretim lisesi için basılan eserler için davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığını, söz konusu alacakların tahsili için Ankara 23. İdare Mahkemesinde açılan 2018/1151 Esas sayılı davanın idari yargıya 60 günlük başvuru süresinin geçmiş olması nedeniyle reddedildiğini ileri sürerek Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinden de yararlanılarak yukarıda ismi yer alan kitapların basılmasına ilişkin alacağının tespit edilmesi ve baskı tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir.    Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalı arasında, ... adlı eserlerden dolayı bu eserlerin yazımı konusunda yapılan sözleşmeye bağlı telif alacağının talep edildiği, adı geçen eserlerin 5846 sayılı FSEK’te tanımlanan eser kategorilerinden “ilim ve edebiyat eseri” niteliğinde olduğu ve bu eserin yazarının davacı taraf olmasından kaynaklı davacının mali ve manevi hak sahibi olduğu, bahse konu olan eserlerin telif alacağının davacı tarafa ödenmediği, emsal olan Ankara 2. FSHHM'nin kesinleşen ilam örneği ve 23/1/2007 tarih ve 26412 nolu Resmi Gazetede Yayımlanan Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmeliğin, 6, 8 ve 9. maddelerine göre hesap edilen miktarın yerinde bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. İstinaf Mahkemsince yapılan inceleme sonucunda  mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu edilen kitaplarda, Türk ve dünya tarihi ile ilgili konuların, yazar tarafından belirlenen, olayların gelişimi ve kronoloji itibariyle öngörülen bir sırayla ele alındığı, anlatılan olaylarla ilgili tarihi eser, minyatürler, haritalara ilişkin resim ve çizimlere yer verilerek görsel öğelerle konu anlatımlarının pekiştirildiği, her bir ünite sonuna, anlatılan konularla ilgili “Neler öğrendik?” bölümüne, “Etkinlik” bölümüne ve 20 sorudan oluşan “Ünite Değerlendirme” bölümlerine yer verildiği, tüm bu içerik anlatımlarının, görsel öğe seçimlerinin ve ünite sonunda yer alan ve anlatılan bilgilerin pekiştirilmesine yönelik çalışmaların, eseri meydana getiren davacının fikri çabasını ve hususiyetini taşıdığı, kişiye özgü bilgi ve çabanın ürünü olduğu, diğer taraftan, eser sahibinin hususiyetini taşıdığı tespit edilen dava konusu kitapların FSEK'in 2. maddesinde belirtildiği üzere yazı ile ifade olunan eserler olduğundan ilim edebiyat eseri olduğu, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 1/B ve 2. maddeleri uyarınca dava konusu kitapların eser sahibinin hususiyetini taşıyan ilim edebiyat eserleri olduğu ve bu eseri meydana getiren eser sahibinin haklarının 5846 sayılı Kanun'un korumasına tabi olduğu, bu anlamda Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin görevli bulunduğu, FSEK'in 8 ve 11. maddeleri uyarınca aksi ortaya konmadıkça sahibinin adı belirtilen eserlerde eser sahibi olarak kimin adı veya müstear adı yer almışsa, bu kişinin eser sahibi sayıldığı, bu kapsamda somut uyuşmazlıkta, gerek dava konusu kitaplar üzerinde davacının isminin yazar olarak belirtilmesi gerekse taraflar arasında bu hususta bir uyuşmazlık bulunmaması nedenleriyle dava konusu eserler üzerinde davacı ...’un eser sahibi olduğu, dava konusu eserler üzerinde davacı ...’un eser sahibi olarak manevi ve mali haklarının bulunduğu, yapılan işin Bakanlık çalışanının görevi itibariyle yapması gereken işten daha fazla yükümlülük gerektiren bir iş olması nedeniyle, davacının davalı ile ayrı bir sözleşme yapma gereği duyduğu, aralarında yapılan sözleşme ile talep edilen hizmetin davacının yürütmekte olduğu öğretmenlik görevinin dışında çalışmaları içeren ve ayrı bir sözleşme ile çerçevesi belirlenen bir hizmet olması ve sözleşmenin de davacı tarafından meydana getirilen eserlere ilişkin yayma ve çoğaltma haklarının bedel karşılığında davalıya verilmesi hükmünü içeren bir sözleşme olması dolayısıyla, davacının FSEK'in 18. maddesi kapsamında söz konusu haklara doğrudan sahip olduğu iddiasına dayandırılamayacağı, diğer taraftan söz konusu sözleşme ile davacının, çalışmaları üzerindeki çoğaltma ve yayma (dağıtım) haklarını davacı Kuruma devrettiği, karşılığında Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmelik uyarınca hesaplanacak telif hakkı bedeli alacağının belirtildiği, diğer yandan davalı Bakanlık ve davacı arasında gerçekleştirilen sözleşme çerçevesinde hazırlanan eserlerin, eksik olduğu ya da geç teslim edildiği gerekçesiyle reddedilmediği, kabul edildiği, eserlerin sözleşmede devralınan çoğaltma ve yayma hakları çerçevesinde çoğaltıldığı ve dağıtıldığı, ancak bunun karşılığı olan telif bedelinin ödemediği, somut uyuşmazlık açısından emsal olan Ankara 2. FSHHM'nin kesinleşen ilam örneği  ve 23/1/2007 tarih ve 26412 nolu Resmi Gazetede Yayımlanan Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmeliğin, 6, 8 ve 9. maddelerine göre bilirkişilerce hesap edilen miktarın yerinde bulunduğu gerekçeleriyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.  
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2024/28  E: 2023/2305İlim ve edebiyat eserlerinde iktibas serbestisinin sınırları (FSEK m.35)İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili, davacı ...’in "..." isimli eserinin, ilk baskısı 1999 yılında ve son üç baskısı ...'ndan olmak üzere toplam yedi baskı yapan bir kitap olduğunu, davalı tarafından kaleme alınan "... ..." isimli kitapta iktibas ve alıntı ahlakı çiğnenerek intihal yapıldığını, ayrıca müvekkilinin adının kitabın birçok yerinde izinsiz şekilde kullanılarak sanatçı ...’ın ve müvekkilinin gerçek adları/sanlarıyla olay kahramanı oldukları gerçeklerle bağdaşmayan, sahte, uydurma ve fantastik hikayeler anlatıldığını, kitabın intihal yanında baştan sona kişilik haklarını zedeleyen bir üslup ve yöntemle kaleme alındığını ileri sürerek, teminatsız şekilde ihtiyati tedbir kararı verilerek davaya konu "... ..." isimli kitabın yargılama sonuçlanana kadar tedbiren basım, dağıtım ve satış işlemlerinin durdurulmasına ve piyasada mevcut basımlarının toplatılmasına, aksi kanaatte ve her şartta ek baskısının önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, dava konusu, taraflara ait kitapların 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 2. Maddesi bağlamında ayrı ayrı ilim ve edebiyat eseri olduğu, anılan eserler üzerinde davacı ve davalının isimlerinin yer alması karşısında söz konusu eserlerin eser sahiplerinin ayrı ayrı davacı ve davalı olduğu, taraflara ait kitapların ikisinin de “...” isimli yayıncı tarafından yayınlandığı, davacıya ait “...” isimli kitabın künyesinde yer alan “... (©)” bilgisinde hem davacının hem de yayınevi isminin (yayın hakkı) yer aldığı, davalıya ait “...” isimli kitabın künyesinde yer alan “... (©)” bilgisinde ise yalnızca yayınevinin isminin yer aldığı, ancak dosyada mübrez belgeler arasında taraflar ve yayınevi arasında imzalanmış herhangi bir sözleşme bulunmadığı, davalıya ait kitabın içeriğinde yer alan davacıya ait kısımların, maksadın haklı göstereceği sınırın ötesinde olduğu, yine bu kısımlar alınırken iktibasın belirli olacak şekilde yapılmadığı zira metin içinde bu şekilde bir ibare olmadığı gibi, kitabın sonuna eklenen “Kaynakça” kısmından da hangi kısmın kimden alındığının anlaşılamadığı, bu kısımlar çıkarıldıktan sonra kalan kısmın bütünlük arz edemeyeceği, iktibas serbestisinin şartlarının oluşmadığı, eser/hak sahibinin umuma arz salahiyeti (FSEK md.14), adın belirtilmesi salahiyeti (FSEK md.15), eserde değişiklik yapılmasını menetme salahiyeti (FSEK md.16), çoğaltma hakkı (FSEK md.22), yayma hakkının (FSEK md.23) ihlâl edildiği yönünde kanaat elde edildiği gerekçesiyle, ihtiyati tedbire yönelik istemin  20.000,00 TL teminat mukabilinde kabulü ile davaya konu kitabın basım, dağıtım ve satış işlemlerinin durdurulmasına ve piyasada mevcut basımlarının toplatılmasına karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İhtiyati tedbir kararına itiraz eden karşı taraf-davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, ihtiyati tedbir kurumunun hukuki maksadı ve niteliği ile bağdaşmayacak şekilde uyuşmazlığın esasını çözer nitelikte ihtiyati tedbir kararına hükmedildiğini, ihtiyati tedbire karar verilirken tarafların çıkar dengesi ve ihtiyati tedbirin amacının gözetilmesi gerektiğini, gelinen aşamada bilirkişi raporunda mevcut oransal tespitin (%10) dahi tedbir kararının ölçüsüz olduğunu ortaya koyduğunu, ihtiyati tedbire ilişkin kanuni düzenleme ve taleple bağlılık ilkesine aykırı şekilde talep olmaksızın mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yaklaşık ispatın gerçekleşmediğini, tedbir kararında davacının hukuki menfaatinin mevcut olmadığını, hükmedilen teminat miktarının kabul edilebilir olmadığını ileri sürerek, istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme tedbir kararının kaldırılmasını, ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmesini istemiştir. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı,  HMK'nın 389. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği, HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talep eden tarafın, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olduğu, somut olayda  aldırılan bilirkişi raporunda ihtiyati tedbir talebine  konu "... ..." isimli, davalıya ait eserin içeriğinde yer alan davacıya ait kısımların, maksadın haklı göstereceği sınırın ötesinde olduğunun, bu kısımlar alınırken iktibasın belirli olacak şekilde yapılmadığının, zira metin içinde bu şekilde bir ibare olmadığı gibi, kitabın sonuna eklenen “Kaynakça” kısmından da hangi kısmın kimden alındığının anlaşılamadığının, bu kısımlar çıkarıldıktan sonra kalan kısmın bütünlük arz edemeyeceğinin, iktibas serbestisinin şartlarının oluşmadığının açıklandığı, bu hale göre  yaklaşık ispat koşulunun sağlandığı,  mahkemece ihtiyati tedbirin bilirkişi raporu alındıktan sonra değerlendirilmesine karar verildiğini göre, bilirkişi raporunun düzenlenmesinden sonra ihtiyati tedbir kararı verilmesinde taleple bağlılık ilkesine aykırılık bulunduğundan söz edilemeyeceği anlaşılmakla, ihtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddedilmiştir.     
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/29  E: 2020/2257Besteden esinlenme ve intihal oluşup oluşmadığı Davanın konusu 5846 sayılı FSEK kapsamında tecavüzün tespiti, ref'i, men'i ile maddi tazminat ve manevi tazminat istemine ilişkindir.  FSEK’in 1/B maddesinde öngörülen tanım dikkate alındığında bir fikir ve sanat ürününün eser olarak nitelendirilebilmesi için iki unsuru haiz olması gerekir. Bunlardan ilki, fikir ve sanat ürününün "sahibinin hususiyetini taşıması", ikincisi ise “kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olması”dır. FSEK’in 3. maddesinde; “ her nevi sözlü ve sözsüz besteler” olarak tanımlanmıştır. Bir musiki ürününün eser olarak nitelendirilebilmesi için, bu üründeki şekillendirmenin yani seslerin birbirini izleyişinin, birbirine bağlanışının ve ritmin hususiyet taşıması gerekir.Bilindiği üzere musiki eserleri beste ve güfte olarak bütün olarak korunabileceği gibi bestenin musiki eseri olarak güftenin ise eser vasfını haiz olması halinde FSEK 2/1 anlamında “dil ve yazı ile ifade olunan ilim ve edebiyat eseri olarak da korunması mümkündür.Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldığı,17/10/2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda; Davaya konu bestenin musiki eser olduğu FSEK 11.mad.karineye göre davacının eser sahibi sayılabileceği, intihalin söz konusu olmadığı sadece çok küçük bir kısım için esinlenmenin söz konusu olduğu, bir eserin diğerine sadece ilham kaynağı olmasının işlenmeye vücut vermeyeceği bu halde ikinci eserin işlenme eser değil bağımsız eser sayılacağı davacının FSEK çerçevesinde ihlal edilmiş herhangi bir hakkının söz konusu olmadığı belirtilmiştir.FSEK 'da eser sahipliği veya hak sahipliği ile ilgili çeşitli karinelere yer verilmiştir. FSEK m.11 hükmüne göre; “Yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır. Umumi yerlerde veya radyo-televizyon aracılığı ile verilen konferans ve temsillerde, mutat şekilde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi sayılır; meğer ki, birinci fıkradaki karine yoluyla diğer bir kimse eser sahibi sayılsın”.düzenlemesi  yer almaktadır.  İntihal, başkasının eserini kendisine mal etmedir. İntihal için eserin aynen alınmış olması da şart olmayıp eserde bölümlerin, namelerin figürlerin, şekillerin dizilişinde değişiklikler (takdim tehir) yapılması halinde de intihal söz konusudur. İntihal, bir kişinin başkasının eserini kendi eseriymiş gibi göstermesidir. Yapılan istinaf incelemesi sonucunda somut olayda; bilirkişi heyet raporu toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde,   intihalin söz konusu olmadığı, ortadan izinsiz bir işlemenin de değil sadece çok küçük bir kısım için esinlenmenin söz konusu olduğu, bir eserin diğerine sadece ilham kaynağı olmasının işlenmeye vücut vermeyeceği, bu halde ikinci eserin işlenme eser değil bağımsız bir eser olacağı, anlaşıldığından davanın sübut bulmadığı  dikkate alındığında davacının FSEK çerçevesinde ihlal edilmiş herhangi bir hakkın söz konusu olmadığı anlaşıldığı ifade edilmiştir.  Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun  reddine  karar verilmiştir.  11/01/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2024/58  E:2020/2241Fonogram yapımlarının izinsiz olarak kablo/TV yayını yoluyla iletilmesiDava, davacı meslek birliği üyesi fonogram yapımcıların fonogramlarındaki eserlerden bir kısmının izinsiz yayınlanması suretiyle gerçekleştirilen tecavüzle, oluşması muhtemel tecavüzün önlenmesine ve 5846 sayılı FSEK 68. maddesi uyarınca tazminata hükmedilmesine ilişkindir.  Davacı tarafça, FSEK’in 66 ve 68/1’inci maddeleri uyarınca tecavüzün ref’ine, FSEK’in 69’uncu maddesi uyarınca müdahalenin men’ine karar verilmesi talep edilmiştir. İstinaf mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda,  Davalının eyleminin kapsamı bakımından eylemin 25. maddede düzenlenen umuma iletim hakkının kapsamında olup olmadığı konusunda Kanunda boşluk olduğu görülmüştür. 93/83 sayılı uydu ve kablolu iletim direktifine göre kablo ile yeniden iletim, televizyon ya da radyo yayınlarının değişiklik ya da kesintiye uğratılmaksızın "kablo ile yeniden iletimi" dir. Aynı direktifin 8. maddesi gereğince de "yeniden iletim" nedeniyle kablo operatörleri ve eser sahipleri arasında toplu ya da bireysel sözleşme ile telif bedeli ödenmesi gerekeceği, 5846 sayılı yasa bakımından kablolu iletim ise, yasanın 25. maddesinde düzenlenmektedir. Iki madde birlikte değerlendirildiğinde, “kablo ile iletim” hakkı 25. maddede “umuma iletim” kavramı altında düzenlenmektedir. Kısaca FSEK kapsamına göre,  eser sahipleri bakımından “kablo ile iletim”, “umuma iletim” mali hakkının içerisinde olduğu sonucuna ulaşılabileceği, Öyle ise, eser sahiplerinin eserlerinin kablolu yayın yoluyla televizyon yayınlarında kullanılması durumunda FSEK 25. madde gereğince kablo operatörünün, eser sahiplerinden ya da ilgili meslek birliğinden izin alması gerekeceği, 5846 sayılı kanunun 43. maddesi de eser icra ve fonogramların yayınlanması ve iletilmesi durumunda uydu ve kablolu yayın kuruluşları ile yayın ve iletim yapacak kuruluşların eserlerle ilgili olan meslek birlikleri ile sözleşme yapmalarını ve yayın ve iletimlere ilişkin ödemeleri meslek birliklerine yapmaları amirdir.  Somut olayda böyle bir izin bulunmadığı, buna karşılık MÜYAP meslek birliği üyelerinin eserlerinin davalı tarafından iletildiğinin açık olduğu , bu halde  davalının eyleminin  FSEK 25/2 madde gereğince bir mali hak ihlali olacağı, İhtarın bu tür davalarda ön koşul olduğundan, davalıya gerekli ihtarın yapıldığı  ancak ihtar içeriği olarak Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin  17.03.2016  tarih ve  2015/5698 esas-2016/2986 karar sayılı  ilamı ile " ..Dairemizin 27.09.2012 tarih 2012/10171 esas 2012/14474 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere davalı şirketin doğrudan yayın kuruluşu olmayıp 5846 sayılı FSEK'nın 25/2. maddesi kapsamında "eser sahibinin eserinin aslı ya da çoğaltılmış nüshalarını diğer biçimlerde umuma ileten" kuruluş niteliğinde olduğu, aynı ilamda davalı kuruluşun bu niteliği itibariyle hak sahiplerinin eser veya bağlantılı haklarının ihlali halinde bu ihlalin giderilmesi için haberdar edilmesi amacıyla kendisine ihtar yapılması gerektiği hususunun belirtildiği, davalı taraf ancak kendisine yapılan ihtara rağmen ihlale konu yayının içerikten çıkarılmaması halinde 5846 sayılı FSEK hükümleri uyarınca sorumlu tutulabileceği davacı Meslek Birlikleri tarafından davalı kuruluşa gönderilen ihtarnamede belirli bir üye ya da üyelere ilişkin eser ve eser adları açıklanmaksızın, genel olarak meslek birliği ile 5846 sayılı FSEK hükümleri uyarınca sözleşme yapılması gerektiği belirtildiği,, bunun hukuki ve cezai sonuçları ihtar edilmediği, 5846 sayılı FSEK'nın Ek 4/son maddesinde "Dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/ veya görüntü nakline yarayan araçlarla servis ve bilgi içerik sağlayıcılar tarafından eser sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin bu Kanunda tanınmış haklarının ihlâli halinde, hak sahiplerinin başvuruları üzerine ihlâle konu eserler içerikten çıkarılır" hükmünün düzenlendiği, anılan hükümde de ifade edildiği üzere, keşide edilecek olan ihtarnamede  içerikten çıkarılacak olan ihlale konu eserler veya bağlantılı hak konularının neler olduğu belirtilmesi gerektiği, bu bakımdan, kablo ile iletim yapan davalı şirkete gönderilecek olan ihtarnamede de bu şirket ile anlaşma yapan TV yayın kuruluşları tarafından gerçekleştirilecek yayınlar içerisinde mevcut ve hak ihlali oluşturduğu ileri sürülen sinema eserlerinin hangileri olduğunun belirtilmesi gerektiği, aksi takdirde, davalı yayın kuruluşunun yukarıda ifade edilen hukuki statüsü itibariyle önceden hangi eserlerinin ihlal oluşturduğunu bilmesi, bilebilmesi ve içerikten çıkarılmasını sağlaması mümkün bulunmadığı o halde mahkemece, davacı meslek birlikleri tarafından usule uygun ihtarname keşide edilmediğinden dava açma koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği...."  belirtildiğinden,  5846 sayılı FSEK'nın Ek 4/son maddesi gereği davacı meslek birlikleri tarafından davalı yayın kuruluşuna usule uygun ihtarname keşide edilmediği sonuç olarak hukuki statüsü itibariyle önceden hangi eserlerinin ihlal oluşturduğunu bilmesi, bilebilmesi ve içerikten çıkarılmasını sağlaması mümkün bulunmayan davalı yönünden Mahkemece verilmiş kararın yerinde olduğu anlaşılmış ve  davacı vekilinin bu yöndeki istinaf talepleri reddedilmiştir.      11/01/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK: 2025/976   E: 2025/727Dava konusunun  FSEK'e değil kişilik haklarına ilişkin olması hakkında görev uyuşmazlığıDavalı, davacı öğretim üyesinin çalıştığı üniversiteye ilettiği emailde; davacının … başlıklı makalesindeki ... heykel görselinin altına ...'a ait yayımlanmamış bir yüksek lisans tezine atıf yapmasının hukuka aykırı olduğundan ve asıl atfın davalının kendi  makalesine yapılması gerektiğinden bahisle şikayet etmiş ve üniversitenin davacıya 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun 35. maddesinin hatırlatılmasını istemiştir. İlk derece mahkemesi, "dava konusunun tezin hukuki niteliğine veya eser vasfına ilişkin olup olmadığı, davalı tarafından gönderilen mailin davacının kişilik haklarını ihlal edecek ölçüde olup olmadığı hususundan kaynaklandığı gerekçesiyle mahkemenin görevsiz olduğu anlaşıldığından, davanın HMK' nun 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca görev yönünden USULDEN REDDİNE" şeklinde karar vermiştir. Davacı vekili istinaf isteminde; Hükümde, iki tarafın mahkemeye verdikleri dilekçelerdeki ve sözlü beyanları, iddia ve savunma ayrı ayrı olmak üzere, özet olarak belirtilmesinin HMK'nın 297 inci maddesine aykırılık teşkil ettiğini, gerekçede "eser vasfına ilişkin olup olmadığı hususundan değil..." ifadesinin aslında "olduğu" şeklinde ifade edilmek istenildiğinin düşünüldüğünü, Davalının davacının çalıştığı kurumun ... adresine 06.08.2024 tarihinde e-mail gönderdiğini, e-mailde davacı müvekkilin makalesinde ... heykelinin görselinin altına ...'a ait yayımlanmamış bir yüksek lisans tezine atıf yaptığını, asıl atfın davalının makalesine yapılması gerektiği, bunun 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun 35. maddesine aykırı olduğunu, neticeten davacı müvekkilin görev yaptığı kurumun kendisine açıklayıcı bilgi vermesini, FSEK 3 inci maddedeki husunun da davacı müvekkiline kurumu tarafından hatırlatılmasını istediğini, Yüksek Öğretim Kurulları Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi madde 4/1-a'da intihalin "Başkalarının özgün fikirlerini, metotlarını, verilerini veya eserlerini bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendi eseri gibi göstermek" olarak tanımlandığını, "İktibas Serbestisi" başlıklı FSEK 35'e aykırılığın da intihal olarak kabul edildiğini, Müvekkiline atfedilen kurallara uygun biçimde atıf yapılmaması, yani FSEK 35 maddesine aykırı davranmanın tespitinin yapılacağı görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri olduğunu, İlk derece mahkemesince taraflar arasındaki niza salt davalının e-mail olarak gönderilmesi olarak ele alınmasının hatalı olduğunu, öncelikli sorunun müvekkilinin atıf yapmasına dair iddianın intihal olup olmadığı, FSEK 35'e aykırılığının veya uygunluğun ihtisas mahkemesince çözülmesi gerektiğini, sundukları Yargıtay kararlarına göre eser vasfının re'sen araştırılacağını, İlk derece mahkemesinin gerekçesinde yer alan "dava konusunun tezin hukuki niteliğine veya eser vasfına ilişkin olup olmadığı" ibaresine dayalı görevsizlik vermesinin yerinde olmadığını, FSEK 76. maddeye aykırılık oluştuğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf Mahkemesinin gerekçesinde, “Somut uyuşmazlıkta, davacı netice-i talebinde; "... Davalının müvekkili hakkında iktibas serbestliğini aştığı, intihal yaptığı, meslek etik ve bilimsel atıflara aykırı ithamlarının haksız olduğunu, bu ithamların öncelikle müvekkiline iletilmesi gerekirken kurumun içerisinde yaptırımlar içerecek taleplerle iletilmesinin, müvekkilin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu" belirterek TBK m. 58 gereğince saldırıyı kınayan bir kararın yayınlanmasının ve 1 TL manevi tazminata hükmedilmesinin talep edildiği, bu durumda FSEK hükümlerine göre değil, haksız fiile ilişkin TBK hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiği bu nedenle de  uyuşmazlığı çözmekle görevli olan mahkemenin asliye hukuk mahkeme olduğu” ifade edilmek suretiyle davacı vekilinin istinaf isteminin HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.14/07/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2025/995 E:2025/814Portrenin izinsiz olarak başka bir eserde kullanılması- Dava şartı arabuluculuk Davacı tarafından  ...’a ait bir portre resmi çizilerek resmin , www...com internet adresinde, şahsına ait ''...'' kullanıcı ismi ile 2008 yılında yayımlandığı, bu portrenin davacıdan habersiz ve izinsiz şekilde ... Yayınları'nın "..." isimli eserinin kapak tasarımında kullanıldığını, aynı zamanda davalı ...'ın tasarımcı olarak belirtildiğini, söz konusu ihlalin taraflarınca tespit edilmesi üzerine 30.01.2017 tarihinde söz konusu ihlale son verilmesi için Ankara ... Noterliği ... Yevmiye Numarası ile  ihtarname gönderilmesinin ardından ihlale konu kitapların toplatıldığının beyan edilmesine rağmen, 11.06.2021 tarihinde söz konusu ihlale konu kitabın halen satışının gerçekleştirildiğinin tespit edildiğini, bu hususa ilişkin ihtarname ve faturaların ekte sunulduğunu, bunun üzerine 18.06.2021 tarihinde sanık hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, davacıya ait eserin başka bir eserde kapak tasarımı olarak kullanılması ve davacının adının belirtilmemesi nedeni ile davacının 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'ndan doğan haklarının ihlal edildiğini, söz konusu ihlale ilişkin taraflarınca tecavüzün tespiti ve önlemesi talebi ile dava açılmıştır. İlk derece mahkemesi tarafından davacının eser sahipliğinden kaynaklanan mali ve manevi haklarının ihlal edildiği kararı verilmiş ve davalı istinaf başvurusunda bulunmuştur.  İstinaf Mahkemesi, ''davalı tarafın söz konusu eseri isim belirtmeden kullanmakla davacının haklarını ihlal etmesi” nedeniyle davalının istinaf başvurusunu reddetmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/5542 Esas - 2024/2075 sayılı kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanmıştır. Maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olarak, haksız fiilden kaynaklı uyuşmazlık konusunu teşkil eden maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olarak tarafların anlaşamadıklarına ilişkin sunulan son tutanağın bulunmadığı anlaşılmakla, davanın dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde usulden reddine..." karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde, Mahkemenin usulden ret kararının kaldırılmasını talep edilmiş, istinaf istemi kabul edilerek dava dosyası ilk derece mahkemesine yargılanmaya devam olunmak üzere geri gönderilmiştir. 14/07/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2025/993 E:2024/427Bilgisayar programının izinsiz  kullanılması-FSEK m.68'deki 3 kat tazminatDavacı şirket global ölçekli bilgisayar programı üreticisi olup, davalı firmanın şirkete ait bilgisayar programlarını hukuka uygun bir biçimde kullanmadığı iddiasıyla dava açmış ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunulmuştur. Davalı vekilince, programın davacının internet sitesinden ücretsiz olarak indirilebilen bir program olduğunu, davalı tarafın,  deneme amacıyla programı indirip toplam 22 dakika kullandığını, aktif olarak kullanmadığını iddia ederek davanın reddini talep etmiştir.  İlk derece Mahkemesi, davacı şirketin Bilgisayar Programı Üreticisi olduğu ve davaya konu ... yazılımın Macaristan Ulusal Fikri Mülkiyet Ofisinden verilen 13/05/2015 tarih ve 3982 sayılı belge, TPE nezdinde tescilli ... markasının tescilli sahibi olması ayrıca bilirkişi heyetince açık kaynaklardan yapılan araştırmada ... isimli Programın davacı tarafından satışının yapıldığının tespit edilmesi nedeni ile davaya  konu ...  isimli bilgisayar yazılım programı üzerinde davacının hak sahibi olduğu, yine bilirkişi raporu ile davaya konu ... isimli yazılımın mimari alan çizimlerinde kullanılan bir program olması hasebiyle FSEK m. 2 anlamında İlim ve Edebiyat Eseri olduğu, davacının bu eserden doğan haklarının FSEK'in ilgili hükümlerince kullanma hakkı olduğunu tespit etmiş; Davalı şirketin davaya konu ...  isimli bilgisayar programını kullanıp kullanmadığı hususunda ise, ... isimli yazılımın kurulu ve çalışır vaziyette olduğunun tutanak  ile tespit edildiği buna rağmen davalı tarafından kullanıma ilişkin fatura veya yasal yazılı bir belge sunmaması nedeniyle kullanımın hukuka aykırı bir kullanım olduğu gerekçesiyle tazminat ödenmesine karar vermiştir.  Davalı vekilince ilk derece mahkemesi kararı istinaf edilmiştir.  İstinaf başvurusu,  davalı tarafça, davacının ortak kusurunun bulunduğu ileri sürüldüğünden, mahkemece BK 43. Madde gereğince davacının ortak kusurunun bulunup bulunmadığının incelenmesi açısından kabul edilerek karar bozulup dosya geri gönderilmiştir. Mahkeme, 1-10.000,00 EURO nun 22/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek devlet bankalarının EURO için uyguladığı en yüksek vadeli mevduat faizi oranı ile fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine..." karar vermiştir. Davalı  vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; dava konusu uyuşmazlıkta yerel mahkeme tarafından "durumun gereği ve özellikleri" göz önüne alınmadan bedel belirlendiğini, zira müvekkil şirket nezdinde mevcut 16 bilgisayardan sadece 1 tanesinde söz konusu programın mevcut olduğunu, programın sadece 22 dakika boyunca aktif olduğunu, delil tespiti dosyasındaki raporda gerçeklikten uzak ve isabetsiz tespitler yapıldığını, ilgili ekran görüntülerinin, programın aktif bir şekilde kullanıldığına dair hiçbir emare göstermediğini, kaldı ki, 6 numaralı ekran görüntüsünde görüldüğü üzere, bilirkişi tarafından, incelenen bilgisayarın tüm sistemini kapsayacak şekilde doğrudan hedefe yönelik dosya taraması yapıldığını ve ".pln" uzantısına ait yalnızca bir adet proje dosyası bulunduğunun tespit edildiğini (".pln" uzantısı, ... programının oluşturduğu proje dosyalarına verdiği uzantı adlandırmasıdır), yalnızca bir adet test amaçlı oluşturulan örnek projenin, müvekkili firmanın programı aktif bir şekilde kullanmadığını açıkça gösterdiğini, bu raporda programın kaç dakika açık kaldığı ve kaç dakika kullanıldığı belirtilmemiş olmakla birlikte, müvekkilinin bu programı toplamda 22 dakika aktif ettiğini, hiç kullanmadığını ve çizim yapmadığını, hiç kullanılmayan bir ürün için 2,5 katı oranında (3.800X2,6=10.000 Euro) tazminat istenmesi ve yerel mahkemenin kendisini davacının talebiyle bağlı görerek 2,5 kat tazminata hükmetmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle beraber tazminata hükmedilecek ise 1 kat oranında tazminata karar verilmesinin hukuka uygun olacağını, müvekkili şirketin dava konusu eseri deneme amaçlı indirdiğini, dava konusu yazılımın, bilgisayarlar üzerinde mimari tasarım yapmaya yarayan bir bilgisayar programı olduğunu, söz konusu programın, davacı firmanın kendi web sayfasında bulunan bağlantı linkleri aracılığı ile herhangi bir kayıt veya ödeme işlemi gerçekleştirmeden kolayca indirilebildiğini, davacının eserini, kendi firmasının internet sayfasından dileyen herkesin erişimine açık olacak şekilde bağlantı linkleri vererek, indirilmesine ve kullanılmasına açıkça rıza gösterdiğini, davacının kullanımı engellemeyerek kullanıcılardan tazminat alma yoluna gittiğini, bu durumun hakkın kötüye kullanımı olduğu gerekçeleriyle istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf mahkemesi, Davanın, bilgisayar yazılımının izinsiz kullanılması  ve bu şekilde FSEK’ten kaynaklanan mali haklarına tecavüz edildiği iddiasıyla açılan maddi tazminat davası olduğu, hükmedilecek tazminatın rayiç bedelin üç katından daha az artırılması konusunda hakimin takdir hakkı mevcut olmadığı, bilirkişi raporları ile davalının bilgisayarında kullanıldığı tespit edilen ve mali hakları davacıya ait olan ... isimli yazılımın tespit tarihinde piyasada olan son sürümü olduğunun tespit edildiği, bu nedenle rayiç bedelinden indirim yapılmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davacıya ait yazılımın deneme amaçlı yalnızca DEMO olarak indirilebildiği, programın tüm özelliklerinin DEMO üzerinde bulunmadığı, davalının ise yazılımı kullanarak çizimler hazırladığının tespit edildiği, ayrıca yazılımın deneme süresi olan 30 günlük süreden sonra kodunun kırılarak kullanılabileceği, bu nedenle davacının olayda mütefarik kusur teşkil edecek bir eyleminin bulunmadığının dosya kapsamından anlaşıldığı gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar vermiştir.  14/07/2025 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/1018 E:2025/808FSEK m. 68'deki üç kat tazminat-Farazi sözleşme ilişkisiDava konusunun, davacının telif haklarına sahip olduğunu ileri sürdüğü müzayede.com veri tabanının, kontrol panelinin, canlı müzayede sisteminin davalı tarafça kopyalandığının ve kullanılarak haksız çıkar sağlandığının ileri sürülmesi olduğu anlaşılmaktadır. Davacı, yargılama neticesinde rayiç bedelin belirlenerek bu bedelin üç katının tespiti ve davalı şirket kuruluşundan beri bu yazılımı kullanarak müzayedeler düzenleyip gelir elde ettiğinden, bu gelirin tespiti ile bu iki bedelden hangisi yüksek ise o bedelin en yüksek ticari faizi ile tahsilini talep etmiştir. Ayrıca davalı şirketin işyerinde yazılımın yüklü olduğu bilgisayarların toplatılması yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi; davacı tarafça 50.000,00 TL teminat yatırılması karşısında davalıya ait bilgisayarlarda tespit edilen davacı tarafın hak sahibi olduğu ....com web sitesinde kullanılan yazılımın davalı bilgisayarlardan silinmesine, silinmesi mümkün olmaz ise programın yüklü olduğu bilgisayarların muhafaza altına alınmasına karar vermiştir. Davalı taraf, dosyaya sunulan sözleşmenin kendi faaliyet alanı ile bağlantısının bulunmaması ve  otomobil ve gayrimenkul müzayede sistemlerinin farklı olması nedeniyle ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi:  davalı tarafın Dell marka bilgisayarında davacı tarafın lisans hakkı sahibi olduğu müzayede yazılımının kurulu olduğu, bu haliyle davalı eyleminin davacının çoğaltma hakkını ihlal eder mahiyette olduğunun yaklaşık olarak ihlal edildiğinin sabit olduğu ve verilen tedbirin yerinde olduğu, ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın reddine karar vermek gerektiği gerekçeleriyle ihtiyati tedbire itirazın ve teminatın iadesi talebinin reddine karar vermiştir. Davalı vekili kararı istinaf etmiştir. İstinaf Mahkemesi, davacının talebinin 5846 Sayılı FSEK 68. maddesine dayalı tazminat davası olduğu, davacının ihtiyati tedbir talebinin ise "yazılımın davalı bilgisayarlarından silinmesi, silinmesi mümkün olmazsa bilgisayarların muhafaza altına alınmasına" yani ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasının teminine ilişkin olduğunun anlaşıldığı, doktrin ve yargı kararlarında FSEK 68. Madde düzenlenen üç kata kadar tazminat talebinin medeni ceza olduğu ve mali hakları ihlal edilen eser sahibinin rayiç bedelin üç katına kadar tazminat talep edilmesi ve mahkemece bu yönde tazminata hükmedilmesi halinde, taraflar arasında farazi sözleşme ilişkisi kurularak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasının amaçlandığının kabul edileceği, davacı tarafça FSEK 68. Maddeye dayalı tazminat talep edilmekle, davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile tedbir talebinin kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığının anlaşıldığı gerekçesi ile davacılar vekilinin katılma yolu ile istinaf başvurusunun HMK 341. Madde ve HMK 352.madde gereğince usulden reddine davalı vekilinin  istinaf başvurusunun kabulüne karar vermiştir. 10/07/2025
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk DairesiK:2025/1025 E:2025/541Dava konusunun ticari ilişkiden kaynaklanan ücret alacağına değil FSEK'teki eser sahibi haklarına ilişkin olduğu hakkında görev uyuşmazlığıDavacı, proje müellifi ve teknik uygulama sorumlusu olduğunu, özgün mimari sanat niteliği taşıyacak şekilde projelendirilen eserde proje müellifi olarak davalı ... imzası ile ruhsat alındığını, projenin telif hakları kendisine ait olmasına rağmen proje bedelinin kendisine ödenmediğini, ... Mahallesi ... ada ... parselde yer alan ... projesinin kitle taslağı projesinin kendisince hazırlandığını, telif hakları proje bedelinin kendisine ödenmediğini, bu eserlerin TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi’ne tescil edildiğini belirterek; FSEK m. 21, 22, 23, 24 ve 25. maddelerindeki hakların ihlali nedeniyle FSEK 68/1 uyarınca tazminatın, ihtiyati tedbir, tecavüzün ref’i ve eski hale getirilmesine, FSEK m. 70/2 uyarınca projede değişiklik nedeniyle elde edilen karın faizi ile birlikte, FSEK 70/3 maddesi uyarınca elde edilen bina rayiç değeri ve fazladan ticari karın faizi ile birlikte ödenmesini, kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ise bahse konu  projenin çiziminin kendisi tarafından yapıldığını, mimari müellifi olduğu, davacı ile bu projeler bakımından belediyeden ruhsat alınmak üzere belli başlı uyumlama ve idari bir takım işlerin yapılması için proje bazlı anlaşma yapıldığını, kendisine anlaşılan ücretlerin ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, davacının yaptığı projenin FSEK kapsamında olmadığı, davalı ile şifai sözleşme kapsamında projeler çizdiği, taraflar arasında hizmet sözleşmesinden kaynaklanan ücret alacağı olduğu, iki tarafında da tacir olmaması nedenleriyle mahkemenin eldeki dava yönünden görevsiz olduğu, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna karar vermiş, karara karşı davacı tarafından istinafa başvurulmuştur.  İstinaf Mahkemesinde: davanın, mimari projenin izinsiz kullanılmasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olduğu, 5846 sayılı Yasa'nın 76. maddesinde bu kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden kaynaklı uyuşmazlıklara ihtisas mahkemesi niteliğindeki fikri ve sınai haklar hukuk mahkemelerince bakılacağı, eldeki dava davacının talebinin, ... İli ... İlçesi  ... Ada .. Parsel ve.... İli ... İlçesi...Ada ... Parselde bulunan projelerin  müellifi olduğu ileri sürülen davacının 5846 sayılı FSEK'ten doğan maddi haklarından FSEK 21, 22, 23, 24 ve 25 maddelerindeki hakların ihlali dolayısıyla FSEK 68/1 madde hükmü gereğince sözleşme yapılması halinde 2 adet eser için  bedelin 3 katı olan tazminatın tahsiline, FSEK 14, 15 ve 16 maddelerinde sayılan hakların ihlali, davacının şeref ve itibarının  zedelenmesi nedenleriyle FSEK 70/1 hükmü gereği  manevi tazminat talep hakkının saklı tutulmasına, tecavüzün ref'i ve eserin eski haline getirilmesine, FSEK 70/2-3 maddesi gereğince projede değişiklik nedeniyle elde edilen karın tahsiline, FSEK 78. madde gereğince kararın ilanın istemine ilişkin olduğunun anlaşıldığını, somut olayda davacı tarafından anılan estetik niteliğe sahip özgün mimari sanat niteliği taşıyacak şekilde projelendirilen tasarımın proje müellifi olduğu, eserin izinsiz kullanıldığı ve  telif haklarının ödenmediği ileri sürülerek 5846 sayılı FSEK kapsamında talepte bulunulmuş olduğu ve  iddianın ileri sürülüş şekline göre uyuşmazlığın çözümünde FSEK'nin 76. maddesi uyarınca Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu, bu çerçevede tarafların tüm delilleri tartışılıp ve özelikle davacının rapora yönelik çelişki itirazı üzerinde durulup, gerekiyorsa çelişkinin giderilmesi için aralarında mimari alanında uzman sektör bilirkişisi ile fikir ve sanat eserleri alanında teknik ve hesap  bilirkişilerinden oluşacak bilirkişi kurulundan yeniden rapor alınıp oluşacak sonuca göre  tüm talepleri karşılayacak şekilde davanın esası hakkında karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle davacının istinaf başvurusunun kabulüne ve ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 03.07.2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK: 2025/843 E: 2025/586FSEK m.77 gereğince ihtiyati tedbir kararı verilmesinde yaklaşık ispatDavacı Meslek Birliği,  FSEK m.80 ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince üzerinde hak sahibi bulundukları repertuvarda yer alan fonogramların izinsiz olarak kullanıldığının tespit edilmesi üzerine davalı ... A.Ş'ne sözleşmeye davet ve ihtar gönderildiğini, ihtarnameye herhangi bir cevap verilmediğini ve müvekkili meslek birliğinin repertuvarına dahil fonogramların umuma iletimin yapılmaya devam ettiğini, bunun üzerine İstanbul 3.FSHHM'nin 2023/147 D. İş sayılı dosyası ile delil tespiti talebinde bulunduklarını, ilgili dosyada alınan bilirkişi raporu ile ... adı ile gerçekleştirilen hizmet kapsamında yer alan içeriklerde müvekkili meslek birliğinin repertuvarına dahil pek çok fonogramın izinsiz olarak umuma iletiminin yapıldığının ve izinsiz olarak yeniden iletiminin yapıldığının tespit edildiğini, bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edilmesinden sonra tespit edilen ilgili içerikleri platformdan 3 gün içerisinde çıkarmaları ihtarında bulunduklarını, verilen süre içerisinde ihtarda belirtilen içeriklerin çıkarılmadığını, bunun üzerine İstanbul 3.FSHHM'nin 2024/68 D. İş sayılı dosyası ile delil tespiti talebinde bulunduklarını ve İstanbul 3.FSHHM'nin 2023/147 D. İş sayılı dosyası ile TOD platformunda bulunduğu tespit edilen fonogramlardan hangilerinin halen yayınlanmaya devam ettiğinin ve müvekkilinin hak sahipliğinin tespiti talebinde bulunduklarını, İstanbul 3.FSHHM'nin 2024/68 D. İş sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunda umuma iletimin yapıldığı ve müvekkili meslek birliğinin hak sahipliği  tespit edildiği fonogramlardan şimdilik 04/09/2024 tarihli ihtarname ekinde dilekçede bildirilen fonogramların umuma iletiminin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir talebinde bulunduklarını, karşı tarafın 2000'li yıllarda ... adı ile kurulduğunu, 2012 yılında unvan değiştirdiğini, müvekkili ile karşı taraf arasında 2010 yılında "Lisans Sözleşmesi" imzalandığını, ...'ün 2016 yılında ...'a satılmasından sonra bir tarafta ... ve ... diğer tarafta karşı taraf ve uydu platformunda yer alan ...'e ait radyo ve TV kuruluşları ile yeni bir lisans sözleşmesi imzalandığını, sözleşme ile verilen "umuma iletim hakkı" gereğince verilen lisansın yalnızca uydu platform işletmecisi vasıtasıyla abonelere iletimi ile sınırlı olduğunu, karşı tarafın ...'ün satılmasından önce ve sonrasında bu medya grubunun lokomotif şirketi konumunda olduğunu, müvekkil ile imzalanmış olan lisans sözleşmesi kapsamındaki tüm ödemelerin Krea şirketi tarafından yapıldığını, diğer karşı taraf ... Yay. A.Ş.'nin ise kurucu ortağı ve tüm hisselerinin sahibinin ... Holding A.Ş. olduğunu, bu şirketin diğer grup şirketler ile aynı adreste faaliyet gösterdiğini, ... şirketinin hisselerinin tamamına ise Krea'nın sahip olduğunu, dolayısıyla ... şirketinin ... şirketinin yavru şirketi konumunda olduğunu, FSEK hükümleri uyarınca müvekkili meslek birliğinin tedbir talep etme hakkının bulunduğunu, Türkiye'de ... hizmetinin 2016 yılından itibaren müvekkili meslek birliği repertuvarında yer alan fonogramların umuma iletimini yapmaya devam ettiğini, geçmiş yıllardaki izinsiz kullanımlar ile İstanbul 3.FSHHM'nin 2023/147 D. İş ve 2024/68 D. İş sayılı dosyalarında alınan bilirkişi raporları doğrultusunda karşı tarafın umuma iletimlere devam edeceğine dair kuvvetli bir karine oluştuğunu belirterek, dilekçede belirtilen ..., ... ve ... isimli yapımlara ve fonogramlarının umuma iletiminin tedbiren önlenmesine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi, 2024/119  D.İş, sayılı 30.01.2025 tarihli  ihtiyati tedbir kararının kabulüne dair ara karar ile "Talep eden vekilinin tedbir talebinin 250.000,00 TL teminat mukabilinde kabulü ile; HMK 389 vd. maddeleri gereğince işbu kararın tebliği tarihinden itibaren 1 hafta içinde taktiren 250.000,00 TL nakit veya kesin ve süresiz banka teminat mektubu sunulduğu takdirde; Dosya kapsamına alınan raporlar ile yaklaşık ispat şartı yerine getirilmiş olduğundan aleyhine tedbir istenenlerin, tedbir talep edenin repertuvarında yer alan, www...org adlı internet sitesinde bilgileri bulunan ve dosya kapsamına alınan 15.11.2024 tarihli kök bilirkişi raporu ile tespit edilen  fonogram yapımcılarına ait fonogramların ... platform hizmeti kapsamında (www...com.tr) adlı internet sitesinden ve tablet, telefon veya mobil cihazlardan ulaşım sağlanabilen ... uygulamasından umuma iletiminin/yeniden iletiminin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 77'nci maddesi gereğince tedbiren önlenmesine"  karar vermiştir. Davalı vekili, aynı taraflar arasında, aynı taleple İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 03.09.2024 tarihli 2024/96 D.İş sayılı dosyasında MÜYAP’ın ihtiyati tedbir talebinin reddedildiğini, bu ret kararında ... ile ... arasında 2016 tarihli bir lisans sözleşmesinin mevcut olduğu ve sözleşmenin halen sona erdiğine dair bir belge sunulmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığının belirtildiğini, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun da İstanbul BAM 16. Hukuk Dairesi’nce reddedildiğini ileri sürerek, mevcut ihtiyati tedbir kararının daha önceki aynı nitelikteki başvuru ve kararlarla çeliştiğini, sözleşme ilişkisinin ve kullanımın hukuka aykırılığının ancak yargılama ile belirlenebileceğini, bu nedenle ihtiyati tedbir kararının usul, yasa ve içtihatlara aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece, "2024/119 değişik iş sayılı dosyasında verilen ihtiyati tedbir kararına yönelik itirazların reddine" karar verilmiştir. Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbir kararından sonra esas hakkında davanın süresi içinde açılmadığını, bu durumda ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalkması gerektiğini, ihtiyati tedbirin şartları oluşmadığını, meslek birliği ve müvekkili şirket ... Prodüksiyon A.Ş. arasında lisans sözleşmesi bulunması nedeniyle talep eden tarafından ileri sürülen iddiaların sözleşme kapsamında olup olmadığının incelenmesi için yargılama yapılması gerektiğini,  taraflar arasında ihtilaf oluşturan ve esasa dair hususların incelenmesi elzem olan huzurdaki konu hakkında yargılama yapılmasına gerek duyulmadan ihtiyati tedbir kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, imzalanan sözleşme çerçevesinde müvekkili şirket ... tarafından lisans bedellerinin ödendiğini, mahkemece aksi kanaatte olunması halinde davacı tarafından kanuni şartlar yerine getirilmediğinden taleplerinin reddi gerektiğini, kullanımın sözleşme kapsamında olup mahkemece tespiti gerektiğini, mahkeme aksi kanaatte ise verilen ihtiyati tedbir kararının kanunda aranan şartlara aykırı olup kararın nasıl uygulanacağı yönünden tereddüt bulunduğunu, tedbir kararında neyin üzerinde ve ne tür bir tedbire karar verildiğinin yazılması gerektiğini, canlı olarak yayınlanan radyo kanallarına ilişkin uygulanacak tedbirin nasıl olması gerektiği yönünde bir karar verilmediğini, teminat miktarının yetersiz olduğunu beyanla, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiş, Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; mahkemenin ihtiyati tedbir kararı akabinde esas davanın yasal süresi içinde ikame edildiğini, e-tebligatın 04.02.2024 tarihinde kendilerine tebliğ edilmiş sayıldığını, akabinde derhal teminat mektubu sunarak 06.02.2025 tarihinde kararın uygulanmasının talep edildiğini ve ara kararların yasal süresi içinde yerine getirildiğini, mahkemece kabul edilen ihtiyati tedbir taleplerinin tüm şartlarının oluştuğunu, davalıların müvekkili meslek birliği ile "..."nu da kapsayan bir sözleşmesi bulunmadığından kullanımların sözleşme kapsamında olmayıp ihlal niteliğinde olduğunu, davalılar vekilinin yargılama yapılarak davalı kullanımlarının sözleşme kapsamında olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği, sadece lafzi yorumla yetinilmemesi gerektiği yönündeki itirazlarının mesnetsiz olup tüm bu nedenlerle davalıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davanın, davacı meslek birliğine üye olanlara ait fonogramları, ... adlı platformda ve söz konusu platforma bağlı uygulamalarda işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim yoluyla gerçekleşen mali haklara tecavüzün FSEK’in 69’uncu maddesi uyarınca menine karar verilmesi istemine ilişkin olduğu anlaşılmakla mevcut yargılama işlemleri ve bilirkişi raporları doğrultusunda davalı yanca gerçekleşen kullanımların   izinsiz gerçekleştirildiği konusunda yaklaşık ispat şartının sağlanmış olduğu, tedbir  kararlarının yargılamanın seyrine göre her zaman yeniden değerlendirilebileceği, delil tespitine bağlı olarak elde edilen delillere göre yeniden tedbir istenebileceği, bu nedenle aynı konuda tedbir istendiği ve bu talebin daha önce reddedildiği yönündeki itirazların hukuken dinlenebilir olmadığı, FSEK 77. maddesi ve HMK 389. maddeleri kapsamında yasal şartları oluşan tedbir talebinin makul düzeyde belirlenen teminat karşılığında kabulü ve itirazın reddine dair verilen kararların dosya kapsamı ve hukuka uygun olduğu ayrıca esasa ilişkin davanın tedbir kararı uygulandıktan sonra (06.02.2025) HMK 397 maddesi gereğince iki haftalık süre içinde 20.02.2024 tarihinde açıldığı , ancak D.iş olarak  4. FSHHM'ne 2025/33 D.İş  numarası ile  tevzi edildiği, mahkemece dosyanın esas dava sırasına göre tevzi edilmek üzere tevzi bürosuna gönderildiği bu nedenle tedbirin kendiliğinden kalktığına dair istinaf sebebinde haklılık bulunmadığı, davalı vekilinin istinaf talebinin reddi gerektiği anlaşılmıştır. Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. 29/05/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/814 E:2023/205Esinlenme-Program formatlarının eser mahiyeti olup olmadığıDavacı, sosyal medya platformlarında ağırlıklı, hitap ettiği kitle açısından tanınan, bağımsız bir dijital içerik üreticisi olduğunu, içeriklerinin çeşitli sosyal medya sosyal medya platformlarında yayınlandığını, ...’ın 11.09.2020 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... Başvuru Numarası ile 35-1, 35-2,35-3, 38-1, 38-2, 38-3, 41-2, 41-3, 41-4, 41-5, 41-6 ve 41-7 marka sınıflarında Ticaret/ Hizmet Markası olarak tescil başvurusu yapılmış ve inceleme süreci  tamamlanarak 07.01.2021 tarihinde yayın kararı alınmış olan bir marka olduğunu; sahibi olduğu Youtube kanallarından, "Kirli Konuşma" başlıklı bir video serisi  yayınladığını, davalıların ise yaklaşık iki yıl sonra kendi yayınlarının aynısı olduğunu tespit ettiği türde 6 adet yayın yaptığını bu kişilere tecavüzü sonlandırmaları ihtaren bildirilmişse de, bu ihtarların tamamının yanıtsız kaldığını ifade ederek fikir ve sanat eseri sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüzün ref'i, önlenmesi ve tazmini davası açmıştır. Davalılar vekili cevap dilekçesinde  müvekkilleri ... ve ...ın ... kanalı adı altında faaliyet yürüten, sosyal medya platformlarında ağırlıklı olarak içerik üreten, hitap ettiği kitle açısından meşhur ve maruf, bağımsız bir dijital içerik üreticisi olduğunu, salt eğlence amacı olmayan müvekkillerinin ağırlıklı olarak çalışmaları toplumsal bilincin dikkatini çekmek olmakla beraber Diyarbakır'da ihtiyaç sahibi gençler için hazırladıkları formatın başta ülke genelinde takdir toplayıp Adalet Bakanı dahil çoğu devlet adamı tarafından paylaşıldığını ve yayınlandığını, bu çalışmaların yanında aynı zamanda sosyal şakalara da yer veren müvekkillerin AVM ve benzeri kamuya açık alanlarda insanların yanında yaptıkları telefon görüşmeleri ile görüşmeye kulak misafiri olan vatandaşların tepkileriyle şakalar yaptıklarını, bu bağlamda davacı vekilinin iddia ettiği içeriklerle tamamen alakasız bir format yapıldığını, dilekçe ekinde de görüleceği üzere 2 yılı aşkın süredir bu tarz içeriklere yer verdiğini, müvekkili tarafından üretilen içeriklerin ...,..., ...,..., ...gibi sosyal medya platformlarında ... adıyla faaliyet yürüttüğünü, ...'nı 11.09.2020 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... Başvuru Numarası ile 35-1, 35-2,35-3, 38-1, 38-2, 38-3, 41-2, 41-3, 41-4, 41-5, 41-6 ve 41-7 marka sınıflarında Ticaret/ Hizmet Markası olarak tescil başvurusu yapıldığını ve inceleme süreci tamamlanarak 07.01.2021 tarihinde yayın kararı alındığını, davacının mahkememizde sunduğu videoların içeriğinden de görüleceği üzere müvekkillerine ait içerikle davacıya ait içerik arasında konu farkı olmakla beraber müvekkillerinin hazırlamış olduğu videolarda muhatap telefon görüşmesine şahit olan o esnadaki dinleyiciyken davacının videolarında direkt olarak izleyicilere bir erkeğin sevgilisi ile yaptığı absürt sohbetler aktarıldığını, bu tür konuşma ve şakaların sadece davacıya ait olmamakla birlikte dünya üzerinde bir çok Youtube içerik üreticisi tarafından kullanıldığını,... ve kanal bilgilerini verdikleri ''...'' adlı kanalda bugünden 4 yıl önce yani davacının yayınladığı...serisinden 2 yıl önce ..., ... isimleriyle yayınlandığını, müvekkillerinin esinlendiği videolardan olduğunu, ancak bu esinlenmenin dışında da bir insanın sevgilisi veya eşiyle yapacağı telefon görüşmesinin parodisini yapmanın bir kuruma veya markaya tesis edilecek veya telif unsuru yapılacak bir dava konusu olmadığını, nitekim bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu bağlamda haksız davanın reddini talep etmiştir. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın cevap dilekçesinde dava dilekçelerini hiç değiştirmeden alarak cevap dilekçesi hazırladıklarını, beyanlarında müvekkilinin markasına ait olduğu dava dilekçelerinde ekli resmi marka başvuru belgesinden anlaşılan hususları, kendi markaları olduğunu iddia ettikleri "..." ya atfettiklerini, cevap dilekçesi ekleriyle herhangi bir şekilde davalıların markası olduğu iddia edilen ...'ya ilişkin olarak Türk Patent ve Marka Kurumu Marka Başvuru Belgesi de ibraz edilemediğini, davalı tarafça dava konusu "..." isimli serilerinin kendi özgün içerikleri olmadığı, davalının esinlendiğini bahsettiği videolarla ikrar olunduğunu, sözde bu hali ile müvekkillerine ait Kirli Konuşma serisinden 2 yıl önce yayımlandığı iddia edilen videonun 10.03.2019 tarihinde, yani müvekkiline ait ... isimli video serisinin 14.11.2018 tarihinde yayımlanan "..." URL adresli  ilk videosundan 4 ay sonra yayımlanmış olan bir video linki olduğu hususları tespit edildiğini, yani davalıların esinlendiklerini iddia ettikleri videonun dahi müvekkiline ait ...serisinin ilk videosundan daha sonra yayımlandığını, davalıların sözde esinlendikleri yabancı Youtube kanalları tarafından bu zamana kadar "..." ya da fikri mülkiyet hukuku kapsamında bir şikayetle karşılaşmamaları, "esinlendikleri" yerli içerik üreticileri bakımından bu durumun olağan karşılanması anlamına gelmemekle birlikte, özgün içerikleri davalılar tarafından 'farklı bir konseptmiş algısı yaratılarak' taklit edilen içerik üreticileri ile markaların dava ve talep haklarını ileri sürmesine de engel olmadığını, ayrıca fikri mülkiyet alanındaki teamül de; esinlenme videosu olsa dahi esinlenilen videonun orijinal içeriğini/yaratıcılarını belirterek ve referans göstererek telif haklarını ihlal etmeden emeğe saygı duymayı gerektirdiğini, yine her videoda konuşma sırasında arka planda, konuşma içeriğine uygun olacak şekilde romantik bir arka plan müziğinin de eklenmiş olması hususları bir arada düşünüldüğünde, davalıların sözde esinlenmelerinin, iddia edildiği şekilde yabancı Youtube kanallarındaki telefonla konuşma şakası versiyonlarından değil, çok bariz şekilde ...-... serisinden kopyalanmış olduğu hususlarının netlik kazanacağını, çünkü, müvekkiline ait ... serisinde de, ana karakter olan "...", aynı şekilde telefondaki kişi ile (sevgili, eş arkadaş vs..) absürt- kısmen romantik- cevapsız soru kalıpları şeklinde ve her münferit soru kalıbının sonuna "...,... şeklindeki soru kalıbını da ekleyerek (Ör: ....?) konuştuğunu, karakter konuşurken, arka planda yine konuşma içeriğine uygun romantik bir müzik yer aldığını, davalılarca ... isimli video serisinin müvekkile ait ...- ...serisinden tamamen farklı olarak kamuya açık bir alanda yapılmış olmasından ötürü iki konseptin farklılık arz edeceğinin iddia edilmesi de abesle iştigal olduğunu, zira, örneklerini de belirttikleri şekilde, müvekkiline ait eserlerdeki tiplemenin genel duruşu, sahip olduğu üslup, konuşma ve hitap tarzları ile konuşmalarının içeriği, telefonun diğer ucundaki taraf ile olan iletişimi ve konuşmanın bağlamları bir bütün olarak göz önüne alındığında davalıların "..." isimli video serisi konseptlerinin bütün içeriği bakımından müvekkiline ait ...-... adlı seriyle birebir aynılık içerdiğini, müvekkiline ait ... serisinde de ana karakter "...", kendisi yalnız olarak değil, "..." ve "..." yan karakterlerinin yanında, yani davalıların da kopyaladıkları şekilde, yine üçüncü bir şahsın duyacağı şekilde konuştuklarını, bu durumda davalıların farklılık olduğunu iddia ettikleri tek unsurun da dayanaksız kaldığını, ayrıca açıkça anlaşılacağı üzere, esinlenildiği iddia edilen yabancı video içeriklerinde "..." gibi bir kalıp da kullanılmadığını, belirttikleri sebeplerle davalıların video içeriklerinin tüm konsepti, aynen ve birebir müvekkiline ait Kirli konuşma serisinden kopyalandığını açıklanan nedenlerle delilleri kısmında belirtilen delillerin toplanmasını, bu kapsamda içerikte belirtilen kurum ve kuruluşlara müzekkere yazılmasını, davalarının kabulü ile öncelikle, kamuoyuna sunulmuş "..." isimli video serisi ve bu seride bulunan karakterlerin  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri  Kanunu'nun 5. maddesi kapsamında, (fikri ve sanatsal çaba ile sahibinin hususiyeti taşıma şartlarını bir arada içermesi nedeniyle) bir sinema eseri olduğunun tespitini, davalılar tarafından  ... kanalı ile kendi şahsi isimleri adına olan ...hesapları (... ve ...) üzerinden yayımlanan, "..." isimli video serisinin (...), müvekkilin sinema eser sahipliğinden kaynaklanan (fikir ve sanat eseri sahipliğinden kaynaklanan) haklarını ihlal ettiğinin tespiti ile tecavüzün ref'ini, davalıların aynı içerikte video üretimine devam etmeleri ve bu hususu sosyal medya hesapları aracılığı ile kamuoyuna duyurmaları nedeniyle, yayımlanması kesin olan yeni bölümlere ilişkin olarak tecavüzün men'ini, FSEK md. 77 kapsamında tedbir taleplerinin kabulü ile davalıların ... isimli serisine ilişkin videolarının  sosyal medya platformları ile bilimum online mecralarda yayımlanmasının dava sonuna kadar yasaklanmasını, FSEK md. 78 kapsamında hükmün basın/yayında ve sayın mahkemece resen gözetilecek ilan kaynaklarında ilanını, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesi, tüm dosya izahı yapılan mevzuat ve süresinde sunulan deliller kapsamında yapılan bilirkişi incelemesi sonrasında sunulan heyet raporundaki tespitler bir arada değerlendirildiğinde davalıların kullanımlarının davacının eser niteliğindeki formattan kaynaklı mali ve manevi haklarına tecavüz teşkil ettiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile  davalılarca sosyal medya hesapları üzerinden kullanılan "...1'den 6'ya kadar seri olarak" yayınlanan videoların davacının eser hak sahipliğine tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, ortadan kaldırılmasına bu kapsamda bahse konu video serisinin ilgili site ve internet kullanımlarından kaldırılmasına şeklindeki gerekçeleri ile davanın kabulü ile davalılarca sosyal medya hesapları üzerinden kullanılan "...'den 6'ya kadar seri olarak" yayınlanan videoların davacının eser hak sahipliğine tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, ortadan kaldırılmasına bu kapsamda bahse konu video serisinin ilgili site ve internet kullanımlarından kaldırılmasına karar vermiştir. Davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuş İstinaf Mahkemesi; bilirkişi raporunda yer alan “davacı videolarının herkesçe kullanılan parodiler olmadığı, “...” özelliğine haiz olup, “...” kapsamında olduğu ifadesine dayanılarak davacı videolarının, yabancı içeriklere göre farklılık ve hususiyet taşıdığı, davacı içerik üretimlerinin Eylül 2018, Kasım 2018 ve Kasım 2019 tarihlerinde “...” isimli youtube kanalında, davalı içerik üretimlerinin ise Kasım 2020, Aralık 2020 ve Ocak 2021 tarihlerinde “...” isimli youtube kanalında yayınlanmış olduğu, dolayısıyla davacının önceliğinin bulunduğu, davalı tarafça savunma olarak sunulan yurt dışı kaynaklı videolardan “...” videolarının davacıdan önce,  “...” videosunun davacıdan sonra yayınlanmış olduğu, eserlerin (davacı ve davalı) esas içeriği açısından benzerliklerin büyük oranda olduğu, farklılıkların ihlali önleyecek düzeyde olmadığı, davalının bazı farklılıklara rağmen kendi hususiyetini taşıyan bir içerik oluşturmadığı, davalı kullanımlarının davacı eserlerine tecavüz niteliği taşıdığının tespit edildiği" belirtilmiştir. FSEK'in 1/B maddesinde öngörülen tanım dikkate alındığında bir fikir ve sanat ürününün eser olarak nitelendirilebilmesi için iki unsuru haiz olması gerektiği, bunlardan ilkinin, fikir ve sanat ürününün "sahibinin hususiyetini taşıması", ikincisinin ise "kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olması" olduğu somut olayda toplanan tüm delillere birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında kullanılan aksesuarlar (Güneş gözlüğü, bilgisayar ve telefon) açısından benzerlikler olduğu, davalı videolarının açık ortamda olmasından kaynaklı farklılaşmalar olmakla birlikte ana  karakterlerin aynı olduğu, yapılan cinsel içerikli esprilerin absürt mizah türünde olduğu, hem davacı, hem de davalı videolarında kullanılmış olan absürt esprilerin (cinsel içerikli konuşmaların) yapılış şekilleri, esprileri yapan şahısların konuşma şekilleri, esprilerin anlam bakımından içerikleri, kullanılan aygıtlar (güneş gözlüğü, bilgisayar ve telefon), espriler esnasında alt fonda kullanılmış olan müzik (seksi bir müzik),  her iki videoda da espriler dışında normal konuşmaların yapılmış olduğu esnada fon müziğinin kesilmiş olması gibi unsurlar bakımından incelenen videolar arasında ayniyet olduğu, esprili konuşmaların altında içerikle uyuşan alt fon müziğinin yer aldığı, espri dışında kalan normal konuşmalar yapıldığında ise fon müziğinin kaldırıldığı, kullanılan mekanlar (Açıkhava, kapalı ortam) açısından farklılıklar olduğu, ortam farkından kaynaklı esprilere tanıklık edenlerin farklı olduğu, görüldüğü, eserin esas içeriği açısından benzerliklerin büyük oranda olduğu, davalı tarafından kullanılan farklılıkların ihlali önleyecek düzeyde olmadığı, davalının bazı farklılıklara rağmen kendi hususiyetini taşıyan bir içerik oluşturmadığı, davacı içerik üretimlerinin Eylül 2018, Kasım 2018 ve Kasım 2019 tarihlerinde “...” isimli Youtube kanalında, davalı içerik üretimlerinin ise Kasım 2020, Aralık 2020 ve Ocak 2021 tarihlerinde “...” isimli Youtube kanalında yayınlanmış olduğu, dolayısıyla davacının önceliğinin bulunduğu, davalı tarafça savunma olarak sunulan yurt dışı kaynaklı  “...” videoları davacınınkilerden önce yayınlanmış ise de yayınlanan “...” videolarında, aksesuarların, mekanın, karakterlerin, fon  müziği kullanımlarının, davacı videolarından  farklı olduğu, bu farklılıklar ölçüsünde davacının yabancı video içeriklerinden farklı, hususiyet taşıyan içerik üretmiş olduğu  bilirkişi raporu ile tespit edildiğinden davalıların bu yöndeki istinafı da yerinde görülmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından istinaf başvurusu reddedilmiştir.   29/05/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/734 E:2025/575Gazete mündereceatı istisnasının aşılıp aşılmadığı (FSEK m. 36)-İhtisas mahkemesinin görev kapsamıDavacı vekili, müvekkili şirketin web sitesinde yayınlanan müvekkili şirketçe hazırlanmış haber içeriklerinin davalı şirket tarafından ticari amaçlarla izinsiz şekilde kullanıldığını, müvekkili şirketin internet sitesinde, telif hakkı kapsamında içeriklerin izin alınmadan kaynak gösterilerek dahi iktibas yapılamayacağına dair yasal uyarı bulunduğunu, davalı şirketin https://www...com.tr/ internet sitesinde müvekkili şirketin içeriklerini izinsiz yayınlamasının TTK 54 vd. kapsamında haksız rekabet hükümlerine ihlal teşkil ettiğini ve bu ihlal sayesinde davalının sitesine erişim-tıklanma sayısını artırdığını ve dolayısıyla daha fazla trafik ve reklam aldığını, haksız biçimde elde edilen bu kar sebebiyle davalı aleyhine maddi tazminata hükmedilmesinin tüm şartlarının oluştuğunu iddia ederek dava açmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde; söz konusu haberlerin davacı şirketçe değil muhabirlerce hazırlanması sebebiyle aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, davaya konu internet yayınlarının gazetecilik faaliyeti kapsamında toplumun haber ve bilgi alma ihtiyacı kapsamında iktibas edildiğini dolayısıyla FSEK m. 36 uyarınca iktibas serbestisi kapsamında olduğunu, gazeteciliğin ticari bir faaliyet olmadığını ve haberlerin ticari mal olarak nitelendirilemeyeceğini kaldı ki davacı şirketin iktibas hakkını sarahaten mahfuz tutmadığını, her haberin başında veya sonunda açıkça bu hususun olması gerektiğini, müvekkili şirketin davacı şirketten doğrudan yapılan iktibaslar için kaynak gösterdiğini ancak doğrudan davacıdan yapılmayan iktibaslarda doğal olarak kaynak gösterilmediğini, basının haber verme ve halkın bilgi edinme haklarının “basın özgürlüğü” kapsamında bir hukuka uygunluk sebebi olduğunu, müvekkili şirketin davacının haberlerini kaynak göstererek alıntılamasının, davacı şirketin görünürlüğünü artırdığını dolayısıyla davacı şirketin iktibaslar sayesinde zarara uğramadığını aksine büyük bir gelir elde ettiğini, davanın kabulü halinde, davacı şirketin müvekkil şirketten yaptığı izinsiz iktibaslar sebebiyle takas-mahsup def’inin bulunduğunu iddia ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, davacıya ait haber içeriklerinin davalı tarafından kendi internet sitesi üzerinden izinsiz olarak paylaşıldığı, bu durumun haksız rekabet teşkil ettiği gerekçesiyle; davanın kabulüne ve maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Davalı vekili süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; dava dilekçesinde, hangi haber için ne kadar tazminat talep edildiğinin açıklanmadığını, bu eksikliğin gerekçeli kararda da sürdürüldüğünü, birbirleriyle bağlantısı bulunmayan, haksız rekabet teşkil ettiği ileri sürülen birden fazla yazı/haberin dava konusu olduğunu, gerekçeli kararda da hangi haberlerin dava konusu edildiği açıklanmadığından, aynı haberler için tekrar dava açılmasının söz konusu olabileceğini. -Davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağına yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını. -Gerekçeli kararda rapora atıf yapılmakla yetinildiğini, gerekçenin somut, açık ve anlaşılır şekilde yazılmadığını, davaya konu haberlerin FSEK 36. maddede düzenlenen, iktibas serbestisi kapsamında kaldığına yönelik itirazları ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığını. -Mahkemece hükme esas alınmasa da, gerekçeli kararda hükümle çelişen bilirkişi raporlarına yer verilmemesinin, hangi sebeple sonuncu rapora itibar edildiğinin açıklanmamasının gerekçeli karar hakkının ihlali mahiyetinde bulunduğunu. -Bilirkişi raporuna itirazlarını karşılar mahiyette inceleme yapılmadığını, takas defi ile ilgili olumlu olumsuz karar verilmediğini. -Davacı şirketin hak sahipliğinin araştırılmadığını, haberin muhabirler tarafından hazırlandığını, haberin davacıya ait internet sitesinde yayınlanmasının, o haberin bir başka internet sitesinden alıntılanmasının otomatik olarak engellenmesi sonucunu doğurmayacağını haberin davacıya ait sitede yayınlanmış olsa dahi, haberi yapan muhabir ile davacı arasında eser sözleşmesi mi, yoksa hizmet sözleşmesi mi bulunduğu, haberlerin telif hakkının davacıya ait olup olmadığının araştırılması gerektiğini, röportaj metninin telif hakkının davacı şirkete verilmemesine rağmen, kendilerinden tazminat talep edilmesinin yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ile karar verildiğini. -Tiraj veya hit araştırması yapılmadan karar verilmesinin doğru olmadığını, reeskont faizi talep edilmesine rağmen avans faizine hükmedildiğini. -FSEK 36. madde gereğince gazete münderecatının  iktibasının serbest olduğunu, davacının iktibas hakkını açıkça mahfuz tutmadığını, davacının haberlerinden doğrudan yapılan iktibaslarda kaynak gösterildiğini, iktibasın belli olacak şekilde yapıldığını, ancak doğrudan davacıdan yapılmayan iktibaslarda, doğal olarak davacının kaynak gösterilmediğini, konunun iktibas serbestisi çerçevesinde ve gazeteciliğin "ticari bir faaliyet" haber ve yazıların da birer iş ürünü olmadığı dikkate alınarak değerlendirilerek davanın reddi gerektiğini. -Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davaya konu haberlerin ilim ve edebiyat eseri kabul edilmesinin yanlış olduğunu. -Maddi tazminatın dayanağı kazanç kaybı veya davalının kazanç artışının ispatlanamadığını, hükmolunan tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu, takas definin dikkate alınmadığını ileri sürerek mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.  İstinaf Mahkemesi; “davacı vekilinin dava dilekçesinde; müvekkiline ait olup, müvekkiline ait internet sitesinde yayınlanan haber içeriklerinin, kaynak gösterilerek iktibas yapılamayacağına dair yasal uyarı bulunduğu halde, davalı tarafça internet sitesinde ticari amaçla izinsiz kullanıldığından bahisle, haksız rekabetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminatın tazminini talep ettiği, davalı vekilinin ise; davaya konu internet yayınlarının, gazetecilik faaliyeti kapsamında,  FSEK 36. maddesinde düzenlenen iktibas serbestisi kapsamında olduğunu savunduğunun anlaşıldığı, "Gazete Münderecatı" başlıklı  5846 sayılı FSEK madde 36'da : "Basın Kanununun 15 inci maddesi hükmü mahfuz kalmak üzere basın veya radyo tarafından umuma yayılmış bulunan günlük havadisler ve haberler serbestçe iktibas olunabilir. Gazete veya dergilerde çıkan içtimai, siyasi veya iktisadi günlük meselelere müteallik makale ve fıkraların iktibas hakkı sarahaten mahfuz tutulmamışsa aynen veya işlenmiş şekilde diğer gazete ve dergiler tarafından alınması ve radyo vasıta siyle veya diğer bir suretle yayılması serbesttir. İktibas hakkı mahfuz tutulsa bile sözü geçen makale ve fıkraların kısaltılarak basın özetleri şeklinde alınması, radyo vasıta siyle veya diğer bir suretle yayılması caizdir. Bütün bu hallerde, iktibas edilen gazete, dergi ve ajansın ve eğer bunlar da başka bir kaynaktan alınmışlarsa o kaynağın adı, tarih ve sayısından başka makale sahiplerinin adı, müstear adı veya alameti zikredilmek icap eder." "Haber" başlıklı 5846 sayılı FSEK madde 37'de : "Haber mahiyetinde olmak ve bilgilendirme kapsamını aşmamak kaydıyla, günlük hadiselere bağlı olarak fikir ve sanat eserlerinden bazı parçaların işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan vasıtalara alınması mümkündür. Bu şekilde alınmış parçaların çoğaltılması, yayılması, temsil edilmesi veya radyo ve televizyon gibi araçlarla yayınlanması serbesttir. Bu serbestlik, hak sahibinin hukuki menfaatlerine zarar verecek şekilde veya eserden normal yararlanmaya aykırı biçimde kullanılamaz." 5846 sayılı FSEK 76/1 maddesinde; "Bu Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava ve işler ile bu Kanundan kaynaklanan ceza davalarında görevli mahkeme, Sınai Mülkiyet Kanununun 156'ncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilen mahkemelerdir." hükümlerinin düzenlendiği, davacı tarafça dava dilekçesinde TTK haksız rekabet hükümlerine dayanılmışsa da, maddi vakıaların anlatımı taraflara, hukuki değerlendirme ise mahkemeye ait olmakla, davacıya ait haber içeriklerinin izinsiz olarak, davalı tarafça kendisine ait internet haber sitesinde yayınlandığı ileri sürüldüğünden, mahkemece davanın 5846 sayılı FSEK 36. ve 37. madde kapsamında kaldığı ve ihtisas mahkemesi olan fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devam olunarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçeleriyle, davalı vekilinin sair istinaf sebepleri incelenmeksizin, HMK 355. madde gereğince resen gözetilen sebeplerle istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.  15/05/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/778 E:2023/135Cayma hakkının kullanılması usulü (FSEK m.58)-Mehil verilmesi-Caymaya itiraz davasıDavacı yapımcılık faaliyeti sürdürdüğünü, davalı sanatçı ile bu yapımcılık faaliyeti kapsamında  21.07.2007 tarihinde albüm yapımı ve mali hak devri içeren sözleşmenin imzalandığını, davalının, davacı şirket tarafından yapımcılık faaliyeti yürütülecek olan "..." adlı albüm için icra edeceği eserlerin belirlendiğini ve işbu eserlere ilişkin olarak işleme hakkının, çoğaltma hakkının, yayma hakkının, temsil hakkının, tespit hakkının, işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkının süresiz olarak kendisine devredildiğini, "..." adlı albümün fonogramlara ilişkin kayıt-tescil  belgesinin de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 31.10.2007 tarihinden itibaren kayıt ve tescil olduğunu, davalı tarafın Adalar Noterliği'nin 24.09.2021 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile müvekkili şirket ile imzaladığı sözleşmeden caydığının bildirilmiş olmasına rağmen, cayma hakkının Kanun'da belirtilen usule aykırı olarak kullandığını, cayma bildiriminin geçersiz olduğunu, davalı tarafın müvekkili şirkete uygun bir süre vermediği gibi keşide ettiği tek bir ihtarname ile doğrudan cayma hakkını kullandığını, müvekkili şirketin davalıdan devraldığı mali hakları gerektiği gibi, hukuka ve sektöre uygun bir şekilde kullandığını, somut olay bakımından davalı yanın cayma hakkını kullanması açısından müvekkili şirkete süre vermemesini gerektirecek hallerden hiçbirisinin mevcut olmadığını, bununla birlikte böyle bir halin varlığının ispat külfetinin de davalı tarafta olduğunu, müvekkilinin devraldığı mali haklar kapsamında sözleşmeye uygun bir şekilde "..." adlı albüm için gerekli bandrolleri aldığını, albümün tespit, basım, yayım ve dağıtımını gerçekleştirdiğini, albümü T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde kayıt ve tescil ettirerek eser işletme belgesini aldığını, umuma iletim hakkı kapsamında dijital mecralarda umuma iletimini gerçekleştirdiğini, devraldığı tüm mali hak ve yetkileri gereği gibi kullandığını ve kullanmaya devam ettiğini, eser sahibinin menfaatlerinin esaslı bir şekilde ihlal edilmesi şartının da oluşması gerektiğini, davalı tarafın kanunda belirtilen "hak ve yetkileri gereği gibi kullanmamak ve eser sahibinin menfaatlerini ihlal etmek" şartlarından hiçbirini cayma beyanına gerekçe olarak göstermediğini ve müvekkili şirketin haklarını gereği gibi kullanmadığını veya menfaatlerini ihlal ettiğini iddia etmediğini, davalı yanın "ödeme yapılmadığı" gerekçesiyle cayma hakkını kullanmasının Kanun'a aykırı olduğunu, müvekkili ile davalı arasında imzalanan 21.07.2007 tarihli sözleşmede müvekkilinin davalıya herhangi bir bedel ödeme borcundan bahsedilmediğini, dolayısıyla müvekkili şirketin davalı yana herhangi bir ödeme yapma yükümlülüğünün bulunmadığını, davalı tarafın söz konusu müzik eserleri ile ilgili kendisine ödenmesi gereken bedelleri üyesi olduğu meslek birliği aracılığıyla tahsil edebileceği iddialarıyla dava açtığı görülmüştür. İlk Derece Mahkemesi, davalı tarafça  21.07.2007 tarihli eser mali haklarına ilişkin sözleşmeden cayıldığı davacı tarafa ihtar olunduğu, davacı tarafça süresi içerisinde iş bu dava açıldığı,  FSEK 58 gereği "Cayma hakkını kullanmak isteyen eser sahibi sözleşmedeki hakların kullanılması için noter vasıtasıyla diğer tarafa münasip bir mehil vermeye mecburdur." hükmünü ihtiva etmekte ise de davacının gerek dava dilekçesinde gerekçe aşamalardaki beyanlarında sözleşme hükümleri gereği ödeme yükümlülüklerinin bulunmadığı, ödeme yapılmamasının caymayı haklı kılmayacağı iddiaları ve ödeme noktasında herhangi bir irade ortaya koymadığı dikkate alındığında mehil tayinine lüzum olmadığı, hak devrine rağmen 15 senedir herhangi bir ödeme almamış olan davalıdan, ödemeye ilişkin hüküm içermeyen bir sözleşmeye ilişkin olarak mehil verilmesinin beklenemeyeceği gibi mehil verilmesi halinde menfaatlerinin esaslı surette tehlikeye düştüğünün kabulünün gerektiği, doğrudan sözleşmeden cayabileceği sonucuna ulaşılmış davanın niteliği dosya kapsamı itibarı ile bilirkişi incelemesini gerektirir bir durumun bulunmadığı anlaşılmakla davacının sübut bulmayan davasının reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Davacı tarafından karar istinaf edilmiştir. İstinaf Mahkemesi, “21.07.2007 tarihli eser mali haklarına ilişkin sözleşme düzenlendiği adı geçen sanatçı tarafından icra edilmiş bulunan adı geçen müzik eserleri sayı ve süre ile sınırlandırılmamış biçimde MC, CD, VCD, DVD gibi her türlü görüntülü veya görüntüsüz ses ve görüntü taşıyıcıları da kullanılacağı, adı geçen müzik eserlerinin işleme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı, tespit hakkı, işaret ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı süresiz olarak adı geçen firmaya ait olduğunun belirtildiği, sözleşmede herhangi bir bedel kararlaştırılmadığı, davalı sanatçı tarafından davacıya Adalar Noterliği'ne ait  24/11/2021 tarih ... yevmiye nolu  ihtarname gönderilerek cayma hakkının kullanıldığı bildirilmişse de, davalı tarafça davalıya münasip bir mehil verilmediğinin anlaşıldığı, 5846 sayılı FSEK 58. madde düzenlemesinden, cayma hakkının kullanılabilmesi için kural olarak uygun bir mehil verilmesinin şart olduğu, davalı tarafça mehil verilmesi gerekmeyen yasal hallerin mevcudiyeti ispat olunamazsa, mehil içermeyen bir ihtara dayanılarak cayma hakkının kullanılamayacağı, bunun sonucu olarak da, sözleşmenin varlığı ve geçerliliğini korumaya devam edeceğinin anlaşıldığı, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25/12/1997 tarihli, 1997/4440 Esas- 1997/9678 Karar sayılı kararı)  FSEK 58/2 maddesinde; "...Hakkın kullanılması, iktisap eden kimse için imkansız olur veya tarafından reddedilir yahut bir mehil verilmesi halinde eser sahibinin menfaatleri esaslı surette tehlikeye düşmekte ise mehil tayinine lüzum yoktur." hükmünün düzenlendiği, İlk derece mahkemesince, hak devrine rağmen davalı sanatçının 15 yıl ödeme almadığı, davalıdan ödemeye ilişkin hüküm içermeyen bir sözleşmeye ilişkin mehil verilmesinin beklenemeyeceği, davalının menfaatlerinin esaslı surette tehlikeye düştüğünün kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmışsa da; davalı tarafça davacının devredilen hakları kullanmadığının ileri sürülmediği, sözleşmede hakların bedelsiz devrinin kararlaştırıldığı, bu durumun mehil tayinini gerektirmeyeceğinin kabulünün hatalı olduğu, kaldı ki mehil verilmesi halinde eser sahibinin menfaatlerinin esaslı surette tehlikeye düşeceğinin de iddia ve ispat edilemediği anlaşılmakla, mahkemece davanın kabulü ile, usulüne uygun olarak mehil verilmeden kullanılan caymanın iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi yerinde yerinde görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermiştir.15/05/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2025/601 E:2025/489FSEK m.84 yollamasıyla TTK haksız rekabet uyuşmazlıklarında görevli yerin ihtisas mahkemesi olmasıDavacı tarafından kendilerinden izin alınmaksızın yahut kendilerine atıf yapılmaksızın davalı şirketin yayıncısı olduğu “...” internet haber sitesi tarafından haberin ve haberi oluşturan video görselinin kaynağı belirtilmeksizin davacı şirket logosu bulanıklaştırılmak sureti ile paylaşıldığı, söz konusu eylemlerin haksız rekabet teşkil edip hem Basın Kanunu'na hem de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na aykırılık teşkil ettiği, ilgili paylaşımlar yapılırken davacı şirketin adına yer verilmesi gerektiği gibi; muhabir, kameraman ve sair emek sahibi kişilerin de isimlerine yer verilmesi gerektiği iddiasıyla davanın açıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi;  “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile Sınai Mülkiyet Kanunu'ndan doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğu, davacı vekilinin, eldeki davada açıkça Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda yer alan 36 ve 37.maddelerine dayalı talepte bulunduğu, davaya konu fotoğrafın 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) anlamında "eser" veya "güzel sanat eseri" niteliğinin bulunmadığı, bu nedenle FSEK kapsamında "eser" olarak koruma bulmasının mümkün olmadığı, ancak eser niteliğinde olmasa da davacının iş ürünü olan fotoğrafın izin alınmaksızın alıntılanmak suretiyle davalı tarafça kullanılması suretiyle ortaya çıkan fiilin, FSEK md. 84 ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Haksız Rekabet"e ilişkin 55 ve 56 maddeleri kapsamında "haksız rekabet" niteliğinde bir fiil olabileceği, FSEK'in 84.maddesi uyarınca eser niteliğinde olmayan her nevi fotoğrafların da haksız rekabet hükümlerine göre korunacağı ve aynı Kanun'un 76. maddesi uyarınca bu tür davalara bakmakla görevli mahkemenin, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemeleri olduğu (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2018/1238 Esas 2019/804 Karar), haber kaynağının belirtilmediğine yönelik iddianın ve eylemin haksız rekabet teşkil edip etmediğinin ve bu kullanımların FSEK kapsamında kalıp kalmadığının tespitinin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi tarafından yapılması gerektiği gerekçesiyle  davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi  olduğunun tespitine karar vermiştir. Davacı vekili kararı istinaf etmiş, İstinaf Mahkemesi “dava dilekçesinin konu başlığında "FSEK 36, 37 maddelerine aykırı eylemler teşkil eden haksız rekabetin tespiti ve meni" talebine yer verilmiş, dilekçe içeriğinde FSEK, TTK ve Basın Kanunu'na değinilerek davacıya ait haber ve video görselinde logo kapatılarak ve kaynak belirtilmeksizin videonun paylaşılmasının haksız rekabet oluşturduğunun ileri sürüldüğü, davacı vekilinin,  dava dilekçesinde dava konusu video görselinin ve haberin eser niteliğinde olup olmadığına dair herhangi bir açıklamaya yer vermediği gibi, FSEK'te sadece FSEK 1/B anlamında "sahibinin hususiyetini yansıtan" eserlerin korunması söz konusu olmayıp, haksız rekabet koruması da bulunduğu, davacı tarafça eylemin  FSEK, TTK ve Basın Kanunu'na aykırılık nedeni ile haksız rekabet oluşturduğu ileri sürüldüğüne göre, mahkemece 5846 sayılı FSEK 84. ve 6102 sayılı TTK 54 vd. maddeleri kapsamında haksız rekabete yol açıp açmadığının kararda tartışılması gerekli olmakla bu hususta görevli mahkeme ise fikri sınai haklar hukuk mahkemesi olacağı gerekçeleri ile istinaf isteminin reddine karar vermiştir. 30/04/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/652 E:2023/8Eser sahipiliğinin tespiti (FSEK m.15/3)- Reklam sloganın eser niteliği- FSEK m.68'deki üç kat tazminatın hesaplanması usulüDavanın, davacı tarafından hazırlanan reklam projesinin davacıya konuyla ilgilenilmediği bildirilmesine rağmen davacıdan izinsiz bir şekilde kullanılıp yayınlandığı gerekçesiyle açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı, "..." sloganlı ve temalı tüm reklam ürünlerinin yazılı basın, görsel basın, sosyal medya, internet ortamı vb. mecralarda yayınlanmasının durdurulmasına, "..." sloganının her türlü hakkının davacıya ait olduğunun tespitine, fazlaya dair haklar saklı kalmak şartıyla davalıların "..." sloganlı reklam nedeniyle elde ettikleri 10.000,00 TL gelirin ve davacının uğradığı manevi zararın tazmini amacıyla 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle;  müvekkili ... A.Ş.'nin huzurdaki davayla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, bu nedenle kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, davanın BK'nun 72. maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığını, davacının hak iddia ettiği reklam çalışmasının eser niteliğinde olmadığını, bu nedenle fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesinin görevli olmadığını, asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğunu, davaya konu reklam projesinin diğer davalı ... AŞ. tarafından “... A.Ş.” ye yaptırıldığını, davacının eser sahibi olmadığını, davacı tarafından talep edilen tazminat tutarının fahiş olduğunu, somut uyuşmazlık açısından manevi tazminat isteminde bulunulamayacağını, davanın kabulü halinde davacının sebepsiz zenginleşeceğini, davacının kötüniyetli olduğunu, davacının haksız kazanç için girişimde bulunduğunu, müvekkili şirketin tazminat hakkının saklı olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalı ... A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin reklam faaliyetlerini profesyonel şirketler ile yürüttüğünü, davacının kendisinin hazırladığını iddia ettiği "..." sloganlı reklam çalışmasını müvekkilinin mail adresine gönderdiğinin doğru olduğunu, ancak gelen pek çok mailden sadece birisi olması ve profesyonel şirketlerle çalışılması  nedeniyle kayda geçirilmediğini, iletişim departmanından başka kimsenin bu projeden haberdar olmadığını, davaya konu reklam projesinin üç ayrı şirketten gelen projeler arasından ... A.Ş.'nin "..." temasıyla oluşturulan proje seçilerek bu şirkete yaptırıldığını, fikrin kim tarafından bulunduğunu bilmediklerini, ... şirketinin davaya dahil edilmesi gerektiğini, davacının hak iddia ettiği sloganın reklam sektöründe çokça kullanıldığını, korunmaya değer özgün bir slogan olmadığını, müvekkiline ait reklamın futbol ve taraftar temalı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesin kararıyla; "Toplanan deliller, davacının hak iddia ettiği reklam projesi ve davalılara ait reklam projesi, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı ile, davacının  reklam projesini 30/11/2014 tarihinde  davalı ... A.Ş.'ne ait “...” adresine gönderdiğinin her iki tarafça da kabul edildiği, bu reklam projesi incelendiğinde; 01-08 Ocak 2015 tarihleri arasında toplam sekiz gün İstanbul'un sekiz farklı meydanında yapılmak üzere, şişe, kutu ve pet şişe... kostümü giyen mankenler  tarafından meydanlarda bulunan insanlara broşürler ve ... ürünlerinden promosyonlar dağıtılarak, maskot mankenler ile insanların kol kola giderek fotoğraf çektirmesi ve bu fotoğrafların şirketin sosyal medya hesaplarında yayınlanması doğrultusunda, sosyal medya hesaplarında takipçi artışı ve etkileşim yaratacak bir formatı olduğu, 26/12/2015 tarihinde ilk kez yayınlanan davalıların reklamında ise ... takımlarına sponsor olması nedeniyle "..." sloganıyla, billboard (outdoor), dijital, sinema, rdayo ve TV mecralarında uygulanan, takım taraftarlarına  birliktelik çağrısı yapılarak, ... ürünlerinin kapaklarındaki şifreyi belirten web adreslerine girmeleri ile takımlarına destek olmaları ve sonucunda da seçilen taraftarlara şaşırtıcı sürprizlerin yapılması formatında bir reklam olduğu tespit edilmiştir. Her iki reklam projesi karşılaştırıldığında, birbirlerinden farklı konseptleri ve amaçları içerdikleri, davacının projesinin sahada uygulanması gereken bir reklam çalışması olmasına rağmen, davalıların yayınlanan projesinin ise billboard, dijital ortamlar, sinema, radyo ve TV mecralarında uygulanabileceği anlaşılmaktadır.  Her iki reklam projesinin konsepti, amacı ve hedeflediği kitlenin birbirlerinden farklı olduğu, ancak her iki reklam projesinde de kullanılan "..." sloganının aynı olduğu, bu sloganın özgün bir slogan olup, bu tip slogan üretimlerinin reklamcılık sektöründe  oldukça sık yapılan uygulamalar olduğu, davacının kendisine ait reklam projesini Noter beyannamesi ile onaylattığı 27/11/2014 tarihinden üç gün sonra 30/11/2014 tarihinde davalı ... A.Ş.'ne ait e-mail hesabına gönderdiği, daha sonra 20/01/2015 tarihinde yeniden gönderdiği, bu nedenle davalıya ait reklamın yayınlandığı tarihten önce "..." sloganının davacı tarafça bulunduğunun ispatlandığı, bu sloganın 5846 sayılı FSEK.nun 2/1. maddesi uyarınca ilim ve edebiyat eseri olduğu,  1/B-a maddesi uyarınca hususiyet unsurunun mevcut olduğu, bu sloganın davalılara ait reklamda izinsiz olarak kullanılması nedeniyle davacının FSEK'nun 14. maddesindeki umuma arz hakkı, 15. maddesindeki adın belirtilmesi manevi hakları ile 22. maddesindeki çoğaltma ve 23. maddesindeki yayma mali haklarının ihlal edildiği, her ne kadar davacı taraf dava dilekçesinde davalıların elde ettiği gelire göre tazminat talep etmişse de, tecavüz olmasaydı hak sahibi davacının elde etmesi muhtemel gelirinin, davalıların izinsiz kullandığı hakların sözleşmeyle kullanılması halinde ondan istenebilecek bedele karşılık geleceği, bu nedenle davalıların reklamdan elde ettikleri gelirin ayrıca hesaplanmasına gerek olmadığı, davacının da daha sonra  ıslah dilekçesinde FSEK'nun 68/1. maddesi uyarınca rayiç bedelin üç katı kadar tazminat talep ettiği, davacının mali ve manevi haklarının ihlali nedeniyle FSEK'nun 68/1. maddesi uyarınca üç katı kadar rayiç bedel ve FSEK'nun 70/1. maddesi uyarınca manevi tazminat talep edebileceği,  davalıların yalnızca dava konusu sloganı içeren reklamı kullandıkları,  reklam projesi için feri müdahil şirkete ücret ödedikleri, davacının yalnızca reklam sloganı kullanıldığından, reklam yazarı olarak ücret talep edebileceği, iki ayrı heyetten alınan bilirkişi raporunda da davaya konu reklam sloganın reklamcılık konusunda uzman olan bilirkişiler tarafından belirlenen rayiç değerinin 45.000,00-55.000,00 TL aralığında olduğu, davalılara ait reklamın kullanıldığı mecralar, reklam konusu ürün markasının dünyadaki ve ülkemizdeki tanınırlığı  dikkate alındığında 50.000,00 TL rayiç bedel ve  FSEK'nun 68/1. maddesi uyarınca bu bedelin üç katı kadar 150.000,00 TL telif ücreti talep edebileceği, dava dilekçesinde faiz istenmemişse de, fazlaya ilişkin hak saklı tutulmasa da, faiz alacağı, asıl alacağın bir bölümü olmayıp, fer' i nitelikte bir alacak olduğundan, ek dava yoluyla  faiz istenmesi mümkün olduğu gibi, işbu davada olduğu gibi faiz istenmemiş olsa da, fazlaya ilişkin hak saklı tutulduğunda, faizin bu dava içerisinde de iddianın genişletilmesi yolu ile ya da buna usuli tarzda karşı çıkılması halinde ya da doğrudan ıslah yolu ile faiz istenmesinin harçlandırılmak koşulu ile mümkün olduğu,  davalıların kusur derecesi, davalılara ait reklamın kullanıldığı mecralar, reklam konusu ürünün tanınırlığı  dikkate alındığında 20.000,00 TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun olacağı" şeklindeki gerekçeler ile davanın kısmen kabulüne kısmense reddine, davalılara ait ürünle ilgili reklamlarda kullanılan "..." sloganının FSEK'ten kaynaklanan maddi ve manevi haklarının davacıya ait olduğunun tespitine, davalıların bu slogana muhtemel tecavüzlerinin önlenmesine ve sloganın kullanıldığı tüm reklam ürünlerinin, yazılı basın, görsel basın, sosyal medya, internet ortamı ve benzeri mecralarda yayınlanmasının yasaklanmasına, 50.000,00 TL rayiç bedelin FSEK 68.maddesi uyarınca 3 katı olan 150.000,00 TL ile 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine karar vermiştir. Davacı vekili kararı istinaf etmiş, İstinaf Mahkemesi, “ Bilirkişi ... 13/02/2018 tarihli raporda özetle; "davacıya ait reklam projesinin FSEK kapsamında eser niteliğinde olmadığı, davalı ile davacının reklam projesi karşılaştırıldığında uygulaması, detayı, üretiliş şekli, teması, senaryosu, mecrası vb. unsurlar ele alındığında birbirine benzer olmadığı, tamamen farklı olduğu, benzerlikten söz edilebilirse bunun yalnızca '...' ifadesi olabileceği, bu ifadenin de kimsenin tekelinde olamayacağı, FSEK'ten kaynaklanan herhangi bir hakkın tecavüzünden söz edilemeyeceği" belirtilmiştir. ..., ... ve ...'dan oluşan bilirkişi heyeti 26/11/2018 tarihli raporda özetle; "davacının "..." sloganının ilk sahibi ve eser sahibi olduğu, bu reklam sloganlarının metin yazarlığı meslek disiplini kapsamında olduğu, metin yazma işinin edebiyat işi olduğu ve FSEK m.2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri kategorisinde değerlendirilebileceği, reklam piyasasında reklam yazarlarının ya da reklam spotu rayiç bedellerinin o reklamın kârı üzerinden veya ürünün satış miktarı üzerinden hesaplanmadığı, zira satış amaçlı olmayan fakat sadece prestij amaçlı kampanyaların da söz konusu olabildiği, bu nedenle sloganın bedelinin işin niteliğine göre tarafların karşılıklı anlaşmasıyla kampanyanın bütçesine, hacmine, mecra ve medyalardaki yayın durumuna göre belirlendiği, huzurdaki davada davacının ilim ve edebiyat eseri niteliğindeki “...” şeklindeki sloganının, geniş kapsamlı bir reklam kampanyasında billboard, dijital mecralar, sinema, radyo ve TV mecralarında uygulandığının ve kullanıldığının anlaşıldığı, bu mecra ve medyalardaki reklam kampanyasının ana fikrini ve (kreatif konseptini) oluşturduğu anlaşılan davacının sloganının bedelinin, reklam kampanyasının niteliği ve davalı firmanın marka sınıflandırmasında ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış marka kategorisinde olması da gözetilerek, raporda zikredilen Yargıtay kararında belirtilen değerlendirme kıstasları da dikkate alınarak ve piyasa reklamcılık sektörü rayiç değerleri gözetilerek davacının sloganının bedelinin 45.000,00-55.000,00 TL aralığında olabileceği, davacının FSEK m.68'e göre bu bedellerin 3 katına kadar maddi tazminat talep edebileceği" belirtilmiştir. Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve ...'tan oluşan bilirkişi heyeti 13/05/2020 tarihli raporda özetle; "tarafların reklam projeleri arasında benzerlik bulunmadığı, fakat her ne kadar proje bazında reklamlar arasında bir benzerlik bulunmasa da reklam sloganlarının ortak olduğu, davalıların bu sloganı davacının kendilerine gönderdiği mailden bağımsız bir şekilde oluşturmalarının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davacının dünya çapında tanınmış “...” markasıyla, yine günlük yaşamda sıkça kullanılan “...” ibarelerini bir araya getirerek fonetik olarak uyum sağlayan “...” şeklinde ürettiği sloganın akılda kalıcı ve orijinal nitelikte olduğu, bu nedenle söz konusu sloganın “ilim ve edebiyat eseri” olarak değerlendirilebileceği, davalıların markasının tanınmış marka olması ve dava konusu sloganla yapılan reklamların TV, radyo ve davalıların sosyal medya hesaplarında yayınlanması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının sloganının rayiç bedelinin 50.000,00 TL olabileceği" belirtilmiştir. FSEK madde 70 -"(Değişik fıkra: 07/06/1995 - 4110/22 md.) Manevi hakları haleldar edilen kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat ödenmesi için dava açabilir. Mahkeme, bu para yerine veya bunlara ek olarak başka bir manevi tazminat şekline de hükmedebilir. Mali hakları haleldar edilen kimse, tecavüz edenin kusuru varsa haksız fiillere mütaallik hükümler dairesinde tazminat talep edebilir. Birinci ve ikinci fıkralardaki hallerde, tecavüze uğrayan kimse tazminattan başka temin edilen karın kendisine verilmesini de istiyebilir. Bu halde 68 inci madde uyarınca talep edilen bedel indirilir." düzenlemesi yer almaktadır. Davacı tarafından müvekkilinin eser sahipliğine dayalı olarak tecavüzün men'i, durdurulması, önlenmesi, varsa "...” sloganının ürünlerden silinmesi, kaldırılması, müvekkilinin  maddi ve manevi zararlarının giderilmesi, yapılacak hesaplamada FSEK madde 70/son hükmünün nazara alınmasını, 50.000,00 TL manevi tazminat ve  yine uğramış oldukları zararın tazminine yönelik 5846 sayılı yasanın 70/son maddesi gereğince temin edilen karın müvekkile ödenmesini, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davalıların, ... sloganlı reklam nedeniyle elde ettikleri 10.000.TL. gelirin davalılardan tahsilini talep ve dava ettiği,  ıslah dilekçesi ile de, maddi tazminat olarak 150.000.TL.'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte ve FSEK 70/son maddesi gereğince belirlenecek tazminat hakkıyla tazmini ve 50.000.TL. manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte tahsilini  talep ettiği, mahkemece yapılan yargılama neticesinde FSEK  68 maddeye göre üç katı maddi tazminata hükmedilmiş ise de davacının talebinde yer alan FSEK 70/son fıkrasına göre herhangi bir değerlendirme yapmadığı olumlu olumsuz karar verilmediği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun sair istinaf sebepleri incelenmeksizin kabulü ile, mahkeme kararının 6100 sayılı HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, mahkemece öncelikle davacı tarafından FSEK 70/son fıkrasına göre, temin edilen karın  da  talep edildiği gözetilerek, davacıya talebinin ve miktarının açıklattırılması, harcının tamamlatılması ve daha sonra bu talep yönünden bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine  karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK 69 maddesinde; müdahilin de yer aldığı asıl davada hükmün taraflar hakkında verileceği düzenlenmiştir. Feri müdahil ... A.Ş. şirketinin davada taraf olmadığı, davalı yanında feri müdahil olduğu, hükmün taraflar yönünden verildiği, feri müdahilin HMK 69 maddeye göre istinaf hakkı bulunmadığından istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.Tüm bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun sair istinaf sebepleri incelenmeksizin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davalıların istinaf başvurusunun ve  istinaf sebepleri incelenmeksizin  dosyanın esastan incelenmesi için ait olduğu mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği ve fer i müdahilin istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak davacı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, fer'i müdahil ... A.Ş. şirketinin istinaf başvurusunun usulden reddine, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 30/04/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/655 E:2023/20Grafik tasarımın eser vasfı taşıyıp taşamadığı hakkındaDavacının, serbest veya bir firmaya bağlı olmak üzere, ambalaj tasarımı ve ambalaj üzeri ürün illüstrasyonu işlerini icra ettiği, 2014-2015 yıllarında çeşitli ambalajlarda kullanmak üzere çizdiği grafik eserlerin, adı geçen firmalar tarafından; kendisinin mali ve manevi haklarını ihlal edecek şekilde, ... markalı, farklı tasarıma sahip ürünlerde kullanıldığını öğrendiğini, ambalaj üzeri illüstrasyonların (grafik eserlerin) mali ve manevi haklarını, hiç bir firmaya devretmediğini, sunulan eserlerin herbirinin 5846 s. FSEK'nun 4'üncü maddesi'nin 6'ıncı fıkrası gereğince "..." olduğunu ve aynı Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrası gereğince müvekkilinin bu eserlerin "eser sahibi" olduğu gerekçesiyle fikir ve sanat eseri sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüzün ref'i, önlenmesi ve tazmini davasını açtığı anlaşılmaktadır. Davalı şirket, cevap dilekçesinde özetle; Davacı ...'ın dava açmakta hukuki yararı ve dava açma yetkisi olmadığını, davacının dayandığı herhangi marka ve Endüstriyel Tasarım tescil kaydı veya Fikri Hak tescili mevcut olmadığını, davacının ileri sürdüğü eser veya görselin mülkiyet ve sahiplik tescil kayıtlarını dosyaya ibraz etmediğini sadece beyan olarak sunduğunu,  davacının davanın dayanağı olan eser ve görsel kaydı sahibi olmaması dava açmakta hukuki yararı olmadığını gösterdiğini, davalı ... San. A.Ş. ye karşı dava açılmasının ve husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davalı ...A.Ş. şirketinin  ... ile... markalı ürün ambaljı ve ürün görseli kapsamında gerçek kişi sıfatıyla yaptığı hiç bir sözleşme ve bağlantı mevcut olmadığını, davacının dava konusu ettiği... markalı ambalaj yönünden bizzat davalı ... A.Ş. şirketine yaptığı bir çalışma olmadığını, davacının eser veya çalışması varsa  bünyesinde veya bağlantılı olarak çalıştığı şirket adına yaptığını, nitekim dava dilekçesinde davacının bir firmaya bağlı olarak ambalaj tasarım ve illüstrasyon işi yaptığının beyan edildiğini, davalı ...A.Ş. şirketine karşı açtığı dava açısından davacı gerçek kişi ... ile ...A.Ş. arasında  bir sözleşme ve davacıya ait olduğu iddia edilen... markalı ambalaj ürün görseli açısından illiyet bağı olmadığından davanın reddi gerektiğini, davacının eser sahibi olduğu ve diğer tarafla hukuki ilişki içinde olduğu varsayılsa bile, eser sahibinin eserin kullanılması ile ilgili olarak ısmarlayana karşı maddi ve manevi ödeme yapılması talebinde bulunması, aynı eseri başka müşteriler için kullanmasının mümkün olmadığını, İstisna akdi gereği ısmarlayan eserin üzerinde hak sahibi olacağını ve istediği gibi tasarrufta bulunabileceğini, dava konusu... markalı ürün ambalaj tasarımı incelendiğinde, geometrik şekil ve desenler, farklı dizayn ve uygulamalar, farklı renklendirme ve konumlandırmalar, ürün yerleştirmeleri, marka konumlandırılması, farklı renkler seçilmesi, yazı karakterleri, tüketici bilgilendirmeleri vs. bir çok öge yer aldığını, dava dışı ... Ambalaja müzekkere yazıldığını, ancak sadece çeşit numarası ile değil aynı zamanda davacının kendi adına olduğunu iddia ettiği görselin kullanıldığı ambalajların belirlenmesi ve bu şekilde ayrımların yapılması gerektiğini, bir ürünün satışını birçok faktörün etkilediğini, davacının bunda kendi tasarımının payı olduğunu düşünmesinin doğru olmadığını, bu nedenle davacı tarafın ürün ambalaj satış rakamlarının istenmesi vs. taleplerinin reddi gerektiğini ifade etmiştir. Davalı ... anonim şirketi vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; Davacı yan kendisinin çeşitli ambalajlarda kullanılmak üzere çizdiğini belirttiği ve grafik eser olduğunu iddia ettiği görseller kim için ve hangi ambalajlarda kullanılmak üzere çizildiğini, davacının 2014-2015 yıllarında çeşitli ambalajlarda kullanmak üzere çizdiğini iddia ettiği ve kamuya mal olmuş nitelikte tipik özellikler barındıran gofret görsellerinin davacıya ait eserler olduğu iddiasını hangi delillere dayandırıldığının, söz konusu görsellerin eser niteliğinde olduğunun kabulü anlamına gelmemekle birlikte, bu görsellerde davacının hususiyetini barındıran unsurların neler olduğunu, davacı'nın “tecavüz edilmeyen vekaletsiz iş görme” koşullarının varlığına ilişkin iddia ve dayanaklarının neler olduğunu, davacının iddia ve dayanaklarının anlaşılabilmesi için, belirtilen konularda ve yine mahkemece gerek görülen diğer konularda davacıya açıklama yaptırılması gerektiğini ve talep ettiklerini, davacının açıklamalarına istinaden fazlaya ilişkin cevap ve belge sunma haklarını saklı tuttuklarını, müvekkili şirketle diğer davalı arasında imzalanmış olan süresiz Genel Satış Sözleşmesi kapsamında ...'nın Müvekkili Şirket için... markasıyla sütlü, beyaz ve bitter çikolatalı gofret ürettiğini, fason üretilen ürünlerle ilgili ambataj malzemelerinin ...tarafından temin edildiğini, bunun yanı sıra ilgili ürüne ilişkin ambalaj tasarımı da ...'nın sorumluluğunda olup müvekkilinin bu aşamada hiçbir dahli olmadığını, kaldı ki söz konusu Genel Satış Sözleşmesi'nin 3.3. maddesi gereği, Satıcı (...) mal üzerinde üçüncü şahısların herhangi bir hakkı bulunmadığını ve ayrıca malın ... e ve ... tarafından nihai tüketicilere satılmasıyla üçüncü kişilerin fikri ve sınai mülkiyet haklarının ihlal edilmeyeceğini garanti ettiğini, yani müvekkili şirketin diğer davalı ...ile yaptığı Genel Satış Sözleşmesi dışında, müvekkil şirket ile davacı arasında herhangi bir sözleşme ilişkisi  bulunmadığını, Müvekkilinin... ürününe ilişkin ambalaj kullanımı, diğer davalı ...ile yapmış olduğu Genel Satış Sözleşmesi kapsamında gerçekleştiğini, dolayısıyla iddia ve taleplerinin dayanağı dahi anlaşılamayan davacı tarafından müvekkili şirkete husumet yöneltilemeyeceğini,  davacının İddialarına konu “çikolatalı gofret görseli”, “beyaz çikolatalı gofret görseli” ve “bitter çikolatalı gofret görseli"nin fikir ve sanat eserleri kanunu (“FSEK”) anlamında eser niteliği bulunmadığını, davacının eser korumasından yararlanması imkanı da bulunmadığını, ayrıca eserden söz edilebilmesi için gerekli şartlardan olan; görsellerde genelin üstünde bir özelliğin ve amaca uygun olanın üstünde bir özelliğin bulunması gerekliliğinin de yine yerine getirilmediğini, iddia konusu görsellerin eser olduğunun kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin kullanımlarında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, davacının temin edilen kar üzerinden tazminat talebinin ve bu talebe istinaden ambalajların baskısını yapan firmaya müzekkere yazılması talebinin son derece mesnetsiz olduğunu, kabul edilemeyeceğini, açıklanan nedenlerle davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, “dava konusu ambalajların davalılardan ... A.Ş.nin hak sahibi olduğu ... kapsamında kaldığı, davacının  eser iddiası olan görsellerin, davalıya ait tescilli tasarımdan ayniyete varan düzeyde kullanıldığı için “...” taşımadığı, bu nedenle “eser” vasfı taşımadığı, tescilli tasarıma dayalı kullanımlar yönünden ... AŞ'nin  davacıdan izin almaksızın kullanılabileceği, diğer davalının ise ancak tasarım hak sahibi olan ... A.Ş.ye karşı sorumlu olabileceği, davacının eserden kaynaklanan hakları bulunmadığı anlaşılmakla, davacının eser niteliği bulunmayan ambalaj görsellerine ilişkin açmış olduğu eser sahipliğine tecavüz iddiasının ve buna dayalı tazminat taleplerinin dinlenilemeyeceği gerekçesi ile  davanın reddine karar vermiştir. Davacı istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf Mahkemesi, “grafik eser sahipliğinden kaynaklanan haklarına karşı davalıların tecavüz ettiğini ileri sürerek, tecavüzünün tespiti önlenmesi  ve tazminat talep ettiği, davalı ... A.Ş. vekilinin, davacının 2014-2015 yıllarında ...firması tarafından üretilen ... gofretlerin tasarımları üzerinde kullanılan dava konusu görsellerin sonraki tarihte ...firması tarafından... markalı gofret üzerinde kullanıldığını ileri sürülmüşse de,  davacının hak sahibi olduğunu ileri sürdüğü grafik çizimlerin eser mahiyetinde olmadığını, görsellerin ürün üzerinde kullanım şekli ve ambalaj üzerindeki kullanım yeri ve süresi yönünden davacının sınırlandırması bulunmadığını, davacıya ödeme yapıldığını ileri sürdüğünün anlaşıldığı, İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporundaki görüş benimsenerek; dava konusu ambalajların, davalılardan ... A.Ş.'nin hak sahibi olduğu ... kapsamında kaldığı, görsellerin ayniyete varan düzeyde kullanıldığı için "..." taşımadığı, eser vasfı taşımadığından izin alınmaksızın kullanılabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetlemeye elverişli olmadığı eksik inceleme ile karar verildiğinin  anlaşıldığı, ...  tescil nolu çikolata ambalaj tasarımının, 07/10/2015 tarihinde davalı ... A.Ş adına kayıtlı olduğu, tasarımcının davacı ... olduğu anlaşıldığı,  Mahkemece rapora itirazlarında göz önüne alınarak, yeni bir heyetten davacı tarafa ait grafik tasarımın eser vasfında olup olmadığının belirlenmesi, eser vasfında olduğunun tespiti halinde tasarım tescil belgesinde davacının tasarımcı olarak gösterildiği dikkate alınarak, başka bir ürün ambalajında kullanım ve işleme hakkının FSEK 20/2 ve FSEK 49/2 maddeleri gereğince davalı ... A.Ş.'ye devredilip devredilmediğinin değerlendirilerek sonuca gidilmesi, davacının itirazlarının karşılanması gerekirken eksik ve hatalı değerlendirmeye dayalı bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi  yerinde görülmediği gerekçeleriyle istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına  karar verilmiştir.  30/04/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/658  E:2023/41Şekle aykırılık sebebiyle geçerizliğin ileri sürülmesi- (FSEK m.52)- Uzun süre sessiz kalma ve dürüstlük kuralıDavacı vekili, müvekkiline ait olan sözsüz, enstrümantal müzik eserinin, ... marka mobil (cep) telefonların reklam filmlerinde, televizyon dizileri içerisinde yapılan ürün yerleştirme biçimli tanıtım ve reklamlarda reklam müziği olarak ve ... marka telefon cihazının içine (cihaz içine, cihaz içi müzik yazılım ve programına ) yüklenmek suretiyle izinsiz ve yasalara aykırı şekilde kullanıldığı iddiası ile dava açmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davaya konu çalışmanın FSEK anlamında bir "eser" olmadığını, zira bu çalışmanın hususiyet taşımadığını, FSEK m. 1/B hükmünde "eser"in tanımlandığını bu tanımlamada "hususiyet" kavramı ile kastedilen hususun Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 01.07.1977 tarih, 1976/5913 E. 1977/7617 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere incelemeye konu fikir ve sanat çalışmasının yaratıcı bir emek mahsülü olması, özgünlüğü havi ve herkes tarafından meydana getirilemeyecek bir nitelikte olması olduğunu, bu kapsamda davacının huzurdaki davaya konu çalışmasının, hiçbir şekilde mevcut eser hazinesinin üzerine çıkabilmiş, ayırt edici bir özellik taşıyan, yaratıcı olan, önceki çalışmaları aşan ve özgün bir çalışma niteliğini haiz olmadığını, eser mahiyetine kavuşacak değer içermediğini, bu sebeple davacı tarafın 5846 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir talepte bulunamayacağını, bununla beraber uyuşmazlığa konu çalışmanın FSEK. m.3'te tanımlanan "musiki eser" niteliğini de haiz olmadığını, taraflar arasında akdedilen şifahi sözleşme kapsamında davacı tarafın ... marka cep telefonlarında kullanılacak zil sesinin hazırlanması işini üstlendiğini ve bu çalışmasının karşılığı olan 100.000,00 (yüzbin) TL sözleşme bedelinin tamamının eksiksiz bir şekilde kendisine ödendiğini, bu kapsamda, davacının eserinin izinsiz kullanıldığı şeklindeki gerçek dışı iddialarının kabulü anlamına gelmemek üzere; davacının uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra yönelttiği haksız taleplerinin reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararıyla; "Tüm dosya kapsamında sunulan bilirkişi heyet raporu ve izahı yapılan mevzuat kapsamında talep değerlendirildiğinde; dava konusu melodinin eser niteliğinde olduğu ve davacının eser sahibi olduğu anlaşılmış olmakla birlikte, her ne kadar izinsiz kullanıma dayalı olarak iş bu dava açılmış ise de davacının davalı kullanımlarından haberdar olduğu, izinsiz kullanımın bulunmadığı, davalı tarafça sunulan ödeme belgeleri ve davacının medyada yer alan beyanları melodi kullanımına ilişkin ödeme de yapıldığı dikkate alındığında izinsiz kullanım iddilarının ispatlanamadığı, kullanımların davacının bilgisi ve muvafakatine dayandığı, şekle aykırılık ve reklam ve tanıtımlara ilişkin aşkın kullanım iddiaları yönünden aradan geçen süre dikkate alındığında davacının uzun süre sessiz kalmak suretiyle kullanımlara muvafakat gösterdiği, melodi olarak kullanmasına izin verilen esere ilişkin olarak bunun TV ve diğer mecrada kullanılamayacağının kabulünün de hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yine şekle aykırılık iddialarının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı gibi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu hukuken korunmayacağı sonucuna ulaşılmış olup davacının sübut bulmayan tazminat davalarının reddine karar vermek gerektiği gerekçeleri ile davacının açmış olduğu maddi ve manevi tazminat davalarının reddine karar vermiştir. Davacı kararı istinaf etmiştir. İstinaf Mahkemesi, “Davacıya ait bestenin eser niteliğinde olduğu, taraflar arasında sözlü anlaşma yapıldığı, rızanın sınırlarının belirlenmesinin önemli olduğu, davacıya ödenen paranın miktarına bakıldığında, bu paranın her türlü kullanma (hem süresiz hem de her türlü mecrada kullanımı) kapsayacak şekilde anlaşılması gerektiği,  buna göre, sektörel koşullarda hatırı sayılır derecede önemli bir meblağın ödenmiş olması salt bir kerelik kullanımı kapsamayacağından, davacı tarafından 09/10/2007 tarihinde ... gazetesi-... isimli ekinde yayınlanan röportajında ki beyanları da göz önünde bulundurulduğunda, davalı tarafından 1-2 yıllık makul bir süreden sonra 11 yıl boyunca sessiz kaldığı, bu şekilde davalının dava konusu müziği tereddütsüz ve engelsiz kullanıma rıza gösterdiği anlaşılmakla davanın sübut bulmadığı anlaşılmakla davanın reddine dair verilen karar hukuken yerinde olduğu gerekçesi ile istinaf talebinin reddine karar vermiştir. 30/04/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/571 E:2025/440Gazete mündereceatı istisnasının aşılıp aşılmadığı (FSEK m. 36)-İhtisas mahkemesinin görev kapsamı Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili ... A.Ş.'nin bir haber kanalı olduğunu, müvekkili şirket tarafından hazırlanan haber içerikleri, müvekkili şirket ile aynı sektörde olan ve davalı şirketin yayıncısı olduğu “...com" internet haber sitesi tarafından haberin ve haberi oluşturan video görselinin kaynağı belirtilmeksizin, müvekkili şirkete atıf yapılması bir yana videoda olan müvekkili şirket logosu bulanıklaştırılmak sureti ile paylaşıldığını, müvekkili şirketin davalı tarafa bu yönde verdiği bir izin ya  da muvafakat bulunmadığını, bu anlamda davalı tarafın yetkisiz yararlanma teşkil eder şekilde dürüstlük kurallarına aykırı hareket ettiğini, müvekkili şirket ve çalışanlarının sarf ettikleri emek ve mesaileri ile hazırladıkları habere ilişkin videoların müvekkili şirketin muvafakati hiçbir suretle bulunmaksızın, izinsiz şekilde ve haberin müvekkili şirket tarafından hazırlandığı belirtilmeksizin internet ortamında paylaşılması neticesinde başkasının iş ürününden yetkisiz yararlanma ve başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanma suretiyle ortaya çıkan, FSEK 36. ve 37. maddelerine de aykırı eylemler teşkil eden haksız rekabetin tespiti ve men’i ile haksız rekabet teşkil eden internet sitesine erişimin engellenmesi yönünde ihtiyati  tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  27/01/2025 tarih ve 2025/61 E. ve 2025/45 K.sayılı  kararı ile; "Dava FSEK 36 ve 37 maddelerden kaynaklı haksız rekabetin tespiti ve men'i taleplerine ilişkin olup FSEK 76/1 maddesi yollaması ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 156/1 maddesi gereği, 5846 sayılı FSEK'ndan doğan hukuk davaları hakkında görevli mahkemenin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi olduğu" gerekçesiyle; görevsizlik kararıyla dosyanın görevli ve yetkili İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuku Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.  Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; haksız rekabetin tespiti ve men'i talepli dava açtıklarını, bu davada somut haksız rekabet eyleminin müvekkili şirketin hazırladığı haber görsellerinin müvekkili şirketin izni olmaksızın davalı tarafça kullanılması olup, somut olayda davalı tarafından haberin ve haberi oluşturan video görselinin kaynağı belirtilmeksizin, müvekkili şirkete atıf yapılması bir yana videoda olan müvekkil şirket logosu bulanıklaştırılmak sureti ile paylaşıldığını, davalı tarafın yetkisiz yararlanma teşkil eder şekilde dürüstlük kurallarına aykırı hareket ettiğini ve TTK 55/1-c anlamında  açıkça haksız rekabet teşkil ettiğini. -Müvekkili şirketin izni olmaksızın kullanılan görseller ve videoların, fikri mülkiyet hukuku bağlamında eser vasfını haiz olmamakla birlikte, müvekkili şirket için mali açıdan önem arz eden iş ürünü niteliğinde olduğunu, müvekkil şirketten izin alınmaksızın ve atıf yapılmaksızın kullanılmasının, teknik yöntemle kopyalanarak çoğaltılmasının özel olarak düzenlenen haksız rekabet hallerinden olup, haksız rekabete konu durum her ne kadar FSEK ve Basın Kanunu mevzuatlarına da aykırılık içermekte ise de ihtilaf konusu haber görselleri ve video fikri mülkiyet hukuku bağlamında eser niteliğinde olmadığından davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açıldığını. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 76. maddesi uyarınca, bu Kanun'un düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan uyuşmazlıklarda fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesinin görevli olduğunu, ancak, davacının ya da davalının, dava konusu olan durumun "fikri mülkiyet hakkı" ya da "hak sahipliği" ile ilgili olması gerektiğini, Kanun'un 66. maddesi ve sonrasındaki düzenlemelerde, ihtisas mahkemelerinde görülmesi gereken davaların açıklandığını, eser niteliği taşımayan fikri ürünler ve 84. maddede yer alan durumlar için özel bir düzenleme bulunmadığını beyanla, görevsizlik kararının kaldırılarak davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı vekilinin dava dilekçesinde; müvekkiline ait haberlerin ve videonun, haberin üzerindeki ... TV logosu bulanıklaştırılarak ve haberin kaynağı belirtilmeksizin, davalıya ait "...com" internet sitesinde yayınlanmasının FSEK 36. ve 37. maddelerine aykırılık teşkil ettiğinden bahisle haksız rekabetin tespiti ve menini talep ettiği, mahkemece davaya bakma görevinin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır. "Gazete Münderecatı" başlıklı  5846 sayılı FSEK madde 36'da : "Basın Kanununun 15 inci maddesi hükmü mahfuz kalmak üzere basın veya radyo tarafından umuma yayılmış bulunan günlük havadisler ve haberler serbestçe iktibas olunabilir. Gazete veya dergilerde çıkan içtimai, siyasi veya iktisadi günlük meselelere müteallik makale ve fıkraların iktibas hakkı sarahaten mahfuz tutulmamışsa aynen veya işlenmiş şekilde diğer gazete ve dergiler tarafından alınması ve radyo vasıtasiyle veya diğer bir suretle yayılması serbesttir. İktibas hakkı mahfuz tutulsa bile sözü geçen makale ve fıkraların kısaltılarak basın özetleri şeklinde alınması, radyo vasıtasiyle veya diğer bir suretle yayılması caizdir. Bütün bu hallerde, iktibas edilen gazete, dergi ve ajansın ve eğer bunlar da başka bir kaynaktan alınmışlarsa o kaynağın adı, tarih ve sayısından başka makale sahiplerinin adı, müstear adı veya alameti zikredilmek icap eder." "Haber" başlıklı 5846 sayılı FSEK madde 37'de : "Haber mahiyetinde olmak ve bilgilendirme kapsamını aşmamak kaydıyla, günlük hadiselere bağlı olarak fikir ve sanat eserlerinden bazı parçaların işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan vasıtalara alınması mümkündür. Bu şekilde alınmış parçaların çoğaltılması, yayılması, temsil edilmesi veya radyo ve televizyon gibi araçlarla yayınlanması serbesttir. Bu serbestlik, hak sahibinin hukuki menfaatlerine zarar verecek şekilde veya eserden normal yararlanmaya aykırı biçimde kullanılamaz." 5846 sayılı FSEK 76/1 maddesinde; "Bu Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava ve işler ile bu Kanundan kaynaklanan ceza davalarında görevli mahkeme, Sınai Mülkiyet Kanununun 156'ncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilen mahkemelerdir." hükümleri düzenlenmiştir. Davacı tarafça dava dilekçesinde hem FSEK hükümlerine, hem de TTK haksız rekabet hükümlerine dayanılmışsa da, maddi vakıaların anlatımı davacıya, hukuki değerlendirme ise mahkemeye ait olmakla, davacıya ait haber ve video içeriklerinin izinsiz ve atıf yapılmadan davalı tarafça kendisine ait internet haber sitesinde yayınlandığı ileri sürüldüğünden, mahkemece davanın 5846 sayılı FSEK 36. ve 37. madde kapsamında kaldığı gözetilerek ihtisas mahkemesi olan fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/01/2025 tarih ve 2025/61 E., 2025/45 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin ESASTAN REDDİNE karar verilmiştir. 17/04/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2025/503E:2025/290Gazete mündereceatı istisnasının aşılıp aşılmadığı (FSEK m. 36)-İhtisas mahkemesinin görev kapsamı Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... A.Ş.’nin ülkemizde ve dünyada gelişen olayları tarafsız ve objektif bir bakış açısıyla izleyicilerine sunan öncü bir haber kanalı olduğu, müvekkili şirket tarafından özenle hazırlanan haber içeriklerinin, müvekkili şirket ile aynı sektörde olan ve davalı şirketin yayıncısı olduğu “...com” internet haber sitesi tarafından haberin ve haberi oluşturan video görselinin kaynağı belirtilmeksizin, müvekkili şirkete atıf yapılması bir yana, videoda olan müvekkili şirket logosu bulanıklaştırılmak sureti ile paylaşıldığını, müvekkili şirketin davalı tarafa bu yönde verdiği bir izin ya  da muvafakat bulunmadığını, bu anlamda davalı tarafın yetkisiz yararlanma teşkil eder şekilde dürüstlük kurallarına aykırı hareket ettiğini, dava konusu haksız rekabete konu haberlerin müvekkili şirket tarafından hazırlanmış olup, söz konusu haberlerin içeriğini oluşturan videoların da yine müvekkili şirket çalışanlarının emek ve mesaileri neticesinde hızlı ve güvenilir şekilde kamu ile paylaşıldığını, davalı şirketin yayıncısı olduğu internet haber sitesinin ise söz konusu emek ve mesaiyi hiçe saydığını, müvekkili şirketin logosunu ilgili haber videolarından, bulanıklaştırmak suretiyle çıkardığını ve dürüstlük kurallarına aykırı şekilde ilgili haberler kendileri tarafından yapılmış gibi okurlara ve izleyicilere sunduğunu, söz konusu haberin ilk önce müvekkili şirket tarafından yapıldığını, bahsi geçen videonun müvekkili şirket çalışanlarının emek ve mesaileri neticesinde elde edildiğini ve kamuyla bu şekilde ilk olarak müvekkili şirket ... tarafından paylaşıldığının sabit olduğunu, davalı şirketin, müvekkili şirket tarafından hazırlanan habere ilişkin videoyu müvekkili şirkete referansta bulunmadan, haber kaynağını belirtmeksizin müvekkili şirket logosunu kaldırmak suretiyle kullanmasının FSEK 36. ve 37. maddelerine aykırı şekilde müvekkili şirketin izni olmaksızın kullanılan görseller ve videoların, fikri mülkiyet hukuku bağlamında telif hakkı konusu olmamakla birlikte, müvekkili şirket için mali açıdan önem arz eden iş ürünü niteliğinde olduğunu, pazarlanmaya hazır bir iş ürünü niteliğinde olan söz konusu görsellerin ve videoların müvekkili şirkete atıfta bulunulmaksızın ve müvekkil şirketten izin alınmaksızın kullanılmasının, teknik yöntemle kopyalanarak çoğaltılmasının özel olarak düzenlenen haksız rekabet hallerinde olduğunu, müvekkili şirketin iş ürünü niteliğindeki haber ve işbu haberin içeriğini oluşturur nitelikteki videonun, davalı şirketin yayıncısı olduğu internet haber sitesi tarafından herhangi bir değişiklik ya da katkı olmaksızın, müvekkili şirkete ait logonun kaldırılması suretiyle kullanılarak okuyucu ile paylaşılmasının açıkça haksız rekabet teşkil ettiğini, işbu eylemin önlenmesi gerektiğini belirterek, bu itibarla haksız rekabet teşkil ettiği açık olan eylemlerin müvekkil şirket nezdindeki mevcut zararı arttırmasını önlemek için; https://www...com/.../... sitesi bakımından erişimin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davalının müvekkili şirkete yönelik eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine ve men’ine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/01/2025 tarihli, 2025/54 Esas, 2025/59 Karar sayılı kararı ile "…Somut olayda davacı vekili tarafından, yayın hakkı kendilerinde olan görüntü ve videoları  içerir haberin davacı tarafından hazırlandığı belirtilmeksizin internet ortamında paylaşılması neticesinde başkasının iş ürününden yetkisiz yararlanma ve başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanma suretiyle ortaya çıkan, FSEK 36. ve 37. maddelerine  aykırı eylemler teşkil eden haksız rekabetin tespiti ve men'i talepli işbu dava açılmıştır. Dolayısı ile davalıya 5846 Sayılı FSEK'de düzenlenen eser sahipliğinden kaynaklanan hakların yöneltilmiş olduğu dava dilekçesinden ve dilekçe içeriğindeki açıklamalardan anlaşılmakla, 6769 sayılı Kanun' un 156. maddesi uyarınca davanın ihtisas mahkemesi olan İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerektiğinden, davanın HMK 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca görev dava şartı yokluğundan usulden reddine, HMK.nun 20. Maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde taraflardan birisinin başvurması halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL NÖBETÇİ FİKRİ ve SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine karar verilmiştir. Davacı vekili süresinde sunduğu istinaf dilekçesinde; haksız rekabete ilişkin düzenlemenin Türk Ticaret Kanununda yer aldığını, haberin üçüncü kişiler tarafından kullanılmasının dürüstlük kuralına aykırı olması halinde TTK’nun 54 ve devamı hükümlerde yer alan düzenlemelere başvurmanın mümkün olduğunu, Davalı şirketin müvekkiline ait videoyu haber kaynağını belirtmeksizin kullanmasının TTK’nun 55/1-c maddesi uyarınca başkalarının iş ürünlerinden haksız yararlanma, yani haksız rekabet olduğunu, Dava konusu haber görselleri ve video fikri mülkiyet hukuku bağlamında eser niteliğinde olmadığından davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde açıldığını, FSEK’te de eser sayılmayan her türlü fotoğrafın izinsiz kullanımının haksız rekabet fiili olarak kabul edildiğini, dava konusu haber görselleri ve video kayıtlarının da bu kapsamda yer almakla haksız rekabete konu olduğunu, FSEK’in bu durumla ilgili haksız rekabet hükümlerine atıf yaptığını, FSEK’in 76. maddesinde ihtisas mahkemesinde görülmesi gereken davaların "fikri mülkiyet hakkı" ya da "hak sahipliği" ile ilgili davalar olduklarını, FSEK’in 84. maddesinde yer alan durumlar için özel bir düzenleme bulunmadığını, Emsal kararlardan da anlaşıldığı üzere fikri mülkiyet hakkına konu olmayan fikir ürünlerinin haksız rekabet hükümleri uyarınca TTK kapsamında korunmakta olup, ilgili yargı yerinin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu belirterek, açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararının kaldırılarak davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesine karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi,  “davacının TTK hükümleri yanında FSEK hükümlerine de dayanarak dava açtığının tespit edildiği,  FSEK’in 76/1. maddesi uyarınca bu Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalarda görevli mahkemenin fikri ve sınai haklar mahkemesi olduğunun düzenmiş olması karşısında, mahkemece görevli mahkemenin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik nedeniyle davayı usulden reddetmesinde usule aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermiştir.16/04/2025 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/496E:2025/302Mühendislik projelerinin eser vasfı taşıma koşulları-İhtiyati tedbir kararı için yaklaşık ispat gerektiğiDavacı vekili, taraflar arasında 17/07/2023 tarihli "ham su, pw dağıtım hatları revizyonları ve wfı dağıtım hattı kurulum" işinin yapılması için ana mutabakat kapsamında, davalının teklif, onay ve siparişi ile başlayan ticari ilişkinin, davalıdan kaynaklı sebeplerle mütemadiyen uzatıldığını ve nihayetinde, müvekkilinden talep edilen ek proje ve hizmet bedellerinin, uzamadan kaynaklı ek maliyet ve bakiye sözleşme bedelinin ödenmediği için durdurulduğunu, taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığını, telif hakkı (mali/manevi haklar ) müvekkil şirkete ait bulunan davalıya ait özel olarak yapılan ham su, PW dağıtım hatları revizyonları ve WFI dağıtım hattı projesinin  davalı şirket tarafından telif hakkı yazılı şekilde devralınmadan ve iş teslimi yapılmadan kullanılması ve ilgili projenin uygulamasının müvekkilin izin ve onayı olmadan ve yazılı sözleşme ile kullanım hakkı devralınmadan, kullanılmaması ve şayet davalı şirket veya 3.kişiler tarafından kullanıldığı durumda bu kullanıma derhal  son verilmesini teminen işin aciliyetine binaen FSEK 77.maddesi ve HMK'nın ilgili hükümleri kapsamında karşı tarafa tebligat yapılmaksızın ve duruşma açılmaksızın teminatsız olarak ihtiyati tedbir yolu ile durdurulmasını, müvekkili şirketin mülkiyet ve kiralamasında olup geçici olarak kullanım amaçlı iş sahasında bulunan her türlü malzeme ve ekipmanın davalı tarafça  derhal  müvekkili şirket adresine yazılı tutanak ile teslim ve iadesini talep etmiştir. İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nce “Tedbir talebinin, D.İş dosyası üzerinden görülüp sonuçlandırılacak nitelikte olmayıp, taraf delilleri sunulduktan ve FSEK uzmanı ile sektör bilirkişisi gibi bilirkişilerin yer aldığı heyetten rapor alındıktan sonra değerlendirilebileceği, bu nedenle yargılamayı gerektirdiği, yani talebin dava konusu olduğu kanaatine varıldığı"gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili kararı istinaf etmiştir.  İstinaf dilekçesinde özetle: müvekkili şirket ile karşı taraf şirket arasında 17/07/2023 tarihli  ana mutabakat  kapsamında  teklif, kabul, onay ve sipariş ile başlayan ve çok sayıda e-posta yazışma  ile kurulan ticari ilişkide, davalı  şirketin "..."  adresinde bulunan işyerinde  ham su, PW dağıtım hatları revizyonları ve WFI dağıtım hattı projesinin mühendislik proje ve uygulama işinin müvekkili şirket tarafından yapılması konusunda taraflar arasında anlaşma sağlandığını,  müvekkili şirketin bir malzeme tedarikçisi olmadığını, somut olay kapsamında müvekkil şirketin tekliflendirdiği ve sonrasında ifa ettiği iş, ilaç fabrikalarına özel mühendislik ve dizayn içeren ham su, PW dağıtım hatları revizyonları ve WFI dağıtım hattı projesi bir su sistemi yazılımı ve kurulumu, projeye uygun malzeme temini,  mühendislik hizmeti, know-how ve  işçiliği de kapsayan FSEK telif hakkı koruması altında bulunan bütüncül bir eser meydana getirme işi olduğunu, Yargıtay kararlarında mühendislik projelerinin özgün bir tasarım içerdiklerinde  ilim ve edebiyat  eserleri  kapsamında korunacağının kabul edildiğini,  Yargıtay kararlarında öne çıkan ilkeler kapsamında mühendislik projesinin  telif hakkıyla korunabilmesi için: Özgün (orijinal) bir nitelik taşıması ve proje sahibinin yaratıcılığını ve bireysel çabasını yansıtması gerektiğini beyanla müvekkili şirketin FSEK mevzuatı kapsamında telif koruması altında bulunduğunu ve müvekkilin izin ve onayı alınmadan uyuşmazlık konusu projenin 3. kişilere kullandırılmasının hukuka aykırı olduğu beyanıyla mahkeme kararının kaldırılarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; mahkeme karar ve gerekçesinin  son derece yerinde olduğunu, tedbir talebine konu projenin bir eser olmayıp, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmasının mümkün olmadığını, tedbir talep eden taraf her ne kadar AST’nin ilaç fabrikalarına özel mühendislik ve dizayn içeren su sistemleri yazılımı ve kurulumu, projeye uygun malzeme temini, mühendislik hizmeti, know-how ve işçiliği de kapsayan projeler yaptığını, bu projelerin eser niteliğinde olduğunu iddia etse de, tedbir talep eden tarafın müvekkil şirkette revizyon ve kurulumunu yapacağı projenin eser vasfında olmadığını, somut olayın özelliği dikkate alındığında tedbir talep eden AST'nin projedeki yükümlülüğünün kendi şahsına has özellik veya kabiliyetinden değil, mühendislik ilminin gereğinden kaynaklandığını, proje kapsamındaki ürünlerin kurulumunun yapılmasının da bu kapsamda olduğunu beyanla istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.  İstinaf mahkemesi, “istinaf talep edenin üzerinde telif hakkı bulunduğu, eser sahibi olduğu  ileri sürülen  ham su, PW dağıtım hatları revizyonları ve WFI dağıtım hattı projesinin tam olarak somutlaştırılmadığı ve dosyaya bir proje sunulmadığı gibi, ham su, PW dağıtım hatları revizyonları ve WFI dağıtım hattı projesinden kast edilenin taraflar arasındaki işin tamamını mı ifade ettiğinin anlaşılamadığı, 5846 sayılı FSEK 77. maddede, eserden kaynaklanan haklara tecavüz edildiği ve esaslı bir zararın veya ani bir tehlike veya emrivakinin önlenmesi veya herhangi bir sebepten dolayı zaruret bulunması halinde, mahkemenin ileri sürülen iddiaları kuvvetle muhtemel görmesi halinde ihtiyati tedbir kararı verilebileceğinin  düzenlendiği,  somut olayda davacı tarafın eser/telif hakkı sahibi olduğunu ve izinsiz kullanıldığını ileri sürdüğü proje ve hak ihlali konusunda yaklaşık ispat koşulları sağlanmadığından,  ileri sürülen iddiaların D.İş dosyasında görülüp sonuçlandırılacak nitelikte de bulunmadığı, yargılamayı gerektirdiği anlaşıldığından, ilk derece mahkemesince  tedbir talebinin reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.  27/03/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk DairesiK:2025/933E:2024/2012Mimari proje-FSEK'e dayanmayan alacak davası-Görev uyuşmazlığıDavacı kendi projesinin birçok hususta benzerinin davalı şirket tarafından kullanıldığı gerekçesi ile proje bedelinin tahsiline yönelik dava açmış, mimari projenin ilim ve edebiyat eserleri arasında olması nedeniyle davaya bakma görevinin 5846 sayılı Yasanın 76.maddesi uyarınca fikri sınai haklar hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesince ise, "...dava konusu uyuşmazlığın, FSEK'ten kaynaklanmadığı, bu sebeple uyuşmazlığın genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiği, genel hükümler çerçevesinde uyuşmazlığı çözme görevinin asliye hukuk mahkemesinde olduğu..." gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi ise, "...yukarıda açıklanan sebeplerle davanın Ticaret Kanununda belirtilen işlerden olmadığından mutlak ticari dava olmadığı, davacının tacir olmadığı..." gerekçesiyle İstanbul Anadolu 7. Asliye Hukuk Mahkemesine karşı görevsizlik yönünde karar vermiştir. Asliye hukuk mahkemesinden görevsizlikle gelen eldeki dava dosyasında, fikri sınai haklar mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın istinaf sonrasında, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi  44. Hukuk Dairesince,  2020/1907 Esas 2023/1339 karar sayılı ilamı ile; "Davacı vekilinin dava dilekçesinde neticei talebinde; "müvekkilinin hak ettiği 386.248TL proje bedelinden şimdilik 80.000 TL'nın ihtarname tebliğinden itibaren hesaplanacak ticari faizi ile tahsilinin" edildiği, sözlü yargılama duruşmasında da, yıkım ve hafriyat işlemleri için bu aşamaya kadar tüm işlemleri yaptığını, müvekkilinin hazırladığı proje bedeli ve çalışmalarına karşılık hak ettiği bedelin ödenmediğini ileri sürdüğü, davalının da cevabında 30.000 TL avans bedeli ödendiğini iade etmesi gerektiğini savunduğu, davada davacı tarafça 5846 sayılı FSEK'ten kaynaklanan hakların ileri sürülmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle somut olayda mimari projenin eser niteliğinin  ve eserden kaynaklanan haklara tecavüzün söz konusu olup olmadığı hususunun tartışılmasının hatalı olduğu, mimari proje bedelinin ödenmesine ilişkin talebi içeren eldeki davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemelerine ait olduğu" gerekçesiyle asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğundan bahisle kaldırma kararı verilmiştir.6100 sayılı HMK'nın 23/2.maddesinde, "Bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar." hükmüne yer verilmiştir.Somut olayda, az yukarıda safahati açıklandığı üzere, göreve ilişkin verilen istinaf kaldırma kararı bağlayıcı nitelikte olup, İstanbul Anadolu 7. Asliye  Hukuk  Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar verilmiştir. 25/03/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk DairesiK:2025/915 E:2024/2306FSEK'e dayanmayan alacak davası-Görev uyuşmazlığıDavacı, davalı şirket arasında 06.08.2019 tarihinde sözleşme imzaladığını, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklı olarak üzerine düşen tüm edimlerini zamanında yerine getirdiğini, taraflar arasında akdedilen 06.08.2019 tarihli sözleşmede belirtilen ödeme planı çerçevesinde müvekkili tarafından 07.08.2019 tarihinde 300.000,00 TL ve 12.09.2019 tarihinde 3000.000,00 TL davalı şirketin hesabına yatırıldığını, kalan 200.000,00 TL'sinin programın yayından kaldırılması sebebiyle ödenmediğini, davalının sözleşme uyarınca üzerine düşen yükümlülükleri ve taahhütleri yerine getirmeyerek sözleşmeye aykırı davrandığı gibi müvekkiline bugüne kadar hiçbir ödeme yapmadığını, sözleşmenin müvekkili tarafından 12.11.2019 tarihinde haklı nedene dayalı olarak ihtarname ile feshedildiğini, davalının basiretli bir tacir gibi davranmadığını, şirket ortakları tarafından müvekkillerinin bilerek zarara uğratıldığını, taraflar arasında akdedilen 06.08.2019 tarihli sözleşmenin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğinin tespitini, fazlaya dair talep ve haklarının saklı kalmak kaydı ile müvekkili tarafından haklı nedenle feshedilen sözleşme uyarınca müvekkili tarafa ödenen 600.000 TL alacağın 18.10.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı şirket ... Ltd. Şti.'den tahsilini, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile davalı tarafça müvekkiline ödenmeyen kar payına ilişkin şimdilik 1000 TL alacağın 18.10.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı şirket ... Ltd. Şti.'den tahsilini, diğer davalılar ... ve ...'ın şimdilik 5.000 TL'lik ödenen alacak ile kar payını kusurları oranında müvekkiline 18.10.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile ödemelerini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalının üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir.  İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi, uyuşmazlığın sözleşme hükümlerine aykırılık nedeniyle feshin tespiti ve alacağın tahsiline ilişkin olduğunun anlaşıldığı, davanın 5846 sayılı FSEK'nun kapsamına giren haklara ilişkin olup, aynı Kanun'un 76/1 maddesi uyarınca  bu tür davaların İstanbul Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nde görülmesi gerektiği gerekçesiyle  görevsizlik  kararı vermiştir. İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi ise, "...dava konusu sözleşmenin TTK'da düzenlenmediğinden mutlak ticari dava niteliğinin bulunmadığı, davanın tarafları gerçek kişilerin ticari işletme kaydının bulunmadığı, dolayısıyla  5846 sayılı Yasadan kaynaklanan bir hakkın varlığı, yokluğu veya tecavüze ilişkin bir uyuşmazlık olmadığından ve ilgili mevzuat hükümlerinin uygulama yeri bulunmadığından, genel mahkemelerin görevli olduğu kanaati ile davaya bakmakla görevli mahkemeler genel görevli asliye hukuk mahkemeleri olduğu gerekçesiyle görevsizlik yönünde karar vermiştir. İstinaf Mahkemesi, “uyuşmazlık taraflar arasındaki sözleşmeye aykırılık iddiasına  dayanmakta olup  uyuşmazlıkta 556 sayılı KHK ve 5846 sayılı FSEK hükümlerinin uygulanma yeri bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle İstanbul  10. Asliye Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar verilmiştir. 25/03/2025 
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2025/604E:2023/93Haber istisnası (FSEK m.37)- Doğa görüntüleri videosunun eser mahiyetiDavacı vekili, müvekkilinin dünyanın en büyük kaz entegresini kurmak için çalışmalar yaptığını, proje kapsamında son teknoloji makineler hakkında bilgi sahibi olmak ve makine satın almak için Çin'e bir seyahat gerçekleştirdiğini, bu seyahati Youtube üzerinden paylaştığını, daha sonra haber ajanslarının olayları çarpıtarak müvekkilinin sanki insanları dolandırdığı ve onların paralarıyla yurt dışına kaçtığından bahisle asılsız haberler yaptıklarını, müvekkili hakkında soruşturma da başlatılmış olup sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, müvekkilinin hak sahibi olduğu videoların onun izni ve bilgisi olmadan ve gerçeğe aykırı öznel ifadeler ile topluma sunulduğunu, müvekkilinden habersiz onu kötülemek için kullanıldığını, müvekkilinin videolarının bir telif değeri bulunduğunu, mali ve manevi haklarının ihlal edildiğini, haberlerden etkilenen çocuklarının da sosyal çevrelerinde dışlandıklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, öncelikle FSEK'in 66, 67 ve 69. maddeleri kapsamında tecavüzün men'ine, devamla tecavüzün ref'i ile FSEK'in 68. maddesi kapsamında 3 katı ile saptanacak tutara, FSEK'in 70. maddesi kapsamında mali haklar, elde edilen kâr alacağı olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla alacak belirlenebilir hale geldiğinde artırılmak üzere şimdilik 1.000,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi tazminatın ilk yayınlanma tarihi olan 29/10/2019 tarihinden itibaren işlemiş ticari faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.    Davalı ... Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. vekili, dava konusu görüntülerin eser mahiyetinde olmadığını, sosyal medya platformunda yayımlanan görüntülerin hayvanların o andaki doğan davranışlarını tespit ettiğini, herkes tarafından tespit edilebilecek ve hususiyet arzetmeyen görüntüler olduğunu, eser kapsamında değerlendirilse dahi görüntülerin FSEK'in 37. maddesine göre haber amacıyla kullanıldığını, gazetecilik meslek kurallarının dışına çıkılmadığını, dava konusu haberlerde davacının kişilik haklarını ve ticari itibarını zedeleyici ifadelerin kullanılmadığını, görsel ve yazılı basında daha önceden yer alan ve yargıya intikal eden bir konunun eleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu, yayınların basın özgürlüğü kapsamında gerçekleştirildiğini, kişilik hakları ile kamu yararı karşı karşıya geldiğinde kamu yararına üstünlük tanınması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Diğer davalı ... vekili, manevi tazminat davası bakımından derdestlik itirazında bulunarak, müvekkiline hangi gerekçeyle husumet yöneltildiğinin açıklanmadığını, müvekkilinin hiçbir zaman haber programı sunmadığını, davacı Sermaye Piyasası Kanunu'na aykırı şekilde usulsüz halka arz işlemi gerçekleştirdiğini, Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulunun takibine takıldığını, konuyu inceleyen Sermaye Piyasası Kurulu tarafından hakkında şikayette bulunulduğunu, takipsizlik kararının mağdurların şikayetçi olmaması nazara alınarak verildiğini, dava konusu videoların eser mahiyetinde de olmadığını, dava konusu haberlerde davacıya ilişkin yürütülen bir soruşturmanın kamuoyuna duyurulması nedeniyle davacının kişilik hakkı ile kamunun haber alma hakkı ve basın özgürlüğünün karşılıklı değerlendirilmesi ve üstün tutulacak menfaatin belirlenmesinin gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalı ... tarafından sunulan programda haber sırasında yalnızca davacının fotoğrafının yer aldığı ve habere ilişkin açıklamalara yer verildiği, haber sırasında davacıya ya da kaz çiftliğine ilişkin başka bir görüntünün yer almadığı, dolayısıyla söz konusu yayın açısından FSEK’ten kaynaklanan hakların ihlalinden söz edilemeyeceği, "..." isimli haber yayınında yer alan videonun süresinin 1 dakika 53 saniye olduğu, davacıya ait habere ilişkin ilk bilginin sunucu tarafından 00.06. saniyede verildiği, haberin devamında başka dolandırıcılık haberlerine ilişkin bilgi ve görüntülere yer verildiği, 44. saniyede davacıya ait haberin görüntülerinin yer aldığı, toplam 69 saniye bu görüntülere yer verildiği, bu görüntülerde davacının, davacıya ait kaz çiftliğinin görüntüleri ile basına verdiği röportaj ve basın açıklamasına ilişkin kısa görüntülerin yer aldığı, bu görüntülerin parça parça ve kısa kısa birleştirilmiş görüntüler olduğu, bir bütün videonun tamamen habere aktarılması şeklinde olmadığı, davaya görüntülerin haber değeri taşıdığı, somut olayda davalı tarafın kullanımının haber programında ve 69 saniye gibi kısa bir kullanım olduğu, davalının haber programına oranla davaya konu kullanımın küçük bir bölüme dair bulunduğu, kullanımın bilgilendirme ve kamuya haber sunma amaçlı olduğu, davalının kullanımının normal yararlanmaya aykırı olmadığı, dolayısıyla söz konusu yayın açısından FSEK’ten kaynaklanan hakların ihlalinden söz edilemeyeceği, davacıya ait videolarda davacının kaz yetiştiriciliği hususunda verdiği bilgiler ilgilileri açısından yararlı bilgiler olmakla birlikte videoların, ışık, ses, görüntü vb. hususlar açısından değerlendirildiğinde, hazır olanın olduğu biçimiyle sunumu şeklinde olduğu, sahibinin hususiyetini taşımadığı, bir fikri çabanın sonucu olarak meydana getirilmediği, dava konusu videoların 5846 sayılı Yasa uyarınca eser niteliğinde olmadığı; RTÜK'e yazılan müzekkere cevabı dikkate alındığında davalılardan ... ve ...'in ... Radyo ve Televizyon kanalının sorumlu yayın yönetmeni ve sorumlu müdürü olmadıkları, hukuki sorumluluğu ve dolayısı ile dava açısından pasif dava ehliyetlerinin bulunmadığı, davalıların, davacının eser sahipliğinden ve tescilsiz tasarımdan kaynaklanan haklarının ihlal edildiğine, aynı zamanda haksız rekabet teşkil eden bir fiil olduğuna dair bir bulguya ulaşılamadığı gerekçesiyle, davalılar  ... ve ... hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile usulden reddine, davalı ... Radyo ve Televizyon aleyhine açılan davanın esastan reddine karar vermiştir. Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, bilirkişi raporunun eksik olup, denetime ve hüküm kurmaya da elverişli bulunmadığını, dava konusu videoların eser niteliğinde olduğunu ve sahibinin hususiyetini içerdiğini, eser kavramının teknik anlamda değerlendirildiğini, içeriğindeki bilgi birikiminin dikkate alınmadığını, müvekkilinin eserlerinin gerçeğe aykırı, öznel, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ve iftira niteliğinde ifadelerle yanlış haberlere dayanak yapıldığını, davalılar ... ve ... yönünden davanın reddine karar verilmesinin de hatalı olduğunu, müvekkilinin hak sahibi olduğu videoların onun izni ve bilgisi olmadan ve gerçeğe aykırı öznel ifadelerle topluma sunulduğunu ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.  İstinaf Mahkemesi, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, RTÜK'e yazılan müzekkere cevabına göre, davalılardan ... ve ...'in dava konusu yayım tarihleri itibariyle genel müdür veya sorumlu müdür olarak görevlerinin bulunmadığı, kaldı ki davalılardan ... tarafından sunulan programdaki haber sırasında sadece davacının fotoğrafının kullanıldığı, davacının hak sahibi olduğunu belirttiği video görüntülerine yer verilmediği, öte yandan, davacının linklerini sunduğu videolar eser vasfı taşımadığı, gibi, davalılardan ... Radyo ve Televizyon Yayıncılık Anonim Şirketi'ne ait kanalda "..." isimli haber programında yer verilen görüntülerin ise FSEK'in 37. maddesindeki serbesti kapsamında kaldığının anlaşıldığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. 21/03/2025 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk DairesiK:2025/430 E:2025/360FSEK m.84 yollamasıyla TTK haksız rekabet uyuşmazlıklarında görevli yerin ihtisas mahkemesi olmasıDavacı vekili; davalı şirketin, müvekkili şirket tarafından hazırlanan habere ilişkin videoyu müvekkili şirkete referansta bulunmadan, haber kaynağını belirtmeksizin müvekkili şirket logosunu kaldırmak suretiyle kullandığını, müvekkili şirketin izni olmaksızın kullanılan görseller ve videolar, fikri mülkiyet hukuku bağlamında telif hakkı konusu olmamakla birlikte, müvekkili şirket için mali açıdan önem arz eden iş ürünü niteliğinde olduğunu, davalının bu eyleminin açıkça haksız rekabet teşkil ettiğini, dava konusu haksız rekabet teşkil eden eylemin aynı zamanda hem Basın Kanunu'na hem de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na aykırılık teşkil ettiğini, ilgili paylaşımlar yapılırken müvekkili şirketin adına yer verilmesi gerektiği gibi muhabir, kameraman ve sair emek sahibi kişilerin de isimlerine yer verilmesi gerektiğini belirterek haksız rekabetin tespitine ve menine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  İlk Derece Mahkemesi; davacı tarafından hazırlandığı iddia edilen habere ilişkin videoların davacının logosunun bulanıklaştırılmak sureti ile çıkartılmasının FSEK 36. maddesinin ihlali niteliğinde olduğunun ileri sürüldüğü, davacı vekilinin haksız rekabet oluşturduğunu iddia ettiği olaylar dikkate alındığında davacı tarafın talebinin üretmiş olduğu videonun izinsiz olarak davalı tarafça kullanılması sebebinden kaynaklandığı ve bu durumun fikri mülkiyete ilişkin talepler olduğu, bu hali ile fikri mülkiyete ilişkin taleplerin incelenmesi fikri sınai haklar mahkemesinin görev alanına girdiği, görevli mahkemenin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine, dosyanın görevli ve yetkili İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir. Davacı vekili; haberin üçüncü kişilerce kullanımının dürüstlük kuralına aykırı olması halinde haksız rekabete ilişkin düzenlemelere başvurulabileceğini, davalı tarafın müvekkilini referans göstermeksizin haber kaynağı belirtmeksizin bahsi geçen haber videosunu yayınlamasının TTK m.55/1-c maddesi kapsamında haksız rekabet teşkil ettiğini, bahsi geçen haber videosunun FSEK anlamında eser niteliğinde olmasa bile müvekkili şirket için mali açıdan önem arz ettiğini, eser niteliğinde olmayan her türlü görüntü kayıtlarının kullanımının haksız rekabet teşkil ettiğini, somut olayda fikri mülkiyet ile hak sahipliğinin söz konusu olmadığını, eser niteliği taşımayan fikri ürünler için özel bir düzenleme bulunmadığını, asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.  İstinaf Mahkemesi, “somut olayda davacı tarafça; müvekkilinin hazırladığı haber videosunun FSEK 36 ve 37 maddeleri, Basın Kanunu yok sayılarak davalı tarafından izinsiz ve hukuka aykırı olarak kullanılmak suretiyle, TTK'nın 54, 55/1-c maddesinde düzenlenen iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmak şeklinde haksız rekabete neden olunduğu ileri sürüldüğü, davacı tarafça 5846 sayılı Kanun hükümleri uyarınca öncelik veya üstünlük haklarına dayanılmadığı, 5846 sayılı Kanun'a dayalı olarak talep ileri sürülmediği belirtilmekte ise de dava dilekçesinde FSEK'in 36. ve 37. maddeleri de zikredilerek, haksız rekabet fiilinin iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma yanında izinsiz iktibas şeklinde gerçekleştirildiğinin de ifade edildiği, bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığın aynı Kanun'un haksız rekabet başlığı altındaki 84. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekeceği, anılan madde hükmüne göre de; Bir işareti, resmi veya sesi, bunları nakle yarayan bir alet üzerine tespit eden veya ticari maksatla haklı olarak çoğaltan yahut yayan kimse, aynı işaretin, resmin veya sesin üçüncü bir kişi tarafından aynı vasıtadan faydalanmak suretiyle çoğaltılmasını veya yayınlanmasını men edebileceği, eser mahiyetinde olmayan her nevi fotoğraflar benzer usullerle tespit edilen resimler ve sinema mahsulleri hakkında da bu madde hükmünün uygulanacağı, bu durumda, uyuşmazlığın 5846 sayılı FSEK 84. maddesi gözetilerek çözümü gerekeceğinden, aynı Kanun'un 76. maddesi uyarınca uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkemenin İstanbul Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi olduğundan mahkemece verilen görevsizlik kararında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 20/03/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2025/316  E:2024/1456Eseri oluşturan parçaların eser niteliği (FSEK m.13/2)-Teknik hizmetler ve katkıların eser sahipliğini sağlamaması (FSEK m.10/3)-Şekle aykırılığın (FSEK m.52)  karşılıklı ifadan sonra ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olması-Devren iktisap yetkisi (FSEK m.49/1)Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıların tamamen kendi imkan ve gayretleri ile ... adlı yelkenli tekneleri ile dünya seyahatine çıktığını ve bu seyahat esnasında Antarktika kıtasına giden ilk Türk olma sıfatını kazandıklarını, söz konusu seyahatin 2008-2012 tarihleri arasında 4 yıl sürdüğünü, davacılar tarafından yapılan bu seyahatin kendi imkan ve teçhizatları ile bir belgesel-film formatında kayda alındığını, filmi kendilerinin kayda aldığı konuşmalar, metinler, görüntüler ve mizanpajların tamamıyla davacılar tarafından yapıldığını, davacılara ait bu görüntülerin seyahat devam ettiği sırada montajlanarak bir seri belgesel haline getirilmesi, bir TV kanalında yayınlanmasının sağlanması, bu şekilde bir gelir elde edilmesi ve ayrıca Başbakanlık tanıtım fonuna müracaat edilerek seyahat ve belgesel için maddi destek temini amacıyla davalılardan ... Limited Şirketi'ne yazılı bir sözleşme/belge olmaksızın verildiğini, davalılardan ... Limited Şirketi'nin toplam 26 bölümlük "..." adlı belgesel-filmini yayınlandığını ve yayınlanmaya da devam ettiğini, davacılar arasında yapılan sözleşmede belirtildiği şekilde bu seyahat ve belgeselin bir proje kapsamında Başbakanlık Tanıtma Fonuna başvurularak fondan para alındığını, belgesel - filmin TRT kanallarında yayınlanması nedeniyle davacılara toplamda sadece 73.000 TL ödeme yapıldığını, Başbakanlık Tanıtma Fonundan alınan para ile ilgili olarak herhangi bir ödemenin davacılara yapılmadığını, davalılardan ... Limited Şirketi'nin "..." belgesel-filminin sahibi ya da sahiplerinden biri olmadığını, FSEK m.52 kapsamında davacılar ile davalılardan ... Limited Şirketi arasında herhangi bir yazılı sözleşme olmadığını, davalı ... Limited Şirketi’nin davacıların mali haklarına tecavüz etmiş bulunduğunu, diğer davalı TRT'nin yayıncı kuruluş olarak yayınladığı belgesel filminin eser sahiplerinin yazılı muvafakatlerinin bulunup bulunmadığını aramak, araştırmak yükümlülüğünde bulunduğunu, diğer davalı ile yaptığı sözleşmede bu zaruretin belirtilmiş olmasına rağmen gereğinin yerine getirilmediğini, davacıların yazılı muvafakatinin olup olmadığı araştırılmaksızın ve aranmaksızın belgesel filminin TRT kanallarında gösterildiği ve halen de gösterildiğini, bu durumun davacıların eserden kaynaklanan mali haklarına tecavüz ettiği beyan ederek söz konusu belgesel için FSEK 68/1. madde kapsamında tespit olunacak sözleşme yapılmış olması halinde istenebilecek bedelin 3 kat fazlasının önceden ödenen 73.000,00 TL düşüldükten sonra, kalan kısımdan 10.000,00 TL’sinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte, Başbakanlık Tanıtma Fonunun işbu seyahat ve belgesel kapsamında ödemiş olduğu paranın ilgili kurumdan sorulmak suretiyle tespit edilerek 10.000,00 TL’sinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilinin talep edildiği, ayrıca ek talep ile; davacıların "..." adlı belgesel sinema eserinin 5846 sayılı FSEK 8. madde kapsamında yönetmen, senaryo yazarı, diyalog yazarı olarak eser sahibi olduklarının tespitine, ... belgesel sinema eserinin yapımcısının ilk kayıt ve tespitini gerçekleştirenin davacılar olduğunun tespitine, ... belgesel sinema filminin künyesinde yapımcı, yönetmen, senaryo, diyalog yazarı olarak ... ve ...’nun belirtilmesine, yayınlanmakta olan ve herhangi bir surette piyasaya sürülecek tüm kopyalarının da bu düzeltmenin yapılmasına, bu yöndeki tüm masrafların davalılarca karşılanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı TRT vekili, dava konusu ... adlı programın yapımını gerçekleştiren diğer davalı ... Haber Ajansı ve ... San. Tic. Ltd. Şti. ile davalı kurum arasında imzalanan 16.11.2012 tarihli sözleşmenin 4. maddesinin, Beyoğlu ... Noterliğinin 13.05.2013 tarih ... yevmiye numaralı muvafakatnamenin yönetmenliğini gerçekleştiren ... tarafından, yine aynı taahhütleri muhtevi muvafakatnamenin Beşiktaş ... Noterliğinin ... yevmiye numarası ile animasyon yapımcısı ..., aynı noterliğin ... yevmiye numarası ile özgün müzik yapımcısı ...’den, Beyoğlu ... Noterliğinin 13.05.2013 günlü ... yevmiye numarası ile özgün müzik yapımcısı ...’tan alındığını, davanın müvekkili kurum yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, Başbakanlık Tanıtma Fonu Sekreterliği ile davalı kurum arasında imzalanan 27.12.2011 tarihli protokolün 1. maddesine göre proje için ...’a tahsis edilmek üzere 150.000,00 TL'nin denetleyici kuruluş olan TRT Kurumu Genel Müdürlüğüne ödenmesinin emredildiğini, 2. maddede ise proje sahibi tahsis edilen bu meblağı projede belirtilen harcama kalemleri dışında başka bir amaç için kullanamayacağını, davacıların haklarını anılan firmaya devrettiğini, sözleşmenin yayın faaliyetini gerçekleştirmiş olan davalı Kurum TRT’nin herhangi bir sorumluluğunun mevcut olmadığını, dava konusu edilen programla ilgili hadiselerin 2009-2012 tarihleri olarak belirtilmişse de diğer davalı yanca ifade edildiği üzere dava konusu yapımın diğer davalı firmaca ve kurumca ödemelerinin ziyadesiyle gerçekleştirdiğini, nitekim davacılarında bu doğrultuda kendi websitelerinde de beyanda bulunarak durumu ikrar ettiklerini, bu itibarla davacıların taleplerinde haklılığının olmadığını, yüksek miktardaki taleplerinin ve fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasının da hukuki haklılığı olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Haber Ajansı ve ... Danışmanlık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili, belgeselin çekilerek yayına hazır hale getirilmesinin tamamen davalı şirketin gayret ve sağladıkları imkanlar ile oluştuğunu, seyahati yapanın davacıların olduğunun tartışmasız olduğunu ancak bu seyahatin maddi finansmanının çekimler için gerekli her türlü teçhizatın davalı şirket tarafından sağlandığını, davacı tarafın 73.000,00 TL aldığını kabul ettiğini, yayınlanan belgeselin sadece seyahat esnasındaki çekimlerden ibaret olmadığını, bu belgeselin davalı şirket içinde hem resmi makamların hemde ulusal ve uluslararası basının yer aldığı kapsamlı bir proje olarak kurgulandığını, proje resmi makamlarla tüm bağlantısını davalı şirketçe yapıldığını, bu yolculuğun ulusal basında bütün ayrıntılarıyla davalı şirketin profesyonel çalışması ve gayreti ile yer aldığını, projenin uluslararası basında da yine davalı şirketin gayretleriyle kendine yer bulduğu, medyanın ... ve ... teknesinin yolculuğu söz konusu olduğunda tüm bilgiyi ... danışmanı sıfatıyla davalı şirketten aldığını, davacı tarafın davalı şirketin Başbakanlık Tanıtım Fonundan alınan paradan bahsettiğini ve bu paranın kendilerine verilmesi gerektiğini iddia ettiğini ancak Başbakanlık Tanıtım Fonundan alınan paranın tamamının yönetmenlik, metin yazarlığı, editörlük, danışmanlık, kurgu yönetmenliği, asistanlık, kurgu, post prodüksiyon ve ...’dan oluşan film yapımı işi için alındığını, bahsedilen işlerin tamamının davalı şirketçe yapıldığı ve paranın tamamı ile birlikte fazlasının da bu işler için harcandığını, bu paranın davacı tarafça talep edilmesinin hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğu, belgesel filminin yönetmeni ve senaryo yazarının davalı şirket olduğunu ve belgesel filmine konu seyahatin tüm finansmanı ve tüm organizasyonunun da davalı şirket tarafından yapıldığını, yayınlanan belgeselin künyesinde de yönetmen, senaryo yazarı vs. bilgilerinin açıkça görüldüğünü, künyede ... ve ...’nun görüntü başlığı altında yer aldığını, Başbakanlık Tanıtma Fonunca verilen bütçede bu hizmetin karşılığının yer aldığını ve kendilerine bu bedelin fazlasıyla ödendiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacıların Antarktika'ya yapmış oldukları seyahatte kendi teknik imkan ve teçhizatları ile görüntüleri kayda aldıkları, eserin ilk kayıt ve tespitini gerçekleştirenlerin davacılar olduğu,  bu kayıtların belgesele dönmesi ve maddi imkan yaratması için davalı ...'a yazılı sözleşme olmaksızın verildiği, davalı ... ile davalı TRT arasında yapılan sözleşme ile de  belgeselin TRT'de yayınlandığı, davacıların çalışmalarının sahibinin hususiyetini taşıdığı ve FSEK m. 1/B  ile m. 5 hükümleri kapsamında eser niteliğine haiz olduğu, 26 bölümlük bu belgeselin çekimlerinin, sözlü anlatımlarının ve ham hallerinin -üçüncü bir kişi olmaksızın- davacılar tarafından meydana getirildiği, senaryonun seyahatin kendisi olduğu, diyalogların çekimlere göre anlık şekillendiği ve dolayısıyla programın bütününü oluşturan aktüel arşiv malzemesi ve tüm orijinal çekimler üzerinde davacıların yönetmen sıfatıyla kaynak eser/kök eser sahibi olduklarının anlaşıldığı, her ne kadar davalı ... davacıların eser sahibi olduğu bu kayıtların belgesel olarak yayınlanması için TRT ile anlaşma yapmış ise de, davalı ... ile davacılar arasında FSEK m. 48, 49 ve 52 hükümlerine uygun yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı, detayların  ve tasarrufların davacılarla usulüne uygun müzakere edilmediği, hakların ayrı ayrı düzenlenmediği, bu haliyle davalı ...'ın eser sahiplerinin mali hakları üzerinde tasarrufta bulunma hakkının bulunmadığı, bu noktadaki yükümlülükler kanuna uygun şekilde yerine getirilmeksizin davalı TRT ile anlaşma yapmak suretiyle belgeselin umuma arz edildiği, programın niteliği gözetilerek TRT tarafından davacılarla davalı ... arasında FSEK hükümleri kapsamında geçerli bir sözleşmenin varlığı araştırılmaksızın belgeselin yayına konulduğu, ayrıca ... ile TRT arasında imzalanan sözleşmede orijinal görüntülerin işlenebileceği hususuna yer verildiği, buna ilişkin değerlendirmelerin eser sahiplerinin onayı ile mümkün olacağı, bu noktada dahi TRT'nin davacılarla ... arasındaki sözleşmenin FSEK hükümleri kapsamında oluşturulduğu hususunu denetlemesi gerektiği, FSEK m. 21 ve m. 52 hükümleri çerçevesinde  eser sahibinden izinlerinin usulüne uygun alınmadığı, böylelikle davacıların FSEK'ten kaynaklanan mali haklarının davalılar tarafından ihlal edildiği ve davacıların FSEK m. 68 kapsamında tazminat talep edebilecekleri anlaşıldığı, 19.11.2020 ve 14.06.2021 tarihli raporlarda bilirkişilerce bulunan tazminat miktarı ve talep dikkate alınarak toplam 1.571.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmiş, bilirkişilerce davalı TRT'nin sorumluluğu 428.000,00 TL, davalı ...'ın sorumluluğu ise 151.660,98 TL olarak tespit edilmiş,  FSEK m. 68/1 kapsamında davalı TRT'nin sorumluluğunun 428.000,00 TL'nin 3 katı olan 1.284.000,00 TL ile sınırlı olduğu, davalı ...'ın yükümlülüğünün ise ıslah dilekçesi de nazara alınarak FSEK 68/1 kapsamında 120.000,00 TL'nin 3 katı olan 360.000,00 TL ile sınırlı olduğu anlaşıldığı,ancak davacılara ödenen 73.000,00 TL'nin bu bedelden düşüldüğü ve davalı ...'ın sorumluluğunun 287.000,00 TL olarak belirlenmesi gerektiği kanaatine varıldığı, her ne kadar davacı taraf Başbakanlık Tanıtma Fonundan belgesel için yapılmış ödemenin de kendilerine yapılması gerektiğini belirterek 150.000,00 TL tanıtma fonu alacağı talebinde de bulunmuş ise de, bilirkişilerce yapılan hesapta davalı ... tahsilatı olarak belirlenen tanıtım fonu alacağının da hesaplamaya dahil edilerek neticeye ulaşıldığı, tanıtım fonu alacağının davacılara ödenmesini gerektirir başkaca bilgi, belge ya da delilin dosya kapsamında bulunmadığı  gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; 1-Davacıların "..." adlı belgesel sinema" eserinin  5846 sayılı FSEK 8. maddesi kapsamında yönetmen, senaryo yazarı ve diyalog yazarı olarak eser sahibi olduklarının tespitine, ... belgesel sinema eserinin eser sahibi yapımcısının, ilk kayıt ve tespitini gerçekleştirenin davacılar olduğunun tespitine, ... Belgesel sinema filminin künyesinde; eser sahibi yapımcı, yönetmen, senaryo, diyalog yazarı olarak ... ve ...'nun belirtilmesine ve internet ortamı dahil yayınlanmakta olan ve yayınlanacak ve herhangi bir surette  piyasaya sürülecek tüm kopyalarında bu düzeltmenin yapılmasına, bu yöndeki tüm masrafların davalılarca karşılanmasına, 2-FSEK m. 68/1 kapsamında toplam 1.571.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte (davalı TRT'nin sorumluluğu 1.284.000,00 TL, davalı ... Ltd. Şti.'nin sorumluluğu 287.000,00 TL olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 3-Davacının tanıtma fonu alacağı talebinin reddine," şeklinde karar vermiştir. Davalı TRT vekili istinaf isteminde; yayından 3 yıl sonra yayına izin verilmediği, ödeme alınmadığı gibi iddialar ile dava açmanın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup mahkemenin sessiz kalma ilkesini dikkate almadığını, müvekkilinin diğer davalı ... tarafından alınan muvafakatleri incelediğini ve kontrol ettiğini, TRT'nin bu kapsamda başkaca sorumluluğu olmadığını, husumet itirazına rağmen tazminata karar verilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu "..." adlı belgeselin yapımcısının davacılar değil diğer davalı ... olduğunu, TRT ile ... arasındaki yapım sözleşmesi uyarınca TRT, yapım ile ilgili tüm manevi ve mali hakları/izinleri ...dan almış, yönetmenden, özgün müzik yapımcılarından, animatöründen alınan yetki belgelerini  titizlikle inceleyerek sözleşmeyi imzalamış olduğunu, ...a karşı sözleşmeden kaynaklanan tüm ödeme yükümlülüklerini de yerine getirdiğini,  ... ile imzalanan ve dosyada mübrez olan sözleşmenin 4. maddesinde fikri veya sınai mülkiyet konusu bir hak veya menfaatin ihlal edilmesi halinde her türlü sorumluluğun ...a ait olacağı da düzenlenmiş olduğunu, diğer davalı yapımcının FSEK m. 53-54 gereği bizzat sorumluluğu bulunduğundan davanın sadece yapımcıya yöneltilmesi gerektiğini,  bu türden bir yetki veren yayıncı, yapımcı veya mali hak iddia sahibi hem devir yaptığı yetki verdiği kişiye karşı hem de asıl eser sahibi kişiye karşı sorumlu olacağını, FSEK madde 54 hükmü gereğince, devir etkisi olmayandan hak devralananların iyi niyeti korunmadığını, bu yüzden sahip olmadığı hakkı devreden kişilerin tasarrufun hükümsüzlüğünden ileri gelen zararı karşılamakla yükümlü olduklarını, bilirkişi raporları  eksik ve hatalı olup somut deliller olmaksızın varsayımsal değerlendirmeler uyarınca tazminat hesabı yapıldığından yerel mahkemenin bu raporlara dayanarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, itirazların giderilmediğini, ... yapımın masrafları gösterilmemiş ve toplam maliyet belirtilmemiş, emsal nitelikli sözleşme incelemesi yapılmamış, mahkemenin talep ettiği gelirler hesaplanmamış olduğunu, farklı heyetten rapor alınması talebinin reddinin hatalı olduğunu, ham görüntülerin davacılar tarafından kaydedilmiş olmasının, davacıların eser sahibi olduğunu göstermeyeceğini, kaldı ki davacıların tek başına eser sahibi olamayacakları halde diğer hak sahiplerinin katkılarının dikkate alınmaksızın karar verilmesi hatalı olduğunu, dosya kapsamında inceleme konusu yapılan davacılar tarafından yapımcıya verilen ham görüntüler olmayıp yapımcı tarafından düzenlenip işlenerek bir belgesel haline dönüştürülmüş nihai versiyon üzerinden incelemeler yapıldığını, davacıların çekmiş olduğu ham kamera görüntüsü kayıtları, davaya konu eserin kendisi değil yalnızca hazırlık aşaması olduğunu,  davacıların sunmuş oldukları kayıtlar eser niteliğinde sayılamayacağından davacıların da eser sahipliğinden söz edilemeyeceğini, gerekçeli kararda dava konusu yapıma ilişkin tek hak sahiplerinin davacılar olduğu kabulüyle hazırlanarak yapıma ilişkin hesaplanan tazminat doğrudan %50-50 oranında davacılar arasında paylaştırıldığını, FSEK 8. maddesinde "Sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidirler." denilmek suretiyle emredici olarak sinema eserleri bakımından bu kişilerin tamamının eser sahibi olarak kabul edilmesi gerekeceği düzenlendiğini, raporun aksine çekimlerin zor şartlar altında yapılmış olması eser sahipliğine karine oluşturmayacağını, telif hukukunda eserler bakımından korunan yatırım değil sahibinin hususiyetini taşıyan fikri ürün olduğunu, davacılardan ...’un kendi internet sitesinde dahi “…’ün de desteği ile … isimli belgeselin yapımcısı ..., yönetmeni …” denilerek yapımcının ... Medya, yönetmenin ... olduğu, yapımın TRT desteğiyle yapıldığının kabul edildiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte 31.03.2017 tarihli bilirkişi raporu ile de "işleme eser sahipleri olarak da ... (Yönetmen-Metin Yazarı), ... (Metin Yazarı) ve ... (Müzik) yanı sıra, telif ve de yaratıcı hak tarafları olarak kabul etmek gerekeceği," değerlendirilmek suretiyle dava konusu eser bakımından tek hak sahiplerinin davacılar olamayacağının belirlendiğini, protokolde proje sahibinin ... olarak gösterildiğini, davacıların da bu protokol kapsamında alınan ödemeye itiraz etmediklerini, yapılan organizasyonlarda da (varış yeri, karşılama vb.) herhangi bir itirazda bulunmadıklarını, gerekçeli kararda "Davacıların Antarktika'ya yapmış oldukları seyahatte kendi teknik imkan ve teçhizatları ile görüntüleri kayda aldıkları" yönünde yapılan değerlendirme de hatalı olduğunu, davacıların eser sahibi olamayacağını, aksi düşünüldüğünde dahi sadece davacıların tek başına eser sahibi olarak kabul edilemeyeceğini, dava dilekçesinde kayıtların ...'a TRT'de yayınlanmak üzere verildiğinin, davacıların internet sitelerinde yapımın TRT'de yayınlandığının belirtilmesi, TRT ekran görüntülerinin paylaşılması yayına izin verildiğini dolayısıyla hak ihlalinin bulunmadığını açıkça gösterdiğini, ayrıca, davacılara ödeme yapıldığı da tespit edilmesine rağmen davacıların yazılı rızalarının bulunmadığı iddiasının kötüniyetli olduğunu, bir an için davacıların eser/hak sahibi olduğu kabul edilse dahi, davacıların manevi ve mali haklarının ihlali söz konusu olmadığını, sözleşmenin yazılı olmayışı, sözleşme olmadığını göstermeyeceğini, FSEK m. 52’ye uygun sözleşme yapılmasa dahi eğer taraflar edimlerini ifa etmişlerse artık sonradan şekle aykırılığın ileri sürülmesinin Türk Medeni Kanunu m.2 anlamında hakkın kötüye kullanımını olacağını, dosyadaki somut emsal bedeller esas alınmak yerine varsayımlara dayanılarak yapılan bilirkişi hesaplaması uyarınca müvekkili aleyhine fahiş miktarda tazminata hükmedilmesi ve kararda hiçbir gerekçeye yer verilmemesinin bozmayı gerektirdiğini, ek raporlarda bilirkişilerin 214 kez yayın yapıldığı sonucuna nasıl ulaşıldığı ve ödenmesi gereken yayın başı bedelin 2000-TL olduğunu neye göre belirlendiğinin izahatı yapılmadığını, kaldı ki sektörde yayın başına ödeme yapılması gibi bir uygulamanın olağan olmadığını, TRT tarafından yapımcı ...'a toplamda 208.000,00-TL ödenmişken, davacılara bunun yaklaşık 100.000,00-TL fazlasının ödenmesi gerektiğinin tespitinin de orantılı ve adil olmadığını, bilirkişi raporlarında yapılan hesaplama ile, 31.03.2017 tarihli rapordaki hesaplamalar arasında açıkça çelişki ve fahiş fark olduğunu, kararın da kendi içinde çelişkili olduğunu, bir diğer yandan davacılara yapılan 73.000TL'lik ödemenin sadece diğer davalı ...'ın sorumluluğundan düşülmesinin de hatalı olduğunu, müvekkili kurum tarafından yapım için tüm hak sahiplerine ödenecek bedelleri de kapsayacak biçimde ...'a ödeme yapıldığını,  ... tarafından davacılara yapılan önceki ödemenin müvekkili Kurumun bütçesinden karşılandığını, gerekçeli kararda tanıtma fonu alacağının davacılara ödenmesini gerektirir bir bilgi, belge ya da delilin dosyada mevcut olmaması nedeniyle bu talebin reddedildiği belirtilmesine rağmen yerel mahkemenin bu alacağın da hesaplamaya dahil edildiği tutar üzerinden müvekkili kurumu tazminata hükmetmesinin hatalı olduğunu, gerekçeli kararda açıkça davacılara tanıtma fonu yönünden bir ödeme yapılmasının ispat edilemediği tespit edilmesine rağmen; FSEK m.68/3 kapsamında üç kat olmak üzere hesaplanan tazminat tutarının içine hakkında yeterli delil bulunmadığı tespit edilen bu tutarın dahil edilmesinin çelişki oluşturduğunu, davacıların tespit talebi bulunmadığı halde gerekçeli kararda tespit kararı verilmesi ve buna ilişkin vekalet ücreti takdir edilmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, savunmaların bir an için kabul edilmediği varsayımında dahi davacıların davaya konu talepleri zamanaşımına uğradığının dikkate alınması gerekitğini,  TBK md. 72 uyarınca, tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 (iki) yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 (on) yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağının düzenlendiğini belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. İstinaf mahkemesi, “bir ifadenin eser kapsamında korunabilmesi için eserin tümü ya da koruma talep edilen parçasının FSEK m. 1/B-a uyarınca, sahibinin hususiyetini taşıması gerekeceği, buna göre davacıların belgesel filmle ilgili çekimlerinin ve diyaloglarının hususiyet taşıyıp taşımadığının, davacıların ve davalı ... şirketinin filmde FSEK 8/3. maddesi kapsamında ve FSEK 80. madde kapsamında dava konusu belgesel filmde hak sahibi olup olmadıkları, hak sahibi olduklarının kabulü halinde ise hangi sıfatla hak sahibi olduklarının, birlikte hak sahibi olmaları halinde mali hakların ne şekilde paylaştırılması gerektiğine dair konusunda uzman üç kişilik yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken denetime ve hükme elverişli nitelikte olmayan raporlara göre karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Kabule göre de; tazminat miktarı belirlenirken sözleşme yapılmış olması halinde istenebilecek olan bedelin veya rayiç bedelin belirlenmesi suretiyle tazminata hükmedilmesi, davacıların talep edebileceği rayiç bedelin varsa emsal sözleşmeler dikkate alınarak, bu hususta bir emsal sözleşmeye ulaşılamaması halinde 6098 sayılı TBK’nın 50/2. maddesi uyarınca belirlenmesi gerekli olup, edimleri kısmen ifa edilmiş sözleşmenin FSEK m. 52 uyarınca yazılı olmadığından bahisle hükümsüzlüğünü ileri sürmenin M.K. 2. maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması anlamını taşıyacağı, bu nedenle FSEK 68. maddesi uyarınca üç kat tazminata hükmedilmesinin de yerinde olmayacağı dikkate alınarak tazminat hususunun da yeniden değerlendirilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı rapora göre karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davalı TRT vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulüne, kararın HMK 353.1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, yeni bir bilirkişi raporu alınması gerekliliğine dayanılarak karar kaldırılmış olmakla sair hususların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. 27/02/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/352  E:2022/1390Rakibin kötülenen ürününün eser (bilgisayar oyunu) olması dava konusunu FSEK kapsamına sokmaz-Haksız rekabetDavacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkiline ait ... eser ve markasının, artan başarısı ve popülerliği sebebiyle, davalılar tarafından hedef alınmakta, haksız saldırılara konu edilmekte olduğunu, davalıların, ... oyunu için ... ibaresini kullanmakta olduklarını, bunun ... oyununun adil bir oyun olmadığı, bir oyuncunun oyunda rakibini yetenekle değil ... ile yendiğini ifade eden bir suçlama ve kötüleme olduğunu, ... sloganı kullanılarak ... oyunun reklamı yapılırken ...'ya saldırılmakta, ... oyunu ve markasının kötülenmekte olduğunu bu nedenlerle davalıların reklam, tanıtım ve uygulamalarındaki uygulamalarının, müvekkilin ... markasının ve eserinin üzerindeki haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitini, haksız rekabete yol açtığının tespitini, men'ini, ref'ini, eski hale iadesini, durdurulmasını, önlenmesini, verilecek kararın ilanını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili  dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin oyuna harcayacak parası olmayan yahut oyuna para yatırmak istemese de oyun eğlencesinden kayıp yaşamak istemeyen oyuncuların sömürülmemesi ve tüketicinin korunması adına yeni bir oyun sistemi kurup geliştirmiş, p2w olmayan bu yeni içeriği oyuncuların takdirine sunmuş ve ilgi görmüş olduğunu, müvekkili şirketin kendisini tanıtmak amaçlı, yine kendisiyle aynı türden içerik üreten rakip firmalardan farkını ortaya koyan, hiçbir rakip firmanın adını, logosunu, markasını kullanmadan yaptığı tanıtım ve reklam faaliyetleri ve oyuncu etkileşimleri gayet hayatın olağan akışına uygun olduğunu herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi; davalıların eylemlerinin TTK 54. madde kapsamında haksız rekabete neden olduğunun  tespitine, tecavüzün ref’ine, durdurulmasına, önlenmesine, davalıların eyleminin davacının marka hakkına tecavüz ve esere tecavüz tespit ettiği yönündeki istemin reddine, davalının internet ortamında ihlal teşkil eden kullanımlarının tedbiren önlenmesine, haksız rekabete neden olan kullanımların davalılarca içeriklerden çıkartılmasına karar vermiştir. Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  müvekkillerinin  ... markası ve bilgisayar oyunu üzerindeki haklarının ihlal edildiğini, ... markasına yönelik tecavüzün, haksız rekabetin ve ... bilgisayar oyununun eser vasfı taşıması nedeniyle  (FSEK) uyarınca müvekkillerinin mali ve manevi haklarının ihlal edildiğinin tespit edilmesi talepleriyle "markaya, esere tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi" konulu davanın açıldığını, davalıların sosyal medya paylaşımlarında ve reklamlarında müvekkillerini hedef alan görüntüler ve ibareler kullandığını, "..." ibaresi ile müvekkillerinin ... markasını doğrudan hedef aldığını, bu durumun marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürmüştür. Davalıların müvekkillerinin eser niteliğindeki ... markasına yönelik ihlalde bulunduklarını, 5846 sayılı Kanun kapsamında eser üzerindeki haklara açık şekilde tecavüz ettiklerini, müvekkillerinin TPMK nezdinde tescilli olan markalarının, ... ile ... arasında imzalanan ... marka lisans sözleşmesi gereğince koruma altında olduğunu, ...'un ...'nın münhasır yayıncısı olduğunu, bu nedenle marka ve esere yönelik ihlalin önlenmesi gerektiğini, ilk derece mahkemesinin usule, esasa, kanuna ve hukuka aykırı şekilde davanın bir kısmını reddettiğini, bu kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, marka ve esere tecavüzün tespiti, önlenmesi, tedbir kararı alınması, eski hale getirilmesi ve hükmün ilanı taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi, ... nolu  markasının, davacılardan ... şirketi  adına tescilli olduğu,   www.....com sitesindeki bilgiler ile davacılar arasında imzalanan yayıncılık hizmeti sözleşmesi dikkate alındığında oyunun hak sahibinin davacı  ...  şirketi olduğu, münhasır lisans sahibinin davacı  ...  şirketi olduğunun görüldüğü,  21/10/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "dava konusu uyuşmazlığın, davacıların hak sahibi oldukları ... ibareli tescilli marka ve eserle ilgili olarak yapılan reklam ve beyanların haksız rekabet teşkil edip etmediği noktasında toplanmakta olduğunu, bir işletmenin tescilli markası veya eser vasfındaki oyunu TTK 54 vd anlamında “iş ürünü” olup iş ürününe vaki dürüstlük kuralına aykırı beyan ve davranışların söz konusu olması halinde hak sahibin TTK 54 vd hükümlerine göre koruma talep etmesinin mümkün olduğunu, davalıların reklam 1'de davacıyı doğrudan hedef göstermeksizin ilerlemenin para basmaya dayalı olduğu oyunlarla kendi oyunlarını karşılaştırdıkları bu karşılaştırmada iki oyun sistemi arasındaki farktan bahsederken davacı oyununu gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere tanınmışlığından yararlanacak şekilde bir karşılaştırma yapmadıkları dikkate alındığında  TTK 55/1-a-5 anlamında haksız rekabet fillinin unsurlarının oluşmadığı, ancak davalının reklam'de davacının ... markasını ... olarak belirtip davacıyı hedef aldığı ve davacı oyunun paralı özelliğini ... şeklinde gereksiz yere incitici bir şekilde ifade etmesinin davacı iş ürünü mahiyetindeki oyununu  kötüleme sayılacağı ve bu vaki kullanımın TTK 55/1-a-1 bendinin ihlali sayılacağı, dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre; somut olayda davacıya ait eser niteliği bulunan oyun ve markanın izinsiz, ihlal oluşturacak  kullanımına dair bir vakıa ileri sürülmediği,  davanın hukuki dayanağının davalının kendi oyunu için yaptığı  reklam ve tanıtımların içeriğinin  davacıların ... ibareli tescilli markası  ve bilgisayar oyunu ile  ilgili  haksız rekabet teşkil edip etmediğine ilişkin olduğu, somut olayda, tarafların aynı alanda ticari faaliyet yürüttüğü, davalının yaptığı reklamların içeriği bilirkişi heyeti tarafından incelenmiş olup, davalıların ...'de davacının ... markasını ... olarak belirtip davacıyı hedef aldığı ve davacı oyunun paralı özelliğini ... şeklinde ifade etmesinin, davacıyı hedef alan, rekabeti etkileyecek mahiyette, gereksiz yere incitici  ve  davacı iş ürünü olan bilgisayar  oyununu  kötüleme  olduğu,  bu reklam ile davalı eyleminin  TTK 55/1-a-1 bendi kapsamında haksız rekabet teşkil ettiği mahkemece haksız rekabetin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, davalıların eyleminin davacının marka hakkına tecavüz ve esere tecavüz teşkil  ettiği yönündeki istemin şartları oluşmadığından  reddine dair verilen kararın dosya kapsamına uygun olduğu gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf talebinin reddi gerektiği sonucuna varmıştır. 27/02/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/400  E:2022/595Mali hakları devralanın eseri tanıtım yükümlülüğüDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının bağlantılı haklarını satın alarak oluşturduğu “...” albümünün kazanç potansiyelini o tarihlerdeki iş yoğunluğu ve icralarına öncelik vermek istemesi sebebiyle davalıyla müştereken kullanmaya karar verdiğini, bu nedenle o dönemde davalının önüne getirdiğini, daha sonra yakın tarihlere kadar görmediği ve fakat şifahi anlaşma koşullarına uygun düzenlediğini düşündüğü bir sayfalık sözleşmeyi imzaladığını, sözleşmenin uygulanmasında müzik albümüne ilişkin koşulların uygulanıp uygulanmadığını sözleşmenin diğer tarafının imkan vermemesi sebebiyle öğrenemediklerini ancak davalının davacının edimlerinden azami yararlanmasına rağmen sözleşmenin uygulanması için hiçbir gayret göstermediğini ve zarar miktarı daha azken zaran tespit ettirmek istediklerini, sözleşmenin uygulanması ile ilgili davalıdan ve davalının o dönemde yönetim kurulu üyesi olduğu MÜYAP’tan bilgi alamadıkları bu yüzden huzurdaki davayı açmak zorunda kaldıklarını, albüm kapsamındaki ….isimli eserlerin GSM, internet, dijital sair usuller dahil işaret, ses veya resim nakline yarayan aletlerle radyo ve TV aracılığıyla yapılan tüm kullanımların meslek birliği tarafından bilindiğini, bu kullanımlara göre hak dağıtımı yapıldığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 07/05/2007 tarihinde imzalandığını, sözleşmenin “Tarafların Hak ve Yükümlülükleri" başlığını taşıyan 1.1. maddesinin: “..."a ait ‘...' adlı albümde yer alan sanatçının icralarının ilk tespit hakkını, ilk tespitte konu icraların başta uzunçalar (...) audio kaset (...), compact disk …..olmak üzere iş bu sözleşmenin imzalandığı tarihte mevcut olan veya sözleşmenin imzasından sonra geliştirilecek her türlü ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkını 5846 sayılı FSEK'nda tarif edilen en geniş anlamları ile yer, süre ve sayı bakımından herhangi bir sınırlama olmaksızın ...'a devredeceğini kabul, beyan ve taahhüt eder" şeklinde olduğunu, bu maddenin, albümün ilk fonogram kaydının ... tarafından yapılmış olduğunu ve devredilen hakların içerisinde tüm eser hakları, diğer icracıların hakları ile tüm stüdyo ve kayıt masraflarının yer aldığını ifade ettiğini, ilk fonogram kaydı için davalıca masraf yapılmadığını, devredilen hakların ilk kaydı yapılmış fonogramın çoğaltılması ve ticaret mevkiine sokulması maksadıyla albüm için eser kayıt ve tescil belgesi alınmasını sağlayacak hususlar olduğunu, sözleşmenin 1.1.2 maddesinin albüm tanıtımı için davalının yapacağı asgari tanıtım, reklam, klip maliyetlerini gösterdiğini, bu hükmün davalının albümün promosyon faaliyetleriyle satıştan yeterli seviyeye çıkarmak yükümlülüğünü düzenlediğini, sözleşmenin 1.1.3. maddesinin içeriğinin devredilen haklar gibi görünmesine rağmen, aslında tanıtım ve promosyon yükümlülüğünün devamı niteliğinde olduğunu, FSEK gereğince promosyon yükümünün yerine getirilmesi için sözleşmenin 1.1.3. maddesindeki hakların devri gerektiğini, sözleşmenin dürüstçe uygulanması halinde hakları devreden davacının emek, zaman ve parasal masraflarının karşılığını alabileceğini, sözleşmenin  1.4. maddesinin albümden bağımsız olarak aynı eserlerin derleme veya single olarak piyasaya sürülmesi için işleme hakkının devrini düzenlediğini, sektörde böyle bir hakkın ancak ticaret mevkiinde üstün başarılara ulaşmış veya ulaşılması öngörülen durumlarda devredildiğini, başka bir ifadeyle bu hükmün davalı tarafından üstün başarı vaat edildiğini gösterdiğini, sözleşmenin mali haklara ilişkin II. maddesinde belirtilen ödemeler için de davalının albümü mutlaka ..., ve sair dijital mecralarda satışa koyma yükümünün olduğunu, bu maddede davalının davacıya ödeyeceği bedellerin düşük tutulduğunu, eser kayıt ve tescil belgelerinin dayanaklarının bu belgelerin kapsamındaki eserlerin haklarını devreden sözleşmeler olduğunu, davalının hazır albümü zahmetsiz miktarda satarak gerisiyle hiç ilgilenmeyip, yalnızca sözleşmeye değil, dürüstlük ve iyiniyet kavramlarına da aykırı davrandığını, davacının albümün ilk fonogram kaydını gerçekleştiren yapımcı olmasına rağmen maruz kaldığı tavrın iyiniyetle bağdaşmadığı belirtilerek, davacı tarafından oluşturulan “...” isimli albüm için yapılan sözleşmenin davalının kusuru nedeniyle tatbik edilmemesi sebebiyle doğan zararın tespiti ve fazlaya dair talep haklan saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL maddi tazminatın sözleşmenin imza tarihi 07.05.2007’den itibaren işleyecek yasal faizi ile davacıdan alınarak davalıya verilmesini, dava konusu fonogram kaydını gerçekleştirenin davacı şirket olduğunun tespiti ile eser işletme belgesinin düzeltilmesini talep etmiştir. Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının tüzel kişi tacir olup, basiretli iş adamı gibi hareket etmekle yükümlü bulunduğunu, bu nedenle sözleşmeyi şifahi anlaşma koşullarını ihtiva ettiğine inandığı için imzaladığını iddia edemeyeceğini, sözleşmeyi imzaladığı anda sözleşmenin içeriğinden haberdar olması gerektiğini, davacının sözleşme hükümlerinin ihlal edildiği kanaatinde olması durumunda, yine tacir olan davalıya çekeceği ihtarnameyle davalıyı temerrüde düşürmesi gerektiğini fakat bugüne kadar davacının sözleşme ile ilgili bilgi almak veya davalıyı temerrüde düşürmek için hiçbir çaba sarf etmediğini, taraflar arasında 07.05.2017 tarihinde sözleşme imzalandığı ve bu sözleşmeyle "İyiniyetlerim" isimli albümde yer alan eserler üzerindeki hakların yer, süre ve sayı bakımından sınırsız olarak davalıya devredildiğini, davalının sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirdiğini, davacının aksi yönde somut bir iddiasının olmadığını, davalının, albüm satışının 40.000 rakamı geçmesinden sonra satılacak her albüm nüshası için davacıya KDV dâhil 1 ABD dolan ödemeyi taahhüt ettiğini, sözleşmede sayılan diğer gelir kalemlerinden elde edilecek gelirin %50’sinin davacıya ödenmesinin de 40.000 adet albüm satılması şartına bağlı olduğunu, sözleşme konusu albüm için 10.000 adet ses kaseti (MC) ve 20.200 adet CD bandrolü alınarak çoğaltılan nüshaların satışa çıkarıldığını, davalının sözleşmedeki tüm yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen dava konusu albüme daha fazla talep olmadığını ve satışında 40,000 rakamına ulaşılamadığını, davacının basiretli tacir gibi davranmadığını, albüm satışları ile ilgili davalıdan ve meslek birliklerinden bilgi istemediğini, davacının sözleşmenin imza tarihi olan 07/05/2007’den başlayarak yasal faiz istemesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalıyı temerrüde düşürmediğini, eser işletme belgesinde davalının adının yazılı olmasının hukuka uygun olduğunu, zira davacının albüm ile ilgili tüm mali haklan FSEK hükümlerine göre yazılı olarak yer, sayı ve süre bakımından sınırlama olmadan davalıya devrettiğini, davalının da yapımcı sıfatıyla albümü piyasaya sürdüğünü, davacının hangi nedenle maddi zarara uğradığının dava dilekçesinde somut olarak açıklamadığını, albümün piyasada beklenen talebi görmemesinin davalının kabahati olmadığını, albüm satışlarının artmasının davalının da gelir elde etmesi anlamına geleceğini, davalının bunu engelleyici bir tasarrufta bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "Toplanan deliller, düzenlenen bilirkişi raporları, Kültür Bakanlığı’nın 20.10.2017 tarihli bandol teslim tutanaklarına ilişkin yazı ekindeki belgeler, sözleşme hükümleri, meslek birliği yazıları bir bütün olarak incelendiğinde; dava konusu sözleşme ile davalının üstlendiği tüm edimleri yerine getirmesi hususunda kendisine atfedilecek bir kusuru ispat edilemediği gibi sektörel yönden yapılan bilirkişi incelemesinde de davalı yapımcı firmanın  sözleşme ile yükümlendiği tüm edimlerini yerine getirdiği,  yapım ve prodüksiyon maliyetlerini karşıladığı, klip çekimlerini de tamamlayarak ilgili televizyon kuruluşunda belirlenen süre zarfında  yayınlattığı,  dolayısı ile yapımcı olarak üstlenmesi gerekli mali külfetleri de üstlendiği, davacının da  basiretli tacir olma vasfı gözetildiğinde, projedeki maddi beklentileri ancak sözleşme konusu albümün piyasada beklenen rağbet ve ilgiyi görmesi kapsamında karşılık bulabileceği anlaşılmıştır. HMK 266 madde kapsamında denetim ve hüküm kurmaya elverişli rapor içerikleri de incelendiğinde, taraflar arasındaki sözleşmenin 2.1. maddesinde davalının ödeme yapma yükümünün “...” adlı albümün kaset/CD satışlarının 40.000’e ulaşması şartına bağlandığı; sözleşmenin 1.2. maddesinde ise davalı şirketin tanıtım yapma yükümünün “bir yıl içinde iki klip çekip müzik kanallarında gösterimini yaptırmak” ve “... de 5.000 saniye reklam yaptırmak” şeklinde açıklanarak somutlaştırılıp sınırlandırıldığı;, söz konusu tanıtım faaliyetlerinin davalıca yerine getirilmediği yönünde bir davacı iddiasının da bulunmadığı; davalıya, sözleşmenin 1.2. maddesinde açıklananlardan başkaca tanıtım faaliyetinde bulunma yükümü yükleyen bir sözleşme maddesi veya sektör uygulaması bulunmadığı gibi, TBK m. 492/1 hükmünden yola çıkarak da böyle bir ek tanıtım yükümünün varlığının savunulamayacağı; davalının gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmediği tanıtım faaliyetleri ile davaya konu albümün kaset/CD satışlarının 40.000 adedin altında kalması (dolayısıyla da sözleşmenin 2.1. maddesi uyarınca gelir paylaşma yükümlülüğünün doğmaması) arasında herhangi bir sebep-sonuç ilişkisi tespit edilemediği; müzik sektöründe bir albümün satış rakamlarının düşük kalmasının pek çok etkenden kaynaklanabileceği, davalının ihmal suretiyle satış rakamlarının düşmesinde bir rolü olduğunun da davacı yanca ispat edilmediği kaldi ki  davaya konu dönemde internet uygulamaları ve dijital teknolojilerdeki gelişmelerin kaset/CD gibi mekanik çoğaltılmış nüsha satışlarının düşmesine neden olduğunun da bilinen bir gerçek olduğu bu kapsamda; aniden ortaya çıkmayan ve bir süreç içinde gerçekleşen, genel olarak tüm müzik piyasasını etkileyen bu olgudan davalı tarafın sorumlu tutulmasının olanaklı bulunmadığı; davaya konu albümün kaset ve CD'leri için alınan bandrol rakamlarının yeni çıkacak albümler için alınan olağan bandrol adetleri olduğu; davalının, davaya konu "...” adlı albüme ait satışların yapımcısı olduğu diğer albümlere nazaran çok daha yüksek olması konusunda özel bir beklenti içinde olduğunu gösteren bir ispat vasıtasına  rastlanamadığı; taraflar arasındaki sözleşmenin 1.4. maddesinin böyle bir beklentinin varlığını göstermediği; albümdeki icraların “best of” “compilation”, “single” gibi derlemelerde kullanılma hakkını davalıya devreden bu hükmün müzik albümleri için yapılan pek çok sözleşmede ve özellikle de tanınmış icracıların albümlerine ilişkin sözleşmelerde sıklıkla yer alan bir hüküm olduğu; bu hükmün taraflar arasında akdedilmiş sözleşmede yer almasının bir bütün olarak albümün satış rakamları konusunda herhangi bir özel beklentinin varlığını ispatlamayacağı; hazır dinleyici kitlesine sahip tanınmış bir icracı sanatçının yeni albümünün ilk yılında görece olarak çok satmasının ve daha sonra piyasanın doymasıyla birlikte satış rakamlarının düşmesinin popüler müzik sektöründe doğal bir süreç olduğu; davalı şirketin, davacının kazancını engellemek için çoğaltma/yayma ve reklam faaliyetlerine aniden son verip satışları kasıtlı olarak düşürmeye çalıştığını gösteren bir delile rastlanamadığı; davaya konu somut olayda “sözleşme temelinin sarsılması” gibi bir durum bulunmadığı; bu nedenle, davalının "sözleşmenin ilerlememesi” nedeniyle sözleşme hükümlerini yeniden gözden geçirmeyi önermek zorunluluğu altında olmadığı; TMK m.2’deki dürüstlük (objektif iyinıyet) kuralı uyarıca sözleşmede değişikliği gerektirecek tek sebebin “sözleşme temelinin sarsılması” olabileceği; somut olayda olduğu gibi sözleşmenin her iki tarafının da tacir olduğu durumlarda “ahde vefa” ilkesinin uygulanmasının gerekeceği; FSEK m. 58'de düzenlenen cayma hakkının da maddi ve şekli koşullan itibariyle davaya konu olayda mevcut bulunmadığı; dosyada mevcut bandrol teslim tutanakları ile ...’ın telif bedeli tahakkuk fişlerinde belirtilen 25.000 ve 32.000 adetlik bandrol rakamlarının kesin ve net bir satış rakamı belırtmediği, davalının ticari kayıtları incelendiğinde de ; ... -...' adlı eserden 9.000 adet Kaset ve 20.200 Adet CD olmak üzere Toplam 29.200 Adet imalat yaptırılmış olduğunun tespit edildiği, söz konusu kaset ve CD imalatlarının toplamı 40.000 adedi aşmadığı için, davacının taraflar arasındaki sözleşmenin 2.1. maddesi uyarınca herhangi bir bedele hak kazanamadığı anlaşıldığından sübut bulmayan davanın reddine" şeklindeki gerekçeleri ile davanın reddine karar vermiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin iddiaları arasında, fonogram kaydını gerçekleştiren davacının Telif Hakları Genel Müdürlüğü tarafından tutulan eser kayıt ve tescil belgelerinde yanlış yer alması halinde aksi ispat edilebileceği  ve düzeltilebileceği bir kayıt/şerh olan bu sıfatı mahkemenin kararına istinaden üzerine almak gibi bir talebi olduğunu, talebin davacının hukuki menfaat unsurunu taşımakta olmasına ve gerekçeli hükümde talepleri arasında sayılmasına rağmen ne olduğu ve ne yapıldığı hakkında tek kelime edilmediği ve gerekçede yer verilmediğini, yargılama içerisinde bu talebin zımnen kabul edildiğini fakat kararda da açıkça ifade edilmesi gerekirken ifade edilemediğini, davacının taleplerine kalem kalem gerekçelendirilmeden ve hiç bahsedilmeden kararda yer verilmemesinin usule aykırı olduğunu, mahkemece sözleşmenin uygulanması konusundaki iddialar hakkında da yeterli bir inceleme yapılmadığını ve sözleşmenin davalı tarafça uygulanmadığının, edimlerin yerine getirilmediğinin ve bilirkişi raporlarında "Davalı tarafça sözleşmede taahhüt edilen tanıtım-promosyon yükümlülüklerinin (2 video klibin çekilmesi, maliyetlerinin üstlenilmesi, yayınlanması, ...'de 5.000 saniye reklam yayınlanması) yerine getirildiği,.." şeklinde bu edimin yerine getirildiğinin iddia olunması üzerine tarafça yerine getirilmediği ısrarla ifade edildiği, müzik piyasasının yapımcı ve meslek birlikleri çevresinde her istediğini yaptırabilen kudrete sahip olduğunu ifade eden kişiye karşı gerçekten inceleme yapabilecek bir bilirkişi bulunamadığını, bilirkişi ifadelerinin tamamen doğru olarak kabul edildiğini, davalının satışlar ve sözleşmenin ilerlemesi konusunda hiçbir bilgi vermediklerini, tacir tarafların bir tacir gibi davranmaları, dürüstlük ve iyi niyet içerisinde bu konuda en küçük bir hususun yer almadığını, İstanbul 1. FSHHM tarafından görülen dava hakkında istinaf incelemesi yapılarak istinaf nedenlerinin kabulüyle yerel mahkeme tarafından tesis edilen usul ve hukuka aykırı gerekçeli kararın kaldırılarak davanın kabulüne veya karardaki hukuka aykırılık karşısında bizzat yerel mahkeme tarafından yeniden bir karar tesisi sağlamak maksadıyla iadesine karar verilmesini  talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi, somut olayda, davacı tarafından dava dilekçesi ile dava konusu fonogram kaydını gerçekleştirenin davacı şirket olduğunun tespiti ile eser işletme belgesinin düzeltilmesini talep edildiğini, mahkemece davanın reddine karar verilmişse de, davacının bu talebi hakkında olumlu olumsuz karar verilmediği, kararda bu talep yönünden herhangi bir gerekçeye yer verilmediğinin  anlaşıldığı gerekçesiyle  davacı vekilinin sair istinaf sebepleri incelenmeksizin, istinaf başvurusunun  kabülü ile  mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın esastan incelenmesi için ait olduğu mahkemeye iadesine karar vermiştir. 27/02/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/358E:2022/1436Sorumluluğun sözleşme ile kaldırılamayacağı (FSEK m.54)- Fonogram yapımının izinsiz kullanımında FSEK m.68 gereği 3 kat tazminatDavacı vekili, müvekkiline ait olduğunu iddia ettiği "..." eserinin kullanımına ilişkin olarak 10.03.2018 tarihinde dava dışı ... Yapım şirketine sınırlı haklar devreden bir muvafakatname düzenlendiğini, bu kapsamda eser üzerindeki kullanım haklarının yalnızca belirli mecralar ve sürelerle sınırlandırıldığını, davalının bu sınırlı hakları aşarak eseri toplam 17 kez haksız şekilde kullandığının tespit edildiğini, bu nedenle Beşiktaş ... Noterliği’nin 31.10.2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle 11 haksız kullanım bedelinin talep edildiğini, davalının, bu ihtarnamenin muhatabının kendisi olmadığını ve dava dışı ... Reklam ile 05.01.2018 tarihli Reklam Yapım Sözleşmesi kapsamında hakları devraldığını savunarak ihtara itiraz ettiğini,  İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasıyla davalı aleyhine haksız şekilde gerçekleştirilen 12 kullanım için 17.700 TL’lik  icra takibi başlatıldığını, ancak davalının 14.11.2018 tarihli itirazı üzerine takibin durduğunu, müvekkiline ait eserin davalı tarafından haksız şekilde kullanılması nedeniyle FSEK m. 68 uyarınca mali haklarının ihlal edildiğini, bu kapsamda çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim haklarının ihlal edildiğini beyanla belirsiz alacak davası yoluyla telif tazminatının ihlal tarihinden itibaren ticari reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının hukuken mümkün olmadığını, davacının talep ettiği bedelin belirlenebilir olduğunu, bu nedenle eksik harcın tamamlatılması aksi halde davanın usulen reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının müvekkili şirketten alacaklı olduğu iddiasının kabul edilmemekle birlikte, müvekkil şirketin davacıya karşı husumet ehliyeti bulunmadığını, müvekkili ile ... Reklam arasında 05.01.2018 tarihli Reklam Filmi Yapım Sözleşmesi'nin bulunduğunu ve sözleşmenin 4.3. maddesi uyarınca üretilen cıngıl ve sinyalin kullanım hakkının müvekkiline devredildiğini, sözleşme gereği cıngıl çalışmalarının sınırsız kullanım hakkının sağlandığını, sinyalin ayrıca ücretlendirilmediğini ve müvekkili şirketin 2 yıl süreyle sınırsız kullanım hakkına sahip olduğunu, ayrıca ... Film tarafından düzenlenen 14.03.2018 ve 24.04.2018 tarihli muvafakatnamelerle bu hakların müvekkiline devredildiğinin garanti edildiğini, bu nedenlerle müvekkili şirkete kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca davacının hak sahipliğinin ispata muhtaç olduğunu, faiz başlangıcı ve faiz türüne ilişkin talebinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkil şirketin sözleşme kapsamında taahhütleri yerine getirdiğini ve talep edilen bedellerin ... Reklam’ın yükümlülüğünde olduğunu ifade ederek, davanın reddine ve davanın ... Reklam’a ihbar edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi davanın kabulü ile "davacının eser sahibi olduğuna, davaya konu seslendirmeden kaynaklanan mali haklara tecavüz nedeniyle tespit edilen 16.000,00 TL + KDV tutarındaki rayiç bedelin FSEK m.68 gereği üç katı oranındaki 50.880,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar vermiştir. Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin eserin kullanım haklarını 05.01.2018 tarihli Reklam Filmi Yapım Sözleşmesi kapsamında hukuka uygun şekilde devraldığını, sözleşme kapsamında 3 reklam filmi için özgün cıngıl, sinyal ve 3 adet stock müziğin temin edildiğini, cıngıl çalışmalarının sınırsız kullanım hakkının müvekkiline verildiğini ve sinyalin ayrıca ücretlendirilmediğini, ayrıca müvekkili şirketin sinyalin 2 yıl süreyle ve mecra bağımsız kullanımı için ek bedel ödediğini, bu kapsamda, 14.03.2018 ve 24.04.2018 tarihli muvafakatnameler ile müvekkiline Türkiye sınırları içinde 2 yıl süreyle sınırsız kullanım hakkının devredildiğinin garanti edildiğini, dolayısıyla müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, bu nedenlerle, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı cevap dilekçesinde özetle; davaya konu eserin  davalı tarafından haksız şekilde gerçekleşen kullanımların bedelinin FSEK m.68 uyarınca telif tazminatının ihlal tarihinden itibaren hesaplanacak ticari reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsili talepli belirsiz alacak davası olarak açıldığını, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunu,  kararda da bu nedenle herhangi bir isabetsizlik bulunmadığını, dava konusu eserin haksız kullanımının davalı tarafından gerçekleştirildiğini, husumetin davalıya yöneltildiğini, davalının husumet itirazlarının da kabulünün mümkün olmadığını beyanla davalının haksız ve mesnetsiz istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf mahkemesince HMK'nın 355. maddesi gereği kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; davanın 5846 sayılı FSEK 68. maddesine dayalı eser sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüz nedeniyle tazminat istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili, "..." isimli  eserin  haklarının müvekkiline ait olduğunu, 10.03.2018 tarihinde dava dışı ... Yapım (yapımcı) şirketini eser (ürün) üzerinde 1  yıl süre ile 3 uzun 3 kısa versiyon filmde ve bir radyo spotunda kullanılmak üzere sınırlı hak sahibi yapacak ve bu sınırlar içerisinde haklarını devretme yetkisine haiz kılacak bir muvafakatname düzenlendiğini, davalı tarafından  muvafakatname ile sınırlı olarak devredilmiş haklarını aşacak şekilde toplamda 17 kez  haksız şekilde kullanması sebebiyle, müvekkilinin komşu hakları yanı sıra mali haklarından çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim haklarının ihlal edildiğini belirterek, belirsiz alacak davası yoluyla FSEK m.68 hükmü uyarınca, ıslahla birlikte  48.000,00 TL telif tazminatının + 2.280 toplam  KDV tutarı olmak üzere 50.880-TL ihlal tarihinden itibaren hesaplanacak ticari reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. 10/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda;  dava konusu reklamların "..." adlı reklam kampanyasına ait olduğu,  reklam kampanyasının 3 adet uzun, 3 adet kısa film ve 1 adet radyo spotunu kapsadığı, reklam yapımlarında seslendirme sanatçısının sesinin izinsiz kullanıldığı, seslendirme sanatçısının “..." şeklindeki cümleyi seslendirdiği, FSEK'te bağlantılı hak sahipleri arasında icracı sanatçıların da yer aldığı, her icranın korunmadığı, ancak bir eserin özgün icrasının korunduğu, bu durumda somut olayda seslendirmenin içinde bulunduğu reklam yapımlarında yer alan seslendirmeye konu ibarenin/cümlenin FSEK md.1/B anlamında hususiyet taşıyan bir çalışma olmadığı ve bu bağlamda eser olarak korunmayan bir cümlenin seslendirilmesinin de bir eserin icrası olarak değerlendirilemeyeceği, FSEK md.80/1-A anlamında korunamayacağı, dava dışı ... bakımından, genel hükümler aracılığıyla bir korumanın olabileceği ve bu bağlamda da kişilik hakkı korumasının üzerindeki hakkın gündeme gelebileceği; dava dışı ...'in yaptığı seslendirmenin kullanımı ve ekonomik açıdan değerlendirilmesi konusunda, davacıya izin/hak verdiğinin görüldüğü,  davacının FSEK md.80/1-B anlamında fonogram yapımcısı olarak korunmasının söz konusu olabileceği, bir icranın ilk tespitini gerçekleştiren kişinin fonogram yapımcısı olarak korunabildiği gibi, icra niteliği taşımayan Kanun'daki ifadeyle “sair seslerin" ilk tespitini gerçekleştiren kişinin de fonogram yapımcısı olarak korunabileceği, FSEK md.80/1-B'nin koruma kapsamında icra niteliği taşımayan seslerin olmadığı kabul edilecek olduğunda bu durumda davacının FSEK md.84 kapsamında korunabileceğinin düşünülebileceği, davacı tarafın muvafakatine göre, dış sesin, yalnızca reklam kampanyasını içeren 3 adet uzun, 3 adet kısa filmde bir radyo spotunda 1 yıl süre ile kullanılabileceği, davalı tarafından söz konusu reklam kampanyası için farklı versiyonlar üretildiği ve bu versiyonlarda da davacı tarafın hak sahibi olduğu (dublaj) seslendirme icrasının kullanıldığı, davacının hak sahibi olduğu dublaj metninin, 27 Haziran 2018'den başlamak üzere 7 Aralık 2018 tarihine kadar 16 farklı reklam filminde kullanıldığı izinsiz 16 adet kullanım için; sektörel açıdan yapılan değerlendirmeye göre, davacının her biri başına 1.000 TL  KDV kaşe ücreti olmak üzere toplamda 16.000 TL  KDV maddi bedel talep edebileceği görüş ve kanaati bildirilmiştir. Dosya kapsamına göre, dava dışı ...'in "..." adlı reklam kampanyasına ait reklam metinlerinin seslendirmesini yaptığı, bu seslendirmede "..."cümlesini seslendirdiği ve davacıya  muvafakat verdiği, davacının  muvafakat doğrultusunda, söz konusu reklam filminin yapımı için, seslendirme icrası üzerindeki haklarını 10.03.2018  tarihli muvafakatname ile dava dışı ... Filme "sınırlı" olarak devrettiği, bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere söz konusu seslendirmenin FSEK md.1/B anlamında hususiyet taşıyan eser vasfına haiz olmadığı bu nedenle seslendirilmesinin de bir eserin icrası olarak değerlendirilemeyeceği ve FSEK md.80 1/A kapsamında korunmayacağı ancak  davacının seslendirmenin ilk tespitini yapan fonogram yapımcısı sıfatına haiz olduğu, tespiti yapılan ses kaydının eser olmaması nedeniyle davacının haklarının FSEK madde 80/1-B  kapsamında "sair sesler yönünden de ilk defa tespit eden fonogram yapımcısı" hakları düzenlendiğinden bu madde  uyarınca  korunması gerektiği, davacının 10.03.2018  tarihli muvafakatname ile ... Film'e 3 adet uzun ve 3 adet kısa versiyon film ve de bir adet radyo spotunda "dava konusu sesin" kullanılması konusunda muvafakat verdiği bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere, seslendirmenin verilen muvafakat dışında 27 Haziran 2018 ile 7 Aralık 2018 tarihleri arasında  16 farklı  reklam filminde daha  kullanıldığı bu durumda  davacının temsil ve mali haklarının ihlal edildiği, söz konusu ihlallerin davalı tarafından gerçekleştirilmiş olması nedeniyle husumet itirazının yerinde olmadığı, davalının ihbar olunanla sözleşme yapmış olmasının sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı (FSEK m.54) ve  hak sahibine karşı ileri sürülemeyeceği,  davacının fonogram  sahibi olarak FSEK 68.maddesinde, sözleşme yapılması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilebilecek rayiç bedelin  üç katını maddi tazminat olarak isteyebileceği, bu madde uyarınca  varsayımsal sözleşme ilişkisi kapsamında borç belirlendiğinden kusur ve zararın ispatının aranmayacağı, davalının FSEK m.68/I maddesine göre  tazminattan sorumlu olduğu, maddi tazminatın belirlenmesi bakımından emsal sunulmadığı bilirkişi tarafından varsayımsal sözleşme kriterlerine ve sektör uygulamalarına  uygun  yapılan hesaplamanın dosya kapsamı ile usul ve yasaya uygun olduğu,  raporun  hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, sektörel  uygulamalara göre her bir ihlal yönünden rayiç bedelin  1000 TL + KDV olabileceği,  16 kez ihlal gerçekleştiğinden davacının 16.000 TL + KDV bedelinin  üç katı kadar  tazminat talep edebileceği,  FSEK md. 68 uyarınca 3 katı oranında  maddi tazminat bedelinin hüküm altına alınmasının dosya kapsamı ve hukuka uygun olduğu görülmüş ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 27/02/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/350  E:2022/1384Caymaya itiraz davası için 4 haftalık hak düşürücü süre (FSEK m.58/3)-Bu dava açılmasa dahi FSEK m.58/4 gereği tazminat davası açılması mümkündür.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: 21/12/2013 tarihli Telif Eser Sözleşmesi ile davalının "..." isimli kitabının basım ve satış haklarını 3 yıl boyunca müvekkiline devrettiğini, bu sözleşme sonrasında müvekkilinin kitabı baskıya hazır hale getirerek basım, dağıtım ve tanıtım çalışmalarını üstlendiğini, ulusal kanallarda ve internet platformlarında reklam vererek tanıtım faaliyetlerinde bulunduğunu, davalının ... Yayınevi adı altında kitap yayımlamaya başladığını ve müvekkili ile yaptığı telif sözleşmesini feshetmek için bahaneler aradığını, müvekkilinin bastığı kitap ile benzer konuyu işleyen “...” isimli kitabını farklı bir yayınevinden yayınladığını ileri sürmüştür. Davalı taraf, Beyoğlu ... Noterliğinin 13 Kasım 2014 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesiyle, sözleşmede belirtilen 50.000 adet baskının yerine 20.000 adet basıldığını iddia ederek sözleşmeden caydığını bildirmiştir. Ancak, sözleşmede baskı süresinin belirtilmediğini, kitabın satış durumuna göre baskı adedinin tamamlanmasının öngörüldüğünü, yayımcı meslek birliğinden alınan görüş doğrultusunda öncelikle 20.000 adet basıldığını, müvekkilinin, davalıya 60.000,00 TL telif ödemesi yaptığını, ayrıca telif stopajı, baskı, bandrol, reklam ve tanıtım çalışmaları için toplamda 122.334,35 TL harcadığını, buna rağmen kitap satışlarından yalnızca 56.903,00 TL kazanç elde edebildiğini, davalının haksız feshi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, davalının cayma hakkını haksız ve geçersiz olarak kullandığını, hakkın kötüye kullanıldığını, somut olayda yayıncının sözleşmeyle kazandığı hakları kullanmama gibi bir durumun olmadığını belirterek, davalının haksız caymasının tespitini ve müvekkilinin uğramış olduğu zarar nedeniyle fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili  dava dilekçesinde özetle, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 5.2. maddesi gereğince, “Eserin tanıtım ve pazarlamasını yayınevi yapacak olup, bu faaliyet ile ilgili giderler yayınevine aittir denildiğini”, bu madde ile ilgili olarak müvekkili ile şirket yetkilisi arasında geçekleşmiş olan 20/01/2014 tarihli mail yazışmasında, detayların bildirildiğini, yapılması gereken ekşi sözlük reklamı, ulusal gazetelerde yayınlanması gereken reklamlar ve billboard reklamlarının hiçbirinin ifa edilmediğini, davacının ihtarnameye rağmen kitabın tanıtımı ile ilgili üzerine düşen edimlerinin hiçbirini yerine getirmediğini ve taleplerin yersiz olduğunu, davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi davanın reddine karar vermiştir. Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili  yayınevi ile davalı yazar arasında "..." isimli kitabın 3 yıllık telif sözleşmesi ile yayımlanmasına ilişkin bir anlaşma yapıldığını, bu sözleşme kapsamında müvekkilinin kitabı baskıya hazır hale getirerek basım, dağıtım ve tanıtımını üstlendiğini, sözleşmede ilk baskının 50.000 adet olacağı belirtilmiş olmasına rağmen bu adedin hangi sürede bastırılacağına dair bir düzenleme olmadığını,  ilk etapta 20.000 adet basım yaptığını, satış durumuna göre bu sayının 50.000 adede tamamlanmasının öngörüldüğünü, ancak basılan kitaplardan yalnızca 7.087 adet satılabildiğini, davalının, sözleşmenin 10. ayında, 50.000 yerine 20.000 adet basılması ve reklam yükümlülüklerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle cayma ihtarnamesi gönderdiğini, aynı zamanda benzer içeriğe sahip olan “...” adlı ikinci kitabını başka bir yayınevinden çıkardığını, Twitter üzerinden kendi bastığı kitabın okunmasını tavsiye ettiğini ve müvekkili tarafından basılan kitabı öne çıkarmadığını, bu nedenle dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, müvekkilinin cayma kararına itiraz davası açmadığını ancak sözleşmenin haksız feshedilmesi nedeniyle tazminat davası açtığını, bilirkişi raporunda, davacı yayınevinin kusurlu olmadığı ve müvekkilinin 74.839,69 TL zarara uğradığının tespit edildiğini, buna rağmen mahkemenin dosya içeriğine ve hukuka aykırı şekilde davanın reddine karar verdiğini, kitap basılmadan önce davalıya 60.000 TL telif ücreti ödendiğini, davalının sözleşmenin henüz 10. ayında ve kitabın üçte biri bile satılmadan eksik baskıyı gerekçe göstererek sözleşmeyi feshettiğini, hem telif ücretini aldığını hem de müvekkilini zarara uğrattığını savunarak, sözleşmenin feshinin haksız olduğunu ve müvekkilinin zararının bilirkişi raporuyla sabit olduğunu bu nedenle, istinaf taleplerinin kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne, aksi takdirde yeniden karar verilmek üzere mahkemesine iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; 21/12/2013 tarihli Telif Eser Sözleşmesinin gerekliliklerinin yerine getirilmesi için Beyoğlu ... Noterliği’nin 17.09.2014 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin davacı ...'ye gönderildiğini, ihtarname ile davacının 15 gün içinde sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği, aksi takdirde cayma hakkının kullanılacağı ve maddi-manevi kayıplarla ilgili yasal yollara başvurulacağı uyarısında bulunulduğunu, ancak davacının bu ihtara rağmen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacıya Beyoğlu ... Noterliği’nin 13.11.2014 tarih ve. ...yevmiye sayılı ikinci ihtarnamenin gönderildiğini, davacının sözleşmeye aykırı şekilde kitabın ilk baskısını 50.000 adet basması gerekirken 20.000 adet bastığını, ancak kapak sayfasına "1. Baskı 50.000 Adet" ibaresini yazarak müvekkilini ve okuyucuları yanılttığını, bunun davacının kusurlu ve hukuk dışı uygulamalarını ortaya koyduğunu, müvekkilinin sözleşmeden caymasının haklı ve yerinde olduğunu, davacının cayma hakkına itiraz davası açmayarak müvekkilinin şüphelerini doğruladığını, davacının hiçbir şekilde sözleşme şartlarını yerine getirme iradesi göstermediğini, müvekkilinin, sözleşme şartlarının açıkça ihlal edilmesi ve sözleşmeye uygun hareket edilmemesi nedeniyle zarar gördüğünü ve bu sebeple cayma hakkını kullandığını belirterek,  davacının istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf mahkemesince yapılan incelemede davacı vekilinin taraflar arasında, ... isimli eser için düzenlenen  21/12/2013 tarihli telif sözleşmesinden, davalının haksız olarak caydığı iddiasıyla,  davalı yanın caymasının haksız olduğunun tespiti  ve maddi tazminat istemine ilişkin olduğu, ilk derece mahkemesinin  2015/32 E. 2017/105 K. ve 13/06/2017 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildiği, BAM 16. H.D.'nin 2017/5468 E. 2020/1725 K. ve 16/10/2020 tarihli ilamı ile; "Mahkemece iki ayrı heyetten bilirkişi raporu alındığı , her iki bilirkişi raporunun çelişkili olduğu, ilk derece mahkemesince çelişkileri giderecek ek rapor yada yeni bir heyetten rapor alınarak, tarafların kusur durumlarının ve tazminat koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, gerekçesi kararda gösterilmeksizin, raporlara neden itibar edilmediği açıklanmaksızın, davacının edimini yerine getirmediğinden bahisle feshin haklı olduğu sonucuna ulaşılarak davanın reddine  karar verilmesinin yerinde olmadığı" gerekçesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmiş, mahkemece yargılamaya devamla yeni bir heyetten bilirkişi raporu alınmıştır. 26/07/2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle: "davaya konu “...” isimli eserin, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) 1/B-a maddesi kapsamında ilim ve edebiyat eseri olduğu, eser niteliği açısından bir çekişme bulunmadığı, 21.12.2013 tarihli Telif Eser Sözleşmesi incelendiğinde davalı yazarın eserin çoğaltma ve yayma mali haklarını üç yıl süreyle sınırsız baskı adediyle devrettiği, davalının 17.09.2014 ve 13.11.2014 tarihli noter ihtarnameleri ile sözleşmeden caydığını bildirdiği, davacı tarafın ise sözleşme gereği kitabın basımını, dağıtımını ve tanıtımını gerçekleştirdiğini, mali haklardan faydalandığını, dolayısıyla cayma hakkının haksız olduğunu iddia ettiği, bilirkişi raporlarında, davacı tarafından kitabın tanıtımının yapıldığı, bunun 27.108 adet kitabın satışından anlaşıldığı, aylık satış rakamlarının e-kitap formatında mümkün olsa da, iadeler nedeniyle basılı kitaplar için sağlıklı veri oluşturmayacağı, 50.000 adet kitabın tek seferde basılmasının ticari açıdan risk taşıdığı, bu nedenle parti parti basım yönteminin doğru olduğu, davalı yazara satılan kitapların telif ödemesinin yapıldığı, öte yandan FSEK 58. maddesi uyarınca caymaya karşı itiraz süresi olan 4 haftalık sürede davacı tarafından herhangi bir dava açılmadığı,  davacının süresi içinde itiraz etmemesi nedeniyle sözleşmenin feshinin  kesinleştiği,  davacının zararın artışına kendi kusuruyla sebebiyet verdiği, ayrıca, davacı şirketin kitap dağıtımlarını devrettiği ... A.Ş.’nin de satışlardan fayda sağladığına dair davalı tarafın iddialarının değerlendirilmesinin mahkemeye ait olduğu,  davacının mali haklardan yeterince faydalandığı, mali inceleme sonucunda davacı şirketin zararının 35.660,57 TL, ... A.Ş.'nin zararının 39.179,12 TL olduğunun  belirlendiği, ancak satılmayan kitapların ilerleyen dönemlerde maliyetine satılabileceği göz önüne alındığında, 2.949,22 TL kar edilebileceği" belirtilmiştir. 21/12/2013 tarihli Telif Eser Sözleşmesi'nde : konusu  "..." isimli eser olan sözleşmenin 6/2 maddesinde ilk baskısının 50.000 adet yapılacağının telif bedelinin 20.000,00 TL'lik ilk kısmının sözleşmenin imzalanmasını müteakiben 7 gün içerisinde, bakiyesinin ise bu maddede belirtilen surette satışlar yapıldıktan sonra ödeneceği, sözleşmenin süresinin 7. maddede gösterildiği üzere 3 yıl olduğunun hüküm altına alındığı görüldüğü ifade edilmiştir. Beyoğlu ... Noterliğince düzenlenen 17/09/2014 tarihli ihtarname ile sözleşme gereğince edimlerin yerine getirilmesinin talep edildiği,  13/11/2014 tarihli sözleşmeden caymaya yönelik ihtarnamenin davacıya 17/11/2014 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür.5846 sayılı Kanun'un 58. maddesinde cayma hakkı düzenlenmiş olup, noter vasıtası ile yapılacak ihtar ile caymanın tamam olacağı, cayma ihbarının tebliğinden itibaren 4 hafta geçtikten sonra caymaya karşı itiraz davası açılamayacağı, iktisap edenin mali hakkı kullanmamakta kusuru yoksa veya eser sahibinin kusuru daha ağır ise hakkaniyet gerektiği hallerde iktisap edenin  münasip bir tazminat isteyebileceği düzenlenmiştir. Somut olayda  cayma ihbarının davacıya tebliğinden itibaren kanunda öngörülen 4 haftalık süre içerisinde caymaya  itiraz  davası açılmadığı bu durumda, caymanın haklı olduğunun ve sözleşmenin cayma ile sona erdiğinin kabulü gerektiği, davacının artık  caymanın haksız olduğunun tespitini isteyemeyeceği ancak davacının tazminat talebi bulunduğundan  FSEK 58/4 madde düzenlemesi gereği  tarafların kusur durumlarının değerlendirilerek, davacının kusurunun olmaması ya da daha az kusurlu olması halinde, hakkaniyet gerektiriyorsa münasip bir tazminat talep edebileceği gözetilerek talebinin değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır. FSEK mad.58/4 “iktisap edenin mali hakkı kullanmamakta kusuru yoksa veya eser sahibinin kusuru daha ağır ise hakkaniyet gerektiği hallerde iktisap eden, münasip bir tazminat isteyebilir.” Davalı yanın  cayma gerekçeleri; kitabın tanıtımının gerektiği gibi yapılmaması, kendisine bilgi verilmemesi, ilk baskı adedinin sözleşmede 50.000 adet olarak kararlaştırılması ve kitap kapağında bu rakam yazılmasına rağmen 20.000 adet basılmasıdır. Davacı vekili de dava dilekçesinde, feshin haksız olduğunu göstermek üzere; davacının bastığı kitap ile benzer konuları işleyen davalıya ait "..." isimli kitabı kendisine ait yayınevinden yayınlayarak, tweetlerinde bu kitabın okunmasını tavsiye ettiğini, ilk baskı 50.000 adet kararlaştırılmışsa da hangi sürede bu baskının yapılacağının belirlenmediğini, ne kadar satılacağını bilmedikleri kitap için baskı depolama ve diğer maliyetler nedeniyle, yayımcı meslek birliğinden de baskı adedinin bölünebileceğine yönelik görüş alarak 20.000 adedinin basıldığını, sadece 7.087 adedinin satıldığını, reklam tanıtımlarının yapıldığını, satışı yapılan kitap bilgilerinin yazarla paylaşıldığını ileri sürmüştür. Dosya kapsamına göre, dava konusu "..." isimli kitabın FSEK 2/1.maddesi anlamında dil ve yazı ile ifade olunan ilim ve edebiyat eseri olduğu, söz konusu  ... isimli kitabın  1909 yılında İstanbul'un işgal döneminde yaşanan olayları  ilgili belgeler ve fotoğrafları da konumlandırarak anlatıldığı  roman niteliğinde olduğu, davacının sözleşmedeki edimini tam olarak yerine getirmediği, davalı eser sahibinin  FSEK 58.maddesi kapsamında cayma hakkını noter ihtarnameleriyle usulüne uygun şekilde kullandığı, taraflar arasındaki sözleşmede, ilk baskının 50.000 adet olacağı açıkça kararlaştırılmış olup, davacının  20.000 adet basım gerçekleştirdiği,  davacının yasal süresi içinde caymaya itiraz etmediği bu durumda caymanın haklı olduğu,  kesinleştiği ve sözleşmenin sona erdiğinin  kabulü gerektiği,  davacının tazminat talep edebilmesi için  davacının kusurunun olmaması ya da daha az kusurlu olması  gerektiği,  bu kapsamda olmak üzere  davalı tarafından yazılan ve ... Yayıncılık tarafından basımı yapılan  ...'nın ... isimli kitabın, 1876'dan itibaren yaşanan gelişmeleri anlatan   belgesel içerikli bir kitap olduğu,  davalının ... isimli kitabın satışını engeller bir tutumunun  bulunmadığı, davalının ...'nın ... isimli kitabını yayınlatmasının  ve buna bağlı eylemlerinin sözleşmenin ihlali ve davalının kusuru olarak nitelendirilemeyeceği  ancak bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere  sözleşme ile  davaya konu “...” isimli eseri, kitap ve e-kitap formatında basım ve satışını gerçekleştirme hakkını devralan davacının kitabı baskıya hazır hale getirerek, basımını, dağıtımını ve tanıtımını yaptığı ve bu şekilde mali haklarını kullanıldığı, davaya konu kitabın tanıtımının yapıldığı, bunun da 27.108 adet kitabın satışından anlaşıldığı, aylık satış rakamlarının e-kitap satışında mümkün olsa da dağıtım ağında geriye dönüş (iadeler olacağından) sağlıklı bir veri oluşturamayacağını, aylık bildirimlerin yazar için bir hak kaybı olmayacağı, 50.000 adet kitabın bir kerede basılıp piyasaya sürülmesinin büyük risk olacağını, bu nedenle parti parti basılmasının daha doğru olacağı, davalı yazara satılan kitapların telif ödemesininde yapıldığı, baskının ilk etapta 20.000 adet olmasının davalı açısından yaratacağı bir olumsuzluk tespit edilmediği, bu durumda davacı yayınevinin bir kusurunun olmadığı caymanın haklı olmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, yukarıda belirtildiği üzere davacının süresinde caymaya itiraz etmemiş olması nedeniyle caymanın kesinleştiği, sözleşmenin sona erdiği dikkate alındığında devir alınan mali hakların tekrar davalı eser sahibine döndüğü, bu nedenle davacının artık söz konusu mali hakları kullanması ve kitabı satmaya devam etmesinin mümkün olmadığı, davacının devraldığı mali hakları basım, tanıtım satış gibi edimlerle kullandığı ve vaki caymada kusurunun bulunmadığı dikkate alındığında FSEK 58/4  maddesi gereği  hakkaniyet gereği tazminat talep hakkının bulunduğu  anlaşılmıştır. Bilirkişi raporu ile davacının talep edebileceği tazminat miktarı  35.660,57 TL olarak hesaplanmıştır. Davacı şirketin kitap dağıtımlarını devrettiği farklı bir tüzel kişi olan ... A.Ş. yönünden raporda hesaplanan tazminat miktarını talep hakkının bulunmadığı ise açıktır.Tüm bu açıklamalara göre, davacının haklı olmayan cayma nedeniyle kitap satışına devam edemeyeceği ve  kusurunun bulunmadığı  dikkate alındığında hakkaniyet gereği tazminat talep hakkının bulunduğu, davacının talep edebileceği tazminat miktarı  35.660,57 TL olduğu, dava dilekçesinde  10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep eden davacının  03/05/2017 tarihli ıslah dilekçesi ile 10.000,00-TL maddi tazminat talebini 74.839,00-TL olarak ıslah  etmiş ve sözleşmenin feshinden itibaren faiz yürütülmesini talep etmiş ise de  davacı tarafından dava açılmadan önce davalının  temerrüde düşürülmediği bu nedenle kısmi dava açılarak dava dilekçesi ile talep edilen 10.000,00 TL için dava tarihinden, 25.660,57 TL için ıslah tarihinden itibaren faiz talep edebileceği dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 17/03/2022 tarih ve 2021/356 E. 2022/27 K. sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2025/279E:2023/983Eserin kullanımı yoksa FSEK 68'deki üç kat tazminata değil, m.70'e göre tazminata hükmedilir. Davacı vekili asıl davaya yönelik dilekçesinde; davacı ile davalı arasında ...'in "..." adlı eserinin Türkçeye tercümesi için 20/04/2015 tarihli çevirmenlik sözleşmesinin imzalandığını, davacının 24/08/2015 tarihinde çeviriyi yayınevine teslim ettiğini ancak yayınevinin başka bir çevirmen ile anlaşarak kitabı yayınladığını, sözleşmenin 7.2. maddesine göre telif ödemekle yükümlü olduğunu, müvekkilinin ödenecek telif tazminatının ne kadar olduğunu bu aşamada bilmesi mümkün olmadığından, bu kapsamda davalının FSEK 68.madde kapsamında şimdilik 1.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın en yüksek banka reeskont faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili birleşen  dava dilekçesinde; İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/110 Esas sayılı davasını açtıklarını, bu dosyada yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda FSEK'in 68.maddesi uyarınca 8.850,00 TL alacaklı olduklarının tespit edildiğini, bu hususta öncelikle arabuluculuk yoluna gidilmesine rağmen netice alınamadığını, FSEK hükümleri uyarınca 8.850,00 TL'lik bir alacak davası açmak zorunda kaldıklarını, ilk davanın İstanbul 1. FSHHM'nin 2018/110 esas sayılı dosyası üzerinden görüldüğünü belirterek, dosyanın İstanbul 1. FSHHM'nin 2018/110 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesini ve bilirkişi raporu doğrultusunda FSEK'in 68.maddesi uyarınca belirlenen 8.850,00 TL alacaklarının 10/11/2017 tarihinden itibaren en yüksek banka reeskont faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 29.5.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle asıl davada maddi tazminat davasını belirsiz alacak hükümlerine göre açtıklarını ve toplamda 11.850,00 TL'nin FSEK'in 68. maddesi kapsamında davalıdan alınarak ihtar keşide tarihinden itibaren en yüksek banka reeskont faiz oranı davalıdan ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde;  davacı tarafın iddia ettiğinin aksine müvekkilinin sözleşmeye aykırı davranmadığını, bilakis davacı tarafın sözleşmeye aykırı davrandığını, davacı tarafın iddiasının aksine müvekkiline teslim edildiği iddia edilen "çevirinin" sözleşmeye uygun olmadığını, sözleşmenin 6.2. maddesinde, müvekkilinin tek taraflı olarak yayına karar vermesi halinde müvekkilinin bazı sorumluluklarının doğacağını, kaldı ki aynı maddede çevirinin 18 ay içinde piyasaya sunulmaması halinde davacı tarafça bir bildirimde bulunulması ve 4 ay içinde piyasaya sunulmasına ilişkin olumlu bir yanıt gelmemesi halinde davacı tarafın çeviriye ilişkin mali haklarda serbestçe tasarruf edebileceğinin açıkça belirtildiğini, davacı tarafça keşide edilen ihtarnamede de açıkça görüleceği üzere davacı tarafın sözleşmedeki hükümlere aykırı davrandığını  ve sözleşmeyi haksız bir şekilde direk fesh ettiğini, bir eser için farklı iki çevirmen ile anlaşma yapılamayacağına dair yasal bir engel de bulunmadığını, davacı tarafın müvekkiline teslim ettiği çeviride bir çok hatalar bulunduğunu, bu durumun çeviri ile yayınlanmış eser arasında yapılacak karşılaştırmada ortaya çıkacağını, davacı tarafın 3 kat fazla olacak şekilde tazminat talebinin ve manevi tazminat talebinin yerinde olmayıp fahiş olduğunu savunarak, asıl ve birleşen  davanın reddini talep etmiştir. İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 18/01/2022 tarihli 2018/110 E. - 2022/13 K.  sayılı kararıyla; "...- ASIL DAVADA; 1- 2950-TL tazminatın ihtar keşide tarihi olan 10.11.2017 tarihinden itibaren en yüksek banka reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, FSEK 68. madde kapsamında 3 kat istemin ve ıslah ile talep edilen fazla istemin reddine, 2- Manevi tazminat isteminin reddine, II-BİRLEŞEN DAVADA; Davanın reddine" karar verilmiştir. Asıl ve birleşen davada davacı  vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; müvekkilinin işlenmiş eser üzerinde bağlantılı hak sahibi olduğunu, davalı yan müvekkilinin çevirisinin hatalı ve eksik olduğunu iddia etmişse de, alınan bilirkişi raporu ile çeviride bir eksiklik ve hata bulunmadığının ve davalının basımını yaptığı ...'ın çevirisinin de müvekkilinin çevirisi ile aynı olduğunun tespit edildiğini, 13/06/2018 tarihli delil dilekçesinde, müvekkilinin çevirisinin başka bir çevirmenin ismi altında davalı tarafça yayınlandığının belirtildiğini, alınan bilirkişi raporları ile de müvekkilinin eserinin ... adı altında aynen kullanıldığının ve haklarına tecavüz edildiğinin tespit edildiğini, bu nedenle FSEK'in 68. maddesi uyarınca müvekkiline ödenmesi gereken telif bedelinin üç katına hükmedilmesi gerektiğini, telif tazminatı hesaplanırken yalnızca ilk baskı adeti üzerinden hesaplama yapıldığını, ancak ileriye dönük olarak müvekkilinin kazanacağı ve engel olunan baskı durumu dikkate alınarak hesap yapılmadığını, müvekkilinin eserinin iktibas edilerek kullanıldığından, rayiç bedel hatalı belirlendiği gibi, FSEK'in 68. maddesi uyarınca üç kat tazminata hükmedilmesi gerektiğini, müvekkilinin işlenmiş eser sahibi olduğunu, manevi tazminata da hükmedilmesi gerektiğini, mahkemece FSEK'in 68. maddesinin uygulanmamasının ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, bağlantılı eser sahibi olan müvekkilinin eser sahipliğinden kaynaklanan haklarının ihlali sebebiyle, FSEK'in 68. maddesi kapsamında mali hak talebinde bulunan hak sahibinin fiktif olarak tespit edilecek piyasa rayici üzerinden telif tazminatının ileriye dönük engel olunan baskı durumu da dikkate alınarak belirlenmesini, FSEK'in 68/1. maddesi gereğince belirlenen tazminatın 3 katına hükmedilmesini ve yine 5846 sayılı Yasanın 14-15-16 ve 70. maddeleri, BK'nın ilgili maddeleri gereğince talep ettikleri manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve birleşen davada davalı  vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; davacı tarafça yapılan çevirinin orijinal eserin özüne, sözüne, ruhuna, üslubuna, amacına, içeriğine, orijinal dilin yani Fransızcanın dil bilgisine, cümle yapısına uyan bir çeviri olmadığını,  çevirinin eksik, hatalı, ayıplı olduğunu,  bu konuda sözleşmenin 4.1. maddesine aynen; "... Çeviriyi eksiksiz ve öngörülen kurallara uygun bir şekilde teslim etmezse…" denildiğini, sözleşmenin 4.2. maddesinde aynen; "… Yayıncı gerekli gördüğü takdirde çevirmenin çeviriyi yeniden çevirmesini isteyebilir. Bu durumda çevirmen, makul bir süre içinde çeviriyi yeniden çevirip sözleşme esasları içinde yayıncıya teslime mecburudur. Yayıncı, çevirinin , orijinal eserin amacına, içeriğine ve üslubuna sadık ve ayrıca yayıncının ihtiyacına ve taleplerine yanıt verecek şekilde çevrilmediği görüşünde ise…" denildiğini, sözleşmenin 6. maddesinde aynen; "…Yayıncı, çevirinin yayımlanabilir durumda olduğuna kanaat getirdikten sonra aşağıdaki hususlardan sorumlu olacaktır…" denildiğini, daha önceki bilirkişi raporlarında da görüleceği üzere müvekkili şirketin yayınladığı davaya konu eserde çevirileri kullanılan ...’ın çevirisi için olumlu, davacı taraf çevirisi içinse olumsuz tespitler yapıldığını, müvekkil şirketin, çevirinin yayımlanabilir durumda olduğuna kanaat getirmediğini, çevirinin yeniden çevrilmesini şifahen davacı taraftan bir çok kez talep ettiğini, yani sözleşmenin 6. maddesine göre davacı tarafa ödeme yapılmasının ön şartı olan çevirinin yayımlanabilir olmasının  gerçekleşmediğini, mahkemece, davacı tarafın sözleşmeye aykırı olacak şekilde sözleşmeyi haksız bir şekilde feshetmesini "cayma" olarak tarif edilmesinin doğru olmadığını,  davacı tarafın sözleşmeyi haksız bir şekilde feshetmiş olduğunu ve kusurlu olduğunu, davacı tarafın T.B.K. 470 v.d. maddelerince de herhangi bir tazminat talep edemeyeceğini, mahkemece asıl davada  kabul edilen tazminat kararının hukuki olmadığını, tazminata en yüksek banka reeskont faizi uygulanmasının haksız ve mesnetsiz olduğunu,  kabul anlamında olmamak üzere bir an için davacı tarafın talep edebileceği bir faiz olabileceği düşünülse dahi bu faiz oranının yasal faiz oranı olması gerektiğini, tüm bilirkişilerin tespitlerinin de bu yönde olduğunu, ayrıca mahkemece 10.11.2017 tarihli ihtarname baz alınarak faizin başlangıç tarihinin tespit edilmesinin de doğru olmadığını, ihtarname incelendiği takdirde davacı tarafın maddi tazminat bedelini somutlaştırmadığını, ne kadar maddi tazminat talep ettiğini açıkça belirtmediğini, bu nedenlerle kabul anlamında olmamak üzere bir an için davacı tarafın talep edebileceği bir faiz olabileceği düşünülse dahi bu faizin dava tarihinden itibaren olması gerektiğini, mahkeme birleşen dava yönünden lehlerine olacak şekilde vekalet ücreti takdir etmediğini, oysa hem asıl dava, hem de birleşen dava yönünden lehlerine olacak şekilde vekalet ücretlerinin ayrı ayrı takdir edilmesi gerektiğini, mahkemece  birleşen dava yönünden davanın reddine karar verilmesine rağmen lehlerine olacak şekilde vekalet ücreti takdir edilmediğini, her ne kadar davacı taraf  birleşen davasının asıl dava ile bağlantı olduğu iddiası ile birleştirilmesini talep etmişse de, bu birleşen davada farklı rakamların iddia ve talep edildiğini, tek başına ayrı ve bağımsız bir dava olduğunu, birleşen davanın asıl dava ile birleşmesi lehlerine olacak şekilde ayrı ayrı vekalet ücreti takdirine engel olmadığını, ancak mahkemenin buna dikkat etmediğini belirterek, arz edilen ve re’sen göz önüne alınacak nedenlerle yerel mahkeme hükmünün  istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak, davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesine, davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesi mümkün değilse, hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini  talep etmiştir. Taraflar arasında imzalanan 20/04/2015 tarihli Telif Hakkı Devir Sözleşmesi incelendiğinde; davalı tarafından basılacak olan ...'e ait "..." isimli edebiyat eserinin Türkçe çevirisinin davacı tarafından yapılması konusunda anlaştıkları, sözleşme süresinin 7 yıl olduğu, Sözleşmenin 4.2. maddesi uyarınca; yayıncının gerekli gördüğü takdirde çevirmenin çeviriyi yeniden çevirmesini isteyebileceği, bu durumda çevirmenin makul bir süre içinde çeviriyi yeniden çevirip sözleşme esasları içinde yayıncıya teslime mecbur olduğu, yayıncının, çevirinin orijinal eserin amacına, içeriğine ve üslubuna sadık ve ayrıca yayıncının ihtiyacına ve taleplerine yanıt verecek şekilde çevrilmediği görüşünde ise ve akdedilen sözleşmeye uygun olmadığı kararına varırsa bu kararı çevirinin tamamının teslim alındığı tarihten başlamak üzere en geç 6 ay içinde çevirmene bildireceği, bu durumda yayıncının sözleşmeyi haklı nedenle ve tazminatsız feshetme hakkının saklı olduğu, Sözleşmenin 6.2. maddesi uyarınca; çevirinin yayıncıya tesliminden itibaren 18 ay içinde piyasaya sunmayı kabul ve taahhüt ettiği, yayıncı çevirinin teslim edildiği tarihten itibaren 18 ay içinde piyasaya sunmadığı takdirde, çevirmenin, yayıncıya yazılı bildirimde bulunacağı ve yazılı bildirimin tebliğ edildiği tarihten itibaren 4 ay içinde yayıncıdan çevirinin piyasaya sunulmasına ilişkin olumlu bir yanıt almazsa çeviriye ilişkin mali haklarda serbestçe tasarruf  edebileceği, sözleşmenin 7.1. maddesi uyarınca ilk baskı sayısının 2000 adet olacağı ancak yayıncının baskı sayısını piyasa koşullarına göre belirleyeceğini, satış fiyatını yayıncının tek başına belirleyeceği, 7.2. maddesi uyarınca; yayıncının çevirmene ilk baskısı için, söz konusu baskının ilk satışa sunulduğu tarihteki etiket fiyatı (KDV hariç) ile baskı adetinin çarpımı üzerinden ilk baskı için brüt %8, ikinci ve sonraki baskıları için brüt %7 telif ücreti ödemeyi taahhüt ettiği, telif ücreti ödemesinin yayıncının bildirdiği hesap numarasına çevirinin piyasaya sunulmasından itibaren 2 hafta içinde yapılacağı, sözleşmenin 8.5. maddesi uyarınca; çevirmenin sözleşmeyi haklı bir nedenle tek taraflı olarak feshetmesi durumunda, yayıncının fesih tarihine kadar tahakkuk etmiş telif alacaklarını sözleşmenin feshini  izleyen dört ay içinde çevirmene ödeyeceği konularında anlaştıkları tespit edilmiştir. Davacı tarafından vekili aracılığıyla davalıya gönderilen Kadıköy ... Noterliğinin 10/11/2017 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarname örneği incelendiğinde; "Müvekkilim ve muhatap aralarında 20.04.2015 tarihli telif hakkı devir sözleşmesi imzalamışlardır. Bu sözleşme uyarınca müvekkilim ...’nin ... adlı eserinin çevirisini yapacaktır. Müvekkilim anlaşma uyarınca çeviriyi yapıp yayınevine kitabı teslim etmiştir. Muhatap sözleşmenin mad.6.2'de belirtildiği şekilde çevirinin tesliminden itibaren 18 ay içinde piyasa sunması gerekir denilmektedir. Bu madde uyarınca müvekkilim kitabın yayınlanmasını beklerken muhatap yayınevi tarafından başka bir çevirmenin adı ile kitap yayınlanmıştır. Sözleşmeye aykırı davranmıştır. Müvekkilimin manevi şahsiyeti ile oynanmıştır. Bu nedenle sözleşmeyi fesediyoruz. Ayrıca 5.000 TL. manevi tazminat talep ediyoruz. Yayıncı sözleşmenin 7. maddesi uyarınca çevirmene telif ödemesi yapmakla yükümlüdür. Yine sözleşmenin 7.2. mad. uyarınca yayıncı çevirmene çevirinin ilk baskısı için söz konusu baskının ilk satışa sunulduğu tarihteki etiket fiyatı ile baskı adedinin çarpımı üzerinden ilk baskı için brüt %8 ikinci ve sonraki baskılar için brüt %7 telif ücreti ödemeyi taahhüt eder denilmektedir. Bu madde uyarınca telif ücretinin 7 gün içinde ... Bankası Selamiçeşme Şubesi TR ... nolu hesaba ödenmesini, aksi takdirde kanuni yollara müracaat edileceğini mahkeme masraf ve ücreti vekaletin muhataba ait olacağını ihtaren bildiririz." şeklinde ihtarda bulunduğu anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince ..., ..., ...'ten oluşan bilirkişi heyetinden alınan  25/12/2018 havale tarihli raporda;  Davacı çevirmene ait çevirinin, davalı yayınevi tarafından, ticari veya kar amaçlı çoğaltılmadığı, satışa arz edilmediği, sözleşme olmaksızın izinsiz kullanılmadığı, bu nedenle FSEK md.68 anlamında tazminat doğmayacağı, çevirinin sözleşmeye uygun olduğu varsayımında; davacı çevirmenin ifaya olan menfaatlerinin karşılanmaması nedeni ile ihtar etmiş olduğu cayma tarihine kadar olan, haksız eylem tarihindeki ilk baskıya ilişkin telif tutarı kadar tazminat hakkı olduğu, mahkemenin tazminata karar vermesi halinde eylemin haksız fiil olması nedeniyle istenebilecek faizin yasal faiz olduğu, dosyada davalı tarafından ayıba ilişkin sunulan bir rapor ya da teknik bilirkişi raporu bulunmaksızın, çevirinin hatalı, eksik ve sözleşmeye uygun olmadığı varsayımında, yayıncı açısından tazminatsız fesih hakkı doğuracağı, manevi tazminat talebinin takdirinin ise mahkemeye  ait olduğu görüş ve kanaatine varıldığını bildirmişlerdir. Aynı heyetin 30/04/2019 tarihli ek bilirkişi raporunda; Dosyaya sunulan teknik bilirkişi raporuna istinaden; mahkeme çeviriyi yeterli görmekte ise 2.950,00 TL. tazminat alacağı doğacağı, mahkemenin FSEK'in 68. maddesi uyarınca tazminata karar vermesi halinde bu bedelin 8.850,00 TL. olacağını bildirdikleri anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince ..., ..., ...'dan oluşan bilirkişi heyetinden alınan  11/01/2021 tarihli raporda; Davacının 10.11.2017 tarihinde noter kanalıyla cayma hakkını kullandığı, davalının bu süreçte davaya konu "..." adlı eserin başka bir çevirisini yayınladığı ve bu yayın sonrası davacının çevirisini yayınlamasının hayatın olağan akışına uymayacağından, mehil tayinine gerek olmadığı, davalının sözleşmenin kendisine tanıdığı çevirinin ayıplı olması nedeniyle haklı nedenle feshi kullanmaması, çevirinin ayıplı olduğuna dair yapılan bildirime yönelik hiç bir delil sunmaması ve davacının da bu iddiayı reddetmesi nedeniyle davalının mali hakları kullanmamakta kusurlu olduğu ve davacının tazminat talebinde bulunabileceği, ancak FSEK'in 68. maddesi uyarınca mali haklara tecavüz bağlamında davalının bir fiili olmadığı ve maddede belirtilen en çok üç kat fazlası talebinin uygulanmasına yer olmadığı, davacı ve davalı tarafların tercümelerinin  karşılaştırılmalarında farklılıklar görüldüğü, ancak farklılıklar tercümanların üslubuna bağlı olduğundan, aynı eserin farklı tercümanlarca yapılmış olan tercümelerinde değişiklik olmasında, orijinal eserin anlam ve anlatımı bozulmadığı takdirde, herhangi bir sakınca olmadığı, kaldı ki basım öncesinde her eserin mutlaka redakte edilmesi gerektiği de dikkate alındığında, davalının tercümesi uygun olarak kabul edileceği gibi, davacının tercümesinin ilk tercümeye göre daha üstün ve doğru olduğunun da söylenemeyeceği, sonuç olarak her iki tercümenin karşılaştırılmasında davacının tercümesinde "ayıplı" olarak nitelendirilecek hiçbir unsur bulunmadığı gibi, davalının tercümesinin de davacının tercümesinden daha doğru veya daha üstün olmadığı kanaatine varıldığı bildirilmiştir. İlk derece mahkemesince ..., ..., ...'dan oluşan bilirkişi heyetinden alınan  01.09.2021  tarihli ek raporda; kök rapordaki tespitleri muhafaza ettiklerini bildirmişlerdir. İstinaf mahkemesince yapılan incelemede asıl ve birleşen dava dilekçesinde davalının çevirmen ...’ın adıyla basıp yayınladığı çeviri eserde kendi çevirisinin kullanıldığına dair bir iddiada bulunmadığı, yalnızca sözleşmede belirlenen sürede çevirisini yaptığı eserin yayınlanmaması nedeniyle davalının sözleşmeye aykırı davrandığı iddiasıyla maddi ve manevi tazminat davası açtığı, bu nedenle davacının çeviri eserine tecavüz iddiası bulunmadığından, mahkemece FSEK’in 68. maddesi uyarınca üç kat tazminata hükmedilmemesinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Yine davacının çeviri eserine tecavüz iddiasıyla açılan bir dava bulunmadığından davacının FSEK’in 70. maddesi uyarınca manevi tazminat da talep edemeyeceği, davalının sözleşmeye aykırı davranmasının da davacının manevi haklarını ihlal etmediği anlaşıldığından, davacı vekilinin manevi tazminata ilişkin istinaf talebi de kabul edilmemiştir. Davacının telif alacağının eksik hesaplandığına dair istinaf talebiyle ilgili yapılan incelemede; sözleşmede ilk basımın 2000 adet olacağının kararlaştırıldığı, davacının davanın açıldığı tarihten önceki dönemde davalının kitabı 2000 adetten daha fazla bastığına dair bir delil sunmadığı, davalının dava tarihinden önceki dönemde kaç adet bandrol aldığının tespit edilemediği, bu nedenle 2000 adet üzerinden kitabın satış bedeli ile sözleşme hükümlerine göre yapılan hesaplamanın yerinde olduğu tespit edilmiştir. Davalı vekili, davalının sözleşmeye aykırı davrandığına ve çeviriyi gereği gibi yapmadığına dair istinaf talebinde bulunmuşsa da, dava açılana kadar davacıya sözleşmenin 4.2. maddesi uyarınca bir bildirim yapmadığı, kaldı ki bilirkişi raporları ile davacının çevirisinin eksik veya hatalı olmadığının tespit edildiği anlaşılmıştır.Yine davacı tarafından 10/11/2017 tarihli ihtarname ile sözleşme haklı nedenle feshedildiğinden,  telif ücretinin ne kadar olduğunun davalı tarafça bilindiği ve ticari bir sözleşme söz konusu olduğundan, tespit edilen telif tazminatı alacağına bu tarihten itibaren en yüksek reeskont faizi uygulanması da hukuka uygun olduğundan, davalı vekilinin faize ilişkin istinaf talebi de kabul edilmemiştir. Davalı vekilinin birleşen davanın reddedilmesine rağmen müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine ilişkin istinaf talebiyle ilgili ve resen de yapılan incelemede; davacı tarafından aynı konuda açılan asıl davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, yargılama sırasında dosyaya sunulan 29/05/2019 tarihli bedel artırım dilekçesi ile tazminat talebini 11.850,00 TL olarak artırmasına rağmen, 11/11/2019 tarihinde asıl davada alınan bilirkişi raporuna dayanılarak aynı tazminat alacağıyla ilgili 8.850,00 TL maddi tazminat talepli birleşen davayı açtığı anlaşılmıştır.  Bu durumda asıl davaya konu edilen tazminat alacağıyla ilgili açılan birleşen davanın HMK’nun 114/1-ı ve 115/2. maddesi uyarınca derdestlik nedeniyle usulden reddi gerektiği halde, mahkemece HMK'nun 297. maddesine aykırı olacak şekilde davanın neden reddedildiğine dair bir gerekçe belirtilmeksizin birleşen davanın reddine karar verilmesinin ve iki ayrı dava söz konusu olması nedeniyle, her iki dava için ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği halde "Birleşen davada davacı davasını birleştirme talepli olarak açmış ve 3 kat bedel talep etmiş olduğundan , davacının tüm istemlerinin ıslah ile asıl dava içinde çözümlenip tartışıldığından ve maddi tazminatın kabul ve red edilen kısmı üzerinden asıl davada vekalet ücreti ve yargılama giderinin I nolu bölüm başlığında hesaplanmış olması" gerekçesiyle  birleşen davada ayrıca vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmesinin usule uygun olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin istinaf talebinin kabulüne karar verilmiştir. Tüm bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden kazanılmış haklar korunarak yeniden hüküm kurulmasına, asıl davada 2.950,00-TL tazminatın ihtar keşide tarihi olan 10.11.2017 tarihinden itibaren en yüksek banka reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, FSEK’in 68. maddesi kapsamında 3 kat istemin ve ıslah ile talep edilen fazla istemin reddine, manevi tazminat isteminin reddine, birleşen davanın HMK’nun 114/1-ı ve 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine, birleşen davada davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine, yargılama giderleriyle ilgili istinaf talebi bulunmadığından, kazanılmış haklar gözetilerek birleşen davada yargılama gideri hesaplanmasına yer olmadığına karar verilmiştir. 26/02/2025 
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk DairesiK:2025/135E:2025/122İç mekan tasarımının mimarlık eseri vasfı (FSEK m.4)Davacı vekili; müvekkilinin 2014 yılından beri özel konsepti ve ...numarası ile tescilli " Bi büyük meyhane" markası ile faaliyette bulunduğunu, müvekkilinin işletmesinin özel oluşturulmuş yiyecek içecek mönüleriyle faaliyet gösterdiğini, mimari tasarımının evraklarının özel konsept olduğunu, karşı tarafın, müvekkilinin işletmesinde kullanılan Amerikan servislerinden yerdeki karolara kadar herşeyi bire bir taklit ederek aynı tasarımı kullandığını, reklamında da müvekkiline ait işletmenin Konyaaltı şubesiymiş gibi markasını tanıtmakta olduğunu ve  mağazasını taklit ederek müvekkilinin tanınmışlığından faydalandığını, davaya delil teşkil etmesi bakımından Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin .,.,.D.İş sayılı dosya ile tespit yaptırıldığını ve alınan raporda tasarımların benzediğinin belirtildiğini, müvekkilinin iş yeri ile karşı tarafın iş yerinin karşılaştırılarak, karşı tarafın kullanımında olan mimari tasarımın, facebook sayfasının, mönü ve Amerikan servis markasının taklit olup olmadığının incelenmesini, karşı tarafın işletmesinin kime ait olduğunun hangi hizmeti verdiğinin tespitini, davalı tarafından restoran işletmesinde kullanılan tasarımların, müvekkilinin iş yerinde bulunan tasarımlarla ayrıt edilemeyecek düzeyde benzerliği nedeni ile davalının tasarıma tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespiti ile tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılmasını, davalının vaki tasarıma tecavüz fiili nedeniyle fazla hakları saklı kalmak kaydı ile bilirkişi raporundan sonra ıslah edilmek üzere şimdilik 10.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini, ürünlerin 5846 sayılı Yasa kapsamında aynı zamanda eser niteliği taşıması sebebiyle de maddi tazminatın 3 kat artırılması kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ...D.İş sayılı dosyasında karşı taraf olarak ... gösterilmiş olup, ....isimli bir hukuk kişisi olmadığından ve bu dosyaya ilşikin hiçbir belge taraflarına tebliğ edilmediğinden itirazları dinlenmeksizin yapılan tespiti ve buna bağlı olarak hazırlanan raporun aleyhe olan kısımlarını kabul etmediklerini, davaya konu .,..isimli iş yerinin ... ünvanlı ortaklığın işletmesi olup taraflarınca iş yerine dava açılmadan evvel 01/11/2016 tarihinde bahse konu ortaklığa devredildiğini, davacı yanca taraflarına herhangi bir rapor tebliğ edilmediğinden haricen yapılan inceleme ile öğrenilen tespit davasında bilirkişiler tarafından yapılan incelemede herhangi bir marka hakkı ihlalinin olmadığının tespit edildiğini, görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunu, davacı tarafından taklit edildiği iddia edilen mobilyaların ve yapı malzemelerinin tamamı farklı markalarca  üretilen ürünler olup, tüm kişilerce satın alınması ve kullanılması  mümkün ürünler olduğunu, iltibas yaratmayacak nitelikte ve tecavüz oluşturmayacak benzerliklerin bu kapsamda haksız fiile neden olmayacağını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, “davacı tarafça 2014 yılından beri özel konsepti ve ...numaralı ile tescilli " ..." markası ile faaliyette bulunduğu işletmesindeki tasarımlarının, davalı tarafın restoran işletmesinde kullanılan tasarımlarındaki benzerliğinden bahisle davalının tasarıma tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespiti ile tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılması, maddi ve manevi tazminat davası açıldığı, Antalya 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin (Fikri ve Sinai hakları Hukuk Mahkemesi sıfatıyla) ...D.İş dosyasında ve mahkemenin dosyasında aldırılan bilirkişi raporunda, tespite ilişkin fotoğrafların karşılaştırılmasında, davalı tarafın işletmesinde kullanılan koltukların, masa sandalye ve masa ayaklarının, zeminde kullanılan karonun, servantın, kapı ve pencerelerin bulunduğu mimari tasarımın, davacının işletmesindeki tasarıma benzer olarak kullanıldığı genel görünüş ve mimari açıdan benzer mekan oluşturduğu, davacının iş yerinde kullanılan mimari tasarımların FSEK 4/3 maddesi kapsamında eser olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalı iş yerinde davacının estetik nitelik ölçülerine uyan mimarın hususiyetini taşıyan, bir karaktere sahip olan eserini aynen taklit ederek davalı işletmenin mimari tasarımının benzerini kullanmak sebebiyle hak ihlalinin gerçekleştirdiğinin bildirildiği, Antalya 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ...Esas - ... Karar sayılı dosyasında aldırılan 10/07/2023 tarihli heyet raporda, davanın davacının kullanımında olan davaya konu iç mekan tasarımına ilişkin FSEK kapsamında doğan mali haklarından çoğaltma hakkını ihlal ettiği, davalı eylemlerinin TTK 55'te sayılan eylemlerin oluş şekli itibariyle TTK 54/2 'de belirtilen ilkeye aykırılık oluşturacak eylemler olduğu bildirilmiş, Antalya 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ...Esas - .,.. Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama sonunda davalı şirket temsilcisinin haksız rekabet suçundan eylemine uyan 6102 sayılı Yasanın 62/1-a maddesi uyarınca adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği görülmekle, davalı şirketin  TTK 54/2'de belirtilen haksız rekabet hükümlerine aykırı davrandığı sonuç ve kanaatine varılmış, davacının zararının, haksız rekabet nedeniyle elde etmekten mahrum kaldığı kar kaybı olduğu gerekçesiyle 26/01/2024 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL maddi tazminat talebinin kabulüne; davacı taraf, davanın haksız rekabet nedeniyle manevi tazminat isteminde de bulunmuş ise de her sözleşmeye aykırılık manevi tazminat gerektirmediği gibi, somut olayda davacının şahsiyet haklarının ihlalini gerektirecek bir durum da söz konusu olmadığından manevi tazminat talebinin reddine karar vermiştir. Davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. Mahkemece davacı vekilinin dosyaya sunmuş olduğu 30/12/2024 tarihli istinaf başvuru dilekçesi üzerine 02/01/2025 tarihli ek kararla miktar itibariyle kesin karara karşı istinaf başvurusu yapıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiş olup davacı vekili tarafından işbu ek karara karşı süresinde istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili ek karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin istinaf taleplerinin reddine ilişkin kararının hukuka ve usule aykırı olduğunu, dava türü ve talepler itibariyle kesin karar verilemeyeceğini, davanın tazminat miktarının net olarak belirlenememesi nedeniyle fazla haklar saklı tutularak açıldığını ve ıslah edileceğinin dava dilekçesinde belirtildiğini, mahkemenin hüküm kurma aşamasında bu hususa dikkat etmediğini, bilirkişi incelemesi sonucunda gelen tahmini tazminat miktarı 344.963,00-TL olarak hesaplanmasına rağmen mahkemece miktara bağlı kalınarak kesin karar verilmesinin hatalı olduğunu, kaldı ki davanın sadece tazminat davası değil asıl talep itibariyle tescilsiz tasarıma tecavüz ve haksız rekabetin tespiti davası olup mahkemece bu talepler dinlenmeyerek ve hükme de esas alınmayarak kesin karar verilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminat taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemece maddi tazminat miktarı hususunda hiçbir tespit ve belirleme yapılmaksızın taleple bağlı kalınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, mahkemece dava dilekçesindeki ana talepleri olan tasarıma tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ve tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılması talepleri hakkında hüküm kurulmadığını, hüküm kurulmadığı üzere bu eksikliğin aynı zamanda mahkemenin yanılmasına ve istinaf yolunu kapatarak kesin karar vermesine sebep olduğunu belirterek esasa ilişkin istinaf dilekçeleri incelenmek üzere ilk derece mahkemesinin 02.01.2025 tarihli istinaf başvurusunun reddine ilişkin ek kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı vekili asıl karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle; dava türü ve talepler itibariyle kesin karar verilemeyeceğini, davanın tazminat miktarının net olarak belirlenememesi nedeniyle fazla haklar saklı tutularak açıldığını ve ıslah edileceğinin dava dilekçesinde belirtildiğini, mahkemenin hüküm kurma aşamasında bu hususa dikkat etmediğini, bilirkişi incelemesi sonucunda gelen tahmini tazminat miktarı 344.963,00-TL olarak hesaplanmasına rağmen mahkemece miktara bağlı kalınarak kesin karar verilmesinin hatalı olduğunu, kaldı ki davanın sadece tazminat davası değil asıl talep itibariyle tescilsiz tasarıma tecavüz ve haksız rekabetin tespiti davası olup mahkemece bu talepler dinlenmeyerek ve hükme de esas alınmayarak kesin karar verilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminat taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, uygulama gereği yerleşmiş içtihatlar uyarınca, tasarım ihlali ve haksız rekabet davalarında tecavüz ve haksız rekabet fiilinden kaynaklı bir fiil nedeniyle maddi tazminata hükmedildi ise bu oranla uygun bir manevi tazminata da hükmedilmesi gerektiğini, mahkemece bu hususun reddedilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece maddi tazminatın belirlenmesi gerektiğini, dava dosyasında tespit dosyası da dahil olmak üzere 5 kez bilirkişi raporu alınmış, tazminat hesaplamaları yaptırılmış, ceza davasında davalı şirket yetkilisi tasarıma tecavüz/haksız rekabet nedeniyle hüküm giymiş ve ceza dosyasında da aynı husus üzerinde 2 kez bilirkişi raporu alınmış olduğunu, alınan raporlarda bilirkişiler tarafından mali incelemeler yapılarak maddi tazminatı belirlemeye esas hesaplamalar yaptırıldığını ve 344.963,00-TL civarında tazminat miktarlarının ortaya çıktığını, mahkemece bu hususta yani tazminat miktarı hususunda hiçbir tespit ve belirleme yapılmaksızın taleple bağlı kalınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, mahkemece dava dilekçesindeki ana talepleri olan tasarıma tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ve tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılması talepleri hakkında karar verilmediğini, bunun da eksik ve hatalı incelemeye dayandığını, mahkemenin bu hususları irdeleyip bunlara ilişkin de hüküm kurması gerektiğini, hüküm kurulmadığı üzere bu eksikliğin aynı zamanda mahkemenin yanılmasına ve istinaf yolunu kapatarak kesin karar vermesine sebep olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, dosyanın yeniden incelenerek istinaf yolu açık olmak üzere hüküm kurulmasını, manevi tazminatın kabulüne karar verilmesini, maddi tazminatın net olarak belirlenmesini ve fazla hakları saklı tutarak talep edilen miktara karar verildiğinin belirtilmesini, tasarıma tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüze konu ürünlerin kaldırılması talepleri hususunda karar verilmesini ve bu taleplerinin kabul edilmesini talep etmiştir. İstinaf mahkemesince yapılan incelemede,  davanın tasarıma tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüze konu ürünlerin kaldırılması, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle, maddi tazminat istemi yönünden davanın kabulüne, manevi tazminat istemi yönünden ise davanın reddine karar verildiği, dava dilekçesinde yer alan davalının tasarıma tecavüzünün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılması talebi yönünden ise olumlu olumsuz herhangi bir karar verilmediği, davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde; dosya içeriğine göre dava dilekçesinde yer alan ve mahkemece hakkında olumlu olumsuz herhangi bir karar verilmeyen tasarıma tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılması talebi yönünden kesin karar verilemeyeceği, yine davacının maddi tazminat talebi yönünden mahkemece maddi tazminatın miktarına ilişkin herhangi bir tespit yapılmamış olmakla kararın bu yönden de miktar itibariyle kesin nitelikte olduğundan söz edilemeyeceği, yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2. maddesi uyarınca manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabileceğinden bu yönden de kararın kesinlik sınırının altında kaldığından söz edilemeyeceği, kararın kesin olduğu gerekçesiyle istinaf isteminin reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesince verilen ek kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesine aykırı olduğu anlaşılmış olmakla İlk Derece Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun kesinlik nedeniyle reddine dair  02/01/2025 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar vermek gerektiği ifade edilmiştir. Davacı vekilinin asıl karara yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde ise; HMK'nın 353/1-a. maddesinde Bölge Adliye Mahkemesi'nin esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği haller sayılmış olup bunlardan birisi de 6. bentteki uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması halidir. Somut uyuşmazlıkta; davacının dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat talepleri yanında davalının tasarıma tecavüzünün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılmasını talep ettiği ancak Yerel Mahkemece bu talep hakkında olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmediği görülmüş olmakla Yerel Mahkemece verilen karar bu yönden hatalıdır. Ayrıca, davacı tarafından açılan maddi tazminat istemli dava kısmi dava niteliğindedir. Her eda davası aynı zamanda tespit hükmünü de içermelidir. Kısmi davada mahkeme hak kazanılan tazminatın ne kadar olduğunu gerekçesinde belirtmek zorundadır. Davacı tarafından ıslah suretiyle dava değeri artırılmadığı takdirde mkahkemece hüküm altına alınan tazminat miktarı belirlendikten sonra dava dilekçesindeki taleple bağlı kalarak hüküm kurulmalıdır. Somut uyuşmazlıkta; İlk Derece Mahkemesince davacının hak kazandığı maddi tazminatın ne kadar olduğu gerekçede belirtilmeden, hüküm altına alınan tazminat miktarı tespit edilmeden taleple bağlı kalınarak hüküm kurulması hatalıdır. Bu durum karşısında; davacının istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a.6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, mahkemece davacının dava dilekçesinde yer alan tasarıma tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılması talebine ilişkin olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi, ayrıca davacı tarafından kısmi dava olarak açılan maddi tazminat istemli davada davacı tarafça hak kazanılan tazminat miktarı tespit edilerek kararın gerekçesinde belirtilmek suretiyle taleple bağlı kalınarak hüküm kurulması yönünden davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 24/02/2025...
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/303E:2022/1331Sorumluluğun sözleşme ile kaldırılamayacağı (FSEK m.54)- Grafik tasarımın izinsiz kullanımında FSEK m.68 gereği 3 kat tazminatDavacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkilinin murisi ...'nın tanınmış bir grafik tasarımcı ve ressam olduğunu, murisin 2005 senesinde Eminönü Belediyesi için "..." adlı kitabı vücuda getirdiğini, karikatürler ve illüstrasyonların müvekkili tarafından çizildiğini, kitabın bir bütün olarak grafik tasarımının (dizgisi, çizgisi, mizanpajı ve kompozisyonu) müvekkili tarafından yapıldığını, Eminönü Belediyesi için yapılan kitabın 60 no.lu sayfasında grafik ve illüstrasyon sahibinin müvekkilin murisi ... olarak kitapta basılı olarak belirtildiğini,  murisin Eminönü Belediyesi için tasarladığı kitapta yer alan eserleri ve kitabın bir bütün eser halinde tasarlanması ile ilgili olarak mali haklarını devreden bir sözleşme yapmadığını,  davalı belediye tarafından basılan, yayınlanan ve dağıtılan kitapta yer alan resimlerin murisin çizdiği resimlerin birebir aynısı olduğunu, davalı belediyenin müvekkilinin murisinin resimlerini izinsiz olarak bastırdığı kitapta kullandığını,  basarak dağıtarak, müvekkilinin umuma arz hakkını çiğnediği, üstelik müvekkilinin murisinin adını da belirtmeyerek eser sahibinin manevi haklarını ihlal ettiğini, müvekkilinin birden çok hakkına tecavüz ettiğini,  mali hakların ihlali sebebiyle FSEK m. 68 uyarınca daha sonra 3 kat artırılmak üzere şimdilik 5.000-TL maddi tazminatın mahkemece tespit edilecek haksız fiil tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili  dava dilekçesinde özetle; davacı tarafından açılan işbu davanın sadece tazminat davası olduğunu, davanın görevsiz  ve  yetkisiz mahkemede açıldığını, belediyelerinin ticari amaç olmaksızın ve herhangi bir kazanç elde etmeksizin kamu hizmeti amacı güderek eğitim amaçlı çocuklara yönelik trafik kitapçığı hazır olarak satın aldığını, davacının iddia ettiği üzere maddi ve manevi bir fayda sağlamadığını, belediyelerinin kitapçığı telif hakkı var güvencesi ile ... Firmasından (...'den) satın aldığını ve satın aldığı kitapçıkta hiçbir ekleme oynama yapmaksızın piyasada var olan kitapçığı hazır olarak satın aldığını, kitapçıkta yer alan eserler ve içerik iddia edildiği üzere Google arama motorunda gözükmediğini, söz konusu eserlerin iddia edilen kişiye ait olduğu tespit edilemediğinden, belediyelerinin kusuru bulunmadığını, ... firması tarafından, kendilerine gönderilen yazılı belgede trafik kuralların kitapçığındaki tüm çizgi resimlerin ve metinlerin tüm yasal kullanım haklarının griton reklama ait olduğunun bildirildiğini, tazmin için öncelikle kusur ve zararın varlığının zorunlu olduğunu, davacının zarara uğradığını ve hangi açıdan zarara uğradığını beyan etmediğini, davacının davasının husumet, zamanaşımı ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, davacının davasının KISMEN KABULÜ ile FSEK 68. hükmü ile 3 kat artırılmak üzere tespit olunan toplam 126.000,00 TL'nin 20/05/2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının hükmün ilanı talebinin reddine," karar vermiştir. Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  müvekkili belediye tarafından 2016 yılında  dağıtıldığı iddia edilen  kitapçığın  nazara alındığını, davaya konu çizimlerin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında olmadığını, mahkemenin  görevsiz olduğunu, müvekkilinin davanın tarafı olmadığını ve davacı murisine ait eserin  izinsiz çoğaltıldığı, yayıldığı eser üzerinde izinsiz değişiklik yapıldığı, haklarının  ihlal edildiği iddialarının  gerçekleri yansıtmadığını, satın alınan kitabın davacının iddia ettiği ve dosyaya sunduğu kitap ve içeriğindeki çizimlerin aynı olduğunu kabul etmemekle birlikte,  2016 yılında  Trafik Kuralları konusunda bilgilendirme amacı ile kamu yararı gereği  Trafik Kuralları Eğitim Kitapçığı doğrudan teminle satın alma ile  en uygun teklifi veren  firma olan ... firmasından  satın alındığını, kitabı çoğaltmadığını ve basmadığını hazır olarak satın aldığını ve satmadığını, kazanç elde etmediğini, davacı tarafından dosyaya sunulan kitapçıkların herkes tarafından temin edilebilecek, bastırılabilecek, oluşturulabilecek kitaplar olduğunu, müvekkili belediye tarafından dosyaya sunulan kitapçığın hiç nazara alınmadığını, müvekkili belediye tarafından satın alınan kitapçık ile davacı tarafından murisine ait olduğu iddia edilen kitapçık içeriğindeki çizimlerin hiçbirinin aynı hatta benzer bile olmadığını,  davaya konu resimlerin genel  trafik kurallarına dair genel resimler olup, söz konusu resimlerin davacının murisinin hususiyetini taşımadığını, dava konusu illüstrasyonların eser sahibinin davacı murisi olduğunun  ispat edilmediğini, bilirkişilerin  murisin  web sitesine bakarak grafik tasarımcısı olduğu ve web sitesinde "... " başlığı altında  Eminönü Belediyesi'nin olduğu ve yönlendiği sayfada dava konusu  çizimlerin bulunduğunu beyan etiğini  ancak  sitenin bir delil olmadığını,  bilirkişi raporunda beyan edilen davacının murisinin  web sitesindeki hangi  resimlerin benzer olduğu konusunda somut resimlerle denetime elverişli bir karşılaştırma yapılmadığını, bilirkişiler 21 adet resmin aynı olduğunu beyan ederek 2022 yılı değerlerine göre 2016 yılından itibaren faize karar verildiğini, çizimlerin 2022 yılı itibari ile değer tespiti yapıldığını,  davaya konu resimlerin başka bir eser sahibinden taklit edilerek iltibas edildiğine dair bir iddia olmadığını beyanla, istinaf taleplerinin kabulü ile kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini ya da dosyanın mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İhbar olunan vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup,  istinaf dilekçesinde özetle;  dava konusu “...” adlı kitapçığın ilk defa asıl yayımcı olarak ... Şti. unvanlı şirket tarafından 2005 yılında Eminönü Belediyesi için yapıldığını, bu şirket tarafından hazırlanıp, kamuya sunulduğunu, kitapçıkta yer alan bazı karikatür ve illüstrasyonların ise o dönemde sipariş üzerine bir çok kez bu şirkete çalışan ve iş (çizim vs.) yapan ...’ya (yine, şirketçe verilen sipariş üzerine) hazırlatıldığı ve tüm ücreti/telif bedellerinin  de o dönemde kendisine  ödendiğini, kitabın  tüm diğer kısımlarının  (metin, baskı, mizanpaj, vs.) ise... Şti. tarafından hazırlandığını, müvekkilinin de bu şirketten aldığı yasal izin çerçevesinde bu kitabı hazırlayıp davalı belediyeye verdiğini, tüm bu kitap ve içeriğinde yer alan metin ve çizimler (eserler) üzerindeki her türlü yasal malî hakların  ... Şti.'ne ait olduğunu,  kitabın her yeni baskısında/yayımında kendisine (mirasçılarına) yeniden bir ücret ödenmesi gibi bir yasal talep hakkının olmadığını,  mahkemece, TBK m. 501 gereğince davacının herhangi bir malî hakkının olmadığı gözetilmeden, ortada bir sözleşme olmadan, piyasa rayiçlerine göre fahiş bir miktar üzerinden üç katı tazminata hükmedilmesinin  açıkça usule ve kanuna aykırı olduğunu beyan ederek, istinaf başvurusunun kabulü ile  kararının kaldırılması ve  davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davaya konu olan kitapçıkta eserlerin birebir izinsiz kullanımı davalının ikrar ettiği kitapçıkta ise  eserlerin taklit suretiyle izinsiz kullanıldığını, davalı belediyenin  dosyaya  20.05.2016 irsaliyeli fatura sunduğu ve buna ilişkin taklit olan başka bir kitapçık sunarak eserlerin farklı olduğunu iddia ettiğini, davalı taraf murisin eserlerini  hem bu davanın konusu kitapçık ile izinsiz olarak  birebir kullandığını  hem de 20.05.2016 tarihinde yeni bir hizmet alımı yaparak taklit suretiyle 2. kez izinsiz kullandığını, müvekkilinin  Eminönü Belediyesi için vücuda getirmiş olduğu bu eserlerin onlarca Belediye tarafından hukuka aykırı şekilde kullanıldığını, bu belediyelere karşı açılan onlarca davada  çizimlerinin eser vasfında olduğu hususunun tespit edildiğini,  Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2015/253 Esas sayılı dosyalarında ihlal tarihleri 2010 olduğunu, rayiç değer araştırmasında aynı eserler için 1.000-TL emsal bedel belirlendiğini, davalı tarafın 2016 yılının emsal bedeli alınması gerektiği şeklindeki itirazı noktasında 6 senelik süreçte eserin rayiç bedelinin 2.000-TL'ye çıkması ülkedeki enflasyonist ortamda son derece normal olduğunu, ... resmi enflasyon verilerine göre de 2010 yılındaki 1000-TL'nin alım gücünü 2016 yılında 1700-TL karşıladığını beyan ederek, davalı tarafın istinaf başvurusunun usul ve esas yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf mahkemesi tarafından yapılan incelemede; davanın,  FSEK kapsamında eserden kaynaklanan  mali haklara tecavüz nedeniyle telif tazminatı  istemine ilişkin olduğu, davacı vekili, davalı belediye tarafından basılan, yayınlanan ve dağıtılan kitapta yer alan resimlerin müvekkili murisinin çizdiği resimlerin birebir aynısı olduğunu, davalı belediyenin müvekkilinin murisinin resimlerini izinsiz olarak bastırdığı kitapta kullandığını beyanla ıslah dilekçesi ile birlikte  FSEK m.68'e göre üç katı  126.000,000 TL maddi tazminatın tahsilinin talep edildiği, 04/04/2022 tarihli bilirkişi raporunda ; "dava konusu çizimlerin, illüstrasyon adı verilen grafik eserler olduğu, estetik değere sahip oldukları ve sahibinin hususiyetini taşıdıkları, eserlerin sahibinin ... olduğu, davalının 21 adet illüstrasyonunu birebir kullandığı, davalı Toroslar Belediyesi'nin davacı yan murisi eser sahibi ...'nın eser sahibi olduğu güzel sanat eserlerini kitapçığa bastırıp dağıtımını yapması şeklindeki eylemlerinin, davacı yan murisi ...'nın FSEK m.21 ve FSEK m.6/1 fıkrasının 7'nci bendi uyarınca işleme hakkını, FSEK m.22'inci maddesi uyarınca çoğaltma ve FSEK m.23 uyarınca yayma haklarını ihlal ettiği, davalı ile ... isimli şirket arasındaki ilişkinin hizmet alan-hizmet veren ilişkisi olduğu, dava dışı ...ile davalı arasındaki ilişkinin dava konusu olaydaki hukuki sorumluluğu değiştirmeyeceği, zira alınan hizmet kapsamında dava konusu kitapçığın Toroslar Belediyesi tarafından çoğaltılıp yayıldığı, FSEK m.22 ve FSEK m.23 kapsamındaki çoğaltma ve yayma eylemleri davalı Toroslar Belediyesi tarafından gerçekleştirildiği için FSEK m.68/1 uyarınca talep edilen telif tazminatından davalı Belediyenin hukuki sorumluluğunun bulunduğu, davalı Belediyenin eylemlerinin, davacı yan murisinin eser sahibi olduğu güzel sanat eserlerini daha önce Eminönü Belediyesi tarafından yapılan gaye ve konseptle aynı şekilde herhangi bir değişiklik yapmaksızın kopyalayarak basmak ve yaymaktan ibaret olduğu bu sebeple davacı yan murisinin FSEK m.16/3 te sayılan manevi hakkı ihlal etmediği, davacı yan tarafından dosyaya sunulan, davacı ile davalı arasında FSEK m.68/1 uyarınca yazılı izin sözleşmesi imzalanmış olsaydı istenebilecek rayiç bedeli gösteren evrak ve davacı yanın delil dilekçesinde sunduğu kesinleşen mahkeme kararındaki bedeller esas alınarak yapılan hesaplamaya göre, FSEK m.68/1 uyarınca 21 adet çizim için, davalı Belediye'nin davacı yana ödeyeceği rayiç bedelin 42.000 TL olacağı, bu bedelin üç katına hükmedilip hükmedilmeyeceği hususunun, davalı belediyenin kusurunun oranının kabulüne göre mahkemenin takdirinde olduğunun" belirtildiği ifade edilmiştir. Bilirkişi raporunun, konunun uzmanı bilirkişilerce düzenlendiği, dosyadaki delillere uygun gerekçeli ve karşılaştırmalı  görselleri ihtiva ettiğinden denetime uygun olduğu hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığı, davanın hukuki temelinin  haksız fiil olduğu,  HMK 16.maddesi gereği davacının  yerleşim yeri mahkemelerinin de yetkili olduğu, FSEK 76. madde gereği davanın görevli mahkemede açıldığı, davalının görev ve yetki itirazlarının yerinde olmadığının anlaşıldığı belirtilmiştir. Dava, fikir ve sanat eseri sahibinin haklarının ihlali halinde 5846 sayılı FSEK 68. maddesine dayalı olarak açılan tazminat istemi olup,  söz konusu madde uyarınca varsayımsal sözleşme ilişkisi kurulduğundan dava TBK.'nun 146. maddesi gereğince 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir. Buna göre, ihlal tarihinden itibaren dava ve ıslah tarihleri itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmıştır. Muris ...'nın 27.08.2020 tarihinde vefat ettiği, davacının  tek  mirasçısı olduğu  mirasçılık belgesinden anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; davaya konu grafik ve illüstrasyonların FSEK 4/6. maddesi kapsamında güzel sanat eseri vasfında olduğu,  murisin eser sahibi olarak 2005 yılında Eminönü Belediyesi için  basılan kitapta  adının belirtilmiş olduğu, bu haliyle  eser sahibinin FSEK 11. maddesinde düzenlenen ve aksi ispatlanamayan karine uyarınca davacının murisi  ... olduğu,  mirasçısı sıfatıyla davacının eserden kaynaklanan haklara dayalı dava açma hak ve yetkisinin bulunduğu, davalı belediyenin dava konusu eserlerin daha önce Eminönü Belediyesi için  basılan ve dağıtılan "..." adlı kitabı aynı şekilde kopyalayarak  "..." isimli kitapta  izinsiz olarak kullandığı, davacının eserden kaynaklanan mali haklarından çoğaltma ve yayma haklarını ihlal ettiği, davacının eser sahibi olarak FSEK 68.maddesinde, sözleşme yapılması halinde isteyebileceği bedelin veya bu kanun hükümleri uyarınca tespit edilebilecek rayiç bedelin  üç katını maddi tazminat olarak isteyebileceği, bu madde uyarınca  varsayımsal sözleşme ilişkisi kapsamında borç belirlendiğinden kusur ve zararın ispatının aranmayacağı, dolayısıyla davalının kusurunun bulunmadığına, eylemi yapmaktaki saiki ile gelir elde  etmediğine  dair savunmaların sonuca etkisinin bulunmadığı  üçüncü şahıstan satın  alındığı, iyiniyetli olunduğu, davalı belediyenin sorumlu olmadığına dair savunmanın,  FSEK 54. madde de düzenlenen "mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre salahiyetli olmayan kimseden iktisap eden hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye göremez" hükmü gereğince yerinde olmadığı, davacıya ait 21 adet çizimin  aynen ve eser sahibinin ismine ve esere usulüne uygun atıflara yer verilmeden kullanıldığı,  kullanımın maksadın haklı göstereceği nispeti aşar şekilde olduğu, FSEK 34. maddede düzenlendiği şekilde hukuka uygun kullanım bulunmadığı, talep edilen telif tazminatından davalı Belediyenin hukuki sorumluluğunun bulunduğu  anlaşılmıştır. Mahkemece maddi tazminatın belirlenmesi bakımından emsal araştırması yapılmış, ... şirketlerince 2018 yılı için  tek bir adet çizim için talep edilebilecek rayiç bedelin 1.500,00-2.000,00 TL olabileceği bildirilmiş, bilirkişilerce emsaller 2.000,00 TL olarak  somut olaya uygun bulunmuş olmakla, 21 adet eserin kullanılmış olması, kitap olarak çoğaltılıp dağıtılmış olması, ihlalin boyutu ve  piyasadaki rayiç değerler gibi özellikler dikkate alındığında (21 x 2.000) 42.000,00 TL telif bedeli  belirlenen raporun  hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, FSEK md. 68 uyarınca 3 katı oranında 126.000 TL maddi tazminat bedelinin hüküm altına alınmasının dosya kapsamına ve hukuka uygun olduğu, davacı tarafça daha önce  dava dışı  Belediyelere aynı  konuda dava açıldığı, ihlal tarihi çok daha eski olan davalarda rayiç değerin 1.000,00 TL olarak belirlendiği, İstanbul BAM 16 H.D'nin 2022/761 Esas-2024/483 Karar sayılı kararında "her bir eser için 750,00 TL rayiç bedel üzerinden hesaplama yapılmışsa da davacı vekilinin dosyaya sunduğu Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2016/142 Esas, 2018/222 Karar sayılı kesinleşmiş kararında her bir eser için 1.000,00 TL rayiç bedele hükmedildiği, kesinleşen davada haksız fiil tarihinin işbu davadan daha önce olduğu, ayrıca kesinleşen davaya konu kitabın Adıyaman ili Gölbaşı ilçesinde dağıtıldığı, coğrafi alanın ve nüfus yoğunluğunun Adana ilinden çok daha az olduğu, ayrıca Dairemizin aynı konuda verdiği ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen 2017/4699 Esas, 2020/1006 Karar sayılı kararında da telif bedelinin 1.000,00 TL olarak belirlendiği, bu nedenle işbu davada davaya konu eserlerin her birisi için 750,00 TL telif bedeli belirlenmesinin doğru olmadığı ..."  aynı hususa vurgu yapıldığı, 2016 yılı için bilirkişilerce belirlenen 2.000,00 TL rayiç bedele yönelik  istinaf  sebebinin yerinde olmadığı,  istinaf talebinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davalı  vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, ihbar olunan vekilinin istinaf talebinin usulden reddine  karar verilmiştir. 13/02/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2025/219E:2024/1229Bağımlı çalışanların meydana getirdikleri eserler (FSEK m.18/2)-Bilgisayar programlarının hazırlık tasarımları-İşlenme eserDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette çalışmaya başlamadan (01 Mayıs 2007 tarihinden) önce, 2006 yılında ... (...),(geliştirme kod ismi ile ...; ilk ismiyle ... VE ... E SINIF SİSTEMİ) yazılımını oluşturduğunu, bu yazılımın piyasada tanınmasıyla davalı şirket çalışanlarının müvekkiline ulaşıp şirket adına Eğitim Yönetim Sistemi ile ilgilendiklerini, kiralama ya da lisans satın almak amacı ile sunumu görmek istediklerini bildirdiklerini, müvekkilinin anılan yazılımın demosu ve sunumunu yaptığını, şirket yetkilileri tarafından beğenilmesi üzerine müvekkilinin uzaktan eğitim konusunda danışmanlık yapmasının talep edildiğini, bu dönem içerisinde davalı şirketin başka bir firmadan kiralayıp sözleşme ile Maltepe Üniversitesi'nden kullandırdığı Uzaktan Eğitim Sistemi(Intelitek)ile ilgili sorunlar yaşaması nedeni ile sözleşmenin fesih aşamasında davalı şirket ile Maltepe Üniversitesi arasındaki sorunların giderilmesi için müvekkilinin önceden kendi adına oluşturduğu ve şahsen geliştirdiği eğitim sisteminin kurulduğunu ve kullanılmaya başlandığını, Şubat 2007'de müvekkilinin geliştirdiği, Eğitim Yönetim Sistemi (ELMS) ve E Sınıf Sistemi (ELS) 'nin Maltepe Üniversitesi'nde devreye alındığını, bu sistemlerin geliştirilmesinin müvekkili tarafından tümüyle  bizzat yapıldığını, önceki sistemle ilgili tüm sorunların müvekkilinin kurduğu sistemle giderilmesinden sonra davalılar tarafından müvekkilinin tam zamanlı olarak davalı şirkette çalışmasının talep edildiğini,  en başta yazılımların değeri ve kullanım bedeli, fikri haklarının karşılığının ödeneceğinin söylendiğini ancak başka vaatler de verilerek müvekkilinin oyalandığını, yazılımların telif bedeli dışında olmak üzere, davalı şirkette  tam zamanlı olarak çalışması konusunda ikna edilen müvekkiline, prim hariç aylık 9.000 TL ücret, 1.000 TL sabit prim garantisi ve şirketin kâr oranına göre gelir payı verileceğinin teklif edildiğini, telif ödemesinin uygun bir zamanda ödeneceğinin söylendiğini ve bu şartlarla müvekkilinin 01 Mayıs 2007 tarihinde davalı şirket bünyesinde tam zamanlı olarak çalışmaya başladığını, müvekkilinin davalı şirket bünyesinde çalıştığı süre boyunca oluşturduğu yazılımların hiçbirinin bedelinin ödenmediğini, eser niteliğindeki bu yazılımların ve veri tabanlarının ücretinin de ödenmediğini, müvekkili şirketin davalı şirkette çalışmaya başlamadan önce projelendirip geliştirdiği ELMS eğitim yönetimi sistemi ve veri tabanının muhataplarca müvekkilinin davalı şirkette çalışması nedeni ile işveren nüfuzu kullanılarak kendisine ücret ödenmeden temin edilip kullanıldığını, sonrasında müvekkiline ait olan yazılımların davalı şirket yönetim kurulu üyeleri ile davalılar adına tescil ettirildiğini, Şişli 5.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/234 D.İş sayılı tespit dosyası ile bahse konu Eğitim Yönetim Sistemi (ELMS)'nin değerinin 37.233.000,00 TL ve E Sınıf Sistemi (ELS)'nin değerinin 86.877.000,00 TL olarak tespit edildiğini, müvekkilinin bu eserlerin karşılığını alma ümidi ile davalı işyerinde çalışmaya devam ettiğini, işveren nüfuzunun yine kullanıldığını, davalı şirketçe kurulan ve yüksek kazanç ümidi verilen Kıbrıs'ta mukim bir şirkete  ortak edildiğini ancak müvekkilinin alacağını almadığını, bu şirketin de kendisine hiçbir getirisinin olmadığını, müvekkilinin çalıştığı süre boyunca bir çok yazılım ürettip geliştirdiğini, bunların karşılığında hiçbir bedel almadığını, Beyoğlu ...Noterliği'nin 21.03.2012 tarihli ihtarnamesi ile mağduriyetini bildirerek davalı şirketten ayrıldığını, davalı tarafından müvekkilinin taleplerinin karşılanmadığını, alacaklarının ödenmediğini, bahse konu yazılımlara ilişkin maddi hakların müvekkilinin rızası olmadan, iradesi sakatlanarak davalılar tarafından kullanıldığını, kullanılmaya devam olunduğunu, yazılımları müvekkilinin davalı şirket ile çalışmaya başlamadan çok önce, aralarında işçi ve işveren bağı yok iken kendisine bağlı ekip ile birlikte geliştirdiğini, bu hususun İstanbul 2.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2007/164 D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda da belirlendiğinden bahisle, müvekkiline ait olan yazılımlar üzerinde müvekkilinin eser sahipliğinin tespitine, müvekkiline ait yazılımlar üzerindeki tecavüzün önlenmesine ve davalılarca ticaret konusu yapılmasının men'ine, işleme, uyarlama, güncelleştirmenin men'ine, Eğitim Yönetim Sistemi (ELMS) ve E Sınıf Sistemi (ELS) yazılımlarının haksız olarak davalılar tarafından kullanılması nedeni ile 21.03.2012 tarihli ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte 70.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline ve davalı şirketin elde ettiği kâr üzerinden ticari faizi ile birlikte 10.000,00 TL'lik tazminatın davalı şirketten tahsiline, 20.000,00 TL'lik manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 31.01.2017 kayıt tarihli talep arttırım dilekçesi ile; dava dilekçesinde belirtilen tazminat dışı talepler aynı kalmak şartıyla, 159.336,82 TL maddi tazminatın 21.03.2012  tarihli ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte ve 20.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen  tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 2004 senesinden itibaren  davacı ile ilişkisinin başlamasından çok daha önceleri eğitim sistemleri teknolojileri ile sektörde hizmet vermeye başladığını, 15.06.2005 ve 26.05.2006 tarihli anlaşmalara istinaden hizmet sunduğu Maltepe Üniversitesi'nde kullanılan yazılımda bazı sorunlar olması sebebiyle kendi bünyesinde bulunlan çalışanlar ile LMS ve ELS tipi proglamların çalışmasına başlandığını, bu sırada davacının Ekim 2006 tarihinde şirketin o tarihte kullandığı uzaktan eğitim yazılımlarındaki bir sorun için ... Teknolojileri'ne davet edildiğini, şirket yetkilileri ile yaptığı görüşmeler sonucunda bu tarih itibari ile müvekkili şirkette çalışmaya başladığını, diğer şirket çalışanları ile birlikte LMS ve ELS gibi bir çok programı geliştirdiğini, davacının  bahsettiği Yönetim Yönetim Sistemleri (ELMS) ve E Sınıf Sistemi (ELS) olarak bahsettiği sistemlerin gerçek adının ... ve ... olduğunu, davacının çalışmalarından memnun olan  müvekkili şirketin davacı ile öncelikle 29.12.2006 tarihinde danışmanlık sözleşmesini, ardından 01.05.2007 tarihli hizmet akdini ifa ettiğini, böylelikle davacı ile işçi-işveren ilişkisi çalışmalarının çok daha öncelerine dayanmasına rağmen bu tarihlerde resmi olarak kurulduğunu, söz konusu programların davacı tarafından değil müvekkili şirket çalışanları ile birikte ve ekip çalışması neticesinde ortaya çıkarıldığını, davacının müvekkili şirket ile aralarında herhangi bir bağ yokken ücretsiz bir şekilde programlarını kullandırması ve müvekkili şirketin bu programları sahiplenmesi iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının bu yöndeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının müvekkili ile Maltepe Üniversitesi arasındaki sözleşmeleri feshedileceğine dair beyanlarının doğru olmadığını, müvekkili ile Maltepe Üniversitesi arasındaki 2006-2009 yılları arası yapılan sözleşme gereği Maltepe Üniversitesi'ne eksiksiz olarak hizmet verildiğini, davacı ile müvekkili arasında akdedilen sözleşme gereği davacının maaşının 2.000-3.000 TL olarak belirlendiğini ve kendisine bu yönde ödemeler yapıldığını, davacıya kesinlikle kâr ortaklığına ilişkin bir teklifte bulunulmadığını, davacının söz konusu programların kendisine baskı kurularak ve nüfuz kullanılarak müvekkilleri adına tescil ettirildiği ve bu tescillerden çok sonra haberdar olduğu  yönündeki iddialarının gerçek dışı olduğunu, yazılım işi yapan bir kimsenin kendisine ait yazılımları tescil ettirmemesinin mümkün olmadığını, bu programların telif başvuru işlemlerinin müvekkili şirketin teknoloji sorumlusu olan davacı tarafından bizzat yapıldığını, tüm yazılımların tescil tarihlerinin 2008 ve 2009 seneleri olduğunu, bu yazılımların tescillerine ilişkin marka ve patent başvuruları sırasında düzenlenen faturaların arkasında davacının kendi imzasının bulunduğunu, tescillerden haberdar olmadığı yönündeki beyanlarının gerçek olmadığını, dava konusu ürünlerin davacıya ait olmadığını, davacı ile müvekkili şirket arasında akdedilen sözleşmelerde, davacı tarafından sözleşme süreleri boyunca oluşturulan tüm ürünlerin fikri ve sınai mülkiyet haklarının devredildiğinin hükme alındığını, davacıya gerek maaş gerekse telif bedellerinin nakden ve defaten ödendiğini, şirket tarafından haksızlığa uğradığını iddia eden davacının, şirket bünyesine katılımından bir yıl sonra uluslararası bir sempozyumda şirket adına, söz konusu  yazılımların şirkete ait olduğunu vurgulayarak sunum yaptığını,... adlı programın müvekkili adına kayıtlı olmadığını, şirket çalışanı ... adına tescilli olduğunu, bu durumdan davacının haberdar olduğunu, davacı ile müvekkili şirket arasında İstanbul 15.İş Mahkemesi'nin 2012/697 Esas ve İstanbul 17.İş Mahkemesi'nin 2012/695 Esas asyılı dosyaları ile devam eden davalar olduğunu ayrıca davacı hakkında müvekkili şirket tarafından güveni kötüye kullanma ve emniyeti suistimal suçlarından dolayı savcılığa suç duyurusunda bulunulduğundan bahisle davacının tüm iddialarının gerçeği yansıtmadığını, bu nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, “... her ne kadar davacı  eser sahipliğinin tespiti, tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemiyle iş bu davayı açmış ise de, Aralık 2006 - Mayıs 2007 arasında danışman, sonrasında da şirket personeli olarak davalıya hizmet sağladığı, esasen davacının davalı bünyesinde çalışmaya başlamadan önce FSEK 1/B-g kapsamında eser sahibi olduğunu daha doğru ifade ile mevzuat kapsamında eser olarak kabulü gereken bir yazılımının bulunduğunu ispatlamasının gerektiği, alınan raporlarda çalışmaların 2006 senesine kadar uzandığı tespit olunmuş ise de davalılar ile sözleşme öncesi kullanılabilir durumda bir yazılımın tespit olunamadığı programın sözleşmesel ilişkinin kurulduğu 2007 döneminde ancak çalışabilir duruma geldiği,  29.12.2006 tarihli, "Danışmanlık Sözleşmesi"nin, "Hizmetin Tanımı" başlıklı 5.1. maddesine göre"... yazılım oluşturmak, geliştirmek ve yönetmek" danışmanın yapacağı işler arasında sayıldığı,  şu hale göre ortada geliştirilen işleme nitelikte bir yazılımdan ziyade baştan oluşturulan bir yazılımın söz konusu olduğu, gerek danışmanlık gerek hizmet sözleşmesi dikkate alındığında sözleşme ilişkisi kurulan dönemde ortaya çıkan eser niteliğindeki yazılımın sahibinin davalı olduğunun kabulünün gerektiği,  uygulanabilir bir programın sözleşme öncesi mevcudiyetinin ispat yükü altındaki davacı tarafından ispatlanamadığı, taraflar arasındaki mail yazışmaları ve esasen davacının Kültür Bakanlığı'na yapılan müracaatlarda bizzat katılımının bulunduğu dikkate alındığında davalılar adına eser sahibi olarak başvuruda bulunduktan sonra eser sahibi olduğunu iddia etmenin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı anlaşılmakla; -Davacının eser sahipliğinin tespiti, tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat davalarının reddine" şeklinde karar vermiştir. Daire'nin 02/06/2022 tarih ve 2020/257 Esas, 2022/1005 Karar sayılı ilamı ile;  "... Davacı tarafça  Eğitim Yönetim Sistemi (ELMS) ve E Sınıf Sistemi (ELS) yazılım ve veri tabanlarının, müvekkilinin davalı şirkette çalışmaya başlamadan önce projelendirilerek geliştirildiği ileri sürülmüştür. Davacı tanıkları  "Eğitim Yönetim Sistemi"  yazılımının ilk versiyonunun davacı tarafın ekip lideri olduğu bir ekip tarafından 2006 yılının Ekim-Kasım aylarında geliştirildiğini doğrulamıştır. İlk derece mahkemesince iki farklı heyetten alınan bilirkişi raporlarında, davacının e-posta hesabında ve bilgisayar yazılımı ve kaynak kodları üzerinde yapılan incelemede, davacının davalı şirkete danışmanlık yaptığı ve çalıştığı dönemde geliştirilen programın işleme olduğu ve davacının yazılımının üzerinden geliştirildiğinin, davacının kaynak kodlarının hazırlık aşaması olarak bilgisayar programı sınıfında değerlendirilmesi gerektiğinin beyan edildiği anlaşılmıştır.  FSEK 2/1 maddesi ile bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla ilim ve edebiyat eseri olarak korunacağı kabul edilmiştir. Taraflar arasındaki danışmanlık sözleşmesi ve hizmet sözleşmesinde, yapılacak hizmet karşılığında ödeneceği kararlaştırılan ücretin, davacının "ELEMENT için geliştirmiş olduğu her türlü yazılım, program ve her türlü tasarımın mülkiyet ile fikri ve sınai haklarının bedelini de ihtiva ettiği" düzenlenmekle birlikte, sözleşmelerden önce geliştirildiği anlaşılan bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının bedelinin ödendiği davalı tarafça ileri sürülmemiştir. Bu durumda mahkemece mevcut deliller kapsamında, bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının sözleşme öncesi mevcudiyetinin değerlendirilmediğine yönelik davacı istinaf sebebi haklı görülmüştür. 5846 sayılı FSEK'in 68. maddesinde: "Eseri hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya hertürlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir." hükmü düzenlenmiştir. FSEK 68. madde gereğince üç katı tazminata hüküm olunabilmesi için mütecaviz tarafından davaya konu eserin taraflar arasında bir sözleşme olmaksızın ve hak sahibinin izni olmaksızın kullanılması gerekir. Eser sahibinin rızasına dayalı kullanımlar yönünden, eser sahibi onu kullanan kişiden sadece, fiili kullanıma denk gelecek ölçü de sözleşme bedelini talep edebilecektir. Somut olayda davacı tarafça, Eğitim Yönetim Sistemi (ELMS) ve E Sınıf Sistemi (ELS) yazılımlarının haksız olarak davalılar tarafından kullanılması nedeni ile FSEK 68. madde gereğince tazminat talebinde bulunulmakla; mahkemece davacının bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının FSEK 2/1 maddesi kapsamında eser vasfında olup olmadığının değerlendirilmesi, eser vasfında olduğu kanaatine varılması halinde, davacıya ait bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının, hak sahibinin izni olmadan kullanılıp kullanılmadığı yoksa sözleşmeler çerçevesinde ve davacının rızası ile geliştirilerek işlenip işlenmediği  değerlendirilerek, yukarıdaki atıf yapılan kriterlere göre talep edilebilecek maddi tazminatın hesaplanması yönünden, Şişli 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/234 D.İş dosyasının da getirtilerek, denetime elverişli ek rapor ya da yeni bir heyetten rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin sair istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin istinaf talebinin kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına" şeklinde karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin istinafa konu 2022/125 Esas, 2024/90 Karar sayılı, 28/03/2024 tarihli ilamında; "...Tüm dosya kapsamı, sunulan deliller, bilirkişi raporları, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri, taraf tanık beyanları ve izahı yapılan mevzuat hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; her ne kadar davacı  eser sahipliğinin tespiti, tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemiyle iş bu davayı açmış ise de, davacının Aralık 2006 - Mayıs 2007 arasında danışman, sonrasında da şirket personeli olarak davalıya hizmet sağladığı, 29.12.2006 tarihli, "Danışmanlık Sözleşmesi"nin, "Hizmetin Tanımı" başlıklı 5.1. maddesine göre "... yazılım oluşturmak, geliştirmek ve yönetmek" hususunun danışmanın yapacağı işler arasında sayıldığı,  davacının bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının FSEK 2/1 kapsamında eser vasfında olduğu, ancak sonraki işlemelerle yeni bir eser oluşturduğu, davalı kullanımlarının bu işleme eserler olduğu, davacının işlemelere muvafakat ettiği, dolayısı ile işlemelerin davacının rızası ile geliştirilerek işlendiği, davacının işlemeler üzerindeki haklarını sözleşmeyle davalıya devrettiği, davalının işlemeler üzerinde hak sahibi olduğu, bu noktada davalı kullanımlarının davacının FSEK'ten kaynaklanan haklarına tecavüz etmediği anlaşılmakla; -Davacının eser sahipliğinin tespiti, tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat davalarının reddine" şeklinde karar vermiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Kararın eksik incelemeye dayalı olduğunu, Yerel Mahkeme kararı eksik ve hatalı incelemeye dayalı olup, bariz hukuki hatalar yapılarak, tüm delillerin iddiayı doğrular nitelikte olduğunu, müvekkilinin 01.05.2007 tarihine kadar davalı şirket ile herhangi bir iş akdi içerisinde bulunmadığını, müvekkili tarafından 01.05.2007 tarihine kadar geliştirilen tüm programların eser sahipliğinin de müvekkiline ait olacağını, müvekkilinin dava konusu programlara dair eser sahipliği sıfatının kabul edilmesi gerektiğini, ilgili programlara dair mali hakların devredildiği yönünde taraflarca FSEK m. 52 anlamında herhangi geçerli hiçbir sözleşme bulunmadığını, 15.05.2023 tarihli kök raporun inceleme kısmında davacının davalı ile çalışmaya başlamadan önce bir “eser” meydana getirmiş olduğu anlaşılmaktadır." ibaresi yer aldığını,  müvekkilinin 01.05.2007 tarihinden önceki çalışmalarında davalı şirketten bağımsız, tamamen kendi çalışmaları ile huzurdaki yargılama konusu programların kaynak kodlarını, yani temel kodlarını yazdığını, tüm bilirkişi raporlarında bu hususun ortaya konulduğunu, müvekkilinin oluşturduğu yazılımın Kasım 2006 versiyonu hem kaynak kök kodlardan oluşan hem de 2006 yıllarındaki haliyle dahi satılabilir bir versiyon olduğunu, 01.05.2007 tarihinden sonra yapılan güncellemelerin çalışır durumdaki eserin kullanımı sonucu ortaya çıkan küçük eksiklik ve aksamaların giderilmesi çalışmaları olduğunu, bu durumun da raporlarda tespit edildiğini, ELS ve ELMS programlarının tümüyle müvekkili tarafından oluşturulmuş ve geliştirilmiş olduğunu, bu programların eser sahibinin müvekkili olduğunu, bilirkişilerin oluşturulan eserin niteliğine ve kaynak kodları sonrasında ne derecede değiştiğine bakmadan kullanım amacı ve algoritması değişmemiş olan müvekkiline ait yazılımın yeni bir işleme eser haline geldiğini iddia ettiklerini ve önceki raporlar ile birçok hususta çeliştiklerini, Maltepe Üniversitesi'nde Şubat 2007'de devreye alınan sistemin geliştirilen eserle aynı olduğunun ve sadece logolarının değiştirildiğinin daha önceki bilirkişi raporlarında yer aldığını, raporun sonuç kısmının 1 numaralı bendinde 192.000 TL danışmanlık bedelinin oluşabileceği ve davacıya maaş ve telif ödemesi adı altında banka ödemesi yapıldığı iddia edildiğini ancak Şişli 5. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından değeri tespit edilen dava konusu Eğitim Yönetim Sisteminin bedeli, 25 Milyon TL civarında bir rakam olduğunu, Şişli 5. Asliye Hukuk Mahkemesi değişik iş dosyasında eserin tespit edilen değeri belirtilmişken, bilirkişilerin bu hususu değerlendirmemelerinin hatalı olduğunu, bilirkişinin müvekkilinin hak etmiş olduğu bedelinin şirketin kar yüzdesi üzerinden hesaplanmış olmasının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkiline verilecek bedelin toplam ciro üzerinden hesaplanması gerektiğini, zira şirketin diğer işleri ve faaliyetlerinden kaynaklanan zararlara, giderlere müvekkilinin ortak edilemeyeceğini, bahsedilen danışmanlık sözleşmesi süresinin ortasına kadar devam eden yazılım geliştirme işlemlerinin özellikle üniversitelere yönelik transkript ve müfredat gibi modüllerin geliştirilmesi olduğunu,  programın başkaca iş kolları için de uyarlanabilir ve ekleme, çıkartmalar ile farklı sektörler için de uygulanabilir bir yazılım olduğunu, davalı şirketle danışmanlık sözleşmesi yapılan 29 Aralık 2006 öncesinde uygulamanın örnek şirketlerde ve Milli Eğitim Bakanlığı'nda kurulmuş ve çalıştırılmış olduğunu, tanık beyanlarının da bu yönde olduğunu, 29 Aralık 2006 ile Şubat 2007 arasında uygulamada sadece üniversitelere özel transkript sayfası ve bölüm müfredatının gösterilmesi gibi üniversite ihtiyaçlarına yönelik geliştirmelerin tamamlandığını, transkript ve müfredat sayfaları olmadan da bu eğitim sisteminin eğitimlerin tek tek atanması ve uzaktan eğitim derslerinin verilmesi yoluyla sunulabilen bir hazır uygulama olduğunu, ürünün  yazılma amacının kurumsal şirketlerin eğitim yönetiminin ve uzaktan eğitimin yapılması olduğu için transkript ve müfredat gibi modüllere ihtiyaç duyulmadan danışmanlık süreci öncesinde hazır ve satılabilir bir ürün olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf incelemesi sonucunda, İstinaf Mahkemesinin kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi raporunda; davacının bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının FSEK 2/1 maddesi kapsamında eser vasfında olduğu, davacının  davalılar ile çalışmaya başlamasının ardından taleplere göre eklemeler çıkarmalar yaptığı, davalı yanca ilk halinin değil eserin işlenmiş halinin piyasada kullanıldığı, müşterilere işleme eserin verildiğinin tespit edildiği, işleme eser kavramının doğması için ilk eser sahibinin işlemeye muvafakat vermesi gerektiğini, 29.12.2006 tarihli danışmanlık sözleşmesinin hizmetin tanımı başlıklı 5.1. maddesinde; "LMS yazılımını oluşturmak, geliştirmek, yönetmek" danışmanın işleri arasında sayıldığı, 10.maddesinde ise; "danışmanın iş bu sözleşme ile verilen görevleri ifa ederken geliştirmiş olduğu her türlü yazılım, program, tasarımı kendi tasarlamış olduğunu buna karşılık mülkiyet ile fikri sınai haklarını sözleşmenin 4.1. maddesi gereğince elemente sattığını ve mülkiyetinin element'e ait olduğunu kabul eder", hükmünün yer aldığı, 01.05.2007 tarihli hizmet sözleşmesinin 8.md.sinin de aynı yönde olduğu; davacının eserin işlenmesine ve işlemeler üzerindeki hakların davalıya ait olmasına açıkça muvafakat verdiğini, FSEK 20. md. hükmüne göre davacının bu izni verdiğinin hatta bizzat kendi eliyle çalışan sıfatı ile işlemeleri yaptığının açık olduğunu, 24.01.2008 tarihli kodlar içinde sadece 4 dosyanın aynen kaldığı, sonrasında 214 kod dosyası ilave edildiğini, işlemelerin büyük çoğunluğunun 2008 sonrasında ortaya çıktığını, işlemeler üzerinde hakkın davalıya ait olacağı açıklanarak, davalının kullanımının fikri mülkiyet haklarına yönelik bir ihlal doğurmadığı açıkça tespit edilmiştir. Dosyada mevcut delil durumu, danışmanlık sözleşmesi ve hizmet sözleşmesine göre davacının sözleşme tarihinden sonra geliştirilen işleme eser yönünden talebi yerinde olmadığı gibi davalıların yazılım başvurusuna ilişkin davacının da yer aldığı e-mailler, başvuruya ilişkin faturalar, taraflar arasında 01.05.2007'de başlayan iş akdinin 21.03.2012 tarihine kadar devam ettiği de dikkate alındığında mahkemece davacının işlemelere icazet verdiği tespit edilerek davanın tümden  reddine karar verilmesinde de usul ve esas yönünden hukuka aykırılık görülmemesi gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. 13/02/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/246E:2025/18Eser tamamlanmadan önce mali hak devri yapılamaz (FSEK m.48/3)Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili şirket ile davalı ... arasında 25.07.2016 tarihli “Eser Sahibi Telif Sözleşmesi" akdedildiğini, bu sözleşmenin halen geçerli olduğunu, geçerli olan bu sözleşmeye rağmen davalı ...'ın “..." isimli eserini müvekkili şirketten habersiz ve müvekkilinin izni olmaksızın haksız ve hukuka aykırı olacak şekilde, davalı ... Dış Tic. A. Ş.'ne (Yayınevi ) yayımlatmış olduğunu, oysa "... " isimli eserin tüm yasal haklarının halen geçerli olan 25.07.2016 tarihli Eser Sahibi Telif sözleşmesi gereği müvekkili şirkete ait olduğunu, bu nedenlerle FSEK 66, 68, 69.maddelerine istinaden öncelikle tecavüzün refini ve tecavüzün menini, davalı yayınevinin müvekkiline ödemesi gereken telif ücretinin üç katı tutarında olmak üzere FSEK 68/1-2 maddesine göre şimdilik 10.000,00-TL maddi tazminatın eserin yayın tarihinden başlamak üzere ticari avans faizi ile birlikte davalı yayınevinden tahsilini, eseri müvekkilinden izin almaksızın basım yaparak çoğaltıp satan davalılar aleyhine 100.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesini, davalıların eserin satışından elde ettikleri tüm gelirlerin, kârların tespit edilerek elde ettikleri karar dikkate alınarak kâr kaybına uğrayan müvekkilinin FSEK 70. ve devamı maddelerinde belirtilen zararının da giderilmesini, davalılarda veya piyasada bulunan davaya konu eserin toplatılarak el konulmasına ve eserin tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Dış Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacının dayandığı sözleşmede yazara ait hiçbir eser isminden söz edilmemiş olduğunu, sözleşmenin FSEK'in aradığı özellikleri taşımadığını bu nedenle de sözleşmenin geçersiz olduğunu, FSEK 48/3.maddesi gereğince henüz meydana getirilmemiş bir eser için devir yapılmasının söz konusu olamayacağını, davacının imza tarihinde henüz meydana getirilmemiş ve alenileşmemiş bir eser hakkında talepte bulunduğundan bu talebinin yasal olmadığını, sözleşmede konu başlığı altında, eser sahibinin yayınlanmış ve yayınlanacak tüm eserlerinin topluca “eser" olarak nitelendirilmiş olduğunu, böylece FSEK 52.maddeye açıkça aykırı davranılmış olduğunu, yazarın hangi eserinin yayınlanıp yayınlanmayacağını, ne zaman yayınlanacağını, sözleşme süresinin hangi eser için ne zaman başlayacağını saptamanın bu tanıma göre mümkün olmayacağını, aynı şekilde sözleşmenin süresinin belirsiz olduğunu, sözleşmede, çoğaltılacak ve yayılacak eserin adı açıkça belirtilmesi gerekirken belirtilmediğinden ve süre belirsiz olduğundan davacı ile yazar arasında yapılmış olan sözleşmenin geçersiz olduğunu, müvekkilinin korsan bir kitap basmadığını, eser sahibi ile yaptığı 24.01.2017 tarihli sözleşmeye dayalı olarak yazarın önceki yazılarından yapılan seçkilerle kitap hazırlandığı,  yasal gerekler yerine getirilerek basım ve dağıtımı yapılıp satışa arz edilmiş olduğunu bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "....Mahkememizce itibar edilen 04/05/2021 tarihli bilirkişi raporu ve bütün dosya kapsamından davaya konu “...” derleme eser olduğu, bu eserin vücuda getirilmesinde faydalanılan özgün eserlerin hakları saklı kalmak kaydıyla, bu eser üzerinde derleyen davalı yazar ...'ın mali ve manevi haklarının söz konusu olduğu, bu hakların taahhüt işlemlerine konu olabileceği, davacı ile davalı ... arasındaki 25.07.2016 tarihli "Eser Sahibi Telif Sözleşmesi" incelendiğinde; sözleşmenin lafzı vücuda getirilmemiş eserler bakımından bir tasarruf muamelesi şeklinde olmakla birlikte, FSEK 48/3.maddesinin buna cevaz  vermediği göz önünde tutulduğunda tarafların gerçek iradelerinin ortaya konulmasıyla FSEK 50.maddesi uyarınca sözleşmenin yorumlanarak davacı yazarın mali hakların devrine ilişkin bir taahhütte bulunduğu, davaya konu esere ilişkin taahhüt işlemi bir tasarruf muamelesine dönüşmediğinden davacının bu esere ilişkin FSEK kapsamındaki mali hakları devralmadığı bu durumda davacının, davaya konu eser bakımından mali haklara tecavüz talepli FSEK 68 ve 70.maddelerine göre tazminat talep edemeyeceği, 25.07.2016 tarihli "Eser Sahibi Telif Sözleşmesi" açısından davaya konu esere ilişkin mali hakların devrine ilişkin taahhüttün davalı ... tarafından bu hakları halihazırda diğer davalı şirkete devretmiş olması nedeniyle imkansız hale geldiğinden sözleşmeye aykırılık gerçekleştiği, davacının bu yönde davalı ...'a sözleşmeye aykırılık yönünde Borçlar Kanunu hükümlerine göre talepte bulunabileceği, davacının davaya konu esere ilişkin mali hakları devralması gerçekleşmediğinden davalı şirkete yönelik bir talepte bulunamayacağı kanaatine varıldığından davanın reddine" karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Mahkemenin kararında 04/05/2021 tarihli Bilirkişi Raporundaki tüm tespit ve değerlendirmeleri birebir olacak şekilde yani kopyala yapıştır ile kendisine gerekçe yaptığını, rapora itiraz ettiklerini, -Davaya konu “...” eserin isminin müvekkili şirket tarafından verildiğini, bu eserle alakalı editöryal çalışmaların tamamının müvekkili şirketçe yapıldığını, bu eserin meydana getirilmesi fikrinin yani gazete ve dergi denemelerinin tasnif edilerek kitap haline getirilmesi fikrinin müvekkili şirkete ait olduğunu, bu eserde geçen tüm yazıların müvekkili şirket editörleri tarafından seçildiğini, eserin baskıya hazır ”taslak metni”nin PDF formatında 13.02.2017 tarihinde bu işin editörü olan ... tarafından (...@...com) adresinden  davalı yazar ...’a  ait ...@gmail.com adresine mail yoluyla gönderildiğini, bu eserin kapak çalışmasının müvekkil şirket tarafından yapıldığını, bu eserin http://www...com.tr/... internet sitesinde yani .. Yayınevine ait ... Gazetesinde kitabın kapağı ile birlikte olacak şekilde kitabın ayrıntılı olacak şekilde tanıtımının ve reklamının yapıldığını, davalı yazara ait müvekkili şirketçe daha önce yayınlanmış eserlerin tümünün sözleşme gereği tekrar müvekkili şirketçe yayınlandığını, müvekkili şirketin davalı yazar ile 25.07.2016 tarihli sözleşmeyi akdettikten sonra sözleşme gereği avans olarak davalıya 29.07.2016 tarihinde yani sözleşmenin akdedilmesinden 4 gün sonra 100.000-TL avans ödemesi yaptığını, bu konuda her iki davalıya Bakırköy ...Noterliği marifetiyle 04.10.2017 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname keşide edildiğini, müvekkil şirketin davalı yayınevi yetkililerine kitabın editoryal çalışmalarının müvekkil şirkette yapıldığını, kapağının hazırlandığını, tanıtım ve reklamının yapıldığını, baskıya hazır olduğunu, kitabın yayın hakkının müvekkilinde olduğunu, kitabın kendi yayınevlerinde yayınlanmaması gerektiğini ve bu konuda buna benzer bir çok beyan ve bilgiyi 28.03.2017 tarihinde mail yoluyla bildirdiğini, davalı yayınevinin de, müvekkili şirket ile davalı yazar arasında sözleşme olduğunu bildiği, ihtarname ve mail yoluyla haberdar edildiği ve eseri yayınlamayacağını mail yoluyla beyan ettiği halde eseri yayınlamış ve haksız rekabet eylemini gerçekleştirmiş olduğunu, -eser üzerindeki hakların kendiliğinden müvekkili şirkete geçtiğini, dosyaya sunulu Prof. Dr. ...'in yayınlamış olduğu makale ve bu makaledeki düşünceleri destekleyen yerleşik Yargıtay uygulamaları dikkate alındığında müvekkili şirketin her iki davalıdan 5846 sayılı FSEK çerçevesinde maddi ve manevi tazminat talep edebileceğini, -müvekkili şirketin sözleşme gereği çok yüksek bir avans ödemesi yaparak davalı yazarı finanse ettiğini, davalı yayınevinin de kötü niyetli olup, müvekkili şirket ile davalı yazar arasında sözleşme olduğunu bildiği, ihtarname ve mail yoluyla haberdar edildiği ve eseri yayınlamayacağını beyan ettiği halde eseri yayınladığını, -Mahkemece 04.05.2021 tarihli üçüncü Bilirkişi  Raporuna atıf yapılarak gerekçeli kararda aynen, ".... Sözleşmeye aykırılık gerçekleştiği, davacının bu yönde davalı ...'a sözleşmeye aykırılık yönünden Borçlar Kanunu hükümlerine göre talepte bulunabileceği..." denildiğini,  12.12.2018 tarihli birinci ve 13.06.2019 tarihli ikinci Bilirkişi Raporlarında tazminat hesabı yapıldığını ancak 04.05.2021 tarihli üçüncü Bilirkişi  Raporunda tazminat hesabı yapılmadığını, sözleşmeye aykırılık varsa bu aykırılık nedeniyle müvekkili şirketin zararının tespit edilerek hesaplanması gerektiğini, -12.12.2018 tarihli birinci Bilirkişi Raporunda yapılan tüm tespit ve hesaplamalara aynen iştirak ettiklerini, 04.01.2019 tarihli talep arttırım dilekçesi ile 12.12.2018 tarihli birinci Bilirkişi Raporunda belirtildiği gibi maddi tazminat taleplerini 76.424,40 TL'ye çıkarttıklarını, mahkemenin bu rapora itibar etmediğini, -13.06.2019 tarihli ikinci Bilirkişi Raporunda sayın bilirkişilerin kendi içlerinde ayrışarak farklı iki tespitte bulunduklarını, 13.06.2019 tarihli ikinci Bilirkişi Raporunda bilirkişi ...'ın tespitleri ile 12.12.2018 tarihli birinci Bilirkişi Raporunda yapılan tüm tespitlerin örtüştüğünü, hesaplama kısmında farklı tespitler olsa da nihayetinde birbirlerini kapsayacak şekilde belirli bir bedel tespiti yapıldığını, her iki farklı bilirkişi raporunda sayın bilirkişilerin hem davalı yazarın hem de diğer davalı yayınevinin sorumlu olduğunu açıkça tespit ettiklerini, bedelleri de açıkça tespit ettiklerini, -12.12.2018 tarihli birinci bilirkişi raporunun sonuç kısmı ile 13.06.2019 tarihli ikinci bilirkişi raporunun sonuç kısmının bilirkişi Dr.Öğr. Üyesi ... ‘ın “… diğer davalı ... Ticaret A.Ş. ‘nin haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık oluşturan bir eyleminin bulunmadığı, davacı tarafın FSEK m.68, FSEK m.70 veya haksız rekabet hükümlerince kendisinden talepte bulunamayacağı….” kısmı hariç hemen hemen aynı olduğunu, 12.12.2018 tarihli birinci Bilirkişi Raporu ile 13.06.2019 tarihli ikinci Bilirkişi Raporunun yorum ve değerlendirme kısmı farklıda olsa ikinci bilirkişi raporunda davalı yayınevinden talepte bulunulamayacağı mütalaası hariç her iki raporun da aynı tespitleri içerdiğini, maddi tazminatın rakamsal ifadesinin de aynı şekilde birinci raporu kapsadığını, manevi tazminat için de her iki raporda aynı değerlendirmelerde bulunulduğunu, -kabul anlamında olmamak üzere bir an için Sayın Mahkemece itibar edilen  04.05.2021 tarihli üçüncü Bilirkişi  Raporundaki tespitlerin doğru olduğu kabul edilse dahi herhangi bir maddi zarar tespiti ve hesaplamasının yapılmamış olmasının, manevi zarar konusunda tek bir kelimenin bulunmamasının dahi tek başına Sayın Mahkemece verilmiş olan hükmün bozulmasına yeteceğini, bir taraftan "sözleşmeye aykırılık var, Borçlar Kanununa göre talepte bulunabileceği" belirtilmişken diğer bir taraftan ise  talep olmasına rağmen herhangi bir tespit ve hesaplama yapılmadığını,  mahkemece gerekçeli karara dayanak yapılan 04.05.2021 tarihli üçüncü Bilirkişi Raporunda aynen; "... davacının davaya konu esere ilişkin mali hakları  devralması gerçekleşmediğinden davalı şirkete yönelik bir talepte bulunamayacağı..."  denildiği için davalarının reddedildiğini, hukuki olmadığını, FSEK 54. madde de “Mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre salahiyetli olmayan kimseden iktisap eden, hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye görmez.” hükmüne göre davalı yayınevinin iyi niyetli olsa dahi davaya konu eserle alakalı hakkı devretmeye yetkisi olmayan davalı yazar ...’dan bu hakları devir aldığı için davalı yazar ... ile birlikte sorumlu olduğunu, ayrıca davalı yayınevinin kötü niyetli olduğunu,  çünkü davaya konu eserle alakalı davalı yayınevi yetkililerine; kitabın editöryal çalışmalarının müvekkili şirkette yapıldığını, kapağının hazırlandığını, tanıtım ve reklamının yapıldığını, baskıya hazır olduğunu, kitabın yayın hakkının müvekkilde olduğunu, kitabın kendi yayınevlerinde yayınlanmaması gerektiğini ve bu konuda buna benzer bir çok beyan ve bilgiyi 28.03.2017 tarihinde mail yoluyla bildirildiğini, mail bilgilerinin ve her iki davalıya Bakırköy ...Noterliği marifetiyle 04.10.2017 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamenin dosyaya sunulduğunu, mailler ve ihtarlara rağmen davalı yayınevinin, diğer davalı yazar ile sözleşme akdettiğini ve eseri bastığını, bu nedenlerle FSEK m.68 ve FSEK m.70 hükümleri gereği davalı yazar ile birlikte sorumlu olduklarını, davalı yayınevinin hem FSEK m.54 hükmü gereği FSEK m.68 ve FSEK m.70 hükümlerince hem de  haksız rekabet hükümleri gereğince sorumluluğu bulunduğunu, ayrıca “haksız fiil” yönünden de sorumluluğu bulunduğunu, -manevi tazminat konusunda bilirkişi raporlarında, her üç farklı bilirkişi raporunun tek ortak değerlendirmeleri ve tespitlerinin yani ortak yönlerinin davalı yazar  ...'nın sözleşmeye aykırı davrandığı, maddi zarardan sorumlu tutulacağı, manevi zarardan sorumlu tutulacağı yönünde olduğunu ancak Mahkemece manevi zarar konusunda bir karar tesis edilmediğini, müvekkili şirketin sözleşme gereği çok yüksek bir avans ödemesi yaparak davalı yazarı finanse ettiğini, maddi yönden önünü açtığını, Müvekkili şirketin iyi niyetli davranarak davalı yazara güvenerek, inanarak sözleşmeyi akdettiğini, davalı yazarın iyi niyetli bu eylem ve işlemleri bertaraf ederek, ahde vefa göstermeyerek sözleşmeye, dürüstlük kuralına, güven ilkesine ve hukuka aykırı olacak şekilde davrandığını, davalı yazarın tüm eserlerini basıp yayınlayan müvekkili şirketin davaya konu eserin başka bir yayınevinden çıkması nedeniyle bu sektörde itibarının zedelendiğini, manevi yönden olumsuz bir hava yarattığını, davalı yayınevinin de müvekkili şirket ile davalı yazar arasında sözleşme olduğunu bildiği, mail ve ihtarname yoluyla haberdar edildiği ve eseri yayınlamayacağını beyan ettiği halde yazarla sözleşme akdederek eseri yayınlamasının; bu sektördeki mesleki etik kurallarına aykırı olmak dışında, iş bu durum başka bir yayınevinde tüm eserleri çıkan bir yazarı ayartmak gibi haksız rekabet oluşturacak etik dışı bir durum olduğunu, manevi tazminat gerektirdiğini, yayıncılık sektöründe ticari itibarı zedelendiğini, bu eseri müvekkilinden izin almaksızın basım yaparak, çoğaltıp, satan davalıların FSEK, TBK  ve TMK'nın bu konuda düzenlenmiş maddelerini ihlal ederek müvekkiline manevi zarar verdiklerini, yayıncılık sektöründe sözleşmesi devam eden bir yazarın başka bir yayınevi ile anlaşıp eserini bastırmasının ciddi bir itibar kaybı olduğunu, 100.000-TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, öncelikle tecavüzün ref’i ve muhtemel tecavüzün men’ine, 76.424,40 TL’e maddi tazminatın eserin ilk yayın tarihi itibariyle işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilene karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; FSEK 48/3 hükmü gereği, bir eser vücuda getirilmeden o eserle ilgili tasarruf işlem yapılamayacağını, Yargıtay ve doktrin görüşlerinin gelecekte yaratılacak, henüz eser sahibinin mal varlığında bulunmayan bir eser için mali hak devir sözleşmesi yapılamayacağı yönünde olduğunu, dosyada mevcut bilirkişi raporlarında bilirkişilerin "Dava konusu sözleşmede" "Henüz vücuda getirilmemiş" eserlerle ilgili olarak "mali hak devri" ibaresinin batıl olduğu konusunda hemfikir olduklarını, mahkemenin de taraflar arasındaki sözleşmede yazılı "Mali Hakkın Devredildiği" ifadesini, eser henüz meydana getirilmediği için FSEK m.48/3 uyarınca batıl kabul ettiğini, batıl bir sözleşmenin sonradan geçerli hale getirilemeyeceğini, dava konusu 25.7.2016 tarihli  sözleşmenin, Sözleşmenin Konusu Maddesinde: sözleşmede müvekkilinin hiçbir eserinin isminin belirtilmediğini, eser sahibinin yayımlanmış ve yayınlanacak tüm eserleri ibaresine yer verildiğini, ileride yayınlanacak eserlerin de mali haklarının davacı yayınevine devredildiğini, devredilen mali hakların tek tek sayılmadığını, Kanundaki hak isimlerinin yazılması ve bu hakları devrettim ibaresiyle yetinildiğini, sözleşmede derleme/işleme eserler yönünden hüküm bulunmadığını, sözleşmenin sonunda ifadede "her bir eser yönünden" açıklaması yer almakla birlikte eserler belirtilmediği için de sözleşmenin geçersiz olduğunu, taraflar arasındaki sözleşme batıl olmakla birlikte bir an tersini düşünecek olsak bile, ortada geçerli bir neşir sözleşmesi olabilmesi için eser isimlerinin yazılması gerektiğini, bir yazarın gelecekte yazacağı tüm eserlerin mali haklarının devri taahhüdü söz konusu olsa bile, böyle bir taahhüdün “Eser sahiplerini yayınevleri karşısında köle durumuna getireceğinden” Anayasa ve BK m.27 hükmü açısından ayrıca batıl olduğunu, yazarların genellikle büyük güç sahibi yayınevleri karşısında bu tür batıl hükümleri kabul etmek zorunda kaldığını, taraflar arasındaki sözleşme batıl olmakla birlikte bir an tersini düşünecek olsak bile devre konu hakların tek tek sayılmasının FSEK 52. maddesi uyarınca gerekli olduğunu, taraflar arasında akdedilen Sözleşmenin 1. maddesinde, FSEK 21, 22, 23, 24, 25. maddede belirtilen çoğaltma, işleme, yayma, temsil, umuma İletim haklarının devir ve temlik edildiği belirtildiğini, Fikir ve Sanat Eserleri Knunu'nun 52. maddesinde, malî haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesinin şart olduğunu, bir eserin nasıl, hangi mecrada çoğaltılacağı; fiziki, (kitap, dergi, broşür vb.) veya dijital (e-kitap, on demand, e-book, internet üzerinde yayma) surette çoğaltma biçimlerinden hangilerinin sözleşme konusu olduğu, keza yayma ibaresinin hangi yayma biçimlerini ve hangi mecralar alanlarını kapsadığı, umuma iletim hakkının nerede yapılacağı (“meydanlarda” mı,  internet ortamında mı?) gibi hususların tek tek yazılması gerektiğini,  Türkiye’nin en büyük yayınevlerinden birinin, telif-mali haklarının hangi alanlarda alındığını tek tek yazmadan, alelade bir ürün satın alır gibi telif sözleşmesi yapamayacağını, mali hak devrinde genel ifadelerin kabul görmeyeceğinin yüksek mahkeme kararlarına da konu olduğunu,  Borçlar Kanunu Yayım/Neşir Sözleşmesi hükümleri uyarınca da bir Yayım Sözleşmesi olması için ortada yaratılmış, somut varlığı olan bir eserin bulunması ve bu eserin yayımcıya teslim edilmesinin zorunlu olduğunu, dava konusu sözleşmenin, yayımcıya kanuna aykırı haklar vermesi bakımından ayrıca batıl olduğunu, dosyaya ibraz edilen sözleşmede "Yayıncı hiçbir gerekçe göstermeden eseri basmayabilir veya yayımlayabilir veya her zaman iş bu sözleşmeyi tek taraflı tazminatsız olarak fesih edebilir. Bu gibi hallerde eser sahibi yayımcıdan herhangi bir hak alacak tazminat talep edemez. Yayımcının diğer tüm hakları saklıdır, yayımcının eseriyle ilgili bir değişiklik talep etmesi durumunda eser sahibi söz konusu değişikliği bedelsiz olarak en fazla bir ay içerisinde tamamlayacak ve eseri yayımcının adresinde yayıncıya teslim edecektir. Eserin içeriğinde ekleme ve çıkarma yapmada eserin formatını veya ebatını değiştirmekte yayımcı tek taraflı yetkili olup bu konularda işbu sözleşme eser sahibinin yazılı izni anlamı taşımaktadır. Eser sahibi iş bu sözleşme ile anılan eserlere ilişkin FSEK 14, 15 ve 16. maddelerinde tanımlanan manevi hakları kullanma selahiyetinde FSEK’ın 19. maddesi kapsamında yayıncıya bırakmıştır. Bu sözleşmede belirtilen maddelerden birinin geçersiz olması sözleşmenin diğer maddelerinin de geçersiz olduğu anlamına gelmeyecek olup Sözleşme diğer maddeler yönünden aynen geçerli olacaktır." hükümlerinin bulunduğunu, belirtilen sözleşme hükümlerinin her birinin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun emredici hükümlerine aykırı olup sözleşmenin bu hükümler yönünden de hükümsüz/geçersiz/batıl olduğunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu açısından “manevi haklar" hak olarak tanımlanmış olup münhasıran eser sahibine ait olan ve devredilemez nitelikteki haklar olduğunu, manevi hak devrine ilişkin düzenlemenin FSEK’e aykırı olduğunu, dava konusu 2006 tarihli sözleşme yorumlanırken, FSEK 48/3 ve FSEK 52. maddeleri yorumlanırken "butlan" hükümlerinin yanısıra, eser sahibi lehine yorum ilkesinin de dikkate alınması gerektiğini, Savaş Bozbel'in görüşünün tersini savunan birçok makale bulunduğunu, taahhüt sözleşmesi kendiliğinden tasarruf sözleşmesine dönüşmeyeceğinden istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, davacının, davalının yazılarından derlenen "..." isimli derleme eserin mali hak sahibinin kendisi olduğundan bahisle, bu hakkın ihlal edildiği gerekçesi ile eser sahibi davalıya ve baskısını yapan firmaya karşı FSEK 68 ve 70. madde kapsamında açtığı maddi tazminat ile FSEK ve MK hükümlerine göre manevi tazminat davasıdır. Davacı ve davalı yazar ... arasında 25/07/2016 tarihinde telif sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin geçerli olduğu,  davalının "..." ibareli eserinin tüm mali haklarının davacıda olduğu halde eseri diğer davalı ... A.Ş.'ne yayınlattığı iddiasına dayalı tecavüzün men'i, ref'i, ihtiyati tedbir kararı verilmesi, izinsiz basılıp çoğaltılan eserlerin tespiti ile maddi zararın belirlenmesi, belirsiz alacak davası hükümlerine göre fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile FSEK 68.maddesine göre 10.000 TL maddi ve FSEK 70/3.maddesine göre 1.000 TL maddi tazminatın davalı yayınevinden, FSEK 70/3.maddesine göre hukuka aykırı olarak davalı yazar tarafından elde edilen veya edilecek olan kâra karşılık 1.000 TL maddi tazminatın davalı yazardan, FSEK ve MK hükümlerine göre 100.000 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hükmün ilanına ilişkindir. Davacı vekili 04/01/2019 tarihli talep arttırım dilekçesi ile 76.424,40-TL maddi tazminat talep etmiş, gerekli harcı yatırmıştır. 12/12/2018 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle: Davaya konu ‘‘..." isimli kitabın FSEK 6.maddesi anlamında işlenme eser olduğu, davalı yazarın davacı ile henüz sözleşmesi devam ederken ve hatta davaya konu kitapla ilgili hazırlıklar yapılıp kitap yayınlanmaya hazır hale getirilme aşamasındayken sözleşmeyi yok sayarak davalı yayınevi ile aynı kitap için sözleşme yapması ve bu sözleşme doğrultusunda davalı yayınevinin kitabı basmasının davacının yayın sözleşmesinden doğan haklarına aykırılık teşkil ettiği, davacının 25.474,80 TL' nin 3 katını FSEK 68. maddesi çerçevesinde talep edilebileceği, davalı ... açısından FSEK 70. maddesi çerçevesinde elde edilen karın 25.474,80 TL, davalı yayıncı için ise 46.150 TL olabileceği, Yargıtay'a göre hem FSEK 68. hem de FSEK 70.f.2 veya FSEK70.f.3. maddeleri kapsamında maddi tazminat talep edildiğinde, talep edilen toplam bedelin anılan seçenekler uyarınca istenebilecek “en çok bedel” ile sınırlı olduğu hususu dikkate alındığında davacının talep edebileceği en yüksek tazminatın 25.474,80 x 3= 76,424,40 TL olarak FSEK 68. maddesi çerçevesindeki olabileceği, ancak hükmedilen bedelin ferileriyle birlikte fiilen ödenmesi halinde Yargıtay’ın yerleşik kararlan uyarınca taraflar arasında FSEK 68.f.4. maddesi kapsamında bir sözleşmenin oluştuğu kabulü paralelinde, dava konusu kitabın kullanımının yasal hale geleceği ve bu eserin davalı tarafından kullanılabileceği, sözleşmeye aykırı davranışın manevi tazminat gerektirip gerektirmediğinin takdirinin mahkemeye ait olduğu kanaatine varıldığı bildirilmiştir. 13/06/2019 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda bilirkişi ...'ın özetle, "davalı ...'ın davacı ile aralarındaki sözleşmeye aykırı davrandığı, sözleşmeden doğan borcun davalıya yüklenebilecek bir nedenle imkansız hale geldiği, davalı ...'ın davacı tarafın kitabın basımına ilişkin hazırlık çalışmaları için yaptığı masraflardan ve kitabın yayımlanamaması sebebiyle uğradığı kazanç kaybından ötürü sorumlu tutulabileceği, davalı ...'ın sözleşmeye aykırı davranması sebebiyle teorik olarak davacı tarafın kendisinden manevi tazminat talep edebileceği ancak davacı şirketin manevi bir zararının oluşup oluşmadığının, zararın varlığı kabul edilirse tazminat miktarının belirlenmesinin  mahkemenin takdirinde olduğu, diğer davalı ... Ticaret A.Ş.'nin haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık oluşturan bir eyleminin bulunmadığı, davacı tarafın FSEK 68. ve FSEK 70.maddeleri veya haksız rekabet hükümlerince kendisinden talepte bulunamayacağı kanaatine varıldığını" bildirdiği, bilirkişi ...'ın özetle "davalı yazarın sözleşmeyi fesh ihbarnamesi göndermediği, bu nedenle de taahhüdün geçerli olduğu ve oluşturacağı yeni eserin haklarını da başka bir yayınevine veremeyeceği, verdiği anda da sorumluluğun doğduğu, davalı yayınevinin de hüsnüniyet sahibi dahi olsa, hakları devretmeyi salahiyeti olmayan yazardan bu hakları aldığı için yazarla birlikte sorumlu olduğu, davacının tazminat taleplerinde, maddi tazminat yönünden bir talep yığılması olduğu, davalı yazar ve davalı yayınevinden ayrı ayrı karı istediği, olayın tek olduğu, davalı yayınevinin 7100 adet kitap bastığının anlaşıldığı, taahhüt sözleşmesinin 5 yıl geçerli olduğu, dolayısıyla bu 5 yılda en az davalı yayınevinin bastığı kitap miktarının % 50 fazlasını ya da iki katı kitap basma imkânı olduğundan 10.650 veya 14.200 adet kitap üzerinden hesaplama yapılması gerektiği, yayıncı karı 4625 olarak varsayıldığında bunun da 69.225 TL veya 92.300 TL arası bir değere karşılık geleceği kanaatine varıldığını" bildirdiği görülmüştür. 04/05/2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle, "davaya konu “...” derleme eser olduğu, bu eserin vücuda getirilmesinde faydalanılan özgün eserlerin hakları saklı kalmak kaydıyla, bu eser üzerinde derleyen davalı ...'ın mali ve manevi hakları söz konusu olduğu, bu hakların taahhüt işlemlerine konu olabileceği, davacı ile davalı ... arasındaki 25.07.2016 tarihli Eser Sahibi Telif Sözleşmesi incelendiğinde sözleşmenin lafzı vücuda getirilmemiş eserler bakımından bir tasarruf muamelesi şeklinde olmakla birlikte FSEK 48/3.maddesinin buna cevaz vermediği göz önünde tutulduğunda tarafların gerçek iradelerinin ortaya konulmasıyla FSEK 50.maddesi uyarınca sözleşmenin yorumlanarak davacı yazarın mali hakların devrine ilişkin bir taahhütte bulunduğu, davaya konu esere ilişkin taahhüt bir tasarruf muamelesine dönüşmediğinden davacının bu esere ilişkin FSEK kapsamındaki mali hakları devralmadığı, bu durumda davacı davaya konu eser bakımından mali haklara tecavüz talepli FSEK 68 ve 70.maddeleri tazminat talep edemeyeceği, 25.07.2016 tarihli Eser Sahibi Telif Sözleşmesi açısından davaya konu esere ilişkin mali hakların devrine ilişkin taahhüttün davalı ... tarafından bu hakları halihazırda diğer davalı Destek Yapım'a devretmiş olması nedeniyle imkansız hale geldiğinden sözleşmeye aykırılık gerçekleştiği, davacının bu yünde davalı ...'a sözleşmeye aykırılık yönünden Borçlar Kanunu hükümlerine göre talepte bulunabileceği, davacının davaya konu esere ilişkin mali hakları devralması gerçekleşmediğinden davalı ... Yapıma yönelik bir talepte bulunamayacağı kanaatine varıldığı" bildirilmiştir. Mahkemenin karar gerekçesinde; "... davacının davaya konu eser bakımından mali haklara tecavüz talepli FSEK 68 ve 70.maddelerine göre tazminat talep edemeyeceği, 25.07.2016 tarihli "Eser Sahibi Telif Sözleşmesi" açısından davaya konu esere ilişkin mali hakların devrine ilişkin taahhüttün davalı ... tarafından bu hakları halihazırda diğer davalı şirkete devretmiş olması nedeniyle imkansız hale geldiğinden sözleşmeye aykırılık gerçekleştiği, davacının bu yönde davalı ...'a sözleşmeye aykırılık yönünde Borçlar Kanunu hükümlerine göre talepte bulunabileceği, davacının davaya konu esere ilişkin mali hakları devralması gerçekleşmediğinden davalı şirkete yönelik bir talepte bulunamayacağının.." açıklanarak sonuç olarak davanın reddine karar verilmişse de karar gerekçesi ile hüküm arasında çelişki oluştuğu ayrıca davacının dava dilekçesinde, ticari itibarı ve manevi haklarının zedelendiğini ileri sürerek FSEK ve MK hükümlerine dayanarak manevi tazminat talebinde bulunduğu ancak karar gerekçesinde manevi tazminata ilişkin herhangi bir gerekçeye yer verilmediği ve hüküm kurulmadığı, ortada HMK 297. madde de düzenlendiği şekilde denetlenebilir nitelikte bir karar bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile sair hususlar incelenmeksizin kararın 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile; 2- İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 03/03/2022 tarih, 2021/104 E. 2022/17 K. sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-4-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. 06/02/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk DairesiK:2025/191E:2022/1268Herhangi bir kaynaktan erişilebilen olaylara ilişkin bilgiler eser vasfı taşımazDavacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalıların üstlendiği “...” isimli filme hayatı konu edilmiş bulunan ... (...) ...'nın kızları ve mirasçılarının bahsi geçen filme ilişkin olarak, haklarının ihlalinden doğan 55.000 TL manevi, ...'nın eseri olan “...” (Türkçe'ye ... olarak çevrilmiştir) romanının, umuma iletim (FSEK m.14) ve eserin bütünlüğünü koruma (FSEK m.16) haklarının “...” isimli filmde eserin işlenmesi suretiyle ihlal edilmesinden kaynaklanan tecavüzlerin tespiti ile FSEK m.70 uyarınca müvekkillerinin uğradığı manevi zararın karşılığı olarak 40.000 TL değerinde tazminata hükmedilmesini, 18 Ocak 2019 tarihinde vizyona giren “...” isimli sinema filminin konusunun .. Savaşı yıllarında İngiliz Büyükelçiliği'nde çalışan ... (...) ...'nın hayatının önemli bir dönemine ait bir hikaye olduğunu, davalıların filmin çekim aşamasında mirasçıların sahip olduğu ... (...) ...'nın kendi eseri olan “...” nun (...) eserden doğan mali ve manevi haklarını göz ardı ederek, mirasçılarının muvafakati olmadan ...'nın ismini ve hayatının aynen kullanıldığı filmi umuma arz ederek mirasçıların kişilik haklarına tecavüz ettiğini,  ... filminde ...'ya ilişkin gerçeklerin çarpıtılmış olduğunu, gerçekte var olmayan duygusal ilişkilerin ön plana çıkartılmaya çalışıldığını, müvekkillerinin babaları ...'nın hayat hikayesinin tüm detaylarıyla kendilerinin hiçbir şekilde bilgi ve rızasına başvurulmaksızın filme konu edilmek suretiyle başkalarına aktarılması ve hatırası üzerine ticari bir kazanç elde edilmeye çalışılmasından dolayı üzüntü ve rahatsızlık duyduklarını, “...” isimli eserin işlenmek suretiyle “...” adıyla film haline getirilmiş olduğunu, ... filminin başından itibaren süregelen ... ve ... (İngiliz Büyükelçisi) arasındaki diyaloglar, İngiliz Büyükelçisinin ...'dan memnun olması, karşılıklı yaptıkları sohbetler, ... arasındaki ilişkiye dair küçük ayrıntıların söz konusu kitaptan aynen alındığını, ...'nın toz silme hareketi, arabayla takip sahnesi, ... ile ...'in arabada buluşmaları, ...'nın bu buluşmada arka koltukta saklanması, ...'nın ... banyo yaparken anahtarının bir kopyasını çıkarıp arkadaşlarına kopyasını yaptırtması, ...'nın ...'in banyosunu hazırladığı sahneler gibi bir çok sahnenin söz konusu kitaptan başka bir kaynaktan alıntılanamayacağının sabit olduğunu, film ve kitap arasındaki benzerliklerin bunlarla sınırlı olmadığını, her iki eser karşılaştırıldığında ve olayların gelişimi, kurgusu, anlatımı, geçtiği sosyal fiziki ve coğrafi çevrenin tamamen aynı olduğu ve romanın esaslı unsurlarının işlenmiş olmasının büyük oranda intihal olduğunu, dolayısıyla filmin söz konusu kitaptan istifade edilerek meydana getirildiğini, bir eserden, onu işlemek suretiyle faydalanma hakkının da münhasır eser sahibine ait olduğunu, eser sahibinin mali hakları dolayısıyla, üçüncü kişiler eser sahibinin izni olmadan eserden ekonomik gelir elde edemeyeceklerini, filmin davalılar tarafından çoğaltılmış, yayılmış ve umuma iletilmiş, olduğunu, bundan dolayı da müvekkil mirasçıların mali haklarının ağır şekilde ihlal edilmiş olduğunu, aynı zamanda “...” (...) eserinin bütünlüğünün bozularak kitaptaki karekterler ve olaylar çoğunlukla aynı olmasına rağmen adeta kitaptan alıntı yapılmadığı edası yaratılmak istenilerek olay örgüsünden yoksun, gerçeklerden sapmış bir eserin meydana getirildiğini, eser sahiplerinin manevi haklarından “eserin bütünlüğünü koruma hakkı"nın ihlal edildiğini,  FSEK 69.madde kapsamında tecavüzün men'ine de  karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu filmin ... (...) ...'nın otobiyografisi veya biyografisi olmadığını, kurguya dayalı özgün bir hikayeden senaryolaştırıldığını, davacıların babaları ...'nın hayat hikayesinin tüm detaylarıyla kendilerine hiçbir bilgi ve rızasına başvurulmadan filme konu edilmesi suretiyle başkalarına aktarılmasının kişilik haklarına ağır şekilde ihlali niteliğindeki iddialarına, ...'nın kişilik haklarının ölümüyle sona erdiğini ve davacıların iddia ettiği gibi bir kişilik hakkı ihlalinin mümkün olmadığını, yazılı ve görsel bir çok kaynakta ...'nın hayatı, casusluk faaliyetleri, MİT ile ilişkisinin anlatıldığı, bu açıdan kamuya mal olduğu, münferit bazı olaylardan bağımsız, toplum içindeki yeri, gerçekleştirdiği faaliyetleri nedeniyle toplum ilgisini çeken ...'nın kişilik haklarının korunmasının sıradan kişilere göre daha dar kapsamda yorumlanması gerektiğini, ...'nın 1964 yılında “...” isimli otobiyografik kitabı yazarak kendi rızasıyla bu anılarını kamunun bilgisine sunmuş olduğunu ve kamunun önünde olmayı kendi iradesiyle tercih etmiş olduğunu, filmin  senaryosunu oluştururken farklı bir çok kaynaktan faydalandıklarını, görsel ve yazılı basında hakkındaki kişiliği ile ilgili yer alan olumsuz bir çok habere rağmen ...'nın söz konusu filmde adeta kahramanlaştırıldığını, ne maddi ne de manevi bir zararının bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini  talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir Davacılar vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin  ... hakkında başkaca kaynakların varlığını gerekçe göstererek FSEK çerçevesinde herhangi bir hak ihlalinin söz konusu olmadığı yönündeki  değerlendirmesinin hatalı  olduğunu, kitap ve film arasında ayniyet ve sıkı benzerlik olan bölümler ve unsurlar bulunduğunu, bu detaylara başkaca hiçbir kaynaktan erişilmesinin mümkün olmadığını, kitabın  otobiyografik bir eser olduğunu ve özellikle bu türden detaylar bakımından yegane kaynak olduğunu,  "..." filminin başından itibaren süregelen ... ve ... (İngiliz büyükelçisi) arasındaki diyaloglar, aralarındaki  ilişkiye dair küçük ayrıntılar (Baznanın ... için aryalar söylemesi), ... nın ... banyo yaparken anahtarın bir kopyasını çıkarıp arkadaşlarına kopyasını yaptırması, ...  banyosunu hazrladığı sahneler ve benzeri birçok sahnenin  kitaptan olduğu gibi alıntılandığını,  ...'nın bilinir bir kişi olmadığını,  "kamuya mal olmuş kişi" kavramı üzerinden ezber bir sonuca gidildiğini, manevi tazminat taleplerinin reddinin de yerinde olmadığını, müvekkillerinin, babaları ... Baznanın hayat hikayesinin tüm detaylarıyla kendilerinin hiçbir şekilde bilgi ve rızasına başvurulmaksızın, filme konu edilmek suretiyle başkalarına aktarılması ve hatırası üzerinden ticari bir kazanç elde edilmeye çalışılmasından dolayı derin bir üzüntü ve rahatsızlık duyduklarını, davalıların ...'nın hayat hikayesini, eserini de intihal etmek suretiyle, filme konu ederek salt ticari kazanç elde etmeyi amaçladığını, üstün nitelikte bir özel veya kamusal yararın varlığı kabul edilemeyeceğinden ve kişilik haklarının ihlali söz konusu olduğundan istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; dosyada alınan 2 adet bilirkişi heyet raporuyla da davanın reddi gerektiğini, davacıların istinaf taleplerinin yersiz ve gerçeğe aykırı olduğunu, davacıların murisinin yazarı olduğu kitaptan bir intihalin olmadığını, davacılar murisinin kişilik haklarına saldırı mahiyetinde o kişiyi küçük düşürücü bir unsurun da filmde bulunmadığını, dava konusu sinema filminin ... (...) ...’nın otobiyografisi ve/veya biyografisi olmadığını, dava konusu sinema filminin kurguya dayalı ve özgün bir hikayeden yola çıkarak senaryolaştırılan bir film olduğunu, davacıların iddialarının aksine müvekkillerinin “...” kitabından herhangi bir uyarlama yapmadıklarını, kamuya bizzat kişinin kendisi tarafından sunulan ve herhangi bir arama motorunda adı yazıldığı zaman herkesin kolaylıkla ulaşabildiği detaylardan ilham alarak senaryo ortaya çıkardıklarını, müvekkillerinin kamuyla paylaşılmış ve hemen hemen her yerde yer alan bilgilerden, daha önce basılmış kitap ve başkaca sinema filmlerinden faydalanarak ve bizzat dava konusu senaryonun geçtiği dönemde yaşamış ve her olaya şahit olmuş bir elçilik görevlisinin kendi anılarını kullanarak bir senaryo kaleme aldıklarını, ... müvekkillerinin filmi ile kahramanlaştırıldığını beyanla davacıların istinaf isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesince yapılan incelemede, “Dava, FSEK kapsamında eserden kaynaklı mali ve manevi hakların  ihlali nedeniyle, tecavüzün tespiti, meni,  maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacılar vekili,  davacıların ... "..." ...'nın çocukları olduğunu, "..." ibareli filmde davacıların babası ... "..." ...'nın hayatının izinsiz olarak  filme konu edildiğini  , ... (...) ...'nın kendi eseri olan “...” nun (...) eserden doğan mali ve manevi haklarını göz ardı ederek, umuma arz (FSEK m.14) ve eserin bütünlüğünü koruma (FSEK m.16) haklarının “...” isimli filmde eserin işlenmesi suretiyle ihlal edilmesinden kaynaklanan tecavüzlerin tespiti ile mirasçılarının muvafakati olmadan ... ...'nın isminin ve hayatının aynen kullanıldığı filmi umuma arz ederek mirasçıların kişilik haklarına tecavüz ettiğini, davacıların  kişilik haklarının ihlalinden kaynaklı 55.000 TL manevi tazminatın davacılara ödenmesi, FSEK 70.maddesi kapsamında manevi haklardan umuma arz hakkı olan haklardan kaynaklı (FSEK 14 ve FSEK 16.maddelerinin ihlali nedeniyle) 40.000 TL manevi zararın davalılardan tahsili, FSEK 68.madde kapsamında davacılardan izin alınmadığından dolayı (FSEK 21, 22, 23 ve 25.maddelerinin ihlali kapsamında) şimdilik 5.000 TL bedelin bilirkişi marifetiyle tespit edilecek 3 katının davalılardan tahsili, FSEK 69.madde kapsamında tecavüzün men'ine karar verilmesini  talep etmiştir. 09/09/2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda; "Davaya konu ... isimli kitap incelendiğinde kitabın ... isimli casusun hayatına ilişkin otobiyografik bir kitap olup yaşanmışlıkların aktarımı örgüsü ile kendine ait üslubu barındıran hususiyet taşıyan bir metin olmakla FSEK 2/1 anlamında dil ve yazı ile ifade olunan ilim ve edebiyat eseri olduğu, ...'nın davaya konu kitabın FSEK 11'deki karine çerçevesinde eser sahibi olduğu, ... isimli kitap ile ... isimli sinema filmi arasında izinsiz işlenme, intihal durumunun bulunmadığı, ... isimli casus ile ilgili başka eserlerin ve haberlerin söz konusu olması nedeniyle, bu tarihi kişilik hakkında davalılarca kurgusal bir sinema filminin yapıldığı bu çerçevede de FSEK anlamında herhangi bir hak ihlalinin söz konusu olmadığı,  ... isimli kişinin kendisi hakkında hayat hikayesini yazması, kitaba dönüştürmesi, bu kişilik hakkında başkaca kitapların yazılması ve hayatının toplumu ilgilendiren yönü ve davaya konu sinema filminde kişilik hakkını zedeleyeci hususların da söz konusu olmadığı dikkate alındığında kişilik hakkı ihlalinin de söz konusu olmadığı" bildirilmiştir.  07/03/2022 tarihli bilirkişi heyet  raporunda; "Davacılar murisi ... tarafından kaleme alınan ..."nun (...) isimli kitabın FSEK m.2 kapsamında eser mahiyetinde olduğu,  davacıların hak sahibi olduğu eserle davalılar tarafından yapımcılığı gerçekleştirilen ... isimli sinema filminde intihal eyleminin söz konusu olmadığı, davacılar murisinin kişilik haklarına saldırı mahiyetinde o kişiyi küçük düşürücü bir unsurun da filmde bulunmadığı" bildirilmiştir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca, bir eser korumasından yararlanabilmek için ortaya çıkan eserin mutlaka Kanun’da sayılan eser türlerinden birine girmesi gerektiği gibi, ortaya çıkan eserlerde ise korunan unsur, eserin arkasındaki duygu ve düşüncenin ifade ediliş şeklidir. Herhangi bir ifadenin eser kapsamında korunabilmesi için de eserin tümü ya da koruma talep edilen parçasının FSEK m. 1/B-a uyarınca sahibinin hususiyetini taşıması gerekmektedir. Bu meyanda, bilimsel gerçeklikler,  tarihi olgular ( olaylar ), tüm insanlığa ait  matematiksel kavramlar, formüller, telif korumasında olmayan yöntemler,  kimsenin tekelinde olmadığından telif hakkı koruması kapsamında değildir. Aşağıdaki yargıtay ilamında, ... olarak bilinen tarihi  olay hakkında  davacıya ait tarih kitabından, davalı tarafından kaleme alınan struma isimli romandan intihal yapıldığı iddiası değerlendirilmiş olup, "Somut olayda, davalı tarafça yayınlanan ... isimle eserin %14’lük kısmında, davacı tarafından daha önce yayınlanan çeşitli eserlerden doğrudan veya mealen izinsiz iktibas yoluyla intihal yapıldığı bilirkişi raporlarında zikredilmiş ise de, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda, alıntı yapıldığı söylenen noktaların, herkesin kullanımına açık olan tarihi ve maddi vakıalara dair bilgiler olup olmadığı, söz konusu bilgilere birçok kaynaktan ulaşılıp ulaşılamayacağı, alıntı yapıldığı söylenen kısımlar yönünden, tarihi ve maddi vakıalar dışında, FSEK 1/B-a kapsamında sahibinin hususiyetini yansıtan ve bir eser türü olarak korunan ifadelerin bulunup bulunmadığı tartışılmaksızın intihal suretiyle davacı tarafın çoğaltma ve yayma haklarının ihlal edildiği düşüncesinden hareketle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve hükmün davalılar yararına bozulmasını gerektirmiştir."(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2016/9284 K. 2017/4126 T. 17.7.2017). Dosya kapsamına göre, iki farklı bilirkişi heyetinden alınan ve birbirini teyit eden bilirkişi raporları ile davacılar murisine ait kitap ve ihlal oluşturduğu ileri sürülen sinema  filmi  ayrıntılı şekilde incelenip karşılaştırılması sonucu tespit edildiği üzere, ... isimli kitabın davacıların murisi  olan ... isimli kişinin hayatına ilişkin, kurgusu olmayan, yazarın hayatını kronolojik olarak anlattığı otobiyografik bir kitap olduğu, ihlal oluşturduğu ileri sürülen  ... isimli filmin ise kurgusal bir eser olduğu, filmin girişinde; “Bu film tarihi karakterler ve olaylardan ilham alınarak kurgulanmıştır" yazdığı,  tarihi bir kişilik olan davacılar murisi hakkındaki bilgilere bir çok kaynaktan ulaşılabildiği, hakkında başkaca kitap ve film yapımı da olduğu, film senaryosunun özgün bir hikayeden oluşabileceği gibi, yaşanmış tarihi bir olaydan, olgudan veya şahıstan v.b. esinlenilerek yazılabileceği, ... filminin başında belirtildiği gibi tarihi karakter ve olaylardan esinlenerek 2. Dünya Savaşı yıllarında Ankara’da İngiltere Büyükelçisinin özel hizmetlisi olan ... ...’nın casusluk hikayesini konu aldığı, film ve kitap arasında birçok benzerlik olduğu kadar önemli farklılıkların da söz konusu olduğu,  ... (...) ...’nın hayatının bir kesiti alınarak, tarihi olaylar ve kişiler yeni bir kurguyla anlatıldığından bu benzerliklerin olmasının olağan olduğu, kitap ile film arasında izinsiz işlenme, intihal durumunun bulunmadığı, FSEK anlamında herhangi bir hak ihlalinin söz konusu olmadığı, filmin konusu olan kişinin tarihi bir kişilik olması,  hakkında çokça haber ve başkaca eserler bulunması ve kendisinin de hayatını kaleme almış olması nazara alındığında aynı konuda film yapılması noktasında mirasçılarından izin alınmasının gerekmediği, filmin içeriğinde  kişilik haklarını zedeleyici bir unsuru barındırmayıp  kişilik hakkı ihlalinin de söz konusu olmadığı anlaşıldığından davanın reddi kararının dosya kapsamındaki delillere ve hukuka uygun olduğu sonuç ve kanaatine varıldığından istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır. 30/01/2025
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk DairesiK:2025/144E:2024/2468Teknik fotoğrafların eser niteliği (FSEK m.2/b.3)-Kümülatif korumaAsıl davada davacı vekili, müvekkiline ait 2014/03916 sayılı tescilli tasarımın  davalılarca taklit edilerek, çeşitli internet sitelerinde satışa sunulduğunun Ankara 4 FSHHM'nin 2020/30 D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, davalıların bu eylemenin müvekkilinin tasarım haklarına tecavüz oluşturduğunu, ayrıca müvekkilinin tasarımına ait ürünün tanıtımı ve reklamı amacıyla özel fotoğraf teknikleriyle çekilen ve müvekkiline ait web sitesinde yayınlanan fotoğrafları da izinsiz olarak kullandıklarını, davalıların bu eyleminin eser sahipliğinden kaynaklan haklarını ihlal ettiği gibi aynı zamanda haksız rekabet de oluşturduğunu ileri sürerek, tasarıma tecavüzün tespitine, tecavüz teşkil eden eylemlerin men ve ref'ine, davalı eylemlerinin ayrıca 5846 s. Kanun uyarınca da eser sahipliğinden doğan mali ve manevi haklara tecavüz ve TTK hükümleri uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın tahsiline ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalılar vekili, müvekkillerinden ... Otomotiv... Ltd Şti'nin otomotiv sektöründe 30 yıla yakın bir tecrübe ve birikime sahip olduğunu, diğer müvekkilinin de 2011 yılında ... Otomotiv....Ltd Şti firmasının kurucuları tarafından kurulduğunu, müvekkilinin ürünlerinin “...” veya “...” markası altında satışa sunulduğunu, “...” markasının 96/002073 sayı ile marka tescilli olduğunu ve tanınan bir marka olduğunu, 30 yıllık birikime sahip müvekkilinin 6-7 yıldır faaliyet gösteren firmanın tasarımını kullanma ya da organik bağ yaratma gibi bir çabasının olmadığını, davacının davaya dayanak gösterdiği ve internet sitesinde teşhir ettiği resmin/görselin orijinal olmadığını, anonim olduğunu, davacının tasarımına ait ürünün görsel resmi olmadığını, davacının buna dayanarak hak talep edemeyeceğini, söz konusu fotoğrafın orijinal olduğu kabul edilse dahi FSEK anlamında eser olarak kabul edilemeyeceğini savunarak asıl davanın reddini, karşı davada ise asıl davada davacının 2014/ 03916 sayılı tasarımının kanuni anlamda tasarım şartlarını taşımadığını, yenilik ve ayırt edicilik özelliklerinden yoksun olduğunu, davacının tasarımının tescil tarihinden önce farklı ülkelerde üretildiğini ve satışının yapıldığını, bu nedenle hükümsüz kılınması gerektiğini ileri sürerek, 2014 03916 sayılı tasarımın hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Asıl davada davacı karşı davada davalı vekili, müvekkiline ait dava konusu tasarımın yeni ve ayırt edici olduğunu savunarak, karşı davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, asıl davada davacıya ait olan ve karşı davanın konusunu oluşturan 2014/03916 sayılı tasarımın  aynısının  05/05/2012 tarihinde https://www.... web sitesinde satışının yapıldığı, bu nedenle yenilik vasfını taşımadığından hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, hükümsüzlük kararı geriye etkili sonuç doğuracağından asıl davadaki anılan tasarıma dayalı olarak tasarımın tecavüzü ve haksız rekabete dayalı istemlerinin reddinin gerektiği, asıl davada davacının  ürün görseli olarak nitelendirdiği fotoğrafların FSEK kapsamında eser niteliği bulunmadığı, bu nedenle davacının eser sahipliğine dayalı iddialarının da yerinde olmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile dava konusu 2014/03916 sayılı tasarımın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkin edilmesine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl davada davacı karşı davada davalı vekili, karşı dava yönünden alınan bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayalı olduğunu ve tasarım hukuku ile bağdaşmayan tespitler içerdiğini, bu nedenle hükme dayanak yapılmasının hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, bahsi geçen bilirkişi raporuna karşı itirazlarının karşılanması için alınan ek raporda itirazlarının karşılanmadığını, müvekkilinin tasarımı ile mesnet alınan tasarımın farklı olduklarını, diğer taraftan davalıların  müvekkilinin tasarımına ait ürünün tanıtımı ve reklamı amacıyla özel fotoğraf teknikleriyle çekilme ve müvekkiline ait web sitesinde yayınlanan fotoğrafları da izinsiz olarak kullandıklarını, bu eylemin haksız rekabet oluşturduğunu, bu hususun mahkemece dikkate alınmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. İstinaf mahkemesince yapılan incelemede, somut olayda asıl davada davacı vekili diğer iddialarının yanında, müvekkilinin tasarımına ait ürünün tanıtımı ve reklamı amacıyla özel fotoğraf teknikleriyle çekilen ve müvekkiline ait web sitesinde yayınlanan fotoğrafların davalılar tarafından  izinsiz olarak kullanıldığını, bu eylemin haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürmesine rağmen mahkemece asıl davada davacı vekilinin bu iddiası yönünden herhangi bir delil toplanmadığı gibi olumlu-olumsuz bir değerlendirme de yapılmamıştır. Mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında da, davacının bu iddiası yönünden bir inceleme yapılmamıştır. Oysa HMK'nın 297/2. maddesi uyarınca, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında hüküm kurulması gerekli olup, mahkemece asıl davada davacının yukarıda bahsi geçen haksız rekabet iddiası yönünden bir karar verilmemesi doğru olmamıştır. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda asıl davada davacının, müvekkiline ait ürünün tanıtımı içim özel fotoğraf teknikleriyle çekilen ve kendi web sitesinde yayınlanan fotoğrafların davalılarca izinsiz olarak kullanılmasının haksız rekabet oluşturduğu iddiası yönünden olumlu ve olumsuz bir karar verilmemesi nedeniyle, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle, yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınarak yeni bir karar verilmesi için HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.29/01/2025 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiK:2025/100  E:2024/1771Tecavüzün meni (FSEK m.69)-İhtiyati tedbir ve yaklaşık ispat (m.77)-Eser sahibinin ölümünden sonra manevi hakları kullanabilecek kimseler (m.19)Davacılar vekilleri ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde; muris ...'in müvekkillerini mirasçısı olarak naspettiğini, muris ...'in manevi hatırasını korumasının müvekkili vakıfların yasal hakkı olduğunu, davalıların merhum ...'in hayatını filme çekeceği ve fragmanını 29/09/2023 tarihinde yayınlayacaklarını şifahen öğrendiklerini, davalılar tarafından konu ile ilgili müvekkili vakıflardan herhangi bir izin alınmadığını, müvekkillerinin 5846 sayılı FSEK'ten doğan haklarının ihlali tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını belirterek, davalılar tarafından murisin hayatının anlatıldığı iddia edilen filmin, fragmanının/teaserının/tanıtımın afiş, ses ve videoların sosyal medya, dijital, görsel, basılı vb. her türlü ortamda yayınlanmasının, çoğaltılmasının, işlenmesinin, umuma iletilmesinin ve haberinin yapılmasının ihtiyati tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Ltd. Şti vekilinin cevap dilekçesinde; ... hakkında öz yeğeni ... tarafından yazılan ve basılarak dağıtılan "..." isimli kitabın işleme haklarının diğer davalı ... Ltd. Şti. tarafından devir alındığını, sinema filmi haline getirilmesi için çalışmalara başlandığını, bu aşamada davacı kurumların ...'in  vasiyetname ile atanmış mirasçıları olduğunu, müteveffanın fikri haklara konu olabilecek eserlerine ilişkin her türlü hakların ise ... Pazarlama ve Ticaret A.Ş.’de olduğunu, TMK'daki miras hükümlerine göre, gerçek kişilerin ölümü ile kişilik haklarının sona erdiğini, yasal mirasçıların müteveffanın kişilik haklarına karşı yapılacak saldırıları önlemek için dava açma hakkı  olduğunu, ancak atanmış mirasçılara böyle bir hak tanınmadığını, müvekkilinin ...'in eserlerinin de filmde kullanılması için vakıflara başvurduğunu, müteveffanın eserleri ilgili tüm yetkinin ... A.Ş.’ye devir edilmiş olduğunun yazılı olarak bildirildiğini, bu aşamada senaryo hazırlıklarına başlandığını ve ...’in kitabının ismi ile bir teaser çekildiğini, teaserda toplam iki kadın ve bir çocuk oyuncu kullanıldığını, ...’in herhangi bir eserinin icra edilmediğini, ...’i andıran bir görüntünün bile yer almadığını savunarak, öncelikle ihtiyati tedbir talebinin reddine, davacıların müteveffa ... tarafından sadece menkul ve gayrimenkulleri açısından mirasçı atandığı dikkate alınarak, böyle bir dava açma hakları olmadığından davanın husumet yönünden reddine, ortada henüz bir senaryo bile yokken bir filimin yapılması, film yapılacağının duyurulmasının yasaklanması gibi hususlarda karar vermek mümkün olmadığından, davanın esas yönünden de reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı yana yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin cevap dilekçesinde; davacının huzurdaki davayı açmasında hukuki yararının olmadığını, eserin, fikir ve sanat eserleri hukukunun temelini oluşturan ve FSEK ile korunması amaçlanan esas kavram olup, manevi ve mali hakların konusunu oluşturduğunu, eser olmazsa eser üzerindeki manevi ve mali haklardan, dolayısıyla bu hakların miras yoluyla geçişinden bahsedilemeyeceğini, FSEK'in 48. maddesi hükmü uyarınca eser üzerindeki haklara ilişkin bir tasarruf muamelesi olan devrin gerçekleşmesi için eserin meydana getirilmiş olması gerektiğini,  FSEK kapsamında bir eserin sahibinin onu vücuda getiren kişi olduğunu, huzurdaki dosyada ise talep konusu merhum ...'in eserleri olmadığını, yazarı ...'in kuzeni ... olan ve merhum ...'in hayatının anlatıldığı "..." isimli kitaptan uyarlanması planlanan sinema eseri olduğunu, sanatçı kimliği ile kamuya mal olan merhumun yazılı ve görsel basında, dijital ortamda, sosyal medyada,  sayısız kaynakta hayatı, anıları, biyografisi, fotoğrafları, videolarının vs. yer aldığını, zaten kamunun bilgisinde olan ve herkesçe bilinir hale gelmiş hususların korunması yükümlülüğünün de müvekkiline yükletilmesinin mümkün olmadığını, davacı vakıfların merhum ...'in manevi hatırası ile manevi tüm haklarının korunmasının yasal hakları olduğunu iddia etmişlerse de, kişinin hayat hikayesi miras konusu olamayacağından davacı vakıfların herhangi bir hak sahibi  olmadığını, davacı vakıfların vasiyet alacaklısı olduğunu gösteren İstanbul 1. SHM'nin 1996/291 vasiyet numaralı 03/08/1999 tarihli mirasçılık belgesi uyarınca, mirasçıların yalnızca menkul ve gayrimenkul mallara ilişkin tasarrufta bulunacaklarının düzenlendiğini, müvekkili ... Yapımevi'nin  "..." isimli kitabın eser sahibi olan merhumun kuzeni ...'den bu edebi eserin mali haklarını usulüne uygun şekilde devraldığını savunarak, husumet itirazlarının kabulüne, davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine, davacıların ihtiyati tedbir talebinin reddine, mahkeme aksi kanaatte ise haksız ve hukuka aykırı davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 07/10/2024  tarihli 2023/174 E. sayılı kararıyla; "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacılar vekilince sunulan dava dilekçesinde davacıların vefat eden sanatçı ...'in mirasçısı olduklarının, davalıların vefat eden sanatçı ...'in hayatının konu edildiği film yapacaklarının, buna ilişkin film fragmanı yaptıklarının, bu fragmanı 29/09/2023 tarihinde yayınlayacaklarının davacılar tarafından şifahen öğrenildiği, davacıların vefat eden sanatçı ...'in atanmış mirasçıları olmakla, Fikri ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında sanatçının mali ve manevi hakları yönünden hak sahibi olduklarının, davalıların mirasçıları olarak davacılardan izin almadığının beyan edilerek Fikri ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında sanatçının mali ve manevi hakları yönünden tecavüzün meni talepli bu davanın açıldığı, dava dilekçesinde ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğu, mahkememizin 28/09/2023 tarihli tensip zaptında ihtiyati tedbir talebinin yazılan müzekkere cevapları geldikten ve dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra değerlendirilmesine karar verildiği, davacılar vekillerince sunulan 01/10/2023 tarihli dilekçede davanın niteliğine ve ihtiyati tedbir kavramına uygun olmadığı beyan edilerek mahkememiz tensip zaptındaki  tedbir talebinin yazılan müzekkere cevapları geldikten ve dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra değerlendirilmesine ilişkin ara karardan dönülerek ihtiyati tedbir taleplerinin değerlendirilmesinin talep edildiği, davacılar vekillerinin ihtiyati tedbir taleplerinin 04/10/2023 tarihli ara karar ile değerlendirildiği, bu tarihli ara karar ile ara kararda belirtilen nedenlerle tedbir taleplerinin reddine karar verildiği, bu red kararına karşı davacılar tarafından yasal süresi içerisinde istinaf yasa yoluna başvurulmadığı, davacılar vekillerince yeniden tedbir talebinde bulunulduğu, tedbir talebinin bilirkişi raporu alındıktan sonra değerlendirilmesine karar verildiği, davalı tarafça çekilmesi planlanan filme ilişkin senaryonun ve fragmanın sunulduğu, dosya içerisine sunulan deliller kapsamında bilirkişi heyetinden rapor alındığı, 16/09/2024 tarihli raporun dosyaya sunulduğu, raporda film senaryosu, fragman ve diğer deliller incelenerek film fragmanında vefat eden sanatçı ...'in eser sahibi veya icracı olduğu herhangi bir eser veya icraya, vefat eden sanatçı ...'in özel hayatı, şeref ve haysiyet ve kişilik haklarını zedeleyen herhangi bir duruma rastlanmadığının tespit edildiğinin belirtildiği, alınan rapor ve dosya içerisinde deliller kapsamında vefat eden sanatçının Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında eserleri, icraları, mali ve manevi hakları yönünden tecavüz veya ihlalin bulunduğu iddiaları yönünden bu aşamada yaklaşık ispat koşulunun sağlanamadığı..."  gerekçesiyle tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. İhtiyati tedbir talep eden TSK Mehmetçik Vakfı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; çekilen teaser ile müvekkilinin haklarına tecavüz edildiğini, filmin teaserin de ...'in "..." isimli eserinin çaldığının ve videonun girişinde davacı vakıfların amblemlerinin yer aldığının görüleceğini, bu durumun müvekkilinin zararına neden olacağını, incelenen senaryoda murisin "..." konseri ve "..." filminin yer aldığını, bunun aksine senaryoda  ...'in eser sahibi veya icracı olduğu hiçbir esere rastlanmadığına dair bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, bu nedenle hatalı rapora dayanılarak verilen kararın da hukuka aykırı olduğunu, yaklaşık ispat ve tedbir kararı verilmesi için gerekli şartların mevcut olduğunu, bilirkişi raporunda kamuya mal olmuş kişilerin hayatının, izinsiz filme alınmasının hukuka aykırı olmadığına dair tespitin de hatalı olduğunu, murisin hayat hikayesinin kişilik hakkı niteliğinde olup, bu hakkın atanmış mirasçı olarak davacı vakıflara intikal ettiğini, bu konuda İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 25/04/2019 tarihli, 2015/164 Esas, 2019/154 Karar sayılı örnek kararının mevcut olduğunu, davalı şirketlerin ... Tic. A.Ş. ile görüşmelere devam ederken teaserin yayınlanmasının kötüniyetlerini gösterdiğini, ...'e ait kitabın filme çekileceğine dair davalı savunmalarının da doğru olmadığını, bilirkişi raporu ile kitabın uyarlanabilecek bir biyografik eser olmadığının tespit edildiğini beyan ederek, istinaf başvurularının kabulüne, İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi'nin 2023/174 Esas sayılı dosyasında vermiş olduğu 07/10/2023 tarihli ara kararın kaldırılmasına, davalılar tarafından murisin hayatının anlatılığı iddia edilen filmin fragmanının 29.09.2023 tarihinde yayınlanacağının beyan edilmesi nedeniyle işbu film fragmanının/teaserının/tanıtımın afiş, ses ve videoaların sosyal medya, dijital, görsel, basılı vb. her türlü ortamda yayınlanması, çoğaltılmasının, işlenmesi, umuma iletilmesinin ve haberinin yapılmasının ihtiyati tedbiren durdurulmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili dosyaya sunduğu 04/11/2024 tarihli istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, ... Vakfı'nın istinaf dilekçesine ilişkin beyanlarını sunduklarını, istinaf nedenlerine bir itirazlarının olmadığını,  eksik ve hatalı incelemeye haiz bilirkişi raporuna itiraz sürelerinin dolması beklenmeksizin hükme esas alınması mümkün olmayan işbu rapor dayanak alınmak suretiyle verilen 07.10.2024 tarihli ara kararının kaldırılarak ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesini, ... Vakfı'nın istinaf dilekçesi doğrultusunda ve HMK'nun 348. maddesi gereği katılma yoluyla eksik ve hatalı incelemeye haiz bilirkişi raporuna itiraz sürelerinin dolması beklenmeksizin hükme esas alınması mümkün olmayan işbu rapor dayanak alınmak suretiyle verilen 07.10.2024 tarihli ara kararının kaldırılarak ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesince dosya incelendiğinde davacı ... vekiline ihtiyati tedbir talebinin reddedildiğine dair 07/10/2024 tarihli ara kararının 15/10/2024 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, HMK’nun 348. maddesi uyarınca diğer davacı vekilinin süresinde yaptığı istinaf talebine katılma yoluyla istinaf talebinde bulunduklarını beyanla 04/11/2024 tarihinde istinaf yargı yoluna başvurulduğu tespit edilmiştir. HMK’nun 348. maddesi uyarınca, ancak karşı tarafça kendisi aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulması halinde davacı tarafça süresi geçirilmiş olsa bile katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvurulabilir. Davalı taraf 07/10/2024 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karara karşı istinaf talebinde bulunmadığından, davacı ... diğer davacının istinaf talebine katılma yoluyla istinaf talebinde bulunamaz. Bu nedenle davalı ... vekili iki haftalık istinaf süresinde usulüne uygun istinaf talebinde bulunmadığından, davacı ... vekilinin istinaf talebinin HMK’nun 345/1 ve 355/1. maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmiştir. Davacı ... Vakfı vekilinin istinaf talebiyle ilgili yapılan incelemede; alınan bilirkişi raporunda belirtilen görüşlere göre, HMK’nun 390/son maddesi uyarınca yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşemediği, bu nedenle mahkemece bu aşamada ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi yerinde olduğu gerekçesiyle  davacı .. Vakfı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. 29/01/2025 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi  K:2025/109  E:2023/828Yöntem ve sistemlerin eser niteliğinin olup olmadığıDavacı vekili dava dilekçesinde; davacı firmanın, enneagram sistemi kapsamında ve yıllar süren kendi çalışmalarının sonucunda bireylerin kişilik özelliklerini, imkân ve potansiyellerini, özel ve sosyal yaşamlarında bunları nasıl ve ne şekilde kullandıklarını, yetkinliklerini, motivasyon kaynaklarını, rahat ve stres durumlarında nasıl davrandıklarını gösteren analitik bir raporlama sistemi geliştirdiğini, bu testler ve raporlamaların kullanıldığı raporlarda kullanılmak üzere Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... sayısında "..." markasının tescil edildiğini, davacının bu markayla, enneagram metodolojisi üzerine inşa edilen yeni nesil kişilik envanterini bugüne kadar 110.125 kişiye uygulamış olduğunu, bu envanterin akıllı çalışan algoritması ile kişilerin duygu, düşünce ve davranışlarının arkasında yatan nedenleri ve sahip oldukları yetkinlikleri en üst düzeyde gerçekleştirmeleri konusunda analiz ve değerlendirme yaparak çözümleyici sonuçlar sunduğunu, bu testler, raporlar, raporların sistemi ve bütün olarak bakıldığında bu kişilik envanterinin, gerek içeriği, gerek tasarımının davacıya özgü olup FSEK kapsamında tüm eser haklarının davacıya ait olduğunu. davalılardan ... ve ...'ın yardımcısı olarak tanıttığı ...'un 02.04,2018 tarihli, ... numaralı faturayla davacıdan 100 adet dava konusu test ve raporlama sistemi satın aldıklarını, sistem gereği davacının bu raporların kullanımlarını takip ettiğini, sonrasında raporların yaklaşık 80 adedinin kullanıldıktan sonra kalanlarının kullanılmadığının fark edildiğini, bunun üzerine İç Anadolu Bölgesindeki personelin kontrol etmesi istendiğinde, davalılardan ... adına davacıya ait test soruları ve raporlamanın aynısının sadece markanın çıkartılarak piyasada ..., com alan adlı internet sitesi üzerinden kullanıldığının görüldüğünü, bu kullanımın tespiti amacıyla noterlik sisteminden e-tespit yapıldığını, bu tespitin akabinde davacıdan faturayla bu raporları alan davalı ...'ın kendi internet sitesi olan ... üzerinden yine ... sitesine yönlendirme yaparak, aynı test ile davacı raporlarının üretildiğinin tespit edildiğini, bu testlerin internet üzerinden çözüldüğünü ve raporlarının faturalı olarak davalılardan istenmiş olduğunu, bunun üzerine davalıların ... A.Ş. firmasını kurduklarını, bazı raporlarının firma üzerinden faturalandığı, davalı ...'un şahıs firması olarak ... adıyla noter tespitine konu raporların faturaların kesmiş olduğunu. bu tespitler ve incelemelerden sonra davalıların davacıya ait benzeri olmayan algoritmayla çatışan test sorularının aynılarının kullanılarak ve rapor sistemine de aynıyla tecavüz ettiklerinin anlaşıldığını, Mahkeme tarafından yaptırılacak bilirkişi incelemesinde, davalıların kullandığı soruların davacıya ait sorularla birebir aynı olduğu, raporların yine davacı raporlarıyla aynı olduğu, ancak davacı raporları akıllı algoritmayla oluştuğundan rapordaki renk skalası, kişilik açıklamaları gibi konuların yanlış olarak tespit edildiği ve muhtemelen sonradan elle girilme sonuçlar olduğu ve böylece davacı kişilik envanterinin kötü bir kopyasının üretildiğinin anlaşılacağını, bu kötü kopya nedeniyle aynı zamanda davacının yıllardır oluşturduğu itibarına da zarar verildiğini belirterek, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun "İlim ve Edebiyat Eserleri" başlıklı 2. maddesinde sayılan ilim ve edebiyat eserlerinden olan davacıya ait test, rapor ve bütün olarak kişilik envanterinin davalılar tarafından kötüniyetli olarak birebir aynısının kullanılarak piyasaya sunulmasının davalının eser haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespiti ile bu tecavüzün durdurulması ve önlenmesinin öncelikli talepleri olduğunu, bu talebin kapsamında davalıların bu testleri kullandığı ... ve ... alan adlı internet sitelerinin erişiminin  tedbiren engellenmesini ve dava sonunda tamamen durdurulmasını, fazlaya yönelik hakları saklı kalmak şartıyla, uğranılan zararın şimdilik 1.000,00 TL'nin üç katı 3.000,00 TL'nin, manevi tazminat olarak 46.000,00 TL'nin  ve ayrıca elde edilen karın şimdilik 1.000,00 TL'sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, kararın ulusal gazetelerde yayınına karar verilmesini talep etmiştir. TEFRİK KARARI:Mahkemece; 28/03/2019 tarihli tensip ara kararı ile davacının tazminat taleplerine ilişkin davasının asıl davadan tefrik edilerek, ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilmiştir.CEVAP:Davalılar süresinde cevap dilekçesi sunmamışlar, davalı ... duruşmadaki beyanında: ...’ın  bilimselliği kanıtlanmayan bir sistem olduğunu,  kendisinin alanında uzman psikolog olduğunu, ...’in yaptığı bilimsel makalede bahsettiği  ... 'ın bilimselliğinin kanıtlanmadığını,  davalı şirketle  bir ilgisi bulunmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır.Davalı ... duruşmadaki beyanında :  davalı şirketin kurucu ortaklarından olduğunu, davalı ...’in ifadelerine  katıldığını,  aynı zamanda davacı vekilinin ... firmasının envanterinin sanki tüm dünyada kullanılan bir envantermiş gibi ifade etmesinin yanlış olduğunu, bununla birlikte Türkiye’de ...'ın bilimselliğinin net olarak ortaya konmadığını, davacı firma tarafından ücret karşılığında 100 adet test satın alındığını, yine davacı firmanın ilk dilekçesinde belirtmiş oldukları, 80 adet testin kullanıldığını, 20 adet hakkının kaldığını ve bu hakkın kullanılmasına yönelik davacı firma yetkililerinin mail aracılığı ile belirtmiş oldukları "değişiklik yapabilirsiniz" ifadesine binaen 20 adet hakları olan ücret karşılığında alınan testlerin kullanıldığını, soruların davacı firma tarafının belirtmiş olduğu dilekçede ekiplerinden olduğu ifade edildiği...’ın vasıtası ile taraflarına soruların iletildiğini, bu minvalde davacı firmanın isnatlarının eksik ve yanlış suçlamaya dönük olduğunu düşündüklerini beyan ettiği görülmüştür.Davalı ...  vekili dosyaya sunduğu beyan dilekçesinde; ... firmasının kimle nasıl bir bağlantısının olduğunu bilmemekle beraber, hiçbir şekilde bilirkişinin değiştirilmemesini istediklerini, ... bilimselliği ile alakalı hala daha net ifadeler kullanılmamış olup, şüphe olduğunu, Avrupa bilim dünyasında da kabul görmediğini, davacı firmanın dilekçelerinde ... adının geçmesine rağmen ve kendisini şirket ortağı olarak davalıya tanıtmasına rağmen, 12.11.2019 tarihinde yapılan duruşma esnasında sorulduğunda, firma yetkilisi olarak ...'ın söz hakkı aldığını ve ...'ın ... firması yetkilisi ve ortağı olmadığının ifade edildiğini, duruşmada gerçeklesen bu olayın davacı firmanın nasıl ve ne şekilde hareket ettiğinin, şahıslarına yönelik yapılan tüm ifadelerin yanlış olduğunu gösterdiğini, ... firmasının ilk vekili Av. ... tarafından müşteri gibi aranıp şahıslarından test ve raporlama istendiğini, kendilerinin de ilk tedbir talepli dilekçelerinde ifade ettikleri gibi 20 adet hakları olan kontörden test ve raporlama yapıldığını ve tarafına iletilişmiş olduğunu, ... ile şahıslarının mailleştiklerini ve soruların taraflarına iletmiş olduğunu,  daha önceden kendilerinin de dilekçe (tedbir talepli ilk dilekçe) de ifade ettiği gibi, 20 adet kontör haklarının olduğunu ve onu kullandıklarını 100 adet kontör satın alırken ... firması ile Whatsapp ortamında mesajlaşmalarında istenilen yerlerde değişiklik yapılabileceğini ifade ettiklerini, bilirkişi raporunda da ifade edildiği üzere, bilimsel ve objektif testler arasında enneagramın yer almadığını, üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan kitaplarda enneagramın geçmediğini, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, yazılımın, soruların ve raporların ilmi ve edebi eserler niteliğinde olmayıp, fikri ve sınai haklar kapsamında değerlendirilmediğini, ... kadim bir bilgelik olup, kimsenin uhdesi altında olmadığını belirtmiş, 12.11.2019 tarihli duruşmada firma vekilinin vermiş olduğu beyanların doğru olmayıp davacı firmanın Envanterinin Harvard Üniversitesi'nde görülmediğini, ifadelerinin eksik ve doğru olmayan ifadeler olduğunu beyan ettiği tespit edilmiştir.İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 16/12/2022 tarihli 2019/90 E. - 2022/217K. sayılı kararıyla; "...İncelenen dosya kapsamı, bilirkişi  raporları kayıt ve belgeler, sicil dosyaları,taraf iddia ve savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, davacı vekili, davacının... kişilik envanteri isimli Algoritmanın yaratıcısı ve sahibi olduğunu aynı zamanda ... sayılı  ... isimli markanın tescilli sahibi olduğunu. Davaya konu uygulamanın eser niteliğinde olduğunu. Davalılarca, davacının eseri ... isimli internet sitesi üzerinden kullanıldığını. Buna ilişkin e-tespit tutanağı yaptırıldığını. Davalılardan ...'ın da kendi internet sitesi ... üzerinden aynı testi paylaştığını. Bu durumun FSEK den kaynaklanan mali ve manevi hakların ihlali niteliğinde olduğunu belirterek, eser hakkına yönelik tecavüzün tespiti, durdurulması ve meni ile maddi manevi tazminat talebinde bulunduğu, tazminat taleplerinin tefrik edildiği, davaya sadece eser hakkına yönelik tecavüzün tespiti, durdurulması ve meni yönünde devam edildiği, davacı tarafından tedbir talebinde bulunulmuş olmakla, davalı beyanı alınmadan aldırılan 28/05/2019 tarihli bilirkişi raporunda; davacının ... isimli sisteminin eser niteliğinde olmadığı yönünde görüş bildirildiği, tedbirin reddine karar verildikten sonra dava dilekçesinin davalılara tebliğ edildiği, davalılarca davanın reddinin talep edildiği, mahkememizce tüm deliller toplandıktan sonra dosyanın yeni bir heyete verildiği, 10/12/2020 tarihli bilirkişi  heyet raporunda davacıya ait  ...  kişilik envanteri isimli test içeriğinin ilmi eser niteliğinde olduğu fakat davalı internet sitelerinde yer alan mizaçenneagram test içeriklerine ulaşılamadığından tecavüz tespit edilemediği yönünde görüş bildirildiği. Mahkememizce her iki rapor arasında çelişki olması üzerine dosyanın yeni bir heyete tevdi edildiği, 12/04/2021 tarihli raporda, davaya konu  ... kişilik envanteri isimli testin herhangi bir özgünlüğü ve orjinalliği olmadığı bu sebeple eser olarak değerlendirilemeyeceği yönünde görüş bildirildiği. İş bu rapor alındıktan sonra davacı vekilince 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporunu kısmen kabul ettiklerini itiraz yönünde ek rapor aldırılmadığı belirtilerek itiraz edilmesi üzerine mahkememizce hukuki dinlenilme ve yargılamada eksiklik olmaması bakımından davacı vekilinin itirazlarının ikinci rapor olan 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporunu hazırlayan heyete tevdi edildiği o heyetçe aldırılan ek rapor ile davalı ... A.Ş nin davacının FSEK kapsamındaki mali haklarını ihlal ettiği yönünde 10/06/2022 tarihli rapor tanzim edildiği buna göre tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde dava; fsek den kaynaklı mali ve manevi haklara yönelik tecavüzün tespiti, önlenmesi ve menine ilişkin olup davacının ... kişilik envanteri isimli testin sahibi olduğu yine dosya içerisindeki belgelerden davalılardan ...'ın davacıdan bu testi satın aldığı, davacının iddiasına göre, davalıların, davacıya ait ... kişilik envanterini davalılara ait ... ve ... isimli internet sitelerinde yayınladıkları ve bu yayınlardan haksız kazanç elde ettikleri,   öncelikle her üç bilirkişi raporunda da davalılara ait internet sitelerinde yer alan kişilik testlerinin davacıya ait ...isimli kişilik envanterine yönelik tecavüzde bulunulduğuna dair bir tespit yapılamamış sadece 2. Heyet raporunda davacı tarafından dava açılmadan önce tespiti yapılan Bakırköy ...Noterliği'nin 27/02/2019 tarih ...ve ... yevmiye numaralı E- tespit tutanaklarına dayanılarak ihlal olduğu yönünde ek rapor tanzim edildiği, mahkememizce davaya konu davacı tarafından yaratıldığı iddia edilen ve kullanılan ...  kişilik envanterinin eser niteliğinde olup olmadığı yönünden aldırılan ilk 28/05/2019 tarihli raporda eser niteliğinde olmadığı,  ikinci heyet raporu olan 10/12/2020 tarihli rapor ve iş bu raporun eki olan 10/06/2022 tarihli rapor ile davacıya ait kişilik envanterinin eser olduğu sonucuna ulaşılmış mahkememizce her iki rapor arasında çelişki olması sebebi ile resen dosyanın yeni bir heyete tevdi edildiği ve bu heyetten aldırılan 10/04/2021tarihli raporda davaya konu kişilik envanterinin eser niteliğinde olmadığı yönünde görüş bildirildiği. Buna göre de davacıya ait ... isimli kişilik envanteri uygulamasının eser niteliğinde olduğu hususunun ispatlanamadığı konusunda uzman bilirkişi heyetine göre bu  uygulamanın herhangi bir orjinalliği olmayan herkes tarafından uygulanabilen eser niteliği olamayacak nitelikte olduğunun belirtilmesi karşısında eser niteliğinde olmayan iş bu ...  envanterine dayalı olarak FSEK den kaynaklı hakların talep edilemeyeceği" gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Davacı  vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; davalıların davaya cevap dilekçesi sunmadıklarını, bilirkişi deliline dayanmadıklarını, davalıların daha sonra delil sunma taleplerinin kabul edilemeyeceğini, Davalılarca 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporuna karşı yasal süresi içerisinde bir beyanda bulunulmadığını, itiraz edilmediğini, ilk derece mahkemesinin kararının müvekkili lehine kazanılmış usuli hakka, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun amir hükümlerine ve yüksek yargı kararlarına aykırılık teşkil ettiğini,... konusuna dair yetkin bilirkişilerden alınan 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporunda müvekkiline ait ''...'nin'' testlerin, sorularının içeriği, sırlanışı, cevap seçenekleri, akıllı algoritması dikkate alındığında FSEK kapsamındaki tamamen ilmi eser olduğunun tespit edildiğini, bu raporun davalı ...'a 29/12/2020 tarihinde, davalı ...'a 09/02/2021 tarihinde, davalı ... A.Ş.'ye 02/02/2021 tarihinde tebliğ edildiğini, fakat davalılarca süresi içerisinde herhangi bir beyan sunulmadığını, rapora itiraz edilmediğini, farklı bir bilirkişi heyetine dosyanın tevdi ile rapor alınması veya ek rapor tanziminin de talep edilmediğini,İlk Derece Mahkemesi tarafından; işbu usuli kazanılmış hakka aykırı olacak şekilde, davalıların süresinde olmayan itirazları da dikkate alınarak, dosyanın farklı bir bilirkişi heyetine gönderildiğini ve müvekkiline ait  ''...'' nin eser olup olmadığı hususunda tekrar rapor alınması yönünde karar verildiğini, nitekim daha öncesinde Mahkemeye '' ... '' konusunun özel bir uzmanlık alanı olduğu, davranış bilimleri ve ... metodu konusunda uzman bir bilirkişiye dosyanın tevdi gerektiği de izah edilmiş olmasına rağmen, müvekkilinin usuli kazanılmış hakkına aykırı şekilde alınan işbu raporda bu hususun da dikkate alınmadığını, neticeten hem ... teorisine, hem de müvekkiline ait ilmi esere ilişkin hatalı değerlendirmeler içeren 12/04/2021 tarihli bilirkişi raporunun alındığını, ayrıca bu raporun usule, hukuka ve yüksek yargı kararlarına aykırı şekilde hükme esas alındığını, bu nedenle yerel mahkeme kararının kaldırılması ile haklı davalarının kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini,Mahkemenin gerekçeli kararının aksine, raporlar arasında çelişki bulunmadığı, çünkü ilk rapordan sonra konunun özel bir uzmanlık alanı gerektirdiği kabul edilerek, bilirkişi listesine kayıtlı akademisyen ve uzman kişiler araştırıldıktan sonra, dosya 10/12/2020 tarihli raporu hazırlayan bilirkişi heyetine tevdi edildiğini,10/12/2020 tarihli bilirkişi raporunda müvekkiline ait ''...'' nin tamamen ilmi bir eser olduğunun ortaya konulduğunu, bu raporun dosya kapsamında işbu alanda yetkin bilirkişilerce düzenlenen tek rapor olduğunu,Anılan rapora karşı ise davalılarca süresi içerisinde itiraz edilmediğini, beyanda bulunulmadığını, tekrar bilirkişi raporu alınmasının talep edilmediğini, davalılarca 10/12/2020 tarihli raporun kabul edildiğini, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 281. maddesi ve Yüksek Yargı Kararları uyarınca müvekkil lehine usuli kazanılmış hak doğduğunu,  kabul anlamına gelmemekle birlikte, ilk derece mahkemesi tarafından dosyanın re'sen farklı bir bilirkişi heyetine tevdi ile rapor alınması halinde dahi; davalılarca bir önceki bilirkişi raporuna itiraz edilmediğinden, sonradan alınan raporun müvekkilinin daha aleyhine olması durumunda, müvekkili lehine  olan önceki rapora ( 10/12/2020 t. rapor)  istinaden hüküm kurulması gerekeceğini, çünkü Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, önceki rapora itiraz edilmemekle bu raporun davalılar bakımından kesinleştiğini, mahkeme tarafından da usuli kazanılmış hakka riayet edilmek suretiyle hüküm kurulması gerektiğini, tüm dosya kapsamı ile davalıların müvekkiline ait Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'ndan doğan haklara tecavüz ettiklerinin kanıtlandığını belirterek, bu durumun da müvekkilinin seneler süren bilimsel çalışmasına zarar verdiğini, istinaf başvurularının kabulü ile, İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/90 E.  2022/217 K. sayılı kararının kaldırılmasına ve haklı davalarının kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine dair hüküm kurulmasını talep etmiştir.İlk derece mahkemesince aldırılan Psikolog ..., FSEK uzmanı ... ve bilişim uzmanı ...’ten alınan 28/05/2019 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde; "... Davacıya ait olduğu belirtilen bahsi geçen "..." internet web sitesinin kullarımda ve aktif olduğu, alan adının ... (sahip) bilgileri kontrol edildiğinde bu alan adının 08.05.2017 tarihinin kayıt olunduğu ve site sahibinin "..." kişiye ait olduğu ve ilgili internet sitesinin içeriği özetle; "..., profesyonel iş hayatında, kişisel gelişimde ve eğitim hayatında kullanılabilen; özgün üretilmiş, analitik raporlama yeteneğine sahip bir kişilik envanteridir." olduğu internet sitesinin "...?" sayfasında açıkça belirtildiği, davalıya ait olduğu belirtilen bahsi geçen "..." internet web sitesinin kullanımda ve aktif olduğu, alan adının whois (sahip) bilgileri kontrol edildiğinde bu alan adının 07.09.2012 tarihinin kayıt olunduğu ve site sahibinin "..." kişiye ait olduğu, davalıya ait olduğu belirtilen bahsi geçen "..."  internet web sitesinin kullanımda ve aktif olduğu, alan adının ... (sahip) bilgileri kontrol edildiğinde bu alan adının 15.10.2018 tarihinin kayıt olunduğu ve site sahibinin "..." kişiye ait olduğu ve ilgili intemet sitesinin içeriği özetle; "Davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu şekilde oluştuğu, test sorularını incelemek için ilgili sayfaya girildiğinde site yöneticisi/sahibi tarafından kişiye özel Referans Kodu oluşturulup verildikten sonra Test Sorularına ulaşılabilindiği, bu sebeple Test Sorularına erişim sağlanamamıştır. Fakat Davacı tarafından dosyaya sunulan E-Tespit ekran görüntüleri incelendiğinde davacının sunduğu soruların bu siteler üzerinden gerçekleştirildiği" kanaatine varıldığı. davacı tarafından oluşturulan ve dava dilekçesinde "bireylerin kişilik özelliklerini, imkân ve potansiyellerini, özel ve sosyal yaşamlarında bunları nasıl ve ne şekilde kullandıklarını, yetkinliklerini, motivasyon kaynaklarını, rahat ve stres durumlarında nasıl davrandıklarını gösteren analitik bir raporlama sistemi" şeklinde beyan edilen sistem;...,... Kişilik envanteri, 5 Faktör Kişilik Envanteri, Beck Depresyon ölçeği testi gibi objektif ve bilimsel geçerliliği kanıtlanmış testlerden esinlenerek oluşturulmuş, piyasada birçok farklı isim altında sunulan test ve benzeri sistemlerden birisi olmakla, bilimsel olarak herhangi bir özgünlük ve orijinallik içermemekte olduğu, dolayısıyla söz konusu soruların FSEK m.2 anlamında eser niteliğini haiz olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. " şeklinde görüş bildirildiği tespit edilmiştir.  İlk derece mahkemesince FSEK uzmanı ..., psikolog ... ve bilişim uzmanı ...’ten oluşan bilirkişi heyetinden alınan 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde; "...1. ... alan adında bulunan internet sitesinde kişilik değerlendirme envanteri ve hizmetinin tanıtımı ile ... alan adındaki internet sitesinden meslektercihi.com alan adındaki internet sitesine verilen bağlantı ile bu eğitimin satışının yapıldığı, iletişim bilgilerinin; ... A.Ş., telefon numarasının ...(...) ..., adresinin ... ÜSKÜDAR / İSTANBUL / TÜRKİYE, e-posta adresinin ... şeklinde olduğu, 2. ... alan adında bulunan internet sitesinde meslek tercihi değerlendirme envanteri hizmetleri, danışmanlığı ve mesleki gelişim eğitimleri tanıtımları ve satışının yapıldığı, iletişim bilgilerinin; ... A.Ş., telefon numarasının..., adresinin ... ÜSKÜDAR / İSTANBUL / TÜRKİYE, e-posta adresinin ... şeklinde olduğu,3. ... alan adında bulunan İnternet sitesinde muhtelif psikolojik danışmanlık hizmetler hakkında bilginin ve tanıtımının yer aldığı, iletişim bilgilerinin; telefon numarasının (...) ..., adresinin ... Merkez/Kütahya, e-posta adresinin ... şeklinde olduğu, internet sitesinde “...” adında bir sayfa ancak kullanıcı tarafından çevrimiçi yapılabilecek bir kişilik değerlendirme envanteri testinin bulunmadığı, 4. ... alan adında bulunan internet sitesinin inceleme yapılan tarihlerde erişebilir olmadığı, web.archive.org üzerinde yapılan arşiv kaydı sorgulamasında ... alan adı için 27 Ocak 2019 ile 12 Kasım 2019 tarihleri arasında çeşitli tarihlerde alınmış toplam 6 adet arşiv kaydının olduğu, 27 Ocak 2019 ile 13 Ekim 2019 arasında alınmış 5 adet arşiv kaydının birbirlerine benzer olduğu, arşiv kayıtlarının görsel ve yapısal olarak bozuk olduğu ve içeriğin tam olarak görüntülenemediği, internet sitesinin arşiv kayıtlarında muhtelif testler hakkında sayfaların yer aldığı, bu sayfalar arasında “...” adlı sayfanın yer aldığı ve bu sayfada “...” ibareli bağlantının yer aldığı ancak bu bağlantının arşiv kaydında çalışmadığı, iletişim bilgilerinin mevcut olduğu, 5. Davacıya ait ... alan adında bulunan internet sitesinin “...” sayfasında kullanıcıların şifre ile giriş yapabileceği bir alan yer aldığı ve şifre “...” ile giriş yapıldığında kullanıcıdan kişisel bilgilerini girmesi gereken bir sayfaya yönlendirildiği, bilgiler girildikten sonra kullanıcının internet sitesi üzerindeki 73 sorudan oluşan teste yönlendirildiği, test tamamlandığında, test sonuçlarının internet sitesi üzerinde kullanıcıya sunulmadığı, sonuçların değerlendirilmek üzere firmaya iletildiğine dair mesajın sayfada gösterildiği, 6. Davacı tarafından “...” olarak ifade edilmiş olan testlerin içeriğinin sorularının içeriği, sırlanışı, cevap seçenekleri dikkate alındığında FSEK kapsamındaki tamamen ilmi eser olduğu ,7. Davacının web sitelerinde, ilmi eser mahiyetindeki testlerin ““...” ve “...” ibareleri ile kullanımının yapıldığı, — davalılarca kullanıldığı belirtilen ... alan adında bulunan internet sitesinde muhtelif psikolojik danışmanlık hizmetler hakkında bilginin ve tanıtımının yer aldığı, internet sitesinde “...” adında bir sayfa ancak kullanıcı tarafından çevrimiçi yapılabilecek bir kişilik değerlendirme envanteri testinin bulunmadığı, bu web sitelerinde “...” olarak testleri uyguladığı tespit edilmiş ise de, testin içeriklerine ulaşılamadığından davacıya ait test içerikleri ile birebir karşılaştırması yapılamadığından davalıların kullanımlarının davacının FSEK kapsamındaki mali ve/veya manevi haklara tecavüz edip etmediği yönünde herhangi bir tespit yapılamadığı..." yönünde görüş bildirdikleri tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesince bilgisayar mühendisi  ..., psikolog ... ve fikri haklar konusunda uzman ...’dan oluşan bilirkişi heyetinden alınan 12/04/2021 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde; “…Davaya konu test, soruları ve yazılım olarak sıralanışında sahibinin hususiyetini taşıma öznel kriterini yerine getirmediğinden eser niteliği taşımadığı ve bu nedenle eser sahibinin mali manevi haklarına yönelik tecavüz söz konusu olmadığı…” yönünde görüş bildirdikleri tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesince FSEK uzmanı ..., psikolog ... ve bilişim uzmanı ...’ten oluşan bilirkişi heyetinden alınan 21/01/2922 tarihli ek rapor incelendiğinde; tüm dosya kapsamı, tarafımızdan yapılan incelemeler neticesinde 10/12/2020 tarihli kök raporlarında belirttikleri görüş ve kanaatlerini değiştirecek herhangi bir hususun tespit edilemediğine dair görüş bildirdikleri tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesince aynı heyetten alınan 10/06/2022 tarihli bilirkişi ek raporu incelendiğinde; "...1-Tüm dosya kapsamına ek olarak davalılardan ... AŞ tarafından kullandığı iddia edilen raporlandırma örnekleri yeni delil kapsamında değerlendirildiğinde raporlandırmaların eş anlamlı kelimeler ile aynı içeriği sunduğu düşünüldüğünde, davalılardan ... AŞ.nın davacıya ait FSEK kapsamındaki mali haklarını ihlal ettiği, 2-FSEK kapsamında davacının mali haklarını ihlal eden davalının tazminat taleplerinin belirlenmesi için davalılardan .... AŞ nın ticari kayıtları incelenerek sözkonusu testin kullanılması ve uygulanmasından elde ettiği gelirin tespit edilerek buna göre hesaplamanın yapılması gerektiği, 3-Manevi tazminatın takdiri ve miktarının tespitinin Sayın mahkemenize ait olduğu…" yönünde görüş bildirdikleri tespit edilmiştir.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Her ne kadar davacı vekili davalıların süresinde cevap dilekçesi sunmadıklarını, bu nedenle bilirkişi deliline dayanamayacaklarını, ayrıca alınan bilirkişi raporuna itiraz etmedikleri için müvekkili lehine usuli kazanılmış hak doğduğunu belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da, HMK’nun 266/1. maddesi uyarınca davanın çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgi gerektiren durumlarda hakim  taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşüne başvurabilir. Dava konusu da hukuk dışında bilgi gerektirdiğinden, davalı tarafça bilirkişi deliline dayanılmasa bile, hakimin kendiliğinden bilirkişiden rapor istemesinde usule aykırılık yoktur.Yine HMK’nun 33/1. maddesi uyarınca hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında taraflarca itiraz edilmese dahi, yeterli olmayan veya doğru tespitler içermeyen bilirkişi raporu yerine yeniden bilirkişi raporu alınmasında da usule aykırılık bulunmadığı gibi, davacı lehine usuli kazanılmış hak da söz konusu olmaz. Bu nedenlerle davacı vekilinin usule ilişkin istinaf talepleri kabul edilmemiştir.Davacı vekilinin esasa ilişkin istinaf talepleriyle ilgili yapılan incelemede; her ne kadar 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporunda ve aynı heyetten alınan ek raporlarda davacı tarafından “...” olarak ifade edilmiş olan testlerin içeriğinin, sorularının içeriği, sırlanışı, cevap seçenekleri dikkate alındığında FSEK kapsamında ilmi eser olduğuna dair görüş bildirilmişse de, bilirkişilerin davacı tarafa ait analitik raporlama sisteminin algoritmasının incelemedikleri,  alınan 28/05/2019 ve 12/04/2021 tarihli bilirkişi raporları ve davacı tarafça dava dilekçesinde ve ekinde dosyaya sunulan e-tespit tutanakları incelendiğinde; genel adı enneagram olan kişilik analizine ilişkin ve davacı tarafça geliştirildiği iddia edilen analitik raporlama sisteminde yer alan bir kısım soruların davalılar tarafından kullanıldığı tespit edilmişse de, davacı tarafından oluşturulan ve dava dilekçesinde bireylerin kişilik özelliklerini ölçtüğü iddia edilen testin analitik bir raporlama sistemi şeklinde beyan edilen ..., ... vb. gibi objektif ve bilimsel gerçekliği kanıtlanmış testlerden esinlenilerek oluşturulmuş, piyasada birçok farklı isim altında sunulan test ve benzeri sistemlerden birisi olduğu, bilimsel olarak herhangi bir özgünlük ve orijinallik içermediği, bu soruların tüm kişilik testlerinde sıklıkla kullanılan sıradan sorular oldukları, fikri bir çabanın ürünü olmadıkları, hususiyet arz etmedikleri, bu nedenle FSEK kapsamında eser niteliğinde olmadıkları tespit edilmiştir.Davacı tarafın bu sorulara verilen cevaplara göre kişilik analizi yapmakta kullandığı algoritmasının hususiyet arz ettiği varsayılsa bile, mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemeleri ile davalıların bu algoritmayı kullandıklarının tespit edilemediği, davacı tarafça da davalıların bu algoritmayı kullanmadıklarını ve bu nedenle doğru sonuçlar çıkmadığını açıkça beyan ettikleri, davalıların davacı tarafa ait "..." adını da kullanmadıkları, bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir. 29/01/2025