| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1984 E:2023/961 | 1995
öncesi sinema eserlerinde eser sahipliği | Davacı vekili; müvekkilinin senaryo yazarı olduğunu, davalı ...
kanalında 01/12/2002 'den 30/11/2004 tarihine kadar ve 2006 yılı boyunca
gösterilen Türk filmlerinin diyalog ve senaryo yazarı olduğunu, ancak
davalının müvekkiline herhangi bir gösterim - telif ücreti ödemediğini,
müvekkilinin bunun üzerine davalıya ihtarname çektiğini ancak sonuç
alamadığını, müvekkilinin gerek FSEK gerekse Anayasa Mahkemesi'nin 2010/73
Esas 2011/176 Karar sayılı ilamı ile, eser sahibi olup bu filmlerinin
gösterimi ile ilgili mali - telif haklarına sahip olduğunu, alacağı tahsil
için başlattıkları icra takibi için davalının haksız itirazı sonucu durduğunu
belirterek itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı
vekili; davacının daha önce İstanbul 2. FSHHM'nin 2004/999 Esas sayılı
dosyada aynı konuda dava açtığını, mahkemenin hangi sıfatla hangi filmler
üzerinde hak sahibi olunduğunun dava dilekçesinde açıkça belirtilmemesi
nedeniyle dava dilekçesinin iptaline karar verildiğini, kararın davacı yönünden
kesinleştiğini, yine davacının İstanbul 1. FSHHM'nin 2005/431 Esas sayılı
dosyasında dava açtığını, bu davanın da açılmamış sayılmasına karar
verildiğini, alacak iddialarının zaman aşımına uğradığını, davacının aktif
dava ehliyeti bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.İSTANBUL
1.FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ 21/09/2017 TARİH, 2017/233 E.,
2017/193 K. sayılı kararı ile;
"davacının davasının esastan reddine" karar verilmiş, davacı vekili
istinaf kanun yoluna başvurmuştur.İstinaf mahkemesince yapılan incelemede ,
davacının 1995 yılından önce yapımına başlanan filmler yönünden eser
sahipliğinden kaynaklanan mali hakları bulunmadığı, mahkemece davacının eser sahibi olmaması
nedeniyle davanın husumetten reddi gerekirken esastan reddine karar
vermesinin yerinde görülmemiş olup bu husus resen bağlamında dikkate alınarak
HMK'nun 353/1-a-4 ve 353/-b-2 maddeleri gereğince kararın kaldırılmasına ve
davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine" şeklinde karar verilmiş,
davacı vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur.Davacı vekili temyiz
dilekçesinde;1995 yılı sonrası yapılan değişiklikler ile Kanun koyucunun hak
sahiplerinin haklarını korurken yasal düzenlemede geç kalındığının farkına
vardığını ve korumaları en üst düzeyde geçmişe etkili olarak sunmak için
gerekli düzenlemeleri yaptığını, söz konusu yasal değişikliklerden önce de
zaten Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Roma Sözleşmesi,
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) Anlaşması gibi uluslararası sözleşmelerle
senaryo ve diyalog yazarı ile icra sanatçılarının haklarının korunduğunu,
Mahkemenin 5846 sayılı Kanun'un Ek 2
nci maddesini yanlış ve dar yorumladığını, ancak 1995 yılında meydana gelen
değişikliğin esasen sanatçılara sağlanan bağlantılı hakların 1995 yılından
sonraki yapımlarla sınırlı tutulması olmadığını, Kanun koyucunun asıl
amacının 1995 yılı öncesinde yapımı gerçekleşen filmler yönünden bu hakların
uygulamasının ancak 1995 sonrası için geçerli olacağı olduğunu, 1995 öncesi
filmler üzerinde 1995 sonrası değişiklikler ile sağlanan haklar nedeniyle
ortaya çıkan mali imkanların, bu filmler üzerinde emeği olan ve yasal
düzenlemede belirtilen tüm eser sahipleri ile bağlantılı hak sahipleri
arasında adil şekilde dağıtılması gerekeceğini, müvekkilinin diyalog, senaryo
yazarı olarak 5846 sayılı Kanun'a göre
hak sahibi olduğunu, Türk sinema tarihi içerisinde çok önemli bir yeri olan
Guinness rekorlar kitabına en fazla filme çekilmiş senaryo sahibi kişi olarak
dahil edilen müvekkilinin filmlerinin, TV kanallarında yüksek reyting
saatlerinde yayınlanması ve müvekkiline herhangi bir ödemenin yapılmamasının
kanuna ve hakkaniyete aykırı olduğunu
belirterek kararın bozulmasını istemiştir.. Karar Yargıtay aşamasında
bozulmakla duruşmalı inceleme yapılmış ve usul ve yasaya uygun bozma ilamına
uyulmasına karar verilerek esas yönünden bilirkişi raporu
alınmıştır.Bilirkişi heyetinin yeterli ve hükme elverişli nitelikteki ek
raporunda; dava konusu filmlerin eser niteliğinde olduğu tespit edilerek,
dosyada mevcut delillere göre 45 filmin senaristinin davacı ... olduğu,
filmlerin 1995 öncesi yapımlar olduğu, davalı ...nin, Ocak 2006 - Aralık 2006
tarihleri arasında, davaya konu olan filmleri senaristlik ve yönetmenlikten
kaynaklanan eser sahipliğinin toplamda 892 defa olmak üzere yayınladığı, ...
tarafından gönderilen 07.10.2015 tarihli cevabi müzekkere uyarınca, filmlerin
meslek birlikleri ortak tarifesi gereğince ödenmesi gereken bedelin her bir
film için her bir gösterim sayısı başına 160 TL olduğu, gösterim sayısının bu
bedel ile çarpımı yoluyla elde edilen hesaplama uyarınca, davacının 142.720
TL mali hak bedeli talep edebileceği belirlenmiştir.Kök bilirkişi raporunda
mali hakların davacı uhdesinde olduğunun kabul olunacağına yer
verildiği, kök rapora karşı
itirazların ek raporda değerlendirildiği, davacı yanın yeni rapor talep
etmediklerini beyan ettiği de dikkate alındığında neticeten davacının istinafının kısmen kabulüne,
kararın kaldırılmasına, davalının takibe itirazın kısmen iptaline dair yeniden hüküm kurulmasına dair karar
verilmiştir. 25/12/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 37. HUKUK DAİRESİ | K:
2024/3299 E:2024/1045 | Güzel
sanat eseri sahibinin malik ve zilyede karşı hakları (esere erişim hakkı)
(FSEK m.17), Görev | Somut olayda; davacı harici dernek tarafından bağışlanan ve
kendi bünyesindeki kütüphanede sergilenen eserlerin davalı tarafça geçici
süre alınmasına rağmen bağışlama sözleşmesine aykırı olarak iade edilmediği
gerekçesi ile iadesi talep edilmiştir. Davacı, davalı tarafından taraflarına
elden bağış kapsamında teslim edilen ancak sonrasında rıza dışı alınan
exlibris eserlerinin iadesine ilişkin davayı açmış, alınan bilirkişi
raporunda, davaya konu eserlerin FSEK kapsamında özgün sanat eseri olarak
değerlendirilmesi gerektiğinin bildirildiği, Fikri ve Sınai Haklar ile ilgili
mevzuat çerçevesinde; 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve bu kanuna
göre çıkarılan ilgili kanun hükmünde kararnamelerin kapsamı, fikri ve sınai
hakların (fikir ve sanat eserleri ile marka ve benzeri hakların)
niteliklerinin ve hak sahiplerinin belirlenmesi ile korunmasına ilişkin olup
davaya konu uyuşmazlık kapsamında hak sahipliği hususunun irdelenmesinde
görevli mahkemenin özel görevli mahkeme olan Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk
Mahkemelerinin görevli olduğu
gerekçesiyle yerel mahkemece görevsizlik yetkisizlik kararı verilmiştir.
İstanbul 4.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk
Mahkemesince,"...zilyetliğine dayanılan ürünlerin eser
niteliğinin görevli mahkemenin tespitine yönelik bir farklılık yaratmadığı
kanaati ile 5846 Sayılı Yasadan kaynaklanan bir hakkın varlığı, yokluğu veya
tecavüze ilişkin bir uyuşmazlık olmadığından ve ilgili mevzuat hükümlerinin
uygulama yeri bulunmadığından, genel mahkemelerin görevli
olduğu..."gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. 5846 sayılı
FSEK'den kaynaklanan hakların mevcudiyeti ve ihlaline yönelik bir iddia ileri
sürülmediği ve tescilli tasarım veya marka hakkına dayalı herhangi bir istem
de söz konusu olmadığına göre, davada 5846 sayılı FSEK hükümlerinin
uygulanması söz konusu olamayacağı gerekçesiyle uyuşmazlığın İstanbul 41.Asliye Hukuk
mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekeceğine karar
verilmiştir.24/12/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ | K:
2024/1581 E:2021/1245 | Sinema
oyunculuk sözleşmesinin icracı sanatçı tarafından feshedilmesi | Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin sinema sektöründe
yapımcı olarak faaliyet gösterdiğini, "..." isimli bir sinema
filminde oyuncu olması karşılığı ... ve ajansı ... ile müvekkili arasında
oyunculuk sözleşmesi akdedilerek bu kapsamda davalı ...'a 75.000,00 TL, diğer
davalı şirkete ise 15.000,00 TL avans ödemesi yapıldığını, ancak daha sonra
davalı oyuncunun set için davet edildiği halde icabet etmediği gibi hiçbir
haklı sebep yokken başka bir proje ile anlaşarak yapım sürecinden ayrıldığını
ve davalı tarafça gönderilen 27/06/2019 tarihli e-mail ile ise sözleşmenin
sona erdirildiğinin bildirildiğini, davalıların, herhangi bir edim ifa
edilmediği halde müvekkilinden aldıkları avans bedellerini iade etmediğini,
fesih gerekçelerinin haklı sebeple fesih sebebi oluşturmadığını, avans
bedelinin tahsili amacıyla ayrı ayrı başlatılan icra takiplerinin davalıların
itirazı sebebiyle durduğunu belirterek icra takibine karşı yapılan itirazın
iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına
hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili
cevap dilekçesinde; müvekkilleri arasında ihtiyari dava arkadaşlığı
bulunduğunu ve tacirlere ilişkin hükümlerin uygulanamayacağı müvekkili ...
yönünden 5846 sayılı FSEK hükümleri kapsamında Fikri Sınai Haklar Hukuk
Mahkemesinin görevli olduğunu, taraflar arasında müvekkili ...'ın, yapımcı
davacı tarafın mali ve manevi haklarına sahip olduğu "..." adlı
sinematografik eserde oyunculuk yapması ile ilgili sözleşme imzalandığını,
davacı tarafından sunulan icapta belirtilen senaryo, yönetmen, oyuncular,
çekim tarihleri ve diğer bilgiler müvekkili tarafından uygun bulunarak
sözleşme ilişkisinin kurulduğunu, buna rağmen davacı tarafından senaryo,
yönetmen ve müvekkillerine taahüt edilen başrol oyuncularının müvekkilinin
yazılı onayı alınmadan değiştirildiğini, bu durumların müvekkiline sözleşmeyi
haklı nedenle fesih imkanı tanıdığını, tüm bunlardan sonra çekimlerin
başlaması beklenmiş ise de, 03/07/2019 tarihi itibari ile halen başlanmayan
çekimlerin bitirilmesi fiilen imkansız hale geldiğinden müvekkilinin fesih ve
ödenen bedelin muhafazası hakkı doğduğundan bahisle noter ihtarı ile
sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmenin "mali hükümler" başlığını
taşıyan 4. maddesi uyarınca, ödenen avans bedelinin iadesi talebinin haksız
ve yersiz olduğunu, çekimlere başlanmaması nedeniyle başkaca teklifleri
reddetmek durumunda kalan müvekkilinin menfi zararının oluştuğununu, sözleşme
uyarınca başka projede yer almak için davacıdan onay alması gerekmeyen
müvekkilinin bu sebeple sözleşmeyi feshettiği iddiasının gerçek dışı
olduğunu, müvekkili menajerlik firması yönünden sözleşmenin, hükümleri
itibariyle tellaliye sözleşmesi
olduğunu ve oyuncu ile yapımcıyı bir araya getirerek sözleşme kurmalarını
temin ettiğini, sözleşmenin yürütülmesi aşamalarında da görevini eksiksiz ifa
ettiğini belirterek onun bakımından davanın reddi gerektiğini belirterek
davanın reddine ve inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini
savunmuştur.İlk derece mahkemesince; davalıların 27/06/2019 tarihinde
gönderdiği e-mail ile sözleşmeyi fesih iradesi içerisinde olduğunun sabit
olduğu, fesih tarihi itibariyle Temmuz ayında başlayacağı kabul edilen
çekimler nedeni ile süresinde çekimlere başlanmamasından dolayı sözleşmenin
feshi haklı değil ise de, davalıların fesih için ileri sürdükleri diğer
nedenlerin kendileri için haklı neden oluşturduğu, ancak sözleşmenin
"mali yükümler" başlıklı 4. maddesi ile, sadece erteleme veya
vazgeçme halinde davalıların bedeli iade ile yükümlü olmadıklarının
kararlaştırıldığı, davalıların, fesihte haklı olduğu fesih nedenini
düzenleyen sözleşmenin "tarafların sair yükümlülükleri" başlıklı 5.
maddesi ile davalılara sözleşmeyi tek taraflı fesih hakkı tanısa bile bahsi
geçen maddenin, önceden ödenen bedellere dair bir düzenleme içermediği,
davalıların fesih iradelerini içeren 27/06/2019 tarihli e-mail itibariyle
sözleşmenin anılan 4. maddesinden yararlanmalarının mümkün olmadığı, bu
durumda davalıların, aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümleri gereği iade
etmesi gerektiği, alacağın likit olduğu gerekçelerine istinaden her iki
davalı aleyhine başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali ile takibine
devamına ve alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine
karar verilmiştir. Karar davalılar vekili tarafından istinaf
edilmiş, istinaf dilekçesinde;
müvekkili ... yönünden görevli mahkemenin Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
olduğunu, davacı tarafından senaryo, yönetmen ve müvekkillerine taahüt edilen
başrol oyuncularının müvekkilinin yazılı onayı alınmadan değiştirildiğini,
Haziran ayı geçmesine rağmen çekimlere başlanmaması sebebiyle müvekkili
...'ın Haziran ve Temmuz ayı içerisinde hiç bir teklife icabet etmediğinden
ciddi iş ve gelir kaybına uğradığını, bu nedenle davacı tarafından çekim
tarihinin değiştirildiğinin kabulü gerekirken bu yönde bir değişiklik
olmadığı gerekçesiyle sözleşmenin 4. maddesinin uygulanamayacağına yönelik
Mahkemenin tespitinin hatalı olduğunu, iş kaybı, çekim tarihleri ve benzeri
hususlarda tanık dinletme taleplerinin dikkate alınmadığını, 03/07/2019
tarihi itibari ile halen başlanmayan çekimlerin bitirilmesi fiilen imkansız
hale geldiğinden eserin yapımı ileriki bir tarihe ertelenmiş olup
müvekkilinin fesih ve ödenen bedelin muhafazası hakkı doğduğundan bahisle
noter ihtarı ile sözleşmenin feshedildiğini, diğer müvekkili ajansın ise,
daha evvel ve çekimlerin karalaştırılan
tarihte başlamasının mümkün olmayacağı ortaya çıktığında e-posta ile
bildirimde bulunduğunu, mahkemenin bu e-postayı baz alarak fesih iradesinin
zaten bulunduğu şeklindeki çıkarımın da eksiklik olduğunu, zira e-postanın
gönderildiği anda dahi çekimlerin Temmuz ayında yapılamayacağının
netleştiğini, davaya konu ödemenin avans olmayıp ödemenin, müvekkili
oyuncunun icra edeceği rol kadar ayırdığı zaman için de yapılan bir ödeme
olduğunu, bu nedenl huzurdaki sözleşmeyle bir oyuncunun zamanının satın
alındığı ve boşa geçtiği taktirde de sorumluluğun bu süreyi iyi kullanamayan
yapımcıya ait olduğunun kabulü gerektiğini, müvekkilinin Haziran ve Temmuz
ayının boşta geçtiğini ve bunun bedelinin ödenmesi gerektiğini, Mahkemece
müvekkillerinin haklı nedenle fesih
hakkının bulunduğu tespit edilmişken sözleşmenin VIII/2,3,4 maddeleri ile
"cezai şart" başlıklı IX maddeleri gözetilmeksizin ve bir
denkleştirme yapılmaksızın hüküm
kurulmasının ve yargılamayı gerektiren alacak bakımından icra inkar
tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili
menajerlik firması yönünden sözleşmenin, hükümleri itibariyle tellaliye sözleşmesi olduğunu ve oyuncu ile yapımcıyı
bir araya getirerek sözleşme kurmalarını temin ettiğini, sözleşmenin
yürütülmesi aşamalarında da görevini eksiksiz ifa ettiğini belirterek onun
bakımından davanın reddi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi
kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. İstinaf mahkemesi, somut
olayda davacı, fikri mülkiyet hakkına veya hak sahipliğine dayanmayıp
sözleşmenin davalı tarafça feshinden kaynaklı ödenen avansın iadesini talep
ettiğinden göreve ilişkin istinaf sebebini yerinde görmemiş, uyuşmazlığa konu sözleşmede davacı ile her
iki davalının imzası bulunmakta olup üçlü bir hukuki ilişki söz konusu
olduğundan davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde bakılıp sonuçlandırılmasında
da bir isabetsizlik olmadığı, Taraflar
arasında imzalanan bila tarihli sözleşme ile (tarafların beyanına göre
tarihin 22/03/2019 olduğu), tüm hakları davacı yapım şirketine ait olan
"..." isimli sinema filminde davalı oyuncu ...'ın rol alması ile
ilgili tarafların hak ve yükümlülükleri düzenlenmiş olup sözleşme davacı ile
davalı oyuncu ve ajans şirketi arasında imza edildiği ve sözleşme kapsamında
davacı tarafından davalı ... Dan. Hiz. Tic. AŞ'ye 15.000,00 TL; davalı ...'a
ise 75.000,00 TL avans ödemesi yapıldığı hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır.
Davacı taraf, davalı tarafından feshedilen sözleşme kapsamında herhangi bir
edim ifa edilmediğinden bahisle ödenen avans bedelinin iadesi amacıyla icra
takibi başlatmış olup itiraz üzerine ise işbu davayı açmıştır. Davalı taraf
ise, sözleşmenin haklı olarak feshedildiğinden bahisle avans ücretinin geri
istenemeyeceğini savunmaktadır.Davalı tarafından davacıya gönderilen
27/06/2019 tarihli e-mailde, yönetmen ...'in yerine gelen yeni yönetmen ve
teklif mailinde belirtilen başrol erkek oyuncu adaylarının yerine tercih
edilen oyuncu konusunda yazılı onaylarının alınmaması, senaryodaki bazı
diyaloglar ile ilgili kaygılarının ciddiye alınıp değiştirilmemesi gerekçe
gösterilerek sözleşmenin feshedildiği bildirilmiştir. Ayrıca Kadıköy ...
Noterliğinin 03/07/2019 tarihli ihtarnamesinde de, bahsi geçen e-mail
içeriğindeki sebepler tekrar edilmiş olup aynı zamanda, çekim tarihi olarak
belirlenen Haziran ve Temmuz 2019 tarihleri içerisinde çekimlerin
bitirilmesinin imkansız olduğundan bahisle fesih ve ödenen bedelin muhafaza
hakkının doğduğu gerekçelerine istinaden sözleşmenin haklı nedenle
feshedildiği belirtilmiştir.Sözleşmenin sadece "VIII-Mali Hükümler"
başlıklı 4. maddesinde, ajansa ve oyuncuya o ana kadar ödenen bedelin yapımcı
tarafından talep edilemeyeceği kararlaştırılmış olup bu haller oyuncu veya
ajanstan kaynaklanmayan herhangi bir sebepten ötürü eserin yapımından
vazgeçilmesi veya ileriki bir tarihe ertelenmesi olarak belirlenmiştir. Yani
bu iki halden biri gerçekleştiğinde ancak ödenen avans bedelini muhafaza etme
hakkı doğacaktır. Somut olayda, sözleşmenin feshine yönelik 27/06/2019
tarihli e-mail içeriğinde, bu iki halden herhangi birine dayanılmamıştır. Her
ne kadar sözleşmenin feshine yönelik Kadıköy ... Noterliğinin 03/07/2019
tarihli ihtarnamesinde, bu iki halden biri olan çekim tarihinin ertelenmesi
sebebi ileri sürülmüş ise de, davalı taraf 27/06/2019 tarihli e-mail ile
fesih iradesini ortaya koyduğundan ve davacı da bu durumun aksini iddia
etmediğinden artık sözleşmenin 2. kere feshine yönelik keşide edilen
ihtarname esas alınarak değerlendirme yapılamaz. Zira fesih bildirimi bozucu
yenilik doğuran tek taraflı bir irade beyanı olup muhataba ulaşması ile sonuç
doğurur. O halde sözleşme davalı tarafın 27/06/2019 tarihli e-maili ile
feshedildiğinden 6098 sayılı TBK'nun 125/son maddesi uyarınca, taraflar
karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulup, daha önce ifa ettikleri
edimleri geri isteyebileceğinden davacı da, davalılara avans olarak
gönderdiği bedelin iadesini talep etmekte haklı olup ayrıca davalı tarafın
ödenen avans tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün olduğundan dava ve takip
konusu alacağın likit olduğu da anlaşılmakla Mahkemece tesis edilen karar
isabetli olup davalı tarafın istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Öte
yandan dosya kapsamı ve mevcut delil durumu itibariyle tanık dinlenmesine
gerek olmadığı, davalı ajans yönünden sözleşmenin tellaliye sözleşmesi
niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddi gerektiği ileri sürülmüş ise de,
dava konusu sözleşmenin niteliği ve içeriği dikkate alındığında bu talebin
yerinde olmadığı, menfi zararın değerlendirilmediği ve hükmedilen bedelde
denkleştirme yapılmadığı yönündeki itirazların bu davanın konusu olmadığı
anlaşılmakla davalılar vekilinin bahsi geçen istinaf sebeplerine itibar
edilmemiştir.Davalı ... vekilinin 10/08/2022 tarihli, istinaf dilekçesine ek
beyan ve istinafa cevap dilekçesine karşı cevaplarına ilişkin dilekçesi
istinaf yasa yoluna başvuru süresi içinde sunulmadığından dikkate
alınmamıştır.Uyuşmazlık ile ilgili dava açılmadan önce dava şartı olarak
zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmuş olup Adalet Bakanlığı bütçesinden
ödenen 1.360,00 TL arabuluculuk ücretinin dava aleyhine sonuçlanan davalı
tarafa yüklenmesi gerekirken kamunun bütçesinden karşılanan bu ücret ile
ilgili Mahkemece olumlu yada olumsuz bir karar verilmediğinden bu yönüyle
kararın kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin
istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına gerek
olmadığından HMK'nun 353/1-b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında davanın kabulüne karar
verilmiştir19.12.2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK
DAİRESİ | K:2024/2105 E:2022/926 | Reklam filmlerinin eser niteliğinin olup olmadığı | İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesince; "...
davalı ... yönünden davaya konu marka reklam filmlerinin eser niteliğinin
ispatlanamadığı, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişki dikkate alındığında
davaya konu ücret alacağından kaynaklı olarak açılan dava yönünden davalı
...'un hasım sıfatının bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı" şeklindeki
gerekçeleri ile;-Davalı ... yönünden açılan davanın REDDİNE, -Davalı ...
yönünden açılan davanın KISMEN KABULÜ ile,-42.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren
işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya
ÖDENMESİNE,-Fazlaya ilişkin talebin reddine,-Davacının yasal şartları
oluşmayan manevi tazminat yönünden açmış olduğu davanın REDDİNE, şeklinde
hüküm kurulmuştur.Mahkemece 04/04/2022 tarihli Ek kararı ile," Mahkeme
tarafından verilen 21/10/2021 Tarih 2018/166 Esas 2021/311 sayılı Kararının,
Davacılar ... ŞTİ ve ... vekili tarafından verilen dilekçe ile istinaf
edildiği, 2022/33 İstinaf no ile kaydı yapıldığı, daha sonra vermiş olduğu
tarihli dilekçeyle bu İstinaf isteminden vazgeçtiğini beyan ettiğinden,
istinaf talebinin REDDİNE"karar verilmiştir.Mahkemece 4/2022 terihli Ek
karar ile" Mahkemenin 2018/166 Esas sayılı dosyasında davacı vekili
tarafından sunulan 07/03/2022 havale tarihli istinaf kanun yoluna başvurudan
feragat dilekçesinde "Davalılardan yalnızca.... A.Ş." yönünden
feragat edildiği diğer davalı .... A.Ş. Yönünden herhangi bir feragat
talebinin bulunmadığı anlaşıldığından mahkemece verilen 04/04/2022 tarihli
istinaf isteminden vazgeçtiğine ilişkin red kararının davalı .... A.Ş.
Yönünden geçerli olduğu, diğer davalı .... A.Ş. Yönünden herhangi bir feragat
talebinin olmadığı bu davalı yönünden istinaf hakkının devam ettiği
anlaşıldığından; Davacı tarafın, davalı .... A.Ş. Yönünden istinaf kanun
yoluna başvurusunun REDDİNE, İstinaf başvurusunun davalı .... A.Ş. Yönünden
KABULÜNE," karar verilmiştir.
İSTİNAF:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil ... toplum
nezdinde saygınlığa sahip olan ünlü bir moda tasarımcısı ve sunucu olduğunu,
bunun doğal bir sonucu olarak da büyük bir hayran kitlesine ve sosyal medya
takipçisine hitap ettiğini, davalı ... A.Ş.'nin bir çok defa kendisi ile
çalışmak istediğini dile getirerek çeşitli taahhütlerde bulunduğunu, müvekkil
bu aşamada ısrarla çalışmayı sürdürmek için yazılı sözleşme yapmak istediğini
bildirmişse de gerek işlerin aksamaması gerekse davalı şirketin dünya
genelinde kurumsal bir şirket olması dolayısıyla sözleşme imzalamaksızın
sözlü anlaşma ile en iyi şekilde işinin gereklerini yerine getirdiğini,
reklam sözleşmesine kararlaştırılan 11 haftalık advertorial/reklam kuşağını,
ödeme yapılacak inancını taşıyarak 2 hafta daha uzatmak sureti ile 13 haftaya
çıkarmayı kabul ettiğini, bu kapsamda sadece internette yayınlanmak üzere 6
adet video çekiminin ... Mağazalarında çekildiğini, çekimlerin tamamlanmasına
rağmen sözleşmenin hazırlanarak imzalanmaması nedeni ile müvekkil defalarca
şirket yetkilileri ile görüştüğünü ve sözleşmenin imzalanması ayrıca ödemenin
yapılması konusunda ısrar etmişse de davalı şirketin işi sürüncemede
bıraktığını, sadece internette yayınlanacağı söylenen videoların müvekkilin
hiçbir bilgisi ve onayı olmadan davalı şirketçe ulusal yayın yapan ... adlı
televizyon kanalının gündüz kuşağında yayınlanan "...'da adlı programda
defalarca advertorial olarak yayınlandığını, söz konusu kanalda yayınlanan bu
video ile müvekkilin hem davalı şirketin hem de ... A.ş'nin reklamını
yaptığını, bunun yanı sıra ... A.ş. ... adlı tanıtım broşürlerinde, ... Sanal
Markette, ... Online internet sitesinden ve sosyal medya hesaplarından ve
temizlik malzemeleri reyonunda müvekkilinin ... markasını tanıtır mahiyetteki
ticari reklam amaçlı kartondan büyük boy resimleri sergileyerek müvekkilin
isim ve resminin bulunduğu ürünleri izinsiz kullanarak haksız kazanç
sağladığını, taraflarınca 07.10.2016 tarihinde Beyoğlu ....Noterliği
...Yevmiye Nolu İhtarname ile davalı şirkete ihtarname gönderildiğini
ihtarnamede "müvekkilin isim ve görüntü haklarının haksız ve hukuka
aykırı olarak kullanımı dahil tüm hak ihlallerinin tazmini olarak ödenmesi
için 500.000.00 TL ödenmesi gerektiği" ihtar edildiğini, ihtarname
tebliğ edilmesine rağmen davalı şirketçe hiçbir ödeme yapılmadığını, iş bu
davanın açıldığını, yerel mahkeme kararında somut durumla bağdaşmayan haksız
ve hakkaniyete aykırı bir karar verildiğini, karara karşı davalılardan ...
A.Ş. yönünden istinaf yasa yoluna başvurmakla diğer davalı ... Şirketi
yönünden istinaf kanun yoluna başvuru haklarından feragat ettiklerini,
mahkeme 21.10.2021 tarihli kararı ile davalının çekime yönelik ikrarları
üzerinden değerlendirme yapılması gerektiği belirtilerek davalı ... Şirketi
yönünden açılan davanın kısmen kabulüne karar verilerek 42.000,00 TL'nin dava
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak
tarafa ödenmesine karar verildiğini, söz konusu reklam çekiminin eser vasfı
olarak değerlendirilmemesinin ve müvekkilin icracı sanatçı olmadığı tespitinin
hatalı olduğunu, müvekkilinin rol aldığı reklam filminin eser niteliği
taşıdığı ve müvekkilin icracı sanatçı konumunda olduğunu, davalı tarafça da
bu videoya ilişkin herhangi bir itirazda bulunulmadığını, bilirkişilerce
itirazlarınız görmezden gelinerek müvekkil icracı sanatçı olmasından
kaynaklana hakları hususunda inceleme yapılmamasının hatalı olduğunu, mahkeme
tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporu bütünü ile eksik ve hatalı
olduğunu, kararın bu sebepten ötürü kaldırılması gerektiğini, bilirkişi
heyeti tarafından hazırlanan raporda, "Davacı taraf davalı ...'un ...,
sanal market, ... sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden isim ve
resimlerini izinsiz kullanıldığını iddia etmiş ise de dosyadaki çıktılardan
... ambalajlı ürünlerinin üzerinde davacının davalı ... ile anlaşması
nedeniyle oluşturulan kitapçığın da ürünle birlikte satışa çıkarıldığı
davacının ismi ve görüntüsünün yer aldığı kitapçığın davalı... tarafından
hazırlanmadığı ...'un ürün satarken ürün ambalajındaki isim ve görüntüyü
izinsiz kullandığı sonucuna varılmayacağı" kanaatine varıldığını,
bilirkişiler tarafından müvekkilin maddi ve manevi zarara uğradığı görmezden
gelinerek, taraflarınca ibraz edilen belgelerin hiçe sayıldığını, bilirkişi
raporunda davalı Migros'un ürün ambalajındaki isim ve görüntüyü izinsiz
kullandığı sonucuna varılmayacağı kanaatine varılmasının raporun eksik ve
hatalı oluştuğunun kanıtı olduğunu davalı ... A.Ş. müvekkilinin Fikri ve
Sinai Hukukundan kaynaklı haklarını ihlal ettiğini, müvekkilin üzerinden
haksız ve hukuka aykırı kazanç sağlamış olduğunu, söz konusu 07.07.2020
tarihli bilirkişi raporunun kabulünün ve bu rapora dayanılarak hüküm
kurulmasının kabul edilemeyeceğini, İstinaf taleplerinin kabulü ile İstanbul
2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/166 E. 2021/311 K. Sayılı
ve 21/10/2021 tarihli kararının davalı ... A.ş. yönünden müvekkil lehine
kaldırılmasına, istinaf dilekçesi doğrultusunda davalı Migros Şirketi
yönünden davanın kabulüne, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP:Davalı ... A.Ş vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;
müvekkili şirketin perakende sektöründe ve tüm ülke genelinde yaygın
mağazaları vasıtasıyla yüzlerce ayrı tedarikçiden elde edilen yüzbinlerce
farklı ürün çeşidini tüketicilerin beğeni ve satışına sunduğunu,
davalı....A.ş. de müvekkili şirketin yüzlerce tedarikçisinden biri olup
aralarında akdedilen 01.01.2016 başlangıç tarihli tedarikçi sözleşmesi
gereği, müvekkilinin diğer davalıdan ürün tedarik ettiğini, diğer davalı ile
davacılar arasında ise 3 dakikadan oluşan 22 haftalık ... reklam kuşağı
çekimleri için dava dışı ... A.ş aracılığıyla reklam sözleşmesi yapıldığını,
müvekkil şirketin, davacılar ile davalı şirket arasında akdedilmiş reklam
anlaşmasının tarafı olmadığı gibi, tedarikçisi konumundaki diğer davalı
şirketin üretip sattığı ağda bantlarıyla birlikte aynı paket içinde
hazırlayıp gönderdiği ve davacının görsellerinin ve isminin bulunduğu
kitapçıkları birlikte ve tek bir paket içinde aldığından, ne ürünler ne de
kitapçıklar üzerinde bir tasarruf yetkisinin de bulunmadığını, davacının,
tedarikçi diğer davalıdan satın alınan ürünlerin müvekkili şirketçe
mağazalarda satışa sunulması yoluyla, davacının "isim ve görüntü
haklarının izinsiz kullanıldığını" gerekçe göstermek suretiyle müvekkil
şirketten tazminat talep ettiğini, yerel mahkeme toplanan delilleri
değerlendirildiği ve yapılan itirazlar çerçevesinde 3 kez bilirkişi
incelemesine gönderdiği ve davalı ...'un hasım sıfatının olmadığına usul, yasa
ve içtihatlara uygun olarak karar verildiğini, ilgili dönemde bahis konusu
davacı ...'nın isminin bulunduğu kitapçık ile hazır ağda bantları,
birbirinden ayrılmaz tek paket olacak şekilde diğer davalı ... tarafından
üretilerek müvekkil şirkete bu şekilde tedarik edildiğini, müvekkili şirketin
bu ürünler üzerinde herhangi bir tasarruf yetkisi bulunmadığını, ürünlerle
birlikte satışa sunulan kitapçıklar müvekkili şirket ile diğer davalı....A.ş.
arasında akdedilen 01.01.2016 başlangıç tarihli ... sözleşmesi kapsamında
tedarik edilen ürünler olduğunu, sözleşme kapsamında, "... üçüncü
şahıslara ait; marka, lisans, telif hakkı, logo v.b. tescilli veya tescilsiz
her türlü işareti taşıyan yahut üçüncü kişilerin fikri mülkiyete konu
tescilli veya tescilsiz haklarının ürünü olan ve satış yetkisi bulunmayan
mallar ile herhangi bir şekilde haksız rekabete sebep olabilecek veya
iltibasa meydan verebilecek malları tedarik etmemeyi kabul ve taahhüt
etmiştir. "dolayısı ile diğer davalı tedarikçi firmanın ürünlerle
birlikte satışa sunulan kitapçıklar vd. görseller ile Fikri Haklara ilişkin
her türlü izin ve anlaşmaları yapma yükümlülüğü altında olduğunu, davacılar
ile diğer davalı şirket arasında video çekimi, kitapçık ile birlikte ürün
sunumu vb. konularında bir anlaşma yapıldığı ve ... hiç bir nam altında
davacılar ve diğer davalı şirketin yaptığı anlaşmanın tarafı olmadığını, ...
mağazalarında çekim yapılmış olmasına dayanılarak müvekkil şirketin
reklamının yapıldığı iddiasının da kabul edilemeyeceğini, müvekkil şirket
mağazalarının yalnızca mekan olarak kullanılmış olduğunu ve müvekkil şirketin
yapılan bu çekimlere veya bu çekimlerin yayınlanmasına ilişkin olarak konuya
herhangi bir şekilde dahil olmadığını, taraf olmadığı ve tedarikçinin reklam anlaşmasının
kapsamı hakkında yetki ve sorumluluğunun bulunmadığının açık olduğunu, reklam
sözleşmesindeki hükümlere göre ...'nın,... ürünleri ile birlikte promosyon
olarak sunulan kitapçıklar üzerinde isim ve görüntüsü üzerindeki haklarını,
aynı şekilde Sözleşmenin 2.3. maddesinde ...' nın isim ve markasının 3
dakikalık reklam kuşağı içerisinde kullanılması haklarını sözleşme bedeli
karşılığında diğer davalıya devrettiğinin görüldüğünü, davacı, müvekkili
şirket ....un /... ve ... alan adlı internet sitelerinden görseller
paylaşarak "… sanalda en çok satış getirebilecek noktalar, ... sanal
...ve ... stok yok olarak duruyor fakat fiyat gözüküyor. Yani aslında bir
anlamda satışta değil ama hala reklam gibi duruyor…" "Haksız kazanç
elde ediliyor." ifadesine yer verdiğini, davacının, müvekkil şirket
tarafından haksız kazanç elde edildiği yönündeki iddialarının kabulü mümkün
olmadığını, ... tarafı olduğu tedarikçi sözleşmesine uygun olarak ürünleri
satışa sunduğunu, sözleşme süresi içinde ürünlerin stoklarda bulunmaması,
ürünlerin satışının sona erdiği anlamına da gelmediğini, davacı ile diğer
davalının insiyatif ve tasarruf alanında bulunan bir hak bakımından müvekkil
şirketin haksız kazanç sağlaması mümkün olmadığını, müvekkil şirketin tarafı
olmadığı bir sözleşmeden kaynaklı ihtilaf sebebiyle davacının taleplerini ...
A.ş.'ne yönlendirmesinin haksız olduğunu, 2019 tarihli ilk bilirkişi
raporunda, davacının dosyaya sunulan delilleri incelendiğinde, reklam
kuşağının sözleşmede belirlenen 30.08.2016 tarihinden sonra kullanıldığına
dair herhangi bir delil bulunmadığı tespit edildiğini, davacılar ile
müvekkili şirket arasında imzalanmış herhangi bir yazılı veya sözlü anlaşma
olmadığını, nitekim davacıların da bu yönde bir iddiası ve kanıtı
bulunmadığını, tedarikçilerin ürettiği veya hazırladığı ürünler üzerinde
müvekkil şirket ...'un bir tasarruf yetkisi olmadığı, dolayısıyla davacının
isim ve görüntüsünün izinsiz kullanılmadığı sonucuna varıldığı dosyada mübrez
bilirkişi raporları ile de sübut bulduğunu, davacıların istinaf taleplerinin
ve davanın reddine, müvekkil şirket ... bakımından verilen mahkeme hükmünün
yasa ve içtihatlara uygun olması bakımından onanarak davanın reddine, karar
verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi
hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu
düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davanın
konusu 5846 sayılı FSEK hükümleri uyarınca açılmış izinsiz kullanıldığı iddia
edilen eserlere / marka reklam çekimlerine ilişkin maddi ve manevi tazminat
talebidir.Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.08/08/2019 tarihli
bilirkişi heyet raporunda özetle;" Dosya kapsamındaki bilgi, belgeler ve
internet üzerindeki araştırmalarla yapılan inceleme ve değerlendirme
sonucunda; taraflar (... ile ...) arasında Borçlar Kanunu uyarınca geçerli
bir sözleşmenin kurulduğu, sözleşme hükümlerinin yerine getirilmemesinden
kaynaklı tazminat davası açılabilmesi için mütecavizin kusurlu olması
gerektiği ve öncelikle kusur tespiti yapılması gerektiği, dosyaya sunulan
deliller incelendiğinde, reklam kuşağının sözleşmede bahsi geçen 30.08.2016
tarihten sonra kullanıldığına dair herhangi bir delil bulunmadığı tespit
edildiği, reklam sözleşmesinin geçerli bir istisna akdi olarak kabul
edildiği, taraflar arasında sözleşmeden kaynaklı herhangi bir borç-alacak
ilişkisinin bulunmadığı, mahkeme tarafından talep edilen borç-alacak
hesaplamasının da bu sebeplerden ötürü yapılamayacağı kanaat ve sonucuna
ulaşıldığı, diğer davalı ... A.Ş'nin, davacının davaya konu .. Reklamına ait
kendi fotoğrafının bulunduğu tanıtım ve broşürleri instagram adlı sosyal
ağda, ... sanal market, ... ve //... adlı internet satış kanallarında
kullanmış olduğu dosyaya sunulan detillerden anlaşıldığı, ...'nin ürettiği
... markasına ait ürünün tanıtım amaçlı olarak bahsi geçen web
kaynaklarındaki kullanımların hangi tarihlerde gerçekleştiğinin ise dosyaya
sunulan delillerden anlaşılamadığı, Dijital veri analizinde uzman bir
bilirkişi tarafından yapılacak inceleme sonucu davaya konu tanıtım ve
broşürlerin 30.08.2016 tarihinden sonra kullanıldığı ispat edilebilirse
davacının FSEK uyarınca hak talebinde bulunabileceği" belirtilmiştir.24/06/2020
tarihli bilirkişi raporunda özetle;" Davaya konu edilen ... 3 dakikalık
advertorial reklam çekimine ilişkin dosyada herhangi bir delile
rastlanmadığından söz konusu reklam çekiminin eser vasfının
değerlendirilemediği, Davaya konu edilen ... 3 dakikalık advertorial reklam
çekimine ilişkin dosyada herhangi bir delile rastlanmadığından söz konusu
reklam çekiminde davacının icracı sanatçı sıfatının değerlendirilemediği,
dosyada mübrez sözleşme taslakları ile mail yazışmalarından tarafların,
davacının 22 adet 3 dk lık reklam çekimleri ile davacının isim hakkı ile
görüntülerinin hazırlanacak kitapçıkta kullanılması konusunda anlaştıkları ve
toplamda 200.000 TL ödenmesi konusunda mutabık kaldıkları, davalı ...'in
davacıya 200.000 TL ödediği, davacının taraf her ne kadar sadece 11 hafta
için anlaşıldığını ancak 2 hafta fazla çekim yapılmasının istenmesi üzerine
bu 2 çekimin yapılmasına rağmen kendisine ödeme yapılmadığını ve bu bedelin
ödenmesini talep etmiş ise de dosyada bu iki çekime ilişkin videonun
bulunmadığı gibi toplamda kaç adet video çekimi yapıldığının da dosyada delil
bulunmadığından tespit olunamadığı, yine davacı 2 adet çekim bedelinden başka
...mağazasında yapılan çekimin ...'de yayınlanan ...'la isimli programda 29
defa yayınlandığını iddia etmiş ise de dosyaya sunulan ...'de ... isimli
televizyon programının 1 nisan 2016, 4 mart 2016, 5 şubat 2016, 8 nisan 2016
11 mart 2016, 12 şubat 2016, 18 mart 2016, 22 ocak 2016 ve 25 mart 2016
tarihli bölümlerinin olduğu bu bölümler tek tek baştan sonra incelendiğinde
davaya konu 3 dakikalık reklam çekimine rastlanmadığı, bu kapsamda davalı ...
tarafından davacıya 200.000 TL ödeme yapılmış olup bu ödemenin de yapılacak
22 bölüm reklam çekimi ile isim ve görüntü hakları karşılığında verildiği
dosyadaki deliller, mailler, taraf beyanları ile anlaşılmakla ve davacının da
aldığı ödeme karşılığında davalının kabul ettiği bölüm sayısını aşmadığı bu
çerçevede Takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak kaydıyla davacının dosyadaki
halihazır deliller çerçevesinde 2 haftalık 3 dk lik çekim ücreti talebini
İspatlayamadığı, Davacı taraf ayrıca isim ve görüntülerinin izinsiz
kullanılması nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep etmiş ise de yukarıda
da belirtildiği üzere kendisine ödenen 200.00-TI içerisinde isim ve görüntü
kullanımı izni de söz konusu olmakla Takdiri Mahkemeye ait olmak kaydıyla bu
talebini de ispat edemediği, davacı taraf davalı ...'un ..., sanal market,
... sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden isim ve resimlerini izinsiz
kullanıldığını iddia etmiş ise de dosyadaki çıktılardan ... ambalajlı
ürünlerinin üzerinde davacının davalı ... ile anlaşması nedeniyle oluşturulan
kitapçığın da ürünle birlikte satışa çıkarıldığı davacının ismi ve
görüntüsünün yer aldığı kitapçığın davalı ... tarafından hazırlanmadığı ..'un
ürün satarken ürün ambalajındaki isim ve görüntüyü izinsiz kullandığı
sonucuna varılmayacağı," belirtilmiştir.21/01/2021 tarihli bilirkişi EK
heyet raporunda özetle;"; Mahkemenin ara kararı doğrultusunda Gerek
taraflar arasındaki bu yazışmalar gerek davacının tanınırlığı dikkate
alındığında davacının 3 dklık advertorial reklam filmi ile dijitalde
yayınlanmak üzere çekilen video karşılığı talep edebileceği bedelin sektörel
uygulama da dikkate alındığında takdiri mahkemeye ait olmak kaydıyla bölüm
başına 7.000 TL olabileceği, kök Rapordaki Kanaatlerinin değişmediği,"
belirtilmiştir.Davacı ıslah dilekçesi ile davalılardan ... yönünden
126.000,00 TL maddi tazminat, 20.000,00 TL manevi tazminat, davalılardan ...
yönünden, müvekkilinin isim, resim ve videolarını internet sitelerinde,
broşürlerde, sanal marketlerinde izinsiz kullanımından dolayı 5846 sayılı
Kanunun 68/1 hükmü gereğince, 5.000-tl maddi tazminatın haksız fiil
tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile tahsiline, aldatılarak
ve kandırılarak sözleşmenin sona ermesine rağmen haksız şekilde tüm hakları
müvekkiline ait reklamların kullanıldığı iddiası ile ,manevi olarak büyük bir
üzüntü ve psikolojik çöküş yaşaması ve sektördeki ismi ve şöhreti dikkate
alınarak müvekkilinin uğradığı manevi zararın tazmini için 20.000-tl manevi
tazminatın izinsiz kullanım tarihinden itibaren ticari avans faizi ile
birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davacılar tarafından
davalı ... A.Ş yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacı vekilinin;
davalı ...'un mağazasında müvekkilinin izni olmaksızın kartondan büyük boy
resminin kullanıldığını ve sözleşme bitiminden sonra da resmi ve isminin
izinsiz olarak internet siteleri, broşür ve sanal marketlerde ürün ile
birlikte kitapçığın ve müvekkilinin resminin kullanıldığını ileri sürmüş ise
de; davacının büyük boy resminin davalı ... mağazalarında kullanıldığına dair
dosya kapsamına delil sunulmadığı, sözleşme süresi dolduktan sonraki ürün ile
birlikte dağıtılan kitapçığın reklamlarda kullanım iddiasının
değerlendirilmesinde, ürünün diğer davalı taraf ile yapılan sözleşme
kapsamında satışa hazırlandığı ve davalı mağazalarında satışa sunulduğu,
davalının web sitesinde ve sanal mağazasında ürün ve kitapçığa yer vermesinin
davacının haklarını ihlal ettiğinin ileri sürülemeyeceği, davacı ile diğer
davalı şirket arasındaki sözleşmede dahi 30 Ağustos 2016 tarihine kadar
üretilmiş ürünler bakımından stoklar için 08/01/2017 tarihine kadar devam ettirme
yetkisine haiz olduğu, bu ürünler yönünden ...'nın herhangi bir hak talebinde
bulunamayacağının düzenlendiği, bilişim uzmanı bilirkişi tarafından yapılan
teknik tespitte, davalı ...'un 17 Mayıs 2016 tarihli instagram hesabında
kitapçığa yer verildiği, bu tarihte davacı ile davalı şirket arasındaki
sözleşmenin devam ettiği, kaldı ki diğer davalı tarafça ticari kullanıma
sunulan ürün üzerindeki resim ve isim kullanımından dolayı davalı Migros'un
sorumlu tutulamayacağı, maddi ve manevi tazminatın koşulları oluşmadığından
mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu
kanaatine varılmıştır Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların
dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki
tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100
Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak
yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas
yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme
neticesinde davacı vekilinin, Davalılardan ... A.Ş yönünden istinaf
başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine
karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm
kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul
2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 21/10/2021 tarih ve 2018/166 E.,
2021/311 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından davalılardan ..
A.Ş yönünden yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi
gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması
gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan
80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90-TL harcın davacıdan tahsiliyle
Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan
yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak
yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer
olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar
kesinleştiğinde iadesine, 6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi
düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince
yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017
tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın
361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde
Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle
karar verildi.19/12/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1752 E: 2024/921 | Haber
ajansının ürettiği haber içeriklerinin
izinsiz olarak internet sitelerinde yayınlanması nedeniyle açılan
haksız rekabete dayalı maddi ve manevi tazminat davası | Davacı
vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının tüm gelirini haber satışlarından
sağlamakta olduğunu, muhabir çalışanların masraflarını, maaşlarını, telif
ücretlerini bu gelirlerden sağlamakta olduğunu, davacı ve davacıya bağlı
muhabirler tarafından yapılan haber ve görüntülerin, üçüncü kişiler
tarafından izin almadan ve bedeli ödenmeden alınması halinde davacının mağdur
olacağını hatta bu sayının artmasının davacının mahvına sebebiyet vereceğini,
dava konusu haber içeriğinin davacı tarafından hazırlandığını, davalı
tarafından ticari maksat elde etmek amacıyla ve davacının izni olmaksızın
kullanıldığını, davacının sahibi olduğu internet sitesinde yayınlanan haber
ve haber içeriğinin davalıya ait internet sitelerinde izinsiz ve hukuka
aykırı olarak yayınlandığını, davacı ile fiili ve hukuki hiçbir ilişkisi
olmayan, davacı ile herhangi bir abonelik sözleşmesi bulunmayan davalıya ait
https://www...net,https://...com,https:ww....com isimli internet sitelerinde,
muhtelif zamanlarda davacının makalelerinin yayınlandığını, davacının
internet sitesinde “www....com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber
ve fotoğrafların her türlü telif hakkı ... A.Ş.'ye aittir. izin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi
kullanılamaz.” yasal uyarısının yer aldığını, yayım haklarının saklı
tutulduğunu, yasal uyarıya rağmen davalının davacıdan izin almadan davacıya
ait internet sitesinde yayınlanan ve sadece abonelere sunulmak üzere,
fotoğraf ve görüntülerle yayınlanmaya hazır hale getirilen haberi, davalının
emeksiz, masrafsız, kendi yayını ve/veya internet sitesi vasıtası ile
okuyucuya sunduğunu, söz konusu haberin davacı şirket muhabirleri tarafından
hazırlandığını ve davacıya ait internet sitesinde yayınlandığını, bu izinsiz
kullanıma konu haberin davalı tarafından abonelerine servis edildiğini,
davalının davacıya ait haberi herhangi bir karşılık ödemeksizin veya abone
olmadan izinsiz elde ettiğini ve davacının logosunu kullanmadan
yayınladığını, böylelikle haksız rekabet hükümlerini ihlal ettiğini,
davalının davacının hak sahibi olduğu içerikleri kullanarak internet
sitesine arttırdığını, böylelikle daha
fazla trafik ve reklam aldığını, davalının bu filli ile davacıya ait olan
haberleri yeniden yayınlamak suretiyle haber üzerinden haksız bir biçimde kar
elde ettiğini iddia ederek, TTK m.54 vd uyarınca haksız rekabetten kaynaklı
1.000.00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın haberin yayın tarihinden
itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir İlk Derece Mahkemesince yapılan
yargılama sonucunda; "...04.06.1958 gün 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kararı'nda belirtildiği üzere; bir davada dayanılan maddi
vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek,
uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp
uygulamak da hakimin görevidir. Başka bir deyişle; bir davada maddi olayı
anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hakime aittir. Bu ilke
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesinde de "Hakim, Türk
hukukunu resen uygular." şeklinde
düzenlenmiştir. Huzurda görülen dava, davacı tarafından üretilen haber
içeriklerinin davalı tarafından izinsiz bir şekilde kullanıldığı iddiası ile
Türk Ticaret Kanunu'nun 54. ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan maddi
ve manevi tazminat davasıdır. Bilindiği üzere Türk Ticaret Kanunu'nun haksız
rekabete ilişkin hükümleri, fikri mülkiyet hükümlerine nazaran genel hüküm
niteliğinde olup her iki hukuk dalını ilgilendiren bir olayda bu hükümlerin
kümülatif olarak uygulanması gerekir. Dava konusu olayda dava konusu içeriğin
TTK'ya göre daha özel nitelikte bulunan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu kapsamında "eser" niteliğinde mi yoksa 5846 sayılı kanunun
36. maddesinde özel olarak düzenlenmiş bulunan "gazete içeriği"
niteliğinde olup olmadığının söz konusu kanun hükümlerine göre
değerlendirilmesi dolayısıyla da öncelikli olarak dava konusu uyuşmazlığın
çözümünde 5846 sayılı kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Göreve
ilişkin usul kuralları HMK'nın 114/1-c maddesi uyarınca dava şartı olup
yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır. FSEK'in 76. maddesine göre
söz konusu kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalarda görevli
mahkeme ihtisas mahkemesi olan Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olup bu
mahkeme ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK'nın 5/3. maddesi
uyarınca görev ilişkisidir. Yukarıda ayrıntılı bir şekilde izah edildiği
üzere söz konusu davanın görevli mahkeme olan Fikri ve Sınai Haklar Hukuk
Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğinden..." gerekçesiyle göreve ilişkin dava şartı yokluğu
nedeniyle, HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri gereğince davanın usulden
reddine, uyuşmazlığın çözümünde Bakırköy Fikri ve Sınai Haklar Hukuk
Mahkemesinin görevli olduğuna, HMK'nın
20.maddesindeki usul çerçevesinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine,
karar verilmiştir. Bu karara karşı,
davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili, istinaf
başvuru dilekçesinde özetle;Mahkeme tarafından davada görevli mahkemenin
Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın reddine
karar verildiğini, kararın dosya içerisindeki delillere, beyanlara ve yasaya
aykırı olduğunu, dava konusu haber içeriklerinin izinsiz kullanılmasının
haksız rekabet yükümlerini ihlal ettiğini, haksız rekabetten kaynaklanan
davaların mutlak ticari dava olduğunu, haber içeriğinin davalı tarafça
iktibas serbestisi kurallarına riayet edilmeksizin kullanılmasından
kaynaklanan sorumluluk hususunda amir mevzuat
FSEK madde 84 atfıyla birlikte haksız rekabet yükümlerine işaret
ettiğini, Basın Kanunun 24.maddesi ile tanınan korumanın FSEK m.84 ile TTK'da
düzenlenen haksız rekabet çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini,
yargılsu gazete içeriğinin eser vasfına haciz olmadığını, gazete münderecatı
niteliğinde olduğunu, bütün fikir ve sanat ürünlerinin eser olarak kabul
edilemeyeceklerini dolayısıyla bir kimsenin ufak bir çaba ile yazabileceği
yazıların gazete haberlerini eser olarak kabul edilemeyeceğini, burada
korunan birebir haberin kullanımı olduğunu, yargılama konusu haber içeriğinin
eser vasfına haiz olmadığının izahten
vareste olduğundan haksız rekabet hükümlerine tabi olduğunu iddia ederek,
görevsizlik kararının kaldırılıp dosyanın
kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini
talep etmiştir. İstinaf mahkemesince, müvekkili ve müvekkiline bağlı
muhabirler tarafından yapılan haber ve görüntülerin 3.kişiler tarafından izin
alınmadan ve bedeli ödenmeden kullanılmasının müvekkilini mağdur ettiğini,
haber içeriğinin müvekkili tarafından hazırlandığını, davalı tarafça ticari
maksat elde etmek amacıyla müvekkilinin izni alınmaksızın kullanıldığını,
izinsiz ve hukuka aykırı olarak yayınlandığını, davalının TTK'da düzenlenen
haksız rekabet hükümlerini alenen ihlal ettiğini, TTK'nın 55/c maddesinde
başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmanın haksız rekabet olarak
düzenlendiğini, 55.maddenin 3.bendinde, kendisinin uygun bir katkısı
olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik
çoğaltma yöntemlerini devralıp onlardan yararlanmanın haksız rekabet
oluşturduğunun düzenlediğini belirterek, TTK 54 vd maddeleri uyarınca maddi
ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, bilirkişi rapor ve ek rapor alındıktan sonra yukarıda yer
verilen gerekçelere istinaden görevli mahkemenin Bakırköy Fikri Sinai Haklar
Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar
verilmiştir. TTK'nın 4. maddesine
göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden
ticari işletmesi ile ilgili olmalı (nispi ticari dava) ya da tarafların tacir olup olmadıklarına
veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına
bakılmaksızın, TTK veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı
yönünde düzenlenme (mutlak ticari dava) olmalıdır. Somut uyuşmazlık,
davalının TTK'nın 54 vd maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerine
aykırı davranmış olduğu iddiası ile açılan maddi ve manevi tazminat istemine
ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde TTK'da düzenlenen haksız rekabet
hükümlerine dayanarak iş bu davayı açmıştır. Haksız rekabet TTK'nın 4.
maddesinde sayılan mutlak ticari davalardandır. Ticari davalar, aksine bir
yasal düzenleme bulunmadıkça, asliye ticaret mahkemesinde görülür.Sınai
Mülkiyet Kanunu'ndan doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Fikri ve Sınai
Haklar Hukuk Mahkemesi olmakla birlikte, davacı vekili, eldeki davada Sınai
mülkiyet Kanunu'na dayalı bir talepte bulunmamıştır. Anılan kanunun eldeki
uyuşmazlıkta uygulanması söz konusu değildir. Uyuşmazlık, TTK'nın haksız
rekabet hükümlerine göre çözümlenecektir.
Bu açıklamalar ışığında mutlak ticari dava niteliğinde olan ve TTK'nın
haksız rekabet hükümlerine göre çözümlenmesi gereken uyuşmazlığa ticaret
mahkemesince bakılması gerekirken, göreve ilişkin dava şartı yokluğu
nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin istinafa konu
görevsizlik kararının kaldırılarak,
davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine
gönderilmesine karar verilmiştir.05.12.2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ | 2024/1984 E:2023/961 | 1995 öncesinde
çekilmiş sinema filmlerinde senaryo yazarının eser sahipliği ve mali hak
talep edip edemeyeceği | Davacı vekili; müvekkilinin senaryo yazarı olduğunu, davalı ...
kanalında 01/12/2002 'den 30/11/2004 tarihine kadar ve 2006 yılı boyunca
gösterilen Türk filmlerinin diyalog ve senaryo yazarı olduğunu, ancak
davalının müvekkiline herhangi bir gösterim - telif ücreti ödemediğini,
müvekkilinin bunun üzerine davalıya ihtarname çektiğini ancak sonuç
alamadığını, müvekkilinin gerek FSEK gerekse Anayasa Mahkemesi'nin 2010/73
Esas 2011/176 Karar sayılı ilamı ile, eser sahibi olup bu filmlerinin
gösterimi ile ilgili mali - telif haklarına sahip olduğunu, alacağı tahsil
için başlattıkları icra takibi için davalının haksız itirazı sonucu durduğunu
belirterek itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı
vekili; davacının daha önce İstanbul 2. FSHHM'nin 2004/999 Esas sayılı
dosyada aynı konuda dava açtığını, mahkemenin hangi sıfatla hangi filmler
üzerinde hak sahibi olunduğunun dava dilekçesinde açıkça belirtilmemesi
nedeniyle dava dilekçesinin iptaline karar verildiğini, kararın davacı yönünden
kesinleştiğini, yine davacının İstanbul 1. FSHHM'nin 2005/431 Esas sayılı
dosyasında dava açtığını, bu davanın da açılmamış sayılmasına karar
verildiğini, alacak iddialarının zaman aşımına uğradığını, davacının aktif
dava ehliyeti bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.İSTANBUL
1.FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ 21/09/2017 TARİH, 2017/233 E.,
2017/193 K. sayılı kararı ile;
"davacının davasının esastan reddine" karar verilmiş, davacı vekili
istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Dosya içeriğinde davacının senaryo yazarı
olduğu 46 adet filmin 1961 ve 1993 yılları arasında çekildiği
anlaşılmaktadır. 12/06/1995 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5846 Sayılı
FSEK'in 8.maddesi uyarınca bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir.
1995 yılında 4110 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle "yönetmen, özgün
müzik bestecisi ve senaryo yazarının" eserin birlikte sahibi olduğu
düzenlenmiştir. Yine 2001 yılında 4630 Sayılı Kanun ile 8.maddede yapılan
değişiklikle "diyalog yazarı ve canlandırma tekniği ile yapılan
filmlerde animatörlerin de " eser sahibi olarak eklendiği, FSEK'in ek -
2/son maddesinde 21/12/2011 tarihinde 4630 Sayılı Kanun'nun 35.maddesiyle
yapılan değişikliğin Anayasa Mahkemesi'nin 29/12/2011 tarihli 2010/73 Esas
2011/176 Karar sayılı kararıyla iptal edildiği, iptal gerekçesinde
"diyalog yazarı ve animatör yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümlerin
geriye yürütülerek 12/06/1995 gününden 03/03/2001 gününe kadar meydana
getirilmiş eser sahiplerinin 5 kişiye çıkarıldığı ve eser sahipliğinden
kaynaklanan hakların geriye yürütülerek kazanılmış hak ve hukuk güvenliğinin
ihlal edildiğinin" gösterildiği ve iptal kararıyla diyalog yazarı ve
animatörler yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümlerin 12/06/1995 ila
03/03/2001 arasında meydana getirilecek eser sahipliği ortaya çıkmış, sinema
eserlerinde "diyalog yazarı ve animatör" yönünden eser sahipliğine
ilişkin hükümlerin geriye yürütülmemesinin engellenmesinin amaçlandığı
anlaşılmıştır. Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında;
davacının 1995 yılından önce yapımına başlanan filmler yönünden eser
sahipliğinden kaynaklanan mali hakları bulunmamaktadır.Dolayısıyla mahkemece
davacının eser sahibi olmaması nedeniyle davanın husumetten reddi gerekirken
esastan reddine karar vermesi yerinde görülmemiş olup bu husus resen
bağlamında dikkate alınarak HMK'nun 353/1-a-4 ve 353/-b-2 maddeleri gereğince
kararın kaldırılmasına ve davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine"
şeklinde karar verilmiş, davacı vekili temyiz kanun yoluna
başvurmuştur.Davacı vekili temyiz dilekçesinde;1995 yılı sonrası yapılan
değişiklikler ile Kanun koyucunun hak sahiplerinin haklarını korurken yasal
düzenlemede geç kalındığının farkına vardığını ve korumaları en üst düzeyde
geçmişe etkili olarak sunmak için gerekli düzenlemeleri yaptığını, söz konusu
yasal değişikliklerden önce de zaten Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet
Anlaşması (TRIPS), Roma Sözleşmesi, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO)
Anlaşması gibi uluslararası sözleşmelerle senaryo ve diyalog yazarı ile icra
sanatçılarının haklarının korunduğunu, Mahkemenin 5846 sayılı Kanun'un Ek 2 nci maddesini yanlış ve dar yorumladığını,
ancak 1995 yılında meydana gelen değişikliğin esasen sanatçılara sağlanan
bağlantılı hakların 1995 yılından sonraki yapımlarla sınırlı tutulması
olmadığını, Kanun koyucunun asıl amacının 1995 yılı öncesinde yapımı
gerçekleşen filmler yönünden bu hakların uygulamasının ancak 1995 sonrası
için geçerli olacağı olduğunu, 1995 öncesi filmler üzerinde 1995 sonrası
değişiklikler ile sağlanan haklar nedeniyle ortaya çıkan mali imkanların, bu
filmler üzerinde emeği olan ve yasal düzenlemede belirtilen tüm eser
sahipleri ile bağlantılı hak sahipleri arasında adil şekilde dağıtılması
gerekeceğini, müvekkilinin diyalog, senaryo yazarı olarak 5846 sayılı Kanun'a göre hak sahibi
olduğunu, Türk sinema tarihi içerisinde çok önemli bir yeri olan Guinness
rekorlar kitabına en fazla filme çekilmiş senaryo sahibi kişi olarak dahil
edilen müvekkilinin filmlerinin, TV kanallarında yüksek reyting saatlerinde
yayınlanması ve müvekkiline herhangi bir ödemenin yapılmamasının kanuna
ve hakkaniyete aykırı olduğunu
belirterek kararın bozulmasını istemiştir.YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNİN
16/01/2023 TARİH, 2021/5117 ESAS, 2023/297 KARAR SAYILI BOZMA
İLAMI:"..senaryo eseri sahiplerinin gerek 4110 sayılı Kanun öncesinde
gerekse sonrasında eser sahibi olmaları nedeniyle, Dairemizin 4110 sayılı
Kanun öncesinde eser sahibi ve hatta bağlantılı hak sahibi olduğu dahi kabul
edilmeyen icracı sanatçılar yönünden vermiş olduğu içtihatlar (Yargıtay 11.
Hukuk Dairesinin 17.09.2019 tarih ve 2018/409 E., 2019/5485 K.) ile bu olay
arasında bağlantı kurulması da doğru değildir. O halde Mahkemece yapılması
gereken iş, davacının davaya konu senaryo eserleri yönünden davalı ve/veya
selefleri ile yapılan sözleşme ile 5846 sayılı Kanun’un 52 nci maddesi
kapsamında davacının senaryodan doğan haklarını hangi süre ile ve ne suretle
devir (tam devir, tam ruhsat, basit ruhsat) edildiği incelenip tartışılması
gerekirken gerek yerel Mahkemece ve gerekse istinaf incelemesini yapan Bölge
Adliye Mahkemesince hatalı gerekçeyle 4110 sayılı Kanun öncesinde ilk
gösterimi yapılan ve anılan Kanun ile koruma süresi uzatılan sinema eserleri
yönünden, bir işleme eser olan sinema eserine kaynak teşkil eden senaryo
eserinden doğan hakların koruma süresinin uzatılmasından sonra ileri
sürülemeyeceğine ilişkin gerekçeleri isabetli görülmemiş ve hükmün bu sebeple
davacı yararına bozulması" yönünde karar vermiştir.Davacı, senaryo
yazarı olduğunu belirttiği filmlerin davalıya ait tv kanalında oynatıldığını
belirterek telif ücreti alacağı bulunduğunu iddia etmiş, davalı taraf davanın
reddini savunmuş, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar
verilmiştir.İstinaf incelemesinde ise; ilk derece mahkemesinin kararının
kaldırılmasına, davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmiştir. Karar
Yargıtay aşamasında bozulmuş, istinaf Mahkemesince duruşmalı inceleme
yapılmış ve usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmasına karar verilerek
esas yönünden bilirkişi raporu alınmıştır.Bilirkişi heyetinin yeterli ve
hükme elverişli nitelikteki ek raporunda; dava konusu filmlerin eser
niteliğinde olduğu tespit edilerek, dosyada mevcut delillere göre 45 filmin
senaristinin davacı ... olduğu, filmlerin 1995 öncesi yapımlar olduğu, davalı
...nin, Ocak 2006 - Aralık 2006 tarihleri arasında, davaya konu olan filmleri
senaristlik ve yönetmenlikten kaynaklanan eser sahipliğinin toplamda 892 defa
olmak üzere yayınladığı, ... tarafından gönderilen 07.10.2015 tarihli cevabi
müzekkere uyarınca, filmlerin meslek birlikleri ortak tarifesi gereğince
ödenmesi gereken bedelin her bir film için her bir gösterim sayısı başına 160
TL olduğu, gösterim sayısının bu bedel ile çarpımı yoluyla elde edilen
hesaplama uyarınca, davacının 142.720 TL mali hak bedeli talep edebileceği
belirlenmiştir.Kök bilirkişi raporunda mali hakların davacı uhdesinde
olduğunun kabul olunacağına yer verildiği,
kök rapora karşı itirazların ek raporda değerlendirildiği, davacı
yanın yeni rapor talep etmediklerini beyan ettiği de dikkate alındığında
neticeten davacının istinafının kısmen
kabulüne, kararın kaldırılmasına, davalının takibe itirazın kısmen iptaline
dair karar verilmiştir. 25/12/202 |
| SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1885 E:2024/1978 | Haksız rekabetten kaynaklanan
ihtiyati tedbir talebi | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin inşaat sektöründe tanınan
ve bilinen bir firma olduğunu, müvekkili şirketin hissedarlarından olan
...'ın, diğer hissedar ... ile yapmış olduğu anlaşma çerçevesinde
01.08.2022'de Gebze 5. Noterliğinin ... yevmiye sayılı işlemi ile müvekkili
şirkette bulunan hissesini belli bir alacak karşılılığında ...'a
devrettiğini, müvekkili şirkette bulunan hissesini devreden ...'ın, aynı
zamanda 24.12.2021 tarihinde kurulmuş olan rakip şirket Toler Mimarlık İnş.
San. Ve Tic. Ltd. Şti'nin aynı bölgede aynı amaca hizmet eden kurucu ortağı
olduğunu, müvekkili şirketin ...
parselde, 2020 yılında tamamladığı kat karşılığı inşaat projesine eser sahibi
olarak Merkez İnşaat unvanını ve logosunu yapının dış cephesine eser sahibi
olarak kullandığını, eserini tamamladığını, müvekkili şirketin yine başka
projesi olan ... parselde, tamamladığı kat karşılığı inşaat projesine eser
sahibi olarak Merkez İnşaat unvanını ve logosunu yapının dış cephesine eser
sahibi olarak kullandığını, eserini tamamladığını, ticaret unvanı, tacirin
ticari işletmesi dolayısıyla kullandığı isim olduğunu, müvekkili şirketteki
hissesini devrederek ilişkisini sonlandıran ...'ın ortağı olduğu davalı rakip
şirket Toler Mimarlık, kendi logo ve ticaret unvanını müvekkili şirketin
tamamladığı eserlerde aldatıcı ve haksız olarak, eserleri yapan şirketin
Toler Mimarlık algısı verecek şekilde kullanarak kendisine haksız tanıtma
vasıtası kurduğunu, davalı şirketin haksız rekabet hükümlerine aykırı hareket
ettiğini, kendi yapmadığı eserleri kendi yapmış gibi gösterip müşteri
çevresince karışıklığa yol açtığını, haksız rekabet sonucu oluşan davalı
şirket ticaret unvanı ve logosunun yapımı müvekkili şirkete ait olan
eserlerden TTK 61'e göre tedbiren ortadan kaldırılmasını, haksız rekabetin
önlenmesine, haksız rekabetin tespit ve men'ine, eser sahibi olan müvekkili
şirketin mezkur yapılarda öncesinde bulunan unvan ve logosunun tüm maddi
maliyeti haksız rekabet eden davalı şirkete ait olmak üzere binaların dış
cephesinin eski durumu olan Merkez İnşaat unvan ve logosu olarak
düzeltilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince aleyhine Tedbir Talep
Edilen Davalı tarafın ihtiyati tedbir kararına yönelik itirazlarının REDDİNE,
..." şeklinde hüküm kurulmuştur.İlk derece mahkemesince verilen karara
karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili
istinaf dilekçesinde özetle; davacının tedbir talebinin kabul edilmesi,
davacının esas hakkındaki talebinin kabul edilmesi anlamını doğuracak şekilde
hüküm niteliğinde bir hukuki sonuç doğurduğunu, tedbir yoluyla elde edilmesi
sonucunu doğuracak nitelikte, ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği
kuralının, ihlal edildiğini, davacının kendi haksız durumundan menfaat temin
etmesinin tedbir kararı ile sağlanmış durumda olduğunu, davacı lehine haksız
rekabet nedeniyle, tedbir kararı verilebilmesi için, gerekli hukuki ve fiili
koşulların oluşmadığını, haksız rekabet davası açılabilmesi için TTK’nın 56.
maddesinde haksız fiil için bir zararın ve zarar tehlikesinin varlığının
gerektiğinin öngörüldüğünü, davalı şirket ortağı ...'ın, davacı şirketteki
hissesini devretmiş olmasının haksız rekabet unsurlarının oluştuğu anlamına
gelmeyeceğini, ayrıca , davaya konu yapının inşasından sonra, kat malikleri
tarafından davacı şirket unvanının kaldırılmasına karar verilmesinin, davalı
şirket ortağı ...'ın bireysel eylemi olmadığını, Mahkemece tedbir kararında,
davalı unvanını içeren tabelaların kaldırılması kararını verilmiş ise de
davaya konu taşınmazlarda davalının, davacıya yönelik haksız rekabete neden
olacak tabelasının da bulunmadığını,
Mahkemece verilen tedbir kararının, davacının inşaa ettiği herhangi bir
binaya, o binada faaliyet gösteren bir başka inşaat şirketinin tabela
asmasına engel olunması, başka şirketlerin reklam asmasının önlenmesi
niteliğinde bir yol açılmıştır ki bu durumun kabul edilemeyeceğini,
Mahkemenin davacının maliki olmadığı bir bina için, davada taraf olmayan
kişileri de etkileyecek bir tedbir kararı verdiğini, bu durum bina
maliklerinin mülkiyet ve tasarruf haklarının mahkeme eliyle ihlal edilmesi
niteliğinde olduğunu, Mahkemece verilen tedbir kararında, davaya konu
binanın, eser niteliğine vurgu
yapılmış ise de, 6098 sayılı yasada inşaat hukuku ve sözleşme kapsamında eser
niteliği ile 5846 sayılı yasadaki fikri mülkiyet hukuku kapsamındaki eser
tanımları arasındaki farklılık, korunma amacı, hak sahibinin kim olacağının
da Mahkemece dikkate alınmadığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne,
yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf
yoluna başvurmuştur. İstinaf Mahkemesince, dosyanın incelenmesinde; davacı
şirketin ... parselde, 2020 yılında tamamladığı kat karşılığı inşaat
projesine eser sahibi olarak “Merkez İnşaat” unvanını ve logosunu yapının dış
cephesine eser sahibi olarak kullandığını, eserini tamamladığını, davacı
şirketin yine başka projesi olan ... parselde, tamamladığı kat karşılığı
inşaat projesine eser sahibi olarak “Merkez İnşaat” unvanını ve logosunu
yapının dış cephesine eser sahibi olarak kullandığını, eserini tamamladığını,
ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesi dolayısıyla kullandığı isim
olduğunu, davacı şirketteki hissesini devrederek ilişkisini sonlandıran dava
dışı ...'ın ortağı olduğu davalı şirket, kendi logo ve ticaret unvanını
davacı şirketin tamamladığı eserlerde aldatıcı ve haksız olarak, eserleri
yapan şirketin Toler Mimarlık algısı verecek şekilde kullanarak kendisine
haksız tanıtma vasıtası kurduğunu, davalı şirketin haksız rekabet hükümlerine
aykırı hareket ettiğini, kendi yapmadığı eserleri kendi yapmış gibi gösterip
müşteri çevresince karışıklığa yol açtığını, haksız rekabet sonucu oluşan
davalı şirket ticaret unvanı ve logosunun yapımı müvekkili şirkete ait olan
eserlerden TTK 61'e göre tedbiren ortadan kaldırılmasını talep ettiği; davalı
tarafından davacının anılan taşınmazlarda malik veya kiracı olmadığından bu
davayı açamayacağını, anılan yazıların kat malikleri kurulu kararı
doğrultusunda yapıldığını, haksız rekabete yol açmadığını beyan ederek
davanın reddini talep ettiği, mahkemece ihtiyati tedbir talebinin kabulüne
karar verildiği, davalı tarafından yapılan itirazın reddine karar verildiği,
karara karşı davalının istinaf yasa yoluna başvurduğu, dairemizin 2024/1105
esas 2024/1075 karar sayılı ilamı ile “…Belirtilen yasal düzenleme karşısında
mahkemece, duruşma açılıp taraflar davet edilerek inceleme yapılması
gerekirken; 20.03.2024 tarihinde ihtiyati tedbir talebinin duruşmalı olarak
değerlendirildiği ve talebin kabulüne karar verildiği, davalının ihtiyati
tedbir kararına itirazı üzerine 27.03.2024 tarihinde evrak üzerinde inceleme
yapılarak karar verildiği, bu şekilde ihtiyati tedbire itirazın 6100 sayılı
yasanın emredici nitelikteki 394/4.maddesine aykırı şekilde taraflar davet
edilmeden ve duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesi anılan yasal
düzenlemeye açık aykırılık içerdiğinden kararın bu nedenle kaldırılması
gerekmiştir…” anılan kararın kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararı
sonrası yapılan değerlendirmede, itirazın reddine karar verildiği, karara
karşı davalının istinaf yoluna başvurduğu görülmüştür.Haksız rekabet, TTK'nın
54 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Haksız rekabetin yasaklanmasının
amacı, TTK'nın 54/1. maddesinde "Bütün katılanların menfaatine, dürüst
ve bozulmamış rekabetin sağlanması" olarak ifade edilmiş, 2. fıkrada ise
haksız rekabet tarif edilerek "Rakipler arasında veya tedarik edenlerle
müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına
diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka
aykırıdır" şeklinde belirtilmiştir. Haksız rekabet sayılan bazı durumlar
ise TTK'nın 55. maddesinde örnek
kabilinden ve sınırlı olmamak kaydıyla sayılmıştır. TTK'nın 56. maddesinde
ise; haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari
faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir
tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimsenin, fiilin haksız olup olmadığının
tespitini, haksız rekabetin önlenmesini, haksız rekabetin sonucu olan maddi
durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı
beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi
için kaçınılmaz ise haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların
imhasını, kusur varsa zararın tazminini talep edebileceği hükme bağlanmıştır.
6100 sayılı yasanın 61.maddesinde haksız rekabetten kaynaklanan davalarda
hükmedilecek ihtiyati tedbirlerin neler olabileceğini belirtmiş, ihtiyati
tedbir olarak aynı yasanın 56/1-b-c maddelerinin de uygulanabileceği
düzenlenmiş, ihtiyati tedbire ilişkin diğer haller ve usul yönünden 6100
sayılı yasaya atıf yapılmıştır.Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme
nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen
imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi
bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu
hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. (6100 sayılı yasanın
389.maddesi)Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir
sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin
haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. (6100 sayılı yasanın
390/3.maddesi)İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır
bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin
uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde,
ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin
olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir. (6100 sayılı yasanın
394/2.maddesi)Eldeki olayda; Dosyaya sunulan belgelere göre; ... parselde
inşa edilen binanın ve ... parselde
bulunan binanın müteahhidinin dosyamız davacısı olduğu, anılan binaların
üzerine“Merkez İnşaat” unvanını ve logosunu yapının dış cephesine yazdığının
anlaşıldığı, uygulamada binayı yapan kişilerin ismini binaya yazması şeklinde
fiili bir uygulamanın da olduğu gözetildiğinde anılan binalardan bir tanesindeki
yazının sökülerek davalının adının dış cepheye aynı şekilde yazılmasının
davacının iddiasını yaklaşık olarak ispat ettiği, 6102 sayılı yasanın 61/1
atfıyla aynı yasanın 56/1- c maddesi gereği davalının isminin yazıldığı
harflerin binanın dış cephesinden kaldırılmasına da karar verilebileceği,
mahkemece belirlenen teminatın bu aşamada yeterli olduğu, itirazın dairemizin
kaldırma kararında belirtildiği şekilde duruşmalı olarak değerlendirildiği de
nazara alındığında mahkemece ihtiyati tedbire yapılan itirazın reddine karar
verilmesi isabetlidir.Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya
uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik
bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında;
mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde; usul ve esas yönünden yasaya
aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin
konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara
alınarak; itiraz eden/davalının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden;
istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.H Ü K Ü M:
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca;
itiraz eden davalının istinaf başvurusunun
esastan reddine karar verilmiştir.19/12/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ | K:
2024/1877 E:2023/523 | Markayı
oluşturan logonun grafik eser vasfı taşıyıp taşımadığı | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... tescil
numaralı ... + şekil, takiben ..., ... ve ... numaralı şekil-marka
tescillerinin sahibi olduğunu, tanınmışlık düzeyi de dikkate alındığında,
davaya konu aynı sektörde faaliyet gösteren davalı tarafa ait ... numaralı
"... + şekil" ibareli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine
karar verilmesi gerektiğini, müvekkili ile birebir aynı sektörde faaliyet
gösteren davalı şirketin, ... tescil
numaralı markası/logosunun 10 yıl sonra değişim ile müvekkilinin markasının
neredeyse aynısı bir markayı iltibas derecede benzerlik teşkil ederek
kullanmaya başladığını, davalı tarafından müvekkilinin markası/grafik eseri
sıralı üç kırmızı nokta olarak oluşturulma şekline kadar taklit edildiğini
davalının müvekkilinin marka ve telif hakkı ile korunan işaretine benzer
marka tescili ve kullanımının müvekkili şirketin marka ve telif hakkına
tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, ileri sürerek, davalı adına
tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine davalının
dava konusu marka ve logosunun 5846 sayılı FSEK uyarınca bir grafik tasarım
eseri olduğunun ve davalının bu logo üzerinde gerçek hak sahibi olmadığının
tespitine davalının müvekkiline ait markayı/logoyu, müvekkilinin izni
olmaksızın resmi merciler nezdinde kendi markasıymış gibi göstererek
yarattığı hak ihlalinin tespitine, davalının eyleminin müvekkilinin tanınmış
logo ve markasından doğan marka hakkına - telif hakkına tecavüz ve haksız
rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, müvekkilinin
marka ve telif hakkına tecavüz ile
haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, bu
amaçla fiili her türlü kullanımının durdurulması ve önlenmesi ile internet
sitesi ve sosyal medya hesaplarına erişiminin engellenmesine, üzerinde "..." bulunan her çeşit iş
evrakı, tabela, katalog, ürün ve araçlar ile her türlü tanıtım vasıtasına
görüldükleri yerlerde el konularak, imhasına karar verilmesini talep ve dava
etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sadece genel görüntüleri,
anlamları, okunuş ve yazılışları baz alınarak yapılan değerlendirmede dahi
söz konusu markaların aynı olmadığı ve karıştırılma ihtimalinin de
bulunmadığının görüleceğini, bu benzerliğin tüketici (ya da hizmet/mal
sınıfına göre sektördeki bilinçli kullanıcı grubu) üzerinde karıştırılma
ihtimaline neden olup olmayacağının önem teşkil ettiğini, müvekkili şirketin
markasına bakan alıcı kitlesinin hafızasında kalacak ibare ile görünüm
itibariyle de farklılık taşıyan müteriz taraf markasının, herhangi bir
iltibas oluşturmayacağını, müvekkilinin markası ile davacı markasının hiçbir
benzerliğinin bulunamadığı, dava konusu markaların okunuş açısından da farklı
şekilde seslendirilmekte olduğunu ve tüketici tarafından karıştırılması
ihtimalinin mümkün olmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.İlk
derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; uyuşmazlık konusu davacıya ait
"..." logonun dikdörtgen zemin üzerine üç dairenin yerleşimi ile
oluşturulduğu, hususiyet arz etmeyen ve estetik niteliği olmayan bir grafik
tasarımı olup, bu özellikleriyle FSEK 4/6 maddesi gereğince grafik eser yani
güzel sanat eseri sayılamayacağı, davacının logosunun eser vasfını haiz
olmadığı, TPMK nezdinde davalı adına tescilli ... numaralı "... +
şekil" ibareli markanın
hükümsüzlük kaşullarının oluşmadığı, davalının markasını tescil
ettirdiği hali ile değil davacı markası ile iltibas oluşturacak şekilde siyah
zemin üzerine kırmızı 3 daire şeklinde ve dairelerin boyutları büyük olacak
şekilde kullandığı, bu durumun davavcı markası ile iltibas yarattığı
gerekçesi ile, davanın kısmen kabulü ile; davalının eyleminin, davacının
marka tescillinden doğan haklarına
tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına,
önlenmesine, hükümsüzlük ve diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıa ve
beyanlarını tekrar ederek; müvekkilinin logosunun sektördeki tanınmışlığına,
davalının kötü niyetli olduğunun somut delillerle ispatlanmasına rağmen,
davalının kötü niyetli eylemlerinin gereği gibi değerlendirilmediğini,
davalının kötü niyetli eylemlerinin hem tecavüz hem de hükümsüzlük davası
açısından birlikte ele alınması gerektiğini, müvekkilin sıralı üç kırmızı
nokta logosu fsek kapsamında müvekkilin hususiyetini taşımakla eser
niteliğini haiz olduğunu, hükümsüzlük talebine konu davalı markasının kötü
niyetli iktisap edildiğini ve ayrıca telif hakkı korumasına da tabii
müvekkilinin tanınmış sıralı üç kırmızı nokta logosuna iltibas yarattığını
ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Dava, markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkini, davalının eyleminin
davacının logo ve marka tescilinden doğan marka - telif hakkına tecavüz ve
haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti, durdurulması, önlenmesi talebine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf
dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı
hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince
yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davacı vekili
tarafından istinaf edilmiştir. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve
ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve
hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık
bulunmadığı, hükümsüzlük incelemesinin
markaların kullanımına göre değil, markaların tescil edildiği haline göre
yapılması gerektiği, tescilden uzun
süre sonraki kullanımlarda, markanın tescil olunduğu gibi değilde
başkalarının markalarına yanaşılarak yapılan kullanımların marka hakkına
tecavüz teşkil edebilirse de tek başına kötüniyetli tescile delalet etmeyeceği, (Emsal Yargıtay 11.HD'nin
2019/5187 E- 2020/3833 K.sayılı kararı)
kötüniyetli tescilin varlığı için kötüniyetin tescil başvurusu anında
varolması gerektiği, davacının logosunun eser vasfına haiz olmadığı,
davacının "...+Şekil" markaları ile davalının "... +
şekil" markası arasında iltibas bulunmadığı, davalının marka tescilinde
kötü niyetli olduğuna dair delil bulunmadığı, somut olayda hükümsüzlük
koşullarının bulunmadığı,ancak davalının markasını tescil ettiği haliyle
değil de davacı markasına benzer şekilde kullanımının davacı markasına
tecavüz oluşturduğu gerekçeler,yle İstinaf mahkemesi davacı vekilinin istinaf
talebinin esastan reddine karar vermiştir. 04/12/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1934 E:2024/1234 | Bilgisayar
programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68) | Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili şirketin ülkemizce
mühendislik üzerine bilgisayar yazılımı üreten sayılı firmalardan biri
olduğunu ve lisans hakkı kendilerine ait olan ... isimli bilgisayar
yazılımının FSEK mevzuatı uyarınca eser sahibi olduğunu, TPE nezdinde
"..." isim hakkını marka olarak tescil ettirdiğini, müvekkilinin
sahip olduğu programların kullanılması ve sair şekilde çoğaltılması,
değiştirilmesi, işlenmesi vb.hiç bir konuda ülkemizde veya yurt dışında hiç
bir kişi ya da kuruluşa izin ya da yetki vermediğini, müvekkili şirkete gelen
ihbarlar üzerine İstanbul 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2016/73
D.İş numaralı dosyasında yapılan tespit neticesinde alınan bilirkişi raporuna
göre, mali hakları müvekkili şirkete ait olan Harita 2 isimli bilgisayarda
... yazılımı ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... modüllerinin, yine
davalılara ait ... isimli bilgisayarda ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,
..., ..., ...modüllerinin bilgisayarda kurulu ve aktif olarak çalışır durumda
olduğunun tespit edildiğini, bu şekilde müvekkili şirket yazılımlarının
izinsiz olarak yüklenerek
kullanılmakta olduğunun belirlendiğini, bu
olay üzerine şahıslar hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığında
2016/100351 soruşturma numarası ile şikayette bulunulduğunu, davalıların söz
konusu eylemleri ile davacının mali haklarına tecavüz ettiklerini belirterek,
davalılar tarafından davacıya ait bilgisayar programlarının izinsiz ve
lisanssız kullanımı sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla
şimdilik 16.000,00 TL'nin, eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren ticari
reeskont faizi ile birlikte
davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.Davacı vekili
06/01/2019 tarihli dilekçesi ile tazminat talebini, 134.000,00 TL artırarak
150.000,00 TL olarak ıslah etmiş ve harcını yatırdığı anlaşılmıştır.Davalılar
vekili cevap dilekçesinde; Davalıların şahsi olarak dosya ile ilgilerinin
bulunmadığını, davada taraf olarak FTK ....Şti.'nin gösterilebileceğini,
diğer müvekkilleri ..., ... ve ... açısından husumet yöneltilemeyeceğini,
İstanbul 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2016/73 D.İş sayılı
dosyası ile yapılan bilirkişi incelemesine itiraz ettiklerini ve raporu
kesinlikle kabul etmediklerini, bilirkişi tarafından bilgisayarlarda yapılan
inceleme sırasında programa ait aktif olmayan linklerin açılmaya
çalışıldığını, ancak kullanılmaması ve güncel olmaması sebebiyle
açılamadığını ve hata verdiğini, ancak iş bu hata görüntülerinin rapora
konulmadığını, raporda programın aktif olarak kullanıldığına ilişkin herhangi
bir görüntü de bulunmadığını ve rapordaki görüntüler ve evrakların davalı
şirkete ait olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini
istemiştir.;Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 05/02/2019 tarihli 2017/92 E- 2019/24 K sayılı kararıyla;"Davacının
hak sahibi olduğu bilgisayar programlarının FSEK anlamında eser olup, koruma
kapsamında olduğu, davalıların herhangi bir lisans bedeli ödemeden bu
programları bilgisayarlarında ve işlerinde kullandıkları tespit edildiği,
programların emsaline göre bilirkişi raporuna göre, FSEK 68/1. maddesi
uyarınca istenebilecek maddi tazminat tutarının üç katı üzerinden toplam
104.505,60 TL olduğu, davalı şirketin yöneticisi olan diğer davalıların
haksız fiil mahiyetindeki bu eylemden müteselsilen sorumlu oldukları
gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile,
toplam 104.505,60 TL tazminatın haksız fiil tarihi olan
01.09.2016 tarihinden itibaren
işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak
davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine," karar
verilmiştir.Davacı vekili süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde;
Yargılamada Mahkemeye sunulan 16.04.2018 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilmemesi
gerektiği ve İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin
2016/73D.iş dosyası kapsamında sunulan 08.09.2016 tarihli raporun hükme esas
alınması gerektiğinin savunulduğu ve dosyanın tekrar bilirkişiye gönderilerek
telif tazminatı hesabı yapılmasının talep edildiğini, talep doğrultusunda
dosyanın bilirkişiye gönderildiğini ve alınan 01.08.2018 tarihli bilirkişi
raporunda özetle; 2 adet bilgisayarda ... 5.1 versiyonun modülleri ile
beraber kurulu ve çalışır vaziyette bulunduğu, zarar hesaplamasında satıcı
firmanın uygulamakta olduğu %20 indirim oranına ek olarak yazılımın satışı
bulunmaması sebebiyle %20 daha indirim uygulanması gerektiği kanaatine
varıldığını, toplamda zarar üzerinden %40 indirim uygulanabileceği kanaatine
varıldığını, bilirkişiler tarafından
hiçbir araştırma yapılmadan, bu versiyonun bugün satın alınması halinde
müvekkili şirketin %20 oranında sürüm indirimi uygulayacağı kanısına
varılmasının müvekkili şirketin satış politikasına tamamen aykırı olduğunu,
Yargıtay kararlarına göre, şirketin maksimum indirim oranının %21,8 olduğunu,
Diğer bir deyişle, müvekkili firmanın, eskime adı altında uyguladığı bir
indirim oranı bulunmadığı halde, sayın bilirkişiler tarafından müvekkili firma
satış stratejisi kapsamında bulunmayan bir uygulamanın varmış gibi hesap
edilerek varsayım doğrultusunda %20 oranında indirim uygulanmasının hiçbir
hukuki dayanağı bulunmadığını, 2016 yılında ... olduğu, davalının
bilgisayarında ...’in bulunduğu gerekçesi ile tamamen keyfi bir şekilde
belirlenen indirim oranının hukuki olmadığını, Bilirkişilerin davalıların
bilgisayarında izinsiz ve lisanssız olarak yüklü bulunduğu sabit olan ve 2016
yılı fiyat listesine göre bedeli 8.350,00 TL olan ... modülünü hesaplamaya
dahil etmediklerini, özensiz ve eksik bir rapor düzenlediklerini,Bilirkişi
raporunda yazılım, donanım vb. ürünlerde distribütör firmaların belli kar
marjlarıyla ürünleri bayiler kanalı ile satışa sunduğu, bayilerde satış
adetlerine göre belli oranlarda indirim yaptığı, haksız rekabet ortamının
sağlandığı durumlarda gerektiğinde ürünlerde liste fiyatı üzerinden %20-%40
oranında çok fazla indirimler yapıldığı belirtilmişse de bilirkişilerin bu
tespitinin tamamen hatalı olduğunu, müvekkilinin şirket yazılımlarını bayiler
kanalı ile satışa sunmadığını, müvekkili şirketin distribütör firmalarla her
hangi bir anlaşması olmadığını, bu sebeple bilirkişilerin bu tespitlerinin
somut dava bakımından uygulanırlığı olmadığını, emsal bedel, rayiç bedel belirlenirken
yapılması gerekenin, müvekkili şirketin genel satış politikası ve uygulaması
olduğunu beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar
verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; Davanın
yalnızca davalı şirkete yöneltilebileceğini, diğer davalıların şirket ortağı
olduğunu ve bu ortaklara husumet yöneltilemeyeceğini, gerçek kişi davalılar
yönünden davanın pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi
gerektiğini,Bilirkişice bilgisayarda
yapılan inceleme sırasında programa ait aktif olmayan linkler açılmaya
çalışıldığını ancak programlar güncel olamadığından ve kullanılmadığından
açılamadığını ve hata verdiğini,
ancak hata veren linklerin ekran
görüntülerinin bilirkişice rapora alınmadığını, dolayısıyla dosyaya
eklenmediğini, işbu davada ise, delil tespit davasında eksik ve hatalı olarak
düzenlenen bilirkişi raporu baz alınarak karar verildiğini, zira yerel
mahkemece alınan bilirkişi raporunda
11.04.2018 tarihinde müvekkili şirkete ait bilgisayarlarda yapılan
incelemede, ... uygulaması ve modüllerine dair kayıt, dosya veya ize
rastlanılmadığının belirtildiğini,Dosyada alınan bilirkişi raporlarında müvekkili şirketin ... yazılımını aktif
olarak kullanıp kullanmadığına ilişkin kesin bir tespit
yapılmadığını,Müvekkili şirketin bir harita firması değil altyapı işleri
yapan bir şirket olduğunu, dolayısıyla müvekkili şirketin ilgili yazılımı
kullanım ihtiyacı bulunmadığını, bu sebeple programın her iki bilgisayarda da
yüklü olmasının müvekkili şirket için herhangi bir menfaat içermediğini,
müvekkili şirketin ihtiyacı olmayan programı kullanmasının mümkün
olmadığını,Dava dosyasında programın iki sürümü de ayrı ayrı satın alınmış
gibi değerlendirme yapılarak karar verildiğini, müvekkillerinin kötü niyetli
olmadığını, tazminata hükmedilecekse dahi kanunda belirtilen asgari şekilde
hükmedilmesinin hakkaniyet ilkesinin gereği olduğunu beyan ederek Mahkemece
verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Dairemizin
29/09/2022 tarihli, 2020/1347 Esas-2022/1314 Karar sayılı kararı ile; Davacı
vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığından istinaf başvurusunun
esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf sebeplerinin incelenmesinde;
"İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden celbedilen davalı ...Şti'nin
sicil kayıtlarına göre, gerçek kişi diğer davalıların şirketin yetkilisi
olduğu, dava konusu eylem sebebiyle ayrıca şahsi sorumluluklarının
bulunmadığı, eldeki davanın şirket aleyhine ikame edilebileceği, belirtilen
sebeplerle husumet ehliyeti bulunmayan gerçek kişi davalılar aleyhine açılan
davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi
gerekirken, bu davalıların da davalı şirket ile birlikte müteselsilen
sorumluluklarına hükmedilmesinin hatalı olduğu" gerekçesiyle; davalılar
vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, mahkeme kararının
kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı
gerektirmediğinden 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesine göre yeniden esas
hakkında hüküm kurularak; " ..., ... ve ... yönünden 6100 Sayılı HMK'nın
114/(1)-d ve 115/(2). maddeleri gereğince pasif husumet ehliyeti yokluğundan
DAVA ŞARTI YOKLUĞU SEBEBİYLE USULDEN REDDİNE,-Davalı şirket yönünden davanın
kısmen kabulüne, toplam 104.505,60 TL
tazminatın haksız fiil tarihi olan 01.09.2016
tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalı
şirketten alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin
reddine" karar verilmiştir.Dairemizin kararına karşı davacı vekili
temyiz başvurusunda bulunmuştur.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 30/04/2024
tarihli 2022/7112 Esas-2024/3422 Karar sayılı kararıyla; " Davacı
tarafça, bilgisayar programlarını izinsiz kullanıldığını iddia ettiği
şirketten ve şirketin yönetim kurulu üyelerinden maddi tazminat talebinde
bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince
davalı şirketin yöneticisi olmaları nedeniyle davalı gerçek kişiler
bakımından da davanın kısmen kabulüne karar verildiği, davalılar vekilinin
istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı gerçek kişilerin
pasif husumeti olmadığına karar verilmişse de, davalı gerçek kişilerin diğer davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri
oldukları, 5846 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca
aleyhlerinde dava açılabileceğinin dikkate alınmaksızın Bölge Adliye
Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı"
gerekçesiyle; Dairemizin kararının bozulmasına, davacı vekilinin bozma
kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine, karar verilmiştir.Yargıtay bozma ilamı ve
duruşma günü taraf vekillerine tebliğ edilmiş, davacı vekilinin duruşmaya
katılmadığı, davalılar vekilinin önceki kararda direnilmesini talep ettiği
anlaşılmış, usul ve yasaya uygun görülen bozma ulamına uyulmasına karar
verilmiştir.GEREKÇE;Taraflar arasındaki davacıya ait bilgisayar yazılımının
izinsiz olarak kullanımından dolayı FSEK 68. Maddesine göre tazminat
davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince
davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın taraf vekilleri tarafından
istinaf edilmesi üzerine, Dairemizce davalılar vekilinin istinaf başvurusunun
kısmen kabulüne, mahkeme hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm
kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, davalı gerçek kişiler bakımından
davanın usulden reddine karar verilmiştir.Davacı vekilinin temyiz başvurusu
üzerine, Dairemizin kararının Yargıtayca bozulduğu anlaşılmış, usul ve yasaya
uygun görülen bozma ilamına uyulmasına karar verilerek bozma kararı
doğrultusunda davaya devam edilmiştir.Mahkemenin, davalı şirketin davacının
hak sahibi olduğu bilgisayar yazılımının izinsiz kullanılması nedeniyle,
davalı şirket hakkında FSEK 68. Madde uyarınca hükmedilen 104.505,60 TL
tazminata ilişkin karara karşı davalı tarafça temyiz başvurusunda
bulunulmaması, davacı vekilinin temyiz itirazının da reddi nedeniyle, davalı
şirket hakkında verilen kararın taraflar yönünden usuli kazanılmış hak teşkil
ettiği anlaşılmıştır. Dosyaya celp edilen davalı şirketin ticaret sicil
kaydından, şirket yetkililerinin ..., ... ve ... olduğu, davalılardan ...'ın
gerek delil tespiti, gerekse mahkemece yaptırılan 11/04/2018 tarihli keşif
sırasında ...'ın işyeri yetkilisi sıfatıyla hazır bulunduğu anlaşılmıştır.
5846 Sayılı FSEK 66/2-3 maddesinde; "Tecavüz, hizmetlerini ifa ettikleri
sırada bir işletmenin temsilcisi veya müstahdemleri tarafından yapılmışsa
işletme sahibi hakkında da dava açılabilecektir.Tecavüz edenin veya ikinci
fıkrada yazılı kimselerin kusuru şart değildir." hükümleri
düzenlenmiştir.Yasal düzenleme gereğince, hizmetin ifası sırasında şirket
yetkilisi ve çalışanlarının bir başkasının eserden kaynaklanan mali haklarına karşı tecavüz fiilini
gerçekleştirmesi halinde hem şirket hem de şirket yetkilisi ve/veya çalışanı
hakkında dava açılabileceği gibi, TMK 50. Madde gereğince de, tüzel kişinin
iradesinin organları aracılığıyla açıklandığı, organların bütün fiilleriyle
şirketi borç altına sokacakları ve kusurlarından ayrıca şahsi olarak da
sorumlu olacakları düzenlenmekle, mahkemece davalı şirketin temsilcilerinin
sorumlu tutulmasında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş, taraf vekillerinin
ileri sürdükleri istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı kanaatine varılmakla
istinaf başvurularının esastan reddine,
karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 28/11/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1943
E:2022/599 | Sözleşmenin
geçerlilik şekli (FSEK m.52) ve cayma hakkının kullanılması (FSEK m.58) | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının merhum Prof.
Dr. ...'nin yazarı olduğu ve tüm mali hakları müvekkillerine ait olan
"Türk Dil Bilgisi" isimli eseri müvekkillerinden habersiz ve izin
almadan, taraflar arasında sözleşme olmadan, kötü niyetli, haksız ve hukuk
dışı olacak şekilde eseri bastığını, çoğaltıp piyasaya sürdüğünü, eserin
davalı tarafından 50,00 TL'ye satışa sunulduğunu, eserin davalı tarafından
kaç adet basıldığının, eser için kaç adet bandrol alındığının bilinmediğini,
ayrıca eserin matbaa aşamasında kaç adet basıldığının da bilinmediğini,
davalının bu eyleminin müvekkilinin eser üzerindeki mali haklarına ve manevi
haklarına halel getirdiğini, eserin müvekkillerinden izin alınmadan ve
habersiz olarak yayınlanmasının müvekkillerinin büyük üzüntü duyduğunu, manen
çökmüş olduklarından bahisle; öncelikle devam eden tecavüzün ref'i ve
muhtemel tecavüzün men'ine, haksız ve hukuka aykırı olarak çoğaltılmış eserin
satışının durdurulması, mevcutların toplatılması, yeni basım yapılmasının
önlenmesine dair ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalı tarafından
müvekkillerin yasal hakları ihlal edilmek suretiyle, basılan eserin adedi,
bedeli ve emsal rayiç telif oranı dikkate alınarak H.M.K.107. maddesi
gereğince müvekkillerin uğradığı maddi zararın tespitine, her türlü talep, dava ve fazlaya ilişkin
tüm hak ve alacakları saklı kalmak üzere FSEK 68.md. gereğince müvekkillerin
uğradığı zararın en az 3 (üç) katı tutarında olacak şekilde ve FSEK 70/3. Md.
gereğince hukuka aykırı olarak davalı tarafça elde edilen kar tutarının
H.M.K.'nun 107 md. gereğince şimdilik 1.000.-TL maddi tazminatın davalı
taraftan eserin ilk yayın tarihi itibariyle işleyecek ticari avans faizi ile
birlikte tahsiline, üç mirasçı için olacak şekilde toplam 30.000-TL manevi
tazminatın eserin ilk yayını tarihi itibariyle işleyecek ticari avans faizi
ile birlikte davalı taraftan tahsiline, kararın ilanına karar verilmesini
talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;
davacıların miras bırakanı ...'in müvekkili firmada ortaklığı bulunan bir
kişi olduğunu, dava konusu eserinden başkaca eserlerinin de müvekkili yayın
evinden çıkmış ve bazılarının halen yayımlandığını, müvekkilinin bu yayınları
yaparken telif sözleşmeleri akdettiğini ve bu sözleşmeler çerçevesinde
faaliyetlerini bugüne kadar yürüttüğünü ve yürütmeye devam ettiğini, dava
konusu Türk Dil Bilgisi adlı esere ilişkin olarak da; müvekkili ile ... arasında 5.3.1981 tarihinde Sözleşme
akdedildiğini, bu sözleşmede
yazarın dava konusu eserin
yayın haklarını müvekkiline devrettiğini, taraflarca eserin 5. baskısından
itibaren yeni baskılarının, daha önce Edebiyat Fakültesince yayınlanmış 4.
baskıdan aynı basım olarak yayımlanacağının kararlaştırıldığını, yine
sözleşmeye göre" %7 telif ücreti ödenecektir.Ödemeler, eserin
yayınını takip eden ay içinde peşin ödenecektir.Takip eden baskılarda da bu
şekilde uygulama yapılacaktır. Devir sözleşmesinin akdedildiği ve bu sözleşme
ile esere ilişkin çoğaltma ve yayma haklarının eser sahibi tarafından
müvekkil firmaya devredildiği açıkça görülmektedir. Devirle birlikte hakkın,
devralanın malvarlığına intikal etmesi ve bu şekilde devredenin hakkın sahibi
olma vasfını yitirmesi sebebiyle aynı hakkın ikinci defa bir başkasına
devredilmesi mümkün değildir. Nitekim 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri
Kanununun 54. maddesinin birinci fıkrasında da “Mali bir hakkı yahut kullanma
ruhsatını devre salahiyetli olmayan kimseden iktisap eden hüsnüniyet sahibi
olsa bile himaye göremez” hükmüne yer verildiğini, bu nedenle yayın hakları müvekkile ait dava konusu
eserin yayın haklarının mirasçılar tarafından başkasına devrinin de mümkün
olmadığını, müvekkilinin bugüne kadar 1981 tarihli Sözleşmeye göre uygulama
yaptığını, bu uygulama gereği eserin yeni baskılarını gerçekleştirdikçe eser
sahibi hayattayken kendisine, vefattan sonra da mirasçıların banka
hesaplarına ödemeler yaptığını, yapılan son baskı üzerine mirasçıların kendilerine
yapılan ödemeyi reddettiklerini, dava dilekçesinde iddia edildiği gibi
habersiz, izinsiz ve kötü niyetli yapılan bir baskı olmadığını tam aksine,
haberli, izinli, iyiniyetli ve hukuka uygun baskılar olduğunu, davacıların
dava konusu kitabın müvekkili yayınevinden değil, rakip firma olan ...
Yayınlarından çıkmasını istediklerini,
dava dışı ... Yayınları ile
davacı olan mirasçılar bir anlaşma yaparak dava konusu kitabın baskısında
anlaştıklarını, baskıyı gerçekleştiren ... Yayınları'nın, eseri
yayımlayabilmek için bandrol müracaatı
yaptığını, bunu farkeden
müvekkilinin Kültür ve Turizm
Bakanlığına yazı yazarak dava konusu eserin mali haklarının kendisinde
olduğunu beyan ederek bandrol verilmemesini talep ettiğini, bunun
üzerine dava dışı Alfa Yayınlarına
bandrol verilmediğini ve eserin
piyasaya çıkarılmadığını beyanla haksız davanın reddine karar verilmesini
talep ettiği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince; "Tüm dosya kapsamı,
sunulan deliller, birbirleri ile uyumlu, mahkememizce de hükme esas alınan
her iki bilirkişi raporu bir bütün olarak değerlendirildiğinde 1981 tarihli
sözleşmeye dayalı olarak davalının basım ve yayım haklarının devam ettiği
anlaşıldığından somut olayda tecavüz şartlarının oluşmadığına kanaat
getirilmekle davanın reddi" şeklindeki gerekçeleri ile;Davanın REDDİNE,
şeklinde hüküm kurulmuştur.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;
Mahkeme kararının 27.01.2021 tarihli
Bilirkişi Raporundaki tüm tespit ve değerlendirmeleri bire bir olacak şekilde
yani kopyala yapıştır ile kendisine gerekçe yapıldığını rapora itirazlarının
dikkate alınmadığını, mahkemenin
kararına dayanak yapılan 5.3.1981 tarihli sözleşmenin sadece 5. Baskı için akdedildiğini, davalı taraf 5.3.1981 tarihli sözleşmeye
dayanarak 5. Baskıyı 1981 yılında , 6.
Baskıyı 2019 yılında 7. Baskıyı 2020 yılında yapmış gibi hukuk dışı ve
hayatın olağan akışına uygun olmayan iddialarda bulunduğunu, kabul anlamında
olmamak üzere; davalı tarafın iddiasına dayanak yaptığı 5.3.1981 tarihli
sözleşmenin ıslak imzalı orijinal asıl olduğu, sözleşmedeki imzanın merhum yazarın imzası olduğu ve sözleşmenin
geçerli olduğu bir an için kabul edilse dahi
iş bu sözleşme sadece bir baskılık olacak şekilde 5. Baskı için
akdedilmiş olup bundan sonraki baskılar için akdedilmediğini, dayanak yapılan sözleşmede kitabın kaç
baskı yapılacağı, her baskıda kitabın kaç adet basılacağı somut, açık ve net
olmayıp belirli olmadığını, bu nedenlerle davalı taraf ve dolayısı ile Sayın
Mahkeme kararına dayanak yapılan 5.3.1981 tarihli sözleşmenin F.S.E.K. ve T.B.K. uygun olmayıp geçerli
olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere sözleşmenin geçerli olduğu kabul
edildiği takdirde sadece 5. Baskı için akdedildiğini davalı tarafça
düzenlenmiş ve ...'e sunulmuş olan 1.
Bandrol talep formunda kitabın " 6. Basım" için 20.09.2019
tarihinde 5.500 adet, 2. Bandrol talep formunda kitabın "7. Basım"
için için 22.10.2020 tarihinde 6.000
adet davalı tarafça bandroller alındığını. davalı tarafça 1. ve 2. Bandrol
talep formlarında da açıkça beyan, kabul ve ikrar edildiği üzere davaya konu
kitabın 6. ve 7. Basımı için bandrol alınmış olmasının 5.3.1981 tarihli sözleşmenin sadece bir
baskı için yani 5. Baskı için akdedilmiş olduğunu açıkça teyit ettiğini, sözleşmede hangi hakların devir edildiği
açıkça ve ayrı ayrı olacak şekilde gösterilmemiş olup hangi hakkın devir
edildiği açık olmadığı için F.S.E.K 52. Md. göre de sözleşme geçerli
olmadığını, ayrıca bu tür sözleşmelerde uygulanabilecek olan eski B.K. 375.
Maddesi ile yeni B.K. 491 md göre,
sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım
yapma hakkı olduğunu, taraflar, sözleşmenin süresini veya baskı adedini
kararlaştırmak zorundadırlar...." düzenlemesine göre de 5.3.1981 tarihli sözleşme bir baskı için
akdedildiğini zaten bu durum
sözleşmede de açıkça belirtildiğini bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin istikrar bulmuş bir çok kararları
bulunduğunu. ( Örneğin; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas : 2012/171, Karar :
2012/380, Tarih : 13.06.2012 kararı - Dilekçemiz ekinde dosyaya sunulmuştur -
Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi, Esas: 2004/10681, Karar : 2005/7713, Tarih
: 15.07.2005 Karar - Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi, Esas : 1975/4967,
Karar : 1975/7001, Tarih : 04.12.1975 kararı gibi bir çok karar). Mahkemenin
gerekçesinde,"... davacıların, davalı
yayınevinin 1981-2019 tarihleri arasında basım yapmadığı iddiasının bu
hüküm çerçevesinde değerlendirilmesi neticesinde dahi davacıların yasal
olarak cayma hakkını münasip sürede
basım olmadığında kullanmadığı, dolayısıyla kanunda açıkça yer alan hakkı
kullanmayarak bu hükümden yararlanma hakkının tekrar basım yapıldığı için
kaybettikleri kanaatine ulaşılmıştır.... 1981 tarihli sözleşmeye dayalı
olarak davalının basım ve yayım hakları devam ettiği anlaşıldığından
...." iddiası hukukilikten uzak olduğunu, taraflarınca keşide edilen k muhatabı
davalı taraf olan iki adet
ihtarnamenin bulunduğunu davalı tarafından ihtarnameye cevap ihtarında, diğer
eserlerin isimlerini , sözleşmelerin tarihlerini ayrıntılı bir şekilde izah
ettiğini, ancak davaya konu “Türk Dil Bilgisi” isimli eserden ve 5.3.1981
sözleşmeden hiç bahsetmediğini, davalı tarafın 5.3.1981 tarihli sözleşmenin
bir baskılık olduğu için son bulduğunu, geçersiz olduğunu bildiğini ve kabul
ettiğini, keşide ettikleri ihtarnamede
davalı taraftan tüm eserlere ait stok durumu, telif tahakkuku ve ödemesi
durumu, bandrol bilgisi talep edilmişken bu bilgilerin taraflarına
verilmediğini, iki adet
ihtarnamede de görüleceği üzere
Merhum Prof. Dr. ... tarafından kaleme alınmış olan tüm kitaplar ile alakalı
tüm sözleşmelerin son bulmuş olduğunu, sözleşmelerin geçerli olmadığı, tüm
telif hakları müvekkillerde olan tüm kitapların basımının ve dağıtımının
yapılmaması davalı tarafa açıkça ihtar edildiğini, bu nedenle davalı tarafça
iddia edilen 5.3.1981 tarihli sözleşmede son bulmuş olduğundan geçersiz olup
davalı taraf ihtarnameler tarihine kadar yani 1981 - 2019 tarihleri arası bu
eseri hiç basmadığını gönderdikleri ihtarnameler ile tüm sözleşmelerin son bulduğu,
sözleşmelerin geçersiz olduğu, tüm kitapların basımının ve dağıtımının
yapılmamasının açıkça davalı tarafa iki kez ihtar edildiğini bu bildirimlerin birer cayma bildirimi olduğunu, bu cayma bildirimleri gereği davalı taraf
F.S.E.K. 58. maddesi gereği 4 hafta içinde itiraz davası açmadığını, her iki
ihtarname tarihinin davalı tarafça yapılan baskıdan önce olduğunu, iki ihtarname tarihinin ( 01.04.2019 - 18.06.2019 ) davalı tarafın 6. basımı için bandrol alma
tarihi 20.09.2019 tarihinden önce olduğunu, cayma hakkının iki ihtarname ile
kullanıldığını Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararında da açıkça görüleceği
üzere davacının davalı tarafa ihtarname keşide ettiği ve ihtarname tarihinden
sonraki dönem için geçersiz olan sözleşmeye dayanarak davalı tarafın basım
yapamayacağı açıkça belirtildiğini, iş
bu davaya konu eser olan “Türk Dil Bilgisi” isimli eser için Merhum
Prof. Dr. ... ile .... arasında 12.07.1988 tarihli sözleşme akdedildiğini
dava konusu eser 12.07.1988 tarihli sözleşme dayanak yapılarak 1988 – 2018
arasında yani 30 yıl boyunca ... tarafından basıldığını, bu durumun dosyada
ve bilirkişi raporlarında da açıkça
görüldüğünü, davalı taraf madem 1981 yılında sözleşme akdedildiğini ve halen
geçerli olduğunu iddia ediyor ise
1988-2018 yılları arasında yani 30 yıl boyunca dava dışı üçüncü bir
kişinin davaya konu eseri basmasına neden göz yumduğunu, 1981 tarihli
sözleşme olduğu iddiasında olan davalı taraf neden bunu üçüncü kişiye karşı
ileri sürmediğini, 2019 yılında yani
38 yıl sonra haksız, kötü niyetli ve hukuka aykırı olarak neden bu eseri
bastığını, 30 yıl boyunca davaya konu eseri dava dışı üçüncü bir kişinin
basmasına göz yuman davalı taraf kendisine dayanak yapmaya çalıştığı 1981
tarihli sözleşmenin geçersiz olduğunu, son bulduğunu sessizliği ve
eylemsizliği ile açıkça kabul ve ikrar ettiğini, davalı tarafın iddiasına
dayanak yaptığı 05.03.1981 tarihli sözleşmenin ıslak imzalı, orijinal aslının
dosyaya sunulmadığını, müvekkillerinin
sözleşmenin net ve okunaklı olmadığını, sözleşmedeki imzanın merhum
yazarın imzasına benzediği, ancak imzanın merhum yazara ait olmayabileceği,
sözleşmenin ıslak imzalı orijinal asıl olup olmadığı konularında ciddi tereddütleri ve
şüphelerinin olduğunu sözleşmenin ıslak imzalı orijinal asıl sözleşme olup
olmadığının incelemesinin yapılması gerektiğini, ancak davalı tarafından
sözleşmenin aslının sunulmadığını, özellikle sözleşmenin ıslak imzalı orijinal asıl bir sözleşme
olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılması gerektiğini,
ayrıca 6 ve 7. Basım için davalı tarafça düzenlenmiş olan bandrol talep
formlarında sözleşme tarihi olarak 5.3.1981 değil 04.03.1981 yazıldığını,
davalı tarafın basımını yaptığı kitabın ilk sayfasına göre ilk baskıyı 2019
Ekimde yapmış olmasına rağmen mahkemeyi yanıltmak için sanki daha önce de
aynı eseri basmış ve gerek merhum yazara gerekse mirasçılarına ödeme yapmış
gibi gerçek dışı iddialar da bulunduğunu, kabul anlamında olmamak üzere;
5.3.1981 tarihli sözleşmenin geçerli olduğu kabul edildiğinde, davaya konu eserin ilk baskısı adıyla 2019 Ekim ayında basımının yapılması hukuki
olmayıp hakkın kötüye kullanılması olduğunu, belirterek istinaf başvurusunun
kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap
dilekçesinde özetle; dava konusu eseri kaleme alan ve eserin haklarını
sınırsız süre ile müvekkil firmaya devredenin muharrir ... olduğunu,
müvekkilin yayınevi bu yayınları yaparken telif sözlemesi yaptığını, bu
sözleşme gereğince faaliyetlerini sürdürdüğünü ve yürütmeye devam edeceğini,
Türk Dil Bilgisi eseri müvekkil ile rahmetli ... arasında 05/03/1981 tarihli
yayın haklarını müvekkile devrettiğini, dava konusu Türk Dil Bilgisi adlı
esere gelince; müvekkil ile rahmetli ... arasında 5.3.1981 tarihli yayım
haklarını müvekkile devrettiğini, taraflar eserin 5. baskısından itibaren
yeni sözleşme akdettiğini, devir sözleşmesinin akdedildiği ve bu sözleşme ile
esere ilişkin çoğaltma ve yayma haklarının eser sahibi tarafından müvekkil
firmaya devredildiği açıkça görüldüğünü,
yayım hakları müvekkile ait dava konusu eserin yayım haklarının
mirasçılar tarafından başkasına devri de mümkün olmadığını, müvekkilin de
bugüne kadar 1981 tarihli sözleşmeye göre uygulama yaptığını uygulama
vefattan sonra gereği eserin yeni baskılarını gerçekleştirdikçe eser sahibi
hayattayken kendisi de mirasçıların banka hesaplarına ödemeler yapıldığını ve
yapılmaya devam edildiğini, taraflar arasındaki ilişki müvekkilin yazarı ...
vefat edince mirasçıların hesaplarına müvekkil firma ödemeler yaptığını,
fakat mirasçılar dava konusu kitabın müvekkil yayınevinden değil, rakip firma
olan Alfa Yayınlarından çıkmasını istediklerini, müvekkil dava konusu eserin basımı için,
rahmetli ... ile sözleşme imzalamış ve bu isim hayattayken de taraflar arasında
hiçbir ihtilaf doğmadığını, geçen yıllar boyunca esasen davacılarla da
müvekkil arasında bir ihtilaf doğmadığını, taraflar arasındaki ilişki
hakkında biraz daha arka plan vermek gerekirse; dava dışı ...Yayınları ile
davacı olan mirasçılar bir anlaşma yaparak dava konusu kitabın baskısında
anlaştıklarını, baskıyı gerçekleştiren ... Yayınları, eseri yayımlayabilmek
için bandrol müracaatı yaptığını, bunu fark eden müvekkilin, Kültür ve Turizm
Bakanlığına yazı yazarak dava konusu eserin mali haklarının kendisinde
olduğunu beyan ederek bandrol verilmemesini talep ettiğini, bunun üzerine
bakanlığın hazırladığı mütalaa nedeniyle ... Yayınlarına bandrol verilmemiş
ve anılan yayınevi eseri piyasaya çıkaramadığını, bakanlığın mütalaasında
eser sahibi ...'in sözleşmeyle eserin çoğaltma ve yayma haklarını sınırlama
getirmeksizin yayınevine devrettiğini
devirle birlikte hakkın devralanın malvarlığına intikal etmesi ve bu
şekilde devredenin hakkın sahibi olma vasfını yitirmesi sebebiyle aynı hakkın
ikinci defa bir başkasına devredilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle
...Yayınlarına bandrol verilmediğini,
sonuç alamayan ... Yayınları, mirasçıları tahrik ederek huzurdaki
davayı açtırtığını, merhum ... müvekkil ile imzaladığı 05.03.1981 tarihli
sözleşme ile dava konusu eserin tüm mali haklarını sınırsız süre ile
müvekkile devrettiğini, bu sözleşme incelendiğinde, dava konusu eserin
müvekkil şirkete sınırsız süre ve basım hakları ile devredildiği ve eser
sahibine de buna göre birden fazla ödeme yapıldığı açıkça anlaşıldığını, yerel mahkeme tarafından alınan kök ve ek
bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, davacı tarafın alınan bilirkişi
raporuna itiraz ettiğini, ek inceleme yapılmadığını iddia ettiğini, davacı
tarafın itirazları üzerine dosya ek rapora gittiğini, davacı itirazlarının
yersiz olduğunun bilirkişi ek raporu ile de tespit edildiğini, davacının
davası hukuki dayanaktan yoksu olduğunu, bu husus yerel mahkeme tarafından
alınan kök ve ek bilirkişi raporu ve Yerel Mahkeme tarafından da ortaya
konulduğunu, davacı taraf her ne kadar Bakırköy .... Noterliği 1.4.2019
tarih, ... yevmiye numaralı ve Bakırköy .... Noterliği, 18.6.2019 tarih, ....
yevmiye numaralı ihtarnameleri ile cayma ihtarından bulunduğunu ifade etmişse
de bu ihtarnamelerde cayma kelimesinin geçmediği gibi bu iradeyi ortaya
koyacak bir kelime ya da cümle dahi bulunmadığını, ihtarlar incelendiğinde
davacının yalnızca hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde müvekkil ile hak
sahipleri arasında imzalanan sözleşmelerin geçersiz olduğu iddia ettiğini,
davacı diğer tarafından 3. bir kişinin dava konusu eseri uzun yıllarca
bastığını ancak müvekkilin ise bu duruma müdahale etmediğini dolayısıyla
elindeki sözleşmenin geçersiz olduğunu bildiğini iddia ettiğini, müvekkilin elinde halen geçerli bir mali
hak devir sözleşmesi olduğunu, hukuki
dayanaktan yoksun davacı istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep
etmiştir.GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.
maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı
olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek
yapılmıştır.Davacı vekili dava dilekçesi ile
davalının merhum Prof.Dr. ...'nin yazarı olduğu ve tüm mali hakları
müvekkillerine ait olan "Türk Dil Bilgisi" isimli eseri
müvekkillerinden habersiz ve izin almadan, taraflar arasında sözleşme
olmadan, kötü niyetli, haksız ve hukuk dışı olacak şekilde eseri bastığını,
çoğaltıp piyasaya sürdüğünü, belirterek basılan eserin adedi, bedeli ve emsal
rayiç telif oranı dikkate alınarak H.M.K.107. maddesi gereğince müvekkillerin
uğradığı maddi zararın tespitine, her
türlü talep, dava ve fazlaya ilişkin tüm hak ve alacakları saklı kalmak üzere
FSEK 68.md. gereğince müvekkillerin uğradığı zararın en az 3 (üç) katı
tutarında olacak şekilde ve FSEK 70/3. Md. gereğince hukuka aykırı olarak
davalı tarafça elde edilen kar tutarının H.M.K.'nun 107 md. gereğince
şimdilik 1.000.-TL maddi tazminatın davalı taraftan eserin ilk yayın tarihi
itibariyle işleyecek ticari avans faiz ile birlikte tahsilini talep ve dava
etmiştir.Uyuşmazlığa konu 05/03/1981
tarihli sözleşme fotokopisinde (aslı
yok) davacıların murisi Prof. Dr.
...'in hak sahibi olduğu dava konusu
Türk Dilbilgisi adlı eserin mali haklarının davalı yayınevine devrine ilişkin
olduğu, sözleşme taraflarının ... A.Ş temsilen ... ile müteveffa ... olduğu,
müteveffanın tüm yayın haklarını herhangi bir sınırlama olmaksızın ... A.Ş ye
devrettiği , telif ödemesinin sözleşmenin 3. Maddesi gereği “ eserin ilk
yayınındaki fiyatı ile baskı sayısının çarpımı ile bulunacak rakamın yüzde 7
si olacağı, keza eserin müteakip baskılarına da aynı usulün tatbik edileceği
belirtilmiştir 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun 20 vd. maddeleri
uyarınca çoğaltma ve yayma haklan çerçevesinde “eser sahibinin mali hakları”
içerisinde yer alır. Bilindiği üzere eser sahibi, hakları üzerinde
tasarruflarda bulunabilir. Fikri haklara mahsus tasarruf yöntemleri “devir
veya ruhsat" yöntemiyle gerçekleşebilir. Devir işlemi (ki bu işlem
yalnızca mali haklar için söz konusudur), bir hakkı hak sahibinden süresiz ve
tümüyle çıkarırken, ruhsat (sınai haklardaki ifadeyle lisans) işlemi ise
geçici bir kullanım yetkisinin verilmesini içerir ki bu süre bittiğinde hak
sahibi hakkının üzerinde yeniden tam yetki sahibi olur. FSEK m.58 şu hükmü
içermektedir: "Mali bir hak veya ruhsat iktisap eden kimse,
kararlaştırılan süre içinde ve eğer bir süre tayin edilmemişse icabı hale
göre münasip bir zaman içinde hak ve salâhiyetlerden gereği gibi faydalanmaz
ve bu yüzden eser sahibinin menfaatleri esaslı surette ihlâl edilirse eser
sahibi sözleşmeden cayabilir.Bakırköy ... Noterliği'nin 01/04/2019 tarih ...
yevmiye nolu ihtarnamenin karşı tarafının davalı şirket ve ..., ... olduğu ve aynı Noterliğin 18/06/2019 tarih 10320
yevmiye nolu ihtarnamelerinin davacılar tarafından davalı adına ihtar
edildiği ve murislerine ait eserlerin basılmamasının ihtaren bildirildiği görülmüştür.Davalı
Üsküdar .... Noterliği'nin 05/04/2019 tarih ... yevmiye nolu ihtara cevabında sözleşmelere istinaden basım
yaptığını ileri sürmüştür.Davalı tarafından dava konusu kitabın 6.basımı Ekim 2019 tarihinde
gerçekleştirilmiştir. Davacılar 1981 tarihli sözleşmenin geçersiz olduğunu
geçerli olarak kabul edildiği takdirde sadece 5. Basımı kapsadığını ileri sürmektedirler.Dosyada
mevcut ... talep formlarında talep eden ... tarafından 12/07/1988, 19/07/1988
tarihli sözleşmelere istinaden, talep eden ... Tanıtım adına ... tarafından
03/10/1999,10/08/1988 tarihli sözleşmelere
istinaden 2002 , 2006 tarihlerinde bandrol talebinde bulunulduğu
görülmüştür.Dosyaya celp edilen
bilirkişi raporunda incelenen 3. Kişiler tarafından alınan bandroller
de göz önüne alındığında sözleşme tarihinden sonra 3.kişiler tarafından
kitabın basıldığı anlaşılmıştır.Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte
değerlendirildiğinde, dosyada sözleşme aslının bulunmadığı, davacı
mirasçıları vekili tarafından müvekkilleri ile yaptığı görüşmelerde iddia
edilen sözleşmenin net ve okunaklı olmadığı , sözleşmedeki imzanın merhum
yazarın imzasına benzediği , ancak imzanın merhum yazara ait
olmayabileceğini iddia edilen
sözleşme aslının davalı tarafça mahkemeye
sunulması ve imza incelemesi
yaptırılmasını talep edilmiş olmakla,
Mahkemece öncelikle sözleşme aslının celbi sağlandıktan sonra imza incelemesi
yaptırılmasına, sözleşme kapsamında hangi hakların devredilip devredilmediği
hususlarının araştırılmasına karar verilmesi gerekir iken eksik inceleme
neticesinde karar verildiği anlaşılmıştır.Tüm bu nedenlerle davacılar
vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi
gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın esastan
incelenmesi için ait olduğu mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği
kanaat ve sonucuna varılarak davacılar vekilinin istinaf isteminin kabulüne
karar verilmiştir. 28/11/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1944 E:2022/625 | Mimari proje
eserine tecavüz iddiası | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 06.12.2012
tarihinde ''Mimarlık ve Mühendislik Proje Hizmeti” alınmasına yönelik hizmet
alım sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin toplam bedelinin 106.000,00 TL +
KDV olduğunu, bu işe ilişkin olarak müvekkil şirketin 6.360,00 TL kesin
teminat yatırdığını, işin süresinin ise işe başlama tarihinden itibaren 60
gün olarak kararlaştırıldığını, davalının projeyle ilgili üzerine düşen
işlemleri yapmadığını, vaziyet planı onayını alarak müvekkiline sunmadığını,
davalı tarafın süre konusuyla ilgili sorun olmayacağını müvekkiline
söylediğini, müvekkilinin yapılabilen işlere ilişkin tamamlanan projeleri ...
Mesken Müdürlüğü’ne sunduğunu,
davalının sözleşmenin normal bitim tarihi olan 07.02.2013’ten yaklaşık
bir ay sonra 01.03.2013 tarih ve TN:... sayılı yazı ile Kağıthane Belediye
Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nden vaziyet planı onayı talebinde
bulunduğunu, davalının İstanbul .... Noterliği’nden keşide ettiği 12.06.2013
tarih ve ...’lu ihtarname ile Sözleşme’nin 16. maddesi hükmüne göre cezalı
çalışma süresinin 18.05.2013 tarihinde dolduğunu ileri sürerek sözleşmenin
feshedildiğini ihbar ettiğini, davalının sözleşme konusu işlerle ilgili Tasfiye
Kabul Tutanağı ve hak edişlerin hazırlandığını belirttiğini, müvekkiline
toplam sözleşme bedelinin %30’u tutarında (31.800,00 TL) ceza tahakkuk
ettirildiğini, yapılan işlemden sonra
müvekkil davacı Şirket’e 18.199,30-TL borç çıkarıldığını, müvekkil şirketin
davalıya tekrar müracaat ettiğini, sözleşme konusu işleri kabul komisyonunun
bilgisi, yönlendirme ve talebi doğrultusunda tamamladığını, yeniden hesaplama
yapılarak, kesin hesap ve hak edişin düzenlenmesi talebinde bulunduğunu,
projeye dair teslimlerin yapıldığının davalı tarafından teyit edildiğini,
davalı idarenin kendisinin İdari Sözleşmeden doğan yükümlülüklerini zamanında
yerine getirmediğini ve bundan kaynaklanan gecikmelerin faturasını da
müvekkiline yansıtarak haksız fesih gerçekleştirdiğini, müvekkil şirketin
izni alınmadan ve kendisine herhangi bir ödeme yapılmadan müvekkiline ait
mimari projenin, davalı idare tarafından Kağıthane İlçesi, ..., ... Ada ...
Parsel, ... Ada ... Parseller ve ... ada ... Parsellerde kullanıldığını,
kopyalanmak suretiyle uygulatıldığını, davalı idarenin işe ilişkin müelliflik
haklarının tamamının müvekkilinde olduğunu, dava konusu işin şekil olarak
planların tamamen aynı olduğunu, ufak farklılıklar veya ilavelerle birlikte
müvekkilinin sehven yapılan bariz hatalarının dahi taklit edilerek
uygulandığını, davalı idare’nin izinsiz kopyalama işlemlerinin müvekkilinin
mimari projesine tecavüz mahiyetinde olduğunu maddi ve manevi haklarını ihlal
ettiğini belirtmiş müvekkilleri tarafından hazırlanıp idareye sunulan proje
ile uygulanan mimari projenin kıyaslanması suretiyle aradaki benzerliklerin
bilirkişi incelemesi yapılarak tespiti ile projeye konu olan inşaat
ruhsatlarının verildiği tarihteki rayiç mimari proje bedellerinin üç katı
tutarında tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik
318.000,00 TL maddi tazminatın ruhsat tarihlerinden itibaren uygulanacak
ticari reeskont faizi ile tahsilini yine 100.000,00 TL manevi tazminatın
davalıdan tahsili ile masrafı davalılara ait olmak üzere ilgili hükmün yüksek
tirajlı ulusal yayın yapan gazetelerin birinde ilanına, karar verilmesini
talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;dava konusu
işin müvekkili ile davacı arasında pazarlık usulü ile ihalesi yapılan ve
06.12.2012 tarihinde sözleşmesi yapılan bir iş olduğunu, 10.12.2012 tarihinde
yer tesliminin yapıldığını ve işin süresinin 60 gün olduğunu, davacı
tarafından iddia edilen Kağıthane Belediyesinin 15.03.2013 tarihli yazısında
belirtilen eksikliklerin davacının sözleşme kapsamında yapması gereken işleri
engelleyici nitelikte olmadığını, çalışılan süreçte davacının müvekkiline
yerine getirmediklerini iddia ettiği eksikliklere ilişkin bir talepte
bulunmadığını, sözleşme teknik şartname kapsamında davacının sorumluluğunun
mimari, statik ve peyzaj projelerini hazırlamak ve teknik şartnamenin B.1 ve
B.2 maddesinde belirtilen projeler, analizler, raporlar, hesaplar, mahal
listeleri ve metraj hesaplamalarının teslim edilmesi olduğunu, ihale
kapsamında proje onaylarına ilişkin davacının sorumluluğunun sadece İtfaiye
Destek Hizmetleri Müdürlüğü onayı ve statik projenin teknik üniversite veya
oda onayına sunulması olduğunu, davacının 07.02.2013 tarihli dilekçesi ile
işi tamamladığını müvekkiline bildirdiğini ancak teslim edilmesi gereken
belgelerin dilekçe ekinde bulunmadığının müvekkili tarafından tespit edilmesi
üzerine davacıya 19.02.2013 tarihli yazı ile günlük olarak sözleşme bedelinin
yüzde 0,3' ü oranında ceza uygulanacağının bildirildiğini, davacının
sözleşmeye göre teslim tarihi olan 07.02.2013 tarihi sonrasında 29.03.2013
tarihinde İtfaiye onaylı mimari uygulama projelerini ... ada ... parsele ait
projeler hariç olmak üzere müvekkiline teslim edildiğini ve bu durumun
davacının iddia ettiği şekilde müvekkili tarafından davacıya verilmesi
gereken ancak verilmeyen eksik bir belge olmadığını gösterdiğini, 19.02.2013
tarihinde müvekkilince davacıya teslimin eksik olduğunu ve cezalı çalışma
döneminde olunduğunun bildirildiğini, sözleşmeye göre cezalı çalışma
sonucunda hesaplanan ceza bedelinin hiçbir suretle sözleşme bedelinin yüzde
30'unu geçmeyeceğinin kararlaştırılması nedeniyle ve bu miktarın 18.05.2013
tarihinde dolması nedeniyle müvekkilinin sözleşmenin 16.3 sayılı maddesi
uyarınca 07.06.2013 tarihinde Başkanlık Onayı ile fesih işlemleri ve yapılan
işlerin tespiti için Tasfiye Heyeti oluşturulduğunu, davacının 10.06.2013
tarihinde müvekkili idare müdürlüğüne çağrıldığını ve tespit tutanağının
hazırlandığını ancak davacının tutanağı imzadan imtina ettiğini ve müvekkili
idare tarafından tutanağın imza altına alındığını, tutanağa göre ihale konusu
iş kapsamındaki ... ada ... parsele ... ada ... parsele ilişkin itfaiye
onaylı mimari projelerin teslim edildiğinin tespit edildiğini, 12.06.2013
tarihinde Tasfiye Kabul Tutanağının imza altına alındığını, davacı tarafından
20.06.2013 tarihinde müvekkiline gönderilen ihtarname ile eksiklerin
giderilinceye kadar geçen sürenin sözleşmeye eklenmesi gerektiğinden bahisle
fesih işleminin sözleşmeye aykırı olduğunun belirtildiğini ancak hem
sözleşmenin 17.2.1 hem de HİGŞ'nin 35'inci maddesine göre davacının fesih
öncesinde süre uzatım talebinde bulunmamış olması nedeniyle fesih sonrasında
süre uzatımı talebinin uygun olmadığını, davacının sözleşmeye göre belirlenen
teslim tarihinden 5 ay sonra 11.07.2013 tarihinde yaptığı teslimler fesih
sonrasında yapılmış olmaları nedeniyle değerlendirmeye alınmadığını, davacıya
12.06.2013 tarihli hak ediş raporu düzenlenerek teslim ettiği mimari proje
bedellerinin ödendiğini ve davacı tarafın iddia ettiği şekilde bedelsiz bir
kullanımın söz konusu olmadığını, müvekkilinin ihale kapsamında süresi
içerisinde teslim alınan mimari projelerin teslimi yapılmayan ... ada ...
parsel hariç revize ederek kullanarak yapı ruhsatı alındığını belirtmiş,
davanın tümden reddini talep etmiştir.Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde
özetle; vaziyet planının onay işlemleri için gerekli olan arsalardaki terk ve
tevhid işlemleri davalı tarafın ihale öncesi yapması gereken işlemler
olduğunu, davalı taraf da süresinde proje alanları ile ilgili terk ve tevhid
işlemlerini yaptırmadığından vaziyet planı onayı yapılamadığını, davalı
tarafından söz konusu işlemlerin yapılması ile ilgili müvekkili tarafından
davalı idareye herhangi bir başvuru yapılmadığı iddia edilmiş ise de davalı idareye yerine getirmediği edimler
nedeniyle projenin süresinde teslim
edilemeyeceğinin hatırlatıldığını, ... Ada’daki parsellerin birleştirilmiş
hallerine ait belgelerin müvekkile hala ulaştırılmadığını, bu sebeple ... Ada
ile ilgili çalışma yapılamadığını, davalının yerine getirmediği edimler
nedeniyle projenin süresinde teslim edilemeyeceği ortaya çıktığında davalı
tarafın işin son teslim tarihini gösteren bir dilekçe ile mevcut yapılan
işlerin teslim edilerek projeye devam edilmesini ve süre konusuyla ilgili
sorun olmayacağını müvekkile söylediğini, müvekkili ile yazılı-sözlü irtibatı
devam ederken davalı idarenin, İstanbul .... Noterliği’nden keşide ettiği
12.06.2013 tarih ve ... YN’lu ihtarname ile sözleşmenin 16. maddesi hükmüne
göre cezalı çalışma süresinin 18.05.2013 tarihinde dolduğunu ileri sürerek
sözleşmenin feshedildiğini ihbar ettiğini, müvekkili tarafından üretilen
projenin kullanıldığını, müvekkile söz konusu projelerin hak edişlerinin
eksik ödendiğini, 12.06.2013 tarihli tasfiye tutanağı ve hak ediş raporunun
müvekkili tarafından itirazı kayıt ile imzalandığını, davalı tarafından hak
ediş raporunun davanın taraflarınca karşılıklı olarak imzalandığını, davalı
idarenin tasfiye kabul tutanağı ve hak edişlerin hazırlandığını belirttiği
02.07.2013 tarihli yazısı ile müvekkilini 05.07.2013’te Mesken Müdürlüğü’ne
çağırdığını, sözleşme konusuyla ilgili
yapılan işlerin listesini çıkardığını, 05.07.2013 tarihli hak ediş raporunda
işin %11,25’inin bittiğinin belirtilerek toplam hakediş tutarını 11.925,00-TL
olarak belirlendiğini, müvekkiline toplam sözleşme bedelinin %30’u tutarında
31.800,00 TL ceza tahakkuk ettirildiğini, yapılan mahsuplaşma işleminden
sonra müvekkiline 18.199,30-TL borç çıkarıldığını, 12.06.2013 tarihli tasfiye
tutanağı ve hak ediş raporunun müvekkili tarafından itirazen imzalandığını,
sözleşmenin haksız feshini kabul etmediklerini, davalının dilekçesinde tüm
projelerin teslim edildiğini açıkça ikrar ettiğini, mimari projelerin
tamamının teslim edildiğinin davalı tarafından ikrar edilmiş olmasına karşın
hak edişleri ödenmeyen mimari projelerin davalı idare tarafından kullanılarak
yapı ruhsatı alınması müvekkilinin mali ve manevi haklarına tecavüz teşkil
ettiğini, davalı idarenin 12.06.2013 tarihli feshe ilişkin ihtarına cevaben
müvekkili tarafından 20.06.2013 tarihli dilekçe ile söz konusu eksikliklerin
idare tarafından tamamlanmadığını, bu eksiklikler giderilmeden de
müvekkilinin işi teslim etmesinin mümkün olmadığını, davalı tarafından
müvekkilinin 20 gün içinde süre uzatım talebinde bulunmadığını, süresinde
yapılmayan süre uzatım talebinin değerlendirmeye alınmadığını,Yigş gereği
idarenin sebebiyet verdiği gecikmelerde süre uzatım talebi yönünden 20 günlük
süre şartı bulunmadığını, davalının bu yöndeki iddialarının asılsız olduğunu,
müelliflik haklarının tamamının müvekkilinde olduğunu, müvekkili tarafından
hazırlanıp idareye sunulan proje ile uygulanan mimari projenin kıyaslanması
suretiyle aradaki benzerliklerin bilirkişi incelemesi yapılarak tespiti ile
davanın kabulünü talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; "Tüm dosya
kapsamı izahı yapılan mevzuat kapsamında değerlendirildiğinde; ihale ve
sözleşme kapsamında teslim edilen, yine sözleşme göre hak ediş ve cezaların
ödendiği kabul edilen davaya konu projelerin eser niteliğinde olduğu kabul
olunsa dahi izinsiz kullanım ve tecavüz iddiasının dinlenilemeyeceği, sözleşmeye dayalı taleplerin -haksız fesih,
cezai şart, bakiye alacak vs -iş bu davanın konusu olmadığı dikkate
alındığında FSEK 68 kapsamında tazminat taleplerinin kabulünün mümkün
olmadığı, yine kullanımların tecavüz teşkil etmediği dikkate alındığında FSEK
70 e dayalı taleplerin de dinlenilemeyeceği, her ne kadar raporda bir kısım
hesaplamalar yapılmış ise de bu hesaplamaların sözleşmeye dayalı haksız fesih
ya da eksik ödemenin konusunu oluşturduğu, sözleşme ve şartnameler kapsamında
hak edişlerini ödediği eser- proje yönünden davalı idarenin mali hak sahibi
olduğunun kabulünün gerektiği maddi tazminat şartlarının oluşmadığı, yasaklı
olmasından kaynaklı zarar taleplerinin FSEK 70 kapsamında
değerlendirilemeyeceği zira bu hususun sözleşme ve fesih sürecine ilişkin
olduğu izinsiz kullanıma dayalı olarak talep edilemeyeceğinin izahtan vareste
olduğu, yine izinsiz kullanıma ilişkin (talep bu yönde olmakla ve taleple
sınırlı değerlendirme yapılmış olmakla) manevi tazminat talebinin izinsiz
kullanım kabulünün mümkün olmadığı dikkate alındığında dinlenilemeyeceği
sonucuna ulaşılmakla davacının sübut bulmayan davasının reddi"
şeklindeki gerekçesi ile davanın reddine karar vermiştir. Davacı vekili
istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının gerekçesi dosya kapsamı ve ilişkin yasal
düzenlemelerle çeliştiğini, yazışmalar
değerlendirildiğinde projenin geç
teslimine davalının sebep olduğunu, işin ifaya elverişli şekil ve ölçekte
ihale edilmediğini, ifa süresince
idarenin atıl kaldığı, proje ile zemin etüdü arasında sıkı bir bağ olduğunu,
dolayısıyla idare tarafından yapılması gereken bir takım işlemlerin süresinde
ve gereği gibi yapılmadığını, davalının
sözleşmenin bitim tarihi olan 07.02.2013 tarihinden yaklaşık bir ay
sonra 01.03.2013 tarihinde Kağıthane Belediyesinden vaziyet planı onay
talebinde bulunduğunu, vaziyet planının işlemlerin ön adımı olduğunu,
davalıya ilgili belediye tarafından 15.3.2013 tarihli cevapta imar durum belgesi, terk, tevhit gibi yasal
işlemlerdeki eksikliklerin evvel emirde ikmal edilmesi talebin bu çerçevede ve daha sonra
değerlendirilebileceğinin belirtildiğini, esasen müvekkilinin sözleşmeden
kaynaklanan tüm edimlerini yerine getirdiğini, gecikmenin belediyeden
kaynaklandığını, müvekkil, sözleşme konusunu oluşturan projeleri teslim ettiğini ve hak sahipliğini ispatladığını, davalı IBB
projeleri aynen kullanmak suretiyle iltibas
ve tecavüz fiilini gerçekleştirdiğini, dava konusu projelerin
süresinde teslim edilip edilmemesi dava konusu iddialarının ispat edilmiş olduğu gerçeğini
değiştirmeyeceğini, davanın haklılığının sabit olduğunu bu sebeple davanın reddini hukuk ve yasaya aykırı
olduğunu, bilirkişi raporun da müvekkil çalışmasının eser vasfı, davalı tarafça
birebir taklit edildiği tespit edildiğini, müvekkilin eser sahibi olduğunu,
taraflar arasında bir sözleşme olduğu ve işin bedeli de 106.000 TL.+ Kdv
olarak belirlendiğini, 68. madde bağlamında tazminat hesaplaması yapılırken,
tazminata esas alınması gereken
tutarın bu olduğunu, tarafca maddi tazminat olarak talep edilen miktarda bu
tutarın üç katına karşılık geldiğini, Kdv tutarı da bedel tespiti yönünden
dikkate alınması gerektiğini, taraflar arasında sözleşme varsa ve bedel
içeriyorsa, bu baz alınarak telif tazminatı hesaplanması gerektiğini, 68. madde ile bağdaşmayan şekilde oransal
bir takım hesaplamalar ve kabul edilemez farazi kabullerle müvekkilin alacaklı olabileceği bir rakam
zikredildiğini, maddenin uygulanması bakımından gerek ve yer olmamakla işbu
dilekçede değinilmediğini, sözleşmede bedelin belirlendiğini, tazminat
hesabında esas alınması gereken tutarın bu olduğunu ek ve kök raporda
belirlenen tutarın 3 kat tazminat talep edilebileceğini, hukuksal olarak
kabul edilemez bir tespit yapıldığını, defterler üzerinde yapılan inceleme
ile de ihaleden yasaklı olunan dönem yönünden satış ve dolayısıyla karın
düştüğünü, yasaklılık döneminin bitmesinin akabinde de, yükseliş eğilimi
gözlendiğinden, söz edildiğini, rakamsal bir değerlendirme ve tespit
yapıldığını, defter kayıtları baz alınarak bir değerlendirme ve tespit
yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu sebeple taleplerinin kabulüne, yerel
mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde tamamen ortadan
kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap
dilekçesinde özetle; davaya konu ihale kapsamında yükleniciye 19.02.2013
tarihinde yazılan yazı ile teslimin eksik olarak yapıldığını, dava konusu
işin fesih işlemleri ve yapılan işlerin tespiti için kontrol heyeti dışında
Tasfiye Heyeti oluşturulduğunu, heyetin düzenlediğini, tespit tutanağı için
İdarece yüklenici 07.06.2013 tarihinde yazılan yazı ile 10.06.2013 tarihinde
müdürlüğe çağırıldığını ve durum tespit tutanağı yüklenicinin imzadan imtina
etmesi nedeniyle idarece imza altına alındığını, tespit edilen duruma göre,
ihale konusu iş kapsamında mimari projeler teslim edildiğini, fesih bildirimi ve idare tarafından
görevlendirilen heyet ve yüklenici
davacı firma ile birlikte 12.06.2013 tarihinde düzenlenerek imza altına
alınan Tasfiye (Fesih) kabul tutanağına idarece sözleşme süresi içerisinde
teslimi yapılan ve durum tespit tutanağında listelenen projelere ait ödemeler
davacı tarafa 12.06.2013 tarihli hak ediş raporu düzenlenerek ödendiğini,
projelere ödeme yapılmadan bedelsiz kullanımın söz konusu olmadığını, davacı
tarafından idareye teslim edilen projelerin değerlendirilirken sözleşme eki
puantaj tablosu esas alınarak hesaplama yapılmış ve hakkedişin
düzenlendiğini, dava konusu olayda izinsiz kullanım veya tecavüzün söz konusu
olmadığını, tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, manevi tazminat
koşullarının da oluşmadığını ve istenilen miktarın fahiş olduğunu, davacının
istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.GEREKÇE:İnceleme,
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf
dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı
hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davacı dava dilekçesi ile
sözleşme kapsamında, Davalı İdarenin talebi doğrultusunda sınırları belirli
bir coğrafi alan için özel olarak hazırlanan mimari projenin davalılar tarafından haksız ve hukuka
aykırı olarak intihal yapılmak suretiyle kullanıldığı ve müvekkilin FSEK’ten kaynaklanan hukuki ve
mali haklarının ihlal edildiğini belirterek 5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu md. 68 uyarınca; -İnşaat ruhsat tarihlerindeki rayiç mimari
proje bedelleri dikkate alınmak kaydıyla, (tespit edilecek bedelin üç kat
fazlası) şimdilik 318.000,00 TL maddi tazminata ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu md. 70 uyarınca; Müvekkil Şirket’in İdare ile yapmış olduğu
sözleşmeden doğan yükümlüklerini yerine
getirmede yaşadığı, davalı İdarenin kusurundan kaynaklanan zorluklar,
sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi sürecinde maruz kaldığı sıkıntılar,
kamu ihalelerinden bir yıl süreyle yasaklılık hali, neticesinde ticari gelir
ve kardan mahrum kalması mesleki
itibar kaybı ile, ayrıca fesih sonrasında Müvekkilin fikri eseri olan
Projenin, kendi haberi izni olmaksızın ve ücret ödenmeksizin kullanılması,
projenin tüm özgünlüğü ve hususiyetinin ortadan kalkması, intihal nedeniyle
duyduğu elem, üzüntü göz önünde bulundurularak 100.000,00-TL manevi tazminata
hükmedilmesine karar verilmesini talep
ve dava etmiştir.Taraflar arasında imzalanan 06.12.2012 tarihli “Kağıthane
İlçesi; ... Mahallesi, ... ada,... Parseller ve ... ada ... Parselde Mimarlık
Proje Hizmeti Yaptırılması” başlıklı Sözleşmenin; “İş Tanımı” başlıklı 5’inci maddesinde
“Sözleşme konusu iş Kağıthane İlçesi, ... Mahallesi, ... ada ..., 15
parseller, ... ada ... parseller ve ... ada ... parselde Mimarlık ve Mühendislik Proje Hizmeti yaptırılması
olduğu, “Sözleşmenin Türü ve Bedeli” başlıklı 6’ıncı maddesinde “toplam
götürü bedeli 106.000,00 TL +KDV” denildiği,
“İşin Süresi” başlıklı 9’uncu maddesinde “İşin süresi işe başlama
tarihinden itibaren 60 (altmış) gün olduğu, “İşin yapılma yeri, işyeri
teslimi ve işe başlama tarihi” başlıklı 10’ucnu maddede “…işin başlama tarihi
sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 3 (üç) gün içinde işyeri teslimi
yapılarak işe başlanır” düzenlemesinin
yer aldığı görülmüştür. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
30/10/2020 tarihli bilirkişi heyet
raporunda özetle; " davacı ile davalı arasında Kağıthane İlçesi;
... Mahallesi, ... ada, ...Parseller ve ... ada ... Parselde Mimarlık Proje
Hizmeti Yaptırılması İşi için toplam 106.000,00 TL bedelli Götürü Bedel
üzerinden 06.12.2012 tarihli sözleşme imzalandığını, sözleşme kapsamında
davacının hem mimari uygulama projeleri hem de statik projeleri hazırlaması
gerekirken ve 60 günlük teslim süresi ve sonrasındaki toplam proje bedelinin
%30’u oranındaki ceza bedeli karşılığı süresi içinde sadece mimari uygulama
projelerini teslim edebildiğini, cezalı çalışma süresi sonunda taraflar
arasındaki sözleşmenin “Cezalar ve Sözleşmenin Feshi” başlıklı 16. maddesi
uyarınca davalının sözleşmeyi haklı olarak feshettiği, fesih sonrasında
davalı tarafından hazırlanan ve yapılan işler icmalinde mimari proje
hizmetleri bedelinin teknik anlamda kontrol edilebilir bir şekilde
açıklanmadan tüm işin %11,25’in oluşturduğunu, bundan bahisle davacının
alacağının 11.925,00 TL olarak hesaplanmasının uygun olmadığını, davacının
hazırladığı mimari proje bedelinin 53.311,13 TL olabileceğini, davacının işi
tamamlayamaması nedeniyle davalının taraflar arasındaki sözleşmenin “Cezalar
ve Sözleşmenin Feshi” başlıklı 16. maddesi uyarınca cezalı çalışma süresi
karşılığı olarak hesapladığı 31.800,00 TL cezanın uygun olduğunu ve bu
haliyle Davacının Davalıdan Sözleşme yılı olan 2012 yılı itibariyle
hazırladığı mimari proje karşılığı olarak 53.311,13 TL - 31.800,00 TL =
21.511,13 TL alacaklı olabileceği " belirtilmiştir. 13/07/2021 tarihli
EK bilirkişi raporunda özetle; "
Teknik açıdan Bilirkişi Kök Raporunda belirtilen teknik görüş ve kanaatlerin
değiştirmelerini gerektirecek yeni bir bilgi ve belge bulunmadığını, kök
rapordaki teknik görüş ve kanaatleri aynen korumakta olduklarını, Hukuki
açıdan: FSEK 68. Madde de belirtilen “Sözleşme olması durumunda
isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını talep edebilir." uyarınca,
davacı mimar kök raporda hesaplanan 21.511,13 TL bedelin üç katı olan
64.533,39 TL bedelin talep edilebileceğini, FSEK 68. Madde kapsamında talep
edilebilecek bedele ilişkin hukuki değerlendirme ve takdir davacının
tutulması zorunlu ticari defterlerinin TTK hükümlerine göre usulüne uygun
olarak tutulduğunu, açılış tasdiklerinin yasal süresinde yapıldığını,
defterlerin sahipleri lehine takdiri delil niteliğine haiz olduğunu, FSEK 70.
Maddeye dayanan talepler yönünden yasaklı dönemle ilgili davacının zarar
ettiğini takdir edilmesi halinde talep edilebilecek tazminat miktarının
93.768,29 TL olduğunu, görüş ve kanaati oluştuğu" belirtilmiştir. 5846
Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 1/B-a maddesine göre eser,
sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve
sinema eserleri türlerinden birisi içine giren her nevi fikir ve sanat
mahsulüdür. Bu anlamda bir eserin FSEK anlamında eser sayılabilmesi için
sahibinin hususiyetini taşıması ve Kanunda sayılan eser türlerinden birine
girmesi şeklinde iki şartın varlığı aranacaktır. Konuyla ilgili olarak,
Kanunun 2.maddesinin 3.bendin de “3. (Değişik: 7/6/1995 - 4110/1 md.) Bedii
vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her
nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve
topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve
projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri”
olarak tanımlamıştır. Somut olayda, mahkemece alınan bilirkişi raporunda,
(raporun 5. Sayfası 4.1 paragrafı) Dava dosyasındaki mimari projelerin
karşılaştırılması başlıklı kısımda; davacı tarafça yapılan projelerin yapım
ruhsatı alınması için kullanıldığı özgün durumdaki dört ayrı projenin her
blok için ayrı proje paftası oluşturulması nedeniyle 8 projeye ve bloklardan
ikisi için proje içeriğini ve niteliğini
etkilemeyecek nitelikte vaziyet
planında blok yerinin 1 m kaydırılması
gerekçesiyle tadilat ruhsatı alınabilmesi için 2 proje olmak üzere sayının 10
çıktığı davacının projesindeki davacının müelliflik bilgilerinin bulunduğu
kapak sayfasının çıkarılarak yeni bir
kapak sayfasının eklendiği ve proje müellifi olarak dava dışı başka kişilerin
isim ve imzalarının bulunduğu söz konusu yerlere ilişkin yapı ruhsatı
alınması için kullanılan mimari projelerin içerik ve nitelik olarak davacı
tarafından hazırlanan projelerle birebir aynı olduğu beyan
edilmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davacı tarafça hazırlanan 4
ayrı projenin 10 projeye çıkarılarak, davacının müelliflik bilgilerinin
bulunduğu kapak sayfasının çıkarıldığı yeni bir kapak sayfası eklendiği
açıklanmakla, davacı eser sahibinin çoğaltma ve işleme hakkının ihlal edilip
edilmediğinin değerlendirilmesi gerekirken değerlendirilmediği, mahkemece
eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporuna dayanarak karar verildiği
anlaşılmıştır.Mahkemenin kabulüne göre de, davacının mali haklarının ihlal
edilmediği kanaatine varılması halinde çoğun içinde azda vardır kuralı
gereğince davacının sözleşmeden kaynaklanan alacağın bulunup bulunmadığı
konusunda rapora itirazlarının değerlendirilmesi yönünden yeni bir heyetten rapor alınması
gerekir iken eksik inceleme neticesinde karar verildiği anlaşılmıştır.Tüm bu
nedenlerle davacının istinaf başvurusunun kabulüne ve mahkeme kararının kaldırılmasına karar
verilmiştir. 28/11/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1967
E:2022/830 | Mali hakları
devren iktisap için eser sahibinin yazılı muvafakatinin gerekmesi (FSEK
m.49/1) | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: dava konusu “...” filminin mali haklarını
yapımcısı ve eser sahibi ... (... FİLM) den 01.01.2008 tarihli noter dışı
“Eser Devir Sözleşmesi” ve bu sözleşmeye bağlı ve tamamlayıcı Büyükçekmece
... Noterliği 09.08.2010 tarih ve ... yevmiye numaralı “Eser Devir
Sözleşmesi” ile devir almış ve hak sahibi olduğunu, davalının, müvekkilin hak
sahibi olduğu filmlerin yayın haklarını müvekkilin yazılı izni olmadan
18.06.2008 tarihli “Yayın Hakkı Lisans Sözleşmesi” ile ... A.Ş. (...)
televizyon kanallarına her bir filmi KDV hariç 30.000.00 TL bedelle devir
ettiğini, sözleşme bedelinin 3.900.000 TL / 130 film = 30.000 TL olduğunu, bu
sözleşmenin İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
2010/208 Esas sayılı dosyasına davalı ... A.Ş. tarafında sunulduğunu, dava
konusu filmin 6 kez izinsiz yayınlanması sebebiyle İstanbul Anadolu Fikri ve
Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen 2010/208 Esas ve 2014/18 Karar sayılı
davanın lehe sonuçlandığını Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2014/7311 Esas
ve 2014/14996 Karar sayılı ilamı ile onandığını, yine davalı tarafın karar
düzeltme talebi de Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/794 esas ve 2015/6749
Karar sayılı ilam ile reddedildiğini, davanın FSEK 68. maddeye göre 30.000
TL'nin 3 katı olan 90.000 TL'den açmamız gerekirken aynı film için lehe sonuçlanan ve tahsil edilen 18.000 TL
tazminattan kalan kısmı olan 72.000 TL üzerinden 18.06.2008 tarihli
sözleşmeye göre son ödeme günü olan 20.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek
bankaların ticari faize uyguladığı en yüksek faiz oranından hesap edilecek
faizi ile birlikte tahsili talepli açmak gerektiğini, aynı film için yine
izinsiz yayınlar nedeniyle bir başka yayıncı kuruluşa İstanbul Anadolu Fikri
ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açmış oldukları 2011/172 E. ve 2016/50 K.
sayılı davanın da lehe sonuçlandığını Yargıtay incelemesinden geçerek
onandığını, hak sahipliği ile ilgili tüm hususların her iki dava ile sabit olduğunu
müvekkilinin mali haklarına sahip olduğu,
“...” adlı filminin ... A.Ş. (...) televizyon kanallarına 18.06.2008
tarihli “Yayın Hakkı Lisans Sözleşmesi” ile 10 yıl süre ile ve 30.000 TL
bedelle devir etmesi sebebiyle 72.000.00.-TL nın sözleşmede son ödeme tarihi
olan 20.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek bankaların ticari faize
uyguladığı en yüksek faiz oranından hesap edilecek faizi ile birlikte
davalıdan tahsiline, karar verilmesini
talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde özetle; davacının
"..." isimli filme ait hak sahipliği iddiasını eser işletme belgesi
üzerinde “eser sahibi” olarak gözüken “... - ... film” ile yapmış olduğu
devir sözleşmesine dayandırdığını, fakat Eser İşletme Belgelerinde yer alan
“Eser Sahibi” hanesinin, eser sahipliğini göstermeye yeterli olmadığını, Eser İşletme Belgelerinin beyan esasına göre tanzim edildiğini ,hak
ihdas etmek amacı taşımadığını davacının hak sahipliğine dayanak olarak 01.01.2008 tarihli adi sözleşme ile
09.08.2010 tarihli noter onaylı sözleşmeyi gösterdiğini, film devrine ilişkin
aynı içerikli 2 adet sözleşme düzenlenmesi hayatın olağan akışına aykırı
olduğunu, 01.01.2008 tarihinden bu güne dek bu hakları kullandığını dosyaya
sunarak ispat etmesi gerektiğini, müvekkilinin dava konusu filmin de içerisinde olduğu
toplam 22 adet filme ait lisans haklarını, ... arasında, Üsküdar ....
Noterliği’nin 30.01.2007 Tarih ve ... Yevmiye Numaralı sözleşmesiyle
devraldığını, davacının talep ettiği
tazminat miktarının fahiş olduğunu,
İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2010/208 E.
sayılı dosyası üzerinden yürütülen yargılama neticesinde davacı taraf lehine
tazminata hükmedilmiş olup dava konusu
filmin tüm mali haklarının 1.000,00 TL’ye süresiz olarak devralan davacı
tarafın yine aynı filme ilişkin olarak tazminat talebinde bulunması hakkın
kötüye kullanılmasının bir örneği olduğunu, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacı tarafın 2010 ve 2011 yılında aynı
filme ilişkin olarak açmış olduğu davalar
dikkate alındığında sözleşmeden 2010 yılında haberdar olduğu,
zamanaşımı süresi geçtikten sonra işbu davayı ikame ettiğini davanın
zamanaşımı yönünden reddine, bu talebin kabul görmemesi halinde haksız
davanın esastan reddine, karar
verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı:Mahkemece;
"1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, 57.000,00 TL'nin 20/12/2010 tarihinden
itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya
ÖDENMESİNE, 2-Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, " karar verilmiştir. Davalı vekili tarafından süresinde istinaf
yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu "..." adlı eserin,
müvekkili tarafından; 30.000-tl bedelle devredilmediğini, filmin devir
bedelinin, 30.000-TL olduğunu iddia etmesinin nedeninin , 130 FİLM''den
oluşan sözleşmenin toplam bedelinin
3.900.000,00-TL olması toplam bedeli
130 a bölerek her film için 30.000 Tl
bedel hesaplaması olduğunu, dava konusu filmin değerinin 30.000 Tl olduğu
anlamına gelmediğini, sözleşmede farklı farklı türlerde, farklı farklı mali
değerlerde; çeşitli sinema eserleri bulunduğunu, toplam bedelin, film
sayısına bölünmesi ile filmlerin değerinin
sektör gerçekleriyle bağdaşmadığını, bu şekilde filmin mali değerinin
belirlenemeyeceğini, dava konusu film dolgu filmi olduğunu, lisans bedelinin 30.000 Tl olarak kabul edilemeyeceğini,
dava konusu taleplerin zaman aşımına
uğradığını, davacının "izinsiz
gösterim" olarak nitelendirdiği fiilleri, 12.08.2010 tarihinde
öğrenmesine rağmen 26.04.2018
tarihinde dava açtığını, davacının
mali hak sahibi olmadığını, filmin ilk yapımcısının kardeşi ...
olduğunu, ancak bilirkişi heyetince eksik ve hatalı inceleme neticesinde,
salt eser işletme belgesinde yer alan kayıt ile hak sahipliği hususunda
kanaat bildirildiğini, dava konusu
filmin de içerisinde olduğu toplam 22 adet filme ait lisans haklarını, ...
Film-... arasında, Üsküdar ... Noterliği’nin 30.01.2007 Tarih ve ... Yevmiye
Numaralı sözleşmesiyle devraldıklarını
mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla
istinaf isteminin kabulü ile davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir.Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup,
davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin mali hak sahibi
olduğu "..." adlı filminin, davalı
tarafından, müvekkilin yazılı izni olmadan 18.06.2010 tarihli
"Yayın Hakkı Lisans Sözleşmesi" ile dava dışı ... Hiz. A.Ş. devir
etmesi ve yayınlatılması nedeniyle 18.06.2010 tarihli "Yayın Hakkı Lisans Sözleşmesi"
ne dayalı olarak FSEK 68. maddeye göre sözleşme bedeli 30.000 TL'nin 3 katı
bedel talepli dava açtıklarını, dava konusu filme yönelik hak sahipliğinin
ispatı yönünden İstanbul Anadolu Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin
2011/172 Esas sayılı dosyasında 15.000 TL tazminata hükmedildiğini, bu kararı
delil olarak sunduklarını, mahkeme bu karardan esinlenerek tazminata
hükmettiğini, ve bu kararda müvekkilinin ilgisinin bulunmadığını, dava konusu film olan ... adlı filmin mali
haklarının müvekkiline ait olduğunun tespitinin yapıldığı, ... TV'nin
müvekkilin izni olmadan yayın yapmış olması nedeniyle tazminata mahkum
edildiğini, söz konusu dosyasındaki ihlal aynı tüzel kişilik tarafından
gerçekleştirilmediği halde hükümde takdir edilen 15.000 TL bedelin tenzili
hatalı olduğunu, kararın bu yönüyle kaldırılması gerektiğini, istinaf
isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını davanın tümden kabulünü
talep etmiştir. HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil
eden hususlar hariç tutularak, istinaf
neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; Dava, FSEK
kapsamında eserden kaynaklanan mali hakların ihlaline dayalı maddi tazminat
istemine ilişkindir. Davacı vekili
, davacının hak sahibi olduğu “...” filminin davalı tarafından hak
sahibinin izni olmadan 18.06.2008
tarihli “Yayın Hakkı Lisans Sözleşmesi” ile ... A.Ş. (..) televizyon
kanallarına devir edilmesinin davacının mali haklarının ihlali olduğunu
beyanla 72.000.00.-TL tazminatın 20.12.2010 ödeme tarihinden itibaren
işleyecek ticari faizi ile davalıdan
tahsiline, karar verilmesini talep ve
dava etmiştir. 09.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda; davaya konu ... isimli
filmin FSEK 5 anlamında sinema eseri olduğu, davacının davaya konu filmin
mali hak sahibi olduğu, davacıdan izin almaksızın davaya konu filmin gösterim
haklarının devrine ilişkin sözleşme düzenlenmesinin Türk Borçlar Kanunun
genel hükümleri çerçevesinde yetkisiz devirden kaynaklanan hak ihlali olduğu,
olayda davalının FSEK 68 çerçevesinde filme ait mali hakkı izinsiz kullanması
değil izinsiz devri söz konusu olduğundan bu çerçevede davacının Türk Borçlar
Kanunun vekaletsiz iş görmeye ilişkin hükümleri çerçevesinde, davalının
davaya konu film için yetkisiz devir karşılığı aldığı 30.000 TL’den 18.000 TL
düşüldüğünde 12.000 TL’yi talep edebileceği belirtilmiştir.12.06.1995 tarihli
4110 sayılı yasa ile yapılan değişiklik öncesinde FSEK madde 8/4'e göre sinema eserinin
sahibi onu imal ettiren yapımcısı olarak kabul edilmiştir. 4110 Sayılı Kanunla FSEK'e eklenen Ek-2
maddesi gereğince, Kanunun yürürlüğe girdiği
12.06.1995 tarihinden önce yapımına başlanan sinema eserlerinde eser
sahibi yapımcı, bu tarihten sonra yapımına başlananlar filmlerde ise yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo
yazarı birlikte hak sahibi olarak kabul edilmiştir. Dosya kapsamına
göre, dava konusu ... isimli filmin
FSEK m.5 kapsamında sinema eseri
olduğu, FSEK 11 ve 12. Maddelerinde
düzenlenen eser sahipliğine ilişkin hükümler ile dosyada mevcut deliller ve
bilirkişi raporuna göre , dava konusu
sinema filminin 1989 yılında
oluşturulduğu, eserin meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan FSEK 8. maddesine göre,Sinema Eseri İşletme
belgelerinde yapımcı olarak belirtilen...’in
eser sahibi olarak kabulü gerektiği, eser sahibi olarak tespit edilen
yapımcı ...’in eserin mali haklarını 01.01.2008 ve 09.08.2010 tarihli “Eser
Sözleşmesi” ile sınırsız süre ile davacıya devir ettiği bu nedenle FSEK 52.
maddesine uygun düzenlenen sözleşme uyarınca
mali hakların sahibinin davacı
olduğu anlaşılmıştır. Davacının eserin mali haklarının sahibi olduğu hususu kesinleşmiş yargı
kararları ile de sabit olup, davacı ...
tarafından aynı esere ilişkin açılan tazminat davasında verilen
kararın temyiz incelemesi sonunda ;
Yargıtay 11. H.D 2014/7311 - 2014/14996 sayılı kararında " davacı tarafın dayandığı her iki
sözleşmenin de 5846 sayılı FSEK'in 11. maddesi uyarınca eser sahipliği
karinesinden yararlanan dava dışı yapımcı ... ile imzalanmış bulunmasına ve
aynı Yasa'nın 54. maddesi uyarınca da
davalı tarafın mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre yetkili
kişilerden hak iktisap ettiklerini kanıtlayamamış olmasına göre, davalı
vekili ve fer'i müdahil vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir...
ONANMASINA," denilmiş, 12/05/2015
tarihli karar düzeltme isteminin reddi ile kesinleşmiştir. Davalının eser
sahipliğine yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Buna karşın davalının
dava konu filmin gösterim haklarını 18.06.2008 tarihli “Lisans Devir
Sözleşmesi” ile ... (... şirketine
devir ettiği, FSEK 54 maddesinde
düzenlendiği üzere "- Mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre
salahiyetli olmayan kimseden iktisap eden, hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye
görmez." hükmü düzenlenmiştir.
FSEK 68. maddesi ise, mali
haklara tecavüz durumunda ,sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği
bedelin gerektiğinde rayiç bedelin üç
katını mütecavizden isteyebilmesi hususunda eser sahibine tanınmış bir haktır. Bu hakkın kullanılmasının hukuki
sonucu olarak , mütecaviz ile arada
farazi bir sözleşme hali (hukuki ilişki) ortaya çıktığından, izinsiz
kullanımın sonuçları ortadan kalkmakla
izinsiz kullanımlar artık hukuki bir sözleşmesel zemine oturmuş olmaktadır. Davalı davacıya
ait eserin geçersiz sözleşme ile mali
haklarını izinsiz kullanan ( filmi izinsiz yayınlayan) , konumundaki mütecaviz olmayıp yetkisiz devir sözleşmesi
yaptığından , davalıdan FSEK 68 de
düzenlenen ihlallere dayalı tazminat
talebinin yeri olmadığı, bu kapsamda bilirkişi raporunda somut
olayda FSEK 68 maddesinin uygulama
yeri bulunmadığına ilişkin tespitin yerinde olduğu anlaşılmaktadır. Bilirkişi
raporunda davalının TBK da düzenlenen vekaletsiz iş görme hükümleri
çerçevesinde sorumlu tutulması gerektiği belirtilmiş ise de, TBK 526-531
maddelerinde düzenlenen vekaletsiz iş görmede, bir kimsenin başkasına ait bir işin
görülmesi için bir vekaletnamesi olmaksızın müdahalede bulunmasıdır. İş
görenin burada iş sahibinin menfaatine ve tahmin olunan amacına uygun hareket
etmesi gereklidir. Görülen iş konusunda iş sahibinin yasaklamasının olmaması
gereklidir. Somut olayda ise , davalı tarafından düzenlenen mali hak devir
sözleşmesi hak sahibini temsilen değil, bizzat kendisi adına hak sahibi sıfatıyla yapılmış
olduğundan vekaletsiz iş görme
hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. Diğer yandan
hukukumuzda borçların kaynaklarından biri de
sebepsiz zenginleşme olarak düzenlenmiştir. Geçerli bir sebebe
dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan
değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Mal
varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda
olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK ) 77 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, TBK'nın 77. Maddesi,
“Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden
zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük,
özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş
bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.” hükmüne haizdir. Ekonomik bakımdan bir anlam ifade eden her
türlü mal, hizmet, hak, maddi veya fikri varlıklar, fırsat ve avantajlar
zenginleşmeye konu olabilirler. Sebepsiz zenginleşmeden söz edebilmek için bir
kimsenin mal varlığında geçerli sebebe dayanmadan ortaya çıkan zenginleşmenin başka bir şahıs zararına meydana gelmiş
olması gerekir. Sebepsiz
zenginleşmeden zenginleşen için doğan borç iade borcudur. Bu açıklamalara göre, somut olayda,
davacının dava konusu sinema filminin mali hak hak sahibi olduğu, davalının dava dışı
şirket ile yaptığı devir sözleşmesinin baştan itibaren hükümsüz olduğu
dolayısıyla davacının hak sahipliğini kaybetmediği ve hak sahipliğinde bir değişiklik
olmadığı, geçerli olmayan bir nedene
dayalı olarak mal varlığında bir eksilmenin de söz konusu olmadığı, davanın hukuki
dayanağının sebepsiz zenginleşme olarak kabulüne de olanak bulunmadığı ortadadır. Sözleşmelerin nispiliği ilkesi
gereğince davalının 3. kişi ile yaptığı
sözleşmenin tarafları arasında hüküm doğuracağı, gerek TBK 77.
maddesinde düzenlenen sebepsiz
zenginleşme hükümleri, gerekse FSEK
54 maddesindeki " Salahiyeti olmaksızın mali bir hakkı başkasına
devreden veya kullanma ruhsatını veren kimse; salahiyeti bulunmadığına diğer
tarafın vakıf olduğunu veya vakıf olması lazımgeldiğini ispat etmedikçe
tasarrufun hükümsüz kalmasından doğan zararı tazminle mükelleftir. Kusur
halinde mahkeme; hakkaniyet gerektiriyorsa daha geniş bir tazminata
hükmedebilir. Haksız fiillerden ve sebepsiz mal iktisabından doğan talepler
mahfuzdur." hükümlerindeki geri verme ve tazmin borcunun sözleşme yapan taraflar arasında hüküm
doğuracağı açıktır. Davacının sahip olduğu mali hakka dayalı olarak her zaman
3. kişilerle sözleşme yapmasının önünde bir engel bulunmadığı gibi geçersiz
sözleşmeye dayalı yayın yaparak mali haklarını ihlal edenlere karşı davacının
yasanın tanıdığı koruma haklarından faydalanması ve tazminat talep etmesi önünde de bir engel
bulunmamaktadır. Buna göre; FSEK 54. maddesi gereği, davalının yetkisi bulunmadan yaptığı sözleşmeye dayalı olarak sözleşme bedelini
FSEK 68. maddesine göre talep
etmesinin yasal dayanağının bulunmadığı davanın esastan reddi gerektiği
kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak, ilk derece mahkemesince davanın reddi yerine yasal gerekçeye dayalı olmayan davanın
kısmen kabulü yönündeki kararın
isabetli olmadığı, davalı vekilinin
istinaf talebinin kabulü davacı vekilinin istinaf talebinin reddi gerektiği
anlaşılmıştır. Davacı vekilinin İstinaf başvurusunun HMK
353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, Davalı vekilinin İstinaf başvurusunun
kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, yeniden
esas hakkında davanın reddine karar
verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır. 28/11/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1968
E:2022/792 | Elektronik ortamda umuma hakkının izin kullanılması
nedeniyle 3 kat tazminat talebi (FSEK m.25 ve 68) | Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle: müvekkilinin
"..." ve "..." isimli eserlerin sözü müziğinin kendisine
ait olduğunu ve eserlerin sahibi olduğunu, davalıya ait ... kanalında
"..." ve "..." isimli programlarda, birçok kez
müvekkiline ait eserlerin izinsiz olarak yayınlandığını, öte yandan davalının
internet sitesinde halen bu kayıtların mevcut olduğunu, daha önce açılan
davanın arabuluculuk dava şartından reddedilmesi üzerine, arabuluculuğa
başvurulduğunu ve işbu davayı açtıklarını belirterek, 94.500,00 TL maddi,
20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve
dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle ; davacının
taleplerinin zaman aşımına uğradığını, internet yayınlarının ayrı bir tüzel
kişiliğe ait olduğunu, internet yayınlarına yönelik taleplerin müvekkili
şirkete yöneltilemeyeceğini, davacı tarafın talep ettiği tazminat
miktarlarının fahiş düzeyde olduğunu, dava konusu eserlerde davacının adının
belirtildiğini de belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir.Mahkemece; " Davanın KISMEN KABULÜ İLE,...isimli eserin Tv yolu
ile üç farklı tarihte gerçekleşen izinsiz yayın nedeniyle her bir kullanım
için 1.500,00 TL'den üç ihlal nedeniyle 4.500,00 TL'nin Fsek m.68 gereği üç
katı olan 13.500,00 TL'nin, ... isimli eserin Tv yolu ile dört kez izinsiz
yayın nedeniyle, 1.500,00 TL'nin dört ihlal nedeniyle 6.000,00 TL'nin Fsek
m.68 gereği üç katı olan 18.00,00 TL'nin(tv ile yayın için iki eser
bakımından 31.500,00 TL'nin), ... ve ... isimli eserlerin ayrıca internet
mecrasındaki kullanımları nedeniyle 10.500,00 TL'nin Fsek m.68'e göre üç katı
olan 31.500,00 TL olmak üzere TÜM KULLANIMLAR İÇİN TOPLAMDA 63.000,00 TL'nin
dava tarihinden (28/06/2019) itibaren işleyecek reeskont faiz oranı ile
birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin
reddine, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden (28/06/2019) itibaren
işleyecek reeskont faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya
verilmesine," karar verilmiştir.Davalı vekili tarafından süresinde
istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
Davacının dava dilekçesinde belirtilen manevi tazminat istem sebepleri FSEK
açısından hukuka aykırı olduğu halde mahkemece 20.000 TL manevi tazminat
bedelinin ödenmesine hükmedildiğini, bilirkişi raporunda da davacının FSEK
15'te yer alan "eser sahibi olarak belirtilme" hakkının ihlal edilmediği yönünde kanaat bildirildiği
manevi tazminatın reddedilmesi gerektiğini, manevi tazminata yasal yerine
reeskont faizi hükmedilmesinin de de yanlış olduğunu, mahkeme raporu
yeterince incelemediğini, kararda 2.ve 3.bilirkişi heyetinden bahsedildiğini,
ama dosyada 1 raporu alındığını, mahkeme tüzel kişilik perde aralanmasını
yanlış değerlendirdiğini, müvekkili şirketin yayınlamadığı internet yayınları
hakkında karar verilmesinin hukuka
aykırı olduğunu, fahiş bir bedelde
hesaplama yapıldığını, rapora itirazlarının dikkate alınmadığını,
taraflarınca sunulan MED-DER tarafından belirlenen emsal ücret tarifesine
göre, her bir kullanım 1.500 TL değil,
600 TL olduğunu, internet siteleri ile ilgili olarak "rayiç
bedeller", tıklanma başına 0,01 TL, dava konusu yarışma programlarında,
yarışmacılar performans sergilediğini ve oylama neticelerine göre elendiğini
veya yarışmaya devam ettiğini, TV'de en çok seyredilen prime tıme kuşağında
yayınlanan bir program ile daha sonra internette güncelliğini yitirmiş bir
yarışma programının tekrar yayınına aynı bedel olan 1.500 TL'hin
belirlenmesinin hakkaniyete aykırı
olduğunu, yıllardır ...COM'da internette müzik yayınlanmadığını, sadece
davacı tarafından sunulan USB belleğin incelenmesiyle yapılan tespitin eksik
incelemeye dayalı olduğunu, internet yayını ile ilgili iddiada her şarkıyı
incelemeleri gerektiğini,, yayında
olup olmadığını tespit edilmesi ve mevcut ise, içtihatlar gereği tek tek
URL'lerine yer verilmesi gerektiğini, internet sitesinin hangi şirkete ait
olduğunun tespiti gerektiğini, mahkeme internet yayınlarında davalı
müvekkilinide dahil ettiğini, müvekkili şirketin yapımcı olduğunu, TV ve
internet yayını yapmamadığını, belirtilen internet yayınlarının ...COM internet sitesine ait olduğunu ayrı
bir tüzel kişilik olan dava dışı "...A.Ş." adlı şirkete ait
olduğunu, farazi sözleşme gereği mali
hak sahibi ... olduğunu, gerek içtihatlar ve doktrin, gerekse 80. madde
kapsamında müvekkili ... farazi
sözleşme ile hak sahibi olacağından, internet tekrar yayını dahil her
tür hakkına sahibi olduğundan bu
nedenle internetten arşiv yayını için ayrı bedel belirlenmesi yanlış
olduğunu, davacı ile gerçekten
sözleşme yapılmış olsaydı, TV yayını için ayrı, internetten arşiv yayını için
ayrı bir sözleşme yapılamayacağını tek sözleşme ile tüm umuma iletim hakları
belirleneceğini, mahkemece kurulan hüküm davacının sebepsiz zenginleşmesine
neden olduğunu, davaya konu TV programının her bir bölümü, bir çok eserin bir
araya gelmesi ile, FSEK anlamında, bağımsız ayrı bir eser olarak meydana
getirildiğini, dava konusu eser, umuma iletimi ...'de gerçekleştiğini,
Youtube da dahil, internette yayınlandığı taktirde, ...'in yayınlarından
alınarak tekrarının yeniden yayınlanması suretiyle umuma iletildiğini,
program daha önce alenileştiği için yayma hakkı tükendiğini, davacı internet
tekrarı için bedel isteyemeyeceğinden, istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını davanın
reddini talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde
özetle; ‘’...’’ ve ‘’...’’isimli
eserlerin sahibi olan davacının izni dışında yarışma ortamında
kullanılmasına, bu kayıtların yayınlanmasına müvafakat vermediğini, davalı
ile herhangi bir anlaşma yapmadığını, davalı ‘’...’’ ve “...” isimli
programların yapımcısı olduğunu, hazırlanan bu yapımlar ... isimli Televizyon
kanalında ve internet ortamında yayınlandığını, mahkemece verilen karara
davalının itiraz sebepleri yerinde olmadığını, karar usul ve yasa hükümlerine
uygun olduğunu, davalı müvekkiline ait eserleri herhangi bir izin
alınmadan kısaltarak ve değiştirilerek
bütünlüğü bozarak, işleme suretiyle kaydedilerek bu kayıtlar TV
programlarında ve İnternet ortamında yayınlanarak kullanıldığını,
müvekkilinin manevi haklarını ihlal ettiğini beyanla davalının istinaf
talebinin reddine, mahkemece verilen kararın onanmasına karar verilmesini
talep etmiştir. Gerekçe ve Sonuç:HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine
aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı
olmak üzere yapılan incelemede; Dava, eser sahipliğinden kaynaklanan tazminat
istemine ilişkindir. 06/05/2021
tarihli bilirkişi heyet
raporunda özetle ; davaya konu eserlerin FSEK bağlamında eser olduğu,
eser sahibinin davacı olduğu ve davacının hususiyetini taşıdığı, davacının
... isimli eserin Tv yolu ile üç farklı tarihte gerçekleşen izinsiz yayın
nedeniyle her bir kullanım için 1.500,00 TL'den üç ihlal nedeniyle 4.500,00
TL'nin Fsek m.68 gereği üç katı olan 13.500,00 TL'nin, ... isimli eserin Tv
yolu ile dört kez izinsiz yayın nedeniyle, 1.500,00 TL'nin dört ihlal
nedeniyle 6.000,00 TL'nin Fsek m.68 gereği üç katı olan 18.00,00 TL'nin(tv
ile yayın için iki eser bakımından 31.500,00 TL'nin), ... isimli eserlerin
ayrıca internet mecrasındaki kullanımları nedeniyle 10.500,00 TL'nin Fsek
m.68'e göre üç katı olan 31.500,00 TL olmak üzere tüm kullanımlar için
toplamda (31.500,00 TL+31.500,00 TL) 63.000,00 TL talep edilebileceğini, davacının FSEK
15'te yer alan "eser sahibi olarak belirtilme" hakkının ihlal edilmediğini manevi tazminat yönünden
takdirin mahkemeye ait olduğu
bildirilmiştir. Bilirkişi raporunun konunun uzmanı heyet tarafından gerekçesi
gösterilerek düzenlendiği denetime elverişli olduğu hükme esas alınmasında
isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.Somut olayda, davalının ... yayınlanan '...' ve "..." İsimli
programların yapımcısı olduğu, bu programlarda söz ve müziği davacıya ait olan '...'
ve "..." adlı eserlerinin çeşitli yarışmacılar
tarafından icra edildiği, aynı
zamanda www...com sitesinde de umuma
iletildiği , eserlerin bu şekilde
kullanılması için davacıdan izin alınmadığı,
bu hali ile davacının mali haklarının ihlal edildiği sabittir.Davalı
tarafça çekimi yapılan programın ancak kendileri tarafından internet ortamına
kaydı yapılabileceğinden ...com isimli internet sitesinin dava dışı şirket
adına kayıtlı olduğu ileri sürülmüş ise de, internet sitesinin grup
şirketlerden biri adına kayıtlı olmasının davalıyı ihlal sorumluluğundan
kurtarmayacağı, zira söz konusu yayının davalının onayı ve izni ile
yapıldığı, internet sitesindeki
ihlalin davalı ve dava dışı şirket tarafından
birlikte gerçekleştirildiği bu nedenle davalının internetteki
yayınlardan da sorumlu olduğu anlaşılmıştır. Davacı FSEK 68. Maddesine dayalı
tazminat talep ettiğinden söz konusu
madde uyarınca varsayımsal sözleşme
ilişkisi kurulduğundan dava TBK.'nun 146. maddesi gereğince 10 yıllık genel
zamanaşımına tabidir. Buna göre ihlal
tarihinden itibaren zamanaşımı
süresinin dolmadığı anlaşılmıştır. Dava konusu ihlal oluşturan izinsiz kullanımların, musiki eserlerinin
kullanılması ve bu tespitin gerçekleştirildiği yarışma programının
televizyonda yayınlanmasının 5846 sayılı FSEK.'nın 6/3. maddesi uyarınca dava
konusu musiki eserlerinin işlenmesi (senkronizasyonu) niteliğinde bulunduğu ,
meslek birlikleriyle yapılan lisans
sözleşmelerinin bu şekilde kullanım
yetkisi vermediği, eser sahibinden
izin alınmadan gerçekleşen söz konusu kullanımlar nedeniyle her bir kullanım için ayı
ayrı tazminat sorumluluğunun doğduğu
anlaşılmıştır.Davacının dava konusu iki eserinin toplam 7 kez yarışmacılarca
icra edildiği , yayınlarda eseri seslendiren kişinin görüntüsü altından bant
şeklinde eser sahibi olarak davacının isminin
belirtildiği bu nedenle FSEK 15. Maddesi uyarınca manevi hakkın ihlal
edilmiş olmadığı, televizyon ve internette kullanımın izinsiz olmasının maddi tazminatı gerektirdiği , buna
ilaveten izinsiz kullanım gerekçesiyle
ayrıca yasada belirtilen adın
belirtilmemesi manevi hakkın da ihlal edildiği sonucuna varılmasının yasal düzenleme ve hukuka uygun olmadığı ,
bilirkişi raporunda manevi hak ihlali teşkil edecek bir kullanımın tespit
edilebilmiş olmadığı dikkate alındığında
manevi tazminat talebinin reddi
gerektiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamına göre, davacının eserden
kaynaklanan mali haklarının davalı tarafça
ihlal edildiği, davacının eser sahibi olarak FSEK 68.maddesinde,
sözleşme yapılması halinde isteyebileceği bedelin veya bu kanun hükümleri
uyarınca tespit edilebilecek rayiç bedelin
üç katını maddi tazminat olarak isteyebileceği, bu madde uyarınca varsayımsal sözleşme ilişkisi kapsamında
borç belirlendiğinden kusur ve zararın ispatının aranmayacağı, mahkemece
maddi tazminatın belirlenmesi bakımından emsal araştırması yapıldığı, bilirkişilerce emsaller dikkate alınarak
rayiç bedelin belirlendiği , 2 adet eserin
çok izlenen yarışma programlarında ve internet sitesinde kullanılmış olması,
ulaştığı alan ve izleyici kitlesi , ihlalin boyutu ve piyasadaki rayiç değerler gibi özellikler
dikkate alındığında (21.000 x3) FSEK
68 uyarınca 3 katı oranında 63.000,00 TL telif bedeli belirlenen raporun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik
bulunmadığı, ancak FSEK 15 maddesi
kapsamında davacının manevi hakkı ihlal edilmiş olmadığından reddi gerektiği, bu nedenle istinaf talebinin kısmen kabulü gerektiği
sonucuna varılmıştır. 28/11/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1935
E:2024/1481 | Meslek
birliğinin repertuvarında yer alan fonogramların, dijital platform ve bu
platforma bağlı uygulamalarda izinsiz olarak umuma iletilmesinin önlenmesi
(ihtiyati tedbir) ve bu izinsiz umuma iletim nedeniyle FSEK m.68 uyarınca
maddi tazminat talebi | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; geçmiş yıllardaki
süregelen izinsiz kullanımlar ve
dilekçe ekindeki İstanbul 4. Fikri ve
Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/138 D. İş sayılı dosyasına sunulan
bilirkişi raporu davalılar aleyhinde, müvekkil meslek birliğinin
repertuarında yer alan fonogramların izinsiz olarak umuma iletimine devam
edeceğine dair kuvvetli bir karine oluşturduğunu, ... Grubu'nun karmaşık ve
güvenilir olmayan bir yapısı olması vb. sebepler bir arada
değerlendirildiğinde davalılar aleyhinde; müvekkil meslek birliğinin
repertuvarında yer alan fonogramların... ve bu platfroma ait ... da yer
uygulamalarda umuma iletiminin yapılmaması yönünde ihtiyati tedbir kararı
verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı meslek birliği ile müvekkil yayın
kuruluşu arasında yayın izinleri hususunda 2022 yılına ilişkin protokol
imzalandığını, 2022 yılı öncesi de sulh protokolü ve lisans sözleşmesi
yapıldığı ve bu internet hakları da sözleşmeye dahil edildiğini, 2022 yılına
ilişkin sözleşme de 2021 yılı sözleşmesinin devamı niteliğinde olup, yapılan
sözleşme internet hakları için de geçerli olduğunu, müvekkil şirketler ile
... Limited arasında yapılan marka kullanım sözleşmesindeki kullanım bedeli
davacı tarafından düşük olarak yorumladığı ve buradan hareketle muvazaa söz
konusu olduğunu, alacaklılardan mal kaçırıldığının iddia edildiğini, davalı
müvekkil şirketler sahip olduğu marka kullanım hakkıyla beraber uydu üzerinde
radyo ve televizyon yayını yaptığını, davacının mevcut devir bedeli üzerinden
yaptığı muvazaa iddiasının yersiz olduğunu, muvazaa iddiasının ispatı için
somut olayda yeterli delil olmadığını, müvekkil şirketlerin yaşadığı ekonomik
zorluklar sebebiyle alacaklarını tahsil etmekte zorluk çektiğini iddia eden
davacının alacağına kavuşmak adına gerçek dışı beyanlarda bulunduğunu, davacı taraf,... Grubu adını verdiği grup
içinde kurulmuş bir dizi şirketi listelediğini, davacı şirketler ile
listelediği şirketler arasında bir bağlantı kurmayı amaçlamakta ve buradan
sorumluluk alanını genişletmeye çalıştığını, bu şirketlerin kuruluş ve
iştigal amaçları birbirinden farklı olduğunu, şirketlerden bazılarının aynı
adreste ikamet ediyor olması muvazaalı bir durum olmadığını, aralarındaki
ticari ve hukuki ilişki gereğince aynı adreste yahut yakın adreste ikamet
etmelerinin fayda getirdiğini, müvekkil şirketler dışındaki şirketlerin
mevcut dava ile hiçbir ilgilisi bulunmayıp davanın tarafı olmaları da söz
konusu olmadığını, davacı ile de ilgili şirketlerin ne ticari ne de hukuki
bir ilişkisi olmadığını, davacının
ihtiyati haciz taleplerinin reddine,
davacının davasının öncelikle usulden, kabul görmez ise esastan reddine, karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece
Mahkemesince; "Genel açıklamlar karşısında somut dava bakımından; dava
dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere,
mahkememizin 2022/138 değişik iş dosyası kapsamında alınan bilirkişi
rapor içeriğinde kök rapor içeriğinde fonogram hak sahipliği belgelerinin
sunulmadığı belirtilmiş, devamında ek rapor içeriğinde ise ilgili yayın
kanallarında 30'ar dakikalık inceleme neticeleri delil olarak tespit edilmiş
olup, davacı tarafından koruma altında olduğu iddia olunan fonogramların
davalılar bünyesinde yayınlanıp yayınlanmadığı hususunda denetime elverişli
şekilde tartışılmamış olup, örnekseme yoluyla tespit edilen yayın
aralıklarının davacı hak sahipliği iddia ettiği icra, fonogram ve yapımlara
ilişkin olup olmadığının teknik inceleme sonucunda tespit edilebileceği, dava
konusu edilen dava dilekçesinde delil olarak dayanılan CD(Ek-1) fonogramın
davalılar tarafından izinsiz umuma iletildiğine yönelik mevcut dosya kapsamı ile mevcut delillere göre ihtiyati tedbir talep
edenin haklılığının yaklaşık olarak ispat edildiğinin anlaşılamadığı, HMK
m.390/son uyarınca yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği durum ve
koşulların değişmesi halinde yeniden ihtiyati tedbir talebinde
bulunulabileceği anlaşılmakla, davacının ihtiyati tedbir talebinin
reddi" şeklindeki gerekçeleri ile; Davacı vekili ihtiyati haciz ve
ihtiyati tedbir taleplerinin şartları oluşmadığından ayrı ayrı reddine,
şeklinde hüküm kurulmuştur.:Davacı
vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar
Hukuk Mahkemesi'nin 2022/138 D. İş sayılı dosyası ile ... adlı platform ile
bu platforma bağlı uygulamalarda müzik içeriğinin bulunup bulunmadığı, icra
veya fonogramların umuma iletiminin yapılıp yapılmadığı, yapılmakta ise ne
şekilde bir umuma iletiminin olduğu (internet sitesinde yer alan web
radyoların yayınlarının doğrudan umuma iletimi veya başka yayın kuruluşlarına
ait radyo veya televizyonların yayınlarının umuma iletimi (yeniden iletimi)
vb.), umuma iletilen icra veya fonogramların neler olduğu hususlarında delil
tespiti talebinde bulunduklarını, bilirkişilerce yapılan genel inceleme
neticesinde, sözkonusu platform bünyesinde çok sayıda müzik içeriğinin
bulunduğu, bu içeriklerin talep dilekçesinde belirtilen şekilde tespitinin
yapılması durumunda bilirkişilerin bu iş için uzun süreli mesai sarf etmeleri
gerekeceği ek ücret talebinde bulunmaları sebebi ile taleplerin de kısıtlama
yaptıklarını, düzenlenen raporda, 243
Adet müzik parçasının umuma iletiminin gerçekleştirildiğinin tespit edildiğini, umuma iletimi yapılan
müzik parçalarının adı ile icracı sanatçısının adına raporda yer verildiğini,
müvekkil tarafından meslek birliğinin
repertuvarında yer alıp almadığı yönünde bir taleplerinin olmadığını,Umuma
iletimi yapıldığı tespit edilen eser, icra ve fonogramların hangilerinin
meslek birliklerinin repertuvarında yer aldığı belirlemesi meslek birlikleri
tarafından yapıldıktan sonra açılan dava dosyasına bilirkişi raporu, delil
tespit dosyası ve hak sahiplikleri sunulduğunu, HMK'nun 400'üncü maddesinde; "Taraflardan her
biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride
açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması,
bilirkişi incelemesi yaptırılması, ya da tanık ifadelelerinin alınması gibi
işlemlerin yapılmasını talep edebilir." düzenlemesinin yer aldığını,
netice-i taleplerinden birisinin de "Başta FSEK olmak üzere ilgili
mevzuat hükümlerine aykırı olarak ... adlı platformda ve bu siteye bağlı ve
diğer davalılar tarafından işletilen ... adlı aplikasyonlarda (uygulamalarda)
müvekkil meslek birliği ...’tan izin almaksızın ve bedelini ödemeksizin
müvekkil meslek birliği ...’ın repertuarında yer alan fonogramların
01.01.2022-31.12.2022 tarihleri arasında umuma iletildiğinin ve davalının bu
eyleminin müvekkil meslek birliğinin FSEK’ten doğan haklarına tecavüz
oluşturduğunun tespiti" olduğunu müvekkil tarafından delil tespiti
dosyasında hak sahipliği hususunda bir inceleme yapılması talebinde
bulunulmadığını, D.İş dosyasında
davalılara ait platformda müvekkil meslek birliğinin repertuvarında
yer alan fonogramların umuma iletiminin yapılıp yapılmadığı yönünde bir
tespit yapılmamış olmasının yaklaşık ispat yükümlülüğünün yerine
getirilmediğine ilişkin gösterge olamayacağını, davalıların sorumlusu olduğu
... adlı platformda umuma iletilen müzik icra ve fonogramlarının neler
olduğunu, ne şekilde umuma iletimlerinin gerçekleştiğinin tespitinin
yapılmasının sağlandığını, ve sunulan raporda belirtilen icra ve
fonogramlardan kendi repertuvarında bulunanlara ilişkin hak sahipliği
belgelerini de dava ve talep dilekçesine ekleyerek ihtiyati tedbir talebinde
bulunduklarını, yaklaşık ispat yükümlülüğünün yerine getirildiğini, mahkemenin
kararında belirttiği gibi 2022/138 D. İş sayılı dosyasında ... adlı
platformda umuma iletildiği tespit edilen fonogramların hangileri üzerinde
müvekkil meslek birliğinin hak sahibi olduğu hususunda inceleme yapılması
neticesinde tanzim edilecek rapor ile müvekkil meslek birliği haklılığını
"..." olarak değil "tam" olarak ispatlamış olacağını
mahkemenin tam ispatı aradığını belirterek ihtiyati tedbir talebinin reddi
kararının kaldırılmasına, İhtiyati haciz talebinin reddine ilişkin kararında
yerinde olmadığını İhtiyati haciz kararının reddine ilişkin kararın gerekçesi
ile ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının gerekçesinin aynı
olduğunu, bu nedenle davalılara ait platformda umuma iletilen
eser, icra ve fonogramların olduğu tespitinin yanında sözkonusu eser, icra ve
fonogramlar üzerinde ...'ın hak sahibi olduğunun tespitinin de mahkeme kanalı
ve uzman bilirkişi aracılığı ile yapılmış olmasının aranmaması
gerektiğini davalılara ait platformda
umuma iletilen eser, icra ve fonogramların neler olduğunun tespit edilmesine
müteakip, ... tarafından sunulan hak sahipliği belgelerinin yeterli görülerek
güvenlik tedbirine hükmedilmesi
gerektiğini belirterek istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesini
talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davanın para
alacağının tahsili istemine ilişkin olduğunu, davalıların malvarlıkları ile
hak ve alacakları bu davanın konusunu teşkil etmediğini, ilk derece
mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddi yönünde verilen 17/07/2018
tarihli ara kararında bir isabetsizlik görülmediğini, ihtiyati haciz kararı
verilebilmesi için İİK'nın 257.maddesindeki şartların oluşması gerektiğini,
İİK'nın 257/1.maddesine göre, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir
para borcunun alacaklısının, ihtiyati haciz talebinde bulunabileceğini, somut
olayda dava dışı şirketten alacaklı olunduğu iddiası yanında, şirketler
arasında organik bağ olduğunu ve tüzel kişilik perdesinin aralanması
gerektiği yönündeki iddia yönünden dosyanın geldiği aşama itibariyle yaklaşık
ispat olgusunun gerçekleşmediğini mahkemenin ihtiyati haciz talebinin reddine
ilişkin 17/12/2018 tarihli ara kararında da bir isabetsizlik görülmediğini,
TK, İİK, HMK'ya aykırı olarak tamamen soyut gerekçeler ve davacı
dilekçelerine dayanarak karar verilemeyeceğini, davacının ihtiyati haciz ve
ihtiyati tedbir talebinin reddine ve yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep
etmiştir.GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.
maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı
olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek
yapılmıştır.Davacı tarafından ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararı
verilmesi talep edilmiştir.Davacı tarafından dava dilekçesi ile ihtiyati
haciz kararı verilmesini, davalılar tarafından ... adlı platformda ve bu platformun
aplikasyonlarında çok uzun yıllardır müvekkil meslek birliğinin
repertuvarında yer alan fonogramların izinsiz olarak umuma iletimi
yapıldığını geçmiş yıllardaki süregelen izinsiz kullanımlarının İstanbul 4.
Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/138 D. İş sayılı dosyasına
sunulan bilirkişi raporunun davalılar aleyhinde, müvekkil meslek birliğinin
repertuvarında yer alan fonogramların izinsiz olarak umuma iletimine devam
edeceğine dair kuvvetli bir karine oluşturduğunu, ...GRUBU'nun karmaşık ve
güvenilir olmayan bir yapısı olması vb. sebepler bir arada
değerlendirilendirildiğinde davalılar aleyhinde; müvekkil meslek birliğinin
repertuvarında yer alan fonogramların... ve bu platforma ait ... da yer
uygulamalarda umuma iletiminin yapılmaması yönünde ihtiyati tedbir kararı
verilmesini ve Davalıların 2022 takvim
yılında müvekkil meslek birliğinin repertuvarında yer alan fonografları
izinsiz umuma iletmeleri nedeniyle ödemeleri gereken bedelin fazlaya dair
hakları saklı kalmak kaydı ile, şimdilik 50.000,00-TL'nin FSEK' in 68/1'inci
maddesi uyarınca üç katı ile birlikte bu bedele davaya konu umuma iletimin
yapıldığı tarihten başlayarak hesaplanacak avans faizi ile birlikte
davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.İhtiyati
haciz kararı verilmesinin koşulları, İİK’nın 257’nci maddesinde
düzenlenmiştir. Bu hükümde ihtiyati haciz talebine ilişkin iki hukukî sebep
yer almaktadır. Birincisi, vadesi gelmiş (muaccel) bir para borcunun
ödenmemesi hâlinde uygulanması gereken İİK’nın 257,I hükmüdür. İkincisi ise
vadesi gelmemiş (müeccel) bir alacak için öngörülen İİK’nın 257,II’deki
kuraldır. Bu iki kuralın yanı sıra ispata ilişkin İİK’nın 258’nci maddesi de
somut olayımız açısından çok önemlidir.İcra ve İflâs Kanunu'nun 257’nci maddesinin 1’nci fıkrası uyarınca
“Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı,
borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve
alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” Bu hükme göre, bir
para alacağının vadesinin gelmesi hâlinde alacaklı ihtiyati haciz talebinde
bulunabilecektir. İcra ve İflâs Kanunu'nun
257’nci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca “Vadesi gelmemiş borçtan
dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1 - Borçlunun
muayyen yerleşim yeri yoksa; 2 - Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla
mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi
hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal
eden hileli işlemlerde bulunursa. - Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç
yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.”İcra ve İflâs Kanunu'nun 258’nci maddenin 1’nci fıkrası uyarınca,
“…Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat
getirecek deliller göstermeye mecburdur….” Bu hükme göre, alacaklı alacağının
varlığı ile birlikte alacağın vadesinin geldiğini veya alacağının vadesi
gelmemişse, İİK’nın 257,II hükmündeki sebeplerin varlığı hakkında mahkemeye
kanaat verecek delilleri göstermek zorundadır. (T.C. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2014/872
esas, 2014/3096 karar sayılı
ilamı) 5846 sayılı FSEK'in 77. maddesinde;
esaslı bir zararın veya ani bir tehlikenin yahut emrivakilerin
önlenmesi için veya diğer her hangi bir sebepten dolayı zaruri ve bu hususta
ileri sürülen iddialar kuvvetle muhtemel görülürse hukuk mahkemesinin, bu
Kanunla tanınmış olan hakları ihlal veya tehdide maruz kalanların talebi
üzerine, diğer tarafa bir işin yapılmasını veya yapılmamasını, işin yapıldığı
yerin kapatılmasını veya açılmasını emredebileceği gibi, bir eserin
çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarıyan kalıp ve buna benzer
sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile muhafaza altına
alınmasına karar verebileceği düzenlenmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 389.
maddesi ile ihtiyati tedbir kararı, bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde
zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme
sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi
hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında
uygulanacak geçici bir hukuki koruma niteliğindedir. İhtiyati tedbir
kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat şartı gerekmektedir. İhtiyati tedbir
talep eden taraf, tedbire esas olan hakkını, ihtiyati tedbir sebep veya
sebeplerini keza haklılığını ispat etmelidir. Ancak burada tam ispat
aranmayıp yaklaşık ispatla yetinilecektir. (HMK m.390/3) Yani ispatı gereken
hususların tam olarak değil kuvvetle muhtemel gösterilmesi yeterlidir. Diğer
taraftan, ihtiyati tedbir kararı verilirken tedbir isteyen haksız çıktığı takdirde,
ihtiyati tedbirden dolayı karşı tarafın uğrayacağı zarar için bir teminat
alınmasına da karar verilir (HMK m.391/2-ç, 392). Mahkemenin 2022/138 D.İş
sayılı dosyasında alınan 04/01/2013 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; tespit istenen ... alan
adının karşı taraf adına kayıtlı olduğu ... alan adlı web sitesi
anasayfasında toplamda: 22 adet
online radyo kanalı bulunduğu
bunların bir kısmının teknik nedenlerle görüntülenemediğini görüntülenenlerde
(bilirkişi raporu 25. Sayfada 6 adet TV kanalı ve 22 adet radyo kanalına
ulaşıldığının) müzik yayınının yapıldığının tespit edildiğini, “...
cihazlarına ilişkin incelemede, gerek
aleyhinde tespit istenen ... adresli internet adresinde, gerekse ... ve ...
işletim sistemi uygulama marketlerinde mobil uygulama ile ilgili içeriklere
erişim imkanının sağlandığına ilişkin tespit yapılamadığı belirtilmiştir.
Taraflar arasındaki 24/03/2023 tarihli Sözleşmenin 3.4 maddesinde,
"...'nın yeniden iletimini gerçekleştirdiği Yayınlar, sözleşme ile
verilen izin kapsamı dışındadır. Yayın kuruluşunun yayınlarının eş zamanlı
olarak ve değiştirilmeksizin resmi web sitesinden ve mobil uygulamadan
yayınlanması işbu sözleşme kapsamında değildir." düzenlemesinin yer
aldığı, somut olayda; davacı tarafından İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar
Hukuk Mahkemesi'nin 2022/138 D. İş sayılı dosyasına sunulan bilirkişi
raporunun davalılar aleyhine olduğunu, müvekkil Meslek Birliğinin
repertuvarında yer alan fonogramların izinsiz olarak umuma iletimine devam
edileceğine dair kuvvetli bir karine oluşturduğundan ve davalıların kaçma
şüphesi olduğundan bahisle ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararı
verilmesini talep ve dava etmiş olup, sözleşmenin 3.4 maddesinde web sitesi
ve mobil uygulama üzerinden kullanıma izin verilmediği anlaşıldığından
ve D.İş dosyasından alınan
bilirkişi raporunda ki tespitler göz
önünde bulundurulduğunda ihtiyati tedbir yönünden yaklaşık ispat
yükümlülüğünün yerine getirildiği anlaşıldığından mahkemece ihtiyati tedbirin
reddine dair verilen kararın yerinde olmadığı anlaşılmıştır.İhtiyati haczin
reddine ilişkin karar ihtiyati haczin şartları oluşmadığından dosya kapsamına
uygundur.Tüm bu nedenlerle davacı
vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi
gereğince KISMEN kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın ait
olduğu mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna
varılmıştır. 28/11/2024 |
| ANKARA BÖLGE
ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK
DAİRESİ | K:2024/1868 E:2022/1552 | Ortak eser sahipliğine tabi bir ders kitabında, eser
sahiplerinden birinin çıkarılması (m.9-10 ve 15) | Davacı vekili, müvekkilinin 1994 yılında hazırlamaya başladığı
"..." isimli eserin, daha sonra ... Üniversitesinde yüksek lisans
yaparken aldığı iktisat derslerinde öğretim görevlisi olan davalı ... ile
birlikte 1999 yılında iki yazarlı olarak "..." adıyla ilk baskısını
yaptığını, 2006 yılına kadar bu kişilerin adı ile kitabın basıldığını, 2006
yılındaki 5. baskıdan 2016 yılındaki 13. baskıya kadar ...’in de eser sahibi
olarak adının eklendiğini, bu şekilde 10 yıl süreyle kitabın üç yazarlı
olarak basıldığını, kitabın 14. baskısından itibaren müvekkilinin isminin,
kendisinden habersiz ve izinsiz biçimde eser sahipleri arasından
çıkarıldığını, yerine, eserle herhangi bir ilişkisi olmayan davalılar ... ve
...’ın isimlerinin eklendiğini, ...’ın ise 14. baskıda kendisini editör
olarak belirttiğini, müvekkiline baskı hakkında hiçbir bilgi verilmediğini ve
telif hakkı ödenmediğini, durumu ... Yayınevine 8 Eylül 2020 tarihinde
yaptığı ziyarette öğrendiğini, kitabın 13. ve 14. baskılarının
karşılaştırmalı olarak incelenmesinde, kitaplar arasında hemen hemen hiçbir
fark olmadığının görüldüğünü, müvekkili ile ... ve ...’ın davaya konu kitap
üzerinde iştirak halinde eser sahibi olduklarını, birinin diğerinden bağımsız
olarak hareket etme hakkına sahip olmadığını, ...’ın kendisini eserin editörü
olarak tayin etme ve diğer eser sahiplerinin adını eserden çıkarma ve
dilediği kişiyi yazar olarak belirleme yetkisi bulunmadığını, 13. baskıda
eserin bir editörü olmadığını, FSEK m.10/I’de “Birden fazla kimsenin
iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin
sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir.” hükmünün yer aldığını, bu tür
eser sahipliğinde, birden fazla eser sahibinin emeklerinin ve
hususiyetlerinin iç içe geçtiğini ve eserin niteliği bozulmaksızın hiç
kimsenin katkısının bir diğerinden ayrılamayacağı bir eserin söz konusu
olduğunu, eser sahiplerinden hiçbirisinin katkısının eserin bütününden ayrı,
bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini, her eser sahibinin yaratılan eserde
yarattığı kısmın değil bütün eserin sahibi olduğunu, bu nedenle iştirak
halinde eser sahiplerinden hiç birisinin diğerinden bağımsız olarak hareket
etme hakkına sahip olmadığını, her eser sahibinin, diğer eser sahiplerinin
haklarını ihlal etmemek şartıyla manevi hakları tek başına kullanabileceğini,
ancak eser sahiplerinin bu şekilde kullanabilecekleri manevi hakların, diğer
eser sahiplerinden bağımsız olarak kullanabilecekleri manevi haklar olduğunu,
eserin umuma arzı gibi ancak tüm eser sahiplerinin onayı ile kullanılabilecek
manevi hakların eser sahiplerince tek başlarına kullanılmalarının mümkün
olmadığını, davaya konu eser üzerinde iştirak halinde eser sahiplerinin almış
olduğu ortak bir karar mevcut olmamasına rağmen davalı ...'ın esere yeni
yazar ekleme veya kendini editör olarak yazma konularında tek başına hareket
ederek müvekkilinin mali ve manevi haklarını ihlal ettiğini, davalı ...’ın
ayrıca müvekkilinin eser sahibi olarak tanıtılma hakkını ihlal ettiğini,
davacının 2009’dan itibaren yapılan tüm baskılarda, kitabın baskıya hazır
nihai dosyasının teslimine yazar ... ile birlikte bizzat iştirak ettiğini,
2016’daki 13. baskının telif hakkının davacıya ait kısmının yayınevi
tarafından müvekkiline ödendiğini, müvekkilinin 8 Eylül 2020’deki yayınevi
ziyaretindeki görüşmede yayınevi muhasebesinden aynı meblağda bir paranın da
...’a ödendiği bilgisini aldığını, davalı ...’ın yayınevini yanıltarak
müvekkilinin adını eserden çıkardığını ve 14. baskısının yapılmasını
sağladığını, bunun ise manevi hak ihlali olduğunu, davalı ...’ın,
müvekkilinin eserde değişiklik yapılmasını önleme hakkını ihlal ettiğini,
eser sahibinin adının da eserin bütünlüğüne dâhil olduğunu, eserde yapılacak
tüm değişiklikler için tüm eser sahiplerinin izinlerinin alınması
gerektiğini, davalı ...’ın müvekkilinin FSEK m.14’de belirtilen umuma arz
manevi hakkını da ihlal ettiğini, iştirak halinde eser sahiplerinin bir
eserin kamuya sunulup sunulmayacağına birlikte karar verebileceklerini, oysa
böyle bir kararın alınmadığını, davalının müvekkilinin çoğaltma ve yayma mali
haklarını ihlal ettiğini, iştirak halinde eser sahipliği söz konusu
olduğundan davalı ...’ın yayın sözleşmesini tek başına yapamayacağını, FSEK
m.52’ye uygun yapılmayan bir hak devrinin geçerli olamayacağını, sözleşmenin
iştirak halinde eser sahiplerinin bilgisi dışında davalı ... ile
yapılmasının, davalı ...’a istediği yazarı kitaptan çıkarma, diğer yazarların
rızasını almadan, oğlu ve başka istediklerini yazar olarak dâhil etme gibi
bir hakkı vermeyeceğini, davalılar ... ile ...’ın iştirak halindeki eserin
belli bölümlerini izin almadan kendi eserleri gibi göstererek intihalde
bulunduklarını, müvekkilinin mali ve
manevi haklarını ihlal ettiklerini, davalılar ... ve ...’ın intihal eylemiyle
müvekkilinin ve diğer iştirak halinde eser sahiplerinin mali (çoğaltma ve
yayma) ve manevi (umuma arz, adın gösterilmesi, eserin bütünlüğünün
korunması) haklarını ihlal ettiklerini ileri sürerek, 11.000,00 TL maddi,
100.000,00 TL manevi tazminatın, eserin basım tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş,
09.03.2021 tarihli dilekçesi ile davalı ... bakımından davadan feragat
ettiğini bildirmiştir. Davalılar ... ve ... vekili, davacının dava konusu
"..." adlı kitabın kendine ait olduğunu iddia etmesinin gayri ciddi
bir iddia olduğunu, ... kitabının ilk baskısından itibaren müellifinin
müvekkili ... olduğunu, eserin ilk baskısının yapıldığı 1999 yılından 2006
yılına kadar ... ve ...’ın adı ile basıldığını, dava dilekçesi ekindeki
isimsiz kitap kapağı ve el yazısı ile “Önsöz” başlıklı fotokopilerin kitabın
davacı tarafından yazıldığının ispatı olamayacağını, davacının, 1994 yılında
henüz genç ve tecrübesiz bir öğrenciyken bütün bir kitabı kendisinin yazmaya
başladığını iddia etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,
davacının, müvekkili ... ile 1995
yılında Maliye Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi iken müvekkilinden ders alması
nedeni ile tanıştıklarını, Maliye Bölümünde yüksek lisans yapmış olan
davacının tamamen ayrı ve özel bir
bilim dalı olan ... dalında yetkin bir eser ortaya çıkardığını iddia
etmesinin gerçeklerle bağdaşmadığını, davacı tarafın iştirak halinde eser
sahipliği olduğundan davalı ...’ın yayın sözleşmesini tek başına
yapamayacağına dair iddiasının geçerliğinin bulunmadığını, Makro-ekonomi gibi
ders kitabı olarak kullanılan bir eserin güncellenmemesi ve yeni baskılarının
yapılmamasının eserin geçerliliğini yitirmesi ve kullanımdan kalkması
anlamına geleceğini, bu nedenle müvekkilinin kitabın tümünün müellifi olmakla
birlikte bir hoca olarak yetiştirdiği öğrencilerini teşvik ve motive etmek
adına, tamamen kendi inisiyatifi ile onların hazırladığı bölüm ve parçaları
kitaba ekleyerek kitabın güncellenmesini ve isimlerinin kitap üzerinde
görünmesini sağladığını, bunun ise davacının kitap üzerinde iştirak veya
elbirliği ile mülkiyet olduğu iddiasını mesnetsiz kıldığını, kitabın
müvekkili ... tarafından editör sıfatıyla yayınlandığını ve yayınevleri ile
sözleşmeleri editör sıfatıyla imzaladığını, bu durumun 14. baskı için yapılan
sözleşme için de geçerli olduğunu, davaya konu kitabın editörünün müvekkili
Prof. Dr. ... olduğunu ve eserini başka yazarlarla paylaşarak geliştirip
güncelleştirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ...,
davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dava konusu olan kitabın FSEK
kapsamında “ilim ve edebiyat eseri” niteliğinde bulunduğu, davacı ... ile
davalı ... ve dava dışı ...’in ... adlı kitabın 13. baskısı üzerinde FSEK
m.10/1 kapsamında elbirliği halinde eser sahipliğinin söz konusu olduğu,
anılan yazarlar arasında oybirliği ile alınan bir karar olmadan, kitabın 14.
baskısına davalılar ... ile ...’ın dahil edildiği, ayrıca bu baskıda
davacının isminin yazarlar arasından çıkarıldığı ve ...’ın isminin editör
olarak belirtildiği, ... ve ...’ın da kitaba katkı sundukları ve bu baskı
üzerinde davacı da dahil olmak üzere adı geçen kişilerin elbirliği halinde
eser sahibi oldukları, bu eylemlerin
davacının FSEK’ten kaynaklanan çoğaltma (m.22) ve yayma (m.23) hakları ile
umuma arz (m.14) ve adın belirtilmesi (m.15) manevi haklarının ihlali
niteliğinde bulunduğu, davacının FETÖ irtibatı sebebiyle kamu görevinden
ihraç edilmesinin, isminin eser sahipleri arasından çıkarılmasında hukuka
uygunluk sebebi olarak değerlendirilemeyeceği, davaya konu kitabın 14.
baskısı için davalı ... ile ... Yayıncılık arasında imzalanan 17.01.2019
tarihli sözleşme esas alındığında, davacı da dahil olmak üzere kitap üzerinde
elbirliği halinde eser sahibi olan 5 yazara ödenebilecek telif hakkı tutarı
toplamının 52,412,5.-TL, her bir yazara düşen telif hakkı tutarının ise
10.482,5.-TL olacağı, davacının m.68 kapsamında 3 kat telif tazminatı talep
etmesi nedeniyle talep edebileceği telif tazminatının 10.482,5.-TL x 3 =
31.447,5.-TL tutarında olabileceği, bununla birlikte davacı ile dava dışı ...
Yayıncılık arasında imzalanan Arabuluculuk Anlaşma Belgesi uyarınca ...
Yayıncılığın, davacının kendisine yönelik maddi ve manevi tazminat
taleplerinden vazgeçmesi karşılığında 20.000.-TL ödemeyi kabul ettiği ve bu
bedeli ödediği, bunun yanı sıra, ... Yayıncılık ile 14. Baskı için sözleşme
imzalayan davalılardan ... tarafından davacının hesabına “telif bedeli”
açıklaması ile 15.723,75.-TL tutarında ödeme yapıldığı, böylece davacıya
toplam 35.723,75.-TL ödeme yapıldığı, bu tespitler karşısında davacının talep
edebileceği telif tazminatı bulunmadığı,
davacının isminin kitabın yazarları arasından çıkarılması ve
davalılardan ... ve ...’ın isimlerinin davacının muvafakati olmaksızın kitaba
yazar olarak eklenmesinden dolayı davacının umuma arz ve adın belirtilmesi
manevi haklarının ihlaline bağlı olarak talep edilebilecek manevi tazminat
tutarının 10.000,00.-TL olmasının hakkaniyete uygun olacağı, davacı telif
tazminatı olarak 3 kat tazminat talep ettiğinden taraflar arasında farazi
sözleşme yapıldığı kabulü ile davacı ref talep edemeyeceğinden davacının,
çoğaltılmış nüshalarının muhafaza altına alınması, nüshalarda değişiklik
yapılması, davacının adının kitap kapağına eklenmesi ile ilgili talepte
bulunamayacağı, ancak davacı men talebinde bulunabileceğinden yeni basım
yapılması ile ilgili eserin yayınının durdurulması talebinin yerinde olduğu,
davalı ... yönünden davacı davasından feragat ettiğinden bu davalı yönünden
davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, hükmün ilanında
davacının menfaatinin bulunduğu gerekçesiyle davalı ... yönünden 26.02.2021 tarihli sulh sözleşmesi gereği
davanın feragat nedeniyle reddine, davacının maddi tazminat talebinin
reddine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00.-TL
manevi tazminatın davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen
tahsiline, verilen tazminata kitabın basım tarihi olan 31.08.2019 tarihinden
itibaren yasal faiz işletilmesine, masrafı davalılara ait olmak üzere mahkeme
karar özetinin Türkiye'de yayın yapan tirajı en yüksek üç gazeteden birinde
ilanına, davacı telif tazminatı talep ettiğinden taraflar arasında farazi sözleşme
kabul edilerek davacının çoğaltılmış nüshalarının muhafaza alına alınması,
nüshalarda değişiklik yapılması, davacının adının kitap kapağına eklenmesi
ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, davacının eserinin yayınının
durdurulması talebinin kabulüne karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF
SEBEPLERİ: Davacı vekili, maddi tazminat talebinin reddi hukuka aykırı
olduğunu, çünkü telif tazminatı hesabının hatalı biçimde yapıldığını,
mahkemenin telif tazminatının hesabında, davaya konu kitabın 14. baskısındaki
yazar sayısını esas aldığını, bu yaklaşımın hatalı bulunduğunu, mahkemenin
öncelikle hukuka aykırılığı tespit ettiğini fakat hesaplamaya geçildiğinde, 3
yazar yerine toplam 5 yazar üzerinden hesaplama yoluna gittiğini, bahse konu
kitabın 13. baskısı üç yazarlı olduğundan, hukuka aykırı olarak yapılan 14.
baskıdaki telif ücretinin üçe bölünmesi gerektiğini, 2006'da üçüncü yazar
olarak eklenen ...'e ve yerel mahkemeye sunduğu yazılı beyana göre ...'a 14.
baskı için telif ücreti ödenmediğini, davalı ...'ın da telif ücretini ikiye
taksim ettiğini, 13. baskıda müvekkilinin ihraç olması ve borçları nedeniyle
telif hakkının kendisine verilmesini talep ettiğini ve kendisine 29.000 TL
ödeme yapıldığını, göreve dönmesini müteakip kendisine fazla ödeme yapılmış
olabileceği düşüncesiyle ... Yayıncılığı ziyaret eden müvekkiline borcunun
olmadığını ve aynı miktar ödemenin de ...'a yapıldığının belirtildiğini,
bundan da açıkça telif ücretinin davacı ile davalı arasında ikiye taksim
olunduğunun anlaşıldığını, kaldı ki ... ve ...'ın telif hakkı almadıklarını
beyan ettiklerini ve eser üzerindeki haklarını davacı ve davalıya
devrettiklerini, ... Yayıncılıktan arabuluculuk sürecinde alınan 20.000
TL''nin telif tazminatından tenkis edilmesinin hatalı bulunduğunu, takdir
edilen manevi tazminat tutarının hakkaniyete aykırı olduğunu, davalı ...'ın
adının dava konusu eserden çıkarılmasına ilişkin karar verilmemesinin de
hukuka aykırı bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili, mahkemenin,
dava konusu kitabın eser sahibinin davacı olduğu yönündeki tespitinin eksik
incelemeye dayalı olduğunu ve hatalı bulunduğunu, "..." kitabının
ilk baskısından itibaren müellifinin müvekkili ... olduğunu, dava konusu
kitabın müvekkili ...'ın adıyla anıldığını ve devamlı güncellenerek 14.
baskısının yapıldığını, davacının
katkısının FSEK madde 10/3 kapsamında teknik hizmet ve teferruata ait
yardımlardan ibaret olduğunu, kitap üzerinde davacının isminin olmasının, elbirliği ya da iştirak halinde
mülkiyetin ispatı için yeterli
olmadığını, mahkeme kararının özellikle FSEK 10/3 madde hükmüne ve Yargıtay
içtihatlarına aykırılık teşkil ettiğini, mahkemenin düştüğü bu çelişkinin,
kitabı akademik anlamda inceleyecek ekonomi uzmanı bilirkişilerin heyette yer
almamasından kaynaklandığını, yalnızca telif uzmanı hukukçu bilirkişilerden oluşan heyetin
raporlarının davayı aydınlatmaya yetmeyeceğini ve denetime açık olmadığını,
bilirkişi kök ve ek raporlarına yaptıkları itirazların
değerlendirilmemesinin, hukuki dinlenilme hakkına aykırılık oluşturduğunu,
mahkemece davanın esasına ışık tutacak tanıklarının dinlenilmediğini, dava
konusu kitabın, müvekkili ... tarafından editör sıfatıyla yayınlandığını,
yayınevleri ile sözleşmelerin de müvekkili tarafından editör sıfatıyla
imzalandığını, editörün yazar adlarını kitaba ekleme ve çıkarma yetkisinin
bulunduğunu, sadece dava konusu "..." adlı kitabın bu yöntemle
basılmadığını, müvekkilinin editör sıfatıyla birden fazla yazarlı olarak yayınladığı başka
kitapların da mevcut olduğunu, davacının adının kitabın son baskısından
zorunluluk sonucunda haklı nedenlerle çıkarıldığını ve bu durumun hukuka
uygun bulunduğunu, mahkemece kabul gören davacının FETÖ iltisakı nedeniyle
görevinden ihraç edilmiş olmasının, isminin eser sahipleri arasından
çıkarılmasında hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilemeyeceği
şeklindeki bilirkişi beyanının ülke gerçeklerine ve dosyada mevcut delillere
uygunluk teşkil etmediğini, davacının, müvekkili ...'a ilişkin intihal
ve davacının yerine adının eklendiği iddalarının mesnetsiz olduğunu, davacının varsayıma
dayalı manevi tazminat talebinin
kısmen de olsa kabulünün usul ve yasaya aykırı bulunduğunu ve davacının
sebepsiz zenginleşmesine neden olacağını, müvekkili ...'ın kitabın yazarı
olduğu ve davacının mali ve manevi haklarını ihlal etmediği ortada iken,
diğer müvekkili ... ile müşterek müteselsil olarak manevi tazminata ve
yargılama giderlerine mahkum edilmesinin çelişki oluşturduğunu, hükmün
ilanına karar verilmesinin de yerinde bulunmadığını, yine eserin yayınının
durdurulmasına ilişkin kararın
sonuçları itibariyle çok ağır olduğunu, kaldı ki, davacının
arabuluculuk sürecinde kitabın yayınının durdurulması talebinden
vazgeçtiğini, bu beyanın kendisini tüm davalılara karşı da bağladığını,
davacı lehine iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını,
aynı mantıkla davalılar lehine de iki hatta üç ayrı vekalet ücretine
hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :
Dava, eser sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüz nedeniyle maddi ve
manevi tazminat ile tecavüzün önlenmesi istemlerine ilişkindir. İnceleme,
6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen
sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı
gözetilerek yapılmıştır.5846 sayılı FSEK’in 10. maddesi “Birden fazla
kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil
ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir. Birliğe adi
şirket hakkındaki hükümler uygulanır. Eser sahiplerinden biri, birlikte
yapılacak bir muameleye muhik bir sebep olmaksızın müsaade etmezse, bu
müsaade mahkemece verilebilir. Eser sahiplerinden her biri, birlik
menfaatlerine tecavüz edildiği takdirde tek başına hareket edebilir. Bir
eserin vücuda getirilmesinde yapılan teknik hizmetler veya teferruata ait
yardımlar, iştirake esas teşkil etmez. Birden fazla kimsenin iştiraki ile
vücuda getirilen eser, ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa bir sözleşmede veya
hizmet şartlarında veya eser meydana getirildiğinde yürürlükte olan herhangi
bir yasada aksi öngörülmediği takdirde birlikte eser üzerindeki haklar eser
sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılır.
Sinema eseri ile ilgili haklar saklıdır.” hükmünü haizdir. Somut olayda dava
konusu eserin 13. baskısında davacı ve davalı ... ile birlikte ...'in de eser
sahipliği söz konusu olup, eserden doğan hakların ihlali sebebi ile açılan
tazminat davalarında, eser birliğine adi şirket hükümleri uygulanacaktır.
Eser sahipleri arasında adi ortaklık ilişkisi olduğunda, eser sahiplerinden
her birisinin tek başına esere vaki tecavüzün önlenmesini talep etme hakkı
olmakla birlikte, tek başına tazminat talep etme ya da diğer bir eser sahibi
için eser sahipliğinin tespitini talep etme hakkı bulunmamaktadır. Bu
itibarla somut uyuşmazlıkta da mahkemece, davacı ve davalı ... ile dava dışı
eser sahibi ... arasında birlikte eser sahipliğinin söz konusu olduğu, eser
sahipleri arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğundan, davacının tek başına
esere vaki tecavüzün önlenmesini talep etme hakkı olmakla birlikte, tek başına
tazminat talep etme hakkının bulunmadığı, bu hakkın ancak diğer eser
sahipleri tarafından davacıya verilecek bir muvafakatname ile ya da eser
sahipleri arasındaki adi ortaklık ilişkisini temsil etmek üzere bir temsilci
atanması sağlanmak suretiyle, bu temsilci tarafından kullanılabileceği nazara
alınarak, davacı tarafça ileri sürülen talep türleri itibariyle dava
şartlarından olan aktif dava ehliyeti konusunda bir değerlendirme
yapılmaksızın, davanın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru
değildir. Yargıtay 11. H.D.'nin 28/03/2019 tarih ve 2017/3587 E.- 2019/2414
K., 13/12/2018 tarih ve 2017/238 E.- 2018/7933 K. sayılı ilamları da bu
yöndedir. Öte yandan, hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporuna karşı
taraflarca itiraz edilmiş olup, ilk derece mahkemesince bu itirazlar
konusunda bir değerlendirilme yapılmamıştır. Öte yandan hükme esas alınan
bilirkişi raporunu hazırlayan heyette, dava konusu kitabın ilgili olduğu
alanda uzman bir bilirkişi olmayıp, yalnızca telif hakları uzmanlarından
oluşan bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporla yetinilmiştir. Bu
nedenle içinde davaya konu eserin yazıldığı alanda uzman bir bilirkişinin de
bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetinden, tarafların itirazlarını karşılar
şekilde bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi
gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiştir. Bu durum
karşısında Dairemizce, taraf vekillerinin yukarıdaki hususlara ilişkin
istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel
mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın
kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre taraf
vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer
olmadığına karar verilmiştir. 22/11/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1814
E:2022/590 | Meslek birliği repertuvarında yer alan eser, icra, fonogram
ve yapımların, televizyon kanalında
yazılı izin alınmaksızın yayınlanması suretiyle mali haklara tecavüz
edildiğinin tespiti; bu tecavüzün men’i ve ref’i ile FSEK m.68 uyarınca üç
kat telif tazminat talebi | Davacı vekili dava
dilekçesinde; davalıya ait ... logosu ile yayın yapan televizyon kanalında
davacı ... birliklerinin repertuvarlanna dahil olan eser, icra, fonogram ve
yapımların FSEK m. 52’ye aykırı şekilde yazılı izin alınmaksızın yayınladığı,
FSEK’ten doğan umuma iletim hakkının, m. 80 ve 41’de tanımlanan mali
haklarının ihlal edildiği, bu hususun İstanbul 1 FSHHM 2015/64 Değ. İş sayılı
dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu ile sabit olduğu, İstanbul 3 FSHCM
2019/229 E. Sayılı dosya ile izinsiz kullanım gerçekleştiren şüpheliler
hakkında kamu davası açıldığı, davacı ... birliklerinin yayınladığı ortak
tarife hakkında davalının yasal süreler için müzakere talebi olmadığı, 2015
yılı tarifelerinin 2014 yılı Ekim ayında kesinleştiği, FSEK m. 76 son fıkrası
uyarınca hak sahipleri lehine ispat kolaylığı getiren karinenin somut olayda
uygulanması gerektiği, açıklanan nedenlerle, davalıya ait ... logolu
televizyon kanalında davacı ... birliklerinin repertuvarlannda yer alan eser,
icra, fonogram ve yapımların hukuka aykırı yayınlandığının ve davacı ...
birliklerinin FSEK başta olmak üzere mevzuattan kaynaklanan haklarına
davalılar tarafından tecavüzde bulunulduğunun tespitine, FSEK m. 69 uyarınca
karar tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davacıların tüm repertuvarına
karşı tecavüzün men’ine, FSEK m. 66 uyarınca davalının tecavüzünün refine,
FSEK m. 68 f. 1 uyarınca 2015 yılı resmi tarifelerine göre davalının
davacılara ödemesi gereken bedelin yapılacak hesaplamalara göre
belirlenmesine, şimdilik 10.000 TL’nin FSEK m. 68 f.l uyarınca 3 katına
yayınların yapıldığı tarihten itibaren başlamak üzere faiziyle
hükmedilmesine, hükmün tirajı en yüksek iki gazetenin Türkiye nüshalarında
yayınlanmasına karar verilmesi talep etmiştir. Davacılardan Müyap 26.2.2020
tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 452.905.98 TL olarak ,
Müyorbir 26.2.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 243.872.46
TL olarak , Msg 26.2.2020
tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 647.008.56 TL olarak ,
Mesam 25.2.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 647.0008.56
TL olarak tazminini talep etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap
dilekçesinde; davacı ... birliklerinin birlikte dava açmalarının usul ve
yasaya aykırı olduğu, mecburi ve ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmadığı,
davacıların temsil ettikleri haklar ve taleplerin her bir davacı yönünden
ayrıca belirtilmesi gerektiği, usulüne uygun olarak yürürlüğe giren Roma
Anlaşmasının kanun hükmünde olduğu, dava konusu müzik yayınlarının çoğunun
canlı performans olduğu, kalanların ticari dolaşıma çıkartılmış fonogram ve
tespitlerden oluştuğu, bunlar için ise Roma Anlaşmasının 12. maddesi uyarınca
sadece uygun bir bedel ödenmesi gerektiği, ayrıca izne tabi bir hak veya
yasaklama yetkisinden bahsedilmediği, anılan hükmün AY m. 90 uyarınca
FSEK’ten üstün norm olduğu, davacıların iddialarına dayanak gösterilen
İstanbul 1 FSHHM 2015/64 Değ. İş dosyasında yapılan tespit kapsamındaki
yayınların “değişik isimlerde” müzik eğlence içerikli program yayınlan
olduğu, bu program yayınlan ile ilgili olarak davalının yapımcı ve icracı
eser sahibi sanatçılarla sözleşme yaptığı ve bir bedel ödediği, FSEK m. 43
uyannca televizyon kuruluşlannm meslek birlikleri ile sözleşme yapmasının
zorunlu olmadığı, direkt eser sahibi sanatçılar ile sözleşme yapabileceği,
FSEK m.80/B f.l’de yer alan hükmün Roma Anlaşması m. 12 ile birlikte
değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonucun eser sahiplerinin henüz umuma arz
edilmemiş ve ilk defa umuma arz edilecek eserler açısından izin vermede
münhasır hak sahibi olduklan şeklinde olduğu, izinsiz yayın yapıldığının
ispat edilmesi gerektiği, 2015/64 değ.iş sayılı dosyada sadece Kasım ayı için
tespit yapıldığı, tespit yapılan aylar dışında 2015 yılı boyunca bir izinsiz
kullanımın kabulünün mümkün olmadığı, FSEK m. 76 f. son’da öngörülen
karineden faydalanmak için öncelikle yeterli kuvvette delil ileri sürülmesi
gerektiği ve mahkemece davalıya yayınlanan müzik eserlerinin liste halinde
sunulması için süre verilmesi gerektiği, toptancı zihniyet ile fahiş tazminat
talep edilemeyeceği, sadece davalının yayınladığı tespit edilen veya listesi
sunulan müzik eserleri açısından uygun bir bedel talep edilebileceği,
tarifelerin tek taraflı ve fahiş olarak belirlendiği, FSEK m. 42 vd
hükümlerine aykırı olduğu, davalının brüt gelirinin %25’inin tarife ile talep
edildiği, bu haliyle dava yayın kuruluşunun ayakta kalmasının imkansız olduğu
ileri sürülerek davanın reddi talep edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince;
davacı eyleminin davalı ... birliklerine yönelik tecavüzün tespitine, men ve
ref'ine, Davalının 01.01.2015-31.12.2015 dönemini kapsayan ve FSEK 68. maddeye göre hesaplanan : MESAM
meslek birliği için 215.669.52 TL nın 3
katı olan 647.008.56 TL nin 1.1.2015 tarihinden
itibaren merkez bankasının belirlediği
en yüksek avans faziyle birlikte davalıdan alınarak MESAM meslek birliğine
ödenmesine, MSG meslek birliği için
215.669.52 TL nın 3 katı olan
647.008.56 TL nin 1.1.2015 tarihinden itibaren merkez bankasının belirlediği en yüksek avans faziyle
birlikte davalıdan alınarak MSG meslek birliğine ödenmesine, MÜYORBİR
meslek birliği için 81.290.82 TL nın 3
katı olan 243.872.46
TL nin 1.1.2015 tarihinden itibaren merkez bankasının belirlediği en yüksek avans faziyle
birlikte davalıdan alınarak MÜYORBİR
meslek birliğine ödenmesine, MÜYAP
meslek birliği için 150.968.66 TL nın 3 katı
olan 452.905.98 TL nin 1.1.2015
tarihinden itibaren merkez bankasının
belirlediği en yüksek avans faziyle birlikte davalıdan alınarak MÜYAP meslek birliğine ödenmesine karar
verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde;e yasaya aykırı olduğu,
mecburi ve ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmadığı, davacıların temsil
ettikleri haklar ve taleplerin her bir davacı yönünden ayrıca belirtilmesi
gerektiğini,Tespit raporunda belirlendiği gibi yayınların bir çoğu canlı
performans olup, bu canlı performanslar açısından fonogram yapımcılarının
veya bunların oluşturduğu meslek birliğinin talep hakkı olmadığını, ayrıca
icracı sanatçılar açısından da aynı durum söz konusu olup, komşu hak sahipliği ve eser sahipliği
açısından yapılacak savunma ile bildirilecek delillerin belirlenmesinde her bir meslek biriliğinin
hangi eser üzerinde ve hangi açıdan hak sahibi olduğunun belirlenerek
bildirilmesinde zorunluluk olduğunu, Dava konusu müzik yayınlarının çoğunun
canlı performans olduğunu, kalanların ticari dolaşıma çıkartılmış fonogram ve
tespitlerden oluştuğunu, bunlar için ise Roma Anlaşmasının 12. maddesi
uyarınca sadece uygun bir bedel ödenmesi gerektiğini, Müvekkili yayıncı
kuruluşun, dava dilekçesinde belirtilen İstanbul 1. FSHHM'nin 2015/64 D.iş
sayılı dosyasında yapılan tespit kapsamında belirlenmiş olan yayınlarının;
“değişik isimlerde” müzik eğlence içerikli program yayınlar olup, bu program
yayınları ile ilgili olarak müvekkili yayıncı kuruluş ile yapımcı ve icracı eser sahibi sanatçılar ile sözleşme
yapıldığını ve zaten bir bedel ödendiğini,
FSEK 43. madde hükmünde belirtildiği üzere, Radyo ve Televizyon
kuruluşlarının mutlaka meslek birliği ile sözleşme yapma zorunluluğu
bulunmadığını, Yayıncı kuruluşların direkt eser sahibi sanatçılar ile de
sözleşme yapabildiğini, bu açıdan bakıldığında müvekkili yayıncı kuruluşun
kullandığı müzik eserleri için zaten eser sahiplerine bir bedel ödendiğini,
Diğer taraftan tespit yapılan tarihler dışındaki yayınlarda davacı ...
birliklerine ait repertuarın izinsiz kullanıldığına ilişkin iddianın
kanıtlanamadığını, bu iddianın ispatı yönünde davacılar tarafından hiç bir
delil sunulmadığını, ididanın aksine müvekkilinin yayıncı kuruluş tarafından
2015 yılında kullarnılan tüm müzik eserlerinin listesinin dosyaya
surnulduğunu, mahkemece bu listenin dikkate alınmadığını, sunulan listeye
göre FSEK md.76/son da yer alan
karinenin artık işletilemeyeceğini,
Müzik eserlerinin tamamı üzerinde bütün davacı ... birliklerinin aynı
anda hak sahibi olması mümkün değilken, söz konusu tespit raporunun tüm
meslek birlikleri açısından yeter delil kabul edilmesinin de açıkça usul ve
yasaya aykırı olduğunu, Meslek birliği tarifelerinin tek taraflı ve fahiş
olduğunu, Tazminat hesabı için tüm repertuvar üzerinden belirlenmiş olan
tarife bedelinin dikkate alınamayacağını, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı
olduğunu, kullanılan müzik eserleri listesinin dikkate alınmadığını, Eğer bir
tazminat hesabı yapılacak ise dosya
içerisinde ve deliller arasında yer alan 2015 yılında müvekkili
yayıncı kuruluşun, müzik eseri kullanımlarına ilişkin listenin dikkate
alınması gerektiğini ve bu listede yer alan müzik eserlerinden her bir meslek
birliği açısından hangilerinde hak sahipliğinin söz konusu olduğu
belirlenerek buna göre bir rayiç bedel üzerinden hesaplama yapılması
gerektiğini, kaldı ki eser sahibi olan meslek birlikleri dışındaki,
yorumcular ve fonogram yapımcıların meslek birliklerinin hesaplama dışında
bırakılması gerektiğini, Mahkemece, müvekkili yayıncı kuruluşun yayınlardan
elde etmiş olduğu gelir düzeyi de
dikkate alınmayarak bedel belirlenirken takdir yetkisinin açıkça orantısız ve
müvekkili davalının aleyhine kullanıldığını, davacıların talepleri ile bağlı
kalınarak karar verilmiş olmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, Mahkemenin
kabulünde 01.01.2015-31.12.2015 tarihleri arasındaki süreye ilişkin izinsiz
kullanımlardan bahisle üç katı tazminata ve 01.01.2015 tarihinden itibaren en
yüksek avans faizine hükmedildiğini, faiz başlangıcının hatalı olduğunu,
avans faizine hükmedilmesinin de açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan
ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep
etmiştir.GEREKÇE İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK)
355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı
olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek
yapılmıştır. Dava; davacı ...
birliklerine yönelen mali hakka yönelik tecavüz iddiasıyla, tecavüzün
tespiti, men ve ref'i ile FSEK'in 68 f. 1 maddesi uyarınca 2015 yılı resmi
tarifelerine göre davalı yanca ödemeyen 1.1.2015-31.12.2015 dönemlerine
ilişkin telif bedelinin davalıdan tahsiline ilişkindir. Davacı; davalıya ait
... logolu televizyon kanalında, davacı ... birliklerinin repertuvarlarında
yer alan eser, icra, fonogram ve yapımların hukuka aykırı yayınlandığı iddia
etmiş, davalı davanın reddini savunmuş, Mahkemece davanın kabulüne dair
verilen karar yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yanca istinaf edilmiştir.
Davalı; davacıların birlikte dava açamayacağını ileri sürmüştür. Ancak somut
olayda, davacıların repertuarında yer alan eserlerin izinsiz yayınlandığı
iddia edildiğinden, dava konusu hakkın ortak olması, davaların temelini
oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı olması nedeniyle, ihtiyari
dava arkadaşı olan davacıların birlikte dava açmalarına hukuki bir engel
bulunmadığı anlaşılmıştır. Dava dosyasında yer alan tespit dosyasına sunulan
17.11.2015 tarihli bilirkişi raporunda, Meslek Birlikleri korumaları altında
bulunan fonogramların müzik eserlerinin ve yapımlarının, ... A.Ş. ünvanlı ...
logolu yayın kuruluşunun yayını yaptığı 3 farklı günden ikisi hafta içi biri
hafta sonu 05.11.2015, 07.11.2015 ve 09.11.2015 tarihlerinde 20:00-22:00
saatlerinde yayınlanan programlarda yayınlanıp yayınlanmadığı konusunda
yapılan inceleme sonucunda, bir kısım müzik eserlerinin yayınlandığı tespit
edilmiştir. Taraflar arasında ihlale konu dönemde yazılı bir sözleşme
bulunmadığı sabittir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık noktalarından birisi de,
FSEK'in 76/2. maddesindeki karinenin uygulanması gerekip gerekmediği
noktasında toplanmaktadır. FSEK m. 76 f/2.maddesinde; "Bu Kanun
kapsamında açılacak hukuk davalarında mahkeme, davacının iddianın doğruluğu
hakkında kuvvetli kanaat oluşturmaya yeterli miktar delil sunulması halinde,
korunmakta olan eserler, fonogramlar, icralar , filmler ve yayınları
kullananların , bu Kanunda öngörülen izin ve yetkileri aldıklarına dair
belgeleri veya tüm yararlanılan eser , fonogram, icra, film ve yayınları
liste halinde sunmasını isteyebilir. Belirtilen belge ve listelerin
sunulamaması tüm eser, fonogram ve
yayınların haksız kullanılmakta olduğuna karine teşkil eder." hükmü
düzenlenmiştir. FSEK 76/2 hükmüyle kanun koyucu, korunan eser, icra, yapım
veya yayının izinsiz kullanılması nedeniyle açılacak tazminat davalarında,
ihlalin boyutunun ispatındaki zorluğu dikkate alarak, kendine özgü bir ispat
ve karine hükmü öngörmüştür.Madde de ispat yükünü değil, delil sunma
yükümlülüğünü tersine çeviren ve sonuçlarına davalı aleyhine kanuni karine
bağlayan düzenleme getirilmiştir. (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu,
Levent Yavuz, Türkay Alıca, Fethi Merdivan, Cilt II, Gözden geçirilmiş 2.
Baskı, sf 2374) Karineden yararlanılabilmesi için belli koşulların
gerçekleşmesi gerektiği, davacının hak sahibi olduğunu ve korunmakta olan
eser, fonogram ve icraların kullanıldığı konusunda mahkemede kuvvetli kanaat
oluşturmaya yeter miktarda delil sunulması gerekmektedir. Mahkemede bu kanaat
oluştuktan sonra ise delil sunma yükümlülüğünün davalıya yükleneceği,
davalının hem izin ve yetki aldığına dair belgeleri hem de tüm yararlanılan
eser fonogram ve icraların listesinin sunulmasının istenebileceği
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu karinenin işletilebilmesi için öncelikle
davacı tarafların iddiasının doğruluğu yönünden hak sahibi olduklarını ileri
sürdükleri eserler için sanatçılardan
usulüne uygun yetki belgesi aldıklarını ispatlaması daha sonra davalı tarafça izinsiz yayınlanan
eserlerin, icra ve fonogramların ve ne şekilde (canlı yayın vs)
yayınlandığının tespiti sonra da davalı tarafa "yararlandığı tüm eser,
fonogram ve icraların ve yayınların sunulması" için makul süre verilerek
kesin sürenin sonuçlarının ihtar edilmesi gerekmektedir. Mahkemece, davalı
... A.Ş. (...) ile davacılardan MÜYAP arasında imzalanan
01.01.2014-31.12.2014 tarihleri arasını kapsayan lisans sözleşmesi kapsamında
davacı ... birliklerinin tümü için tarifede yer alan oranlar üzerinden
01.01.2014-31.12.2014 tarihleri arasını kapsayan lisans sözleşmesindeki
bedellerin (605.749,45 TL) ÜFE+TÜFE/2 oranında artış uygulanması ile 2015
yılı için ulaştığı 663.598,52 TL toplam rakamın esas alınmasıyla tazminat
tutarının belirlendiği, bu tutarın davacı ... birlikleri özelinde ayrı ayrı
2015 yılında MESAM için 215.669,52 TL, MSG için 215.669,52 TL, MÜYAP 150.
968,66, MÜYORBİR için 81.290,82 TL olmak üzere takdir edildiği görülmektedir.
Ancak, davacı ... birlikleri 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun
42. maddesi uyarınca üyesi bulunan eser sahibi, icracı sanatçı ve fonogram
yapımcılarının devrettikleri yetki kapsamında mali hakları takip ve kullanma
yetkisine sahip olup, üyelerinin mali haklarının ihlali halinde bu Kanun
hükümlerine göre kendilerine yetki devrinde bulunan üyelerini temsilen dava
açabilirler. Yine Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri
Meslek Birlikleri ve federasyonları Hakkında Tüzüğün 4. Maddesine göre de,
Birlikler, birliğe kayıtlı eser sahibi ve komşu hak sahibinin haklarının
takibinde üyelerinin devrettikleri haklar çerçevesinde yetkilidir. Somut
uyuşmazlıkta, mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişiler tarafından ihlal
süresi ve emsal rayiç bedeli dikkate alınmak suretiyle ve her bir meslek
birliği için ayrı ayrı hesaplama yapıldığı, bu hesaplamaya davalı tarafından
06.03.2019 tarihli dilekçe ile itiraz edildiği ve 07.03.2018 tarihli dilekçe
ekinde yayınlanmış olan müzik eserlerini gösterir listenin ve sanatçılar ile
yapılan sözleşme örneklerinin sunulduğu, ancak bilirkişi raporunda bu
listenin ve sözleşmelerin incelenmediği anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece
eksik inceleme ile karar verildiğinden, sair istinaf sebepleri bu aşamada
incelenmeksizin davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, bağlantılı İstanbul 3. FSHCM'nin 2016/229
esas sayılı sayılı dosyası ile
İstanbul 1 FSHHM 2015/64 Değişik İş sayılı dosya aslının da
getirtilerek, mahkemece oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetinden yukarıda açıklanan
esaslar kapsamında, ihlal olduğu ileri sürülen kullanımlar incelenerek,
davacı ... birliklerinin repertuarına kayıtlı olduğu ileri sürülen eser, icra
ve fonogramlara ilişkin yetki belgeleri incelenerek hak sahipliğinin tespiti,
davalı tarafça 07/03/2018 tarihli dilekçe ekinde sunulan sözleşmeler ve eser
listeleri incelenerek rapor alınmak
suretiyle, eseri yayınlanan birlik üyesi sanatçılardan alınan yetki
belgelerinin düzenlenme tarihi itibariyle, bu belgeler kapsamına giren
eserlerin ve bunların içeriklerinin neler olduğu, hangi eserlerin ne suretle
ihlalin konusunu oluşturduğu, yayınların canlı yayın olup olmadığının
tespitinden sonra oluşacak sonuca göre, FSEK 76/2 maddesinin uygulanıp
uygulanmayacağı ve FSEK'nun 68. madde hükmü gereğince üç kat tazminata
hükmedilip hükmedilemeyeceğinin değerlendirilerek tartışıldıktan sonra karar
verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan sebeplerle, ilk
derece mahkemesince esasa münhasır
delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak
karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi
kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi
karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün
bulunmamakla 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi
gereğince davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne karar verilmiştir. 07/11/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1844 E:2022/593 | Meslek
birliği genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan tüm kararların
iptali talebi | Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin üyesi olduğu Musiki
Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliğinin (MSG) 31 Mart 2018 tarihinde
... Hotel'de gerçekleştirilen 10. Olağan Genel Kurulunun ve kararlarının
iptalinin gerektiği zira hazirun listesi ve oy kullanım listesinin, hükümet
komiserinin talimatıyla durdurulduğunu,
657 kişi oluşturulmuş olmasına karşın oylama sonucunda yaklaşık 790 oy
sayıldığını, divan başkanlığı
için oylamanın asil üyelerin
ellerinde bulunan oy kullanma kimlikleri sayılarak yapıldığını, oylama
başladıktan takribi yarım saat sonra bir grubun sandık görevlilerinin yanına gelerek
hükümet komiserinin hazinin listelerinin tekrar açılması talimatını
verdiklerini beyan ettiklerini, hazirun açtırdıklarını, bir çok üyeyi içeri aldıklarını,
bazılarının kendi adlarına bazılarının ise diğer üyelerin adına oy
kullandıklarını, Divan Başkanlığı için
yapılan oylamada olduğu gibi oy sayısının 657 olması gerekirken oylama sonucu
takribi 790 adet oy sayıldığını, usulsüz bir şekilde oy kullandığını, davalı
Meslek Birliğinin kendi açıkladığı listede toplantıda katılmadığı açıkça
belli olan üyelerin yerine sahte imzalarla oy kullanıldığını, genel kural
seçimi başladıktan sonra bazı şahısların sandıklara müdahalelerde
bulunduğunu, davalı Meslek Birliğinin tabi olduğu Fikir ve Sanat Eseri
Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları
Hakkında Tüzük'ün 28. inci maddesinin j bendi uyarınca genel kural
karalarının ve denetleme kurulu raporlarının birer örneğini, kurala
verilmesini izleyen üç gün içinde Bakanlığa göndermesi hükmüne aykırı
davrandığını, davalı Meslek Birliğinin internet sitesinde bulunan genel kurul
toplantı tutanağının içeriğinin gerçeği yansıtmadığını belirterek davalı Meslek Birliğinin ve Üyelerinin
herhangi bir zarara uğramaması adına ivedilikle ihtiyati tedbir kararı
verilmesini, 31.03.2018 tarihinden önceki yönetim kurulu üyelerinin kayyum
olarak atanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili
cevap dilekçesinde özetle; davacıların genel kural kararlarının iptali ve
diğer talepler için ön şart niteliğinde olan genel kurul tutanağına şerh
düşürme işleminin gerçekleştirilmediğini, davacılarının bizzat seçim ve
oylamalara katıldıklarını, hatta yönetim kurulu için aday bile olduklarını,
davacıların genel kuruldaki kararların tümünün iptalini istemelerine karşın,
genel kural sırasında alınan kararlar ile ilgili olarak Genel Kurul Divanına
herhangi bir muhalefet şerhi, itiraz veya beyan dilekçesi sunmadıklarını,
Yargıtay kararları uyarınca genel kurulda hazır olan üyenin genel kurul veya
genel kurul kararlarının iptali davası açabilmesinin önkoşulu/davaşartı genel
kurulda divan heyetine açıkça muhalefet şerhi sunması ve iradelerini yazılı
olarak beyan etmeleri olduğunu, sunulan tutanakların ... çalışanları
tarafından düzenlenmiş olması ve Genel Kurul ortamında el yazısı ile
yazılmadığı hususları göz önünde bulundurulduğunda, bu tutanakların Genel
Kuruldan sonra düzenlendiği sonucuna ulaşıldığını, Divan Başkanlığına genel
kurulda sunulmadığını, Genel Kurul'un usul ve mevzuata uygun şekilde
yapıldığını, , toplantı hazirun listesi ve oy kullanım listesinin birbiri ile
uyum içerisinde olduğunu, seçim sırasında oy kullanılan altı sandığın önünde
bir önceki ...yönetimi tarafından seçilen ve görevlendirilen personellerin,
oy kullanılan üyelerin kimliklerini kontrol ettiklerini ve oy kullanma
listesindeki isimlerin karşılığı gelen kutucuğa imza attırdıklarını,
toplantının başladığı sırada hazır bulunan üye sayısı ile toplantı
sonuçlandığı sırada oy kullanan üye sayısı arasındaki farkın, toplantıya
sonradan icabet eden üyelerden kaynaklı olduğunu, her şeyin usulüne uygun bir
şekilde yapıldığını, toplantı katılım listesinin tespiti ve daha sonra
toplantıda oy kullanan üyelerin tespiti ve oy kullanacak kişilerin
belirlenmesine ilişkin tüm süreçlerin Divan Kurulu seçilene kadar eski
yönetim kurulu tarafından, Divan Kurulu seçildikten sonra da Divan
Başkanlığının bilgi, olur ve kabulleri ile yapıldığını, nitekim bu 4 kişi
yerine bir başkasının imza attığı düşünülse dahi bu hususunun sonucu
etkileyebilecek bir durum olmadığını, seçimin 121 oy fark ile kazanıldığını,
davacı tarafından belirtilen imzaların çoğunun kişilerin kendi el ürünü
olduğunun sabit olduğunu, üyelerinin bazılarının toplantıdaki karışıklık ve
yoğunluk nedeniyle adlarının yanına imza atmak yerine sehven alt veya üst
satıra imza attıklarını, üyelerden bazılarının da bir listeye imza bir
listeye paraf attıklarını, bu nedenle imzalar arasında benzerlik bakımından
ufak farklılıklar bulunabildiğini, ancak bu imzaların aynı kişiye ait
olmadığını, sahte olduğunun da söylenemeyeceğini, aynı durumun davacı ...
için de geçerli olduğunu, diğer davacı ...’nın da toplantı haziran listesine
imza atmamış olduğunun görüldüğünü, imzasının karşısında bulunan kutunun boş
olduğunu ancak imzasının dikkatli bakıldığında alt satıra kaydığını, imzaların
karşılaştırılması amacıyla grafolog bilirkişi ...’ya hazirun listesindeki
imzalar ile oy kullanım kılavuzundaki imzalar mukayese ettirildiğinde,
imzaların birbiri ile örtüştüğünü ve imzaların işleklik derecelerinin,
tersim, istif, meyil, seyir, sürat ve yazyik gibi grafolojik ve grafometik
özellikler bakımından aynı olduğunun tespit edildiğini,... Şti.'nin ...’nin
asıl üyesi olduğunu ve oy kullanma hakkına sahip olduğunu, bu kurumun ...’nin
08.04.2008 tarihli yönetim kurulu kararı ile birliğe asil üye olduğunu,
toplantıya çağrının usulüne uygun yapıldığını, davacıların iddiaları
karşısında seçimlerin yenilenmesinin ...’nin kurumsal kimliğine zarar
vereceğini, üyelerin de mağduriyetine sebep olabileceğini, genel kurulun
usulüne uygun şekilde yapıldığının hükümet komiseri raporu ile de sabit
olduğunu, hükümet komiserinin hazirunun kapatılması ile ilgili talimatı
olmadığını, hükümet komiserinin gözlemci konumunda olduğunu, öneri ve tavsiye
niteliğinde olduğunu, genel kurul gününde bazı üyelerin akşam programı, uçak
biletleri ve sair mazeretleri olduğu için genel kurula katılımın
sonlandırılmasının talep edildiğini, bunun üzerine de Genel Kurulun Divan
tarafından bu hususun istişare edilmesi için durdurulduğunu, yapılan
istişarede üyeler tarafından yapılan itirazlar üzerine Divan Kurulunun
yeniden toplanarak genel kurulun katılımının devam etmesine karar
verildiğini, konu ile ilgili hükümet komiserinin görüşü sorulduğunda da
takdirin Divan Kuruluna ait olduğunun bildirildiğini, asıl usulsüzlük ve
haksızlıkların davacılar tarafından yapıldığını ve bu hususun Bakanlık
Gözetmen raporunda yer aldığını, davacıların kötüniyetli şekilde usulüne
uygun yapılmış genel kurulun sonuçlarını ortadan kaldırarak, kendi lehlerine
sonuç yaratmaya çalıştıklarını, bu nedenle kayyum atanması, ihtiyati tedbir
yönündeki taleplerin ve davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir.Mahkemece; "davanın reddine" karar verilmiştir.İleri
Sürülen İstinaf Sebepleri:Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın
reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece usul
ekonomisi ilkesi ihlal edildiğini, davalının iddia ve savunmalarının
mahkemece taraflı bir yargılama usulü yürütüldüğünü, mahkemece duruşma günü
verirken makul süreler vermediğini, dosya sürüncemede bırakıldığını,
mahkemeden imza sahteliğinin araştırılması yönünden talepte bulunduklarını,
taleplerinin değerlendirilmediğini dosya kapsamı ile bağlantısı olmayan
bilirkişiye dosyanın tevdi edildiğini, grafolog bilirkişi atanması
taleplerinin mahkemece reddedildiğini, dosyaya sundukları Bakanlık komiseri
tarafından hazırlanan özel raporda
genel kurulda sahte imzaların olduğunu, genel kurulda bulunmayan
kişiler adına oy kullanıldığını, üyelerden bazılarının hazirun listeleri ve
oy kullanma listelerinde bulunan imzaları arasında farklılıklar olduğunun
açıklandığını, dosyaya atanan bilirkişiler 31.10.2019 tarihinde, kendilerine
dosyanın tevdi edildiği tarihten 5 ay sonra yerel mahkeme tarafından dosyada
görevlendirilen 2 adet bilirkişi dosyanın uzmanlık alanları dışında kalması
sebebiyle dosyadan çekilmek zorunda olduklarını belirtmesi üzerine dosyaya
grafolog bilirkişi ataması yapıldığını, ek rapor alınması taleplerinin
reddedildiğini, bilirkişi raporunda vekaletname asıllarının temini gerektiği
yönünde görüş bildirmişken mahkeme fotokopi belgeler üzerinden yapılan
incelemeye itibar ederek dosyayı karara çıkarmasının hukuka aykırılık teşkil
ettiğini, yapılan genel kurul toplantısının hukuka ve usule aykırı
düzenlendiğini, çok sayıda sahte imza tespit edildiğini, mahkeme bu konuda
bir inceleme yapmadan karar verdiğini, davalının cevap dilekçesinde
belirttiği iddiaların gerçeği yansıtmadığını, dava konusu genel kurulda
usulüne uygun çağrı yapılmadığını ve bazı üyelerin toplantı günü genel
kuruldan haberi olduğunu ve bu kişilerin anayasal hakkının elinden
alındığını, genel kurula üye 5 kişinin hiçbir şekilde toplantıya
çağrılmadığını, genel kurul ve kararlarının iptalinin gerektiğinin Yargıtay
içtihatleriyle de sabit olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılarak davanın kabulüne karar
verilmesini talep etmiştir. İstinafa Cevap:Davalı vekili istinafa cevap
dilekçesinde özetle; dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, birlikte
değerlendirildiğinde davacıların
davasının haksız ve hukuka aykırılığının ortada olduğunu, sunulan deliller
ve bütün dosya kapsamından genel kurulda alınan kararların iptalini
gerektirecek bir durum bulunmadığından davacının iddiaları, somut dayanaktan
yoksun, haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacıların istinaf gerekçelerinin
gerçeğe usule ve yasaya aykırı olduğundan istinaf isteminin reddine, mahkeme
kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Gerekçe ve
Sonuç:HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden
hususlar hariç tutularak, istinaf
neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Dava , Musiki
Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliğinin (MSG) 31/03/2018 tarihli 10. olağan genel kurulu toplantısının ve
alınan kararlarının iptali istemine
ilişkindir.10/06/2020 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda: Genel
kurulun toplantıya çağrılma ve
toplantının başlatılması için yeter sayısında
genel kurulun iptalini gerektirecek bir usulsüzlük olmadığı, hazirun listesinde 789 imzanın,
oy katılım - hazirun listesinde ise 773 imzanın yer aldığı, genel kurula
katılan bir kısım üyelerin oy kullanmadığının anlaşıldığı, bir kısım üyelerin oy kullanmaksızın genel
kuruldan ayrılmasının olağan bir süreç olduğu, genel kurulun sıhhatini etkileyecek bir
husus olmadığı, seçim sonucunda ...’in listesinin 121 oy farkla seçildiği,
davacıların 26 kişiye ait imzalarla ilgili inceleme yapılması gerektiğine
ilişkin beyanlar ve davacının
taleplerinde yer alan üye kimlik tespiti yapılmadan veyahut hazirun ve oy
kullanma listelerindeki imzalarda karışıklık olduğuna ilişkin
beyanlarına konu oyların geçersiz
sayılacağı göz önünde bulundurulduğunda 121 oydan daha az sayıda bir oyu etkileyebileceğinden bu hususun genel kurulun iptalini
gerektirecek bir durum olmadığı, toplantı Katılım Hazirun Listelerindeki
imzalar ile oy kullanım listelerindeki imzalarına yönelik inceleme de ise
hangi isimlere atfen atılı imzaların belirtilmediği, Av.... tarafından ibraz
edilen bilirkişi raporun istinaden rapor tanzim edilip edilmeyeceğinin
belirtilmesi ve öncelikle istenilen şahıslara ait üyelik başvuru formlarının,
oy kullanma listesi ve hazirun listesinin asılları ile ayrıca sunulan
28.05.2018 tarihli uzman raporunda belirtilen İstanbul Beşiktaş ...
Noterliği'nin yevmiye sayılı vekaletname asıllarının temini gerektiği, Meslek
Birliği Asil Üyelerinden ...'ın ...yelerinden ... adına vekaleten oy
kullanmasına ilişkin incelemede Bakanlık Raporundaki tespitler ele
alındığında ve ....’ın yazılı beyanına itibar edildiğinde, ...’ın kendi adına
ve ... adına oy kullanmaksızın salondan ayrıldığı ancak ... adına oy
kullanıldığı anlaşıldığı, ancak ... adına kim tarafından oy kullanıldığı
veyahut sehven bir işlem yapılıp yapılmadığı hususunda herhangi bir açıklık
bulunmadığı, ... Yapım’ın genel kurula asıl üye olarak katılması mümkün
görünmekte olduğu, genel kurulda alınan kararların iptalini gerektirecek bir
durum olarak değerlendirilmediği kanaatine varıldığı bildirilmiştir.5846
sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa dayalı olarak çıkartılan; Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile
Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzüğün
2/c maddesinde ; Meslek birlikleri (Birlik) : Fikir ve sanat
eseri sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin ortak çıkarlarını korumak,
Kanun ile tanınmış hakların idaresini ve takibini, alınacak ücretlerin
tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak üzere Kanun ve Tüzük
hükümlerine göre kurulmuş birlikler olarak tanımlanmıştır. Davalı .... (....) bu kapsamda 5846 sayılı yasanın
42. maddesine göre kurulmuş bir meslek
birliğidir. Anılan tüzüğün 20-25 maddelerinde meslek birliklerinin zorunlu organlarından bir olan Genel kurulun birliklerin asıl üyelerinden
oluşacağı ve Genel kurulun görev ve yetkileri gösterilmiş, Genel kurulun
toplanmasına ilişkin uyulması gereken düzenlemelere yer verilmiştir.Dosya
kapsamına göre iptali talep edilen genel kurul toplantısının davalı meslek
birliğinin tüzük gereği yapılması gerekli
Olağan Genel Kurul toplantısı olduğu, bilirkişi raporu ve sunulan delillere göre , Genel kurulun
toplantı çağrısı yapma görevi yönetim
kuruluna ait olup, 12.02.2018 tarih ve 6 sayılı Yönetim Kurulu toplantısında
genel kurul toplantısının yerinin, tarihinin, gününün ve saatinin
belirlendiği, Olağan Genel Kurulda Asıl Üye Listesinin 1441 kişi olduğu,
toplantı çağrısının gönderildiği, ayrıca sms ve mail yoluyla da bilgilendirme
yapıldığı 271 kişinin, vekaleten temsil edilmek üzere vekalet verdiği, genel
kurulun 24.03.2018 tarihinde yeterli çoğunluk sağlanamadığından toplanamadığı
bu nedenle ikinci toplantı tarihi olan
31.03.2018 tarihinde genel kurul toplantısının gerçekleştirildiği bu süreçte yapılan
işlemlerde hukuka aykırılık söz konusu olmadığı, toplantıya katılım listesi
ile oy kullanım listesindeki farkın bazı üyelerin oy kullanmamasından
kaynaklandığı , geçersiz olabileceği iddia olunan oy sayısının seçim sonucunu
etkileyecek düzeyde olmadığı ,
iddiaların genel kurulun ve bu genel
kurulda alınan kararların iptalini
gerektirecek yönünün ve ispatının
bulunmadığı bu nedenlerle mahkemece
davanın reddine karar verilmesinin dosya kapsamı ve hukuka uygun
olduğu istinaf başvurusunun reddi
gerektiği kanaatine varılmıştır.
07/11/2024 |
| ANKARA BÖLGE
ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK
DAİRESİ | K:2024/1761 E: 2022/1429 | Bilgisayar programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat
talebi (FSEK m.68) | Davacı vekili, müvekkil Şirketin lisans hakkı kendisine ait
olan ... isimli bilgisayar yazılımın FSEK uyarınca eser sahibi olduğunu, bu
programın kullanılması ve sair şekilde çoğaltılması, değiştirilmesi,
işlenmesi, tersine mühendislik işlemine tabi tutulması, tamamının veya bir
bölümünün başka bir şekilde kullanılması vs. konularda ülkemizde veya yurt
dışında hiçbir kişi ya da kuruluşa izin ya da yetki vermediğini, mahkeme
kararı uyarınca düzenlenen 24.05.2018 tarihli iş yeri arama tutağında, davalı
...-... İş Ortaklığının iş sahibi olduğu, Konya Beyşehir yolu yapım işlerinin
yapıldığı şantiyede davalılara ait iki adet bilgisayarda, ... 5.1 ve yan
modüllerinin kurulu ve aktif olarak çalışır durumda olduğunun tespit
edildiğini, bu şekilde müvekkil şirket yazılımlarının izinsiz olarak biçimde
yüklendiğini ve kullanıldığını, davalıların, davacı şirketin sahibi olduğu
bilgisayar yazılımlarını herhangi bir sözleşme ve izne tabi olmaksızın, şifre
kırmak suretiyle bilgisayarlarında kullandıklarını ve faaliyet alanı gereği
bu programlardan haksız kazanç elde ettiklerini, FSEK’e aykırı hareket etmek
suretiyle müvekkilinin mali haklarına tecavüzde bulunduklarını ileri sürerek,
şimdilik 10.000-TL’nin, öncelikle programların yükleme tarihlerin tespit
edilmesi halinde yükleme tarihinden itibaren, mümkün olmaması halinde ise
haksız eylemin gerçekleştiği tarih olan 24.05.2018 tarihinden itibaren
işleyecek ticari (reeskont) faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve
müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi
ile talebini 121.424,00 TL'ye yükseltmiştir. HMK'nın 124/4. maddesi
uyarınca davanın tarafı olmaktan
çıkarılan ... İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş. ve davalı ... vekili, müvekkili
...’ın, diğer müvekkili ... İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş.‘nin yetkilisi
olduğunu, diğer davalılar ile herhangi bir iş ortaklığının bulunmadığını,
dava dilekçesinde bahsi geçen şantiye ile de bir ilgisinin olmadığını, iş
ortaklığının isminin ... – ... İş ortaklığı olarak zikredildiğini,
müvekkilinin unvanının ... İnşaat
Turizm San. ve Tic. A.Ş. olduğunu, husumet yönünden davanın reddi
gerektiğini, aksi halde davanın esası bakımından da yerinde bulunmadığını
savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalılar ... İnş. San. Turizm ve
Tic. A.Ş. ve ... vekili, dosyada mevcut iş yeri arama tutanağında da
belirtildiği üzere söz konusu bilgisayar programının, müvekkili Şirketin
çalışanı olmayan ...'na ait bilgisayarda kurulu olduğunun ltespit edildiğini,
bundan dolayı müvekkillerinin sorumlu tutalamayacağını, diğer bilgisayarda,
... 5.1 yazılımının kullanıldığından ise müvekkili Şirketin ve yetkililerinin
bilgisi olmadığını, bu bilgisayarın da müvekkili envanterinde bulunmadığını,
söz konusu yazılımın kim yada kimler tarafından bilgisayara indirildiğinin
bilinmediğini. bu yazılımların kullanılmadığını, davacı firma yazılımında
sunulan hizmetin bedeli ödenmek suretiyle proje firmalarından sağlandığını,
kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı tarafından talep edilen tazminat
taleplerinin nelerden ibaret olduğunun tam açıklanmadığını ve fahiş olduğunu
savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı ... Altyapı ve İnş. A.Ş. vekili, asıl dava dilekçesinde
kendisine husumet yöneltilmeyen, diğer davalılarla da aralarında mecburi dava
arkadaşlığı bulunmayan müvekkil Şirketin mahkemece 11.02.2020 tarihli ara
kararı ile davaya sonradan dahil edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,
anılan ara kararın dahi müvekkili Şirkete taraf sıfatını kazandırmayacağını,
müvekkilinin davaya dahil edilmek istenmesine ve dahili davalı addedilmesine
itiraz ettiklerini, haksız ve yersiz davanın öncelikle pasif husumet
yokluğundan usulden reddinin, aksi halde esastan reddinin gerektiğini
savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dava dilekçesinde sehven
isim benzerliği nedeni ile davalı gösterilen davalı ... İnşaat Sanayi Ticaret
AŞ'nin davalı sıfatının, HMK 124. maddesi kapsamında davalının değiştirilmiş
olması sebebiyle sona erdiği, bu şirket yönünden somut olayda karar
verilmesini gerektirir bir durum olmadığı, davalı ...'ın ise HMK'nın 124.
maddesi kapsamında değiştirilmesine karar verilen ... İnşaat Sanayi Ticaret
AŞ'nin yetkilisi olduğu, işbu dava ile ilgisinin bulunmadığı, davalılar ...
İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret AŞ, ... ve ... Alt Yapı İnşaat AŞ yönünden
ise davalıların faaliyette bulunduğu iş yerinde, delil tespitine dayalı
olarak yapılan inceleme sonucunda, iki adet bilgisayarda ... programının
kurulu olduğunun tespit edildiği, bilgisayarlarda kurulu bulunan ...
programının ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bulunduğu, davacının söz
konusu programın mali haklarını kullanma yetkisine sahip olduğu, davalılara
ait iş yerindeki 2 adet bilgisayarda da ... 5.1 programı ile yan modüllerinin
yüklü ve çalışır vaziyette bulunduklarının tespit edildiği, davacıyla
sözleşme yapılmadan veya davacının izni olmadan gerçekleşen bu eylem ile
davacının çoğaltma hakkının ihlal olunduğu, söz konusu bilgisayarın davalı
şirketlerin ortaklık şeklinde faaliyette bulunduğu iş yerinde olduğu, gerçek
kişi davalı ...'in ... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret Anonim Şirketini
temsile yetkili kişi olarak sorumluluğunun bulunduğu, bilgisayar programının
izinsiz depolanmasının dahi eser sahibinin çoğaltma hakkını ihlal ettiği,
ayrıca, çoğaltma hakkının ihlali için mutlaka izinsiz biçimde yüklenen
programın kullanılmasının şart olmadığı, programın bilgisayarlara yüklendiği
yıl olan 2017 yılı fiyat listesinin dikkate alınacağı, davalı iş yerinde
tespiti yapılan yazılımın güncel sürüm olmadığı, yazılım ürünlerinde genel
uygulama olarak yeni versiyon çıktığında eski sürümün satışının durdurulduğu,
eski sürümün daha uygun fiyata satışı gibi bir yöntemin izlenmediği, tespitin
yapıldığı yıl olan 2017 yılında dava konusu programın satışını gösteren bir
faturanın bulunmadığı, 2017 yılına göre ürünlerin liste fiyatları ile
uygulanan ortalama iskonto rakamlarına göre davacının FSEK'in 68. maddesi
uyarınca 121.424,40 TL talep edebileceği gerekçesiyle davanın davalılar ...
İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret Anonim Şirketi, ... ve ... Alt Yapı İnşaat
Anonim Şirketi yönünden kabulü ile 121.424,40 TL telif tazminatının,
27/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte adı
geçen davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalı ... yönünden
davanın reddine, ... İnşaat Sanayi Ticaret Anonim Şirketinin davalı sıfatının
HMK 124 maddesi kapsamında değiştirilmiş olması sebebiyle bu şirket yönünden
karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davalı ... Altyapı ve İnş. AŞ ve HMK'nın 124/4. maddesi uyarınca davanın tarafı olmaktan çıkarılan ... İnş.
Turz. San. ve Tic. AŞ vekili,
davacının, müvekkili ... Altyapı ve İnş. AŞ ile diğer müvekkili Şirket
arasında organik bağ bulunduğu iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, bu nedenle
taraf değişikliği talebine muvafakat etmediklerini, usul hukukumuzda mecburi
dava arkadaşlığı dışında dahili davalı diye bir müessesenin bulunmadığını,
dava dilekçesinde kendisine husumet yöneltilmeyen müvekkil Şirketin davaya
sonradan dahil edilmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde kendisine
husumet yöneltilen müvekkil ... İnş. Turz. San. ve Tic. A.Ş.'nin, dava
dilekçesinde iddia edilenin aksine diğer davalılar ile herhangi bir iş
ortaklığının ya da davaya konu iş ile bir ilgisinin bulunmadığını, hükmün 6.
fıkrasında vekalet ücreti tayinine, davanın reddedilmiş olması gerekçe
kılınarak hükümde çelişki yaratıldığını, müvekkillerinin gerek davacı
şirketin, gerekse başkaca şirketlerin yazılımlarını, bilgisayar programların
izinsiz kullanmadıklarını, lisanssız ürün kullanılan her iki bilgisayarın da
müvekkillerine ait olmadığını, hükme esas alınan kök ve ek raporda yapılan
hesaplamaların Yargıtay içtihatlarına aykırı bulunduğunu, ıslaha karşı
zamanaşımı savunmalarının dikkate alınmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi
kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini
istemiştir.Davalılar ... ve ... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret AŞ vekili,
dosyada mevcut iş yeri arama tutanağında da belirtildiği üzere, dava konusu
bilgisayar programının müvekkili şirket çalışanı olmayan ...'na ait
bilgisayarda kurulu olduğunu, işbu bilgisayarda bulunan programdan
müvekkillerinin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, söz konusu
bilgisayarların müvekkillerine ait olmadığının mahkeme kararı ile de sabit
olduğunu, davaya konu diğer bir bilgisayarın ise müvekkil Şirket envanterinde
bulunmadığını, bu nedenle müvekkillerinin bu bilgisayara yüklenmiş olan
programa ilişkin olarak da hiçbir sorumluluklarının olmadığını, kabul
anlamına gelmemekle birlikte mali haklara tecavüz halinde en çok üç katına
kadar tazminat istemlerine ilişkin olarak mahkemenin takdir yetkisi
bulunduğunu, bu nedenle bilirkişinin, mahkemenin takdir yetkisinin bulunduğu
bir hususta mahkemeyi etkileyecek taraflı değerlendirmeler yapmasının kabul edilemeyeceğini,
davacı tarafından sunulmuş olan ıslah dilekçesine karşı zaman aşımı
savunmasında bulunduklarını, ıslah ile talep edilen kısmın zaman aşımına
uğradığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve
davanın reddine karar verilmesini istemiştir.GEREKÇE : Dava, FSEK'in 68.
maddesine dayalı telif tazminatı istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı
HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle
sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek
yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf
sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde
usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, ... İnşaat Turizm Sanayi
ve Ticaret A.Ş. ile ... Altyapı ve İnşaat A.Ş.’nin adreslerinin,
merkezlerinin, faaliyet konularının aynı olduğu, şirket unvanları arasında da
benzerlik bulunduğu, bu durum karşısında, dava dilekçesinde davalının yanlış
gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı anlaşıldığından,
mahkemece HMK'nın 124/4. maddesi uyarınca karşı tarafın rızası aranmaksızın
davacının taraf değişikliği talebinin kabulünde bir isabetsizlik olmadığı,
öte yandan HMK'nın 124. maddesindeki koşulların bulunması halinde taraf
değişikliği mümkün ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.09.2019 tarih,
2018/4252 E., 2019/5637 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere davalılara
yeni bir davalı eklenmesinin bu madde kapsamında mümkün olmadığı, bu itibarla
davadaki davalı sıfatının, ... Altyapı ve İnş. AŞ'ye ait bulunduğu, ... İnş.
Turz. San. ve Tic. AŞ'nin ise davada bir sıfatının kalmadığı, 5846 sayılı
FSEK anlamında ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olan davaya konu ... 5.1
adlı bilgisayar programının, davalının kontrolünde olan iş yerindeki iki adet
bilgisayarda yüklü olduğu, davacı hak sahibinden izin alınmaksızın, anılan
programın yüklenerek kullanılması şeklinde ortaya çıkan fiilinin, davacı hak
sahibinin FSEK 22. maddesinden kaynaklanan çoğaltma hakkını ihlal ettiği,
davalı şirketlerin bu eylemden sorumlu oldukları, şirket temsilcisi olan
diğer davalının ise FSEK'in 66. maddesinden kaynaklanan sorumluluğunun
bulunduğu, her ne kadar davalı tarafça söz konusu yazılımın tespit edildiği
bilgisayarların kendilerine ait olmadığı savunulmuş ise de, davacının mali
haklarına sahip olduğu programın izinsiz olarak kurulduğu bilgisayarların,
davalıların iş yerinde bulunması ve kullanılması karşısında bu savunmaya
itibar edilmesinin mümkün olmadığı, FSEK'in 68. maddesi uyarınca
istenebilecek tazminatın usulünce tespit edildiği, gerekçeli kararın hüküm
kısmının 6 nolu bendinde hakkındaki dava reddedilen davalı ... ile HMK'nın
124. maddesi kapsamında davanın tarafı olmaktan çıkarılan ... İnşaat Sanayi
Ticaret Anonim Şirketi yararına vekalet ücretine hükmedildiği, bu yönden de
kararda isabetsizlik olmadığı gibi hükümde bir çelişkiye yol açıldığının da
söylenemeyeceği anlaşılmakla, davalılar ... Altyapı ve İnş. A.Ş., ... ve ...
İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş. vekilleri ile HMK'nın 124/4. maddesi
uyarınca davanın tarafı olmaktan çıkarılan ... İnş. Turz. San. ve Tic. A.Ş.
vekilinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm
kurulmuştur.01/11/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/174 E:2022/443 | Fotoğrafın
izinsiz reklam amaçlı kullanılması nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan
kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davası (FSEK m.86) | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2010
yılından itibaren çeşitli markaların katalog çekimlerinde modellik yaptığını,
... Merkezinde ve 2011 yılında ... Merkezinde oyunculuk eğitimi aldığını,
halen modellik ve tiyatro ve filmlerde oyunculuk yaptığını, çeşitli internet
sitelerinde ve ürün kapaklarında boyunluk ürünlerinin tanıtımında kendisinin
fotoğraflarının kullanıldığını gördüklerini, 2012 yılında davalı firma ile
yalnızca kol ve bacak ile ilgili olan sağlık ürünlerinin tanıtımı için
modellik yapmayı kabul ettiğini, ancak boyun korsesi ürünlerini takmadığını,
bu ürünleri için modellik yapmadığını ve bundan dolayı herhangi bir ücret
almadığını, boyun korsesi ürününün tanıtımının yapıldığı fotoğraflarda
müvekkili yüzünün photoshop marifetiyle kullanıldığını, bir an için
müvekkilinin boyun korsesi ürünlerinin tanıtım fotoğraflarının çekimine
katıldığı düşünülse dahi, fotoğrafların bu kadar uzun bir süre kullanım
hakkının olamayacağını iddia ederek, fazlaya dair haklarını saklı tutarak
şimdilik 100,00 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden
itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve
dava etmiştir. Davacı vekili 07/10/2020 tarihli dilekçesi ile, 100,00 TL olan
maddi tazminat talebini 2.000,00 TL olarak ıslah etmiş ve buna ilişkin harcı
yatırmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin iki yılı
aşkın süredir sağlık ürünleri ürettiğini, geniş bir pazar ağında faaliyet
gösterdiğini, davacının fotoğraflarının müvekkili tarafından izinsiz
kullanımının söz konusu olmadığını, 2012 yılında müvekkili ile ilgili yapmış
olduğu anlaşma uyarınca müvekkili şirket ürünlerinin tanıtımı için bizzat
kendi iradesiyle modellik yaptığını, kataloğun grafik tasarımı için ...
Hizmetleri ile görüşüldüğünü, bu firma tarafından davacının katalog çekimleri
için müvekkiline yönlendirildiğini ve çekimler karşılığında ücret ödemesinin
elden yapıldığını, davacı fotoğraflarının photoshop yöntemiyle izinsiz bir
şekilde kullanılmadığını, davacının ücret karşılığında kendi iradesi ve
rızası ile modellik yaptığını ve talep edilen manevi tazminat miktarının
fahiş olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini
istemiştir.Mahkemece;"Davacının davasının KISMEN KABULÜNE, 2.000,00 TL
maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi ile birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya
dair manevi tazminat talebinin reddine," karar verilmiştir. İstinaf
dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı
olduğunu, davacının maddi ve manevi
tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu
davacının yüzünü içerir şekilde
çekilen fotoğraflar, bir ücret karşılığı çekildiğini ve umuma arz
edileceğinin açıkça bariz olduğunu, aksinin düşünülmesinin hayatın olağan
akışına aykırı olduğu fotoğraflar olduğunu, ... model veya mankenler,
mesleklerinin gereği olarak ücret karşılığı poz verdiklerini, bu resimlerin
yayımlanması işlerinin gereği olduğunu, resimlerinin yayımlanması neticesinde
para kazandıklarını, resim yayımlanmasında rıza ispatı aranmasının mesleğinin
doğal icrasına aykırı olduğunu, hükmedilen
maddi tazminatın tek dayanağını davacının muvafakatinin varlığının ispat
edilememesine dayandığını ve hatalı olduğun, Hukuki uyuşmazlık, boyunluk
ürününün çekiminin yapılmadığı, davacının fotoğraflarına photoshop yöntemi
ile boyunluk ürününün eklendiği ve bu şekilde davacının rızası olmaksızın
fotoğraflarının kullanılması üzerine olduğunu, yapılan incelemelerle de
görüleceği üzere photoshop yöntemi
kullanılmadığını, davacı işi gereği, bilerek ve isteyerek boyunluğu takarak
çekimleri gerçekleştirdiğini, tazminata hükmedilmesi için haksız bir fiil
bulunmadığını, sadece ticari amaçla kullanılan, davacının onuruna, şerefine,
özel hayatının gizliliğini ifşa etmeyen, işi gereği para karşı edimiyle
davacıdan hukuka uygun şekilde çekim neticesinde elde edilmiş fotoğrafların
davacının manevi zararına ne şekilde zarar verdiğinin taraflarınca
anlaşılmadığı, davacının çekimler için rızasının bulunduğunun mahkemece göz
ardı edildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap
dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 2010 yılından beri modellik yaptığın,
çeşitli internet sitelerinde ve ürün kapaklarında boyunluk ürünlerinin
tanıtımında kendisinin fotoğraflarının kullanıldığını gördüklerini, 2012
yılında davalı firma ile yalnızca kol
ve bacak ürünleri ile ilgili olan sağlık ürünlerinin tanıtımı için modellik
yapmayı kabul ettiğini, boyun korsesi ürünlerini takmadığını, bu ürünler için
modellik yaptığını ve bundan dolayı herhangi bir ücret almadığını, boyun
korsesi ürününün tanıtımının yapıldığı fotoğraflarda müvekkilin yüzü
photoshopla kullanıldığını, davalının istinaf taleplerinin yersiz ve haksız
olduğunu, davalının müvekkilin
muvafakatini verdiğine ilişkin iddialarını somut delillere
dayandıramadığından dava konusu fotoğrafların kullanımının hukuka aykırı
olduğunun bilirkişi raporuyla da sabit olduğunu, davalı izinsiz müvekkilinin
fotoğraflarını kullanarak haksız kazanç elde ettiğini, müvekkilinin rızası
alınmadan fotoğrafının reklam amaçlı
kullanılması kişilik haklarına aykırılık oluşturduğundan davalının istinaf taleplerinin reddine, yerel mahkeme
kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi,
"5486 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 86. maddesi, eser
niteliğinde olmasalar dahi, resim ve portrelerin, tasvir edilen kişilerin
muvafakati alınmaksızın teşhir veya başka şekillerde umuma arz
edilemeyeceğini öngörmektedir. Bu hükümdeki "resim ve portreler ibaresi;
fotoğrafları, çeşitli tekniklerle yapılmış portreleri, tek başına veya
topluluk içinde bulunurken çekilmiş resimleri ifade etmektedir. Bütün
bunların, izinsiz olarak teşhiri veya umuma arz edilmesi ya da örneğin bir
ilanda, vitrinde vs. kullanılması, anılan hükümle yasaklanmıştır.
Belirtilmelidir ki, Kanunun bu hükmüyle korunan şey; resim, portre veya
fotoğrafın "eser niteliği değil, bunlarda tasvir olunan kimsenin kişilik
hakkıdır. (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku,5. Bası, 2012, sayfa:289)
Dolayısıyla, bu yasağa aykırı nitelikteki eylemler, kişilik haklarına saldırı
oluşturur ve T.B.K.'nun 58. maddesi çerçevesinde manevi tazminat yükümlülüğü
doğurur. Somut davada, taraflar
arasında 2012 yılında davalıya ait
ürünlerin tanıtımı amacıyla katalogda
kullanılmak fotoğraf çekimi yapıldığı
ve katalog hazırlandığı hususunda uyuşmazlık bulunmadığı , ancak
davalının uzun süre sonra yeni bir sözleşme yapmaksızın ve izin almaksızın, internet ortamındaki
reklamlarında ve ticari satışlarında
davacının yüzünün yer aldığı fotoğraflarını kullanmaya devam ettiği ,
bu şekilde davacıya ait
fotoğrafın izinsiz bir şekilde davalı
tarafından ticari amaçlı çoğaltıldığı ve kullanıldığı, davacının bu kullanıma izin verdiğine dair iddianın
ispatlanamadığı sabittir. Dava konusu
edilen görüntülerin çekimi, bir araya getiriliş şeklinin ... bağlamında
hususiyet göstermediği için ... kapsamında eser niteliğinde olmadığın
davacının ...’te eserler için öngörülen korumadan yararlanamayacağı,
ancak 5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu'nun 83 ve devamı maddelerine göre işaret, resim, ses,
fotoğraf, video ve benzeri
görüntülerin eser olmasalar bile aynı kanunda düzenlenen haksız rekabet
hükümlerine göre de korunabilmesinin mümkün görüldüğü, davacının rızasının
bulunmadığından kişilik haklarının da
ihlal edildiği, haksız fiil ve haksız rekabet oluştuğu, hükmedilen manevi
tazminat tutarının, somut olayın
özelliği, tarafların durumu, kusurun ve tecavüzün boyutu dikkate
alındığında dosya kapsamı ve
hakkaniyete uygun bulunduğu gerekçeleriyle istinaf başvurusu
reddedilmiştir. 24/10/2024 |
| ANKARA BÖLGE
ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK
DAİRESİ | K:2024/1653 E:2024/1665 | Kitapta intihal ve kişilik
haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat davası | Davacı vekili, müvekkilinin eser sahibi
olduğu "... Kitabının" ilk baskısı 1999 yılında olmak üzere, bu
güne kadar toplam yedi baskı yapan bir kitap olduğunu, davalının ise tümüyle
müvekkiline ait kitaptan yapılan intihallerle "... ..." isimli bir
kitap oluşturduğu gibi kitabında intihalin yanında kişilik haklarını
zedeleyen bir üslup ve yöntem kullanıldığını ileri sürerek, 50.000,00-TL manevi tazminatın haksız fiil
tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline talep ve dava etmiştir. Davalı vekili,
müvekkilince yapılan iktibasın kanuni sınırlar içinde kaldığını, davacının
iddialarının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, taraflara ait kitapların 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu’nun 2. maddesi bağlamında ayrı ayrı ilim ve edebiyat eseri vasfını
haiz bulunduğu, anılan eserler üzerinde davacı ve davalının isimlerinin yer
alması karşısında söz konusu eser sahiplerinin ayrı ayrı davacı ve davalı
olduğu, taraflara ait kitapların ikisinin de “... Yayınları” isimli yayıncı
tarafından yayımlandığı, davacıya ait “... Kitabı” isimli kitabın künyesinde
yer alan “Copyright (©)” bilgisinde hem davacının hem de yayınevi isminin
(yayın hakkı) yer aldığı, davalıya ait “...” isimli kitabın künyesinde yer
alan “Copyright (©)” bilgisinde ise yalnızca yayınevinin isminin yer aldığı,
ancak dosyada mübrez belgeler arasında taraflar ve yayınevi arasında
imzalanmış herhangi bir sözleşme bulunmadığı, eser üzerinde vukuu bulduğu
iddia olunan hak ihlâlleri ve bunların önlenmesi konusunda eser sahiplerinin
de dava açabilecek olması karşısında, hak sahipliği konusunda kesin olarak tespit
yapılabilmesi şu aşamada mümkün olmamakla hakların karineten davacı ve
davalının hak sahibi olduğunun kabul edilmesi gerektiği, davalıya ait kitabın
içeriğinde yer alan davacıya ait kısımların, maksadın haklı göstereceği
sınırın ötesinde olduğu, yine bu kısımlar alınırken iktibasın belirli olacak
şekilde yapılmadığı, zira metin içinde bu şekilde bir ibare olmadığı gibi
kitabın sonuna eklenen “Kaynakça” kısmından da hangi kısmın kimden
alındığının anlaşılamadığı, bu kısımlar çıkarıldıktan sonra kalan kısmın
bütünlük arz edemeyeceği, nihayeten iktibas serbestisinin şartlarının
oluşmadığı, davacının FSEK'ın 14,15,16,22 ve 23 maddesinde sayılan haklarının
ihlal edildiği, bu nedenle manevi tazminat koşullarının oluştuğu ve 20.000,00.-TL manevi tazminatın hakkaniyete
uygun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 20.000 TL manevi
tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar
verilmiştir.Davacı vekili, dava konusu kitabın müvekkiline ait kitaptan
yapılan intihallerle oluşturulduğunu, aynı zamanda ...'ın ve müvekkilinin
kişilik haklarını ihlal eden bir üslup ve yöntem kullanıldığını, dava konusu
kitabın pek çok yerinde müvekkili ile ...'ın ağzından ve gözünden
anıltılanların gerçekle bağdaşmayan, sahte, uydurma ve fantastik şeyler olduğunu, sadece müvekkili
ile ... arasında yaşanan, tek şahidi ve nakledeni müvekkili olan olayların, hatıraların, anekdotların
bile çarpıtılarak değiştirildiğini, bu çarpıtma ve değiştirmenin olayların
içeriği, akışı ve kurgusu ile sınırlı kalmadığını, müvekkili ile ...'ın
şahsiyetlerini, kimlik ve kişiliklerini rencide ve refüze eden boyutlara taşındığını,
dava konusu kitapta müvekkilinden,
...’ın bir tür yardımcısı/hizmetçisi gibi bahsedilerek, müvekkilinin
ondan emir ve talimat alan biri gibi gösterildiğini, oysa bunun gerçek ile en
küçük bir ilgisinin bulunmadığını, dava konusu kitabın intihalin yanında
baştan sona kişilik haklarını zedeleyen bir üslup ve yöntemle kaleme
alındığını, tüm bu açıklananlar karşısında takdir edilen manevi tazminat
miktarının düşük olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı
vekili, dava konusu eserin müvekkilinin hususiyetini taşıdığını, müvekkilinin
ifade ediş tarzı ve sunuşunun davacının eserinden bütünüyle farklı olduğunun
göz ardı edildiğini, ayrıca taraflara ait kitaplara konu olan ...'ın ulusa
mal olmuş bir kişilik olduğunu, bu kişi hakkında birçok bilginin
değiştirilmesinin mümkün bulunmadığını, müvekkilinin merhum ...'ın hemşehrisi
olduğunu, ... ile ortak çevresi olan
müvekkilinin ...'ı anlatabilmesi için bir başkasının eserini okumaya
ihtiyacının bulunmadığını, dava konusu kitapta kişilik haklarını zedeleyen
hiçbir ibareye yer verilmediğini, her iki kitapta benzer bir olay örgüsünün
farklı üslupla anlatıldığını, müvekkilinin dava konu eserin hazırlık
sürecinde yararlanmış olduğu kaynakların tamamına bu kapsamda davacının
kitabına da kaynakça kısmında yer verdiğini, ayrıca davacıya teşekkür ve
takdirlerini de sunduğunu, müvekkilinin yapmış olduğu alıntıların iktibas
serbestisi kapsamında olduğunu, dava konu kitapların konusunun anonimliği
karşısında hususiyet kavramının geniş yorumlanması gerektiğini ileri sürerek,
ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.
İstinaf Mahkemesi, "Ankara 2 FSHHM'nin 2022/86 E-2024/50 K sayılı
ilamıyla davalının davacının
kitabından intihal yaptığı kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar
verildiği ancak kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Bahsi geçen
ilamın kesinleşmesi halinde, işbu davadaki ihtihal iddiası bakımından kesin
hüküm teşkil edeceği muhakkaktır. Bu itibarla mahkemece Ankara 2 FSHHM'nin 2022/86 E-2024/50 K
sayılı ilamının kesinleşmesi beklenerek oluşacak sonu çerçevesinde işbu
davadaki intihal iddiası bakımından bir karar verilmesi gerekirken
kesinleşmeyen ilama dayanak yapılan
bilirkişi raporunun dosyaya kazandırılmak suretiyle, raporun taraflara
tebliği dahi sağlanmadan, bahsi geçen rapor hükme esas alınıp yazılı şekilde
karar verilmesi doğru olmadığı, Öte yandan HMK'nın 297/2. maddesi uyarınca,
hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında hüküm kurulması gerekli
olup mahkemece davacının, davalıya ait dava konusu kitapta kişilik haklarını
zedeleyen bir üslup ve yöntem kullanıldığı iddiası yönünden herhangi bir
delil toplanmadığı gibi olumlu-olumsuz bir değerlendirme de yapılmadığı, Mahkemece hükme esas alınan raporda da,
davacının bu iddiası yönünden bir inceleme yapılmadığı, Bu itibarla, ilk derece mahkemesince somut
uyuşmazlığın çözümünde esasa etkili delil niteliğinde olan yukarıdaki
hususların değerlendirilmediği anlaşıldığından, taraf vekillerinin istinaf
itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince ilk derece
mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 18/10/2024 |
| İSTANBULBÖLGE
ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1671 E:2022/399 | Fonogram
yapımcısının bağlantılı haklarının ihlali iddiasıyla tecavüzün durdurulması
ve FSEK 70’e dayalı maddi–manevi tazminat davası | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılar tarafından piyasa sürülen 1995
tarihli türkülerimiz ve 2014 tarihli ... şarkısı isimli albümler de
müvekkilinin fonogram yapımcısı olduğu eserlerin haksız ve hukuka aykırı
olarak kullanıldığı iddiası ile Fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile;Tecavüzün
durdurulmasına, FSEK kapsamında bir
eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarıyan kalıp ve buna
benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile muhafaza altına
alınmasına, FSEK 70/2 kapsamında 10.000-TL maddi, FSEK 70/1 kapsamında
50.000-TL manevi tazminat ile FSEK 70/3 kapsamında davalıların
fiziksel-digital vs tüm alanlarda elde ettikleri kar için şimdilik
10.000-TL’nin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep ve dava
etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle ;Dava konusu eserlerin
1993 yılında kaset ve 1995 yılında CD olarak 24 yıldır yayında olduğunu, 24
yıl sonra dava konusu edilmesi nedeniyle zaman aşımı itirazlarının dikkate
alınması gerektiğini, ayrıca davacının
dava açmakda hukuki menfaatinin bulunmadığını, taraf sıfat yokluğundan da davanın reddi
gerektiğini, davacı....Şti nin eski ünvanı ... olduğunu, davacı şirketin eski ortağı da ... olup,
İstanbul .... Noterliğinin 15.01.1992 tarih ... yev. nolu sözleşme ıle davalı ... arasında imzalanan sözleşme
ıle sözleşme konusu eserlerin tüm haklarının devredildiği ve davalı müvekkıli
tarafından devralındığı hususunun
davacı tarafından kabul edillmemekte olduğunu, oysa resmi makamlar
huzurunda yapılan sözleşmeye karşı dayanaksız bir iddianın varlığının kabul
edilemez olduğunu, esas yönünden ise
davalı ...'de başlayan sanat hayatında seslendirdiği ve İstanbul ....
Noterliğinde yapılan 15.01.1992 tarih ve ... yevmiye nolu SÖZLEŞME ile bütün
haklarını ( kullanma, yayma, çoğaltma vs.) devraldığını, 130 eserden
"hit" olmuş 40 şarkısını "... - 40 Yılın 40 Sarkışı"
albümünde bir araya getirerek yeni Tarihli müzik piyasasına çıkarıp sevenleri
ile buluşturduğunu, Diğer davalı ... de davalı ...'n yetkilisi ve ortağı
olduğu müzik yapım şirketi olduğunu, FSEK 52 ve devamı maddelerince yasaya
uygun olarak 130 eserin tüm haklarını
elinde bulunduran davalılara
karşı,davacının bir hak iddia
edilebilmesinin hukuken hiçbir şekilde
mümkün bulunmadığını, esas yönünden de davanın gerektiğini beyan etmişlerdir.İlk
derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "hüküm kurmaya elverişli olan son
bilirkişi raporu, FSEK mevzuatı ve yüksek Yargı ilamlarına ve dosyadaki
delillere ve sektörel teamüllere uygun ve denetime elverişli olarak
hazırlanan uzman mütalaası mahkememizce denetim ve hüküm kurmaya elverişli
olarak bulunmuş, mahkememizce Davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı, buna
yönelik iddianın ispat edilmediği, ticari sicil kayıtlarına göre davacının işyerinin ...'nda olması, dolayısıyla tacir olmanın
getirdiği sorumluluk kapsamında davalının eserleri umuma ilettiği tarih
itibarıyla zaten durumu bilmesinin gerektiği, davacının buna rağmen, 24 yıl sessiz kaldığı,
dolayısıyla somut olayda davacının aktif dava ehliyetine sahip olmadığı, uzun
süre sessiz kalmak suretiyle taleplerinin zamanaşımına uğradığı ve mali hakları FSEK 52. madde kapsamında
yetkili hak sahibinden aldığını ispat edemediğinden tecavüzün önlenmesini de
talep edemeyeceği gözetilerek davanın gerek tazminat istemleri gerekse
tecavüzün önlenmesi talepleri yönünden Davanın Reddine," karar
verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Yerel Mahkeme
tarafından yargılama esnasında usul ekonomisi ilkesinin ihlal edildiğini ve
müvekkili lehine düzenlenen 2 farklı bilirkişi raporu görmezden gelinerek,
bunun yerine davalı vekili tarafından ücret karşılığında düzenlettirilen
uzman mütalaasına göre karar verildiğini, yargılamanın 15.03.2018 tarihli ön
inceleme duruşmasında dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilmesine karar
verildiğini, ön inceleme duruşmasından 3 ay sonra yani 26.06.2018 tarihinde
gerçekleştirilen 2.celse de hala daha bilirkişi görevlendirmesi
gerçekleştirilmediğini, sonraki sürecin de uzun sürdüğünü, 4.celsede dosyanın
hala bilirkişiden dönmediği, heyette yer alan bir bilirkişinin ameliyatta
olduğu, ameliyat olan bilirkişi yerine başka bir bilirkişi seçilmesi talep
edildiğini ancak yerel mahkeme tarafından taleplerinin dikkate alınmadan,
dönüşünün beklenmesine karar verdiğini, bilirkişilerce hazırlanan kök raporda
hak sahipliklerinin tespit edildiğini yani lehlerine rapor düzenlendiğini ancak
Mahkemenin raporun denetime elverişli olmadığına kanaat getirdiğini, beyan ve
itirazlar doğrultusunda yeni bir bilirkişi heyetine gönderilmesine karar
verdiğini ve ikinci bilirkişi kök raporunda ise bilirkişilerin önceki
rapordaki gibi lehlerine tespitlerde bulunduğunu, iki bilirkişi raporu ile
hem hak sahipliklerinin ispat edildiğini hem de mali olarak hak ettikleri
tazminat miktarlarının hesaplandığını,
Yerel Mahkemenin ise tüm gerekçelerini ücret karşılığında davalı
vekili tarafından düzenlettirilen uzman mütalaasına dayandırdığını, Yerel
Mahkemenin yargılama sürecinde hem taraflarınca sunulan beyan ve itirazları
dikkate almadığını hem de her duruşma tarihi arasında 6 aylık süreler
bırakarak yargılamanın sürüncemede kalmasına sebep olduğunu, 9.celsede
dosyanın 3. Bilirkişi incelemesinden döndüğünü bu rapora itirazlarının da
dikkate alınmadığını, dosyanın fahiş hatalarla dolu 3. bilirkişi incelemesine
rağmen karara çıktığını, celse arasında taraflarınca ticaret sicil
kayıtlarını gösteren ve açıklayan beyan dilekçesi sunulduğunu, sunulan
ticaret sicil kayıtları bir kere incelendiğinde dahi haklılıklarının ortaya çıkacağını, dosya
yargılamasının bu kadar uzamasının sebebinin şüphesiz ki Yerel Mahkemenin
yanlış bilirkişi seçimi ve gerekçesiz bir şekilde celseler arasında bıraktığı
6-7 aylık zaman aralığı olduğunu, -Yerel Mahkeme tarafından dava açma
ehliyeti yönünden yapılan incelemenin hukuka aykırı olduğunu, 3.bilirkişi
raporunda müvekkili şirketin ticaret unvanında meydana gelen değişikliklerin
bilirkişilerce dikkate alınmadığını,
müvekkili şirketin, dava konusu sözleşmenin tarafı ve hak sahibi olan
"..." şahıs firmasının devamı olduğu şirketin birçok kere unvan
değiştirmesi sebebiyle ticaret sicil gazeteleri zincirinin takip edilmesi
gerektiği açıkça belirtildiği halde Yerel Mahkeme tarafından yeni bir
inceleme talebinin reddine karar verildiğini,
İstanbul ...Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı
resmi evrakında, (...) ... firmasının 1992 yılında ... Şirketi'ne dönüştürüldüğü ve ''Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin
02.08.1972 gün ve 4614 sayılı nüshasında firma adı olarak '...' ı
kullanacağım tescil ve ilan edilmişti. Daha sonra firmanın ismi '...' olarak
değiştirilmiş ve bu değişiklik 12.12.1986 gün ve 1659 sayılı nüshasında ilan
edilmiştir. Daha sonraki yıllarda firmamız şirkete dönüşmüş ve '... Şirketi'
unvanını alarak 29.12.1992 gün ve 3188 sayılı Türkiye Ticaret Sicil
Gazetesi'nde ilan edilmek suretiyle resmilik kazanmıştır. Bu değişikliklere
ilişkin gazete fotokopileri eklidir. Değişik isimlerdeki her üç firmanın da
tarafıma ait olduğunu değişik firma isimleri ile yapmış olduğum
sözleşmelerdeki eserlerin dağıtım ve yayın hakkının şirketimize ait olduğunu
kabul ve beyan ederim.''kaydıyla kayıt altına alındığını, her iki şirketin de
ticaret sicil numarasının ...olduğu ve müvekkili şirketin dava konusu
16.08.1971 sözleşmeye taraf olan şirketin devamı olduğu ve dava konusu
sözleşmede yer alan tüm hak ve borçların müvekkili şirkete geçmiş olduğu
görülecek iken Yerel Mahkeme tarafından aksi bir şekilde karar verildiğini,
Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da unvan değişikliği hallerinde davanın
aktif/pasif husumet nedeniyle reddinin bozma sebebi yapıldığını, Yargıtay
tarafından verilen kararlarda yeni unvanlı şirketin eski şirketin tüm hak ve
borçlarına sahip olacağına ilişkin kararları mevcut olduğunu, İstanbul
....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve... yevmiye numaralı resmi evrakıyla
da değişik isimlerdeki her üç firmanın da ...'a ait olduğunu değişik firma isimleri ile yapmış
olunan sözleşmelerdeki eserlerin dağıtım ve yayın hakkının müvekkili şirkete
ait olduğunun açık bir şekilde belirtildiğini, -Yerel Mahkeme'nin davalı ...
ile devir sözleşmesi imzalayan ...Şirketi ile müvekkili şirketin farklı
şirketler olduğuna dair itirazları görmezden gelerek hüküm tesis ettiğini,
Yerel Mahkeme'nin müvekkili şirket ile davalı arasında imzalanan sözleşmeyi
incelerken neden geçersiz olduğuna dair sayfalarca gerekçeye yer vermişken,
dava dışı şirket hakkında inceleme ve/veya açıklama yapma gereği dahi
duymadığını, yalnızca tek bir paragraf ile sözleşmenin geçerli olduğuna
kanaat getirdiğini, ancak taraflarınca davalı tarafın, hak sahibi
"..." ile değil ...'ın kardeşinin karısı ... ile sözleşme
imzaladığı, davalı tarafın isim benzerliğinden yararlanarak dava konusu
hakları gasp etmeye çalıştığının detaylı bir şekilde açıklandığını, ...
gerçek kişi ticari işletmesi, dava konusu müzik eserlerine ilişkin yapılan
1971 tarihli sözleşmeden 2 yıl sonra kurulduğunu, ... adlı şahıs şirketinin
kuruluşu, 15 Kasım 1973 tarihli 4999 sayılı Türkiye Ticaret Sicil
Gazetesi'nde tescil ve ilan edildiğini, Davalıların, cevap dilekçesinde
kendisi ile çelişkiye düşerek hak sahibinin ... olduğunu yazılı olarak beyan
ettiklerini, Davalıların daha sonra aynı dilekçede ''...müvekkil ... ile
davacı (daha önceki unvanları olan ...) arasında, İstanbul ... Noterliği'nde
yapılan 15.01.1992 tarih ve... yevmiye no.lu Sözleşme ile bütün hakları
(kullanma, yayma, çoğaltma vs.) müvekkilime devredilmiştir.'' ifadesine yer
vererek sanki hak sahibi ile sözleşme yapmışlarcasına Sayın Mahkemeyi
yanılttıklarını, son bilirkişi
raporunda fahiş hatalı olarak davalıların isim ve unvan benzerliğinden
faydalanmaya çalıştığının farkına dahi varılamadığını,-Yerel Mahkeme'nin
istinafa konu gerekçeli kararında ''....'' kavramını detaylı bir şekilde
açıklamış ve müvekkili şirketin 24 yıl boyunca davalıların kullanımına ses
çıkarmadığı gerekçesiyle hak kaybına uğradığını savunmuş olduğunu,
''...'''nın Marka hukuku için getirilmiş bir ilke olduğunu, somut olayda
uygulama imkanı bulunmadığını, ayrıca tecavüzün sona erdiği ancak buna rağmen
davacının sessiz kalma yolunu tercih ettiği durumlarda uygulanacağını, somut
olayda ise tecavüz sona ermemiş aksine 21 yıl boyunca devam etmiş olduğunu,
bilirkişilerce somut olaya zaman aşımı uygulanamayacağı ancak sessiz kalma
yolu ile hak kaybının gerçekleşeceği tespitinin yerinde olmadığını, 5846
sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hak ihlali söz konusu olduğunda
açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı ile ilgili olarak
açık bir düzenleme getirmediğini, bu davaların haksız fiile dayandığından zamanaşımı;
TBK madde 72 gereğince, zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve
herhalde fiilin gerçekleşmesinden sonra on yıllık sürelerdir ve herkesçe
bilindiği üzere haksız eylem devam ettiği sürece zamanaşımı/hak düşürücü
sürelerin işlemeyeceğini, kararının
kaldırılmasını ve haklı davalarının esastan kabulüne karar verilmesini talep
etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Dava kapsamında
alınan ilk raporun, 1995 tarihli değişiklikten önceki durumun özellikleri
tartışılmadan düzenlendiği; ikinci rapor ise hem rapora yapılan itirazları
karşılamadığı hem de yasanın zaman bakımından uygulanmasına yönelik
eksiklikler içerdiği için hüküm kurmaya elverişli bulunmadığını, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu m.293/1 maddesinin tarafların dava konusu ile ilgili
uzmandan bilimsel mütalaa almasına izin verdiğini, alınan uzman mütalaası ile
önceki bilirkişi raporlarının çelişmesi üzerine yerel mahkemece yeni bir
bilirkişi raporu alınmasının ise yine hukuka uygun olduğunu, Davacının
dilekçesinde sanki diğer raporlar ve diğer delillerden hiç bahsedilmemiş,
sadece uzman mütalaasından bahsedilmiş gibi bir izlenim yaratılmaya
çalışıldığını, Davacının istinaf başvuru dilekçesinde, taraflarınca istenen
bilirkişi incelemesine muvafakatlerinin olmadığından bahsedildiğini, halbuki
hakimin herhangi bir tarafın talebi halinde dosyayı tekrar bilirkişiye
göndermesi için diğer tarafın muvafakatine ihtiyacı olmadığını, yerel
mahkemenin gerekçeli kararının 4. sayfasının 2. paragrafına "davacının
sunduğu ticari sicil kayıtları ve uyap sisteminden alınan ticari sicil
kayıtları kapsamına göre..." şeklinde başlandığını, davacının ticaret
sicil kayıtlarının incelenmediği iddiasının yersiz olduğunu, Yerel mahkemenin
kararında isabetli olarak, dava konusu sözleşmenin tarafının... şahıs
şirketi, mevcut davadaki davacının ise bir tüzel kişi saptamasını yaptığını,
her ne kadar davacı şirket, dava konusu sözleşmenin tarafı olan şahıs
şirketinin devamı olduğunu iddia etse de, tüzel kişiliğin malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği
içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir
malvarlığı olduğunu, bu durumda ise "mal
varlığının bağımsızlığı" ilkesinin gündeme geleceğini, bu hususlar çerçevesinde yerel mahkemenin
hukuka uygun şekilde "Dolayısıyla sözleşmenin tarafı olmayan bir tüzel
kişiliğin açtığı davanın dinlenebilmesi için mali hakların usulünce davacıya
devredildiğinin ispat edilmesi gereklidir. Ancak davacı yan bu yönde delil
sunmamıştır." dediğini, davacı
tarafın sunduğu Yargıtay kararlarında ise, kararlara konu şirketlerin
hiçbirinin şahıs şirketi olmadığını,
sessiz kalma yoluyla hak kaybı kriterlerinin, tüm fikri ve sınai mülkiyet
hakları açısından uygulama alanı bulduğunu, davacının, dava konusu ettiği
hususta 24 yıldan uzun süredir sessiz kaldığını, yerel mahkemece hem sessiz kalma yoluyla
hak kaybı, hem dürüstlük kuralı, hem zamanaşımı, hem de basiretli tacir
kavramı çerçevesinde incelendiğini, istinaf talebinin reddine karar
verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen
sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı
gözetilerek yapılmıştır.Dava; davalılar tarafından piyasa sürülen 1995
tarihli türkülerimiz ve 2014 tarihli ... şarkısı isimli albümler de davacının
fonogram yapımcısı olduğu eserlerin haksız ve hukuka aykırı olarak
kullanıldığı iddiası ile tecavüzün durdurulmasına, FSEK 70/2 kapsamında
şimdilik 10000 TL maddi, 70/1 kapsamında 50000 TL manevi tazminat ve FSEK
70/3 kapsamında davalıların fiziksel, dijital, mobil, internet ve alanlarda
elde ettiği kar için şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın tahsili istemine
ilişkindir.Bilirkişiler ..., ..., ... 14/06/2019 tarihli bilirkişi
raporlarında özetle ; belirtilen
yapımların(plakların) mülkiyeti ...- ... 'a ait olduğu, ...-... 'ın
yapımlarını ... —...plağa devir etiği ile ilgili bir delile rastlanmadığı, bu
açıdan bakıldığında ... plakçılık kendisine ait olmayan raporda belirtilen yapımları ve
eserleri ... ve ... ne 15.01.1992 tarih ve ... nolu sözleşme ile devir
ettiğini ve buna hakkı olmadığı görüş ve kanaatine varıldığı
bildirilmiştir.Bilirkişiler ..., ..., ....05/02/2020 tarihli bilirkişi
raporlarında özetle: ...'ın yapımlarını, .. - ...' a devir ettiğini
belgeleyen bir sözleşme ve delile rastlanmadığını, Bu yönde ara karar oluşturulmasına rağmen
belge ibrazında bulunulmadığını, raporda bütün ayrıntılarıyla belirtilen
yapımların (Plakların) mülkiyeti .... Şti. — ..'ait olduğu,.... Şti. — ..'a
ait olan bu plakların gelirinden doğan tüm maddi, manevi hak ve zararların
usulsüzlüğü yapan davalı tarafından geri karşılanması söz konusu olabileceği,
Davacı yan 50.000 TL. manevi tazminat talep etmiş olduğundan , manevi tazminat yönünden değerlendirme
Mahkemeye ait olmakla bu hususta herhangi bir görüş oluşturulamayacağını
,Davalı tarafın eserlerden fiziksel ve dijital ortamlardan elde ettiği karın
dosya kapsamında hesaplanmasının mümkün olamayacağından , dava dilekçesinde
Davacının talebine bağlı kalınmak suretiyle 10 .000 TL. maddi tazminat ve
10.000 TL. fiziksel ve dijital ortamlarda edinilen kar olmak üzere toplam
20.000 TL maddi zarar bedelinin yerinde olduğu görüş ve kanaatine varıldığı
bildirilmiştir.... tarafından düzenlenen Hukuki Mütalaa incelendiğinde:
Davacının dayandığı ilk tespitlerin yapım ve alenileşme tarihleri nedeniyle
FSEK 80. maddeye göre değerlendirilemeyeceği; haksız rekabet hükümlerine göre
talep yapılmadığından davalı
sanatçının kendi icralarına yabancı kılınamayacağı, İlk tespite konu icraları
yapan davalının davacı plak firmasına hak devrettiğine ilişkin FSEK 52, madde
kapsamında geçerli sonuç doğuran kanıt bulunmadığı, davalının dava dışı ...
Plakçılık ... ile sözleşme yaparak mali hakları devraldığı, albümlerin kayıt
bantlarını da teslim aldığından çoğaltma ve yayma eylemlerinin meşru
olduğunun kabulü gerektiği, Davacının manevi hak ihlali ve manevi tazminat
isteme yetisinin ne ilk tespit tarihi ne de 4110 sayılı Kanunla 12.06.1995'te
değişik FSEK 80 kapsamında mümkün olmadığı, manevi tazminat taleplerinin
reddi gerektiği, Bilirkişi raporunun eksik ve yanılgılı değerlendirmeleri
nedeniyle hükme esas alınamayacağını, Davalı icracı sanatçının ilk
tespitlerin yapıldığı dönemde var olmayan(dolayısıyla açıkça gösterilmemiş)
internette iletim, dijital müzik haklarını devrettiğinin ve davacının
fonogramlarda, bu mecralar için de hak sahibi olduğunun kabul
edilemeyeceğini, Tecavüz olduğu ileri
sürülen olay tarihleri ve dava tarihi dikkate alındığında ihtiyati tedbirde
aciliyet şartının gerçekleşmediği de sabit olduğundan ihtiyati tedbir
taleplerinin koşullarının oluşmadığını, Davacının fonogram yapımcısı
sıfatıyla husumete ehil olmadığını; öte yandan davacının uzun süre sessiz
kalmakla dava hakkının düştüğünü bildirdiği anlaşılmıştır. Bilirkişiler ...,
..., ... 12/08/2021 havale tarihli bilirkişi raporlarında; Davacı şirketin
davaya konu sözleşmede taraf olmaması ve ... tarafından davacı şirkete
sözleşme devrinin yapıldığına ilişkin bir sözleşmenin dosyada olmaması ve
dosya davacı tarafından ibraz edilen plakların üzerinde davacı şirketin
yapımcı sıfatına dair bir belirlemenin olmaması dikkate alındığında davacı
şirketin 16.8.1971 tarihli sözleşme kapsamında hak sahipliği sıfatı ve bu
doğrultuda dava açma ehliyetinin
değerlendirilemediğini, Davacının hak sahibi olduğunun kabulü
ihtimalinde ise;İcralar üzerinde tespiti gerçekleştirenin hangi haklara sahip
olacağının sözleşmenin düzenlendiği ve plakların yayınlandığı tarihte
yürürlükte olan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda açıkça
düzenlenmemiş olmakla tespiti gerçekleştiren yani plakları yayınlayanın
plaklar üzerindeki haklarının korunmasının yine o tarihte FSEK'te yer alan 84
üncü madde ile mümkün olabileceğini, davalı tarafın da kabulün de olduğu
üzere daha önce plaklara okunan icraların aynen plaklara okundukları haliyle
davalı şirketin çıkardığı fonogramlara alınması nedeniyle FSEK 84 hükmünün
ihlalinin gerçekleştiği, Davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin TTK
60'taki mutlak 3 yıllık süre de dikkate alındığında zamanaşımına uğradığı,
Tecavüzün durdurulması talebinin ise davalı şirket albümlerinin yayının devam
etmesi nedeniyle zamanaşımının söz konusu olamayacağı, ancak dosyadaki bilgi
ve belgeler ile taraf iddia ve savunmaları birlikte değerlendirildiğinde,
davalılarca ilk defa 1993 yılında Türkülerimiz albümünde kullanılan şarkılara
davacı tarafça ikinci albüm olan 2014 tarihli 40 Yılın 40 Şarkısı adlı
albümün çıktığı tarihe kadar olan 21 yıl boyunca ses çıkarmayıp davalılarda
oluşturduğu haklı beklenti de dikkate alındığında 2014 yılında da aynı
şarkıların başka bir albümde de kullanılmasının da kötüniyetli hareket olarak
nitelendirilemeyeceği de dikkate alındığında Takdiri Mahkemeye ait olmak kaydıyla davaya konu
olaysa sessiz kalma yolu ile hak kaybının gerçekleştiği görüş ve kanaatine
varıldığının bildirildiği
anlaşılmıştır.Davaya konu uyuşmazlık davacının davaya konu ettiği ve davalı
sanatçı tarafından plaklara okunan 13 adet icra üzerinde mali yönden hak
sahibi olup olmadığı, davalı şirket tarafından çıkarılan 1995 tarihli
Türkülerimiz isimli CD ve ses kasetine ve
2014 tarihli 40 Yılın 40 Şarkısı isimli Double kaset, Double CD, Long
play formatındaki fonogramlara, daha önce davacı tarafça çıkartılan
plaklardaki icraların birebir aynısının alınıp alınmadığı, hak ihlalinin bulunup
bulunmadığı, zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği, sessiz kalma yoluyla
hak kaybının oluşup oluşmadığı, bir ihlal varsa davacının talep edebileceği
tazminatın miktarının tayini hususlarına ilişkindir. Dosyada mübrez 16.8.1971
tarihli sözleşmenin davalı sanatçı ... ile ... ( ... plakları sahibi
sıfatıyla) arasında yapıldığı 15.1.1992
tarihli sözleşmenin ise ... ile T...arasında yapıldığı
anlaşılmaktadır.Dosya kapsamındaki
ticari sicil kayıtları
kapsamına göre; davacı ...’nin
odaya kayıt tarihinin 24.12.1992 yılı olduğu ve ortaklarının ... ,...
ve ... olduğu, eski ortaklarının ise ..., .., ... ... olduğu, yetkililerinin
... olduğu anlaşılmıştır. 24.02.1970
tarih ve 3885 sayılı Türkiye Ticaret
keza 05.05.1970 – tarih ve 3942 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde; ''...
münteşir firma ilanında gazeteye hatalı dercedilen ''....'' olarak
düzeltildiği, 02.08.1972 – tarihli
4614 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde
''...'' bundan sonraki ticaret ikametgahının ''...'e naklettirdiğini''
ve ''... Plak'' işletme adını kullanacağını bildirdiği, 22.01.1976 tarih
ve 303 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde,
eski ticaret unvanı ''... Plak-...'' olan şirketin yeni ticaret unvanının
''...-... Plakçılık-...'' olduğunun
tescil ve ilan edildiği, 2.12.1986 tarih 1659 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde;
''... Plak, ... Plakçılık, ...'' unvanı ile
''Kanuni ve ticari ikametgahı ile sicil numarası yazılı ve ticarete
devam eden tacir tarafından verilen dilekçede, meşgalesine başta plak, ses
kaseti, video kasetleri olmak üzere her türlü ses ve görüntü cihazlarında
kullanılan kaset çeşitlerinin yapımcılığı imalatı ve dahili ticareti toptan
plak boş ve kaset bandı boş ve dolu video bandı bunlarla ilgili doldurma
işleri müzik eserlerinin yapımcılığı işleri olarak değiştirdiğinin tescil ve
ilanını istemiş olmakla'' şeklinde ilan verildiği, 29.12.1992 tarih- 3188
sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde ise; ... Plakçılık ve ... Şirketi'nin
Şirket Esas Sözleşmesi ilan edildiği, şirketin kurucularının ''..., ... adına
velayeten babası ...'' şeklinde belirtildiği,
05.05.1998 tarihli İstanbul
....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı evrakında her
üç firmanın da tarafına ait olduğu, temsile ...’ın yetkili olduğu
belirtilmiş, ekindeki imza sirküsünde ise ... ŞTİ adına atılacak imzalarda
temsil yetkisinin müştereken kullanılacağı, şirketi müşterek imza ile ... ve
...’in müşterek imza ile temsil edeceğini kararlaştırmış oldukları
anlaşılmıştır. Davacı şirketin 16.8.1971 tarihli sözleşme kapsamında mali hakların sahibi olduğu yönündeki
iddiasına yönelik olarak, dava konusu sözleşmenin tarafı ve hak
sahibi olan "..." şahıs firmasının devamı olduğunu ileri sürmüş
olup, dosya kapsamında bulunan İstanbul ....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998
tarihli ve ... yevmiye numaralı ".." şirket yetkilisi ...'ın;"
(... Plakçılık) ... firmasının
''Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 02.08.1972 gün ve ... sayılı
nüshasında firma adı olarak '... Plak-...' ı kullanacağının tescil ve ilan
edildiği, daha sonra firmanın isminin '...Plakçılık ....' olarak
değiştirildiği ve bu değişikliğin 12.12.1986 gün ve 1659 sayılı nüshasında
ilan edildiği, daha sonraki yıllarda firmanın şirkete dönüştüğü ve '...
Plakçılık ...Şirketi' unvanını alarak 29.12.1992 gün ve 3188 sayılı Türkiye
Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmek suretiyle resmilik kazandığı, bu
değişikliklere ilişkin gazete fotokopilerinin ekli olduğu, değişik
isimlerdeki her üç firmanın da tarafına ait olduğunu, değişik firma isimleri
ile yapmış olduğu sözleşmelerdeki eserlerin dağıtım ve yayın hakkının şirkete
ait olduğunu kabul ve beyan ettiğini"
kayıt altına aldırdığı anlaşılmıştır.Mahkemece, İstanbul
....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi
evrakının okunaklı örneğinin
Noterlikten celp edilerek, geçerli bir
mali hak devri olduğunun kabul edilip
edilemeyeceği, davacının dava açma hakkının bulunup bulunmadığının, davalı
sanatçı ile dava dışı ... arasında yapılan sözleşmenin geçerli olup
olmadığının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi
usul ve yasaya uygun olmadığından, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf
isteminin kabulünün gerektiği anlaşılmıştır.Mahkemenin kabulüne göre de,
mahkemece davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, buna yönelik iddianın
ispatlanamadığı açıklandıktan sonra, davanın esasına girilerek sessiz kalmak
suretiyle taleplerin zamanaşımına uğradığına yönelik gerekçeye yer verilmesi
de yerinde olmamıştır. Kaldı ki kabule göre de; davacı vekilinin zamanaşımına
yönelik istinaf sebebi incelendiğinde, FSEK 71. Maddesi uyarınca dava konusu
eylemin aynı zamanda suç teşkil ettiği, TBK m.72 göre haksız fiil aynı zamanda suç
oluşturuyorsa ve ceza zamanaşımı daha uzun ise ceza zamanaşımının
uygulanacağının kabul edildiği, bu nedenle
fiilin uzamış ceza zamanaşımına tabi olduğu, FSEK 71. Madde hükmünde
öngörülen ceza miktarı göz önüne alınarak, zamanaşımı süresinin dolup dolmadığının her bir albüm
yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle; mahkemece eksik inceleme ile karar verildiği
kanaatine varılmakla, Mahkemece
verilen karar yerinde olmadığından, HMK 355. Madde gereğince, davacı
vekilinin sair istinaf sebepleri incelenmeksizin, istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının 6100 Sayılı HMK
353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat
ve sonucuna varılarak davacı vekilinin
istinaf isteminin KABULÜ ile;2- İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk
Mahkemesi'nin 07/12/2021 tarih, 2017/584 E. 2021/417 K. Sayılı Kararının 6100
Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA karar
verilmiştir. 17/10/2024 |
| ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK
DAİRESİ | K:2024/1577
E:2024/1754 | Müzik
eserinin sinema filminde izinsiz kullanıldığı iddiasıyla eser sahipliğinin ve
tecavüzün tespiti, tecavüzün ref’i ve ihtiyati tedbir istemi | İhtiyati tedbir isteyen vekili,
müvekkili ile karşı taraf ......Ltd Şti arasında, müvekkilinin eser
sahibi olduğu "..." isimli eser hakkında 2 adet sözleşme
imzalandığını, karşı taraf ....... Ltd Şti'nin yetkisi bulunmamasına rağmen
anılan eseri, karşı taraf diğer Şirket
ve gerçek kişinin yapımcısı ve senaristi olduğu "..." filminde
kullanmasına izin verdiğini, bu kullanım için eser sahibi olan müvekkilinden
izin alınmadığını, karşı tarafların bu
eyleminin müvekkilinin eser sahipliğinden kaynaklı haklarının ihlal
ettiğini ileri sürerek, eser sahipliğinin ve tecavüzün tespiti, refi, ,maddi
tazminat istemli davada ihlal
oluşturulan kullanımların tedbiren kaldırılmasına karar verilmesi istemiştir.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporunda,
dava konusu müziğin beste ve güftelerin iç içe geçmesiyle oluştuğu,
sahibinin hususiyetini taşıdığı ve 5846 sayılı kanun uyarınca müzik eseri
olduğu, "..." isimli müzik eserinin söz ve bestesinin ihtiyati
tedbir isteyen ve dava dışı ...’a ait olduğu, bu durumum MESAM kayıtları ile
de sabit bulunduğu, ayrıca internet ortamında yapılan araştırmada anılan
eserin bestecisinin ihtiyati tedbir
isteyen olarak belirtildiğinin tespit edildiği, dosya kapsamındaki belgeler
ve 5846 Sayılı yasada belirtilen karineler uyarınca, "..." isimli
eserin sahibinin davacı olduğu, dosya kapsamında ve internet ortamında
yapılan incelemeler uyarınca dava konusu
müzik eserinin "..." isimli filmin fragmanında yayımlandığı
ancak dosya kapsamındaki "Muvafakatname -Taahhütname - Sözleşme"
başlıklı belgeler uyarınca eser sahibi
ihtiyati tedbir isteyen tarafından hem icracı sanatçı sıfatıyla hem de
eserin söz yazarı/bestecisi sıfatıyla eser üzerindeki tüm mali haklarını yer
ve süre sınırı olmaksızın karşı taraf ... ... San. Tic. Ltd. Şti’ne
devrettiği, bu nedenle ihtiyati tedbir isteyenin eseri üzerindeki mali
haklarının ... ... San. Tic. Ltd. şti’nde olduğu, ihtiyati tedbir isteyenin dava konusu müzik eserinin "..."
filminde kullanılmasına ... ..Ltd Şti tarafından izin verildiğinin beyan
edildiği, karşı taraf ... ... San. Tic. Ltd. Şti’nin devraldığı mali haklar
kapsamında bu işlemi yapabileceği, mevcut dosya durumu itibari ile ihtiyati
tedbir isteyenin FSEK uyarınca ihlal iddialarının yerinde olmadığı
hususlarının bildirildiği, bu duruma göre yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı
gerekçesiyle ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmiştir. İhtiyati
tedbir isteyen vekili, dosya kapsamına sunulan delillerle yaklaşık ispat
koşulunun sağlandığını, müvekkiline ait eserin izin alınmadan karşı tarafça
kullanıldığını, bilirkişi raporunun hatalı ve eksik incelemeye dayalı
olduğunu, müvekkili ile karşı taraf ......Ltd Şti arasında imzalanan
sözleşmelerde eserin müvekkili tarafından okunmasının kararlaştırıldığını,
ancak dava konusu filmde yayınlanan eseri müvekkilinin okumadığını, bu
nedenle sözleşmeye göre değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu ileri
sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve ihtiyati tedbir
istemlerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.İstinaf mahkemesi, Dosya
kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate
alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas
yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı,
ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için HMK'nın 390/3. maddesi
uyarınca ihtiyati tedbir talep eden tarafın, davanın esası yönünden
kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesinin gerektiği, somut
olayda, mahkemece alınan bilirkişi raporu ve
dosya kapsamındaki deliller dikkate alındığında yaklaşık ispat
koşulunun sağlandığının söylenemeyeceği anlaşılmakla, ihtiyati tedbir isteyen
vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar vermiştir. 11/10/2024 |
| İSTANBULBÖLGE
ADLİYE MAHKEMESİ44. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1626 E:2024/1150 | Eserden doğan mali hakların
ihlali iddiasıyla delil tespiti ve FSEK m.77 uyarınca ihtiyati tedbir talebi | Eser sahibi müvekkilinin manevi ve mali haklarına zarar verilmemesi
amacıyla karşı yana gönderilen
İstanbul ... Noterliği'nin 11.05.2022 tarihli ... yevmiye numaralı
ihtarnamenin tebliğinden itibaren “...” adlı eserin çoğaltma ve yaymaya devam
edilip edilmediği ve müvekkilinin eser üzerindeki işleme hakkı ihlalinin
mevcut olup olmadığının tespiti ile konu ürünlerin 5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu m. 77 uyarınca eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren
onu imale yarayan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati
tedbir yolu ile muhafaza altına alınmasını talep ve dava etmiştir. İlk Derece
Mahkemesi Kararı: Mahkemece; "D.iş evrakı üzerinden davacı taleplerinin
görülüp inceleme yapılmasının mümkün
olmadığı, HMK 401 vd.maddeleri uyarınca delil tespitlerinin ancak kaybolma
ihtimali bulunan somut bir takım delillerin şimdiden tespiti için
yapılabileceği , davacının iddialarının ise esas dava içinde çözümlenmesi
gerekli taleplerden olduğu gözetilerek delil tespiti isteminin ve HMK 389 vad
kapsamında sunulu sözleşme hükümleri gözetilerek yaklaşık ispat şartı
gerçekleşmediğinden tedbir isteminin REDDİNE," karar verilmiştir. İleri
Sürülen İstinaf Sebepleri:Tespit isteyen vekili tarafından süresinde istinaf
yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; delil tespit
dilekçelerine konu "..." isimli edebi eserde ...'in hayatından
seçilmiş 365 kesitin yer aldığını, ... Ticaret ve Sanayi A.Ş. İle müvekkili
arasında 23.08.2006 tarihinde bu kitabın çizimlerinin yapılmasına ilişkin
sözleşme akdedildiğini, yerel mahkemenin 14.05.2024 tarihli kararı ile delil tespiti
taleplerinin kesin olarak, ihtiyati tedbir taleplerinin ise istinaf yolu açık
olarak reddedildiğini, kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır
bu sektörde olduğunu, kitap çizimleri üzerinde asıl hak sahibi olmasına
rağmen icazet ve onayı olmaksızın geçerliliği bulunmayan bir mali hakların
devri sözleşmesi ile konu eserin satışı yapıldığını ve davalı tarafın
müvekkilinin emeği üzerinden haksız kazanç ve kâr elde ettiğini, müvekkili
mevcut haklarının devrine ilişkin yeni ve güncel bir sözleşme yapmak
istemişse de müvekkilinin taleplerinin davalı tarafça kabul edilmediğini,
taleplerinin müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğramasını engellemek olup
istinaf başvurusunun kabulü ile ihtiyati tedbir taleplerinin reddi kararının
kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Gerekçe ve Sonuç: HMK'nın
355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç
tutularak, istinaf neden ve
gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; Eserden kaynaklı
hakların ihlaline dayalı deil tespiti ve tedbir talep edilmiştir. Talep eden
vekili, “...” adlı eserin çoğaltma ve
yaymaya devam edilip edilmediği ve müvekkilinin eser üzerindeki işleme hakkı
ihlalinin mevcut olup olmadığının tespiti ile konu ürünlerin 5846 sayılı
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 77 uyarınca eserin çoğaltılmış nüshalarının
veya hasren onu imale yarayan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma
vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile muhafaza altına alınmasını talep ve
dava etmiştir. Mahkemece delil tespit talebinin kesin olmak üzere, ihtiyati
tedbir talebinin istinaf yolu açık olmak üzere reddine karar verilmiştir.
Talep eden vekili her iki talebin reddine ilişkin olarak istinaf talep
etmiştir. Delil tespiti talebinin
reddi kararı yönünden; delil tespiti ,
HMK 400 vd. maddelerde düzenlenmiş olup . delil tespiti tek başına bir
dava olmadığı gibi delil tespiti
kararı, nihai bir karar ve HMK 341 maddesinde sayılan kararlardan
olmadığından istinaf edilemez. Delil
tespiti kararı icra edilinceye (delil tespiti yapılıncaya) kadar delil
tespiti kararına itiraz edebilir. Delil tespiti kararı icra edildikten sonra,
hem delil tespiti kararına hem de delil tespiti işlemine karşı delil tespitini yapmış olan mahkemeye
itiraz edilebilir. Bu nedenle , delil tespiti talebinin reddi kararının istinaf edilebilir kararlardan olmadığı,
bu karara karşı mahkemeye itiraz edilebileceği, dava
açılmış ise ilgili mahkemece bu itirazların değerlendirilmesi gerektiği , HMK
341/1 ve 352 . Maddesi gereğince istinaf başvurusunun usulden reddi gerektiği
sonucuna varılmıştır. İhtiyati tedbir
talebinin reddi kararına gelince;
mahkemece taraflar arasında mali hakların devrine ilişkin sözleşme
bulunduğu, sözleşme hükümlerinin yorumunun ve
talebin yargılamayı
gerektirdiği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar
verilmiştir. Talep eden vekili dilekçesinde; taraflar arasında 23.08.2006 tarihinde "..." isimli
kitabın çizimlerinin yapılmasına ilişkin sözleşme akdedildiğini, eser henüz vücuda getirilmeden yapılan sözleşmede eser üzerindeki "çoğaltma,
temsil, yayın, umuma iletim, çizimler üzerindeki işleme hakları ve sonuç
olarak çizenin yaptığı çizimlerin tüm haklarını yayınevine bu sözleşme ile
sattığını ve daha sonra herhangi bir hak talep etmeyeceğini kabul
ettiğini" şeklindeki hükümlerin yer aldığını, ileride vücuda getirilecek eserlere dair
"eser üzerindeki mali hakların devredilmiş olduğu" şeklinde ihtiva
eden hükümlerin FSEK m. 48/3 uyarınca batıl ve geçersiz olduğunu bu şekildeki
sözleşmeye dayalı çoğaltma ve yayma ile işleme eylemlerine artık rıza
gösterilmeyeceği hususunun ihtar edildiğini, çoğaltma ve yayma eylemlerinin
sürdürülmesi sebebiyle ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğu belirtilmiştir.
FSEK 77. Maddesi gereği , eser sahibinin mali haklarına dayalı tecavüz
nedeniyle tedbir talep edebileceği, talebin
taraflar arasındaki sözleşmenin batıl olmasına dayandırıldığı dikkate alındığında taraflar arasında
sözleşmesel ilişki bulunduğu, iddianın temelini oluşturan sözleşmenin batıl
olup olmadığı hususunun yargılamayı gerektirdiği mevcut delil durumuna göre
tedbir uygulanabilmesi bakımından
yaklaşık ispat şartının sağlanmadığı bu nedenle ihtiyati tedbir
talebinin reddi kararının dosya kapsamına ve hukuka uygun olduğu anlaşılmıştır. Tespit isteyen vekilinin
istinaf isteminin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan
reddine karar verilmiştir. 10/10/2024 |
| İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1616
E:2024/1169 | 1995 öncesinde
çekilen sinema filminden alınan icracı
sanatçıya ait görüntülerin reklam
filminde izinsiz kullanılması nedeniyle FSEK m. 68 uyarınca maddi ve manevi
tazminat talebi | Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı ... Müdürlüğü
tarafından ... Filmi hazırlandığını ve çeşitli internet siteleri ve
televizyon kanallarında yaygın şekilde gösterime sunulduğunu, Söz konusu
reklam filminin ... filmlerinden alıntılardan oluşmakta olduğunu, 10-12’nci,
17.19’uncu ve 57-59. saniyelerinde, müvekkillerinin murisi rahmetli ...’nın
oyuncusu olduğu filmlerdeki müvekkiline ait görüntülerin, davalı tarafından
... reklam filminde kullanılmasından kaynaklanan maddi ve manevi
zararların tahsili için huzurdaki davanın açıldığını
belirtmiş, öncelikle dava konusu filmin Müvekkili Davacıların manevi
dünyasında sebep olduğu geri dönülmez zararların önlenmesi amacıyla, ihtiyati
tedbir talebi verilerek, ... reklam
filminin her türlü mecradaki dağıtımı, gösterimi, yayınlanmasına ve müvekkilleri
murisi ...’nın filmlerinin davalı tarafından kullanımının dava sırasında ve
sonrasında durdurulmasına, dava konusu reklam filminin televizyon
kanallarında ve internet sitelerinde gösterimi başta olmak üzere tüm
kullanımdan dolayı, Müvekkilleri ile sözleşme yapılması halinde talep
edilebilecek veya tespit edilecek rayiç bedelin 3 katına karşılık olarak,
fazlaya ilişkin haklarımı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi
tazminat ile her bir müvekkili için ayrı ayrı 25.000 TL olmak üzere toplam
50.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalı vekili cevap
dilekçesinde; Müvekkili Kurumun, davacıların haklarını ihlal etmediğini,
davacıların murisinin devretmiş olduğu telif haklarını silsile yoluyla
devralan 3. şahıslardan bedeli mukabilinde satın aldığını ve imzalanan sözleşmeye uygun olarak
kullandığını, Müvekkili Kurumun kültürel
amaçlarla Türk sineması ürünü (Yeşilçam ürünü) filmlerdeki çay sahnelerinden oluşan bir reklam filmi
çektirmek istediğini, Bu amaçla, tabi olduğu mevzuatına göre..., ...,
...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... de ... ..., ...,
... ve ...-... isimli filmlerde yer alan çay sahnelerini içeren bir reklam
filmi yapmak üzere ...Şti ile 1 yıl süreyle gösterilmek üzere sözleşme
imzaladığını, İmzalanan sözleşmeye göre reklam filmlerindeki çay sahneleri ile sınırlı
olmak üzere; filmlerin telif haklarının kullanımının .... sayılı yasa
uyarınca müvekkiline
geçtiğini, müvekkilinin ise bu
İş karşılığında 1.052.955,00 TL bedel ödediğini, ... "ic... Şti. ise,
bahis konusu filmlerin isleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim (
mali haklar) dahil olmak üzere tüm
haklar, eser sahipleri ve bağlantılı komşu haklarını elinde bulunduran ...
Ltd. Şti.nden yine 1.052.955,00 TL bedel karşılığında devralmış bulunduğunu,
5846 sayılı yasanın gerektirdiği mali ve sair hakların bedelini ödemiş olması
nedeniyle davanın reddi geretiğini, öte yandan davacıların 1995 Yılı Öncesine Ait Filmlere ilişkin
İcracı Sanatçı Sıfatıyla Hak Talebinde Bulunamayacaklarını, Davacıların murislerinin dava konu filmler üzerindeki haklarını devrettiğinden
bahsetmeksizin “icracı sanatçı” haklarına isnaden hak talebinde
bulunduklarını, ...'nm bu filmlerde
icracı sanatçı konumunda olup olmadığı hususundaki tartışma hakkı saklı
kalmak üzere; davaya konu çay sahnesindeki
görüntüde, icracı sanatçı olmanın herhangi bir önemi veya gösterime
katkısı bulunmadığını, Hem filmin
yapıldığı tarihte var olmayan icracı sanatçılığa dayalı bir hak türü hem de
sahnede önem arz etmeyen icracı sanatçılık
niteliği nedeniyle davacıların bu yöne dayalı hak talebinin dayanaksız
olduğunu beyan ederek davanın bu yönden dahi reddi gerektiğini beyan
etmiştir.İlk Derece Mahkemesince;
''4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen
dava konusu filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut
olmadığından; yapımcı/eser sahibi olan davalı ile davacıların murisi olan ...
arasında akdedilen sözleşmenin, kural olarak belirli bir sonucun taahhüt
edildiği iş görme sözleşmesi niteliği taşıdığı, 5846 sayılı FSEK 80/1 -A
maddesi 1. Bendine göre icracı sanatçının ancak eser sahibinin izniyle
gerçekleştirdiği icrası üzerinde komşu hak sahipliği olduğu, yine aynı
maddenin 5. bendi uyarınca da icracı sanatçılar haklarını uygun bir bedel
karşılığında sözleşme ile yapımcıya devredebiliceği, dava konusu sinema
eserlerinin meydana getirilmesi esnasında taraflar arasında yazılı bir
sözleşme olmamakla birlikte, davalı şirket/film yapımcıları ile davacıların
murisi ...'nın başrol oyunculuğuna ilişkin şifahi sözleşmenin taraflarca ifa
edilip söz konusu sinema filmleri meydana getirildiğine göre, artık murisin
FSEK m. 80 ile sahip olduğu mali hakları davalı yapımcıya/devratana uygun bir
bedel karşılığında sözleşme ile devrettiği ve filmlerin yapımcısı ....'in
aynı zamanda eser sahibi olduğu, FSEK 27/son maddesi uyarınca eser üzerindeki
haklarının da 70 yıl süre ile koruma altında bulunduğu, davalının reklam
filminde kullanılan görüntülerle ilgili olarak eser sahibinden başlayarak
silsile halinde mali hak devri çerçevesinde sözleşmeye dayalı bir kullanım
söz konusu olduğu, davacıların murislerinin icracı sanatçı hakkı çerçevesinde
somut uyuşmazlık yönünden maddi ve manevi haklarının ihlal edilmediği gerekçesiyle
davanın reddine'' karar verilmiştir.Bu karar davacılar vekilince istinaf
edilmiştir.İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda;
davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;İhtiyati tedbir isteminin reddi yönünde
verilen ara kararın aynen devamına, Davacıların maddi tazminat isteminin kabulü ile; 50.000
TL'nin FSEK 68. Madde kapsamında 3 katı olan 150.000 TL maddi tazminatın
10.000 TL'sine dava tarihi olan
22/04/2016, bakiye kalan kısmına ise ıslah tarihi olan 31/01/2024 tarihinden
itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine, Her bir davacı için manevi
tazminat isteminin ayrı ayrı kısmen kabul kısmen reddi ile; her bir davacı
için 10.000'er TL manevi tazminatın
dava tarihi olan 22/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi
ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine, Yetki ve zaman
aşımı yönündeki itirazların reddine,Fazla istemin reddineİhbar olunan ve feri
müdahilin davalı taraf sıfatı olmaması sebebiyle hakkında olumlu yahut
olumsuz karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İstinaf
Mahkemesi, 2020/607 esas, 2021/1297
karar sayılı kararı ile; ''...davacıların murisi ... bir icracı sanatçı olup,
kendisinin 4110 sayılı Kanunla değiştirilen 5846 sayılı yasanın 80. maddesine
göre bağlantılı hak sahibi olduğu, bu hakkın ilk defa 4110 sayılı yasa ile
yapılan değişiklikle tanındığı, yine FSEK'in ek 2.maddesi ve geçici
1.maddeleri ile bu hakkın, yürürlük
tarihinden önceki icraları da kapsayacak şekilde geri yürütüldüğü, FSEK'in
27/son maddesi ile koruma süresinin 70 yıla çıkarıldığı, yine FSEK'in 80.
maddesi uyarınca icracı sanatçılara tanınan komşu hakların, izinsiz
kullanımının yasaklandığı, somut olayda FSEK'in 52.maddesi kapsamında
kullanıma ilişkin yazılı bir izin veya mali hak devrinin bulunmadığı, eserin
yapıldığı tarihte varolmayan bir hakkın devrinin de hukuken mümkün olmadığı,
farazi olarak kabul edilen devir sözleşmesinin yasa değişikliği ile tanınan
bağlantılı hakkı içerdiğinin kabul edilemeyeceği, 5846 sayılı kanunun
amacının sanatçıyı korumak olduğu, davacılar icracı sanatçının yasal
mirasçıları olduğundan bu minvalde dava açma hakkına ve tazminat isteme
hakkına sahip oldukları, Mahkemece tazminat talepleri yönünden değerlendirme
yapılması gerektiği halde, eksik araştırma ve incelemeyle davanın reddine
karar verilmiş olmasının hatalı olduğu...'' gerekçesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun
353/1-a-6 maddesi gereğince davacılar verkilinin istinaf başvurusunun
kabulüne karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde;Sözlü
yargılanın yapıldığı son duruşmaya, e-duruşma yoluyla katılma taleplerinin
kabul olmadığını, duruşma saatinde bilgisayar başında beklememe ve UYAP ekranında "duruşmaya
katıl" butonuna tıklanmasına rağmen katılım sağlanamadığını, bu durumun
hemen duruşma sonrasında mahkemeye hitaplı dilekçeyle arz olunduğunu, teknik
nedenlerle oluşan bu durumun dikkate alınarak erteleme kararı verilmesi
gerekmesine rağmen esas hakkında karar verilmesinin yargılamada esas
olan çelişmeli yargı ve silahların
eşitliği prensibine aykırı olduğunu, bu nedenle istinaf konusu kararın
kaldırılması gerektiğini,Bilirkişi raporundaki rayiç bedele itiraz ettikleri
halde itirazın yok sayıldığını,5846 s.kanunun
Ek-2 inci maddesindeki
muğlaklık ve Anayasaya aykırılık durumunun taraflarınca vaktiyle görüldüğünü ve daha
yargılamanın başında, 2016 yılında, yerel mahkemede Anayasaya aykırılık
iddiasında bulunulduğunu, Yerel
mahkeme 20.10.2016 tarihli ara karar ile Anayasa aykırılık iddiaları hakkında
red kararı verdiğini, işbu redde
ilişkin ara karar gerekçesinin tam aksine esas hakkında karar
verildiğini, Anayasaya aykırılık
iddialarının haklılığının tahakkuk
ettiğinin ve BAM kaldırma kararı nedeniyle yerel mahkemenin, kendi ara kararı
ile çelişik olarak esas hakkında karar vermek zorunda kaldığını, istinaf
mahkemesince durma kararı verilip dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini
talep ettiklerini, Anayasa Mahkemesi 2010/73E. 2011/176K. Sayılı kararında, sinema eseri
sahipliği yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümlerin 1995 yılından geriye
doğru geriye yürütülemeyeceğini belirttiğini,
işbu istinaf konusu kararda;
7.6.1995 tarih ve 4110 sayılı kanunla ihdas edilen ve daha sonra
21.1.2001 tarih ve 4630 sayılı kanunla değişikliğe uğrayan Ek-2 .maddesinin 1
inci fıkrasının 1 nolu bendi, aynı maddenin son paragrafındaki sinema
eserlerine ilişkin istisna hükmü dikkate alınmaksızın ve Anayasa Mahkemesi kararının tam aksine
olarak geriye yürütüldüğünü, aynı madde içerisinde getirilen istisna hükmün
bile dikkate alınmadığını, dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini talep
ettiklerini,Dava konusu telif haklarının, bu hakkı elinde bulunduran yetkili
kişilerden satın alınıp çok kısa bir süre kullanıldığını, Müvekkil Kurumun, davacıların
haklarını ihlal etmediğini, davacıların murisinin vaktiyle usulüne göre
devretmiş olduğu, kullanmakla tükenen nitelikteki dava konusu filmlerin işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma
iletim (mali haklar) haklarını elinde bulunduran kişilerden silsile yoluyla ve bedeli mukabilinde satın aldığını, imzalanan sözleşmeye uygun olarak çok kısa
bir süre kullandığının, meselenin davalık olması sonrasında müvekkili
tarafından kendiliğinden kullanıma son verildiğini, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim
Üyesi Prof.Dr...' dan alınan hukuki
mütalaada, somut olay bakımından FSEK m. 80/2 gereğince filmlerin ilk
tespitini gerçekleştiren film yapımcıları, eser sahibinin ve icracıların izni
ile yapılan tespit üzerinde; çoğaltma, yayma, işaret ses ve görüntü nakline
yarayan araçlarla umuma iletim ve temsil haklarına sahip olduğunu, yapımcının bu hakkı ilk tespitin yapıldığı
tarihten itibaren 70 yıl boyunca devam edeceğini, bu ilkeler çerçevesinde yapılması planlanan
reklam filminde eski Türk filmlerinden kullanılacak sahneler bakımından
sadece film yapımcısından izin alınmasının yeterli olacağı şeklinde hukuki
değerlendirme yapıldığını, Müvekkili
Kurumun da Türk sineması ürünü (Yeşilçam ürünü) "..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,
..., ..., ..., ..., ..., ...., ... de ..., ..., ..., ... ve ...-...." isimli filmlerde yer alan çay sahnelerini
içeren bir reklam filmi yapmak üzere .... Şti ile 1 yıl süreyle gösterilmek
üzere sözleşme imzaladığının,
imzalanan sözleşmeye göre reklam
filmlerindeki çay sahneleri ile sınırlı olmak üzere; filmlerin telif
haklarının kullanım yetkisinin 5846
sayılı yasa uyarınca
müvekkile geçtiğini, Müvekkilinin ise; telif hakları, derleme ve düzenleme işi dahil bu iş
karşılığında 1.052.955,00 TL bedel ödediğini,
... Şti. ise, bahis konusu filmlerin işleme, çoğaltma, yayma, temsil
ve umuma iletim ( mali haklar) dahil
olmak üzere tüm haklar, eser sahipleri ve bağlantılı komşu haklarını elinde
bulunduran ... Şti.nden satın aldığını,
5846 sayılı yasaya göre işleyen ve davacıların murisleri tarafından
bedeli mukabilinde yapılan hak
devirleri söz konusu olduğunu, daha
önce devredilen bir hakkın hukuki niteliğinde sonradan kanunlarla yapılan
değişiklikler nedeniyle, devir tarihinde geçerli olan sözleşmeye geriye doğru
müdahale edilmesi sonucunu doğuracak şekilde talepte bulunulmasının, mükerrer
talep niteliği taşıyacağını, Filmlerin çekildiği tarihte, davacının talebinin
hukuki dayanağı olan "icracı
sanatçılık" şeklinde bir kavram ve hukuken tanınan bir hak türü mevcut
olmadığını, geriye doğru hak türü tanımlanması(ihyası), geriye doğru
sözleşmelere müdahale edilmesi hukuka aykırı ve hukuk tekniği açısından da
imkansız olduğunu, 1995 yılı öncesinde
"icracı sanatçılık" şeklinde bir sıfat ve bu şekilde bir hak
türü olmadığını, filmlerin çekildiği 1995 öncesinde kimin icracı sanatçı
olduğu da doğal olarak belirli olmadığını, icracı sanatçı ibarelerinin ilk kez 1995 yılında 4110 sayılı kanunun 26
ncı maddesi ile 5846 sayılı kanunun 80 inci maddesinde yapılan değişiklik ile
hukukumuza girdiğini, bu kanunda da
"icracı sanatçı" tanımına yer yerilmediğini, 2001 yılına
gelindiğinde 4630 sayılı kanunun 2
inci maddesi ile 5846 sayılı kanuna "Tanımlar" başlığı altında 1/B
maddesi eklenip bu madenin
"k" fıkrasında ve "komşu haklar" tanımı içerisinde
"Komşu haklar: Eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek
kaydıyla ve eser sahibinin izniyle bir eseri özgün bir biçimde yorumlayan,
tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ve çeşitli biçimlerde icra eden
sanatçıların, bir icra ürünü olan veya sair sesleri ilk defa tespit eden
fonogram yapımcıları ile radyo-televizyon kuruluşlarının sahip oldukları
hakları," şeklinde dolaylı olarak
icracı sanatçılık kavramı
tanımlandığını, 1995 yılına kadar icracı sanatçılık şeklinde bir hak
olmadığını ve olmayan bir hakkın ihlalinin de iddia edilemeyeceğini,
davacılar murisinin, filmlerin çekildiği tarihte "icracı sanatçılık" sıfatı bulunmadığını, icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları ve
yayın kuruluşlarının korunmasına dair roma sözleşmesi; Bakanlar Kurulu’nun
2003/6170 sayılı kararıyla kabul edilerek 21.10.2003 tarihli Resmi Gazetede
yayınlanıp yürürlüğe girdiğini ve iç hukuk normuna dönüştüğünü, filmlerin çekildiği tarihteki 5846 sayılı
yasanın 8 inci maddesindeki eserin sahibinin "Yapımcı" olduğu
kuralından sapmalar olduğunun ancak yapımcının (filmlerin çekildiği tarihe
göre eser sahibinin) haklarının da korunduğunu, 5846 sayılı kanununda 1995
yılında 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile sinema eseri sahipliğini
düzenleyen 8 inci madde hükmü de değişikliğe uğramış, bu değişiklikle FSEK
m.8/5 hükmü şu şekilde düzenlenmiştir: “ Sinematografik eserlerde yönetmen,
özgün müzik bestecisi ve senaryo yazan eserin birlikte sahibidirler." bu
düzenleme, sinema filmini imal ettiren Yapımcının eser sahibi sayılacağı
şeklindeki düzenlemeyi terk edip sinema eseri üzerindeki eser sahipliğini üç
kişiye; yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarına tanıdığını, 2001
yılında 4630 sayılı kanun ile FSEK 8 inci maddede yapılan değişiklik ile
sinema eseri sahipleri olarak; yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo
yazarının yanına diyalog yazarı ve canlandırma tekniğiyle yapılan filmlerde
animatör de eklendiğini, 4630 sayılı
Kanun ile FSEK m. 80 hükmü ile getirilen yeni düzenleme ile sinema filmi
yapımcıları da bağlantılı hak sahibi olarak kabul edildiğini, dava konusu
sinema filmlerinin tamamı 1995 yılından önce yapılmış olduğundan FSEK m.8
hükmünün ilk halinin dikkate alınarak filmleri imal ettiren
"Yapımcının" eser sahibi
sayılması ve Yapımcıdan hak devralarak kullanan kişilerin kullanımlarının da hukuka uygun
olduğunun kabülü gerektiğini, Hukuk Güvenliği İlkesinin ve kanun koyucunun
amacının açık ihlali söz konusu olduğunu,
Mahkemenin BAM kararına uyarak,
ilgili dönemdeki hak sahibi olan eser sahibinin hakkını dikkate almadan, sonradan yürürlüğe giren 4630 sayılı
kanundaki eser sahibi tanımını esas alınarak karar verdiğini, 4630 sayılı
kanunun "Tasarının Geneli Hakkında Açıklama " kısmının 7 nci paragrafında, BAM hükmü ile
çelişen bir değerlendirme yer aldığını, yapımcı ve onun
haleflerinden(ardıllarından) hak devralan Müvekkili Kurumun yaptığı
sözleşmenin gerçek hak sahibi olan kişiler ile yapıldığını, kullanımın da hukuka uygun olduğunu, Uyma kararı verilen
BAM Kaldırma kararı ile; kanunların zaman bakımından uygulanmasını,
kanunların değişimi sırasında kazanılmış hakların durumunu ve kanunun istisna
hükmünü hatalı yorumlandığını, 4110 sayılı kanun ile ilk defa ihdas edilerek 5846 sayılı
kanuna eklenen Ek-2 nci maddenin son cümlesi. "...Bu kanunun sinema
eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra
yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanır." hükmü ile hiçbir
tereddüte yer bırakmayacak şekilde kanunun yürürlüğe girmesinden önce
yapımına başlanan filmler yönünden açık istisna hükmü getirildiğini, 4110
sayılı kanunun yürürlük tarihinin 12.6.1995 olduğunu, Ek-2 nci madde 4630
sayılı kanun ile 2001 'de tekrar değişikliğe uğradığını ama sinema eseri
sahipliği yönüyle 4110 sayılı yasanın getirdiği düzenleme korunduğunu, Ek-2
nci maddenin değiştirilen ve halen yürürlükte olan halinin son paragrafında
aynı istisna hükmü tekrar edildiğini, sadece Ek-2 nci maddenin yeniden yazımı
sırasında, istisna hükmü maddenin son paragrafına kaydırıldığını, 2001
yılındaki değişikle 4630 sayılı kanunla yapılan düzenlemede; Ek-2 nci
maddenin ilk cümlesindeki geriye etki doğuran ifadeye, aynı maddenin son
fıkrası ile istisna getirildiğini, Geçici 1 inci maddenin ise 1951 yılında
yürürlüğe giren 5846 sayılı kanun
herhangi bir değişikliğe uğramadığını ve 1951 yılı öncesine yönelik
düzenleme içerdiğini Yapılan işin eser sözleşmesi olduğunu, çekimi yapılan
filmde oynama işi, filmin yapıldığı dönemdeki mevzuata göre eser sözleşmesi olduğunu, sözleşme şartlarının,
yani tarafların yükümlülüklerinin sonradan tartışılmasının karşılıklı
edimlerin vaktiyle ifa edilmiş olması nedeniyle imkansız
olduğunu,Müvekkilinin amacının reklam yapılmasından ziyade kollektif kültüre
katkı olduğunu, bu durumun gözardı edildiğini, ayrıca, kısa kullanım hali
dikkate alınmadığını, üç kat tazminata hükmetmek için gerekli şartlar
oluşmadığını, Müvekkilince davacılar murisine reklam yaptırılmadığını, Türk
sinemasının panoramik bir alıntısı yapılırken, kollektif ülke kültürünün bir
parçası haline gelmiş sinema eserlerinden çeşitli alıntılar yapıldığını, salt
reklam amacıyla değil, milli bilince bir katkıda bulunmak ve tarihimizdeki
karakterlerle, genç neslin tanışmasına ve ilişkilerinin kuvvetlendirilmesine
bir katkı sunmak amacı güdüldüğünü, dava konusu eyleme sadece ticari olarak
bakmanın yeterli olmayacağını,
davacılar murisince; sinema filmlerinden bağımsız olarak, dava konusu
reklam için ayrıca bir oyunculuk sergilenmediğini, bu konuda herhangi bir
emek ve çaba harcanmadığını, tarihi bir karakter ve ortak toplumsal bir değer
olan davacılar murisine ait görüntülerden yapılan alıntılar ve resimlerin, bu
güzide şahsın kişilik haklarını ihlal eder bir tarzda kullanılmış olsaydı,
kişilik hakları ihlaline binaen bir hak talebinde bulunulabileceğini ancak bu
durumun söz konusu olmadığını, ayrıca Müvekkil Kurumun, dava konusu filmlerin
davalık olması nedeniyle kendiliğinden kullanıma son verdiğini, kabul
anlamına gelmemek kaydıyla, bu duruma rağmen kullanımla orantılı hesap yapılmadığını, kısa kullanım ve güdülen kültürel amaç
dikkate alınmadığını, hesaplamanın
hakkaniyete aykırı olduğunu, Davacılar vekilince yapılan şikayet
hakkında, kullanımın hukuka uygun olduğu tespit olunarak CBS tarafından takipsizlik(KYOK) kararı
verildiğini, Dava konusu kullanımda manevi tazminat şartlarının oluşmadığını,
ortada şeref ve itibarı zedeleyici bir durum bulunmadığını,Emsal kararlara
aykırı karar verildiğini, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı sonucu
beklenilmediğini... firması vekilinin yerel mahkemeye sunduğu 08.09.2023
tarihinde UYAP'a yüklenen dilekçeye göre Yargıtay 1. Başkanlık Kuruluna
İçtihadı Birleştirme Başvurusu (06.09.2023 - 23883) yapıldığını, kararın
sonucunu etkileyecek nitelikteki bu başvurunun sonucunun beklenilmesini talep ettiklerini,
Islah edilen kısmın zaman aşımına uğradığını,
zamanaşımı defilerinin dikkate alınmadığını, hükmedilen bedelin,
güdülen amaç ve kullanım süresine göre yüksek olduğunu, Dava tarihinden bu
yana 7,5 yıldan fazla zaman geçtiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, dava
konu eylemin haksız fiil zamanaşımı süresine tabi olacağından eylem/dava
tarihi üzerinden 2 yıldan fazla zaman geçmiş olmakla; TBK.m.72 gereğince, ıslah tarihi olan
13.07.2023'e göre zamanaşımı süresi dolduğunu, zamanaşımı defiinde bulunuyor, ıslah ile artırılan kısmın öncelikle
zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle zamanaşımı nedeniyle reddini talep
ettiklerini, kararın kabule ilişkin
kısmının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir.Feri müdahil vekili istinaf dilekçesinde; dava dışı filmler ve
bunlardan bir tanesi olan davaya konu "...., ..., ..., ... ve ..."
filmi olmak üzere toplam 37 filmin mali haklarıznz, Üsküdar... Noterliği'nin
01/06/2007 tarih ve ... yevmiye numaralı sözleşmesi ile müvekkil şirkete
devredildiğini, ardından 25/03/2016 tarihli sözleşme ile müvekkili şirket ve
ihbar olunan Dijital Yapım ile yapılan sözleşme neticesinde mali hakların
sınırlı bir şekilde karşı tarafa devredildiğini, ortada usul ve yasaya aykırı
olmayan, doğru silsileler neticesinde hak devri yapıldığını,Davaya konu
edilen filmler 1979 - 1982 yılları arasında yayınlanan yapımlar olup muris
..., 5846 sayılı Kanun kapsamında 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
12/06/1995 tarihinden önce meydana getirilen filmler bağlamında bağlantılı
haklar kurumu henüz ihdas edilmediğinden icracı sanatçı olarak komşu hak
sahipliği bulunmadığını, filmin yapıldığı dönem uyarınca icracı sanatçıların
eserin mali hakları üzerinde bir hakları bulunmadığını, bu itibarla
taleplerinde hukuki uyarlılık bulunmayan davacıların davasının reddi
gerekmekteyken yazılı gerekçe ile kabul görmesinin hukuka aykırı olduğunu
beyan ederek Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep
etmiştir. GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK)
355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle
sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek
yapılmıştır.Dava; 5846 sayılı FSEK'in 68.maddesindenkaynaklanan maddi ve
manevi tazminat davasıdır. İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen 14.11.2017
tarih, 2016/90 Esas, 2017/236 Karar sayılı kararda, Yargıtay 11. Hukuk
Dairesi'nin 2015/6545 Esas, 2016/3675 Karar ile 2015/6889 Esas, 2016/3668
Karar sayılı ilamlarında ve aynı zamanda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin
yerleşik içtihadıyla benimsenen görüş vurgulanarak davanın reddine karar
verilmiş, bu karar Dairemizin önceki kararıyla kaldırılmış, bu defa İlk
Derece Mahkemesi tarafından yeniden yargılama sonucunda davanın kısmen
kabulüne dair verilen karar, yukarıda yazılan nedenlerle davalı vekili ve
feri müdahil tarafından istinaf edilmiştir.Dosyada mevcut reklam CD’si
incelendiğinde dava konusu reklamın toplam 1 dakika olduğu, bu reklamda
alıntı yapılan Türk filmlerinin ..., ..., ..., vay ... ve .... filmleri olduğu, bu reklamda
davacılar murisi ...’nın görüntüsünün reklam filminin 11-13, 17-19, 57-59
aralığında olmak üzere toplam 6 saniyelik bölümde kullanıldığı tespit
edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacıların murisi ...'nın
oyuncu olarak yer aldığı filmlerden elde edilen görüntülerin "..."
isimli reklam filminde kullanılması sebebiyle FSEK'in 68.maddesi çerçevesinde
şimdilik 10.000 TL maddi ve her bir davacı için 25.000'er TL olmak üzere
toplam 50.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilinin gerekip gerekmediği
noktasında toplandığı görülmektedir. Davalı yan zamanaşımı itirazında bulunmuştur.
Davaya konu taleplerin esasını teşkil
eden FSEK'in 68.maddesi hakkındaki Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre,
hak sahibinin bedel talebinin mahkemece kabulü halinde, taraflar arasında
farazi sözleşme kurulmuş sayılacağından, eser sahibi TBK’nın 147.
maddesindeki sözleşmeye ilişkin 10 yıllık zamanaşımı süresini ileri
sürebilecek olup, dava konusu eylemin gerçekleştiği 2016 yılından bu
yana zamanaşımının dolmadığı, bu
nedenle davalı yanın bu itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davalı
vekilinin, sözlü yargılanın yapıldığı son duruşmaya, e-duruşma yoluyla
katılma taleplerinin kabul olmadığı yönündeki taleplerinin ispatlanamadığı,
son duruşma zaptı incelendiğinde, davalı vekilinin e duruşmayla aranmasına
rağmen cevap verilmediği şeklinde tespitin zapta geçirildiği, aksini ispata
yarar dosyaya yansıyan bilgi, belge ve delilin bulunmadığı
anlaşılmıştır.Esasa ilişkin ileri sürülen istinaf sebepleri incelendiğinde;...
bir icracı sanatçı olup, 07.06.1995 tarihinde kabul edilen ve 12.06.1995
tarihli resmi gazetede yayımlanan 5846 sayılı yasanın 80. maddesinde
değişiklik yapan 4110 sayılı Kanunla birlikte artık bağlantılı hak sahibidir.
Değişiklikten önceki 5846 sayılı yasa hükümlerine göre bağlantılı hak kavramı
henüz hayata geçirilmemişti ve sinema eserinin sahibi onu imal ettirendi.
Ancak 4110 sayılı Kanun ile yapılan
değişiklik ile sinema eseri sahipliğini düzenleyen 8. madde hükmü değişikliğe
uğrayarak, ''.... eserierde yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazan
eserin birlikte sahibidirler.'' denilmek suretiyle, sinema eseri üzerindeki
eser sahipliği üç kişiye yani, yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo
yazarına tanımış ve bağlantılı hak kavramı getirilmiştir.Diğer yandan 4110 sayılı Kanun değişikliği öncesinde
sinema eserleri açısından koruma
süreleri FSEK'in 29.maddesinde düzenlenmiş olup, bu hükme göre, sinema
eserlerinde koruma süresi alenileşmeden itibaren 20 yıl olarak öngörülmekteydi. 1995 yılında 4110
sayılı Kanun ile yapılan değişiklik neticesinde sinema eserleri için koruma
süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıl olarak değiştirilmiştir. Aynı
kanun ile FSEK’e ek 2. madde eklenmiş olup bu maddeye göre; " Bu
kanundaki koruma süreleri komşu haklar, sinema eserleri, bilgisayar
programlan ve veri tabantan bakımından, Kanunun yürüdüğe girdiği tarihten
sonra alenileşen eserlere, işlenmeler ve mahsullere uygulanır. Bu Kanunun
sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe
girdiği 12.06.1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine
uygulanır.'' düzenlemesi getirilmiştir.Kanun koyucu ek maddedeki değişikliği,
sinema eseri sahipliğinin 4110 ve 4630 sayılı Yasada yapılan
değişiklerde oluşan mevcut durumun
özellikle koruma sürelerindeki değişikliğin, 1995 yılı öncesi sinema eseri
sahipleri ile 1995 yılından sonraki sinema eseri sahipleri arasında
oluşabilecek koruma sürelerine ilişkin eşitsizliği ortadan kaldırmak
maksadıyla yapmış ve uygulamanın da geçmişe yönelik yapılmasını uygun
görmüştür.Burada esasen tartışılması gereken, söz konusu kanun değişikliği
ile getirilen ''bağlantılı hak'' kavramının geçmişe uygulanabilir olup
olmadığı hususudur. 5846 sayılı yasanın bazı maddelerinde değişiklik yapan
4630 sayılı yasanın 35.maddesi ile ek madde 2 de değişikliğe gidilmiştir. Ek
madde 2/1.fıkraya göre "bu kanunla korunan T.C. vatandaşı eser sahipleri
ve eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahipleri tarafından
üretilmiş Türkiye'de mevcut bütün eserlere, tespit edilmiş icralara ve
fonogramlara uygulanır.Ek maddenin son fıkrasında ise, önceki yasada olduğu
gibi "bu kanunun sinema eserleri ile ilgili hükümlerinin 4110 sayılı
yasanın yürürlüğe girdiği 12/06/1995 tarihinden sonra yapımına başlanan
sinema eserlerine uygulanacağı belirtilmiştir.Aynı maddenin 2.fıkrasında
"1.fıkranın uygulanması sonucu kanun kapsamına alınan eserlerin tespit
edilmiş icraların ve flogramların yasal kopyalarını elinde bulunduran
kişilerin bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden 6 aylık sürenin
sonuna kadar yazılı bir izne tabi olmaksızın bu kopyaları satabileceği,
bununla birlikte eserler tespit edilmiş icralar ve flogramlara ilişkin olmak
üzere bu kanunla birlikte eser sahipleri ve diğer hak sahiplerine sağlanan
hakların kullanılması eser veya bağlantılı (komşu) hak sahiplerinin iznine
tabi olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm bir geçiş hükmü olarak
düzenlenmiştir.Görüldüğü üzere, bağlantılı haklar geçmişe yürütülmüş,
değişiklikten önce hak sahibi olanların haklarının sona erdiği de bu
değişiklikle belirtilmiştir.Aynı doğrultuda, kanununun geçici 1.maddesi ile,
"bu kanun hükümleri yürürlükten önce ilk defa memleket içinde umuma arz
yahut sicile kaydedilen eserlere de uygulanır. Eser veya mahsulün 08/05/1326
tarihli "Hakkı Telif Kanunu hükümlerine tabi olup olmaması bu durumu
değiştirmez". denilmek suretiyle hakkın geçmişe yürütülmesine izin
verilmiştir. Bu madde 5846 sayılı yasanın ilk kez yürürlüğe girdiği tarihte
kabul edilen bir düzenleme olup, o tarihte icracı hakları (somut olay açısından
bağlantılı hak) tanınmadığı için sadece eser sahiplerinin haklarından söz
edilmiştir ve maddeden çok açık bir biçimde yeni yasayla tanınan hakların
yürürlük tarihinden önce oluşturulan eserlere de uygulanacağı belirtilerek
yasanın getirdiği yeni koruma geçmişe yürütülmüştür.Bir başka deyişle, 5846 sayılı yasada değişiklik yapan 4110
sayılı yasa ile sağlanan korumanın sadece
yasanın yürürlüğe girdiği 1995 tarihinden sonraki icralara değil,
yasanın yürürlüğe girdiği tarihte Türkiye'de mevcut tespit edilmiş icralara
da uygulanacağı, dolayısıyla komşu
haklar bakımından geriye yürüyeceği kabul edilmiştir. Sanatçı, sermayesi emek
olan bir kişi olup, emek kutsaldır. 5846 sayılı Kanunun 1.maddesinde, ''Bu
Kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile
bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk
tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini
gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri
üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden
yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı
yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir.'' denilmek suretiyle kanunun
amacının sanatçıyı korumak olduğu açıkça vurgulanmıştır. Aksine yorumların,
yasanın amacıyla bağdaşmayacağı su götürmez bir gerçektir.Her ne kadar 4110
sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önce, sinema eserinin sahibi onu imal
ettiren olsa da, bağlantılı hak
sahipliğinin korunmasının bu kapsamda değerlendirilemeyeceği ortadadır. Zira
eser sahipliğinin verdiği hak, bağlantılı hak sahipliğine üstün tutulmamalıdır.
Her ikisi de kendi bağımsızlığı içerisinde korunması gereken haklardır.Gerek
Yargıtay'ın ve gerekse İlk Derece Mahkemesinin kararına konu olan gerekçeye
göre, her ne kadar somut olayda, icracı sanatçı ile yapımcı arasında sözlü
bir sözleşme yapıldığı ve bu sözleşmeyle mali hakların yapımcıya devredildiği
belirtilmiş ise de, icracı sanatçının
henüz bağlantılı hak sahibi olmadığı bir dönemde, sonradan yasa değişikliyle
tanınan hakkın geçmişe dönük bir şekilde eserin yapıldığı tarihte
devredildiğini kabul etmek hukuken olanaklı görünmemektedir. Somut olayda,
davalı yapımcı olmayıp sinema eseri üzerindeki hakları yapımcıdan
devralan dava dışı .... şirketinden bu hakları devralandır. Yukarıda
açıklanan nedenlerle yapımcı yeni yasa gereği hak sahibi olmayıp, davalı da FSEK'in 54/1 maddesi gereğince
hak sahibi değildir. Dolayısıyla icracı sanatçının yasal mirasçılarının izni
olmaksızın işleme, çoğaltma, yayma, temsil, işaret, ses veya görüntülü
araçlarla kamuya sunma gibi yasayla tanınan haklar, davalı da dahil olmak
üzere başkaları tarafından izinsiz olarak kullanılamayacaktır. Özetle,
davacıların murisi ... bir icracı sanatçı olup, kendisinin 4110 sayılı
Kanunla değiştirilen 5846 sayılı yasanın 80. maddesine göre bağlantılı hak
sahibi olduğu, bu hakkın ilk defa 4110 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle
tanındığı, yine FSEK'in ek 2.maddesi ve geçici 1.maddeleri ile bu hakkın, yürürlük tarihinden önceki
icraları da kapsayacak şekilde geri yürütüldüğü, FSEK'in 27/son maddesi ile
koruma süresinin 70 yıla çıkarıldığı, yine FSEK'in 80. maddesi uyarınca
icracı sanatçılara tanınan komşu hakların, i |
| İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K:2024/1608
E:2022/311 | Yayım
sözleşmesinden cayma sonrası eserlerin basım ve yayımına devam edilmesi
nedeniyle FSEK m.68 kapsamında
tazminat talebi | Davacılar vekili dava
dilekçesinde; müvekkillerinin babası olan ...'ın davalı şirket ile yapmış
olduğu telif hakkı devir sözleşmesi kapsamında murise ait kitaplar için basım
ve yayım hakkı verildiğini, telif hakkı devir sözleşmelerinin telif
sürelerinin sona erdiğini, ...'ın 18/11/2013 tarihinde vefat ettiğini,
davacılar ile davalı şirket arasında 26/03/2014 tarihinde Eser Sahibi Telif
Sözleşmesi akdedildiğıni, 02/12/2015 tarihli ihtarname ile davalı şirket ile
murise ait eserlere ilişkin tüm sözleşmelerin feshedildiğini, davalı şirketin
10/12/2015 tarihinde gönderdiği ihtarnamede tüm sözleşmelerin devam ettiğini
beyan ettiğini, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2016/31
Değişik İş, 2016/33 Karar sayılı dosyası ile bilirkişi tarafından davalı
şirketin işyeri ve internet sitesinde inceleme yapıldığını, ...ve ..., ...,
... ve. ... ... Mektupları isimli kitapların 02/12/2015 tarihinden sonra
basıldığını tespit ettiklerini, davacıların davalı şirket ile olan sözleşmeyi
feshettikten sonra .... A.Ş. ile 06/11/2017 tarihinde Mali Hakların Devri
Sözleşmesi imzaladıklarını, davalı şirketin ise Eser Sahibi Telif
Sözleşmesinin halen geçerli olduğunu belirttiğini, davalı şirketin
sözleşmenin devam ettiğini beyan etmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı
şirketin dava dışı ..... Şirketine ihtarname göndererek davacılar ile
aralarında akdettikleri sözleşmesinin geçerli olduğunu ve basım-dağıtıma
devam edeceklerini belirttiklerini, davalı şirketin internet sitesini
21/02/2018 tarihinde incelediklerinde 27/04/2016 tarihli bilirkişi raporundan
sonra... ve ... ..., ... ...,...’de Kadın, Türkiye ve Ortodokslar, ..., ...
Mektupları, ..., .ve ..., ... ve ... isimli 9 adet kitabın yeni baskılarının
yapıldığını, belirterek Fsek m.68/69 gereği davalı şirketin müvekkillerin
mali haklarına ihlallerinin durdurulması ile muhtemel diğer tecavüzlerin
önlenmesine, tespit edilecek rayiç bedelin üç katı fazlasının tazminini talep
etmiştir.CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; muris ...’ın vefatından
sonra uzun bir zaman yasal mirasçıları veya hak sahipleri konusunda bir
açıklık olmadığını, davalı şirketin iyiniyetli bir şekilde üzerine düşeni
yerine getirdiğini, davacı tarafin davalı şirketle ilgili suç duyurusunda
bulunduğunu ancak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, davacı
tarafından gönderilen 02/12/2015 tarihli ihtarnameye cevaben ihtarnamede
belirtilen hususları kabul etmediklerini, Eser Sahibi Telif Sözleşmesi’nin
17. maddesinde taraflar sözleşme süresinin bitiminden 1 ay önce sözleşmeyi
sona erdirmek için yazılı bir bildirimde bulunmadıkça sözleşmenin aynı
koşullarla uzadığına ilişkin hüküm bulunduğunu, bu madde gereği sözleşmenin
25/05/2020 tarihine kadar uzadığını, 18. maddesinde ise sözleşmenin herhangi
bir sebeple sona ermesi durumunda eser sahibinin eserin yeni nüshalarını
yayıncı dışında başka bir yerde basabilmesi için öncelikle yayıncının
elindeki tüm baskıların bitmiş olması gerekeceğinin belirtildiğini, bu
sebeple sözleşmenin 25/05/2020 tarihinde biteceği kabul edilse dahi öncelikle
yayıncının elindeki nüshaların bitmesinin gerekeceğini, İstanbul l. Fikri ve
Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin talimatı doğrultusunda hazırlanan bilirkişi
raporunda tespit edilen eserlerin sözleşmeye uygun olarak basıldığını, davacı
tarafın davalı şirketin internet sitesini 21/02/2018 tarihinde incelediğini
ve murise ait 11 kitabın varlığını tespit ettiklerini ancak kendilerine
gönderilen e-mailde basılan eserler, miktarları, ödenen telif ücretleri ve
ödemenin yapıldığı banka bilgilerini liste halinde gönderdiklerini, davacılar
ile davalı şirket arasında akdedildîği iddia edilen sözleşmenin tarihinin
26/03/2014 olduğu ve sözleşmenin süresinin 5 yıl olması sebebiyle 26/03/2019
tarihinde son bulacağını, davacıların davalı şirkete göndermiş olduğu
ihtarlarda muris ile davalı şirket arasındaki sözleşmeleri feshettiklerini
belirttiklerini, 26/03/2014 tarihli sözleşmeden bahsetmeyip feshettiklerini
beyan etmediklerini, 26/03/2014 tarihli sözleşmeden davalı şirketin habersiz
olduğunu, şirket yetkilisinin imzasının bulunmadığını, yayıncı kısmının boş
olduğunu, söz konusu sözleşmenin davalı şirketçe imzalanmadığını, davalı
şirket ile muris arasında imzalanan sözleşmeden kaynaklanan telif bedellerini
davacıların almaya devam ettiklerini, bunun kabul anlamına geldiğini
belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece
Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir Davacılar vekili istinaf
dilekçesinde; müvekkillerinin bilgi edinme hakkı kapsamında talep ettiği
bilgilerin, davalı yayınevi tarafından yıllar sonra cevaplandığını, davacı
yayınevinin, müvekkillerinin murisi olan .... ile 25.05.2010 tarihinde eser
telif sözleşmesi yaptığını, bilahare eser sahibinin 2013 yılında vefat
ettiğini, söz konusu sözleşmenin 5 yıl süre için yapıldığını, eser sahibinin
vefatı sonrası davalı yayınevi tarafından nasıl tasarruflarda bulunulduğu,
kaç eser basılıp ne kadar telif ücreti ödendiğinin belirsiz olduğunu, mirasçı
müvekkilerinin, ...'ın sağlığında akdedilen sözleşmenin akıbetini temin için
davalı şirketten eserlerin yayımıyla ilgili taraflarına bilgi verilmesini
ihtaren talep ettiklerini, ancak talebe dönüşün 19.02.2018 tarihinde, aradan
2(iki) yılı aşkın bir süre sonra şirket yetkilisi tarafından mail yoluyla
yapıldığını,Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da telif hakkı ihlali
olduğu belirtilen kitapların fiyat bilgisi bulunmadığının tespit
edildiğini, davalı yayınevinin
yargılama sürecinde bile söz konusu bilgileri dosyaya sunmaktan imtina
ettiğini,Eser sahibinin 2013 yılında vefat ettiğini, bu süre zarfı boyunca
davalı yayınevi tarafından miras haklarının belli olmadığı bahane edilerek
telif ücretlerinin bekletildiğini, esasında mirasçılık haklarına ilişkin bir
karışıklık da söz konusu olmadığını, müteveffa eser sahibinin 18.11.2013
tarihinde vefat etmiş, mirasçılık belgesinin ise 05.12.2013 tarihinde
İstanbul 10. Sulh Hukuk Mahkemesi 2013/880 E. - 2013/724 K. Sayılı ilamı ile
neticelendiğini,Müvekkillerinin mirasçı olduğu eser sahibinin vefatından 1 ay
bile geçmeden mahkeme kararı ile sabit olmasına rağmen, davalı yayınevinin
yıllarca müvekkilerini oyaladığını, yükümlülüklerini ihlal ettiğini, belki de
soruşturulsa daha fazla ihlallerinin de ortaya çıkacağı göz önüne alınarak,
sözleşmenin çekilmez hal aldığını ve 02.12.2015 tarihinde feshedildiğini,Huzurdaki olayda da
müvekkillerinin hem bilgi edinme hakkının ihlal edildiğini, hem sürecin
şeffaf yönetilmemiş hem mali haklarına ilişkin denetimin
gerçekleştirilemediğini, müvekkillerinin menfaatlerinin tehlikeye düştüğünü,
bu itibarla müvekkillerinin 02.12.2015 tarihinde noterlik marifetiyle yapılan
cayma ihbarında bulunmak zorunda kaldıklarını, ihbarın tebliğ tarihten itibaren
işleyen 4 haftalık hak düşürücü süre içerisinde caymaya karşı davalı yayınevi
tarafından itiraz davası açılmadığını beyan ederek, Mahkemece verilen kararın
kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf
dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı
hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; 5846 sayılı Fikir ve
Sanat Eserleri Kanunu hükümleri uyarınca, muris ...'ın, murisin eserlerine
ilişkin telif sözleşmesinin feshi iddiasına bağlı olarak eser sahipliğine
dayalı hak ihlalinin tespiti, durdurulması, önlenmesi ile FSEK'in 68. maddesi
kapsamında maddi tazminat talebine ilişkindir. Davacı yan, murisin ölümünden
sonra davalı yayınevinden bilgi talep edilmesine rağmen bu talebin
karşılanmadığını, müvekkillerinin hem bilgi edinme hakkının ihlal edildiğini,
hem de sürecin şeffaf yönetilmediğini iddia ederek, sözleşmenin kendileri
için çekilmez bir hal aldığını beyan edip, sözleşmenin bu suretle
feshedildiğini, cayma hakkına davalı yanca bir itirazda bulunulmadığını ileri
sürmüştür.Toplanan delillere göre; muris ile davalı arasında imzalanan
25/05/2010 tarihli Sözleşmenin 17. maddesine göre göre, tarafların sözleşme
süresinin bitiminden bir ay önce sözleşmeyi sona erdirmek için yazılı bir
bildirimde bulunmadıkları sürece iş bu sözleşmenin aynı koşullarla tekrar
uzayacağı, yine sözleşmenin son kısmında sözleşmenin imza tarihinden 5 yıl
süre ile geçerli olmak üzere 25/05/2010 tarihinde eser sahibi ile yayıncı
tarafından özgür iradeleri ile karşılıklı okunarak imzalandığının
belirtildiği, 5 yıl süreli 25/05/2010 tarihli sözleşmenin, sona erme süresi
olan 25/05/2015 tarihinden bir ay önce yazılı bildirim yapılmaması nedeniyle
sözleşmenin bir beş yıl daha uzamış sayılacağı ileri sürülmüş ise de,
sözleşmenin davacı yanca 02.12.2015 tarihli ihbarname ile feshedildiği
görülmektedir. Davacının sözleşmenin ikinci defa 5 yıllığına uzamaması için
fesih ihbarnamesi gönderdiği, bunun yeni bir sözleşme yapmama iradesinin
ortaya konulması anlamına geldiği, 6098 sayılı TBK'nun 491.maddesi uyarınca,
sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma
hakkının bulunduğu, FSEK'in 52.maddesine göre zımni irade ile sözleşmenin
uzamış sayılacağının da kabul edilmediği, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin
2001/10087 esas, 2002/2142 karar sayılı kararı) açıklanan nedenlerle, davacı
talepleri üzerinde durularak, yapılacak olan yargılama neticesinde bir karar
verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması
yerinde görülmemiştir.Yukarıda açıklanan sebeplerle, ilk derece
mahkemesince esasa münhasır
delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak
karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi
kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi
karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün
bulunmamakla 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi
gereğince davacıların istinaf başvurusunun kabulüne ve Mahkeme kararının
kaldırılmasına karar verilmiştir.
10/10/2024 |
| İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1399 E: 2024/914 | Televizyonda
yayınlanacak eserler bakımından yayıncı kuruluşun, henüz sözleşme
imzalanmamış yıllara ilişkin lisans (yayın izni) bedellerini yatırabilmesi
amacıyla tevdi mahalli tayin edilmesi talebi | Davacı vekili,
Müvekkilinin ... San. ve Tic. A.Ş. “...” logosuyla yayın yapan televizyon
kanalının yayıncısı ve ... (...) üyesi olduğunu, müvekkili ile ... arasında,
yıllardan bu yana yayın izni sözleşmeleri yapıldığını ve müvekkilinin
lisanslı olarak eserleri kullandığını, Meslek Birlikleri ile yayın izni
görüşmelerine ilgili senenin sonunda başlandığını ve yine ilgili senenin
sonunda veya takip eden senenin başında sözleşmeler imzalanarak bir önceki
senenin ödemelerine başlandığını, 2022
ve 2023 yılı için yapılacak yayın izni sözleşmelerinin esaslarının
belirlenmesi için, ... (ve diğer bir meslek kuruluşu olan ... ile)
müvekkilinin üyesi olduğu ... arasında 27.12.2022 tarihinde “... & ... -
... PROTOKOLÜ” imzalandığını, bu Protokolde, 2022-2023 yılı için uygulanacak
zam oranı ve ... (ve ...) ile üye yayın kuruluşları arasında yapılacak “Yayın
İzni Sözleşmesi” hükümleri konusunda taraflar arasında mutabakata varıldığını, sözleşme tipinin ... ile mutabık kalınan
yeni modele göre hazırlandığını, 2022 ve 2023 yıllarını sözleşme süresi
olarak kapsadığı, 2022 yılı bedeli belirlenirken 2021 yılı ana sözleşme
bedellerine ... ile mutabık kalınan %34 oranında artış uygulandığı, eş
zamanlı yayınlar için ana sözleşme bedellerinin %5'i alınarak hesaplama
yapıldığı, protokol hükümlerine göre, 2022 ve 2023 yıllarına ilişkin
22.682,36 TL olarak belirlenmesi gereken ödeme tutarını 147.000 TL olarak
değiştiren ...'nin, protokole aykırı ve keyfi yapılandırma işlemine itiraz
edildiğini, müvekkilinin, protokol hükümlerine uygun olarak ödemesini
gerçekleştirmek üzere, 21/07/2023 tarihinde 2022 yılı yayın ücreti ile eş
zamanlı yayın ücretini ve 2023 yılı yayın ücreti ile eş zamanlı yayın
ücretini ... 'nin IBAN numarasına yatırmışsa da bu ödemelerin ... tarafından
iade edildiğini belirterek ...'nin, müvekkilinin üyesi olduğu ... ile
imzaladığı protokolde belirlenen bedelleri kabul etmeyerek iade ettiği göz
önünde bulundurularak, ... üyesi müvekkilimizin, protokol hükümlerine uygun
olarak 2022-2023 takvim yıllarına ilişkin muaccel olmuş yayın izni
bedellerini yatırabileceği ödeme yerini tespitine karar verilmesini talep
etmiştir İlk derece mahkemesinin 08.09.2023 Tarihli kararı ile; -HMK 382,
385/1 ve 389. maddelerine göre tevdi mahalli tayini talebinin KABULÜ ile
İstanbul Çağlayan Adliyesi ... Şubesi Müdürlüğü'nün TEVDİİ MAHALLİ OLARAK
TAYİNİNE," şeklinde karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin 27.09.2023
Tarihli ek karar ile; sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile;
"..itirazın kabulü ile, tevdi mahalli tayini kararının kaldırılmasına
karar verilmiştir. İstinaf mahkemesi,
2023/1660 Esas, 2023/1893 Karar sayılı, 12/12/2023 Tarihli ilamı ile;
27/09/2023 Tarihli ek kararın yok hükmünde olduğu gerekçesi ile itiraz
dilekçesinin istinaf dilekçesi olarak kabul edilerek istinaf harcının
tamamlanması için muhtıra çıkarılması hususunda dosyanın ilk derece
mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir.İSTİNAF İSTEMİ: Tevdi mahalli
talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle; çekişmesiz yargı işlerinde görevli
mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunu,
taraflar arasında; "... SAN. VE TİC. A.Ş. ÜNVANLI, ... TV
LOGOLU" Yayın Kuruluşu ile Lisans
Sözleşmesi imzalanması hususunda geçerli herhangi bir yazılı-sözlü mutabakat
bulunmadığını, müvekkili ile Televizyon Yayıncıları Derneği arasında bir
protokol olup, bu protokolün eki olarak tanzim edilecek yayın izin
sözleşmelerinin talepte bulunan tarafından imzalanmadığını, bu hali ile
taraflar arasında herhangi bir mutabakat bulunmadığını, talep eden tarafından
kötü niyetle yapılan ödemelerin iade edildiğini, keza taraflar arasında bir
sözleşme bulunmadığını, talep edenin tevdi talebini kesinlikle kabul anlamına
gelmemek kaydıyla, talep edenin lisans bedeli olarak ifade ettiği ve yaptığı
ödeme bedellerinin aynı alanda faaliyet gösteren diğer kuruluşlarla yapılan
lisans bedelleri yanında oldukça düşük olup, bu bedellerin kabul
edilemeyeceğinin talep edenin de
farkında olduğunu, tüm bu
sebeplerle; tevdi mahalli tayini talebinin reddi gerekmekle birlikte, en
önemlisinin taraflar arasında ilgili yayın kuruluşuna ilişkin herhangi bir
yazılı/sözlü/zımni kabul, mutabakat, anlaşma vs. kesinlikle mevcut
olmadığını, hal böyle iken tevdi
tayini talebine hukuki dayanak teşkil edecek bir hukuki ilişkinin mevcut
olmadığını, dolayısıyla taleplerin reddine karar verilmesini, tevdi mahalli
tayini kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Talep, televizyonda
yayınlanacak eserlerle ilgili yayıncı kuruluşun yayın izni sözleşme
bedellerinin ödenmesi için tevdi mahalli tayin edilmesine ilişkindir.
Mahkemece tevdi mahalli tayini talebinin kabulüne karar verilmiş, aleyhine
tevdi mahalli tayin edilen taraf vekili karara karşı istinaf yargı yoluna
başvurmuştur. Tevdi mahalli talep eden tarafın taraflar arasında FSEK
kapsamında sözleşme ilişkisi bulunduğunu iddia etmiş olmakla FSEK’in 76/1.
maddesinde, bu kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava ve işlerde görevli mahkeme Fikri ve Sınai
Haklar Hukuk Mahkemesi olduğuna dair aksine hüküm bulunduğundan mahkeme
görevlidir. İstinafa başvuran vekilinin görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi
olduğuna ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Tevdi mahalli talep
edenin dosyaya sunduğu delillerin incelenmesinde; taraflar arasında 2021
yılında ödenecek bedellerle ilgili Yayın İzni Sözleşmesi imzalandığı, 2022 ve
2023 yılları için henüz sözleşme imzalanmadığı, ... ve ... ile ... (...)
arasında imzalanan 27/12/2022 tarihli “... & ... Yayıncıları Derneği
Protokolünün ise Yayın İzni Sözleşmesi olmadığı, yalnızca 2022 ve 2023
yılları için imzalanacak sözleşmelerin esaslarının belirlendiği, bu aşamada talep edenin Lisans Alma
hakkının bulunup bulunmadığının ve lisans bedelinin ihtilaflı olduğu, TBK’nun
107. maddesinde belirtilen tevdi mahalli tayini koşullarının mevcut olmadığı,
talebin 5846 Sayılı FSEK 43 ve 41.madde hükümlerine göre, açılacak lisans
bedeli tespitine ilişkin asıl davada değerlendirilmesi gerektiği
anlaşılmakla, mahkemece tevdi mahalli tayin edilmesi talebinin reddine karar
verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun
görülmediğinden, ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkemenin
tevdi mahalli kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.26/09/2024 |
| İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1414 E: 2023/118 | Televizyon
yayıncısı tarafından meslek birliği repertuvarındaki müzik eserlerinin
lisanssız olarak umuma iletilmesi nedeniyle FSEK m.68 kapsamında açılan 3 kat
lisans bedeli talepli dava | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin ...
adlı televizyon kanalı ile ulusal düzeyde yayın yapan, yayın akışında
sıklıkla Türkçe müzik eserleri içeren programlara yer veren ve bu kapsamda da
... tarafından hakları koruma altında olan eserleri kullanan bir yayın
kuruluşu olduğunu, davacı ... korumasındaki müzik eserlerini izinsiz şekilde
umuma ileterek kanunu ihlal ettiğini, davalı şirketin ... ile 2012 yılı ve
öncesi kullanımları kapsayan Sulh Protokolü imzaladığı ve bu protokol ile belirlenen
lisans bedelini ödediğini, aynı şekilde davalı şirkete 2013-2014 yıllarına
ilişkin Yayın İzin Sözleşmesi gönderildiği ancak davalı şirket tarafından
imzalanmadığını, davalı şirketin izinsiz umuma iletin eyleminin 5846 sayılı
Fikir ve sanat Eserleri Kanununun
açıkça ihlali olduğunu Yayın kuruluşlarınca meslek birliği korumasında
bulunan eserin umuma iletiminin yapılabilmesi için lisans alınmasının kanuni
bir zorunluluk olduğunu, Lisanssız
kullanımın hukuki açıdan FSEK 68 anlamında tazminat doğuracağı ve ceza hukuku
açısından suç teşkil edeceğini, davacı meslek birliğinin fonogram veya
yorumcu meslek birliği olmadığını, Eser sahiplerini temsil eden bir meslek
birliği olduğunu, üstelik Roma sözleşmesinin asgari bir koruma öngördüğü ve
akit devletlerin daha kapsamlı haklar öngörmesi halinde bunların ve özel
hükümler içeren anlaşmaların uygulanması gerektiğini, davacı tarafça sunulan
CD’nin izinsiz kullanımın delili olduğunu, ayrıca meslek birliğinin kanunen
tarife belirleme hakkına haiz olup davalı yayın kuruluşunun tarife
bedellerine itirazının usule aykırı olduğu ve iş bu davanın konusu
Olmadığını, davalı şirketin yasal mevzuat uyarınca yazılı izin alması ve mali
hak bedellerini ödemesi gerektiğini
bildiği ve daha önceki yıllarda ... ile sözleşme imzalanmasına ve davacı
meslek birliğine ödeme yapmış olmasına rağmen 2012 yılından bu yana izin
almadan ve mali hak bedellerini ödemeden ... korumasındaki eserleri
kullandığını, davalı şirkete ait ... adlı televizyon kanalının 31.12.2018 tarihli 22:00 - 24:00 saatleri
arasındaki yayın kayıtlarını içeren CD’nin RTÜK’ten temin edildiği ve
belirtilen tari.lı eserlerin davacı ... korumasında olduğunu gösteren hak
sahipliği ve yetki belgelerinin ekte sunulduğunu, FSEK m.76 uyarınca talebin
işbu tespit edilen eserlerle sınırlı olmayıp davalı şirketin yayın
faaliyetlerinde kullandığı ve ... korumasında bulunan tüm eserleri kapsadığını, FSEK 68 uyarınca belirlenecek
tazminat bedelinin tüm ... repertuvarı açısından gerçekleştiğini, davalı
şirketin ile davacı meslek birliği arasında 2012 yılından bu yana sözleşme İmzalanmadığını,
davalı şirkete meslek birliğinin 2014 yılı resmi tarifesi üzerinden indirim
uygulandığı ve Televizyon Yayıncıları Derneği ile yapılan görüşmeler
sonucunda 2013 yılı tarifesine %8 oranında artış uygulanarak belirlenen
lisans bedelini içeren 2013-2014 yılını kapsayan Lisans Sözleşmesi
gönderildiği ancak bu sözleşmenin imzalanmadığını, sonraki yıllarda da tarife
bedeline ÜFE ve TÜFE oranları üzerinden artış yapılarak sözleşme bedellerinin
hesaplandığı; Buna göre her yıl belirlenen artış oranları uygulanmak
suretiyle, davalı şirketin sözleşme imzalamış olsaydı 2018 müzik yılı müzik
kullanımı için ödeyeceği bedel 265.296,36 TL+KDV olarak belirlendiğini, ancak
davalı şirket söz konusu eser kullanımlarının yasa gereği lisanslamaya tabii
olduğunu bilmesine ve iyi niyetli
davacı tarafından sözleşme yapmaya davet edilmesine rağmen izinsiz ve
lisans bedeli ödemeksizin kanun hilafına eser kullanımına devam ettiği; FSEK
68/1 maddesi uyarınca sözleşmesiz kullanımın önüne geçilmesi amaçlandığı,
izinsiz kullanımda üç katı tutarında tazminat öngörüldüğünü, bu nedenle iş bu
kanun maddesi uyarınca davalı şirketin sözleşme imzalanmış olsaydı 2018 yılı
için ödeyeceği mali hak bedelinin 3 katı tutarında tazminat talep etme
zorunluluğu doğduğunu, açıklanan nedenlerle davalının yayın/umuma iletim
suretiyle izinsiz kullanıldığı tüm ... korumasındaki eserler bakımından
tecavüzün refi’ne, davalının yayın/umuma iletim suretiyle izinsiz kullandığı
tüm ... eserler bakımından cezaya, geçmiş yıllara, fazlaya ve faize ilişkin
haklar saklı kalmak kaydıyla, 2018 yılındaki tecavüz neticesinde doğan
zararın tespiti ve bu zararın FSEK 68/1 uyarınca 3 katı fazlasıyla 2018 yılı
başından itibaren hesaplanacak T.C.M.B. reeskont avans faizi ile birlikte
tazmini talep edilmekle birlikte, şimdilik 1.000,00-TL x 3 = 3.000,00-TL
tutarında mali hak bedelinin 2018 yılı başından itibaren hesaplanacak T.C.M.B
reeskont avans faizi ile davalıdan
tahsiline karar verilmesini vekaleten talep ve dava etmiştir. Davacı
vekili davasını ıslah ederek 796.994,94TL nin
2018 yılı başından itibaren hesaplanacak T.C.M.B reeskont avans faizi
ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.CEVAP: Davalı vekili cevap
dilekçesinde özetle; Anayasanın 90. maddesi hükmü gereğince “Roma
Antlaşması”nın 12. maddesinin kanun hükmünde olduğunu, davacılar tarafından
dava dilekçesinde belirtilen tarihlerde davalı yayıncı kuruluş tarafından
yapılan müzik yayınlarının birçoğunun canlı performans olduğunu, kalanların
ise ticari dolaşıma açılmış fonogram ve tespitlerden oluştuğunu, bu fonogram
ve tespitler açısından ise sadece uygun bir bedel ödenmesi öngörüldüğünü,
bunun dışında herhangi bir izin verme
veya yasaklama hakkından bahsedilmediğini, bu hükmün FSEK hükümlerine
üstün olduğu ve ulusal mevzuat açısından da geçerli olduğunu, bu durumda
ticari dolaşıma çıkartılmış fonogram ve tespitler açısından izin verme veya
yasaklama hakkı olmadığını, bu sayede yayınların önlenmesi veya izinsiz
yayından bahsedilemeyeceğini, davacının dilekçesinde belirttiği 31.12.2018
tarihli RTÜK yayın kaydı ile belirlendiği söylenen müzik eseri yayınlarının
müzik eğlence içerikli programlar olduğunu, bu program yayınları ile ilgili
olarak davalı yayıncı kuruluş ile yapımcı ve icracı eser sahibi sanatçılar
ile sözleşme yapıldığı ve zaten bir bedel ödendiğini, FSEK 43. madde hükmüne
göre bunun mümkün olduğu ve bu açıdan bakıldığında davalı yayıncı kuruluş
kullandığı müzik eserleri için zaten eser sahiplerine bedel ödediğini,
izinsiz yayın yapıldığının ispatının gerektiğini, tespit yapılan tarih ve
saat dışındaki yayınlarda davacı meslek birliğine ait repertuarın izinsiz
kullanıldığına ilişkin iddiayı kabul etmediklerini, davacı meslek birliğince
sadece dava dilekçesinde belirtilen sınırlı sayıdaki müzik eserinin yayınına
istinaden kendi belirledikleri 2018 yılı tarifesi üzerinden ve korumaları
altındaki tüm eser sahiplerine ait bütün eserlerin kullanım bedelinin talep
edilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, FSEK m.76/son hükmünden yararlanabilmeleri için iddialarının
doğruluğunu kanıtlamaya yeterli kuvvetli delil sunması ve ondan sonrada
mahkemece davalı tarafa kullanılan müzik eserlerinin listesinin sunulması
için süre vermesi gerektiğini, davacı meslek birliğince toptancı zihniyet ile
yayınlandığı tespit edilen sınırlı sayıdaki eser için tüm yıl tarife
bedelinin talep edilmesinin hukuka aykırı ve yersiz Olduğunu, davacı meslek birliği tarafından
tek taraflı olarak belirlenmiş tarifelerin son derece fahiş ve kabulü mümkün
olmadığını, söz konusu tarifelerin FSEK m.42 vd. maddelerinde belirlenen usule
uygun olmadığını, diğer taraftan davacı meslek birlikleri söz konusu tarifeleri tek
taraflı ve fahiş olarak belirlediklerini ve davalı tarafça kabulünün mümkün
olmadığını, söz konusu tarifelerde belirlenen asgari tutarların davalı
yayıncı kuruluşun bir yıllık toplam brüt gelirinin %25’ine isabet Ettiğini,
daha önce davacı ile sözleşmeler yapılmasına rağmen daha sonra devam
edilmemesinin asıl sebebinin bu fahiş bedeller olduğu belirtmiş davanın
reddini talep etmiştir.Tüm dosya kapsamı izahı yapılan mevzuat kapsamında
talep değerlendirildiğinde davacının ... Tüzüğünün m.2 ve m.11 hükümleri
kapsamında eser sahibi gerçek kişilerin yetki belgesi ile devrettiği hakların
idaresi ve takibini, telif ve tazminat
bedellerinin tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımı konusunda yetkili
olduğu sonuç olarak mali hak sahibi olarak tarife bedellerini talep
noktasında mali hak sahibi olduğu, davalının davacı ile lisans sözleşmesi imzalamaksızın
repertuarda yer alan eserleri ... isimli kanalında yayınladığı noktasında bir
çekişme bulunmadığı, davalı davaya konu dönem itibarı ile tüm kayıtların ve
eserlerin tek tek alınması gerektiği tarife üzerinden hesaplamaya
yapılamayacağına yönelik itirazda bulunmuş ise de esasen tarife
uygulamalarının yayıncı kuruluşlar lehine getirilmiş götürü bir bedel
üzerinden tüm eserleri kullanma izni sağladığı dikkate alındığında -tek tek
eser ve kullanım tespiti yapmanın mümkün olmadığı, bir an için yapıldığı
dikkate alındığında her bir kullanımın tarife ücretini de aşacak miktarlara
ulaşacağı izaha muhtaç olmamakla- davalının esasen uygulanma ihtimali
olmayan, uygulansa dahi kendi aleyhine sonuç doğuracağı izahtan vareste olan
itirazlarına itibar olunmayacağı, yine tarife ücretlerinin fahiş olduğu
iddiları yönünden tarifelere açılmış herhangi bir davanın olmadığı bu hususun
mevcut yargılamanın konusu olmadığı, davalının 2012 yılı öncesi dönem ilişkin
sulh protokolü 2013-2014 yılına ilişkin lisans sözleşmesi dikkate alındığında
davaya konu kullanımların lisanssız kullanılamayacağını bildiği, basiretli
tacir olarak bilmesi gerektiği, bu noktada davacının hak sahipliği ve
kullanımlara yönelik savunmalarının dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı kötü
niyetli yargılamayı uzatmaya matuf savunmalar olduğu sonucuna ulaşılmış,
davacı meslek birliğinin bir dönem davalının da taraf olduğu emsal lisans
sözleşmesindeki lisans bedelleri yine sözleşmede belirlenen ve sözleşmeye
taraf olanlara uygulanan artış oranları üzerinden yapılan hesaplama sonucunda
davacının 2018 yılı itibarı ile 265.296,36TL lisans bedeli talep edebileceği, davalının lisans almaksızın
kullanımda bulunduğu dikkate alındığında FSEK 68 uygulamasıyla davacının
talep etmiş olduğu toplamda 796.994,94 TL tazminat talebinin haklı ve yerinde
olduğu sonucuna ulaşılmakla davanın kabulü ile davaya konu dönem sonu olan
01/01/2019 tarihi faiz başlangıç tarihi olarak belirlenmek suretiyle
;-Davacının davasının KABULÜ ile 796.994,94 TL'nin 01/01/2019 tarihinden
itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya
ödenmesine," Şeklinde karar vermiştir. Davalı vekili istinaf
dilekçesinde özetle; Anayasanın 90.
maddesinin son fıkrası gereğince “...” nın 12. maddesinin kanun hükmünde
olup, davacılar tarafından, dava
dilekçesinde belirtilen tarihlerde
müvekkil yayıncı kuruluş tarafından yapılan müzik yayınlarının bir çoğu canlı
performans olup, kalanları ise ticari
dolaşıma çıkartılmış fonogram ve tespitlerden oluştuğunu, ticari dolaşıma
çıkartılmış fonogram ve tespitler açısından izin verme veya yasaklama hakkı
olmadığı için yayınların önlenmesi veya izinsiz yayından bahsedilemeyeceğini,Müvekkili
yayıncı kuruluşun, dava dilekçesinde belirtilen 31.12.2018 tarihli RTÜK yayın
kaydı ile belirlendiği söylenen müzik eseri yayınları müzik eğlence içerikli
program yayınlar olup, bu program yayınları ile ilgili olarak müvekkili
yayıncı kuruluş ile yapımcı ve icracı
eser sahibi sanatçılar ile sözleşme yapmış ve zaten bir bedel ödenmiş
olduğunu, FSEK 43. madde hükmünde
belirtildiği üzere, Radyo ve Televizyon kuruluşlarının mutlaka meslek birliği
ile sözleşme yapma zorunluluğu bulunmadığını, FSEK 80/B madde 1. fıkrasındaki hüküm ile Roma
Antlaşması'nın 12. maddesi birlikte değerlendirildiğinde "eser sahiplerinin henüz umuma arz edilmemiş ve ilk defa umuma
arz edilecek eserler açısından izin vermede münhasır hak sahibi olabileceği”
sonucuna ulaşılacağını, İzinsiz yayın
yapıldığının ispatı gerektiğini, bahsi geçen
iki saatlik yayın dilimindeki
yayında müzik eserleri açısından
müvekkili yayıncı kuruluş tarafından, gerek icracı ve eser sahibi sanatçılar
ve gerekse yapımcılardan izin alındığını, buna ilişkin belge ve sözleşmeler
delillerimiz arasında sunulacağını, Diğer taraftan tespit yapılan tarih
(saat) dışındaki yayınlarda davacı
meslek birliğine ait repertuarın
izinsiz kullanıldığına ilişkin iddiayı kabul etmediklerini, bu iddianın
davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, aksi halde davacı meslek birliği
sadece tespiti yapıldığı söylenen üç adet müzik eseri açısından talepte
bulunabileceğini, bunun için bu eserlere ilişkin usulüne uygun hak sahipliği
belgeleri tarafımıza tebliğ edilmediğini, Talep edilen tazminatın fahiş
olup 31.12.2018 tarihinde Saat:22:00-24:00 arasında yapılan
iki saatlik yayında kullanılan müzik eserlerinden bahsedildiğini,Davacı yanın
iddiasına göre yapıldığı iddia edilen tek bir
tespite istinaden, FSEK md. 76/
son hükmü uyarınca koruması altında
bulunan tüm müzik eserlerinin izinsiz
kullanıldığı iddiası ile kendilerinin
belirlediği 2018 yılı tarife bedeli
üzerinden talepte bulunması dayanaksız olduğunu, davacı meslek
birliğince sadece dava dilekçesinde belirtilen sınırlı sayıdaki müzik eseri yayınına istinaden kendi belirledikleri 2018 yılı
tarifesi üzerinden ve korumaları altındaki tüm eser sahiplerine ait bütüm
eserlerin kullanım bedelini talep edilmesi haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı
meslek birliğinin bir tazminat talep
etme hakkı olsa bile bu sadece
yayınlandığı tespit edilen veya listesi sunulan müzik eserleri açısından “uygun bir bedel” olabileceğini, tüm tarife bedeli üzerinden tazminat talebi
hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay 11.
Hukuk Dairesinin içtihat ve uygulamaları da;
tüm tarife bedelleri üzerinden değil de sadece tespiti yapılan eser
sahibi sanatçılara ait eserler üzerinden bir tazminat hesabı yapılması
gerektiği yönünde olduğunu . ( Bkz. Y. 11. H. D. 2009/12371 E, 2011/5325 K.
sayı ve 02.05.2011 Tarih ve 2009/13653 E, 2011/6640 K sayı ve 31.05.2011
Tarih li kararları) Tarifeler tek taraflı olarak belirlenmiş tarifeler olup fahiş olduğunu, FSEK md. 42 ve devamı maddelerinde
belirlenen usule uygun olmadığını, üç katı tazminat talepleri ile ilgili
Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararında; kanunda en çok üç katına
kadar tazminattan bahsedilmesi nedeniyle, Mahkemelerce mutlaka üç katı
tazminata karar verilmesi zorunluluğu olmadığının açıklandığını, üç katı tazminat taleplerinin kabulü
halinde müvekkili yayıncı kuruluşun mevcut gelirleri dikkate alındığında katlanılmaz bir durum
olacağını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İNCELEME Davacı
vekili, Davalı şirkete ait ... adlı televizyon kanalının 31.12.2018 tarihli
22:00 - 24:00 saatleri arasındaki yayın kayıtlarını içerdiğini belirttiği
CD’yi ve “...”, ...” ve “...” adlı
eserlerin davacı ... korumasında olduğunu gösteren yetki belgelerinin dosyaya sunmuştur. 2012
yılı ve önceki yılları kapsayan sulh protokolü dosyaya sunulmuştur. Emsal
sözleşme örnekleri davacı yanca sunulmuştur. Bİlirkişiler SMM- emekli banka
müfettişi ... ile Ticaret Hukuku ABD Dr ... müşterek raporunda neticeten;
incelemeler neticesinde 2014 yılı tespit edilen 189.000,00 TL lisans
bedelinin ÜFE-TÜFE ortalaması alınarak
2018 yılı için lisans bedelinin 265.664,98TL+KDV olarak hesaplandığı,
davalı tarafın davacının sahip olduğu hakları ihlal ettiğinin sabit olması
karşısında 265.664,98 x 3= 796.994,94
TL tutarında tazminata hükmedilmesi gerektiği, FSEK 68/1 Kapsamında hesap
edilen tazminat tutarı 796.994,94 TL hesaplanmış olmakla birlikte davacının
talebini fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 3.000,00 TL ile sınırlandırmış olduğundan
faiz hesabında tazminat tutarının 3.000,00TL olarak dikkate alındığı,
01.01.2018 Tarihinden dava tarihi olan 15.04.2019 tarihine kadar olan
hesaplanan faiz tutarının 608,24 TL
olduğu sonuç ve kanaatini bildirdikleri anlaşılmıştır.Davacı, davalıya ait TV
kanalında 31.12.2018 tarihinde 22:00 -24:00 saatleri arasında yapılan
yayınında tespit edilen “...”, ...” ve
“...” adlı eserlerin davacı ... korumasında olduğunu, davacı şirketin izni
dışında hukuka aykırı olarak kullanıldığını ileri sürerek FSEK 68 maddesine
göre maddi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince
davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili, yasal
süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın
355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu
düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan
bilirkişi raporunda sektör bilirkişisi yer almadığı gibi davacı yanca sunulan
CD'nin incelendiğine dair herhangi bir tespit de bulunmamaktadır. Davalı eser
sahiplerinin izinleri olduğunu savunmuş, raporda da ek 2 içinde "..." adlı eserin
sahibi ... hariç yetki belgesi olmadığına değinilmiştir. Dairemizce yapılan
incelemede davalının delillerinde ek2
içinde bu yönde bir delile rastlanmadığından bu yöndeki istinaf
incelenememiştir. Mahkemece dosyanın sektör bilirkişisinin yer aldığı yeni
bir bilirkişi heyetine tevdi ile; CD'nin incelenmesi, tarafların iddia ve
savunmasının değerlendirilerek rapor alınması, hukuka aykırı kullanım tespiti
halinde benzer uyuşmazlıklarda Y.11HD'nin 2020/7968E, 2022/5296Karar sayılı,
27/06/2022 tarihli kararı ve 2018/2580Esas, 2019/4210Karar, 10/06/2019 Tarihli
ilamlarında belirtildiği üzere; "...adı geçen hak sahiplerinin davacı
meslek birliklerine yetki devri yaptıkları tüm eserleri izinsiz olarak
kullanıldığının varsayılması ve böylesi durumda, müzik sektörünün genel
işleyişi de dikkate alınarak, her bir hak sahibi yönünden 1 yıl süre ile
lisans sözleşmesi yapılacak olsaydı hangi miktar ücret talep edebileceği
tespit edilerek FSEK 68. maddesi uyarınca tazminatın belirlenmesinin
istenmesi, şayet buna ilişkin emsal sözleşmeler varsa bunların kullanılması,
emsal sözleşme bulunmaması halinde ise yapımcının eser sahibinin yorumcunun
tanınmışlıkları ve ürünlerin nitelikleri dikkate alınarak gerektiğinde
TBK’nın 50. maddesi çerçevesinde değerlendirme yapılması..." gerekli
olmakla eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bu
yönden kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan nedenle davalının istinaf
isteminin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararın kaldırılmasına,
sair hususların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar
verilmiştir. 26/09/2024 |
| İZMİR BÖLGE
ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1602 E: 2022/195 | İlim ve edebiyat eserinden
intihal yapıldığı iddiasına dayalı olarak eser sahipliğinin tespiti,
tecavüzün ref’i ve men’i, toplatma ile maddi–manevi tazminat talepleri | Davacılar
vekili, davacılar tarafından " Temel Eğitim Kitabı" başlıklı kitap
çalışmasının 8. Bölümünde "Hastane Öncesi Acil Bakımda
Elektrokardiyografi (EKG)" başlığında yer alan bilimsel eserin 2008-2010
yıllarında tamamlanarak meydana getirildiğini, 2010 yılında CV kaydı
yapıldığını, davalıların " Hastane Öncesi Acil Bakım Çalışanlarına
Yönelik EKG Kitabı" isimli 77 sayfadan oluşan bir kitap
yayınladıklarını, üniversitelerde ders kitabı olarak sunup satışını
yaptıklarını, davacıların bilimsel makalesinden almış olduklarını, kendi
eserleriymiş gibi gösterdiklerini, intihal oluşturduklarını, davacıların
hazırlamış olduğu kitabı 2011 yılında Ege Üniversitesi tarafından basılan
"Hastane Öncesi Acil Bakımda EKG ve Aritmi Yönetimi" kitabında yer
verildiğini, davalılardan ... dışındakilerin 2014-2016 yıllarında ilk ve acil
yardım programlarından mezun olduklarını, bu konuda uzmanlığa sahip
olmadıklarını, kitap yazamayacaklarını, belirterek; davacıların eser sahibi
olduğunun tespitini, tecavüzün ref'ini, men'inini, piyasaya sürülmüş
kitapların toplanmasını fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı belirsiz
alacak davası olarak 1.000,00-TL manevi, üç katı tazminat taleplerine
karşılık 3.000,00-TL maddi tazminat ile haksız kazanç sebebiyle 1.000,00-TL
yoksun kalınan zararın dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte
davalılardan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP :
Davalı ..., ... vekili, İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğunu, davalı ...'nın
kitabın hazırlanması hususunda eğitim verdiğini, sağlık çalışanlarını ve
sağlık bölümünde okuyan öğrencilerini bir araya getirerek ekibi
oluşturduğunu, 2004 - 2012 yılları arasında davacılardan ... ve ...'in ...
ile hem iş hem dernek hem de sosyal anlamda yakın ilişkileri olduğunu,
birlikte kurs, sempozyum ve ve kongre etkinlikleri yaptıklarını, ...'nın 2003
- 2006 yıllarında detaylı bir slayt
çalışması yaptığını, ... kanalında hiç bir döküman olmadan konuların
anlatıldığını, evrensel olan EKG bilimine ait cümlelere sahiplik iddia
edilemeyeceğini, belirterek; davanın
karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ..., ... vekili, İstanbul
mahkemelerinin yetkili olduğunu, dava konusu eser ile ilgili olarak
davalıların bugüne kadar herhangi bir tasarrufu olmadığını, ... ile meslektaş
olması sebebiyle tanışıklığı bulunduklarını, davalıların çeşitli sosyal
sorumluluk projelerinde birlikte faaliyet yürüttüğünü, bu faaliyetler
çerçevesinde sosyal yardımlar, acil sağlık öğrencilerine yönelik eğitici
faaliyetler yürüttüklerini, bu faaliyetler yürütülürken çeşitli eğitsel
araçlar (slayt vb.) kullanıldığını, bunların hazırlanmasında grafik ve
traselerin hazırlanması konusunda davalıların yardımı olduğunu, yalnızca bu
grafik ve traseler dava konusu eserde kullanıldığını, ancak yazı kısımlarında
davalılara ait herhangi bir bölüm bulunmadığını, dava konusu eser baskıya
verilirken davalılarında herhangi bir muvafakat alınmadığını, belirterek;
davanın reddine karar verilmesini
talep etmiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya
kapsamına göre, dava konusu fotoğrafların FSEK.m.2/1 kapsamında ilim ve
edebiyat eseri olduğu, davacılar tarafından 04.08.2010 tarihinde meydana
getirilen çalışmanın bilimsel bir çalışma olarak davacılar tarafından
birlikte meydana getirildiği ve iştirak halinde eser olduğu, eserin tümü
üzerinde her iki yazarın iştiraki bulunduğu,
davalı eserinin tamamının 77 sayfa olduğu kitabı ilk 5 sayfasının
kapak ve içindekiler bölümünden oluştuğu, davalı eserinin davacı eserinden
alıntı yapılan bölümlerinin toplam 12 sayfa olduğu, bu kısımların içerisinde
4 sayfaya tekabül eden kısmın grafik ve şekillerden oluştuğu, bu grafik ve
şekillerin davacı eseri ile aynı olmaması sebebiyle hesaplamada nazar
alınmadığı, davacı eserinden yapılar altınların sayfa bazlı miktarının 8
sayfadarı ibaret olduğu, bu kısımın tüm kitaba oranının ise % 11 olduğu,
davalılara ait kitapta yer alan belirli cümlelerin, ifadelerin iktibas
kurallarına aykırı olarak yazarın ismi, alıntılanan eserin bilgileri ve
iktibasın ölçüsü aşılarak belli bölümlerin kullanılması nedeniyle çoğaltma ve
yayma hakkının ihlal edildiği, eser sahibinin adının belirtilmediğinden eser
sahibinin eser sahibi olarak tanıtılma manevi hakkının ihlal edildiği,
davalılar ..., ... ve ... yönünden davadan feragat edildiği, belirtilerek;
davacıların, davasının kabulüne, davacılara ait çalışmaların sahibini
hususiyetini taşıyan ilim ve edebiyat eseri olduğunun tespitine, davalılara
ait eserde yer alan davacılara ait çalışmalarda alınan alıntıların davacı
eserlerine tecavüz oluşturduğu, tecavüzün refine, davalılara ait başılmış
eserlerin toplatılmasına, yeni basımların önlenmesine, hüküm özetinin
ilanına, davalılar ..., ... ve ... yönünden feragat nedeniyle davanın reddine
karar verilmiştir. Karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf yoluna
başvurulmuştur.Davalılar vekili, EKG
bilgilerinin kamuya mal olmuş bilgilerden olduğunu, daha önce davalılara ait
slaytlarla davalılar ile aynı çatı altında eğitimler veren davacıların kötü
niyetli olduklarını, delilerin incelenmediğini, aynı konuya ve taraflara
ilişkin davacılar tarafından da delil olarak sunulan, davacı tarafın aleyhine
sonuçlanmış olan 2019/58312 soruşturma dosyası ve alınan bilirkişi raporu
istenmeden davalılar tarafından sunulacak yazılı ve dijital deliller
sunulmadan bilirkişi raporu alındığını, raporun hükme esas alınamayacağını,
EKG kitapları arasında olan % 11 benzerliğin tıp dilinden kaynaklandığını,
davanın konusunu oluşturudan ve davalılar tarafından yazılmış olan kitabın Paramedik Derneği çatısı altında
daha iyi sağlık çalışanları yetiştirmek adına öğrencilere ve eğitim alanlara
hediye edilmek üzere hazırlandığını, intihale konu edilen paragrafların ortak
kaynak kitaplardan alındığını, kitap yazımında kullanılan slaytların davalı
tarafından hazırlanan eğitim araçları olduğunu, davalıların dava konusu
slaytları izinsiz ve habersiz kullandığının isapt edilemediğini, bilirkişi
raporları arasında bulunan çelişki giderilmeden karar verildiğini, soruşturma
dosyası kapsamında düzenlenen raporda intihal bulunmadığının belirtildiğini,
belirtilerek; kararın kaldırılmasını
talep etmiştir. İstinaf mahkemesi, " “İntihal” kavramı 5846 sayılı Fikir
ve Sanat Eserleri Kanununda (FSEK) açıkça tanımlanmamış olmakla birlikte
sözlük anlamı itibariyle aşırma, başkasına ait eseri kendininmiş gibi
gösterme, kaynak göstermeksizin başkasının eserinden parça alma (Yılmaz,
Ejder; Hukuk Sözlüğü, Ankara, 1976, s. 72.) anlamında olup, hukuk düzenince
de bu anlam yüklenmiş ve yasaklanmıştır. İntihal tam veya kısmi nitelikte
olabilir. Açıktır ki, ister tam, ister kısmi nitelikte olsun, intihalin
(aşırmanın, çalıntının) varlığı hâlinde, buna maruz kalan hak sahibi, hukukun
kendisine tanıdığı yasal yollara başvurma hakkına sahiptir. Zira intihal, hak
sahibinin mali ve manevi haklarının ihlali anlamı taşımaktadır. İntihalden
bahsedebilmek için her şeyden önce kıyaslamaya konu fikri ürünlerin FSEK
anlamında eser olması gerekmektedir. FSEK’e göre eser, sahibinin hususiyetini
taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri
olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleridir. Başka bir deyişle, bir
fikri ürünün eser olarak kabul edilebilmesi için sahibinin hususiyetini taşıması
ve kanunda sınırlı sayıda belirtilmiş olan eser türlerinden birine dâhil
edilebilmesi koşulları bulunmalıdır.İntihal, özü itibariyle haksız fiilin
fikir ve sanat eserleri hukukuna yansıyan bir görünümüdür. O hâlde iki eser
arasında intihal incelemesi yapılırken; sonraki eser sahibinin eyleminin, ilk
eser sahibinin mali ve manevi haklarından en az birisini ihlal edip etmediği;
sonraki eserin ilk eserden hareketle oluşturulup oluşturulmadığı; eserler
arasında benzerlik varsa ilk eser sahibinin hususiyetinin sonraki esere aynen
geçirilip geçirilmediği ve son olarak da tespit edilen benzerliğin FSEK’in
35. maddesinde belirlenen iktibas serbestisi veya esinlenme kapsamında kalıp
kalmadığı hususlarının bir bütün olarak araştırılması gerekmektedir. (Yavuz,
Levent/ Alıca, Türkay/ Merdivan, Fethi; Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu
C.I, Ankara, 2013, s. 1282). İntihal iddiası araştırılırken yukarıda
açıklandığı üzere eser sahiplerinin hususiyetleri dikkate alınarak eserler
arasındaki farklılıklar ve benzerlikler belirtilmeli, eserler arasında
benzerlik varsa benzerliklerin neden kaynaklandığı ve ilk eser sahibinin
hususiyetinin sonraki esere aynen geçirilip geçirilmediği açıklanmalı, tespit
edilen benzerliğin FSEK’nin 35. maddesinde belirlenen iktibas serbestisi veya
esinlenme kapsamında kalıp kalmadığı incelenmeli ve nihayetinde intihal
yapılıp yapılmadığı hususu tüm deliller değerlendirilerek kuşkuya yer
bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir. ( Yargıtay HGK'nun 07.02.2019 tarih
ve 2017/11-63 E. 2019/86 K.) Mahkemece bilirkişi
incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın
çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi,
raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik
bilgilere ve açıklamalara usulünce yer vermesi, tarafların iddia, savunma ve
itirazlarını gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışması, bu
tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Bilirkişi raporunun
teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi
raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın
özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur
tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu
durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya
belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması
için bilirkişiden ek rapor almalı ya da yeni bir bilirkişi incelemesi
yaptırmalıdır. Bu çerçevede; somut olaya konu eylemler nedeniyle soruşturma
aşamasında alınan bilirkişi raporu ile yargılama sırasında düzenlenen
bilirkişi ek ve kök raporları arasında açık bir çelişki söz konusu olup,
raporlarındaki bulgular ile mahkemece alınan bilirkişi raporu arasında doğan
çelişkiye dayalı olarak davacı tarafça rapora karşı ciddi itirazlar ileri
sürüldüğü halde mahkemece bu itirazları karşılayan yeni bir bilirkişi
heyetinden çelişkiyi gideren bir rapor alınmaksızın eksik incelemeye dayalı
olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetli değildir. Zira, soruşturma
aşamasında alınan raporda intihal bulunmadığı beliritirlmiş olması karşsında,
intihalin varlığına işaret eden hükme esas alınan raporda, raporlar asındaki
çelişkiyi giderecek, itirazları karşılayacak şekilde yeterli gerekçeye yer
verilmemiş olması nedeniyle yukarıda açıklanan ilkeler ışığında söz konusu
rapor yetersiz, davalının sorumluluğunun tespiti konusunda yapılan araştırma
eksiktir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz. Açıklanan tüm bu
hukuki ve maddi vakıalar karşısında; İDM tarafından dosyanın, tarafların tüm
delilleri ile birliklte eksiksiz olarak üniversitelerin acil tıp alanında
görevli akademik ünvana sahip bir acil tıp uzmanı, bir fsek uzmanı bir de
adli bilişim uzmanından oluşacak yeni bir bilirkişi kuruluna tevdi edilerek
davacının intihal iddiasına ilişkin olarak, eser sahiplerinin hususiyetleri
dikkate alınarak, eserler arasındaki farklılıklar ve benzerlikler belirtilmek
suretiyle eserler arasında benzerlik varsa benzerliklerin neden kaynaklandığı
ve ilk eser sahibinin hususiyetinin sonraki esere aynen geçirilip
geçirilmediği gösterir tarafların iddia ve savunmalarını karşılayacak şekilde
açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli rapor alınarak, bu şekilde teknik
inceleme eksikliği tamamlandıktan ve bu yöndeki itirazlar da giderilip
oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar gözetilerek infazda tereddüte
neden olmayacak şekilde davacının tazminat da dahil tüm talepleri hakkında
karar infaza elverişli şekilde bir karar verilmesi, gerekirken, eksik
araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; bir hükmün neleri içermesi gerektiği HMK’nın 297. maddesinde;
düzenlenmiş olup, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz
tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara
yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve
tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu ifade
edilmiştir. Bu hüküm, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Anılan
madde uyarınca mahkemece, taleplerin hepsi hakkında karar verilmesi gerekir.
Mahkemenin taleplerden biri hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir karar
vermemiş olması halinde hakkında karar verilmemiş olan talep, reddedilmiş
sayılamaz. Çünkü, bu talep hakkında ortada olumlu veya olumsuz bir mahkeme
kararı yoktur. Somut olayda davacı taraf davacıların eser sahibi olduğunun
tespitini, tecavüzün ref'ini,
men'ininin yanında maddi ve manevi tazminat ile haksız kazanç sebebiyle
yoksun kalınan zararın tahsilini talebinde bulunmuş olup İDM tarafından
davacının tazminat ve yoksun kalınan kazanç talebine yönelik kararda her
hangi bir tartışma ve gerekçeye yer verilmediği gibi bu hususta bir karar da
verilmemiştir. Mahkemece tarafların tüm delilleri muvacehenesinde iddia ve
savunmanın hangisine üstünlük tanındığı belirtilip gerekçelendirilmek
suretiyle söz konusu talep hakkında da bir karar verilmesi gerekirken; aksi
yönde varılan hukuki kabulde isabet görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece
mahkemesince anılan tebligat eksiklikleri giderilmeden davanın esası hakkında
karar verildiğinden istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması
mümkün değildir." gerekçeleriyle istinaf başvurusunun kabulüne ve
mahkemem kararaının kaldırılmasına karar vermiştir. 26.09.2024 |
| İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1394 E: 2024/894 | Cayma hakkının kullanımının geçersiz
olduğunun tespiti talebi (FSEK m.58) | Davacı vekili dava
dilekçesinde; taraflar arasında 10/04/2013 tarihinde imzalanan iki adet
çeviri sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmeler ile müvekkili şirketin
"..." adlı yazarın “..." ve “..." adlı çeviri eserlerinin
mali haklarını davalı olan çevirmen ...’den devraldığını, diğer davalı ...
tarafından ihtarnamesi ile ...’nin bahsi geçen çeviri eserlerle ilgili
haklarının takibini yetki belgeleri ile kendilerine devrettiğini, çeviri
sözleşmesinin şekil şartlarına uygun olmadığını, çeviri eserin 2. ve 3.
baskıları için çeviri ücretinin 5 gün içerisinde ödenmesini talep ettiğini
bildirdiğini, cevabi ihtarname ile sözleşmede herhangi bir aykırılığın
bulunmadığının ve istenilen bedelin haksız ve hukuka aykırı olduğunun
bildirildiğini, bunun üzerine davalı ...'nin 08.03.2017 tarihli ihtarname ile
sözleşmenin feshedildiğini ancak cayma
bildiriminin haksız olduğunu ve
sözleşmeye aykırı olduğunu, davalılar arasında imzalanan yetki belgesinin
ihtarname ekinde müvekkiline gönderilmediğini, yetki belgesi ile devir işlemi
yapılmış olsa dahi bu işlemin sözleşmeye aykırı olduğunu, 5846 sayılı Fikir
ve Sanat Eserleri Kanunu'nun (5846 sayılı Kanun) 58 inci maddesi gereğince
cayma hakkını kullanmak isteyen eser sahibinin, bu hakkı kullanmadan önce
noter vasıtasıyla diğer tarafa münasip bir mehil vermesi gerektiğini, çeviri
eserlerin yeni baskılarına ilişkin ödeme talebinin mehil verilmesine engel
olan hallerden olmadığını, sözleşmede çevirmenin müteakip baskılar için
herhangi bir talepte bulunmayacağının açıkça belirtildiğini, sözleşmede her
bir esere dair hakların ayrı ayrı gösterildiğini, söz konusu her bir eserin
müteakip baskılarında tercüme hakları için Çevirmen'in tüm haklarından
feragat ettiğinin belirtildiğini, sözleşmede kitapların çeviri bedellerinin
sayfa başına ödeneceğinin açıkça belirtildiğini, davalının baskı adeti
üzerinden talepte bulunmasının sözleşmeye aykırı olduğunu, sayfa başına
belirlenen bedelin sözleşmede belirtilen koşullar çerçevesinde Çevirmen'e
ödendiğini, müvekkilinin sözleşmeler gereğince üzerine düşen yükümlülükleri
yerine getirdiğini, sözleşmelerin imzalanmasından seneler sonra çevirmenin
talepte bulunmasının kötü niyetli olduğunu, caymanın koşullarının bütünüyle
gerçekleşmediğini beyanla fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak
kaydıyla, cayma bildirimine itirazlarının kabulü ile caymanın hükümsüzlüğüne
karar verilerek bu konudaki muarazanın men'ine karar verilmesini talep
etmiştir.Davalı vekili cevap
dilekçesinde; davacının müvekkili birliğin üyesi olan diğer davalı ...'ye
imzalattığı sözleşmede yasanın aradığı şartlara uymadığını, 5846 sayılı Kanun'un
52 nci maddesinde mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı
olmasının ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesinin şart
olduğunun hüküm altına alındığını,
yine 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 491 inci maddesinde, sözleşmede
basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkının
olduğunun, tarafların sözleşmenin süresini veya baskı adedini kararlaştırmak
zorunda olduklarının belirtildiğini, dava konusu sözleşmelerde söz konusu her
bir eserin müteakip baskılarında tercüme hakları için çevirmenin tüm
haklarından feragat ettiği, buna karşılık yayınevinin ödeme günlerine sadık
kalacağının düzenlendiği, sözleşmede kaç baskı yapılacağının
kararlaştırılmadığını, sözleşmedeki müteakip baskılar için müvekkil birliğin
üyesi diğer davalı olan çevirmenin tüm haklarından feragat etmesi şeklinde
bir değerlendirmenin yapılamayacağını, yasal olarak sözleşmeyle dahi olsa
feragat edilmeleri batıl olacak haklar gösterilmeden gelecekteki tüm
haklardan feragat edildiğine ilişkin hükmün
mutlak olarak batıl kabul edilmesi gerektiğini, davacının kötü niyetli
olarak müvekkili birliğin üyesi olan diğer davalının tecrübesizliği ve
yeterli bilgisinin olmamasından faydalanarak tek taraflı şekilde önceden
düzenlediği sözleşmeyi imzalamaya
zorlayarak hakkını kötüye kullandığını, müvekkili meslek birliğininde ihlalin
giderilmesi için davacıya uygun süre verdiğini, bu durumun davacı tarafından
açıkça reddedilmesi üzerine gönderilen ikinci bir ihtarname ile sözleşmenin
feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkili ...'nin yasa ile kurulmuş bir
meslek birliği olduğunu, bu kapsamda üyelerinin tüm haklarının korunması için
gerekli tüm işlemleri yapma yetkisine sahip olduğunu, bu hususa karşın davacı
tarafından eserin mali haklarının devredilmemesi gerektiği yönündeki
iddiaların hukuki bir geçerliliğinin bulunmadığını, zira meslek birliğine
devredilen yetkinin bu hakların takibine ilişkin olduğunu ve davacının
sözleşme ile meslek birliğinin yetkisini kısıtlama hakkına sahip olmadığını
beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı ... vekili cevap
dilekçesinde; 6098 sayılı Kanun'un 28 inci
maddesinde bir sözleşmede
karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık olması ve bu oransızlığın zarar görenin zor durumda kalmasından veya
düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle
gerçekleştirilmesi halinde, zarar görenin durumun özelliğine göre ya sözleşme
ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da
sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebileceğinin hüküm altına alındığını,
davalı müvekkilinin sözleşmeye bağlı kalma isteği ile aradaki oransızlığın
giderilmesi adına diğer baskı sayılarına ilişkin ücretleri talep
ettiğini, davacının müvekkilinin
deneyimsizliğinden ve bilgisizliğinden faydalandığını, davacının
edimler arasında ki oransızlığı gidermekle yükümlü olduğunu,
müvekkilinin meydana getirdiği eser karşısında hak kaybına ve zarara uğraması
nedeniyle ...ne başvurduğunu ve imzaladığı sözleşmeyi haklı nedenle feshetme
niyetiyle Meslek Birliğini yetkilendirdiğini, 5846 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi uyarınca, mali hakların
devrine ilişkin sözleşmelerde devre konu eserin, mali haklarının, baskı
sayısı ve basım adedinin açıkça ayrı ayrı belirtilmesi gerektiğini, davaya
konu çeviri sözleşmesinde birinci basıya ilişkin açık hüküm bulunmadığını,
müvekkilinin talep ettiği ücret karşılığı olan ikinci ve üçüncü basılara ve
basım adedine ilişkin de sözleşmede açık hüküm bulunmadığını, bu hali ile
mali hakların devrine ilişkin geçerli bir sözleşme bulunmadığını, müvekkilinin 5846 sayılı Kanun'un 58 inci maddesi gereğince cayma hakkını
kullandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İlk
Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; her ne kadar dosyaya sunulan
bilirkişi heyet raporunda davaya konu 10/04/2013 tarihli sözleşmelerin yazılı
olması ve devredilen hakların tek tek gösterilmesi nedeniyle sözleşmenin 5846
sayılı Kanun'un 52 nci maddesine aykırılık taşımadığı, davalı çevirmen
açısından sözleşmenin aşırı yararlanma başka bir deyişle gabin oluşturmasının
aynı Kanun'un 52 nci maddesine aykırı olduğundan 58 inci maddesi kapsamında caymaya gerekçe
yapılmayacağı belirtilmiş ise de anılan Kanunda mali haklara dair sözleşme ve
tasarrufların yazılı olmasının ve konuları olan hakların ayrı ayrı
gösterilmesinin şart olduğu, yine yukarıda izahı yapılan 6098 sayılı Kanun'un
491 inci maddesinde sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak
bir basım yapma hakkının olduğunun, tarafların sözleşmenin süresini veya
baskı adedini kararlaştırmak zorunda olduklarının belirtildiği, sözleşmede
kanunun amir hükmünde belirtildiği üzere hangi haklardan feragat edildiğinin
açıkça düzenlenmediği, yine kaç baskı yapılacağı kararlaştırılmadığı dikkate
alındığında davalı olan çevirmenin tüm haklarından feragat etmesi şeklinde
bir değerlendirmenin yapılamayacağı,
genel işlem şartları yönünden sözleşme hükümleri değerlendirildiğinde
matbu sözleşme şeklinde düzenlenerek belli yerleri değiştirilerek imzalandığı
anlaşılan sözleşmenin 4.7 maddesinde yer alan "çevirmen çevirisini
yapacağı kitabın yeni bir çevirisini hakları artık yayınevinde olmasa bile 60
yıl boyunca başka bir yayın evine yapmaz" hükmün genel işlem şartı
niteliğinde olduğu, sözleşmenin kelepçeleme sözleşme niteliğinde bulunduğu,
şu hale göre davalının mali haklarının ihlal ettiğinin kabulünün kaçınılmaz
olduğu sonuç olarak davacıya çekilen
ihtarın içerik açısından yerinde olduğu ve cayma hakkının kullanılması
yönünde mehil de verildiği dikkate alındığında usulüne uygun olarak caymanın
kullanıldığının kabulünün gerektiği, sonuç olarak bilirkişi raporundaki
tespitlerin bu yönden hatalı olduğu, tekrardan rapor alınmasının usul
ekonomisine uygun düşmeyeceği esasen uyuşmazlığın değerlendirilmesinde teknik
bir yön bulunmadığı dikkate alındığında gerekli değerlendirilmenin
mahkememizce yapılabileceği, davalı açısından caymanın şartlarının oluştuğu
ve usulünce cayma hakkının kullanıldığı gerekçeleriyle, davacının sübut bulmayan
davasının reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde
özetle;cayma bildiriminin şekil açısından geçersiz olduğunu, cayma
bildirimine ilişkin ihtarnamenin eser sahibi davalı tarafından
gönderilmediğini, cayma hakkını kullanmadan önce 5846 sayılı Kanun'un 58 inci
maddesi uyarınca münasip bir mehil verildiğinden bahsedilemeyeceğini, davalının cayma bildiriminin haklı bir
sebebe dayanmadığını, sözleşmenin 5846 sayılı Kanun'un 52 nci maddesine aykırılık
taşıdığından bahsedilemeyeceğini, sözleşmede yer alan birtakım maddelerin
genel işlem şartı olarak değerlendirilmesinin hatalı olup caymaya gerekçe
olarak gösterilemeyeceğini, aynı Kanun'un 58 inci maddesinde belirtilen
caymaya ilişkin şartların sağlandığından bahsedilemeyeceğini, davalılar
lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu, davanın reddi halinde
davalılar lehine tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerektiğini
belirterek kararının kaldırılmasını
istemiştir. İstinaf Mahkemesi,
31/03/2022 tarihli, 2019/2486 Esas - 2022/548 Karar sayılı kararı
ile;" Dava, caymanın hükümsüzlüğü davasıdır. Davacı ile davalılardan ...
arasında çevirmenlik sözleşmelerinin imzalandığı, bu sözleşmelerle davacının
mali hak sahibi olduğu anlaşılmıştır. Davalı tarafça davacıya 23/02/2017
tarihli ihtarın gönderildiği, ihtarnamede sonradan yapılan baskılar için
ödenmemiş çeviri ücretinin 5 gün içerisinde ödenmesinin istendiği aksi halde
FSEK 68. Maddesi uyarınca tecavüzün ref'i yoluna gidileceği hususunun
belirtildiği, davacı tarafın ise söz konusu ihtara verdiği 10/03/2017 tarihli
ihtarname ile istenen bedelin haksız olduğunun bildirildiği, davalı tarafça
08/03/2017 tarihli ihtarname ile sözleşmeden cayıldığının bildirildiği,
davanın da 4 haftalık süre içerisinde 05/04/2017 tarihinde açıldığı
görülmüştür. Davalı tarafça 08/03/2017 tarihli ihtarnamede çeviri sözleşmelerinin 6.4 maddesinin FSEK
52.maddesindeki şartlara uygun olmadığı ve 6098 Sayılı TBK 491.maddesine göre
bu sözleşmelerin tek bir baskı için geçerli olduğundan ikinci ve üçüncü
baskıların davacının yapma hakkı bulunmadığını, ayrıca 23/02/2017 tarihli
ihtarnamede belirtilen 5 günlük süre içerisinde ödeme yapılmadığından bahisle
sözleşmelerin FSEK 58.maddesi uyarınca feshedildiği bildirilmiştir. Cayma
hakkının kullanılması için şekle ve esasa dair şartların gerçekleşmesi
gerektiği, Somut olayda davalı tarafça
ihtarnamede münasip bir zaman verildiği, dolayısıyla bu nedenle caymanın
şekle uygun olarak yapıldığı görülmüştür. Esasa ilişkin olarak yapılan
değerlendirmede ise, dava konusu çeviri sözleşmelerinin FSEK 52.maddesine uygun
olmaması ve sonraki baskı ücretlerinin ödenmemesinin gerekçe yapıldığı
görülmüştür. Her ne kadar mahkemece genel işlem koşullarından bahsedilmiş ise
de, bu husus FSEK 58.maddesinde öngörülen hususlardan değildir. Dolayısıyla
genel işlem koşulları sözleşmeden caymaya gerekçe yapılamaz. Öte yandan söz
konusu sözleşmelerde devredilen hakların tek tek gösterildiği sözleşmenin bu
haliyle FSEK 52.maddesine aykırılık taşımadığı kanaatine
varılmıştır.Açıklanan bu hususlar gözetildiğinde mahkemece caymanın geçersiz
olduğunun tespitine dair hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme
sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, davacı
vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm
kurulmuştur." gerekçesiyle;
davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, davanın kabulü ile, ilk derece mahkeme
kararının 6100 Sayılı kaldırılmasına, davanın kabulüne" karar
verilmiştir.İstinaf kararı, Davalı
Türkiye Çevirmenler Birliği Vekili Av. ... vekili tarafından temyiz
edilmiştir.Yargıtay 11.HD'nin 13/02/2024 tarih, 2022/3855 Esas, 2024/994
Karar sayılı ilamıyla; "Somut
olayda ise taraflar arasında yapılan sözleşmelerin 3 üncü maddesinde işbu
sözleşme ile mali hakları ve kullanma ruhsatını çevirmenden devralan
şirketin, çoğaltma, yayma, işlenme, temsil, bilgi ve metinlerin tamamı ya da
bir kısmını kopya etme fotografik, mekanik yollarla çoğaltma ya da bilgisayar
teknolojisi kullanılarak disket, compact disk, internet ya da başka araçlara
yüklenebilme veya diğer yollarla (işaret ses ve/ veya görüntü nakline yarayan
araçlarla) görsel ve sanatsal ortamda çoğaltma ve yayma, elektronik ortamda
uyarlama mali haklarını yurt içi ve yurt dışında, her türlü ortam ve her
türlü materyal ile kullanabilecekleri; 4 üncü maddesinin yedinci bendinde
çevirmenin çevirisini yapacağı kitabın yeni bir çevirisini, hakları artık
yayın evinde olmasa bile 60 yıl boyunca başka bir yayınevine yapamayacağı, 6
ncı maddesinin dördüncü bendinde ise söz konusu her bir eserin müteakip
baskılarında tercüme hakları için çevirmenin tüm haklarından feragat ettiği,
buna karşılık yayın evinin ödeme günlerine sadık kalacağı düzenlenmiş olup
baskı adedi kararlaştırılmamıştır. Davacı ilk baskıyı yapıp dağıtımını
sağladıktan sonra 2 nci ve 3 üncü baskıları da yapıp dağıtımını sağlamış
ancak sadece ilk baskı bedelini ödemiştir. Hal böyle olunca davacı yayın evi
baskı ve dağıtım yaptığından somut olayda caymanın şekli şartı yerine
getirilmiş olmasına rağmen maddi şart gerçeklememiştir. O nedenle bu yönlere
ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi tespiti doğru olmakla birlikte yayım
sözleşmesi 6098 sayılı Kanun'un 487 vd. maddelerinde düzenlenmekte olup 491
inci maddesinde, sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak
bir basım yapma hakkı olduğu belirtilmek suretiyle tarafların sözleşmenin
süresini veya baskı adedini kararlaştırma zorunluluğu emredici şekilde hükme
bağlanmıştır. Taraflar, sözleşmelerde baskı adedi belirtmediklerine göre
davacı ancak bir baskı yapma hakkına sahiptir. Dolayısıyla anılan hükümden
hareketle sözleşmelerin 4 üncü maddesinin ikinci bendinde düzenlenen, sözleşmenin
6 ncı maddesinde yazılı meblağdan başka her ne nam altında olursa olsun
şirketten herhangi bir talepte bulunulamayacağına ilişkin hükmün ve 6 ncı
maddesinin dördüncü bendinde düzenlenen söz konusu eserin müteakip
baskılarına tercüme hakları için çevirmenin tüm haklarından feragat ettiğine
ilişkin hükmün dayanağı bulunmamakta olup anılan emredici hüküm nedeni ile
6098 sayılı Kanun'un 27 nci maddesi uyarınca anılan sözleşme hükümlerinin
geçersiz kabul edilmeleri gerekmektedir.Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesi
kararında belirtildiği üzere taraflar arasında düzenlenen iki sözleşme
birbirleri ile birebir aynıdır. Dolayısı ile bu sözleşmeler 6098 sayılı
Kanun'un 20 ve 25 inci maddelerinin uygulanmasını gerektiren tip sözleşmeler
olup genel işlem şartları yönünden denetlenerek bu yönden de geçersiz kabul
edilmek durumundadır.6100 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi uyarınca davada
olayları anlatmak taraflara, davanın hukuki nitelendirilmesi ise hakime
aittir. Somut olayda davacı 1,2 ve 3
üncü baskı adetleri yönünden işleme eser sahibini ödeme yapmadığından
gönderilen ihtarda verilen sürenin dolması ile temerrüde düşmüştür. Diğer
taraftan davacının dayandığı sözleşme hükümleri de geçersizdir. Sözleşme
süresi taraflarca 60 yıl olarak kararlaştırıldığına göre sözleşme sürekli
borç doğuran sözleşme olduğundan, mahkemece yapılması gerekenin 6098 sayılı
Kanun'un 126 ncı maddesi ve yukarıda belirtilen maddeler kapsamında
nitelendirme yapılması ve somut olaya uygulanması ile anılan gerekçelerle
davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgı
değerlendirme ve hatalı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru
görülmemiştir. Şeklinde açıklanarak kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Dairemizce, Yargıtay bozma ilamı taraf vekillerine tebliğ edilmiş, duruşmaya
katılan davacı vekili Yargıtay bozma ilamına direnilmesini, davalı vekili
Yargıtay bozma ilamına uyulmasını
talep etmiş, usul ve yasaya uygun görülen bozma kararına uyulmasına
karar verilerek, bozma ilamı doğrultusunda inceleme yapılmıştır.Dava, 6098
sayılı Kanunda düzenlenen sözleşmeden dönme veya sürekli edimli sözleşme ise
sözleşmenin feshinin özel bir türü olarak 5846 sayılı Kanun'un 58 inci
maddesinde düzenlenen caymanın geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine, Bölge
Adliye Mahkemesince ise yine yukarıda belirtilen yazılı gerekçe ile davanın
kabulüne karar verilmiştir. Dairemiz kararına karşı davalıların temyizi
üzerine, Yargıtay 11.HD'nin 13/02/2024 tarih, 2022/3855 Esas, 2024/994 Karar
sayılı ilamıyla, yukarıda yazılı şekilde Dairemiz kararının bozulmasına karar
verilmiştir. Dairemizce usul ve yasaya
uygun bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Uyulmasına karar verilen
Yargıtay bozma ilamındaki, "....6100 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi
uyarınca davada olayları anlatmak taraflara, davanın hukuki nitelendirilmesi
ise hakime aittir. Somut olayda davacı 1,2 ve
3 üncü baskı adetleri yönünden işleme eser sahibini ödeme
yapmadığından gönderilen ihtarda verilen sürenin dolması ile temerrüde
düşmüştür. Diğer taraftan davacının dayandığı sözleşme hükümleri de
geçersizdir. Sözleşme süresi taraflarca 60 yıl olarak kararlaştırıldığına
göre sözleşme sürekli borç doğuran sözleşme olduğundan, mahkemece yapılması
gerekenin 6098 sayılı Kanun'un 126 ncı maddesi ve yukarıda belirtilen
maddeler kapsamında nitelendirme yapılması ve somut olaya uygulanması ile
anılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye
Mahkemesince yanılgı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile davanın kabulüne
karar verilmesi doğru görülmemiştir." şeklindeki gerekçe doğrultusunda
davanın reddine karar verilmiştir. 25/09/2024 |
| İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1467 E: 2022/121 | Mimari
proje üzerindeki izinsiz değişiklikler ve izinsiz kullanım nedeniyle FSEK’ten
kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile
eserin eski hâline getirilmesi yoluyla tecavüzün ref’i talebi | Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin mimar olduğunu,
....1500 kişilik öğrenci projesinin mimarı ve müellifi olduğunu, müvekkilinin
müellifi olduğu projenin iki kısımdan oluştuğunu, birinci kısmın kız öğrenci
yurdu olarak planlandığını, projenin ilk kısmının müvekkilinin çizmiş olduğu
proje doğrultusunda tamamlandığını, 2.kısmının yapımında ise, müvekkilinden
izin almaksızın mimari proje üzerinde değişiklik yapıldığını, anılan projenin
Yap - İşlet - Devret modelinde yapıldığını, iş sahibinin davalı ....
Rektörlüğü olduğunu, işletme sahibinin ise diğer davalı ...A.Ş. olduğunu,
davalıların müvekkili tarafından hazırlanan proje üzerinde izinsiz
değişiklikler yaptığını, projenin FSEK kapsamında eser olduğunu, bu
sebeplerle FSEK'in 68. maddesi uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydı ile 10.000,00 TL maddi tazminatın 12/12/2011 tarihinden itibaren
işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, bu
talebin kabul edilmemesi durumunda FSEK'in 70/2-3. maddeleri gereğince aynı
miktarın (10.000,00 TL) hüküm altına alınmasına, fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL manevi tazminatın 12/12/2011
tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan
müteselsilen tahsiline, tecavüzün ref'ine, eser üzerinde yapılan
değişikliklerin ortadan kaldırılmasına ve hükmün ulusal gazetelerde ilanına,
karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı ... Rektörlüğü vekili cevap dilekçesinde; ....
Üniversitesi'nin öğrencilerinin barınma sorununu çözmek amacıyla 2286 sayılı
Yasanın 51/g. maddesi uyarınca ihaleye çıkıldığını, ihaleyi kazanan ... A.Ş.
ile idare arasında 25/03/2011 tarihinde ...Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme
uyarınca 25.900 metre karelik alanda 1500 öğrenci kapasiteli, 7 katlı, 2 blok
halinde öğrenci yurdu yapılması karşılığı irtifak hakkı tesis edileceğini,
750 kişilik 1. Etap ve 750 kişilik 2. Etap olmak üzere 2 ayrı blok öğrenci
yurdu yapılması karşılığı 30 yıllık irtifak hakkı tesis edildiğini, yüklenici
... İnşaat'ın 1. etabı bitirdiğini, fakat 2. etabın yapımına dahi
başlayamadığını, .. İnşaat'ın sözleşmeyi devretmek istediğini bildirmesi
üzerine ise 18/04/2013 tarihinde diğer davalı ... A.Ş. ile idare arasında
irtifak hakkı sözleşmesi imzalandığını, diğer bir ifadeyle 1. etap yurt
inşaatı için (...) bloklarının yüklenici firma .... A.Ş tarafından, 2.Etap
yurt inşaatı için diğer davalı .... A.Ş tarafindan ilgili “mimari uygulama
projeleri” üçüncü kişilere hazırlatılarak müvekkili ... Üniversitesi'nin
onayına sunulduğunu, müvekkili ... Üniversitesi tarafından 2886 sayılı Kanun
uyarınca ihale yapıldığını, bu kapsamda yurt binası yaptırılması karşılığında
irtifak hakkı tesis edildiğini, proje alımına yönelik ihale yapılmadığını,
ihale alan firmalar ile müvekkili .... Üniversitesi arasında imzalanan ...
Sözleşmesi ve bu sözleşmenin eki Teknik Şartnameye göre projelerin
yaptırılmasından ve/veya projedeki değişikliklerden yüklenici firmaların
sorumlu olduğunu ve bu nedenle de FSEK kapsamında tüm sorumululuğun
sözleşmenin tarafı olan yüklenici firmalara ait olduğunu, bu nedenle
davacının projeleri ile müvekkili Balıkesir Üniversitesi'nin bir ilgisi
olmadığını, ekte sunulan belgelere istinaden eğer davacının mimari projesi
değiştirilmiş ise bundan müvekkili ...Üniversitesi'nin ilgisi ve haberinin
olmadığını, müvekkili .... Üniversitesi ile proje müellifleri arasında hukuki
bir ilişkinin bulunmadığını, bu kapsamda da husumet itirazlarının
bulunduğunu, fakat yine de davaya cevap verdiklerini, kaldı ki dava konusu
yapılan mimari projelerin 2011 yılına ait olduğunu, yükleniciler tarafından
yapılan yurt binalarının ise 2012 ve 2013 yıllarında bitirildiğini, TBK'nun
72.maddesinde belirtilen iki yıllık zamanaşımı süresinin geçmesinden sonra
işbu davanın açıldığını ve ayrıca davacının mimari projesinin FSEK'in 4.
maddesi kapsamında olmadığından, proje müellifinin yapı üzerinde herhangi bir
telif hakkı bulunmadığını, yapının hiçbir şekilde değiştirilemeyeceğinin
ileri sürülmesi ve maddi ve manevi tazminat talep edilmesinin haksız
olduğunu, bu kapsamda estetik nitelikte olmayan yapılarda proje dışında
gerçekleşen değişikliklerde proje müellifi mimarin hak sahipliği ileri
süremeyeceğinin açık olduğunu, estetik niteliği haiz olmayan yapılarda
mimarın iznine ihtiyaç duyulmadan her türlü değişikliğin yapılmasının mümkün
olduğunu, bu sebeplerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir. Asıl davada davalı ... A.Ş vekili cevap dilekçesinde;
huzurdaki davada müvekkilinin davalı sıfatı bulunmadığını, davacının
muhatabının sözleşme imzaladığı... A.Ş. olduğunu, müvekkili şirketin üst
hakkı ile davaya konu yerde hak sahibi olduğunu, üniversitenin de onayladığı
proje zamanında müvekkili şirketin hak sahibi olmadığını, hak sahibinin ...
A.Ş. olduğunu ve bu kapsamda husumet itirazlarının bulunduğunu, zamanaşımı /
hak düşürücü süre itirazlarının da bulunduğunu, mimari projeyle ilgili
talebin hak düşürücü süreye uğradığını, manevi tazminat yönünden de talep
hakkının dolduğunu, davacının talebinin konusunun FSEK'nun 4. maddesi
kapsamında olmadığını, proje müellifinin yapı üzerinde herhangi bir telif
hakkı, maddi, manevi tazminat hakkı bulunmadığını, ekte sundukları Üniversite
ile müvekkili arasındaki irtifak hakkı sözleşmesi gereğince mecburen yeni hak
sahibi olarak müvekkili şirketin mimari proje çizdirmek zorunda olduğunu,
önceki mimardan alıntı yapılmadığını, yeni mimar ...'in hazırladığı projenin
uygulandığını, ayrıca davaya konu yerde müvekkilinin güçlendirme yapmak
zorunda da kaldığını, müvekkilinin 2. Etap - 750 kişilik yurt binasının
ikincisi için ihale ve bu kapsamda da üst hakkı aldığını, 1. Etap'ın
müvekkili tarafından yapılmadığını, o zamanki ihaleyi alan ... A.Ş tarafından
yapıldığını, dolayısıyla 1. Etap'ı yapan firmanın davacı ile anlaştığını,
müvekkilin davacı ile anlaşması olmadığını, müvekkilinin 2. Etap için devreye
girdiğini ve ekteki sözleşmelerde görüleceği üzere ayrı mimara proje
çizdirdiğini, davacının Üniversite tarafından projenin onaylandığı şeklindeki
beyanının sadece muhatabı ... A.Ş.'yi bağladığını, güçlendirme sebebiyle de
yeni mimarın projesinden yararlanılmış, eski mimardan alıntı| v.s yapılmadığını, maddi ve manevi
zararın oluşmadığını, ayrıca 2011 yılındaki proje için aynı şekilde manevi
zararın da mümkün olmadığını, zamanaşımı süresinin geçtiğini, bu sebeplerle
açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili birleşen dava dileçesinde;
müvekkilinin mimar olduğunu ve .... Üniversitesi ....Kampüsü 1500 kişilik
öğrenci yurdu projesinin mimarı ve müellifi olduğunu, müvekkilinin müellifi
olduğu projenin iki kısımdan oluştuğunu ve birinci kısmın kız öğrenci yurdu,
ikinci kısmın ise erkek öğrenci yurdu olduğunu, projenin ilk kısmının
müvekkilinin projesine göre tamamlandığını, ikinci kısmın yapımı sırasında
ise müvekkilinden izin alınmaksızın değişiklikler yapıldığını, iş sahibinin
...üniversitesi Rektörlüğü, işletme sahibinin ise ..A.Ş. olduğunu ve her
ikisi için de İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sinai Haklar Mahkemesinin 2017/117
Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, her ikisinin de hem projenin
tamamlanan 1'inci Etap'ı ile ilgili yapılan değişikliklerin, hem de 2'nci
etap yurt için hazırlanan projenin mimarının davalı ...olduğunun
belirtildiğini, müvekkilinin projesinin eser niteliğinde olduğunu ve ...
Mimarlar Odası tarafından tescil edildiğini, eser niteliğinde olan mimari
proje ve bu eser neticesinde ortaya çıkan binanın müvekkilinden izin
alınmaksızın değiştirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ikinci etap için
davalı tarafından hazırlanan projenin müvekkilinin projesine büyük oranda
benzediğini, asli unsurları aynı olmakla, tali unsurlarının farklı olduğunu,
bu sebeplerle FSEK'in 68'inci maddesine göre 10.000,00 TL tazminatın, ancak
bu talebin kabul edilmemesi halinde FSEK'in 70/2-3. maddeleri gereğince aynı
miktarda tazminatın ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan
müteselsilen tahsiline, eser üzerinde yapılan değişikliklerin ortadan
kaldırılmasına ve tecavüzün ref'ine karar verilmesini talep ve dava
etmiştir. Davalı .... vekili cevap
dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, müvekkili tarafından çizilen
projenin, uygulama projesi olduğunu, uygulama projesinin çizildiği
işletmecinin yeni işletmeci ... A.Ş. olduğunu, iddia edildiği gibi davacı
tarafın projesine herhangi bir ekleme veya değişiklik yapılmadığını, kaldı ki
ilgili yerin Belediyeden alınmış bir ruhsatı da olmadığını, projenin ruhsat
projesi olmamasından ötürü huzurdaki taleplerin dinlenme kabiliyetinin
olmadığını, ayrıca müvekkil tarafından çizilen mevcut projeye üniversite
tarafından da onay verildiğini, davacı taraf ile önceki yurt işleticisi
arasındaki anlaşmanın müvekkillerini bağlama olasılığının olmadığını, 2. etap
önceki işletici tarafından değil, diğer davalı ....A.Ş tarafından yapıldığını,
bu durumda müvekkillerinin daha önceki projeden haberdar olma durumunun
bulunmadığını, kaldı ki 1. Etapta sadece güçlendirme yapıldığını, davacının
taleplerinin zamanaşımına tabi olduğunu, talep edilen maddi tazminatın
12/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte müteselsilen
tahsilinin de mümkün olmadığını, maddi tazminat talep şartlarının
oluşmadığını, bu sebeplerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir. Davacı vekili 18.04.2019
havale tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat taleplerini 443.113,00
TL'ye arttırdıklarını beyan etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; asıl davanın
reddine, Birleşen davanın kısmen kabulüne,Davalının davacıya ait ..
Üniversitesi 1.etap yurt projesinde izinsiz değişiklikler yapması nedeniyle
FSEK 68.maddesi uyarınca yapılan tadilat projesinin bedelinin 3 katı olan
38.111,85 TL'nin 11/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile
birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,2.500,00 TL manevi
tazminatın 11/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte
davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının fazlaya ilişkin
taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkili tarafından çizilen
projenin bir bütün olarak tasarlandığını, proje tasarlanırken, iki blok
şeklinde inşa edileceği göz önüne alınarak
binaların konumu, çevre düzenlemesi, rüzgar ve güneş gibi doğal
etkenler, binanın ve odaların ışık alması, ısınma ve soğuma gibi etkenler,
öğrencilerin binaya giriş ve çıkışları ile dinlenme alanları, açık ve kapalı
otopark ile bu yerleşkenin üniversitenin diğer yerleşkeleri ile uyumu ve
trafiğe etkisi gibi bir çok husus bir bütün olarak değerlendirilmiş ve bu
çerçevede proje hazırlanmış olduğunu, bu çerçevede projenin bir bölümünün
uygulanarak diğer bölümünün uygulanmamasının az yukarıda belirtilen tüm
hususlarda zorunlu bir değişikliğe neden olduğunu, söz konusu bu değişikliğin
müvekkilinin, projeyi meydana getirirken fikri çalışması ve bu çalışmanın
vücut bulmuş hali olan mimari projeye aykırılık teşkil ettiğini ve eserden
doğan haklarını ihlal ettiğini, Projenin ikinci bölümünün başka bir mimar
tarafından çizilmesi ile bu çizilen projenin müvekkili tarafından çizilen
proje ile benzerlik gösterdiğini, burada önemli olanın başka bir mimar
tarafından çizilen proje değil, müvekkili tarafından çizilen ve davalı
Üniversite tarafından da onaylanan projenin uygulanmaması olduğunu, davalı
üniversitenin, müvekkili tarafından çizilen projeyi onayladığını, dolayısıyla
projenin ikinci etabının da
müvekkilince çizilen ve davalı üniversite tarafından onaylanan proje
doğrultusunda yapılması gerektiğini, zira davalı mimara yaptırılan bölümün
yeni bir proje olmayıp müvekkili tarafından çizilen projenin devamı
niteliğinde olduğunu, hal böyle olunca proje üzerinde yapılan değişikliğin,
müvekkilinin mimari projesinin değişikliği anlamında olup, projenin
uygulanabilmesi için müvekkilinin onayı gerektiğini, davalılar tarafından
böyle bir onay alınmadığından yapılan işlemin hukuka aykırı olduğunu,
Mahkemece tazminat hesabının hatalı yapıldığını, farazi proje bedelinin
101.631,60 TL olarak kabul edildiğini, projede yapılan değişikliklerin,
toplam projenin %25’i kadar olduğunun kabul edildiğini, buna göre yapılacak
olan hesaplamada 101.631,60 TL x 25 / 100 = 25.407,90 TL çıkacağını, FSEK
madde 68 gereğince bunun üç katı tutarındaki tazminat ise 76.223,70 TL
olacağını, Bu bakımdan mahkeme kararının hatalı olduğunu,Her ne kadar asıl
dava ve birleşen dava ile birlikte iki farklı dava var ise de aslında ortada
tek bir dava ve tek bir talep olduğunu, birleşen davanın, asıl davadaki
taleplerin müteselsil sorumluluk gereği davalı mimardan da tazminine yönelik
açılan bir dava olduğunu, bu nedenle de asıl dava ile birleştirildiğini,
ancak mahkemece, her bir davayı ayrı bir dava gibi kabul ederek ayrı
ayrı vekalet ücretine hükmedildiğini,
halbuki, davanın aynı sebepten reddi halinde tek bir vekalet ücretine
hükmedilmesi gerektiğini, dava konusu olayda da red sebebininin tüm davalılar
için aynı olduğundan, hem asıl, hem de birleşen dava için ayrı vekalet ücretine
hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Diğer taraftan, tecavüzün refi ve
değişikliğin ortadan kaldırılması ayrı bir dava olmayıp, davanın kabulü
halinde yapılan hukuka aykırılıkların giderilmesine yönelik zorunlu bir talep
olup bu talebin ayrı bir dava olarak değerlendirilmesi ve bunun için asıl
dava hem de birleşen dava için vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı
olduğunu, Yine, manevi tazminat
davalarında hükmedilecek olan vekalet ücretinin, hükmedilen tazminat
miktarında fazla olamayacağını, bu çerçevede, hem asıl hem de birleşen davada
hükmedilen manevi tazminat miktarını aşacak şekilde vekalet ücretine
hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan ederek, Mahkemece verilen
kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada
davalı... vekili istinaf dilekçesinde; zamanaşımı itirazının
değerlendirilmediğini,Davacı mimara bu iş sebebiyle önceki yurt
işletmecisinden işletmeyi devralan müvekkili tarafından bedel ödendiğini,
mahkemece de davanın aydınlatılması için ödeme belgesinin bizzat müzekkere
yazılarak müvekkilinden talebi gerektiğini, oysa ödeme belgesi olmasına
rağmen, izinsiz değişiklik sebebiyle kısmen kabul kararı verilemeyeceğini,
davanın maddi tazminat yönünden tamamen reddedilmesi gerekirken kısmen reddedildiği için kararın hatalı
olduğunu,Projeyi onaylayanın mimarlar odası değil üniversite olduğunu,
Üniversitenin onaylamadığı bir projenin mimarlar odasına kayıtlı olmasının
hiçbir anlam ifade etmediğini,Bu nedenle manevi tazminata da
hükmedilemeyeceğini, Manevi tazminat talebine dava tarihinden itibaren avans
faizi ile hüküm kurulduğunu, manevi tazminatlarda yasal faiz geçerli olup,
avans faiziyle hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yine
birleşen davada hüküm kısmında lehlerine 36.000 TL vekalet ücreti
hükmedimişken; bu kez asıl davada hükmedilen vekalet ücretiyle tahsilde
tekerrür oluşturmayacak şekilde tahsiline karar verilmiş olup; bu kararın da
usul ve yasaya aykırı olduğunu, asıl davada davalı ayrı vekalet vere... olup,
birleşen davada davalı ...'tir. Yani iki ayrı dava ve iki ayrı davalı mevcut
olup, davaların birleştirilmesi vekalet ücretinin ayrı ayrı tahsiline engel
teşkil etmeyeceğinden; tahsilde tekerrür kısmının hüküm kısmından
çıkartılması ve ayrı ayrı hükmedilmesi gerektiğini beyan ederek, Mahkemece
verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Asıl
dava; B.. Üniversitesi ... Kampüsü
1500 kişilik öğrenci projesinde davacının müellifi olduğu 2. etap yurt binası
için hazırladığı mimari projenin değiştirildiği iddiasıyla FSEK'in
68.maddesinden kaynaklanan maddi manevi tazminat ile tecavüzün ref'ine, eser
üzerinde yapılan değişikliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik olup,
birleşen dava ise; davacının müellifi olduğu projeye aykırı olarak ve
davacıdan izin alınmaksızın proje ile ortaya çıkan 1. etap yurt binalarında
değişiklik yapıldığı ve 2. etap yurt binası için hazırladığı projenin ise
değiştirilerek kullanıldığı iddiasıyla
FSEK'in 68.maddesinden kaynaklanan maddi manevi tazminat ile tecavüzün
ref'ine, eser üzerinde yapılan değişikliklerin ortadan kaldırılmasına
yöneliktir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, asıl davanın reddine,
birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu karar yukarıda belirtilen
nedenlerle, davacı ve birleşen davalı tarafından istinaf edilmiştir.Taraflar
arasındaki uyuşmazlıklar; asıl davada, davacının mimari projesinin
uygulandığı birinci etap yurt binalarında yapılan keşifle tespit edilen
değişikliklerin teknik zorunluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, davacının
mimari projesinin bütünlüğününün bozulup bozulmadığı, birleşen davada ise,
davalının 2. etap yurt projesi ve eklentileri için hazırladığı mimari
projenin davacıya ait proje ile benzer olup olmadığı, benzerliğin esinlenme
sınırlarını aşıp aşmadığı, binaların öğrenci yurdu olması nedeniyle
benzerlikleri teknik zorunluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı noktalarında
toplanmaktadır.Yargılama sırasında 03.10.2018 tarihli bilirkişi heyet raporu
aldırılmış, itirazlar üzerine 07.09.2018 tarihli bilirkişi heyet raporu ve ek
rapor aldırılmış, bu defa raporlar arasındaki çelişki nedeniyle 28.06.2021
tarihli son bilirkişi heyet rapor aldırılmıştır.Birleşen dosya davalısı her
ne kadar zamanaşımı itirazlarının karşılanmadığını ileri sürmüş ise de,
Mahkemece gerekçeli kararda zamanaşımı itirazının karşılandığı, buna
göre; 5846 Sayılı FSEK 68. maddesine
dayalı olarak açılan davalarda, söz konusu madde uyarınca hükmedilebilecek
telif ücretinin niteliği itibariyle taraflar arasındaki durumun farazi
sözleşme ilişkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, TBK. m. 125
gereğince eldeki davanın 10 yıllık genel zamanaşımına tabi olduğu, buna göre
somut davada 10 yıllık zamanışımı süresinin dolmadığı anlaşılmış olup, aksi
yöndeki istinaf başvuru sebebi yerinde görülmemiştir.Sunulan bilirkişi
raporlarına göre; davaya konu projenin
iki kısımdan oluştuğu, birinci kısmın kız öğrenci yurdu olarak planlandığı,
projenin ilk kısmının davacının çizmiş olduğu proje doğrultusunda
tamamlandığı, bu hususta taraflar arasında da bir çekişme bulunmadığı, daha
sonra ihbar olunan ... İnşaat'ın sözleşmeyi devretmek istediğini bildirmesi
üzerine, diğer davalı ... A.Ş. ile idare arasında irtifak hakkı sözleşmesi
imzalandığı, birleşen dosyada davalı olan ...'e yeni bir proje hazırlatılarak
bu projenin uygulandığı, ancak 2. etap yurt projesi olarak kullanılan proje
ile davacıya ait projenin, her ikisinin de öğrenci yurdu projesi olması
nedeniyle zorunlu benzerlikler dışında benzer olmadıkları, her iki etap yurt
binalarının birbirlerinden bağımsız oldukları, proje bütünlüğü içinde
olmalarının gerekmediği, 1. etap yurt binalarına uygulanan davacıya ait
projenin 2. etap yurt binalarına da uygulanmasının gerekmediği, ayrı ayrı
olan projelerden birisinin uygulanmamış olmasının davacının projeden
kaynaklanan haklarını ihlal etmediği, davacının yönetim binasına ait
projesinin aynen uygulandığı, 2. Etap yurt binaları ile çarşı bloğunda ise
birleşen davanın davalısı ... kendisine ait projesinin uygulandığı
belirtilmiş ise de, binada yapılan
değişikliğin bir ihtiyaca binaen olup olmadığı, binanın bütünlüğünü bozup
bozmadığı, sahibinin şeref ve haysiyetine zarar verebilecek nitelikte bir
değişiklik olup olmadığı hususlarının birlikte değerlendirilmesi (bkz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/11/2022 tarihli, 2021/2602 Esas- 2022/7937
Karar sayılı kararı) ve yapılan değişikliğin fiziki ihtiyaca uygun, bina
bütünlüğünü bozmayan, eser sahibinin şeref ve haysiyetine zarar vermeyen
değişiklikler olduğunun tespiti halinde ise bu değişikliğin FSEK 16/2.
maddesinde sayılan zaruri değişiklikler kapsamında değerlendirilmesi ve
davanın reddi gerekirken, Mahkemece bu yönde bir inceleme ve değerlendirme
yapılmaksızın eksik inceleme ile karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir.
Mahkemece belirtilen hususlarda ek rapor veya gerek görülmesi halinde
dosyanın yeniden farklı bir heyete tevdi ile uzman bilirkişi heyetinden rapor
aldırılarak sonuca gidilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan sebeplerle, ilk
derece mahkemesince esasa münhasır
delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak
karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi
kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi
karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün
bulunmamakla 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince başkaca istinaf
sebepleri incelenmeksizin tarafların
istinaf başvurusunun kabulüne ve Mahkeme kararının kaldırılmasına
karar verilmiştir. 19/09/2024 |
| İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1298 E: 2024/1101 | Haber ajansının ürettiği haber
içeriklerinin izinsiz olarak internet
sitelerinde yayınlanması nedeniyle açılan haksız rekabete dayalı maddi ve
manevi tazminat davası | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin haber ajansı olarak
faaliyet göstermekte olup ülke çapında ve hatta yurt dışında yaygın ağı ile
elde edilen haberleri, abonesi olan yayıncı ve yayımcı kişi ve kuruluşlara
bedeli karşılığında sattığını, müvekkili şirketin tüm gelirini haber
satışlarından sağladığını, muhabir çalışanların masrafları, maaşlar ve telif
ücretleri bu gelirlerden sağlandığını, müvekkili şirket ile fiili veya hukuki
hiçbir ilişkisi olmayan, müvekkili şirket ile herhangi bir abonelik
sözleşmesi bulunmayan https://...com isimli internet sitesinde, muhtelif
zamanlarda müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında ve hukuka aykırı olarak;
müvekkili şirkete ait haberler, resim, fotoğraf ve makaleleri v.s.
yayımlandığını, yasal uyarıya rağmen davalının, müvekkili şirketten izin
almadan, müvekkiline ait internet sitesinde yayınlanan haberi, okuyucuya sunduğunu, davalının, müvekkili
şirkete ait haberi herhangi bir karşılık ödemeksizin veyahut abone olmadan
izinsiz elde ettiğini ve müvekkili şirketin logosunu kullanmadan
yayımladığını, böylece haksız rekabet hükümlerini açıkça ihlal ettiğini iddia
etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete ait
https://...com sitesinde dava konusu haberin çok kısa bir süre içinde
yayından kaldırıldığını, ayrıca ilgili haberin, müvekkili şirketin sitesinde bulunduğu süre
içinde, sadece 52 kişi tarafından okunmuş olup, bu sayıdan da anlaşılacağı
üzere, haber hızla yayından kaldırıldığını, haberin sadece 52 kişi tarafından
okunduğu davacı tarafın delil olarak sunduğu belgeden de açıkça görüldüğünü,
davacı şirket haberin kaynağı olduğu iddiasını ispat etmesi gerektiğini,
müvekkili şirket sitesinde yaptığı haberleri ücretli bot kaynaklardan almakta
olup bu haberler otomatik olarak yapıldığını, müvekkili şirketin, davacı
şirkete zarar verme kastı ve kötü niyeti asla olmadığını, davacı şirketin
dava dilekçesinde talep ettiği tazminat miktarı hak ve nefaset kurallarına
uygun olmadığını, manevi tazminatın bir cezalandırma yöntemi olmadığını,
ayrıca, manevi tazminatın zenginleşme aracı da olmadığını, bu nedenle,
zenginleştirici ve özendirici olmaması gerektiğini, maddi tazminat talep
edebilmek için kusurun ve illiyet bağının ispatlanması şart olduğunu, maddi
zararın da ispatlanması gerektiğini, davacı tarafın, dava dilekçesinde,
müvekkili aleyhine ödenmesini talep ettiği tazminat miktarına recskont faizi
işletilmesini talep etmekte ise de, davacının talep edebileceği faiz miktarı
yasal faiz olup, fahiş faiz oranı talebine itiraz ettiklerini beyan ederek
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir İlk derece Mahkemesi taraflar
arasındaki uyuşmazlığın mutlak ticari davalardan olmaması, davacı haber
ajansına ait haberin yayın hakkı satın alınmadan yayınlanmasından kaynaklı
olması nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
görevli olduğundan mahkememizin görevsizliğine ve davanın usulden
reddine,..." karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde
özetle; dava konusu haber
içeriklerinin izinsiz kullanılmasının haksız rekabet hükümlerini ihlal ettiğini
ve haksız rekabetten kaynaklanan davaların mutlak ticari dava niteliğinde
olduğunu, yargılama konusu gazetenin münderecatı niteliğinde olup eser
vasfına haiz olmadığını, bütün fikir ve sanat ürünlerinin eser olarak kabul
edilemeyeceğini, dolayısıyla bir kimsenin ufak bir çaba sonucu yazabileceği
yazıların, gazete haberlerinin, fikri ürün olmakla beraber eser olarak kabul
edilemeyeceğini, burada korunanın, birebir haberin kullanılıyor olması ve
haberin ifade ediliş biçimi olduğunu,
eser niteliğine sahip olmayan ve fakat gazete ya da dergilerde
yayımlanmış olan bir yazının telif hukukunca korunmasının mümkün
olmayacağını, köşe yazıları başta olmak üzere haber içeriklerinin de emek ve
çaba içerdiklerini, sahibinin hususiyetini taşıdıkları takdirde FSEK
kapsamında ilim ve edebiyat eseri sınıfına dahil olacaklarını, TTK'da
düzenlenmiş olan haksız rekabet kurumundan doğan uyuşmazlıkların mutlak
ticari dava niteliğinde sayıldığından ilgili uyuşmazlığın Asliye Ticaret
Mahkemelerinin görev alanına girdiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince
verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve
istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: İlk
Derece Mahkemesinin, ''Taraflar
arasındaki uyuşmazlığın mutlak ticari davalardan olmaması, davacı haber
ajansına ait haberin yayın hakkı satın alınmadan yayınlanmasından kaynaklı
olması nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde Fikri ve Sınai Haklar Hukuk mahkemesi
görevli olduğundan mahkememizin görevsizliğine karar verilmiş ve aşağıdaki
şekilde hüküm kurulmuştur'' gerekçeleri ile görevsizlik kararı ile dosyanın
usulden reddine karar verdiğini, davacı yanın istinaf başvurusunun reddi ile
yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar
verilmesini talep etmiştir Dava; davacının pazarlamaya hazır çalışma
ürünlerinin izinsiz olarak kullanılmasından kaynaklı haksız rekabet nedeniyle
TTK 54 ve devamı maddeleri hükmünce maddi ve manevi tazminat istemine
ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile uyuşmazlığın çözüm yerinin Fikri Ve Sınai
Haklar Hukuk Mahkemeleri olduğu
gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. Karara karşı davacı vekili
tarafından yukarıda yazılı sebepler ile
istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 6102 sayılı Türk Ticaret
Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri
belirlenmiş, 5.maddesinde Ticaret Mahkemeleri'nin kuruluşu ve hangi
mahkemelerin Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra Asliye
Ticaret Mahkemesi ile Asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin
görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları mutlak ticari davalar,
nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olması durumunda
ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak
mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin
bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari
sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1.
maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu
(m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari
İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari
davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi
için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi
şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar
arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi
yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi
ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde
ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre,
her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da
tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın
ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini
ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar
birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya
ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın
ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun
19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin
diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale
getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan
davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme
esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması
davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar,
yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri
haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari
dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması
ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale,
vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için
yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli
görülmüştür. Dosya kapsamına göre
davacı iddiasının kendisi tarafından toplanıp abonelerine ücreti
karşılığı servis edilen haberlerin davalı
tarafından izinsiz ve bedeli ödenmeden kullanılmasından kaynaklanan
TTK 54 vd. Maddelerindeki haksız rekabet şartlarının oluştuğu gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat istemine
ilişkindir. Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığın 6102 sayılı TTK'da
düzenlenen haksız rekabete ilişkin
olmakla aynı yasanın 4/1-a maddesi
gereği mutlak ticari davalardandır. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin
görevli olduğu dava ve işler 6769
sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ve 5846 Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'ndan
doğan dava ve işlerdir. Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında doğan
uyuşmazlığın salt TTK 54 ve devamında düzenlenen haksız rekabetten kaynaklanan tazminat
istemine ilişkin olduğu, haksız rekabet ile birlikte 6769 sayılı Sınai
Mülkiyet Kanunu veya 5846 Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'ndan doğan herhangi
bir talebin bulunmadığı dolayısıyla Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin
görev alanına girmediği, davanın genel hükümlere göre incelenmesi ve
uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği anlaşılmakla ilk
derece mahkemesince verilen görevsizlik kararı isabetli olmamıştır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine
aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak
yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece görevsizlik kararı
verilmesi isabetli görülmemiş ve bu
nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi
kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren
mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. |
| ANKARA BÖLGE
ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1388 E: 2022/1174 | Video röportaj
görüntülerinin televizyon kanalı ve
kanalın internet platformunda izinsiz ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması
nedeniyle FSEK m.84 yollamasıyla TTK m.55 vd. kapsamında haksız rekabetten
kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebi | Davacılar vekili,
müvekkillerinin ... isimli video paylaşım sitesinde "..." isimli
kanalın sahipleri olduğunu, müvekkillerinin birlikte çektikleri,
kurguladıkları, montajladıkları ve yönettikleri videoları bu kanal
vasıtasıyla izleyicileriyle paylaştıklarını, müvekkillerine ait
"...!" başlıklı videonun bir kısmının, 23 Mart 2020 tarihinde saat
11:35’den sonra ... TV’nin "..." isimli programında izinsiz olarak
değiştirilmek yayınladığını, videonun sanki ... TV çalışanlarınca meydana
getirilmiş gibi ses ve görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletildiğini,
ayrıca haberde videoyla ilgili kaynak gösterilmediğini, aksine müvekkilleri
kanalının logosunun kesildiğini, yine müvekkillerine ait olan ve
müvekkillerinin kendi ... kanallarından umuma iletilen "...!"
başlıklı videonun bir kısmının ... TV’nin yine aynı programında izinsiz
olarak değiştirilmek suretiyle umuma iletildiğini, ayrıca bu haberde de
videoyla ilgili kaynak gösterilmediğini, bu haberin, ... TV’nin hem
televizyon kanalında hem de ... kanalında yayınlandığını, davaya konu videoların sinema eseri
mahiyetinde olduklarını, bunun kabul edilmemesi halinde FSEK'in 84/2-3.
maddeleri atfı ile müvekkilleri videolarının korunacağını, bunun kabul
edilmemesi halinde ise kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek,
terditli olarak 500 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminat ile 500,00 TL elde
edilen karın, avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, hükmün ilanına
karar verilmesini talep ve dava etmiş,
cevaba cevap dilekçesi ile yine terditli olarak temin edilen 1.000 TL kârın
iadesini, 30.000 TL manevi tazminata
hükmedilmesini, davalı tarafından temin edilen kâr bulunmaması durumunda,
5846 sayılı FSEK’in ilgili hükümlerinde düzenlenen mali ve manevi hakların
ihlali dolayısıyla 1.000 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminata
hükmedilmesini, davaya konu videoların sinema eseri mahiyetinde kabul
edilmemesi halinde FSEK md. 84/2-3 atfı dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nin
haksız rekabete ilişkin hükümleri uyarınca 1.000 TL menfaatin karşılığına ve 30.000 TL manevi
tazminata hükmedilmesini, bunun da mümkün olmaması hâlinde ise kişilik
haklarının ihlali nedeniyle 500 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminat ile
elde edilmiş olan 500 TL kazancın iadesine hükmedilmesini istemiştir. Davalı
vekili, dava konusu videonun ... adlı bir haber programında paylaşıldığını,
programda salt siyasi, güncel ve yaşam haberlerinin yer aldığını, program
sunucusunun konukları ile bir arada gündeme dair önem arz eden haber niteliği
taşıyan konularda fikirlerini beyan ettiği bir formata sahip olduğunu, 31
Mart 2020 tarihindeki yayında da aynı formatta yayın yapıldığını ve herkesi
ilgilendiren ve haber niteliği taşıyan pandemi dönemiyle ilgili bir konunun
işlendiğini, davacının sinema eseri olarak nitelendirdiği 3 dakika 16
saniyeye tekabül eden görüntülerin sinema eseri mahiyetinde değil, haber
niteliğindeki görüntülerden ve röportajlardan ibaret olduğunu, kusur söz
konusu olmadığı için videoların sinema mahsulü olarak kabul edilmesi halinde
dahi haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını, davacının
zararını ve kusur ile zarar arasındaki illiyet bağını ispat etmesi
gerektiğini, FSEK'in 36 ve 37. maddelerinde yer alan istisnalar kapsamında
bir kullanımın olması sebebiyle hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceğini, yayınlar dolayısıyla kişilik haklarının da
ihlal edilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece,
"..." adlı ... kanalında, "...!" başlığıyla yayınlanan
videoda yer alan görüntülerin bir bölümünün, ... TV’de 23.03.2020 tarihinde
yayınlanan ... adlı programda "..." başlığıyla, "...!"
başlığıyla yayınlanan videoda yer alan görüntülerin bir bölümünün ise yine
... TV’de 31.03.2020 tarihinde yayınlanan ... adlı programda "..."
başlığıyla bir süre yayınlandığı, davacıya ait olduğu anlaşılan iki videonun
davalı tarafından izinsiz yayınlandığı, videoların yayınlandığı
"..." adlı ... kanalının logosunun ve isminin bulunduğu bölümün
kesildiği, dolayısıyla kaynak gösterme yükümlülüğünün yerine getirilmediği,
davaya konu edilen videoların FSEK kapsamında eser niteliğinde olmadığı,
davaya konu görüntülerin FSEK’te eserler için öngörülen korumadan
yararlanamayacağı, yine bu sebeple, davalı kullanımlarının FSEK m.37’de yer
alan haber istisnası kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olamayacağı,
davalının kaynak gösterme yükümlülüğünün yerine getirilmediği ve buna bağlı
olarak FSEK m.36’da öngörülen istisna kapsamında bir durumun da bulunmadığı,
ancak, davalı kullanımlarının hukuka aykırı olduğu ve FSEK m.84’de yer alan
atıf dolayısıyla haksız rekabet hükümlerine aykırılık teşkil ettiği,
davacının TTK m.58/e uyarınca davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin
karşılığını da talep ettiği, ancak dosya kapsamında sadece davalının ... TV
adlı televizyon kanalı dolayısıyla elde ettiği reklam gelirlerinin mevcut
olması sebebiyle hesaplamanın bu kapsamda yapılabileceği, RTÜK tarafından
bildirilen davalının 2020 yılı Mart ayı toplam reklam gelirinin 585.072,78 TL
olduğu dikkate alındığında, davalının saniye başına reklam gelirinin
585.072,78/535.680=1.09 TL/sn olduğu, ihlale konu yayının toplam süresinin
220 saniye olduğu göz önünde bulundurulduğunda, davalının bu yayınlar
dolayısıyla toplam reklam gelirinin 1.09 TL x 220 sn= 239,80 TL olduğu,
davacı tarafın emek ve mesai harcayarak hazırladığı "..." isimli
... kanalında yayınladığı video görüntülerinin davalı tarafca izinsiz alınıp
yayımında çok sayıda kişinin izlemesine yol açıldığından davacı tarafın bu
durumdan duyabileceği manevi olumsuzluk, üzüntü durumu gibi unsurlar dikkate alınarak manevi tazminat talebinin de yerinde
görüldüğü, görüntü süresi, yayımlanan ortam dikkate alınarak 4.000.00 TL
manevi tazminatın uygun bulunduğu, davaya konu video görüntülerinde yer alan
gerçek kişilerin davacı şahıslar olmadıklarından MK'nın 24. maddesi anlamında kişilik hakkı
ihlalinin oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 239,80 TL maddi
tazminat ile takdiren 4.000.00 TL manevi tazminatın 23/03/2020 tarihinden
yürütülecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacılara
verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, kararın özetinin Türkiye genelinde yayınlanan ve
tirajı 100 binin üzerinde olan bir gazetede masrafı davalıdan tahsil edilmek
üzere 1 kez ilan edilmesine karar verilmiştir. Davacılar vekili, cevap cevap dilekçelerinde dava
dilekçesindeki iddialarını genişlettiklerini ve netice talep kısmını
değiştirdiklerini, ilk derece mahkemesince cevaba cevap dilekçesindeki talep
sonuçlarına göre bir yargılama yapılması gerekirken anılan dilekçelerinin
dikkate alınmamasının hukuka aykırı bulunduğunu, müvekkillerine ait
videoların davalının TV programında ve ... kanalında yayınlandığı, dosya
kapsamında alınan bilirkişi raporunda açıklanmasına rağmen mahkemece sadece TV yayınının dikkate
alındığını, dava konusu videoların sinema eseri mahiyetinde olduğunu,
dolayısıyla bu videoların eser mahiyetinde olmadığına dair kabulün yerinde
bulunmadığını, ... TV tarafından
yapılan yayınlardaki ihlalin toplamda 3 dakika 40 saniye olduğu belirtilmiş
ise de, ihlalin toplam 6 dakika 58 saniye sürdüğünü, ayrıca müvekkilleri
videolarının davalının hem televizyon kanalında hem ... kanalında
kullanıldığını, maddi tazminatın hesaplanması yönünden bilirkişi raporunun
hatalı değerlendirmeler içerdiğini, bilimsel verilere dayanmadığını, maddi
tazminatın hesaplanabilmesi için davalı defterlerinin incelenmesinin
gerektiğini, Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabete ilişkin maddeleri
uyarınca hükmedilen miktarların dosya kapsamına ve hakkaniyete aykırı
olduğunu, müvekkili aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin de hatalı olarak
hesaplandığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını
ve neticeten davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili,
davacıların, herhangi bir hususiyetlerinin, katkılarının olmadığı, sanatsal
katkı sunmadıkları sadece durum-zaman tespiti yaptıkları içeriğin müvekkili
kanalı tarafından kullanılmasını fırsat bilerek menfaat elde etme amacıyla
dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde işbu davayı açtıklarını, bu sebeple
mahkemenin video görüntülerini haksız rekabet kapsamında değerlendirmesinin
ve davanın kısmen kabulüne karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosya
kapsamında davacının manevi zarara uğradığına ilişkin bir delilin de
olmadığını, bu nedenle manevi tazminata hükmedilmesinin de yerinde
bulunmadığını, FSEK madde 84'deki haksız rekabet hükümlerinden korumanın söz
konusu olabilmesi için üçüncü kişi tarafından yapılan çoğaltma ve yayma
fiillerinin söz konusu araçlardan faydanılmak suretiyle yapılmış olması
gerektiğini, dava konusu olayda basın iktisabı söz konusu olduğundan ve bu
kullanımın pandemi döneminde kamunun bilgi ve haber alma ihtiyacını karşılamayı
amaçladığından "faydanılmak suretiyle" yapılan bir yararlanmanın
söz konusu olmadığını, nitekim, bu durumun RTÜK tarafından gönderilen ve
benimsenen bilirkişi raporunda incelenen reklam gelirleriyle de sabit
olduğunu, hükmün ilanına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğunu
ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın
reddine karar verilmesini istemiştir. İstinaf Mahkemesi, yapılan inceleme
sonucunda, davacılara ait dava konusu röportaj görüntülerinin davalıya ait TV
ve ... kanalında izinsiz olarak yayınlandığı, bahsi geçen röportaj
görüntülerinin davacılara ait internet sitesinden alındığının belirtilmediği,
mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek bilirkişi raporlarında açıklandığı
üzere, dava konusu röportaj görüntülerinin eser vasfını haiz bulunmaması
nedeniyle davacıların eser sahipliğinden kaynaklanan haklarının ihlal
edildiğinden söz edilemeyeceği gibi TMK'da düzenlenen kişilik haklarının
ihlalinin de söz konusu olmadığı, ancak davalının dava konusu kullanımlarının
FSEK'in 84 maddesi atfıyla TTK'ın 55. vd maddeleri uyarınca haksız rekabet
teşkil ettiği, davalının haksız rekabeti nedeniyle davacıların uğradığı maddi
ve manevi zararlarının tahsilini davalıdan isteyebilecekleri, mahkemece takdir
edilen manevi tazminatın somut olayın özellikleri ve hakkaniyete uygun
olduğu, TTK'nın 59. maddesi kapsamında hükmün ilanına karar verilmesinde de
bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinafr talebini reddetmiştir.Davacı
tarafın istinaf talebini ise, davacılara ait görüntülerin eser vasfında
bulunmadıkları, davacıların kişilik haklarının da ihlal edilmediği, bununla
birlikte davalı eylemlerinin, FSEK'in 84. maddesi yollamasıyla haksız rekabet
oluşturduğunun kabul edildiği, ilk
derece mahkemesince davalının TV
yayınlarından kaynaklanan ilgili aydaki toplam karı dikkate alınıp, davaya
konu ihlalin süresine tekabül eden kısmı maddi tazminat olarak hüküm altına
alınmış ise de somut olayda, ihlal konusu oluşturan görüntülerin davalının
yayınladığı programların sadece bir kısmında kullanıldığı, davalının bahsi
geçen programlardan elde ettiği reklam gelirinin ne olduğu, bu gelirin ne
kadarlık bir kısmının ihalal oluşturan görüntülerden kaynaklandığının tam
olarak tespitinin mümkün olmadığı, ayrıca davalının internet sitesindeki
yayınların dikkate alınmadığı gözetildiğinde, ilk derece mahkemesinin bu yöne
ilişkin değerlendirmesinin yerinde görülmediği gerekçeleriyle davacılar
vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir. 13/06/2024 |
| ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK
DAİRESİ | K: 2024/1142 E:2024/1192 | Fikri
ve sınai haklar ihtisas mahkemesinin görevi | Davacı vekili, müvekkili
ile davalı arasında maliki ve eser sahibi olduğu 105x140 boyutundaki ahşap
üzerine karışık teknik eserin (resim) satışı hususunda konsinye olarak
anlaştıklarını, bu bağlamda davalıya, davacının yapmış olduğu özgün eserlerin
teslim edildiğini ancak davalı tarafından sözlü anlaşma şartlarına aykırı
şekilde, anlaşılan müzayedeler dışındaki müzayedelere davacının eserleri ile
katılmış, eserler anlaşmanın dışında müzayedelerde anlaşma dışı fiyatlar ile
satışa çıkartıldığını, davalı ile müvekkili arasında imzalanan iş akdinin
sonlandırıldığını ve 02.07.2021 tarihinde eserlerin iadesi
istenildiğini, dava konusu 105x140 cm
ebatında ahşap üzerine karışık teknik 2021 tarihli eserin zarar görmeyecek
şekilde davacıya teslim ve iadesine, aksi takdirde HMK m. 107 uyarınca işbu eserin iade
edilmediği süre için müvekkilin uğradığı zarar yoksun kaldığı kâra ilişkin, fazlaya
ilişkin haklarının saklı kalmak kaydı ile dava konusu eserin değerinin tam ve
kesin olarak belirlenmesinin ardından arttırılmak üzere şimdilik 100,00-TL
bedelinin 24.01.2023 tarihinden
itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Dosya
kapsamından, taraflar arasında tescil edilmiş bir marka ile ilgili bir
uyuşmazlığın bulunmadığı, davacı tarafça 5846 sayılı FSEK’dan kaynaklı
eserden doğan bir mali/manevi hak ihlali iddiasının ileri sürülmediği gibi,
aynı zamanda tescilli bir sınai mülkiyet hakkına da dayanılmadığı, uyuşmazlık
konusunun tarafların aralarında yaptıkları sözleşmeden kaynaklandığı
anlaşıldığından, davanın Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesince görülüp sonuçlandırılması
gerektiği kakarı verilmiştir. 16/09/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1414
E: 2024/993 | İcracı
sanatçının komşu mali hakların devrine ilişkin sözleşmelerin hükümsüzlüğü
ve/veya sona erdiğinin tespiti | Davacı
vekili tarafından sunulan tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; Davalı
şirket tarafından merhum sanatçı ...'nın eserlerinin ve böylelikle mali
hakların kullanımına ilişkin izin verildiğ̆i anlaşılan “...” isimli sinema
eserinde mali hakları halen müvekkiline ait olan (mahkemece aksi kanaatte
olunsa bile 2018 tarihli mali hak devir sözleşmesinin 2.1.maddesi dikkate
alındığında izin verme yetkisinin sadece davalı şirkette bulunmadığı dikkate
alınarak) merhum sanatçı ...’nın eserlerinin kullanılacağı aşikar olduğundan
müvekkilinin üzerinde hak sahibi olduğu ve özellikle bunlarla sınırlı olmamak
kaydı ile ...'ya ait eserler, icralar ve bunları içeren yapımlar yönünden,
yapımcı şirketler tarafından bahsi geçen sinema eserinde kullanılmak
suretiyle gerçekleştirilebilecek muhtemel tecavüzlerin önlenmesi, tespit
edilecek veya yargılama sürecinde ortaya çıkabilecek tecavüzlerin
durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması için 5846 sayılı FSEK’in 77
ve 6100 sayılı HMK’nın 389-406. madde hükümleri uyarınca ihtiyati tedbir
kararı verilmesini, terditli olarak,
Müvekkilinin esasen film konusundaki vaatler olmasa idi yapmayacağı ve bu
hususta adeta kandırılarak ve iradesi sakatlanarak yapılan 03.12.2018 tarihli
“Mali Hak Devir Sözleşmesi” başlıklı ve müvekkilin bilgisi dışında, hileli
bir şekilde ve akdedildiği çok sonradan öğrenilen 05.02.2020 tarihli “Komşu
Mali Hak Devir Sözleşmesi” başlıklı sözleşmeler ile ilgili olarak; Merhum
sanatçımız ... nın eşi ve mirasçısı
olan müvekkil ...’nın sanatçıya ait eserler üzerinde tek başına mülkiyet
hakkı bulunmadığ̆ı, merhumun bir mirasçısı daha bulunduğu, bu itibarla bahsi
geçen eserlerin devrine ilişkin sözleşmenin Türk Medeni Kanunu’nun
640.maddesi gereğince el birliği ile mülkiyet kapsamında mirasçıların tamamı
ile akdedilmesi gerektiği, bu hususta ... nın da kendisi ile birlikte olduğu
ve sözleşme yapacağı söylenerek müvekkile imzalatılan mali hakların devrine
ilişkin sözleşme ve hileli olarak imzalatılan komşu mali hakların devrine
ilişkin sözleşmede mirasçılardan sadece müvekkil ...’nın imzasının bulunması,
...'nın bu sözleşmelerde taraf olmaması sebebiyle, müvekkilin tasarruf
ehliyeti ve yetkisinin yokluğ̆u söz konusudur. Bu sebeple sözleşmenin kesin
hükümsüz olduğ̆u, ii-03.12.2018
tarihli Mali Hak Devir sözleşmesinin ekinde hangi eserlerin devrinin
yapıldığına dair müvekkil ile karşılıklı anlaşılarak oluşturulan bir eser
listesi bulunmaması ve böylelikle hangi eserlerin devredildiği hususunun net
olarak belirtilmemiş olması, oysa ki fikri mülkiyet hukukuna göre eser devri
veya kullandırma haklarının şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmiş
olması gerektiği, bunun belirtilmediği durumda yargıtay içtihatları da
dikkate alındığında yapılan sözleşmenin kesin hükümsüz olduğ̆u, iii-
05.02.2020 tarihli Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi başlıklı sözleşmede 5846
sayılı kanunun 80/1-A-5.maddesinin emredici hükmüne rağmen herhangi bir bedel
kararlaştırılmadığı, (Kaldı ki mali hakların devri için ücret ödenmesi
karşısında komşu mali hakların devrine ilişkin sözleşmede ücret ödenmemesinin
kabul edilebilir bir durum olmadığı, sırf bunun bile bu sözleşmenin
müvekkilin kandırılarak imzalatıldığını gösterdiği kanaatindeyiz) bedel
kararlaştırılmadan yapılan sözleşmenin maddenin açık hükmü karşısında kesin
hükümsüz olduğ̆u, iiii- Genel işlem şartı niteliğindeki önceden hazırlanmış
ve dürüstlük kuralına aykırı olan maddelerin yazılmamış sayılacağı açık
olmakla birlikte sözleşmelerin içeriğinde genel işlem şartı niteliğinde olan
sözleşme hükümlerin yazılmamış sayılacağı (örneğin sözleşmenin 5.2. Maddesi,
2.2 maddesinde belirtili sözleşmeden sonra meydana getirilecek eserlere ilişkin
kısım vb. ) da TBK m. 20 vd. Maddelerine göre açıktır. Bu sebeple
sözleşmedeki sürpriz kayıtlar, içerikle bağdaşmayan veya dürüstlük kuralın
aykırı kayıtların kısmı̂ kesin hükümsüz olduğ̆u, nedenleri ile 2018 tarihli
mali hakların devrine ilişkin sözleşme ve 2020 tarihli komşu mali hakların
devrine ilişkin sözleşmenin kesin hükümsüz olduğ̆unun tespiti, bu sözleşmenin de tarafımızca iptal
edildiğinin tespiti, Mahkemenizce bu talebin kabul görmemesi halinde; i-03.12.2018
tarihli sözleşmede belirtili ödeme planına göre yapılacak ödemenin tam ve
gereği gibi ifa edilmemesi, bu sebeple gereği gibi ifa yapılmaması ve eksik
ifa yapılması sonucunda eksikliğin davalı şirkete ihtarname ile
bildirilmesine rağmen verilen süre içerisinde giderilmediği, ihtarnamenin
tebliği ile temerrüte düşen muhatabın asli ve fer'i ödemeleri yapmaması, aynı
ihtar içinde makul süre verildiği ve seçimlik haklardan dönmenin
kullanıldığının belirtilmesi,
ii-Sözleşmelerin yapılmasının esas sebeplerinden biri olan merhum
sanatçının hayatı ile ilgili film yapılması gibi müvekkili sözleşme yapmaya
iten vaatlerin davalı şirket tarafından yerine getirilmemesi, iii-Mali hak
devir sözleşmesinin 2.1 maddesinin birinci paragrafının son kısmında
"sözleşme süresince geçerli" ibaresi , 6.2 maddesinde
"sözleşme süresi içinde" ibaresi , 7.1 maddesinde "sözleşme
süresince geçerli olacak şekilde" ibaresi, 9.1 maddesinde " sözleşmenin
geçerli olduğu süreç ve sözleşmenin sone ermesinden sonra" ibaresi;
Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesinin 5.4 maddesinde " sözleşmenin
hükümleri yürürlükte olduğu sürece" ibaresi, 7.1 maddesinde
"sözleşme süresince geçerli olacak şekilde" ibaresi, , 9.1
maddesinde " sözleşmenin geçerli olduğu süreç ve sözleşmenin sona
ermesinden sonra" ibaresi ve benzeri ibareler göz önünde
bulundurulduğunda; sözleşmelerin içeriğinden de anlaşılacağı üzere süreye
bağlı olarak yapılan sözleşmelerin süresinin sözleşmelerde belirtilmemesi
karşısında ve sözleşmelerin bu konu itibarıyla bütünüyle yorumlandığında
sözleşme, taraflardan biri sözleşmeyi sona erdirene kadar geçerli olacağı ve
bu sebeple ihtarnamede bu hususta sözleşmeyi süreye dayanarak sona
erdirdiğimizin de belirtildiği, Yukarıda yazan nedenlerle bahsi geçen 2018 VE
2020 tarihli sözleşmelerin tarafımızca davalı şirkete gönderilen ihtarda da
belirtildiği üzere haklı olarak sona erdirildiğinin tespitini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince verilen 18/01/2024 tarihli ara karar ile; "Tüm dosya kapsamındaki mevcut bilgi
ve belgelere göre, davanın niteliği ve bulunduğu aşamadaki mevcut deliller
gözetilmekle, tedbire ilişkin talep ve sonuç kısmında belirtilen tedbir
talebine ilişkin tedbir kararı verilmesi gerektiğini gösterir emarelerin bu
aşamada dosya kapsamında yer almadığı, İstinaf ve Yargıtay kararlarında da
belirtildiği üzere mali hak sahipliğine ilişkin iddiaların yargılama
gerektirdiği, (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2023/500
Esas 2023/284 Karar, 2023/896 Esas 2023/660 Karar sayılı vb. kararları) talep
edenin tedbir talebi yönünden tespit olunacak iddia ve savunmalarının
yargılamaya muhtaç olması, mevcut delillerle orantısız tedbire
hükmedilemeyeceği, yargılama sürecinde delillerin toplanıp
değerlendirilebileceği, talep doğrultusunda tedbir kararı verilmesini
gerektirir delillerin bu an için dosya kapsamında bulunmadığı ve bu noktada
yaklaşık ispat şartının oluşmadığı anlaşılmakla talebin reddine" karar
verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinafı Üzerine Dairemizce
Verilen 2024/340 Esas ve 2024/655
Karar sayılı kararda; Taraflar arasında Mali Hak Devir Sözleşmesi ve Komşu
Mali Hak Devir Sözleşmesi imzalanmış olduğu, ancak bu sözleşmelerinin
hükümsüzlüğünü içeren dava dilekçesi sunulduğu, 5846 sayılı FSEK 49/1
maddesinde; "Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak veya böyle
bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak bunların
yazılı muvaffaktı ile bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine
devredebilir." hükmü düzenlenmekle, mali hakları kullanma yetkisine
sahip olduğu iddia edilen davalının sözleşmede mali hak devir yetkisinin
bulunup bulunmadığı, sözleşmelerin geçerli olup olmadığı hususlarının
yargılama gerektirdiği, verilecek olan tedbirin kapsam itibariyle geniş
olacağı taraflar arasındaki malî hakların devrine ilişkin sözleşmelerin de
FSEK’in 52. maddesi gereğince geçerli olup olmadığının tespitinin yapılacak
yargılama ile sonuca ulaşacağı ve bu sözleşmelerin taraflar yönünden geçersiz
kılınıncaya kadar bağlayıcı olduğu,
talep edenin mali hak sahipliği iddiasının esas yargılamada
incelenerek değerlendirilmesi gerekli olmakla dosya kapsamında iddia ve savunmaya, saptanan dava
niteliğine ve toplanıp değerlendirilen
delillere göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, verilecek olan
tedbirin orantısız olacağı davacı
vekilinin, İstinaf başvurusunun
6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından
20/05/2024 tarihli talep dilekçesinde ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu
ve davalı ile müvekkili arasında
merhum sanatçı ...'nın eserlerine ilişkin mali ve komşu mali hakların devrine
ilişkin yargılamanın halen devam ettiğini, ...'nın eserlerine ilişkin hak
sahibinin halen müvekkili ....
olduğunu, davalı tarafın halen Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek
Birliği'nden (MESAM) merhum sanatçı eserlerine ilişkin ödeme aldığını,
MESAM'ın gelir dağıtım yönergesinde hak sahipliği hususunda ihtilaf olması
halinde gelirlerin bloke edilebileceğinin belirtildiğini, merhum sanatçı
...’nın eserlerinden elde edilen gelirlere ilişkin olarak; MESAM nezdinde
elde edilen gelirlere bloke konulması ve hiçbir tarafa ödeme yapılmaması
hususunda 5846 sayılı FSEK’in 77 ve 6100 sayılı HMK’nın 389-406. madde
hükümleri uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve ayrıca Mesam'a bu
hususta müzekkere yazılmasını talep ettiği anlaşılmıştır. İlk derece
mahkemesince yapılan yargılama sonunda verilen 20/05/2024 tarihli ara karar
ile; "Mahkememizce ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen
18/01/2024 tarihli ara kararın değerlendirildiği İstanbul Bölge Adliye
Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2024/340 Esas ve 2024/655 Karar sayılı
kararında da belirtildiği üzere, taraflar arasında Mali Hak Devir Sözleşmesi
ve Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi imzalanmış olduğu, ancak bu
sözleşmelerinin hükümsüzlüğünü içeren dava dilekçesi sunulduğu, 5846 sayılı
FSEK 49/1 maddesinde; "Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak
veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak
bunların yazılı muvaffaktı ile bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine
devredebilir." hükmü düzenlenmekle, mali hakları kullanma yetkisine
sahip olduğu iddia edilen davalının sözleşmede mali hak devir yetkisinin
bulunup bulunmadığı, sözleşmelerin geçerli olup olmadığı hususlarının
yargılama gerektirdiği, taraflar arasındaki malî hakların devrine ilişkin
sözleşmelerin de FSEK’in 52. maddesi gereğince geçerli olup olmadığının
tespitinin yapılacak yargılama ile sonuca ulaşacağı ve bu sözleşmelerin
taraflar yönünden geçersiz kılınıncaya kadar bağlayıcı olduğu, talep edenin
mali hak sahipliği iddiasının esas yargılamada incelenerek değerlendirilmesi
gerekli olmakla ihtiyati tedbir talebinin reddine," karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece tedbir talebinin reddine
dair verilen ara kararın hukuka aykırı olduğunu, merhum sanatçı ...'nın iki yasal mirasçısı
olduğunu, bunlardan birinin müvekkili ve ... nın eşi olan ..., diğeri ise
...'nın üçüncü evliliğinden olma ... olduğunu, bu itibarla merhum sanatçı
...'nın eserleri Türk Medeni Kanunu'nun 640. Maddesi gereğince yasal
mirasçıların el birliği ile mülkiyetine tabi olup müvekkilinin tek başına
sanatçının mirası olan eserlerin mali haklarını davalı şirkete devretmesinin
hukuken mümkün olmadığını, sırf bu neden bile davaya konu sözleşmenin
hükümsüz olduğunu gösterdiğini, dava
dilekçemizde ve yazılı beyan/taleplerimizde ayrıntılı olarak bahsettiğimiz
üzere sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilse bile sözleşmenin 2.1 maddesi
uyarınca davalı şirketin eserin mali haklarını tek başına kullanmasının da
mümkün olmadığını, müvekkilinin açıkça eserlerin kullanımına izin vermediği
bir durumda davalı şirketin söz konusu eserlerden gelir elde etmesi halinde
müvekkilinin hakkının tecavüze uğrayacağını, eserler ile ilgili davalı
şirketin halen gelir elde etmesi durumunun müvekkilinin hakkına saldırı
niteliğinde olacağını, tedbir kararı
verilmemesi ve davalı tarafa MESAM tarafından ödeme yapılmaya devam
edilmesi halinde müvekkilinin hukuken
korunması gereken hakları zarar göreceğini, müvekkili aleyhine telafisi
mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkacağını, hukuka aykırı olarak verilen
20.05.2024 tarihli ara kararla verilen red kararının kaldırılarak telafisi imkansız zarar ve saldırı
tehlikesinin önlenmesi için dava dilekçesindeki gibi ihtiyati tedbir kararı
verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde
özetle; İstinaf Kanun Yoluna başvuru
talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf
dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı
hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı taraf, davalı şirket
tarafından merhum sanatçı ...'nın eserlerinin ve böylelikle mali hakların
kullanımına ilişkin izin verildiğ̆i anlaşılan “...” isimli sinema eserinde
mali hakları halen davacıya ait olan merhum sanatçı ...’nın eserlerinin
kullanılacağı aşikar olduğundan davacının
üzerinde hak sahibi olduğu ve özellikle bunlarla sınırlı olmamak kaydı ile
...'ya ait eserler, icralar ve bunları içeren yapımlar yönünden, yapımcı
şirketler tarafından bahsi geçen sinema eserinde kullanılmak suretiyle
gerçekleştirilebilecek muhtemel tecavüzlerin önlenmesi, tespit edilecek veya
yargılama sürecinde ortaya çıkabilecek tecavüzlerin durdurulması,
sonuçlarının ortadan kaldırılması için 5846 sayılı FSEK’in 77 ve 6100 sayılı
HMK’nın 389-406. madde hükümleri uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilmesini
talep etmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacı mali hak sahipliği iddiasına
dayanmış ise de; FSEK'te eser sahibine, mali hakkını veya mali haklarının
kullanma yetkisini devir hakkı tanınmıştır. Mali hak devrinde hak devreden
kişinin mal varlığından çıkarak devralana geçtiği halde, mali hakların
kullanma yetkisinin devri (ruhsat) halinde, hak sahibinde kalmakta, devralana
sadece kullanma yetkisi geçmektedir. (FSEK 48/2.maddesi) Taraflar arasında Mali Hak Devir Sözleşmesi
ve Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi imzalanmış olduğu, ancak bu
sözleşmelerinin hükümsüzlüğünü içeren dava dilekçesi sunulduğu, 5846 sayılı
FSEK 49/1 maddesinde; "Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak
veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak
bunların yazılı muvaffaktı ile bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine
devredebilir." hükmü düzenlenmekle, mali hakları kullanma yetkisine
sahip olduğu iddia edilen davalının sözleşmede mali hak devir yetkisinin
bulunup bulunmadığı, sözleşmelerin geçerli olup olmadığı hususlarının
yargılama gerektirdiği, verilecek olan tedbirin kapsam itibariyle geniş
olacağı taraflar arasındaki malî hakların devrine ilişkin sözleşmelerin de
FSEK’in 52. maddesi gereğince geçerli olup olmadığının tespitinin yapılacak
yargılama ile sonuca ulaşacağı ve bu sözleşmelerin taraflar yönünden geçersiz
kılınıncaya kadar bağlayıcı olduğu,
talep edenin mali hak sahipliği iddiasının esas yargılamada
incelenerek değerlendirilmesi gerekli olmakla dosya kapsamında iddia ve savunmaya, saptanan dava
niteliğine ve toplanıp değerlendirilen
delillere göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, verilecek olan
tedbirin orantısız olacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
12/09/2024 |
| İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ | K: 2024/1327 E: 2024/321 | Film yapımına ilişkin sözleşmede
eser sahibince kullanılan cayma hakkının geçersizliğinin tespiti ile cayma
nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini talebi (FSEK m.58) | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle;
Müvekkili şirket ile davalılar arasında Merhum Yazar ...' ın
"..." adlı edebiyat eserinden esinlenerek oluşturulacak 3 adet
senaryonun "..." nın başına ya da sonuna ek getirmek suretiyle
isimlendirilecek film yapımına ilişkin
27/09/2006 tarihli bir sözleşme akdedildiğini, davalılar vekili
tarafından mehil tayinine lüzum olmadığından bahisle cayma hakkının
kullanıldığını, müvekkili şirkete noter vasıtası ile ihtarda bulunulduğunu,
cayma hakkının kullanılmasının şekil şartlarına bağlandığını, Fikir ve Sanat
Kanununun 58. Maddesince cayma hakkını kullanmak isteyen eser sahibinin
sözleşmede öngörülen edimleri yerine getirilebilmesi için karşı tarafa noter
aracılığı ile bildirimde bulunması gerektiğini ve söz konusu edimlerin yerine
getirilmesi hususunda münasip bir sürenin verilmesi gerektiğini, dava konusu
sözleşmeler uyarınca edimlerin şimdiye kadar ifa edilememiş olmasının davalı
tarafın sözleşmede belirtilen onay sürecini aksatmasından ve hazırlanan
senaryolara onay vermemesinden kaynaklandığını, ancak davalı tarafça
gönderilen ihtarname ile edimin ifa edilememesinin tek sorumlusunun müvekkil
şirket olduğunun öne sürüldüğünü, sözleşmelere konu filmlerin ve dizinin
yapım sürecinin uzamasında müvekkili şirketin hiçbir kusur ve ihmalinin
bulunmadığını, söz konusu olayda süre verilmeksizin cayma hakkının
kullanılması şartlarının oluşmadığını beyan ederek; Beşiktaş ... Noterliğinin
06 Ocak 2015 tarih ve ... yevmiye sayılı cayma hakkının yasaya aykırı
kullanılması nedeni ile geçerli olmadığının tespitine, senaristler ile
davalılara ödenen bedeller ve müvekkili şirketin mahrum kaldığı kar sebebiyle
müvekkili şirketin uğradığı zararın tespitine, fazlaya dair hakları saklı
kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00TL maddi tazminatın dava tarihinden
itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar
verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; " davacı ile davalılar arasında 27/09/2006
tarihli sözleşme ile bu sözleşmenin eki olduğu belirtilen sırasıyla
08/10/2008, 02/10/2009 ve 13/05/2011 tarihli ek protokollerin düzenlendiği,
27/09/2006 tarihli sözleşmenin 2.maddesinde sözleşme konusunun yazar ...'ın
... adlı eserinden esinlenerek oluşturulacak üç adet senaryonun ...nın başına ya da sonuna ek getirmek
suretiyle isimlendirilecek üç adet film yapımından ibaret olduğunun, 3.2
maddesinde sözleşmeye konu filmlerin yazılacak senaryolarının davalıya
gönderileceğinin, davalının 15 gün içerisinde senaryolar hakkındaki
görüşlerini bildiriceğinin, davalının görüşlerini bildirmesi halinde gerekli
düzenlemelerin yapılacağının, 15 günlük süre içerisinde cevap verilmemesi,
sessiz kalınması halinde senaryoların kabul edilmiş sayılacağının, 3.3.e
maddesinde onay verilen senaryonun çekimlerine 12 ay içerisinde
başlanacağının, sözleşme süresinin 2012 yılının sonu olduğunun ve senaryoların
onay için davalıda kaldığı sürenin sözleşmede belirlenen süreye ekleneceğinin
yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde
bu süre sonunda davalının dilerse sözleşmeden cayabileceğinin ve avans
olarak alınan bedellerin iade edilmeyeceğinin, bu ana sözleşmeye ek
08/10/2008 tarihli protokolün 3.2 maddesinde davalının birinci yapım için
kendisine sunulan senaryoyu kabul ettiğinin, 3.4 maddesinde sözleşmeye konu
filmlerin yanında ayrıca bir televizyon dizisi de yapılacağının, 02/10/2009
tarihli ikinci ek protokolün 3.2 maddesinde sözleşme süresinin 2 yıl
uzatılarak 2014 yılının sonu olduğunun belirtildiği, davalılar tarafından
davacıya gönderilen Beyoğlu ... Noterliğinin 06/01/2015 tarih ... yevmiye
numaralı ihtarname ile davacının sözleşme ve protokollerde belirlenen
vadelerde filmlerin ve dizinin çekimine başlamadığının, davalıların zarara
uğradığının beyan edilerek cayma hakkının kullanıldığı, davacı vekili
tarafından sunulan dava dilekçesinde davalıların davacı ile aralarında
düzenlenen sözleşmeden caydıklarının, cayma hakkının kullanılırken 5846
sayılı FSEK'nun 58.maddesi kapsamında mehil verilmesi gerektiğinin ancak
davalılarca mehil verilmediğinin, davacının sözleşmede belirlenen sürede
edimini ifa edememesinin sebebinin sözleşmede belirlenen onay sürecinin
davalı tarafça aksatılmasından, senaryolara onay vermemesinden dolayı
olduğunun, davacının kusurunun bulunmadığının, davalıların sözleşmeden
caymasının haksız ve kötüniyetli olduğunun, sözleşme kapsamında davalılara ve
dava dışı senaristlere ödemeler, masraflar yapıldığının, davacının kazanç
kaybının bulunduğunun, zarara uğradığının beyan edilerek caymanın geçerli
olmadığının tespiti ve tazminat talepli bu davanın açıldığı, davacı tarafça
senaryoların davalıya gönderildiği, davalının senaryoları kabul etmediği ve
reddettiği bu nedenle filmlerin ve dizinin çekimine başlanamadığı beyan
edilmiş ise de dosya incelendiğinde davacı tarafça senaryoların davalıya
gönderildiği iddiasına ilişkin 04/08/2014 ve 10/10/2014 tarihli iki adet e-
mail delil olarak gösterildiği bu tarihlerden önce davalıya senaryo
gönderildiğinin ve davalı tarafça reddedildiğinin davacı tarafça ispat
edilemediği, taraflar arasında ilk sözleşmenin 27/09/2006 tarihinde düzenlendiği,
02/10/2009 tarihli ikinci ek protokolün 3.2 maddesinde sözleşme süresinin 2
yıl uzatılarak 2014 yılının sonu olduğunun belirtildiği, 08/10/2008 tarihli
protokolün 3.2 maddesinde davalının birinci yapım için kendisine sunulan
senaryoyu kabul ettiğinin de belirtildiği ancak ilk sözleşmenin düzenlendiği
tarihten cayma ihtarnamesinin gönderildiği tarihe kadar geçen 8 yıllık süre
içerisinde davacı tarafça filmlerin ve dizinin yapılmadığı tüm bu hususlar
birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafça, davalının senaryolara
kötüniyetle onay vermediğine, filmlerin ve dizinin yapılamamasında,
sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilememesinde davalının kusuru
bulunduğuna, davalıdan kaynaklandığına ilişkin iddiaların ispat edilemediği,
davacı tarafça sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediği, davacı
tarafça davalılar tarafından cayma hakkı kullanılırken sözleşmedeki hakların
kullanılması için mehil verilmediği beyan edilmiş, davalılar tarafından cayma
hakkının kullanıldığı ihtarname incelendiğinde davacıya mehil verilmediği
anlaşılmış ise de 5846 sayılı FSEK'nun 58/2 maddesinde "Hakkın
kullanılması, iktisap eden kimse için imkansız olur veya tarafından
reddedilir yahut bir mehil verilmesi halinde eser sahibinin menfaatleri
esaslı surette tehlikeye düşmekte ise mehil tayinine lüzum yoktur."
belirtilerek cayma hakkı kullanılırken mehil verilmesi gerekmeyen durumların
düzenlendiği, İstanbul Bölge Adliye Hukuk Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2020/782
Esas, 2022/442 Karar sayılı kararı doğrultusunda davacının 2014 ve 2015
yılına ait ticari defterlerinin incelendiği, bu hususta bilirkişilerden rapor
alındığı, bilirkişilerce sunulan 05/05/2023 tarihli raporun mahkememizce
denetime elverişli ve uygun bulunduğu, alınan rapor ve ana sözleşme ile
protokollerde belirlenen sözleşme süresi birlikte değerlendirildiğinde cayma
hakkının kullanıldığı tarihte davacı
şirketin mali durumunun sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeye
uygun olmadığının anlaşıldığı, bu nedenle davalılar tarafından cayma hakkı
kullanılırken mehil verilmesine gerek olmadığı, davalılar tarafından cayma
hakkının usulune uygun ve haklı olarak kullanıldığının anlaşıldığı, davacı
tarafça cayma hakkının davalılar tarafından kötüniyetli olarak
kullanıldığının ispat edilemediği, davacı tarafça sözleşme kapsamında
davalılara ve dava dışı senaristlere ödenen bedeller ile kazanç kaybı
yönünden zarara uğradığı beyan edilerek tazminat talebinde bulunulmuş ise
de 27/09/2006 tarihli sözleşmenin 3.3.e maddesinde davacı tarafından
yükümlülükleri yerine getirilmemesi halinde
bu süre sonunda davalının dilerse sözleşmeden cayabileceğinin ve avans
olarak alınan bedellerin iade edilmeyeceğinin düzenlendiği, yine 5846 sayılı
FSEK'nun 58.maddesi kapsamında yukarıda açıklandığı üzere davacı tarafın
kusursuz olduğunun veya davalıların daha ağır kusurlu olduğunun davacı
tarafça ispat edilemediği bu hususlar da birlikte değerlendirildiğinde
davacının ödediği bedeller ve kazanç kaybına ilişkin tazminat talebinde
bulunamayacağı anlaşıldığı," gerekçeleriyle Davanın Reddine karar
verilmiştir. İstinaf mahkemesince yapılan inceleem sonucunda tarafların
dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki
tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100
Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak
yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas
yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır. 11/07/2024 |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:
2024/1269 E:2022/1091 | Bilgisayar
programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68) | Davacı vekili, müvekkilinin bilgisayar yazılımı alanında
faaliyet gösteren bir şirket olduğunu ve ... isimli bilgisayar programının
eser sahibi olduğunu, yine “...” ibaresinin ... nezdinde müvekkili adına
marka olarak tescil edildiğini, müvekkilinin sahip olduğu programların
kullanılması, işlenmesi, tersine mühendislik işlemine tabi tutulması
konularında hiç kimseye izin ya da yetki vermediğini, İstanbul Anadolu 1.
Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2017/39 D. İş dosyası kapsamında
yapılan tespit sonucunda alınan bilirkişi raporunda davalılara ait
bilgisayarda mali hakları müvekkiline ait ...modüllerinin bilgisayarda kurulu
ve aktif olarak çalışır durumda olduğunu, ayrıca müvekkili şirket programları
kullanılarak proje üretildiğinin tespit edildiğini, davalı şahıs
hakkında..... Sayılı ceza davası açıldığını, davalıların herhangi bir
sözleşme ve izne tabi olmaksızın, şifre kırmak suretiyle bilgisayarında
kullandığı, davalıların işi ve faaliyet alanı gereği bu programlardan haksız
kazanç elde ettiğinin açıkça ortaya çıktığını, programları lisanssız olarak
kullanan davalıların müvekkilinin mali haklarını açıkça ihlal ettiğini, bu
kapsamda FSEK md.68/2 uyarınca sözleşme olması halinde belirlenecek mutad
bedelin 3 katı tazminat talep etmekte olduklarını fazlaya ilişkin haklar
saklı tutularak şimdilik 10.000 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep ve
dava etmiştir. Davalılar vekili, ... aleyhine açılan davada taraf sıfatı
bulunmadığını, tespit yapılan bilgisayarın müvekkili şirketin eski çalışanına
ait olduğunu, bilgisayar çalışanın ceza evine girmesi sebebiyle müvekkili
şirkette kaldığını, söz konusu bilgisayarın müvekkili şirketin iş ve
işlemlerinde kullanılmadığını, FSEK 66/2. madde kapsamında dava açılabilmesi
için müvekkiline ait işin ifası sırasında müvekkilinin çalışanı tarafından
davacıya ait yazılımın kullanılması gerektiğini, İstanbul Anadolu 1. FSHHM
2017/39 D.İş sayılı dosyası ile yapılan tespitin usul ve yasaya aykırı
olduğunu, mahkemenin görevsiz ve yetkisiz olduğunu, sulh hukuk mahkemesinin
görevli olduğunu,yine sadece müşteki avukarı ve bilirkişi tarafından şirket
yetkilisinin bulunmadığı bir yerde tespit yapılmasının geçersiz olduğunu,
işlemin 5271 sayılı CMK’ya aykırı olduğunu, davacıya ait yazılımın bulunduğu
bilgisayarın müvekkiline ait olmadığını, müvekkili şirkete ait envanter
defteri ve demirbaş listesinde bu bilgisayarın olmadığının görüldüğünü,
bilgisayarın ... isimli şahsa ait olduğunu, söz konusu eski çalışana ait
bilgisayarın müvekkili şirkette bulunması sebebinin eski çalışanın
bilgisayarını şirkette unutması ve sonrasında yaşadığı bir olay sebebiyle
cezaevine girmesi olduğunu, davacının tazminat talebinin reddine karar
verilmesi gerektiğini, ceza dosyasında bilirkişi raporu alınmadığından
dosyanın bekletici mesele yapılması
gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya
kapsamına göre, davalı şirketin faaliyette bulunduğu iş yerinde, delil tespitine
dayalı olarak yapılan inceleme sonucunda, bir adet bilgisayarda ...
programının kurulu olduğunun belirlendiği, bilirkişi heyetince sunulan
raporda, bilgisayarında kurulu bulunan ... programının ilim ve edebiyat eseri
niteliğinde bulunduğu, davacının söz konusu programın mali haklarını kullanma
yetkisine sahip olduğu, ... 5.1. programı ile modüllerin çalışır durumda
olduklarının açıklandığı, bir eserin herhangi bir şekilde çoğaltılması hakkı
münhasıran eser sahibine ait olup, çoğaltma hakkının, bilgisayar programının
geçici çoğaltılmasını gerektirdiği ölçüde, programın yüklenmesi,
görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması fiillerini de
kapsadığı, davalı iş yerindeki 1 adet bilgisayarda da ... 5.1 programı ile
yan modüllerinin yüklü ve çalışır vaziyette bulunduklarının tespit edildiği,
davacıyla sözleşme yapılmadan veya davacının izni olmadan gerçekleşen bu
eylem ile davacının çoğaltma hakkının ihlal olunduğu, söz konusu bilgisayarın
davalı Şirketin faaliyette bulunduğu iş yerinde olduğu, gerçek kişi davalının
da davalı ... temsile yetkili kişi olarak sorumluluğun bulunduğu, bilgisayar
programının izinsiz depolanmasının dahi eser sahibinin çoğaltma hakkını ihlal
ettiği, alınan ek bilirkişi raporunda, programın yüklendiği yıl olan 2016
yılı fiyat listesinin dikkate alınacağı, davalı iş yerinde tespiti yapılan
yazılımın güncel sürüm olmadığı, yazılım ürünlerinde genel uygulama olarak
yeni versiyon çıktığında eski sürümün satışının durdurulduğu, eski sürümün
daha uygun fiyata satışı gibi bir yöntemin izlenmediği, tespitin yapıldığı
yıl olan 2016 yılında dava konusu programın satışını gösteren bir faturanın
bulunmadığı, 2016 yılına göre ürünlerin liste fiyatları ile uygulanan
ortalama iskonto rakamlarına ve kanuni defter incelemelerine göre belirlenen
tutarın bildirildiği, alınan raporda belirlenen miktarın dosya kapsamı ile
uyumlu bulunduğu gerekçesi ile 5846 sayılı yasanın 68/2 md gereğince
17.826,60-TL telif tazminatının haksız fiilin başlangıç tarihi olan
(programın yüklendiği tarih) 29/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek
reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak
davacıya verilmesine karar verilmiştir.Dava, fikir ve sanat eserleri
sahipliğinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı
HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle
sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek
yapılmıştır.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf
sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde
usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı tarafın
bilgisayarında kurulu olan ... programının ilim ve edebiyat eseri niteliğinde
bulunduğu, davacının söz konusu programın mali haklarını kullanma yetkisine
sahip olduğu, ... 5.1. programı ile modüllerin çalışır durumda olduklarının
açıklandığı, davacıyla sözleşme yapılmadan veya davacının izni olmadan
gerçekleşen bu eylem ile davacının çoğaltma hakkının ihlal olunduğu, söz konusu
bilgisayarın davalı Şirketin faaliyette bulunduğu iş yerinde olduğu, gerçek
kişi davalının da davalı ... temsile yetkili kişi olarak sorumluluğun
bulunduğu, belirlenen tutarın dosya kapsamı ile uyumlu bulunduğu
anlaşılmakla, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine
karar verilmiştir. 05/07/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2024/1196
E: 2023/1506 | Reklam
filminde oynayan icracı sanatçının
mali ve manevi haklarının ihlal edildiği iddiasına dayalı maddi ve
manevi tazminat talebi (FSEK m.80) | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... için
çekilmiş olan reklam filminde oyuncu olarak rol aldığını, 1998 yılında
reklamın yayınlandığını ve yayınlandığı dönem için anlaşıp ücretini aldığını
, 09/03/2015 tarihinde ilk olarak ... Tv akşam ana haberleri içinde yer alan
reklam kuşağında ve daha sonra tüm diğer reklam kuşaklarında müvekkilinin rol
aldığı reklam filminin yeniden yayınlandığını, yaptıkları araştırmalar
sonucunda 09/03/2015-22/03/2015 tarihleri arasında yayınlanan 30 kanalda ki
tüm reklam kuşaklarında müvekkilinin oynadığı reklam filminin
yayınlanacağının öğrendiklerini, müvekkilinin muvafakati alınmaksızın ve
telif bedeli ödenmeksizin yayın yapıldığını, müvekkilinin mali hakkına
tecavüz edildiğini iddia ederek, davalılardan 20.000- TL maddi, 5.000-TL
manevi olmak üzere toplam 25.000,00 TL tazminatın faizi ile birlikte
tahsilini talep ve dava etmiştir.CEVAP: Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin
yayınların iletilmesi için alt yapı olanağı sağladığını, reklamlarda rol
alanlar ya da reklam veren müşterilerle ilişkisinin bulunmadığını,
sözleşmeleri hakkında bilgileri bulunmadığını, müvekkilinin pasif husumet
ehliyeti olmadığından davanın reddi gerektiğini,davacının mali haklarına
tecavüz edildiği iddiasında müvekkili şirketin kusurunu ispatlayamadığını
savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... Tic.Ltd.Şti vekili cevap
dilekçesinde özetle; bir hakkın tecavüze uğradığından bahsedebilmek için o
hakkın sahibi olmak gerektiğini, davacı tarafın hak sahibi olmadığını,
oyuncuların doğrudan eser sahibi olmadığını, davacının sözleşmesini 1
yıllığına yaptığını kanıtlayan herhangi bir delil sunmadığını savunarak,
davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap d dilekçesinde özetle;
davacı yanın kendi isteğiyle rol aldığı bir reklam filminin tekrar yayını
nedeniyle manevi tazminat istemesinin haklı olmadığını, manevi tazminat
talebinin reddi gerektiğini, maddi tazminat talebi ile ilgili olarak
davacının telif hakkı olduğunu kanıtlayamadığını savunarak, davanın reddini
istemiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın
kısmen kabulüne karar verilmiş, davalıların istinafı üzerine verilen bu
karar; Dairemizin 27/09/2019 tarih
2017/2270 E - 2019/1917
K.sayılı ilamı ile kaldırılmıştır. İlk derece mahkemesince Dairemizin
kaldırma kararı sonrası yapılan yargılama sonucunda; reklamın tarafların
kabulünde olduğu üzere 1998 yılında ilk kez yayınlandığı, 17 yıl sonra
yayınlanması (yeniden iletimi) için 5846 Sayılı FSEK 80/1-A-(2) maddesi
gereğince davacının izni gerektiği, süresiz izin verildiğine dair ispat yükü
üzerinde olan davalı tarafça delil sunulmadığı anlaşılmakla reklam filminin
izinsiz olarak yayınlandığı dolayısıyla davacının maddi tazminat talep etme hakkının
bulunduğu, Film Yapımcıları Meslek Birliğinin 20/1/2021 tarihli yazılarında
ücretin 5.000-TL olduğu belirtildiği, davacının ilk aldığı ücretin
bildirilmediği, tazminat miktarının BK hükümlerine göre belirlenmesi
gerektiği gerekçesiyle, 5.000-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren
işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştekeken ve müteselsilen
alınarak davacıya verilmesine, manevi haklarının ihlal edildiğinin
ispatlanamadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine reddine karar
verilmiştir. Davacı vekili istinaf
dilekçesinde dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaları tekrar ederek; 1998 yılında çekimi yapılan bu filmin
üzerinden 17 yıl geçtikten sonra davacıdan devralınan haklar son bulduğu
halde, bedel ödenmeksizin ve izin alınmaksızın filmin bir çok yayın kuruluşlarında tekrar
yayınlandığını, yeniden izin almadan ve bedel ödemeden yapılan bu yayınlar
sebebiyle müvekkilin manevi hakları ihlal edildiğinden, davadaki
taleplerimizin, FSEK 70.maddesi gereğince manevi tazminata hükmedilmesi
gerekirken ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmesinin hukuka ve yasalara
aykırı olduğunu, takdir edilen
oyunculuk bedelinin daha yüksek bir bedel olması gerektiğini ileri sürerek,
ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ... San. Tic. AŞ. vekili katılma yoluyla istinaf
dilekçesinde; davanın müvekkil şirket
yönünden pasif husumet yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi
gerekirken müvekkil aleyhine maddi tazminat miktarına hükmedilmesinin hukuka
ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının iddialarını ispat edemediğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi
kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Dava, Dava, FSEK'ten kaynaklanan hakların ihlal edildiği iddiasına dayalı
maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf
dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı
hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince
yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar
davacı vekili ve davalı ... San. Tic. AŞ vekili tarafından istinaf edilmiştir.
1-Davalı .. San. Tic. AŞ vekili,
kabulüne karar verilen 5.000-TL maddi tazminat yönünden kararı istinaf
ettiği, karar tarihi itibariyle ilk derece mahkemesinin kesinlik sınırının
8.000-TL olduğu, bu nedenle karar tarihi itibariyle HMK'nın 341.maddesi
gereğince ilk derece mahkemesi kararının adı geçen davalı yönünden miktar
yönünden kesin nitelikte olduğu anlaşılmakla,
davalı ... San. Tic. AŞ
vekilinin istinaf isteminin usulden reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dosya
kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında
mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya
aykırılık bulunmadığı, davacının manevi zarara uğradığının ispat edilemediği,
hükmedilen maddi tazminat miktarında bir isabetsizlik bulunmadığı
anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin reddine
karar verilmiştir.26/06/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2024/1147
E: 2024/677 | Murisin
eserlerinin mali haklarına tecavüz edildiği iddiasıyla, biyografik sinema
filminde bu eserlerin kullanılmasının önlenmesi talebi | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ...'nın
yasal mirasçısı olduğunu, ...'ya ait eserlerin mali haklarının müvekkili ile
beraber dava dışı ...'ya ait olduğunu, müvekkilinin kendisine ait olan mali
hakları belirli bir süre çeşitli şirketler aracılığıyla kullandığını, ancak
2. FSHHM 'nin 2023/263 Esas sayılı dosyasında ikame edilen davada
belirtildiği üzere, müvekkilinin iradesinin sakatlanarak baştan itibaren
hükümsüz olan sözleşme ile haklarının devrettiği düşündürülerek işlem
yapıldığını, murisin eserlere ilişkin mali haklarının el birliği mülkiyeti
altında olduğunu, bu nedenle imzalanan devir sözleşmesinin geçersiz olduğunu,
davalıların murisin hayatını konu alan filmin çekimlerine başladığını ve 2024
yılının Ocak ayında gösterime gireceğinin belirtildiğini, bahsi geçen filmde
murisin eserlerinin kullanıldığı ya da kullanılacağı aşikar olup, bu
eserlerin kullanılmasının murisin ve müvekkilinin haklarına tecavüz
niteliğinde olduğunu, bu hususta davalılara ihtar çekildiğini, ancak ihtara
cevap verilmediğini belirterek, davalının fiillerinin hukuka aykırı olduğunun
tespiti, davalıların muris ...'nın eserleri, icra ve yapımları üzerinde sahip
olduğu mali ve manevi hakları ile bu hakların kullanma yetkisine tecavüz veya ciddi bir tecavüz tehlikesi
oluşturan ...'ya ait eser, icra ve yapımların "..." isimli veya
başka adla ve aynı içerikte çekeceği sinema filminde kullanılmasının, anılan
eserlerin kullanılacağı bir filmin çekilmesinin, tespitinin, kısmen çekilmiş
ise tamamlanmasının kamuya sunulması ve tanıtılmasının, çoğaltılmasının,
yayılmasının, temsilinin ve gösterilmesinin yayın veya dijital yolla umuma
iletilmesinin önlenmesini, davalılar tarafından murisin hayatını konu alan
filmde murise ait eserlerin kullanılması göz önüne alınarak, filmin
çekilmesinin, çoğaltılmasının, yayınlanmasının ve umuma iletilmesinin
engellenmesi/ önlenmesi, ihlal edilen fikri haklara tecavüzün tespiti ile
tecavüzün sonuçlarının ortadan kaldırılmasını talep etmiş, ek dilekçesi ile
filmin 26/01/2024 tarihinde vizyona gireceği göz önüne alınarak filmin
vizyona girmesinin engellenmesi hususunda tedbir kararı verilmesini talep
etmiştir.Davalılar vekili cevap
dilekçesinde özetle; huzurdaki davada söz konusu filmde kullanılan şarkılara
ilişkin hak usulüne uygun ve davacının da imza ettiğini ikrar ettiği bir
sözleşmeye dayanan hak sahibi şirketten devralındığından, davacının söz
konusu sözleşmeye ilişkin hak sahipliğini tespit ettirmeden şarkılara ilişkin
eser sahipliğinden ötürü tecavüz iddiasında bulunamayacağını, bundan dolayı
huzurdaki davayı açmakta hukuki bir yararı
bulunmadığını, davacının mirasçı olması sıfatıyla hak sahibi olup
mirastan doğan eserler üzerindeki haklarını bedel karşılığı ve usulüne uygun
bir sözleşmeyle dava dışı 3.kişi "..."e devrettiğini, buna binaen
de eserlere ilişkin kullanım haklarını devralan dava dışı "..."
şirketinden de müvekkili şirketlerce kullanıma ilişkin bedel karşılığı
muvafakat alındığını, davacının bu hususta kötü niyetli beyanlarda
bulunduğunu, davacının kötü niyetinin kendisinin henüz senaryodan dahi
bihaber olmasına rağmen, kendi kişilik haklarına dayanarak İstanbul 4.Asliye
Hukuk Mahkemesi 2023/33 Esas sayılı dosyasıyla dava açmasından belli
olduğunu, kendisinin filmin senaryosunda kronolojik olarak ismen dahi
geçmemesine rağmen, filmi kişilik haklarına saldırı bahanesiyle durdurmaya
çalıştığını, sırf filmin vizyona girmesine karşı tedbir kararı alarak
müvekkili şirketleri baskı altına alıp, fahiş gelir elde etmek amacıyla buna
yönelik haksız davalar ikame ettiğini, bu aşamada davacının İstanbul 4.Asliye
Hukuk Mahkemesi 2023/33 Esas sayılı dosyasıyla açmış olduğu davanın mahkeme
tarafından haksız ve kötü niyetli olduğu görülerek reddedildiğini, müvekkili
şirketlerin yapmış olduğu filme merhum sanatçı ...'nın 3/4 oranındaki yasal
mirasçısı ...'nın bizatihi katkı sağladığını, kendisinden eserlerin
kulanımına ilişkin muvafakatin alındığını belirterek, davanın ve tedbir
taleplerinin usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise davanın dava dışı
"..." isimli şirkete ihbarına ve netice olarak davanın esastan
reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemenin 18/01/2024 tarihli ara kararı ile; "davanın niteliği
ve bulunduğu aşamadaki mevcut deliller gözetilmekle, tedbire ilişkin talep ve
sonuç kısmında belirtilen tedbir talebine ilişkin tedbir kararı verilmesi
gerektiğini gösterir emarelerin bu aşamada dosya kapsamında yer almadığı,
dosya arasına sunulan taraflar arasındaki mali hakların devrine ilişkin
sözlemenin geçersizliğine ilişkin mahkememizin 2023/263 Esas sayılı
dosyasında açılan davanın halen derdest olması, sözleşmenin hükümsüz olduğuna
ilişkin kesinleşmiş bir ilamın bulunmadığı, dava konusu filmde kullanılan
veya kullanılacağı iddia edilen murise ait eserlerin mali hak sahibinin kim
olduğunun tespitinin yargılamayı gerektirdiği, mali hak sahibinin kim olduğu
hususunda mahkemece tarafların delilleri toplandıktan sonra bilirkişi
incelemesi gerektiği, bu aşamada mali hak sahibinin davacı taraf olduğuna
ilişkin dosya kapsamında yaklaşık ispatın bulunmadığı, her ne kadar davalı
mali hakların devrine ilişkin sözleşmenin tüm mirasçılarla birlikte yapılması
gerektiği iddiasında bulunmuş ise de, bu hususun da yargılamayı gerektirdiği,
ayrıca yerleşik Yargıtay ve İstinaf da
belirtildiği üzere mali hak sahipliğine ilişkin iddiaların yargılama
gerektirdiği, (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2023/500
Esas 2023/284 Karar, 2023/896 Esas 2023/660 Karar sayılı vb. kararları)
mevcut haliyle dosyada davacının mali hak sahibi olduğuna ilişkin
mahkememizce ihtiyati tedbir için gerekli yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığı
kanaatine varılmakla davacının ihtiyati tedbir talebinin bu aşamada reddine
" karar verilmiştir. Mahkemenin 26.01.2024 Tarihli ara kararında;
"...-6100 sayılı HMK 'nın 389 ve devamı maddeleri ile 5846 sayılı
FSEK'in 77. Maddesi gereğince takdiren
3.500.000,00 TL (üçmilyonbeşyüzbintürklirası) nakdi veya aynı miktarda
kesin ve süresiz teminat mektubu ibrazı koşuluyla İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN
KABULÜNE, -Teminat yatırıldığında "..." adli filmin ve davalılar
... Anonim Şirketi ve ... Anonim Şirketi tarafından "merhum ...'nın
hayatını anlatan başka bir isimle" SİNEMALARDA VİZYONA GİRMESİNİN
ÖNLENMESİNE, VİZYONA GİRMİŞ İSE GÖSTERİMİNİN İHTİYATİ TEDBİR YOLUYLA
DURDURULMASINA, - "..." adli filmin ve davalılar ... Anonim Şirketi
ve ... Ticaret Anonim Şirketi tarafından "merhum ...'nın hayatını
anlatan başka bir isimle" UYDU, KABLO, HER TÜRLÜ TELEVİZYON YAYINI, CD,
DVD, İNTERNET/ SOSYAL MEDYA/ DİJİTAL BÜTÜN YOLLARLA UMUMA İLETİLMESİNİN
ÖNLENMESİNE, -"..." adli filmin ve davalılar ... Anonim Şirketi ve
... Anonim Şirketi tarafından "merhum ...'nın hayatını anlatan başka bir
isimle" FRAGMANLARININ YAYINININ SİNEMALARDA, UYDU, KABLO, HER TÜRLÜ
TELEVİZYON YAYINI, CD, DVD, İNTERNET/ SOSYAL MEDYA/ DİJİTAL BÜTÜN YOLLARLA
UMUMA İLETİLMESİNİN ÖNLENMESİNE, "Şeklinde karar vermiştir. Mahkemenin
15.02.2024 Tarihli ara kararında ise; "1-Mahkememizin 26/01/2024 tarihli
tedbir kararına karşı davalı tarafça yapılan itirazın teminat miktarı ve tedbirin kaldırılması yönünden reddine, 2-Ters teminat verilmesine ilişkin talebin
verilen tedbir kararı göz önüne alınarak reddine," şeklide karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf
isteminde; Mahkemenin ara kararda "....talep ve sonuç kısmında
belirtilen tedbir talebine ilişkin tedbir kararı verilmesi gerektiğini
gösterir emarelerin bu aşamada dosya kapsamında yer almadığı..." ve
"... mali hak sahibinin davacı taraf olduğuna ilişkin dosya kapsamında
yaklaşık ispatın bulunmadığı..." şeklinde belirtilmiş ise de, mahkemenin
2023/263 Esas sayılı dosyanın dava dilekçesinde açıklandığı üzere merhum
sanatçı...'nın iki yasal mirasçısı olduğunu, müvekkilinin tek başına
sanatçının mirası olan eserlerin mali haklarını davalı şirkete devretmesinin
hukuken mümkün olmadığını, davaya konu sözleşmenin hükümsüz olduğunu, kaldı
ki sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilse dahi, sözleşmenin 2.1 maddesi
uyarınca davalı şirketin eserin mali haklarını tek başına kullanmasının da
mümkün olmadığını, müvekkilinin açıkça
eserlerin kullanımına izin vermediğini, tedbire konu filmde müvekkilinin
hakkının tecavüze uğrayacağını, yaklaşık ispatın oluştuğunu, mahkemece tedbir
kararı verilmesi için kesinleşmiş bir hükme gerek olmadığını, aynı mahkemenin
2023/263 Esas sayılı dosyasını birlikte değerlendirmediğini, hak sahipliği
yönünden bilirkişi incelemesine gerek olmadığını, Filmde merhum sanatçı
...'nın eserlerinin kullanılacağının sabit olduğunu, tedbir kararı
verilmemesi ve dava konusu filmin vizyona girmesi halinde müvekkilin hukuken
korunması gereken haklarının zarar göreceğini belirterek, 18.01.2024 tarihli
tedbir talebinin reddi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili
istinaf isteminde özetle; Mahkemenin 26.01.2024 Tarihli tedbir kararının ve
itirazın reddi kararının yerinde olmadığını, Mahkemenin 18.01.2024 tarihli
ara kararında tedbiri reddetmişken ve red gerekçesindeki hususlar çözüme
kavuşmamasına rağmen 18.01.2024 tarihli gerekçeli ara kararı yok sayarcasına
dosyada tekrar tedbir kararın verilmesinin usule aykırı olduğunu, Davacının
kendisinin imzaladığını ikrar ettiği ve delil olarak sunduğu sözleşme
gereğince hakkını devrettiğini ve davalı müvekkillerince de usulüne uygun bir
şekilde filmde kullanılacak olan şarkıların haklarını davacıdan alarak elinde
bulunduran dava dışı ... isimli şirketten muvafakatname ile alındığını, 1/4
mirasçı olan davacının eserler üzerindeki mirastan doğan haklarını devretmiş
olup, 3/4 mirasçı ...'nın ise zaten filmin danışmanlığını yapmakta olduğunu
ve şarkıların kullanılmasına muvafakati bulunduğunu, ...'nın cevap
dilekçesinde belirttikleri üzere tanık olarak dosyaya bildirildiğini, ...'nın
müvekkili şirketlerin düzenlemiş olduğu filmin galasında da yer aldığını,
filmin başrolüyle birlikte merhum babasının şarkısını dahi seslendirdiğini,
buna ilişkin haber linkini sunduklarını, Davacının mirasçı ...’nın muvafakati
olmaması nedeniyle, imzaladığını ikrar ettiği sözleşmenin kesin hükümsüz
olduğu iddiasına dayandığını, bu iddianın yerinde olmadığını, somut delile de
dayanmadığını, Aynı Mahkemenin 2023/263 Esas dosyasıyla davacı tarafından
dava dışı "..." isimli şirkete sözleşmenin gabin nedeniyle kesin
hükümsüzlüğüne dayanarak açmış olduğu dava neticelenmeden bu yönde bir karar
verilmesinin hatalı olduğunu, Davacının mirastan doğan hakkı her halükarda
kendisinin de belirttiği üzere, el birliği mülkiyetine tabii ise davanın
eserler üzerinde ¾ hak sahibi ... da dahil edilmek suretiyle açılmasının
zorunlu olduğunu, diğer mirasçı dahil
edilmeden dava açılmasının dava şartı noksanlığı olup, davanın usulden reddi
gerekirken, aniden tedbir kararı verilmesinin hatalı olduğunu, 18.01.2024
tarihli gerekçeli ara karardan bu yana tedbir verilmesini gerektirecek davacı
lehine hiçbir yeni husus olmadığını, mahkemenin 3 gün içinde 2 bilirkişi
raporu aldığını, 24.01.2024 tarihli bilirkişi raporuyla "1. ... isimli
filmde kullanılacak ...’ya ait müzik eserleri üzerindeki mali hakların
¼’ü’nün davacı, ¾’ünün dava dışı ...’ya intikal etmesi, davacının eserler
üzerindeki mali haklarını ... Yap.Org. AŞ’ye devretmesi (davacının gabin
iddiası yargılamayı gerektirmekle bu iddianın haklı olup olmadığı hususunda
açılmış başka bir dava söz konusu olup bu davada yargılama devam etmekle
herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır), ... Yap.Org. AŞ’nin ise bu devire
dayalı olarak eserlerin davaya konu filmde kullanılması yönünde davalılara
muvafakatname vermesi dikkate alındığında herhangi bir izinsiz kullanım
hususunun söz konusu olmadığı, 2. Davacı taraf davaya konu eserler üzerinde ¾
oranında pay sahibi olan ...’dan izin alınmaması nedeniyle kendi yaptıkları
devirlerin geçersiz olduğunu ileri sürmüş ise de dosya kapsamında ...
tarafından bu yönde açılmış bir davaya ilişkin delile rastlanmadığı, TMK 640
ve HMK 59 gereği diğer mirasçının davaya dahil edilip edilmeyeceği
hususundaki Takdirin Sayın Mahkemeye ait olacağı," şeklinde görüş belirtildiğini,
Davacıdan hakları sözleşmeyle devralan dava dışı 3.şahıs ... isimli şirketçe
MESAM tarafından yapılan telif ödemelerinin de bu şirkete yapıldığının
bildirildiğini, Davacının filmin vizyona girmesinden hemen önce bu davayı
açmasında kötü niyet olduğu açık olup, hiçbir somut delil olmadığını, Esasen
2. raporun yalnızca filmde kullanılacak şarkılara ilişkin kullanılıp
kullanılmadığına ilişkin tespitleri içerdiğini, ancak bu hususta rapor
alınmasını gerektirecek bir husus olmadığını, kendilerinin bazı şarkıların
filmde kullanılacağı zaten belirttiklerini, filmin fragmanının
yayınlandığını, şarkıların fragmanda dahi göründüğünü, MESAM tarafından ...'nın eserlerinin kullanımına
ilişkin izin vermeye kimlerin yetkili ve kayıtlı olduğuna ilişkin talep
edilen müzekkereye verilen cevapta da "...’ya ait eserler MESAM koruması
altındadır. Muhtar ... varisi ... ile ... A.Ş. arasında edisyon anlaşması
bulunmaktadır. Muhtar ...’nm diğer mirasçısı ... sahibi olduğu 1/4' lük
hakkını üyemiz ... Yay. Org. A.Ş.’ye devir etmiştir. Muhtar ... eserleri
hakkında; ... adına ... A.Ş. ve ... Yay. Org. A.Ş. münhasıran izin vermeye
yetkilidir." şeklinde belirtildiğini, Bu nedenle senaryo üzerinden
inceleme yapılmak suretiyle şarkıların kullanılması nedeniyle tecavüzün
oluşacağı hususuna yönelik gerekçenin hatalı olduğunu, kullanımın hukuka
uygun olduğunu, film durdurulduğundan davalı müvekkillerinin mağdur olduğunu,
davaya konu uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı
verilemeyeceğini, Tedbir kararına katılmamakla birlikte, tedbir kararı
kaldırılmayacaksa da davalı müvekkili şirketlere 90 Milyon TL’ye mal olan
filmin zararına karşılık olarak 3.500.000 TL gibi cüzi bir teminat takdir
edilmesinin hak ve nesafet kurallarına aykırı olduğundan, bu yönü ile de
karara itiraz ettiklerini, itirazın reddedildiğini, ters teminat talebinin de
reddedildiğini, davacının kendisi dahi buna muvafakat ettiyse de Yerel
Mahkemece talebin reddedildiğini, tedbir kararının hatalı olduğunu
belirterek, öncelikle tedbirin kaldırılmasını, aksi halde ters teminata
hükmedilmesini talep etmiştir. . Dosyada davacı ile dava dışı ...Şirketi
arasındaki 03/12/2018 tarihli mali hak devir sözleşmesi ve davalı yanca
sunulan ...Şirketi'ne atfen imza bulunan muvakafatname mevcuttur. Davacı mali
hak devrine ilişkin sözleşmenin geçersizliği iddiası yönünden ilk derece
mahkemesinin 2023/263 Esas sayılı dosyası ile dava açarak eserlerin sinema
eserinde kullanılmasının önlenmesi için ihtiyati tedbir isteminde bulunmuş,
mahkemece tedbir istemi reddedilmiş, istinaf incelemesi neticesinde ise
İstanbul BAM 44.HD'nin 2024/340E, 2024/655Karar sayılı ilamı ile davacının
istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Bu aşamada davacının mali
hak devir sözleşmesinin geçersiz olduğuna ilişkin davasının derdest olduğu,
davalılar vekilinin aşamalardaki savunmasında murisin diğer mirasçısı olan
oğlu ...'nın eserlerin kullanılmasına muvafakati olduğunu iddia ederek, taraf
teşkiline ilişkin de itirazda bulunduğu dikkate alındığında, iddia ve
savunmanın kapsamı, tarafların hak ve menfaat dengesi, derdest dava dosyasına
göre FSEK 77, HMK 395/1.maddeleri gereğince ters tedbire hükmedilmesi dosya
kapsamına uygun düşeceğinden, bu yönde karar verilmesi gerekirken itirazın
reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, ilk derece mahkemesinin
15/02/2024 tarihli ara kararın kaldırılması gerekmiştir. Dairemizce teminat
takdir edilirken, davacının iddiasının eserlerin kullanımına ilişkin olması,
eser sayısı, somut delil duruma göre 3.500.000,00 TL teminatın dosya
kapsamına uygun düştüğü dikkate alınarak 3.500.000,00 TL teminat
belirlenmiştir. Açıklanan nedenle davalılar vekilinin istinaf isteminin
kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin 18/01/2024 tarihli
ihtiyati tedbir talebinin reddi kararı yönünden davacı vekili istinafa
başvurmuş ise de; mahkemenin 26/01/2024 tarihli ara kararı ile ihtiyati
tedbire hükmedilmekle istinaf istemi konusuz kaldığı gibi Dairemizin iş bu
kararı ile ters tedbire hükmolunmuş olmakla 18/01/2024 tarihli ara karar
yönünden davacı vekilinin istinaf istemi hakkında karar verilmesine yer
olmadığına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan nedenle davalılar vekilinin
istinafının kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin 15/02/2024 tarihli
ihtiyati tedbire itirazın reddi kararının kaldırılmasına, davalıların ihtiyati tedbire itirazının kısmen kabulü
ile, 26/01/2024 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılarak ters tedbire
hükmedilmesine dair karar verilmiştir.
13/06/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2024/1176
E: 2022/2081 | Tescilsiz tasarım hakkına tecavüz
nedeniyle maddi tazminat | Davacı
vekili dava dilekçesinde; davalı
firmanın, müvekkili şirketten 2-5 Nisan 2019 tarihinde Moskova’da
düzenlenecek olan “...” fuarında kullanılmak üzere özel stant tasarlanması
hususunda talepte bulunduğunu, davalı tarafın talepleri doğrultusunda
müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen tasarımlara ve görsellere
ilişkin 18.300,00 Euro’luk fiyat teklifi ile birlikte 29.11.2018 tarihinde
davalı taraf adına görüşmeleri yürüten ...'e, davalı şirket çalışanlarından
...’a ve ... isimli kişiye mail yolu ile iletildiğini, davalı tarafın
taleplerine uygun olarak gerekli bütün çalışmaların yapılmasına rağmen,
davalı tarafça süreklilik arz eder nitelikte proje üzerinde farklı çalışmalar
yapılmasının talep edildiğini, müvekkili şirketçe her defasında davalı
tarafın taleplerine istinaden revize çalışmalar yapılarak, davalı tarafa
iletilmiş ise de, davalı tarafça sözleşme imzalamaktan imtina edildiğini,
müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen ve görselleri davalı tarafa mail
yolu ile iletilen özel stand yapımına ilişkin olarak, davalı taraf ile
müvekkili şirket arasında sözleşme imzalanmamış olmasına rağmen, davalı
tarafın “...” fuarına tasarımı müvekkili tarafından gerçekleştirilen özel
standı başkalarına yaptırarak katıldığını, müvekkili şirket tarafından
gerçekleştirilen özel stand tasarımına görseller ile birlikte davalı taraf
adına görüşmeleri ...’e, davalı şirket çalışanlarından ...’a ve Hakan isimli
kişiye mail yolu ile iletilen teklifte, işin toplam maliyetinin 18.300,00
Euro, teklifin %20’sinin ise, tasarım ve çizim bedeli olduğunun
belirtildiğini, davalı tarafın müvekkili şirketin izni olmaksızın müvekkili
şirket tarafından tasarlanan standı üçüncü kişilere imal ettirerek “...”
fuarına katıldığının tespit edilmesi akabinde müvekkili şirket yetkilisi ...
tarafından, stand projesinin izinsiz kullanımından kaynaklı toplam fiyat
teklifinin %20’sine tekabül eden tasarım ve çizim bedelinin ödenmesi talep
edilmişse de, davalı tarafça müvekkili şirkete herhangi bir ödeme
yapılmadığını, müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen ve davalı tarafa
görselleri mail yolu ile iletilen stand tasarımının davalı tarafça müvekkili
şirketin izni olmaksızın üçüncü kişilere imal ettirilmesi ve yine müvekkili
şirketin izni olmaksızın fuarda davalı tarafça kullanılması sebebi ile 5846
Sayılı Kanundan kaynaklı haklar kullanılarak davalı taraf aleyhine
arabuluculuk müracaatında bulunulmuş ise de, yapılan görüşmelerde anlaşmaya
varılamadığını belirterek, açıklanan nedenlerle sözleşme bedelinin %20’sine
tekabül eden 3.660,00 Euro’nun 08.04.2019 tarihli kur karşılığı 23.384,47
TL’nin davalı tarafın gönderilen mail ile temerrüde düştüğü 08.04.2019
tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalı taraftan tahsilini ve
yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasını
talep ve dava etmiştir.Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin
19/10/2022 tarihli 2021/283 E. - 2022/225 K. sayılı kararıyla;
"...Dosyaya sunulan tüm deliller, taraf beyanları ve raporlar birlikte
değerlendirildiğinde; tarafların, davalının katılacağı fuar için fuar standı
tasarımı ve üretimi konusunda görüşmeler yaptıkları, görüşmeler çerçevesinde
davacı fiyat teklifinin %20'sini tasarım ve çizim bedeli oluşturduğu,
davacının mail olarak davalıya gönderdiği tasarım ile davalının fuarda
kullandığı tasarımın bilgilenmiş tüketici algısında benzer olarak
algılandıkları anlaşılmıştır. Burada üzerinde durulması gereken hususu eser
vasfı olmadığı belirlenen stand tasarımının tescilli olmaması nedeniyle
tescilsiz tasarım korumasından yararlanıp yararlanmayacağıdır. SMK'nun 55/4
maddesine göre tescilsiz tasarım ilk kez Türkiye'de kamuya sunulmuş olması
halinde korunur. İlk kez Türkiye'de kamuya sunulan bu tasarımın ayırdedici
olmalı ve kamuya arzından itibaren 3 yıllık süre geçmemiş olmalıdır. Somut
olayda davacı tarafın delil olarak sunduğu maillere göre tasarımın ilk defa
davacı yanca vücuda getirildiği, daha önceki bir tarihte aynı yahut
benzerinin kamuya sunulduğuna ilişkin bir delilin bulunmadığı, davalının
fiili kullanımı tarihi itibariyle de 3 yıllık sürenin henüz dolmadığı
anlaşılmaktadır. Davalı yan, her ne kadar tasarımın davalıya ait olduğu,
davalının yönlendirme ve talebiyle davacı taraça çiziminin gerçekleştirildiğini
beyan ve iddia etmiş ise de, bu iddialarını destekleyecek somut ve
denetlenebilir görsel içerikli bir delil dosyaya sunamadığı, davalının önceki
yıllardaki stand tasarımları ile davaya konu tasarımın aynı ya da benzer
kabul edilemeyeceği, davalı tanığının soyut beyanlarının ise ispata yeterli
olmadığı zira davalı yönlendirmesinin içeriği ile ortaya çıkarılan tasarımın
mahkememizce denetlenebilir bir uzman karşılaştırmasının gerektiği, bu
itibarla tasarımın sahibinin davacı olduğu hukuki kanaatine
ulaşılmıştır.Davacı dava dilekçesi ile (SMK 151/2-c kapsamında kabul
edilecek) sözleşme bedelini talep etmiş, bilirkişilerce yapılan incelemede
bulunan 22.362,20 TL bedel mahkememizce de dosya içeriği ve sunulan
delillerle uygun bulunmuştur. Davacı haksız fiil tarihi itibariyle faiz talep
edebileceğinden, bu tarihten sonraki tarih olan 08/04/2019 tarihinden
itibaren istenen faiz, taleple bağlılık gereği kabul edildiğine dair;
1-Davacının davasının KISMEN KABULÜ ile; -Davalının, davacıya ait tasarımına
tecavüz ettiği anlaşıldığından, 22.362,20 TL'nin 08/04/2019 tarihinden
itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya
verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine," karar verilmiştir. Davalı
vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; Bilirkişi
rapora itirazlarında, raporda çok temel bir hususta hata yapıldığı, fuarda
kullanılan stantta cam unsur bulunmadığı, bunların müvekkili şirketin
ürettiği duvar kağıtları olduğunu, bilirkişinin fotoğraflar üzerinden yaptığı
değerlendirmede hataya düştüğü hususunun arz ve izah edildiğini,Mahkemece ek
rapor tanzimi için dosya bilirkişiye tevdii edildiğinde işbu beyanlarının gerçekliğinin ortaya çıktığını, cam unsur
kullanıldığına ilişkin hiçbir delilin olmadığının sabit olduğunu,Ne var ki,
kök raporda tasarımın cam unsurları yönünden izinsiz kullanımının bahis
konusu olduğu iddiası ile yapılan değerlendirmelere tasarımda cam unsur
bulunmadığı yönündeki itirazımızı değerlendiren ek raporun cam unsur olduğu
iddiasını subuta erdiren hiçbir tespitte bulunmamasına rağmen, duvar kağıdı
olsa dahi duvar kağıtlarının kapladığı alana ilişkin % 15’lik oran ile bu
konuda yapılmış olan hesaplamada herhangi bir değişiklik olmadığının beyan
edildiğini, bilirkişilerce yapılan bu değerlendirmeye katılmanın mümkün
olmadığını, tasarımda olduğu beyan edilen cam unsurun, fuar standında yoksa,
benzerlik olduğunun düşünülemeyeceğini, Mahkemece karara esas alınan işbu
rapordaki mesnetsiz iddia ve beyanlara itibar edilerek hüküm kurulmuş
olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Ayrıca, ek raporda, kök rapordan
farklı olarak tasarımın bütünü için tazminat hesabı yapıldığını, bu hususta
yapılan değerlendirmenin soyut ve gerekçesiz olup kabulünün mümkün
olmadığını, kök raporda yapılar cam unsur kullanılmış ise % 15 oranında yer
kaplar değerlendirmesine katıldığını ifade eden bilirkişilerin, buna rağmen %
15 oranındaki yeri tüm imalata tahmil edip, bütünü için hesaplama
yaptıklarını, usul ve yasaya aykırı işbu tespite itibar edilerek verilen
karar verildiğini, Huzurdaki davanın taraflarına yöneltilmesinin usul ve
yasaya aykırı olduğunu, zira, 2-5 nisan 2019 tarihleri arasında Moskova'da
yapılacak fuar için müvekkili şirkete sunulan tekliflerin içinde en iyisi ve
en ekonomik olarak değerlendirilen ... firmasına ait projenin uygun
bulunduğunu ve bu firma ile nihai anlaşma imzalandığını, Müvekkili şirketin
bahsi geçen firmaya bu iş için 15.184,50 Euro ödeme yaptığını, böylece
müvekkili şirketin bu iş için profesyonel bir hizmet aldığının açık olduğunu,
Davacının , ... fuarındaki müvekkili şirkete ... tarafından hazırlanan
tasarımın kendi tasarımıyla benzerlik taşıdığını iddia ediyorsa, bu iddiasını
müvekkiline değil, ... firmasına yöneltmesi gerektiğini, Davacının
müvekkiline yönelik taleplerinin husumet yönünden de reddi gerektiği halde,
mahkemece işbu itirazlarının nazara alınmadan müvekkili aleyhine karar
verildiğini belirterek, kurulan kararın Mahkeme kararına vaki istinaf
taleplerinin esastan kabulüne karar verilmesini ve kararın ortadan
kaldırılmasını, haksız davanın reddine hükmedilmesini talep
etmiştir.DELİLLER: İlk derece mahkemesince
bilirkişiler FSEK uzmanı ..., mimar ... ve mali müşavir ...'dan oluşan
bilirkişi heyetinden alınan 13/04/2021 havale tarihli raporda; "Davaya
konu fuar standının FSEK anlamında "eser" vasfını haiz olmadığı,
davacının mail ile davalıya gönderdiği stand tasarımında yer alan iki adet
cam unsurun davalının başkasına yaptırdığını belirttiği 2019 yılı fuar
standında kullanıldığı, kullanımın TTK 55/1-a-4 bendi gereğince haksız
rekabet teşkil ettiği, mali yönden yapılan incelemede; davaya konu olayda
davacı şirketin iddiasında haklı olduğunun ve davacı şirket çalışanının mail
ile davalı tarafa iletmiş olduğu ödeme talebinin kabulü halinde, dava tarihi
itibarıyla; davacmın, davalıdan 3.354,33 TL asıl alacak ve 700,59 TL avans
faizi olmak üzere, toplam 4.054,92 TL alacaklı olduğu" hususlarını
tespit ve rapor etmişlerdir. Davalı tanığı ... talimat mahkemesi aracılığıyla
alınan beyanında; davalı firmada ihracat müdürü olarak 6 yıldır çalıştığını,
6 yıldır her yıl en az 3 tane yurt dışı fuarına katıldığını ve hep birbirine
benzeyen aynı standı yaptırdıklarını, fuara katılacaklarını duyan, takip eden
stand yapımcısı onlarca firmanın kendilerine mail atıp teklif vermek
istediklerini, gelen maillere hep aynı formatta taleplerini sıraladıklarını,
bütün ayrıntıları verdiklerini, bunların renk, malzeme, şekil vs olduğunu,
buna göre gelen en az 20 teklif aralarından uygun olanı seçtiklerini ve
onayladıklarını 2019 yılında da farklı
olmayan aynı sürecin işlediğini, ama davacı firmanın aralarında hiç bir
anlaşma olmadan kendilerine gönderdikleri teklif için ödeme talep
ettiklerini, halbuki kendisinin ulaşıp, teklif vermek istediğini, verdiği
teklif uygun olmadığı için başka bir firma ile çalışıldığını, kendilerine
sunulan özel bir tasarım olmadığını, zaten tasarımı kendilerinin verdiğini,
her yıl, her fuarda birbirinin aynı standı kullandıklarını, bunun sebebi
olarak müşterilerin fuar alanında kendilerini kolay bulabilmesi olduğunu,
davacı firmanın sunduğu farklı bir tasarım olmadığını, fikir ve önceki
standları doğrultusunda fiyat verdiğini ve teklif sunduğunu beyan etmiştir.
Bilirkişi heyetine tasarım uzmanı ... ve marka vekili ... da eklenerek alınan
22/08/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda, "Davaya konu fuar standının
FSEK anlamında "eser" vasfını haiz olmadığı, davalı yanın 2019 yılı
fuar standında yaptığı kullanımların davacı yana ait tescilsiz tasarıma
tecavüz teşkil eder mahiyette olduğunun değerlendirilebileceği, taraf
vekillerinin itirazları hususunda yapılan inceleme ve değerlendirme
sonucunda; kök raporda stand tasarımında yer alan iki adet cam unsuru olarak
benzetilmiş alanın duvar kağıdı olması halinde de, duvar kağıtlarının
kapladığı alana ilişkin %15’lik oran ile bu konuda yapılmış olan hesaplamada
herhangi bir değişiklik olmayacağı, ancak, Tasarımcı bilirkişinin
değerlendirmesinin Mahkemece kabulü ihtimalinde davalı tarafa ait 2019 yılı
fuar görsellerinin, davacı tarafa ait stand tasarımına bütünsel olarak benzer
olduğu anlaşıldığından, yeniden yapılan hesaplamada dava tarihi itibariyle,
davacının, davalıdan 22.362,20 TL asıl alacak ve 4.670,59 TL avans faizi
olmak üzere, toplam 27.032,79 TL alacaklı olduğu" hususlarını rapor etmişlerdir. Dava, tescilsiz tasarım hakkına tecavüz
edildiği iddiasıyla açılan maddi tazminat davasıdır.Mahkemece davanın kısmen
kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yargı
yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince,
ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak
yapılmıştır.Dosya incelendiğinde; mahkemece ön inceleme duruşmasında
uyuşmazlık konusunun "davacının davaya konu stant tasarımının eser
vasfına sahip olup olmadığı, bu eserin sahibi olup olmadığı, mali haklarının
izinsiz kullanım nedeniyle ihlal edilip edilmediği, ihlal edildiyse
tazminatın miktarı hususlarında olduğunun" tespit edildiği, dava
dilekçesinde de davacı tarafça 5846 sayılı Kanundan kaynaklanan haklar
kullanılarak davalı aleyhine arabuluculuk müracaatında bulunduklarının, ancak
anlaşma sağlanamadığının beyan edilmesine rağmen, davacı tarafça dava nedeni
ıslah edilmediği halde, Mahkemece tescilsiz tasarım hakkına tecavüz nedeniyle
tazminat talep ettikleri kabul edilerek, yargılamanın buna göre yürütülmesi
doğru olmamışsa da, davalı tarafın bu konuda istinaf talebi bulunmadığından,
bu hususa değinilmekle yetinilmiştir. Davalı vekilinin husumete ilişkin
istinaf talebi incelendiğinde; davalı taraf, davaya konu edilen stant
tasarımını dava dışı firmaya yaptırmış olsa bile, basiretli bir tacir olarak
bu tasarımın başkasının sınai mülkiyet haklarına tecavüz edip etmediğini
araştırması gerekir. Tescilsiz tasarım olarak SMK uyarınca koruma altında
olan tasarımın izinsiz kullanılması, tasarım haklarına tecavüz niteliğinde
olduğundan, tasarım sahibi tarafından tasarımı izinsiz kullanana karşı
SMK’nun 149/1-ç maddesi uyarınca maddi tazminat talebiyle dava
açılabileceğinden, husumete ilişkin istinaf talebi kabul edilmemiştir.Davalı
vekilinin esasa ilişkin istinaf taleplerinin incelenmesinde; ilk bilirkişi
raporunu hazırlayan bilirkişi heyetinde tasarım uzmanı bir bilirkişinin yer
almamasından dolayı SMK kapsamında tescilsiz tasarımla ilgili benzerlik
incelemesinin usulüne uygun olarak yapılmadığı, bu nedenle ilk bilirkişi
raporundaki stantların benzerliğine dair tespit ve hesaplamalara itibar
edilemeyeceği, bilirkişi heyetine hem SMK konusunda uzman bilirkişi, hem de
tasarım uzmanı bilirkişi atandıktan sonra yapılan incelemede, denetime uygun
olarak, görseller üzerinde inceleme yapıldığı ve bu incelemenin rapora da
aktarıldığı, tasarımların bilgilenmiş kullanıcı üzerinde bıraktığı genel
izlenimde benzer olarak algılanacaklarının tespit edildiği, tasarım hakkına
tecavüzde benzerlik oranına göre tazminat hesabı yapılamayacağı, tasarımın
tamamına göre hesaplama yapılmasının SMK’nun 151. maddesine uygun olduğu,
davalı tarafça hesaplamanın davacının davalıya teklif ettiği sözleşme
bedelinin %20’si üzerinden yapılması konusunda istinaf talebinin bulunmadığı
anlaşılmakla, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde
olduğu kanaatine varılarak, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar
verilmiştir. 13/06/2024 |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:
2024/1164 E: 2022/1000 | YouTube
videosunun haber yayını kapsamında izinsiz kullanılması nedeniyle tazminat
talebi | Davacı vekili, davacıların youtube isimli video paylaşım
sitesinde 659 videosu ve 538.060 abonesi bulunan “...” isimli kanalın
sahipleri olduğunu, davacıların birlikte çektikleri, kurguladıkları,
montajladıkları ve yönettikleri videoları bu kanal vasıtasıyla
izleyicileriyle paylaştıklarını, davacılara ait olan “...” başlıklı videonun
bir kısmının 15.05.2020 tarihinde davalıya ait "... Tv" adlı
televizyon kanalında "... Ana Haber" isimli programda ve 18.05.2020
tarihinde davalıya ait youtube kanalında izinsiz olarak değiştirilmek
suretiyle umuma iletildiğini, ayrıca haberde videoyla ilgili kaynak
gösterilmediği gibi davacıların kanalının logosunun da kesildiğini ileri
sürerek, davaya konu videonun sinema eseri mahiyetinde kabul edilmesi
halinde, 5846 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinde düzenlenen mali ve manevi
hakların ihlali dolayısıyla, eser olduğunun kabul edilememesi halinde , FSEK
md. 84/2-3 atfı ile 6102 sayılı TTK'nın haksız rekabet hükümleri uyarınca,
bunun da mümkün olmaması halinde 4721 sayılı TMK kişilik haklarının ihlali
ile 6098 sayılı Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uyarınca
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL
manevi tazminat ile davalı tarafça elde edilen karın iadesi olarak 500 TL'nin
haksız fiil tarihlerinden işleyecek avans faiziyle, aksi durumda yasal
faiziyle tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş,
cevaba cevap dilekçesinde dava konusu videonun, davalının internet
sitelerinde ve facebook sayfasında da yayınlandığını ileri sürerek, dava
konusu videonun eser olduğunun kabul edilmesi halinde 5846 saylı FSEK'in 70/3
maddesi uyarınca 1000 TL karın iadesine, 10.000 TL manevi tazminatın tahsiline, temin edilen karın tespit
edilmemesi halinde FSEK'in 68/3 maddesi uyarınca 1000 TL maddi tazminatın
tahsiline, dava konusu videonun eser olduğunun kabul edilmemesi halinde
FSEK'in 84/2-3 maddeleri atfıyla TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince davalının
elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığı olarak 1000 TL'nin ve 10. 000
TL manevi tazminatın tahsiline, bunun da mümkün olmaması halinde 4721 sayılı
TMK'nın kişilik haklarının ihlali ile 6098 sayılı Borçlar Kanununun haksız
fiillere ilişkin hükümleri uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminat ile davalı tarafça
elde edilen karın iadesi olarak 500 TL'nin haksız fiil tarihlerinden
işleyecek avans faiziyle, aksi halde yasal faiziyle tahsiline, hükmün ilanına
karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı Şirket vekili davacıların
ihtilaf konusu haline getirdiği videonun eser niteliği taşımadığını, sokak
röportajı olarak beyanları alınan vatandaşın açıklamalarının ve bu
açıklamalara gelen tepkilerin haber niteliği taşıması nedeniyle haber verme
özgürlüğü sınırları içinde yayınlandığını, haberin sunumunda röportajın bir
youtube kanalında yayınlandığı ve kısa sürede tüm platformlarda hızla
yayıldığının açıkça belirtildiğini, bu bakımdan haksız rekabet koşullarının
da oluşmadığını, dava konusu videonun sahibinin hususiyetini taşımadığını,
herkes tarafından meydana getirilebilen fikri çaba ürünü olmayan sokak
röportajının sinema eseri olmadığı gibi sinema mahsulü de olmadığını, basının
haber verme hak ödevini yerine getirmesine dair ilkelerin 5846 sayılı Yasa'da
düzenlendiğini, haber verme sınırları içinde bilgi verme amacı dışına
çıkılmadığını, davacı yanın youtube kanalında yayınladığı içeriğin 3
dakikadan uzun olmakla birlikte, dava konusu haber içeriğinde bu videodan
yalnızca 11 saniye alıntı yapıldığını, davacının maddi ve manevi tazminat
taleplerinin usul ve yasaya aykırı olduğunu
savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir Mahkemece,
davacılar vekilinin dava dilekçesinde, TTK’nın haksız rekabete ilişkin
hükümleri uyarınca fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydı ile 500 TL
Maddi ve 10.000,00.-TL manevi tazminat ile davalının elde etmesi mümkün
görülen 500 TL menfaat karşılığının iadesini talep ettiği, davalının
kullanımının kaynak gösterme koşulunu taşımadığından dolayı hukuka aykırı
kullanım olduğu, haber verme, bilgilendirme amaçlı kullanımın istisnasına
girmediği, FSEK madde 84 uyarınca
haksız rekabet hükümlerine aykırılık teşkil ettiği, dosya kapsamında
davalının haksız rekabet eylemi nedeniyle davacıların maddi olarak zarara
uğradığına ve zarar miktarına ilişkin herhangi bir bilgi ya da belge
bulunmadığı, haksız rekabet eylemi ile zarar arasındaki illiyet bağını ve
zararın miktarını ispat görevinin davacıya ait olduğu, bu nedenle davacının
maddi tazminat talebine ilişkin değerlendirme ve hesap yapılmasının mümkün
olmadığı, Yargıtay'ın TK m.58/I-e hükmünün, davacının uğramış olduğu zararın
miktarını ispatlamasının mümkün olmadığı durumlarda uygulanabileceği yönünde
görüşü uyarınca davacıların davalının elde etmesi mümkün görülen menfaat
karşılığını talep edebileceği, TTK md. 58-e bendi uyarınca davalının elde
etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığını tespit edebilmek için davalının
yayın sırasında elde ettiği reklam gelirinin belirlenmesi gerektiği,
15.05.2020 tarihli ... ana haber bültenine ait 419 saniye için toplam reklam
gelirlerinin 47.693,98.-TL olduğu, reklam gelirlerine yargılama konusu
videonun katkısının ne oranda olduğunun bilirkişilerce tespit edilemediği
ancak, ana haber reklam gelir analizi yapıldığında brüt ticari iletişim
gelirinin 606,97.-TL olduğu, davacının
talebinin 500,00.-TL olduğu ve bu talebin tamamının kabulü ile
1.000,00.-TL manevi tazminat takdirinin hakkaniyete uygun olduğu, anılan
bedellere ihlal tarihi olan 15.05.2020 tarihinden itibaren avans faiz
işletilmesinin gerektiği, hükmün ilanında davacının menfaatinin bulunduğu
gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, maddi tazminat talebinin reddine,
500,00.-TL kazancın iadesi talebinin kabulü ile 15.05.2020 tarihinden
itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya
verilmesine, 1.000,00.-TL manevi tazminatın ihlal tarihi olan 15.05.2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile
davacıya verilmesine, mahkeme karar özetinin masrafı davalıya ait olmak üzere
trajı en yüksek üç gazeteden birinde ilan edilmesine, karar verilmiştir.
davacılar vekili dava dilekçesinde,
dava konusu görüntülerin davalının sahibi olduğu televizyon kanalında
ve youtube sitesinde izinsiz olarak değiştirilip yayınlandığını ileri
sürerek, davaya konu görüntülerin sinema eseri mahiyetinde kabul edilmesi
halinde, 5846 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinde düzenlenen mali ve manevi
hakların ihlali dolayısıyla, eser olduğunun kabul edilememesi halinde , FSEK
md. 84/2-3 atfı ile 6102 sayılı TTK'nın haksız rekabet hükümleri uyarınca,
bunun da mümkün olmaması halinde 4721 sayılı TMK kişilik haklarının ihlali
ile 6098 sayılı Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uyarınca
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL
manevi tazminat ile davalı tarafça elde edilen karın iadesi olarak 500 TL'nin
haksız fiil tarihlerinden işleyecek avans faiziyle, aksi durumda yasal
faiziyle tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş,
cevaba cevap dilekçesinde, dava konusu görüntülerin dava dilekçesinde
belirten televizyon ve youtube kanalı yanında cevap dilekçesinde ayrıntısı
ile belirlen davalıya ait bulunan
facebook ve internet sitelerinde de izinsiz olarak yayınlandığını ileri
sürerek, dava konusu videonun eser olduğunun kabul edilmesi halinde 5846
saylı FSEK'in 70/3 maddesi uyarınca 1000 TL karın iadesine, 10.000 TL manevi
tazminatın tahsiline, temin edilen
karın tespit edilmemesi halinde FSEK'in 68/3 maddesi uyarınca 1000 TL maddi
tazminatın tahsiline, dava konusu videonun eser olduğunun kabul edilmemesi
halinde FSEK'in 84/2-3 maddeleri atfıyla TTK'nın haksız rekabet hükümleri
gereğince davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığı olarak
1000 TL'nin ve 10. 000 TL manevi tazminatın tahsiline, bunun da mümkün
olmaması halinde 4721 sayılı TMK'nın kişilik haklarının ihlali ile 6098
sayılı Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uyarınca fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi
tazminat ile davalı tarafça elde edilen karın iadesi olarak 500 TL'nin haksız
fiil tarihlerinden işleyecek avans faiziyle, aksi halde yasal faiziyle
tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava ederek, iddiasını
genişletmiş ve talep sonucunu maddi ve manevi tazminat istemi yönünden
değiştirmiştir.O halde, ilk derece mahkemesince davacının cevaba cevap
dilekçesinde serbestçe iddiasını genişletebilip, değiştirebileceği
gözetilerek uyuşmazlığın davacının dava dilekçesinde dayandığı iddiası
yanında cevaba cevap dilekçesi ile
dayandığı iddialarının incelenip
değerlendirmek suretiyle cevaba cevap dilekçesindeki talep sonucuna göre halli gerekirken, davacının cevap cevap
dilekçesi nazara alınmaksızın dava dilekçesindeki iddia ve talep sonucu
dikkate alınarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bahsi geçen
hususlar somut uyuşmazlığın çözümünde esasa etkili olduğundan, davacı
vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi
gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın
yeniden görülebilmesi için mahkemesine iadesine, kararın niteliğine göre,
davacı vekilinin sair, davalı vekilinin ise tüm istinaf itirazlarının bu
aşamada incelenilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
12/06/2024 |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2024/1131
E: 2022/804 | Bilgisayar
programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68) | Davacı vekili, müvekkilinin mühendislik üzerine bilgisayar
yazılımı üreten sayılı firmalardan biri olduğunu ve lisans hakkı kendilerine
ait olan ... isimli bilgisayar yazılımın FSEK uyarınca eser sahibi
bulunduğunu, müvekkilinin, bu programın kullanılması ve sair şekilde
çoğaltılması, değiştirilmesi, işlenmesi, tersine mühendislik işlemine tabi
tutulması, tamamının veya bir bölümünün başka bir şekilde kullanılması vs.
konularda ülkemizde veya yurt dışında hiçbir kişiye izin ya da yetki
vermediğini, mahkeme eliyle yaptırılan tespit sonucunda düzenlenen 05.11.2018
tarihli bilirkişi raporunda, davalıya ait bilgisayarda ... 5.1 yazılımı ile
ek modüllerin kurulu ve aktif olarak çalışır durumda olduğunun açıklandığını,
bu şekilde müvekkil Şirket yazılımlarının izinsiz olarak yüklendiğinin ve
kullanıldığının tespit edildiğini, davaya konu olay nedeniyle davalı hakkında
ceza soruşturması da yapıldığını, davalının, müvekkilinin sahibi olduğu
bilgisayar yazılımlarını izinsiz biçimde kullandığını, bu durumun müvekkilinin
FSEK'ten kaynaklanan haklarına tecavüz oluşturduğunu, müvekkilinin FSEK'in
68/2 maddesi uyarınca, davaya konu bilgisayar programının satımı konusunda
sözleşme olması halinde belirlenecek mutad bedelin 3 katı tutarında tazminat
talep hakkının olduğunu ileri sürerek, şimdilik 10.000,00 TL’nin, haksız
eylemin gerçekleştiği tarihden itibaren işleyecek ticari (reeskont) faiziyle
birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah
dilekçesi ile talebini yükselterek 68.103,88 TL'nin 14.05.2015 tarihinden
itibaren reeskont faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.Davalı ..., mahkeme
eliyle yapılan tespitte, söz konusu bilgisayar programının kullanılıp kullanılmadığına hiç
bakılmadığını, adı geçen programı almadığını,
yüklemediğini ve kullanmadığını, iş yerini tespit işleminden 1 ay önce
devraldığını, bilgisayarda ne olup olmadığını bilmediğini, emlak işine yeni
girdiğini, ofisi masa, sandalye ve bilgisayar ile birlikte devraldığını,
sahte program kullanma kastının bulunmadığını, vergi dairesi kaydının celbi
ile işyerini ne zaman devraldığının, bilgisayarında yapılacak inceleme ile
kullanıp kullanmadığının, en son bu programın ne zaman kullanıldığının belirlenmesi
gerektiğini, programın değeri konusunda davacının tek taraflı beyan ve
belgelerinin nazara alınamayacağını, bu konuda davacı ile rekabet halinde
olan firmaların satış bedellerinin de nazara alınması gerektiğini, yetkili ve
görevli mahkemenin Mersin Tüketici ve Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu
savunarak, davanın reddini istemiştir.
İMahkemece, davalının iş yerinde yapılan delil tespitinde, bir adet
bilgisayarda ... programının kurulu olduğunun belirlendiği, bilgisayarda
kurulu bulunan ... programının ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bulunduğu,
davacının söz konusu programın mali haklarını kullanma yetkisine sahip
olduğu, ... 5.1. programı ile modüllerin çalışır durumda bulunduğu, davacıyla
sözleşme yapılmadan veya davacının izni olmadan gerçekleşen bu eylem ile
davacının çoğaltma hakkının ihlal olunduğu, 5846 sayılı yasanın 68/2 maddesi
gereğince 68.103,88 TL telif tazminatı talep edilebileceği, haksız fiilin
başlangıç tarihi olan 14/05/2015 tarihinden itibaren reeskont faizi
işletileceği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 68.103,88 TL telif tazminatının
14/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte
davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı vekili,
müvekkilinin tespit yapılan iş yerini, tespit tarihi itibariyle yeni
devraldığını, söz konusu programı kullanmayı da bilmediğini, dolayısıyla
davacının üzerinde hak iddia ettiği programı, müvekkilinin hiç
kullanmadığını, bu programı sildiğini ve birkaç ay sonrada iş yerini
kapattığını, arabuluculuk görüşmeleri sırasında müvekkilinin 5.000,00 TL gibi
bir bedel ödeyebileceğini ifade ettiğini, ancak taraflar arasında uzlaşma
sağlanamadığını, müvekkilinden 20.000,00 TL talep edildiğini ve ayrıca lisans
verileceğinin söylendiğini, müvekkilinin maddi durumu sebebiyle bu teklifi
kabul etmediğini, ceza dava dosyasının da adli para cezası ile sonuçlandığını
ve cezanın ertelendiğini, bu tür dosyalarda, fahiş tazminat istenmesinin
hakkın kötüye kullanılması olduğunu, telif tazminatının fikri hak sahibinin
mali haklarının ihlalini önlemek amacıyla kabul edildiği gözetilerek telif
tutarının kaç misli olması gerektiğinin her olayda ayrıca belirlenmesi
gerektiğini, bu belirleme yapılırken ihlali yapanın kusuru, kötü niyeti, elde
ettiği kazanç ve serveti gibi unsurların dikkate alınacağını, mahkemece
takdir edilen telif tazminatının, program fiyatının 5-6 katı tutarında
olduğunu ve çok yüksek bulunduğunu, bu durumun Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi
kararlarına açıkça aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, ilk derece
mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini
istemiştir. İstinaf Mahkemesi Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri
sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki
değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı,
davalıya ait iş yerinde yer alan bir adet bilgisayarda, davacının mali
haklarına sahip olduğu ... adlı bilgisayar yazılımının kurulu ve çalışır
vaziyette olduğunun tespit edildiği, söz konusu yazılımın izinsiz olarak
bilgisayara kurulmasının, davacının mali haklarının ihlali niteliğinde
bulunduğu, davalının bu eylemden sorumlu olduğu, her ne kadar davalı tarafça
bu iş yerinin yeni devralındığı savunulmuş ise de tespit tarihinde, tespit
yapılan iş yerinin davalıya ait olması karşısında bu savunmanın yerinde
bulunmadığı, FSEK'in 68. maddesi uyarınca istenebilecek tazminatın usulünce tespit edildiği, yerleşik Yargıtay
uygulamasına göre haksız fiilin tespiti halinde rayiç bedelin üç katına
hükmedileceği, bu konuda hakimin takdir yetkisinin bulunmadığı gerekçeleriyle
davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar
vermiştir. 13/06/2024 |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2024/1060
E: 2022/681 | Sınav sorularının izinsiz
çoğaltılması ve yayılması nedeniyle FSEK m. 68 ve 70 uyarınca telif tazminatı
talebi | Davacı
vekili, müvekkilince düzenlenen sınavlarda yer alan soruların, herhangi bir
şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler kapsamında ilim ve edebiyat
eserleri olduğunu, 5846 sayılı FSEK'in 10. maddesi gereğince müvekkilinin söz
konusu soruların tümünün mali hak sahibi bulunduğunu, müvekkilinin sahip
olduğu mali hak ve yetkileri davalı Şirkete devretmediği halde davalının,
yetkisiz biçimde söz konusu soruları basarak piyasaya sunduğunu, davalı ile
müvekkili arasında imzalanan telif sözleşmesinin 30.12.2014 tarihli olduğunu,
eldeki davaya konu taleplerinin ise sözleşme tarihinden önceki basımlara
ilişkin bulunduğunu ileri sürerek,
FSEK'in 68. ve 70. maddeleri gereğince şimdilik toplam 1.100,00
TL’nin, yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep
ve dava etmiş, 12.11.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile 36.000,00 TL'nin basım
tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte tahsilini
istemiştir. Davalı vekili, eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak
açılamayacağını, bu nedenle davanın hukuki yarar yokluğundan reddinin
gerektiğini, taraflar arasında telif haklarının devrine ilişkin 30.12.2014
tarihli sözleşme ve mali hak kullanım yetki belgesinin imzalandığını, bu
sözleşme ile davacının 2006-2011 yılları arasında yapılan TUS’larda sorulan
sorulara ilişkin çoğaltma ve yayma haklarını müvekkiline devrettiğini,
müvekkilinin bu sözleşme ile devraldığı haklar karşılığında yapacağı telif
bedeli ödemesi dışında davacının hiçbir alacağının kalmayacağını savunarak,
davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacının 2006-2011 yılları arasında
gerçekleştirdiği Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı adlı sınavlardaki soruların ilim ve edebiyat eseri olduğu,
davacının bu eserler üzerinde mali hak sahibi bulunduğu, davalının bu
soruları yayınlamak suretiyle davacının işleme, çoğaltma ve yayma haklarını
ihlal ettiği, bu nedenle davacının FSEK'in 68. maddesi kapsamında üç kat
tazminat, 70/2. maddesi kapsamında tazminat ve 70/3. maddesi kapsamında temin
edilen karın iadesi talebinde bulunma hakkı olduğu, davacının toplam 12 adet
sınavda sorduğu soruların telif ücretinin 1 yıla düşen kısmının 12.000,00 TL
olarak hesaplandığı, FSEK'in 68. Maddesi kapsamında bu miktarın 3 katı olan
36.000,00 TL telif tazminatı istenebileceği, FSEK'in 70/2. maddesi
çerçevesinde tazminat hesaplanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne,
36.000,00TL tazminatın 10/01/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi
ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı
vekili, gerekçeli kararda, "davanın belirsiz alacak davası olarak
açılamayacağı" yönündeki itirazlarından söz edilmekle birlikte, bu
savunmalarının neden dikkate alınmayıp, reddedildiğine dair herhangi bir
gerekçeye yer verilmediğini, FSEK'in 68. maddesi kapsamında talepte
bulunulduğu durumda aynı Kanunun 70/2. maddesi kapsamında tazminat talep
edilmesinin mümkün olmadığını, ancak 68/1 madde kapsamında talep edilen
miktarı aşan kısım için 70/2. maddeye göre talepte bulunulabileceğini,
davacının FSEK'in 68/1 maddesi kapsamında yapılacak hesaplama için Telif
Ücreti Tarifesini dosyaya sunduğunu, tazminat hesabının da anılan tarife üzerinden
yapıldığını, buna göre davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu
alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça
belirlenebileceğini, dolayısıyla eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak
açılamayacağını, dava konusu uyuşmazlığın çözümünün, taraflar arasındaki
30.12.2014 tarihli telif sözleşmesinin hukuka uygun şekilde değerlendirilip
yorumlanmasından geçtiğini, mahkemenin, telif sözleşmesinin kitapların basım
tarihinden sonra imzalanması nedeniyle ihlali kabul ettiğini, sözleşme
serbestisi ilkesine aykırı olan bu kararın kabulü halinde her hangi bir
uyuşmazlığın, tarafların daha sonra aralarında yapacakları bir sözleşme ile
giderilemeyeceğine ilişkin bir sonuç doğacağını, oysa taraflar arasındaki
30.12.2014 tarihli sözleşmenin, dava konusu olan kitapları da kapsadığını,
davacının, ihtarname konusu muaccel olmuş alacaklarını bir kenara bırakıp,
sadece henüz doğmamış döneme ilişkin bir sözleşme yaptığı iddiasının hayatın
olağan akışına aykırı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılmasını ve davanın reddine
karar verilmesini istemiştir. İstinaf Mahkemesi, Dosya kapsamı, mevcut delil
durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin
vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık
bulunmadığı, davanın, davacının eser sahipliğinden kaynaklanan mali haklara
tecavüz edildiği iddiasına dayalı maddi tazminat davası olduğu, bu tür
davaların belirsiz alacak davası olarak açılmasının mümkün bulunduğu, davalı
vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, davacının
mali haklarına sahip olduğu ilim ve edebiyat eseri niteliğindeki sınav
sorularının, davalı tarafından yayınlana kitaplarda izinsiz biçimde
kullanıldığı, bu durumun, davacının eser sahipliğinden kaynaklanan çoğaltma
ve yayma haklarının ihlali niteliğinde bulunduğu, davalının eylemi nedeniyle
davacının FSEK'in 68. maddesi kapsamında talep edebileceği bedelin mahkemece
usulüne uygun biçimde belirlendiği, her ne kadar davalı tarafça, taraflar
arasında 30.12.2014 tarihli sözleşmenin imzalandığı, bu sözleşmenin dava
konusu yayınları da kapsadığı ve davacının, bu sözleşme ile dava konusu
yayınlara icazet verdiği savunulmuş ise de davaya konu yayınların, taraflar
arasındaki sözleşmeden önce yapıldığı, taraflar arasındaki sözleşmede de,
sözleşme tarihinden önce yapılan yayınlara da icazet verildiğine ilişkin bir
hükme yer verilmediği, aksine sözleşmede açıkça, mali hakların sözleşmede
belirtilen süre ve şartlarda devredildiğinin, sözleşmenin de imza tarihinden
31.12.2018 tarihine kadar geçerli olduğunun belirtildiği, buna göre davalının
anılan savunmasının yerinde olmadığı gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun
reddine karar vermiştir. 31/05/2024
|
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Daires | K:2024/1046
E: 2021/1153 | Cayma hakkının kullanımının geçersiz
olduğunun tespiti talebi (FSEK m.58) | Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanmış
olan 17/09/2014 tarihli sözleşme ile "..." adlı eserin mali hakları
ve mali haklara ilişkin kullanma ruhsatının davalı tarafından müvekkili
şirkete devredildiğini, davalı tarafça gönderilen Beşiktaş ... Noterliğinin
... yevmiye numaralı, 26/06/2019 tarihli ihtarnamesi ile taraflar arasında
imzalanmış olan 17/09/2014 tarihli sözleşmede düzenlenen hususların yerine
getirilmemesi, sürekli gecikmelerin oluşması ve uyarılara rağmen müvekkilinin
sözleşmeye uygun davranmaması nedeniyle cayma hakkının mehil verilmeksizin
kullanıldığı hususunun müvekkiline ihtar edildiğini, bahsi geçen ihtarnamenin
müvekkiline 27/06/2019 tarihinde tebliğ edilmiş olup, dört haftalık yasal
süresi içinde iş bu davayı açmak gerektiğini, davalının cayma bildiriminin
haksız olup bu hususta itirazı ile caymanın hükümsüzlüğünü talep etme
zorunluluğu doğduğunu, cayma hakkının usulüne uygun bir biçimde
kullanılmadığını, davalının cayma bildiriminin haklı bir sebebe dayanmadığını,
müvekkili yayınevinin sözleşmeye uygun davrandığını, davalı tarafça öne
sürülen gerekçelerle cayma hakkının kullanılabilmesinin mümkün olmadığını,
fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, cayma
bildirimine itirazının kabulü ile caymanın hükümsüzlüğüne ve bu konudaki
muarazının men'ine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap
dilekçesinde; müvekkili ...' in, 2003 yılında ... adlı belgesel nitelikli
sinema ile TV dünyasına adım attığını, Senarist ve yönetmenliğini yaptığı ...
komedi dizisi TV sektörünün en başarılı yapımlarından biri olduğunu, ..., ..., ..., ..., ... sinema filmlerinin,
... gibi dizi filmlerin senarist ve yönetmenliğini yapmış olan müvekkilinin,
..., ... ve ... isimli kitapları yazdığını, işbu projeleri ile Türkiye
çapında haklı bir üne kavuşmuş olduğunu, müvekkilinin, yazmış olduğu ve tüm
hakları kendisine ait olan "..." isimli eserinin basım, dağıtım ve
satışına ilişkin olarak, davacı taraf ile 17.09.2014 tarihinde sözleşme
imzaladığını, müvekkiline ait eserin haklarını devralmış olan davacı tarafın,
sözleşmenin imzalanmasından sonra, sözleşmede düzenlenen hususları yerine
getirmemiş, sürekli gecikmeler oluşmuş ve uyarılara rağmen sözleşmeye uygun
davranmadığını, bu nedenle, 26.06.2019 tarihinde, Beşiktaş ... Noterliği'nin
... yevmiye numarası ile keşide edilen cayma hakkının kullanıldığına ilişkin
ihtarın 27.06.2019 tarihinde Davacı tarafa tebliğ edildiğini, işbu cayma hakkı bildirimi üzerine de,
davacı tarafından dava ikame
edildiğini, davacı tarafça, kötü
niyetli olarak açılan, haksız, mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun davanın
reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; davanın kabulü ile, Beşiktaş ... Noterliğinin 26/06/2019
tarihli cayma bildiriminin hükümsüzlüğüne ve bu konuda muarazanın
giderilmesine karar verilmiştir.İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf
dilekçesinde; davacıya gönderilen ihbarnamede bildirilen sözleşme ihlaline
ilişkin hususlar bakımından, ödemelerin gecikmeli yapılıp yapılmadığının
ispatı için ... Bankasına müzekkere yazılarak davacı tarafından davalıya
yapılan ödemelere ilişkin hesap dökümünün celbi ile müvekkilinin telif hak
edişinin tespiti için müvekkiline ait eserin satış ve stok kayıtları ile
bandrol kayıtlarının celbinin talep edildiğini, ancak Mahkemece bu delillerin
toplanmadığını, satış kayıtları dosya içerisine alınmış olsaydı müvekkiline
yapılan ödemelerin süresinde olup olmadığı, tam olup olmadığının tespit
edileceğini, yine bandrol kayıtlarının dosya içerisine girmesi beklenseydi,
bandrol kayıtları ile satış ve stok kayıtları karşılaştırılacak ve
davacının müvekkiline ait eseri
bandrolsüz ya da başka eserlere ait bandrollerle satıp satmadığı dolayısıyla
sözleşmeyi ihlal edip etmediğinin tespit edilebileceğini, Yerel mahkemenin,
gerekçeli kararında dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunu hükme esas
aldığını belirttiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun HMK md 266 ve md
279/4'e aykırı olarak hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki değerlendirme
içerdiğini, bu bakımdan yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, Somut
olayda, taraflar arasındaki sözleşmenin sonlandırılması için tüm şartların,
davacının sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle oluştuğunu, Bu nedenle müvekkilinin davacıya süre
vermesinin somut olayın şartları değerlendirildiğinde bir anlamı
olmayacağını, kaldı ki dosyaya sunulan dilekçelede ayrıntılı olarak
müvekkilinin sözleşmeyi devam ettirmeme iradesinin karşı tarafa ulaştığı, bu
kapsamda bu iradeye uygun olarak karar verilmesi gerektiği belirtilmişse de
beyanların yerel mahkemece dikkate alınmadığını, e-maillerin sözleşmede
kararlaştırılan satış raporlarını karşılamadığını, denetime uygun olmadığını,
Müvekkiline yapılması gereken ödemelerin geciktirildiğini, her baskıda
müvekkilinin bilgisi olmaksızın %5 fire hesaplanarak müvekkiline eksik ödeme
yapıldığını, Davacı yayınevinin, müvekkilinin yazarlık hakkı olan eserlerini
dahi teslim etmediğini, bu durumun,
müvekkili açısından sözleşmenin esaslı ihlali niteliğinde olduğunu ve meydana
gelen işbu zararın da süre verilerek giderilmesinin mümkün olmadığını, bugüne
kadar hiçbir baskıda müvekkiline kalem hakkı olan eserlerin teslim
edilmediğini, davacının yazarın kalem hakkı olan eserlerini kendisine teslim
etmemesinin müvekkilinin menfaatlerini zedelediğini ve özellikle de manevi
haklarına zarar verdiğini, nitekim davacının da müvekkiline eserleri teslim
ettiğine ilişkin hiçbir delili dosyaya sunamadığını, davacının eserlerin
teslimi noktasında temerrüde düştüğünü, bu durum her baskıda devam etmiş olup
müvekkilinin süre vermesiyle giderilebilmesinin de mümkün olmadığını, nitekim
TBK 124 uyarınca da süre verilmesine gerek olmadığını, çünkü davacının ilk
baskıya ilişkin 50 adet kitabı müvekkiline teslim etmeden 2. Baskıyı
yaptığını, 2. baskıya ilişkin kitapları teslim etmeden 3. baskıyı yaptığını,
Davacının yeni baskı bildirimlerini yazılı olarak müvekkiline iletmesi
gerekirken, sözleşmeden doğan bu yükümlülüğüne de yerine getirmediğini, örneğin dosyada mübrez 20 Mart 2019 tarihli
... tarafından müvekkilin menajerine gönderilen mailde açıkça “Şuan stok 0
görünüyor. Nisan ayında da tekrar baskıya girecektir.” denildiğini, 2019 yılı Nisan ayında tekrar baskıya
girilip girilmediği konusunda ise müvekkiline yazılı hiçbir bildirimde
bulunulmadığını, müvekkilinin eserinin kaçıncı baskıda olduğundan, ne kadar
ürün satışı yapıldığından haberdar olmadığını, müvekkilinin, kalem hakkı olan
eserleri kendisine gönderilmediğinden gerekli editör düzenlemelerinin (yazım
hatalarının giderilmesi gibi) yapılıp yapılmadığını dahi denetleyemediğini,
müvekkiline gelen pek çok okur bildiriminde de eserde yazım hatalarının
olduğu, sayfa numaralarının yanlış yazıldığının belirtildiğini, özetle;
davacının müvekkiline ait eserin mali haklarını devraldıktan sonra
sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, tabiri caizse sözleşme iki taraflı
değilmişcesine yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmeden dilediğince at
koşturduğunu, Müvekkiline ait eserin stokları mevcutken yeni baskı yapılmış
olup bu durumun da sözleşmeye açıkça aykırı olduğunu, sözleşmenin 6.1.2
maddesi uyarınca sözleşmenin fesih nedeni olduğunu, Açıklanan nedenlerle
güven ilişkisinin ortadan kalktığını, Davacının korsan eserlere karşı da
hiçbir işlem yapmadığını, hak ihlallerinin önüne geçmediğini beyan ederek,
Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep
etmiştir.GEREKÇE İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK)
355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle
sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek
yapılmıştır.Dava; caymaya itiraz davası olup, davanın 5846 sayılı yasaının
58/3.maddesi uyarınca cayma ihbarının
tebliğinden (27.06.2019) itibaren 4 haftalık yasal süre içerisinde eldeki
davanın açıldığı anlaşılmıştır.Davalı,
mahalleden arkadaşlar adlı kitabının davacı tarafça basım dağıtım ve
satış için muvafakat verildikten sonra, davacının sözleşmeden kaynaklanan
edimlerini yerine getirmeyerek sözleşmeyi ihlal ettiğini, bu kapsamda; eserin
satış raporlarının kendisine bildirilmediğini, yeni baskılardan haberdar
edilmediğini, baskı adedi tükenmeden yeni baskılar yapıldığını, kendisinin
bilgisi dışında her baskıda % 5 fire hesap edildiğini, eksik ve gecikmeli bir
şekilde ödeme gerçekleştirildiğini, yazarın kalem hakkı olan eser
kopyalarının teslim edilmediğini ileri sürmüş, Mahkemece; cayma hakkını
kullanan eser sahibi davalının, sözleşmedeki haklarının kullanılması için
karşı tarafa münasip bir mehil vermediği, bu nedenle FSEK 58. de belirtilen
şekil şartına uymadığı, eser sahibi olan davalıya nüshaların verilmemesinin
mali hakkın hiç ya da gereği gibi kullanılmaması yönünden esaslı bir ihlal
olmadığı, korsan nüshalar için gerekli çabayı göstermediğine yönelik bir
bildirim ve delile rastlanmadığı, satış raporlarının gönderilmemesi telif
ödemelerinin geç yapılması fire adetlerinin bildirilmemesine yönelik
gerekçelerin, mali hakkın hiç ya da gereği gibi kullanılmaması olarak
değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, cayma bildiriminin
hükümsüzlüğüne karar verilmiş, bu karar yukarıda belirtilen nedenlerle davalı
yanca istinaf edilmiştir.FSEK 58. Madde de; " "Mali bir hak veya ruhsat iktisap eden
kimse, kararlaştırılan süre içinde ve eğer bir süre tayin edilmemişse icabı
hale göre münasip bir zaman içinde hak ve salahiyetlerden gereği gibi
faydalanmaz ve bu yüzden eser sahibinin menfaatleri esaslı surette ihlal
edilirse eser sahibi sözleşmeden cayabilir.Cayma hakkını kullanmak isteyen
eser sahibi sözleşmedeki hakların kullanılması için, noter vasıtası ile diğer
tarafa münasip bir mehil vermeye mecburdur. Hakkın kullanılması iktisap eden
kimse için imkansız olur veya tarafından reddedilir yahut bir mehil verilmesi
halinde eser sahibinin menfaatleri esaslı surette tehlikeye düşmekte ise
mehil tayinine lüzum yoktur...." hükmü düzenlenmiştir.5846 Sayılı FSEK
58.maddesi düzenlemesinden; cayma hakkının kullanılması için şekle ve esasa
dair şartların gerçekleşmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Somut olayda davalı tarafça cayma hakkının
kullanıldığı ihtarnamede münasip bir
zaman verilmediği, ihtarnamede ileri sürülen sebepler göz önüne
alındığında, mehil verilmesi halinde
eser sahibinin menfaatlerinin esaslı surette tehlikeye düşmesi yada mehil
verilmesine gerek bulunmayan hallerin mevcut olmadığı, davalı tarafça mehil
verilerek cayma hakkının kullanılmasının gerektiği, bu nedenle caymanın şekle
uygun olarak yapılmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi
raporundaki tespitlerden, cayma bildiriminde bulunan davalının, FSEK 58.maddede
ön görülen eser sahipliğinden kaynaklanan haklarının esaslı surette ihlal
edildiğini ispatlayamadığı gibi FSEK 58/2 maddede cayma hakkını kullanan eser
sahibin noter vasıtasıyla diğer tarafa "münasip bir mehil vermeye mecbur
olduğu" düzenlenmesine rağmen mehil vermediği, maddede düzenlenen mehil
verilmesi istisnalarının da somut olayda bulunmadığı kanaatiyle ilk derece
mahkemesinin cayma bildiriminin geçersizliğinin tespiti kararının yerinde
olduğuna, esasa yönelik istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
30/05/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K;2024/1044
E: 2021/1133 | Görüntülerinin
televizyon programında rıza dışı yayınlanması nedeniyle FSEK m.86 ve TBK m.49
kapsamında manevi tazminat ve yayının men’i talebi | Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin başarılı ve
alanında tanınmış bir medikal estetik hekim olduğunu, yapımcılığını davalı
... A.Ş.'nin gerçekleştirdiği 10.09.2018 tarihi itibari ile diğer davalı ... A.Ş ( ... )'de yayımlanmakta
olan "..." isimli yarışma programında, müvekkili medikal estetik
hekimi ...' ün, yarışmacılar ... maddi karşılığı yüksek olan estetik
operasyonlar gerçekleştirdiğini, müvekkilinin bu hizmetleri gerçekleştirdiği
tarihlerde, davalı ... A.Ş.'nin yayımcılığını üstlendiği " ... "
isimli programın "PROJE" niteliğinde olup, henüz yayımının başlamadığını, müvekkili
ile davalı ... A.Ş.'nin henüz yazılı bir anlaşmaya varmadan,
"proje" bazında çalıştıklarını, zira program başladığında bir çok
operasyonun önceden yapılıp tamamlanmış olması zorunluluğunun yapılan işin de
niteliğinden kaynaklandığını, müvekkilinin gerçekleştirdiği operasyonları,
yayımı gerçekleşecek bir proje kapsamında yaptığını, tarafların edimleri ve
sözleşme koşulları hususlarında mutabakat sağlama sürecinin devam ettiğini,
bu devam eden süreçte "..." isimli yarışma programı henüz
yayımlanmadan ve taraflar yazılı bir sözleşme yapmadan önce, müvekkilinin
mezkur operasyonları gerçekleştirirken program yapımcısı tarafından, bilgisi
dışında program formatından çıkartıldığını, tarafların birlikte çalışmak
konusunda anlaşmaya varamadıklarını ve yollarını ayırdıklarını, yarışmacılara
gerçekleştirilen operasyonların maddi karşılığı yüksek olan operasyonlar
olduğunu ve tüm giderleri ileride ... A.Ş.'den tahsil etmek üzere
müvekkilinin kendisinin karşıladığını, emeğinin karşılığı maddi kazancının da
mezkur şirketçe müvekkiline ödenmediğini, tüm bunların yanında program dışı
bırakılan ve yazılı bir anlaşmaya varılmadan ... A.Ş. ile ilişiği kesilen
müvekkilinin maddi ve manevi kayıplarının kendisine ödenmesi beklenirken,
10.09.2018 tarihinde yayımlanan ilk bölümde ve muhtelif zamanlarda yayımlanan
fragmanlarda müvekkilinin izni ve onayı olmaksızın görüntüsü ve kayıtlarının
... A.Ş. ( ...) 'de yayımlandığını, tanınmış bir hekim olması nedeni ile aynı
zamanda mesleki ünü olan isim ve soy isminin programda kullanıldığını, tüm bu
nedenlerle; fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla;
100.000,00 TL görüntü ve kayıtlarının müvekkilinin izni ve onayı olmaksızın
yayımlanması nedeniyle uğradığı manevi zararın fazlaya ilişkin hakları ile
davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluğu saklı kalmak koşuluyla
50.000,00 TL'sinin yasal uygulamalara göre işletilecek faizleri, yargılama
giderleri ve avukatlık ücretleriyle birlikte davalı ... A.Ş.(...)'den, 50.000,00 TL'sinin yasal
uygulamalara göre işletilecek faizleri, yargılama giderleri ve avukatlık
ücretleriyle birlikte davalı ... A.ş 'den tahsiline, müvekkilinin hekim kimliğinden muhataplarca
fayda sağlandığını belirterek, 10.09.2018 tarihi itibari ile yayımlanan
programlardan ve tüm fragmanlardan müvekkilinin görüntülerinin kaldırılmasını
ve gelecek bölüm ve fragmanlarda yayımlanmasının durdurulmasını ve bu hususun
davalılara tebliğini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretlerinin
davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP Davalı ...
A.Ş. vekili cevap dilekçesini
duruşmada tekrarla; dava konusu alacağın, Borçlar Kanunu gereği eser
sözleşmesinden kaynaklanması sebebiyle, görevli mahkemenin Asliye Hukuk
Mahkemeleri olduğunu, davaya bakmakla yetkili mahkemelerin Bakırköy Asliye
Hukuk Mahkemeleri olduğunu, dava konusu edilen operasyonlara ilişkin görüntü
ve kayıtların FSEK kapsamında eser niteliğini haiz olmadığını, programdaki
görüntü, kayıt ve anlatıların eser niteliği taşıdığı iddiasının hukuki
mesnetten yoksun olduğunu, davacının davalıdan talep etmiş olduğu tazminatın
şartları oluşmadığından söz konusu talebinin yerinde olmadığını, tüm bu
nedenlerle; her türlü dava hakları saklı kalmak kaydıyla, haksız ve hukuka
aykırı açılan davanın; öncelikle usulden görev yönünden reddine, usulden
yetki yönünden reddine, esasa girilmesi halinde esastan reddine, yargılama
giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini
talep etmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesini duruşmada tekrarla;
müvekkili şirketin yıllardır televizyon sektöründe üstün başarılara imza
attığını, Türkiye'nin en büyük 5 ulusal televizyon kanalında sürekli
programları ile iyi reytinglere imza atan bir yapım şirketi olduğunu,
müvekkilinin yaptığı işlerin başlıcaların ... olduğunu, müvekkilinin yapımını
gerçekleştirdiği "..." adlı yarışma programının diğer davalı ...
A.Ş. (...)'de yayınlanan bir program olduğunu, müvekkili şirketin "..."
adlı yarışma programı için katılımcıları yeniden yaratacak ve dış görünümleri
değiştirecek uzman doktorlar ile tedaviye uygun olup olmadıkları konusunda
görüşmeler yapmak üzere farklı kliniklere başvurduğunu, bu çerçevede;
programın yayınlanması için taraflar arasında imzalanması gereken işbirliği
ve yayın sözleşmesi hazırlandığını, bu sözleşmeye göre doktor, katılımcı
hastanın tedavi olup olmayacağına karar vereceğini, doktorun onayıyla
klinikte gerçekleşen tedavi sürecinin çekiminin yapıldığını, doktor
tarafından kliniğine kamera girmesi ve işlem sırasında çekim yapılması
kaydıyla, müvekkili şirketin görevlendirdiği kameraman ve sunucu vs. tüm
teknik ekibin kliniğe girebildiğini, doktorun verdiği hizmet karşılığında
herhangi bir bedel ödenmediğini, ancak doktorun ilgili programda yer alarak
Türkiye'nin en iyi kanallarından birinde mesleğini ve uygulamalarını tüm
Türkiye'ye tanıtma şansını elde ettiğini, davacı ... "..." yarışma programına uzman
doktor olarak katıldığını, tedavi sürecini uygun bulduğu hastaların
tedavilerinin kliniğinde, yayınlanmak için çekilmesine izin verdiğini, tüm bu
sürecin davacının onay ve izni ile gerçekleştiğini, aksi halde müvekkili
şirketin davacının kliniğinden içeri girmesinin, hele ki çekim teçhizatı ile
mümkün olmadığını, davacının yapıma dahil olması ve 10 Eylül 2018 tarihinde
Kanalda yayınlanan bölüm içinde ve aynı haftaki devam bölümlerinde yer
almasının tarafların karşılıklı olarak edimlerini ifa ettiğinin ve
evveliyatla bir sözleşmenin varlığının delili olduğunu, zira olmayan bu
sözleşmeden dolayı davalının ediminin ifasının madden imkansız olduğunu,
Mahkemenin huzurdaki davada yetkili olmadığını, Mahkemenin huzurdaki davada
görevli olmadığını, huzurdaki davada hukuki yarar olmadığını, davacının kendi
isteği ile programda daha fazla yer almadığını, yayın sürecine katılmadığı
içinde davacının dosyaya sunduğu Whatsapp grubundan çıkarılmasının hayatın
olağan akışına uygun olmadığını, davacının kendi isteği ile daha fazla
programa devam etmemeye karar vermesi durumunda müvekkili şirketin hiçbir
sorumluluğunun bulunmadığını, tüm bu nedenlerle; Mahkemece resen göz önünde
bulundurulacak sebeplerle davacıya karşı her türlü dava, talep ve şikayet
hakları saklı kalmak kaydıyla; davanın öncelikle usulden ele alınarak
görevsiz ve yetkisiz mahkemede açılması ve hukuki yarar bulunmadığı sebepleri
ile reddine, müvekkili aleyhine açılan haksız ve mesnetsiz davanın reddine,
dava harç ve masrafları dahil tüm yargılama giderleri, avukatlık ücretinin
davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama
neticesinde; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine,5.000,00 TL manevi
tazminatın davalı ... A.Ş.'den, 5.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...
A.Ş.'den dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak
davacıya verilmesine, Davacının görüntülerinin "..." isimli
programda her türlü yayınının önlenmesine, Davacının fazlaya ilişkin
taleplerinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde;
program formatının bir televizyon programında vücut bulması halinde yönetim
eşliğinde yaratılmak kaydıyla objektif ve sübjektif unsurların
tamamlanacağını ve sinema eseri kategorisinde eser korumasından
yararlanılacağını, dava konusu televizyon yapımı açısından da buradan
ayrılmayı gerektirir bir husus bulunmadığını, dava konusu programın FSEK
çerçevesinde eser mahiyetinde olduğu göz önüne alınarak, müvekkilinin bu
eserden kaynaklı haklarının ihlali gözetilerek tazminata hükmedilmesi
gerektiğini, Dava dilekçesinde her iki taraftan 50.000 TL manevi tazminatın
ödenmesi talep edilmişse de, mahkemece "davalıların kusur derecesi, davacının
mali durumu, görüntülerin yayınlandığı süreler dikkate alındığında, 10.000,00
TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun olduğu" gerekçeleriyle 10.000 TL
tazminata hükmedildiğini, oysaki anılan tazminatın miktarı talep ve sonuç
değerlendirilmesiyle göz önüne alındığında hakkaniyet ölçüsünden oldukça uzak
olduğunu, müvekkilinin alanında oldukça başarılı, tanınmış, ünlü sanatçılar
başta olmak üzere kamuoyunun yakından takip ettiği isimlere hizmet veren,
çeşitli basın yayın kuruluşlarınca görüşüne başvurulan, faaliyetlerinin uzun
süredir devam ettiren bir hekim olduğunu, faaliyetlerini 2010 yılından bu
yana ... Caddesi'nde kendi muayenehanesinde sürdürdüğünü, somut olay
kapsamında yaşananların çevresine de etki etmesi ve program yüzünden çeşitli
faaliyetlerinin aksaması dahil olmak üzere hem şahsi hem de mesleki açıdan
ihlalden etkilendiğini, hükmedilen miktarın oldukça az olduğunu, öte yandan
yayının ülkenin en önemli ulusal kanallarından birinde, 5 bölüm boyunca,
durdurulmasına yönelik ihtardan sonra dahi kayıtsızca gerçekleşmesi,
halihazırda kanalın internet sitesinde yer verilen kayıtlarla ihlali
sürdürülmesi hususları da göz önüne alındığında etkisinin ve dolayısıyla
davalıların kusurunun ne denli fazla olduğunun ortada olduğunu, Müvekkilinin
ilk olarak kendisinin "program formatından çıkarıldığı" bilgisinden
sonra mesleki faaliyetlerini icra ettiği anlara ilişkin görüntülerin bilgisi
ve rızası dışında ulusal kanallarda yayınlanabileceğine ihtimal vermediğinden
yayının gerçekleşmesi anında büyük bir şaşkınlığa uğradığını, devamında ise
bu yayının bir an evvel durdurulması için sorumlulara ihtar gönderse de bu
ihtarın da davalılar tarafından dikkate alınmayıp görüntülerin ulusal kanalda
yayınlanmaya devam edildiğini ve halen dünyanın her yerinden insanların
ulaşabileceği biçimde internet sitesinden devam edildiğini, salt bu
açıklananların dahi davalıların kusurunun ağırlığını ve bu konudaki ısrarını
tartışmasız biçimde ortaya koyduğunu, dolayısıyla yargılama sonucunda
hükmedilen manevi tazminat miktarının davalıların kusuru ve gerçekleştirilen
ihlalin derecesiyle bağdaşmayacak derecede düşük olduğunu beyan ederek,
Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep
etmiştir.Dosyaya celbedilen Ticaret
Sicil kayıtlarına göre; davalı ...
A.Ş.'nin unvan değişikliği yaparak ... A.Ş unvanını aldığı UYAP kaydında davalının adının yeni
unvanına göre düzeltildiği görülmüştür. Tüm deliller birlikte
değerlendirildiğinde; davacı ile davalı ...
şirketi arasında, davacının "..." isimli programına
katılarak yarışmacılara estetik uygulamalar yapması, programın davacının
tanıtımına katkı sağlayacağından karşılığında davacıya ücret ödenmeyeceğine
dair sözlü olarak anlaştıkları, buna dayanılarak bir kaç bölümün çekimlerinin
yapıldığı, ancak daha sonra taraflar arasındaki anlaşmadan dönüldüğü, buna
rağmen davacının yer aldığı programdaki görüntülerin birinci, ikinci ve
üçüncü bölümlerde yayınlandığı tespit edilmiştir. Somut olayda, davacının ifa
ettiği eylemin hekim olarak gerçekleştirdiği bir takım estetik operasyonlara
ilişkin görüntüler olup, bu görüntülerin ''...'' isimli yarışma programında
gösterildiği, yarışma programının “sinema eseri” vasfında olup olmamasının
somut uyuşmazlığa etkisinin bulunmadığı, davacının bu yarışmanın yayınlanan 5
bölümünde görüntülerinin yer aldığı,
görüntülerde hekim sıfatıyla bir takım estetik operasyonlar ifa ettiği
anlaşılmaktadır. Davacı tarafça FSEK 68. madde kapsamında tazminata
hükmedilmesi talep edilmişse de, yarışma programında yerine getirdiği fiilin
icracı sanatçılık olup olmadığının tartışılması gerekmiş, mahkemece davacının
yarışma programındaki görüntülerinin yayınlanmasının FSEK 86. Madde
kapsamında değerlendirilebileceği sonucuna ulaşılarak manevi tazminata
hükmedilmiştir. Bir icra ve icracı sanatçıdan bahsedebilmek için ortada bir
eser bulunması gerekmektedir. İcranın bir esere dayanması gerekir. Örneğin
çok düzgün bir anlatım ve sunum gerçekleştirmesine rağmen, bir eseri icra
etmeyen televizyon spikerinin icracı sanatçı olmadığı kabul edilmektedir.
Somut olayda, davacının da yarışma programında bir eser icra etmediği, hekim
olması nedeniyle yarışmacılara bir takım estetik operasyonlar yaptığı ve bu
operasyonlar sırasında görüntülerinin alındığı, bu durumda icracı sıfatının
bulunmadığı, FSEK 68. Madde kapsamında tazminata hükmedilemeyeceği, ancak
izni ile çekilmiş olsa da, davacının program formatından çıkartıldıktan sonra
izin alınmadan görüntülerinin yayınlanmasının ve davacı tarafça ihtar
gönderildikten sonra görüntülerinin yayınlanmaya devam edilmesinin haksız
eylem olduğu kanaatine varılmıştır. Davacının görüntülerinin eser mahiyetinde
olmaması sebebiyle davacının FSEK kapsamında ihlal edilen manevi hakkının da
söz konusu olamayacağı ancak, eser mahiyetinde olmasa bile kişilere ait her
nevi fotoğrafların 5846 sayılı yasanın 86. maddesi uyarınca korunmakta
olduğu, buna göre; yarışma programında kendi isteğiyle rol alan davacının bu
yayınların, davacının çekimlere kendi isteğiyle katılmış olması sebebiyle
“taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığından bahisle izinsiz olarak
gerçekleşen bir çekimden bahsedilemeyeceği, ancak bölümlerin izinsiz
yayınlanmasının da hukuk düzeninde korunamayacağı anlaşılmıştır. Sözleşmenin
sözlü olarak yapılması nedeniyle hangi tarihte sonlandırıldığına ilişkin
dosya kapsamında açık bir tespite gidilemediği anlaşılmış olup, davacının bu
hususta davalıya ihtarname gönderdiği anlaşıldığından, artık yayınların rıza
dışı kabul edilmesi gerektiği, bu bağlamda, davacının davalılara gönderdiği
12/09/2018 tarihli ihtarnamenin davalı .... A.Ş.'ne 14/09/2018 tarihinde,
davalı ... Tic. Ltd. Şirketine ise
11/10/2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı şirket çalışanı olduğu
beyan edilen ...’a ise 04/10/2018
tarihinde tebliğ edildiği, davalı ... şirketinden 10/09/2018-15/09/2018
tarihleri arasındaki celbedilen yayın
akışına göre, davaya konu programın birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinin 10/09/2018,
11/09/2018, 12/09/2018, 13/09/2018 ve 14/09/2018 tarihlerinde yayınlandığı,
dolayısıyla bu yayınların rıza dışı yapıldığının kabul edilmesi gerektiği,
zira bu durumun Mahkeme kararında da isabetli bir şekilde belirtildiği ve
davalı yanın istinaf yoluna başvurmadığı, açıklanan nedenlerle davanın kısmen
kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Ancak, davacının
FSEK'nun 86/3. maddesi uyarınca TBK'nun 49/1. maddesine göre davacının manevi
tazminat talep edebileceği kabul edilebilirse de, davalıların kusur derecesi,
davacının mali durumu, görüntülerin yayınlandığı süreler dikkate alındığında,
her bir davalı yönünden 10.000,00 TL manevi tazminatın hakkaniyete ve dosya
kapsamına uygun olduğu anlaşıldığı gerekçesiyle Davacının vekilinin istinaf isteminin
KISMEN KABULÜ ile,2-İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk
Mahkemesinin 18/05/2021 tarih, 2018/416 E 2021/98 K. Sayılı kararının 6100
Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen
hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm
kurulmasına, karar verilmiştir.
30/05/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/996
E: 2021/1312 | Eser
sahibinin adın belirtilmesi ve eserde değişiklik yapılmasını men etme
hakkının ihlali nedeniyle tecavüzün
önlenmesi ve manevi tazminat istemi (FSEK m.15 ve 16) | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin çocuk
kitapları yazarı olarak birçok eser meydana getirdiğini, masallarının
yayınlanması için davalı şirket ile 18/08/2016 tarihinde anlaştığını işbu
anlaşma ile yirmi adet masalın yayınlama ve çoğaltma hakkını yayıncıya devir
ettiğini, yayıncının kendisine yüklenen sorumlulukları yerine getirmediğini,
masalları da müvekkilinin izni olmaksızın değişiklik yaptığını, kitapların
büyük çoğunluğunda müvekkilinin adına yer vermediğini, kitapları isimsiz anonim
olarak yayınladığını, müvekkilinin, yayıncının haksız ve hukuka aykırı
eylemleri nedeni ile maddi manevi zarara uğradığını, müvekkiline ait bir
kısmı yayınlanmamış masalları ek yaptığını ve akabinde müvekkilinin bu
eserlere ait yalnızca yayınlama ve çoğaltma hakkını yayıncıya verdiğini söz
konusu masalların isimsiz yayınlanması ve içeriğinin değiştirilmesi konusunda
muvafakatinin bulunmadığını bu durumun eser sahibinin manevi haklarına
tecavüz teşkil ettiğini, bu durumu öğrenir öğrenmez davalı tarafa ihtar
çektiğini, karşı tarafın yanıt vererek kötü niyetli bir şekilde müvekkilini
geçiştirmeye çalıştığını, yayıncının haksız fiillerinin müvekkilin adını
belirtilmesini isteme hakkına tecavüz niteliğinde olduğunu, farklı tarihlerde
basılan yedi adet masal kitabında ne dış kapağında ne künye bilgilerinde ne
de satışın yapıldığı internet sitelerinde müvekkilinin adının yer almadığını,
yayıncı uyarıldıktan sonra 3 kitapta müvekkilinin adına yer verdiğini,
isimsiz yayınlanması sebebiyle eserlerin satışının öngörülen miktara
ulaşmamış olması nedeniyle müvekkilinin kazanç kaybına uğradığını, isimsiz
olması nedeniyle müvekkilinin okuyucu kitlesine ulaşmadığını, satış
rakamlarını ve gelecekte elde edeceği gelirleri doğrudan etkilediğini, maddi
manevi zarara uğradığını, yayıncının izinsiz olarak eserlerin içeriğini
değiştirdiğini, münhasıran eserde değişiklik yapma hakkını ihlal ettiğini,
söz konusu değişikliklerin eserin bütünlüğüne ve müvekkilinin hususiyetine
zarar verdiğini, müvekkilinin manevi hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek
yapıldığını ileri sürdüğü değişikliklerden bir kısım aktardığını, ifadeler
değiştirilmeden müvekkilinden izin alınmadığını, müvekkilinin eserinde
yapılan izinsiz değişikliklerin yayın tekniği icabı olduğunun
söylenemeyeceğini, davalının muhtemel tecavüzlerinin önlenmesi gerektiğini,
belirterek, müvekkilinin manevi haklarına tecavüzün durdurulmasına,
müvekkilinin manevi haklarına tecavüz teşkil eden, ... isimli kitaplann satış
yapılan yerlerden toplatılmasına, internet satışlarının durdurulmasına,
önlenmesi adına müvekkilinin isminin yer almadığı kitaplann imha edilmesine,
30.000TL manevi tazminatın ve belirsiz alacak olarak 100,00 TL maddi
tazminatın işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar
verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının kitabının editöryal incelemeden
geçirildiğini, 7-8 yaş gruplanna göre teknik ve objektif değişikliklere tabi
olduğunu, bunun eserin özünü, vasfını ya da eseri tanınmayacak hale getiren
değişiklikler olmayıp bunların küçük ve 1. Sınıflara göre yapılan düzeltmeler
olduğunu, hem yasa hem de Yargıtay kararlarında bu tür değişiklerin objektif
değişiklikler olarak geçmekte olduğunu, aynı zamanda yayın tekniği açısından
yapılan değişiklikler olduğunu, davacının “öğretmenden nefret ediyorum”
tabiri editöryal düzeltmede “öğretmeni hiç sevmiyorum” şeklinde
düzeltildiğini yazarın kullandığı tabirin nefret içerikli olup 7-8 yaş
grubunda olumsuz algılara alışkanlıklara kazanımlara sebep olabileceğini,
diğer değişikliklerinde bu şekilde olduğu, yazarın kendilerine teşekkür
etmesi gerektiğini, davacının adının yazmadığı hususunun ise sehven ilk
baskıda unutulduğunu, davacıya da bilgi verilerek düzeltildiğini kitapların
geri çağrıldığını bütün kitaplarda da davacının adının zikredildiğini,
sözleşmeye göre telif ödemesinin bir kereye mahsus olarak belirlendiğini
yüzde ya da satıştan telifin söz konusu olmadığını bu nedenle telif kaybına
uğramasının mümkün olmadığını, FSEK 68. madde gereği tazminat talebinin
yerinde olmadığını, davacının bu nedenle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına
başvurmuş olduğunu, takipsizlik kararı verildiğini ve kesinleştiğini
belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece
Mahkemesince; "...Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, bilirkişi raporu
bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalı yayın evi tarafından davacıya
ait ... isimli eserlere ilişkin FSEK 15 ve 16. Maddelerden kaynaklanan manevi
haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespiti ile bu tecavüzün durdurulmasına,
buna bağlı olarak mezkur kitapların satış yapılan yerlerden toplatılmasına,
internet satışlarının durdurulmasına ve kararın kesinleşmesine müteakip
masrafı davalıya ait olmak üzere yayıncı ve dağıtıcılarda bulunan, davacının
isminin yer almadığı kitapların imhasına, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak
davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, maddi tazminat talebinin
reddine" şeklindeki gerekçeleri ile;"1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE,
davalı yayın evi tarafından davacıya ait "... isimli eserlere ilişkin
manevi haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespiti ile bu tecavüzün
durdurulmasına, 2-"..." isimli kitapların satış yapılan yerlerden
toplatılmasına, internet satışlarının durdurulmasına ve kararın
kesinleşmesine müteakip masrafı davalıya ait olmak üzere yayıncı ve
dağıtıcılarda bulunan, davacının isminin yer almadığı kitapların imhasına,
3-20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal
faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin
istemin reddine, 4-Maddi tazminat talebinin reddine, 5-İhtiyati tedbir
kararının, karar kesinleşinceye kadar devamına," şeklinde hüküm
kurulmuştur. Davanın konusu 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre
Fikir ve Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i,
Önlenmesi, Maddi ve Manevi Tazminat istemli davadır. Davacı tarafından
müvekkilinin çocuk masalı kitabı yazarı olduğunu davalı ile arasında
18/08/2016 tarihinde sözleşme akdedildiğini, bu sözleşme ile 20 adet masalın
yayınlanma ve çoğaltma hakkını davalı yayıncıya devrettiğini, davalının
müvekkiline ait masallarda müvekkilinin izni olmaksızın değişiklikler
yaptığını, müvekkili adına yer vermediğini, masalların yer aldığı kitapları
isimsiz/anonim olarak yayınladığını, ileri sürmüştür.Davalı cevap
dilekçesinde; kitapların hitap ettiği kitlenin ilkokul 1. ve 3. Sınıf öğrencilerine
ait olduğu, bu yayınların küçük ilkokul çocuklarına okutulduğundan pedegoji
bilimi, eğitim bilimi ve bu yaştaki çocukların algıları ve yetişmeleri
açısından önemli olduğunu, yapılan değişikliğin küçük ve yasaya uygun
objektif değişiklikler olduğu, örneğin öğretmenden nefret ediyor tabirinin
öğretmeni hiç sevmiyorum şeklinde düzeltildiğini, davacının isminin ilk
baskıda sehven unutulduğunu, davacıya bilgi verilerek bu durumun
düzeltildiğini, kitapların geri çağrılarak davacının adının zikredildiğini,
davacının adının yazılmamasından dolayı kazanç kaybının olmadığını, telif
ödemesini bir defaya mahsus olup, yüzdeli ya da satıştan olmadığını, tazminat
talebinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddini talep
etmiştir.Taraflar arasında 18/08/2016 tarihinde düzenlenen Eser Sahibi Telif
Sözleşmesinde; 20 adet masalla ilgili olarak eser sahibinin eserin tüm
çoğaltma ve yayınlama haklarını süresiz olarak yayıncıya devredeceğini, eser
sahibinin eserden bir seferlik olmak üzeren 10.000,00 TL telif ücreti alacağı
düzenlenmiştir. 18/11/2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda davacı tarafa
ait masal kitaplarının eser niteliği taşıdığı davacı eser sahibinin manevi
haklarından olan adın belirtilmesi hakkı ile eserde değişiklik yapılmasını
men etme hakkının davalı yayınevi tarafından ihlal edildiğini
belirtmişlerdir. Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere, taraflar
arasında yapılan Eser Sahibi Telif Sözleşmesinde yayıncıya eserde değişiklik
yapmak hakkı tanınmadığı, eserde değişiklik yapılmasını engelleme hakkı ile
adın belirtilmesi hakkı manevi
haklardan olup eser sahibine ait olduğu, mahkemece alınan raporda davacıya
ait eserlerde davalı tarafından değişiklik yapıldığının ve yapılan
değişikliğin yayın tekniği nedeni ile zaruri olmadığının tespit edildiği,
yayıncının eser sahibinin özgür ifade biçimine dokunmaması, değişiklik
yapılacaksa eser sahibinden izin alınması ve eser sahibinin isminin eserde
yazılması gerektiği anlaşılmakla, davalının davacıya ait dava konusu eserlere
ilişkin manevi haklarına tecavüz ettiğinin tespiti ile bu tecavüzün
durdurulması ve ref'ine, manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmüştür.Dosya
kapsamı olayın oluş şekli ile davalının ihlal eylemi, ihlalin boyutu hep birlikte değerlendirildiğinde , mahkemece
davacı lehine takdir edilen 20.000,00 TL manevi tazminatın dosya kapsamına
uygun olduğu kanaatine varılmıştır.Mahkemece maddi tazminat yönünden taraflar
arasındaki sözleşmenin 3. Maddesine göre eser sahibi eserden bir seferlik
olmak üzere 10.000,00 TL telif ücreti alacağı belirlendiğinden dolayı maddi
tazminatın koşulları oluşmadığı kanaatine varılarak maddi tazminat talebinin
reddine karar verilmişse de, reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden,
karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken,
mahkemece o tarihteki maktu vekalet ücretinin altında kalacak şekilde 100,00
TL vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığı kanaatine varıldığından,
davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, mahkeme kararının 6100 sayılı HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince
kaldırılmasına, tarafların usuli kazanılmış hakları korunarak, davanın kısmen
kabulüne karar verilmiş, Dairemizce kurulan hükümde davalı lehine hükmedilen
vekalet ücreti aşağıdaki şekilde düzeltilmiştir. Davacı vekilinin maddi
tazminata ilişkin istinaf sebebinin incelenmesinde, taraflar arasındaki
sözleşme hükümlerine göre telif bedelinin belirlenerek ödendiği anlaşılmakla,
maddi tazminat talebinin yerinde olmadığı, yukarıda açıklanan gerekçelerle
hükmedilen manevi tazminatın dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmakla,
davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b-1 maddesi
gereğince Esastan Reddine karar verilmiştir.
23/05/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/974
E: 2021/1039 | Eser
vasfı bulunmayan fotoğrafların ticari amaçla izinsiz kullanılması nedeniyle
tazminat talebi (FSEK m.86) | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından
müvekkilinin özel hayatına ilişkin ve tamamen özel nitelikli fotoğraflarının,
"..." tabir edilen bir kısım teknikler ve bilgisayar programları
kullanılarak, davalının bir kısım ticari ürünlerinin reklamının yapıldığı
görsellerin bulunduğu çeşitli mecralarda her birinde birden fazla olmak üzere
defalarca kullanıldığını, FSEK'in 86. Maddesi uyarınca, eser niteliğinde
olmasalar bile kişinin resminin kişisel değer olarak kabul edildiğini, kişinin
resminin her ne şekilde olursa olsun izinsiz olarak yayınlanmasının hukuka
uygunluk sebepleri bulunmadıkça hukuka aykırı olduğunu, davacının müvekkiline
ait resmin önüne gelen her türlü iletişim araçlarıyla ve ticari amaçla
kullanılmasının ağır saldırı niteliğinde olduğunu, Borçlar Kanunu'nun 49.
Maddesi uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren ve
bu zararı gidermekle yükümlü hükmünün amir olduğunu, davalı şirketin
"..." isimli ürünlerinin tanıtımında müvekkili küçüğe ait
resimlerin hem basılı, hem de internette birden fazla mecrada kullanıldığını
iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkillerinin
ebeveyninden izin alınması halinde bunun karşılığında elde edebileceği maddi
menfaatten yoksun kalması nedeniyle oluşan maddi zararların giderimi için
şimdilik 30.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın, olay
tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve
dava etmiştir. Davalı vekili cevap
dilekçesinde özetle; Müvekkilinin uzun yıllardan bu yana plastik sektöründe
faaliyet gösteren bir firma olduğunu ve işbu davaya konu fotoğrafların ...
çekildiğini, müvekkilince üretilen çocuk parkının kurulumundan sonra anaokulu
yetkilileri tarafından fotoğrafların kendilerince kullanılmak istendiğini,
sürekli bu işin içinde olmaları sebebiyle fotoğraf çekme konusunda deneyimli
oldukları belirtilerek, müvekkili şirket çalışanlarından rica edilmesi
üzerine fotoğraflama işleminin spontane geliştiğini, ayrıca davacı küçüğün
oyuncu olduğuna dair herhangi bir bilinirliğin olmaması, reklam, dizi film
gibi görsel basından ve sahne sanatlarından gelir elde eden biri olmadığı,
yani topluma mal olmuş bir kişi olmadığı hususu da dikkate alındığında,
çekilen fotoğrafların eser niteliğinde olmadığını, dava konusu fotoğrafın
herhangi bir mağduriyete yol açacak fotoğraf olmadığını, ayrıca FSEK 86.
Maddesi uyarınca, geneli gösteren resimler için muvafakat alınmasının şart
olmadığını, müvekkilinin özellikle davacının resmini kullanmak gibi bir
kastının bulunmadığını, amacın sadece yapılan bir oyun parkının görüntülenmesi olduğunu
savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesince
yapılan yargılama sonunda; "Buna göre, davacı küçüğün fotoğrafının
davalı tarafça izinsiz olarak ticari amaçla kullanıldığı, izin alınmasını
gerektirmeyen herhangi bir durumun söz konusu olmadığı, dolayısıyla davalının
kullanımının haksız olduğu, fotoğrafın kullanılma amacı, niteliği, tarafların
ekonomik durumuna göre 3.000,00 TL maddi tazminatın olaya ve oluşa uygun
olduğu, keza kişiliğin bir parçası olan fotoğrafın izinsiz olarak
kullanılmasının davacının kişilik haklarına da saldırı teşkil edeceği
anlaşılmakla, tarafların ekonomik durumu, manevi tazminatın amacı ve
hakkaniyet ilkesi gereği davacı yararına 10.000,00 TL manevi tazminat
takdirinin uygun olacağı anlaşılmakla, davanın kısmen kabulüne " karar
verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Müvekkil şirket uzun
yıllardan bu yana plastik sektöründe faaliyet gösteren bir firma olduğunu,
davaya konu fotoğrafların ...nda çekildiğini, Müvekkilince üretilen çocuk
parkının kurulumundan sonra anaokulu yetkilileri tarafından fotoğrafların
kendilerince kullanılmak istendiğini, sürekli bu işin içinde olmaları
sebebiyle fotoğraf çekme konusunda deneyimli oldukları belirtilerek,
müvekkili şirket çalışanlarından rica edilmesi üzerine fotoğraflama işleminin
spontane geliştiğini, Davacı küçüğün oyuncu olduğuna dair herhangi bir
bilinirliğin olmaması, reklam, dizi film gibi görsel basından ve sahne
sanatlarından gelir elde eden biri olmaması, yani topluma mal olmuş bir kişi
olmaması hususları da dikkate alındığında, çekilen fotoğrafların eser
niteliğinde olmadığını, Dava konusu fotoğraflar herhangi bir mağduriyete yol açmadığı gibi
davacı küçüğü manevi yönden etkileyecek
bir durum da söz konusu olmadığını, FSEK 86. Maddesi uyarınca, geneli
gösteren resimler için muvafakat alınmasının şart olmadığını, müvekkilinin
özellikle davacının resmini kullanmak gibi bir kastının bulunmadığını amacın
sadece yapılan bir oyun parkının
görüntülenmesi olduğunu, davacı küçük, lehine maddi ve manevi tazminat
hükmedilmiş olmasının usul ve yasalara aykırı olduğunu, -Maddi tazminat
açısında dosyaya ibraz edilen raporlarda da görüleceği üzere 1.000 TL ile
3.000 TL aralığında değişiklik gösterebileceği tespiti yapıldığını,
Mahkemenin hiçbir gerekçe göstermeksizin ağır bir kusur varmışcasına 3.000,00
TL maddi tazminata hükmettiğini,
hükmedilen manevi tazminat miktarının da fahiş olduğunu, manevi
tazminat bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararı karşılaması
da amaç edinilmediğini, manevi tazminat miktarının belirlemesinde her olaya
göre değişen özel hal ve şartlar gözetilerek hüküm kurulması gerekirken fahiş
bir manevi tazminata hükmedildiğini kararının kaldırılarak davanın
reddine karar verilmesini talep
etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355.
maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı
olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek
yapılmıştır.Dava; davalının çektiği fotoğrafın izinsiz kullanılıp
yayınlanması nedeniyle maddi ve manevi
tazminat istemine ilişkindir. 5486 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu'nun 86. maddesi, eser niteliğinde olmasalar dahi, resim ve
portrelerin, tasvir edilen kişilerin muvafakati alınmaksızın teşhir veya
başka şekillerde umuma arz edilemeyeceğini öngörmektedir. Bu hükümdeki
"resim ve portreler ibaresi; fotoğrafları, çeşitli tekniklerle yapılmış
portreleri, tek başına veya topluluk içinde bulunurken çekilmiş resimleri
ifade etmektedir. Bütün bunların, izinsiz olarak teşhiri veya umuma arz
edilmesi ya da örneğin bir ilanda, vitrinde vs. kullanılması, anılan hükümle
yasaklanmıştır. Belirtilmelidir ki, Kanunun bu hükmüyle korunan şey; resim,
portre veya fotoğrafın "eser niteliği değil, bunlarda tasvir olunan
kimsenin kişilik hakkıdır. (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku,5. Bası,
2012, sayfa:289) Dolayısıyla, bu yasağa aykırı nitelikteki eylemler, kişilik
haklarına saldırı oluşturur ve B.K.'nun 49. maddesi çerçevesinde manevi
tazminat yükümlülüğü doğurur. Somut davada, davaya konu fotoğrafın
görüntüleme amacının davacının çocukluk çağına ve özel yaşamına dair olduğu
kuşkusuz olup davaya konu fotoğrafın izinsiz bir şekilde davalı tarafından
ticari amaçlı çoğaltıldığı ve kullanıldığı ve buna davacının izin/ onay
vermediği sabittir. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen
istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki
değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava
konusu edilen görüntülerin çekimi, bir araya getiriliş şeklinin FSEK
bağlamında hususiyet göstermediği için FSEK kapsamında eser niteliğinde
olmadığının dosya kapsamında belirlendiği, bu nedenle de davacının FSEK’te
eserler için öngörülen korumadan yararlanamayacağı, ancak 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu'nun 83 ve devamı maddelerine göre işaret, resim, ses, fotoğraf,
video ve benzeri görüntülerin eser
olmasalar bile aynı kanunda düzenlenen haksız rekabet hükümlerine göre de
korunabilmesinin mümkün görüldüğü, davacının rızasının bulunmadığı, davacının
kişilik haklarının da ihlal edildiği, haksız fiil ve haksız rekabet
oluştuğu,basiretli bir tacir olarak sergilenen fotoğraf sahiplerinin izni
olup olmadığını öğrenme sorumluluğunun bulunduğu, bu sebeple kendisine kusur
yüklenemeyeceği savunmasının yerinde olmadığı, hükmedilen manevi tazminat tutarının dosya
kapsamı ve hakkaniyete uygun bulunduğu anlaşılmakla, davalının istinaf
başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.Somut
olayda; davalı taraf, maddi tazminat ilişkin olan 3.000,00 TL'ye ilişkin istinaf isteminde bulunmuş olup, 6100
Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2 maddesinde öngörülen kesinlik
sınırı, 6763 Sayılı Kanun'un 41. Maddesiyle HMK'ya eklenen Ek-Madde 1'de
öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında karar yılı olan 2020 yılında verilen kararlar için 5.390,00
TL olarak belirlenmiş olduğundan, dava değerinin kesinlik sınırının altında
kaldığı anlaşılmıştır. İstinafa konu edilen miktar itibariyle mahkeme kararı
kesin niteliktedir. Kesin olan kararların istinaf istemleri hakkında
mahkemece bir karar verilebileceği gibi HMK'nun 352.maddesi uyarınca Bölge
Adliye Mahkemesi tarafından da istinaf isteminin reddine karar
verilebileceğinden, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine
karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.Açıklanan
sebeplerle, davalı vekilinin maddi tazminat yönünden yaptığı istinaf
başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341/4. maddesi delaletiyle 6100 Sayılı
HMK'nın 352/1/b. maddesi gereğince usulden reddine, manevi tazminat yönünden
kurulun hükümde ise, somut olayın özelliği, tarafların durumu, kusurun ve
tecavüzün boyutu dikkate alındığında
bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sonuç olarak, kararda
gösterilen yasal ve yeterli gerekçeye
göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı vekilinin,
istinaf başvuru sebeplerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Davalı vekilinin İstinaf başvurusunun
HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan
reddine karar verilmiştir. 23/05/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:
2024/973 E: 2021/1011 | Mimari
projenin FSEK kapsamında eser vasfı ve izinsiz kullanım iddiasına dayalı mali
hak ihlali nedeniyle tazminat talebi | Dava, FSEK gereğince
eser sahipliğine dayalı mali hakların ihlali iddiası ile tazminat istemine
ilişkin olarak açılmıştır.Dosyanın davacı tarafından hak sahibi olduğu
herhangi bir proje olup olmadığı, bu projenin FSEK anlamında eser niteliğinde
olup olmadığı, davalılar tarafından davacının eserden kaynaklı haklarının
ihlal edilip edilmediğinin ve dilekçede belirtilen şekilde davacının
isteyebileceği tazminat tutarını gösterir rapor tanzim etmek üzere
bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişilerin 23/01/2020 havale tarihli kök ve
17/02/2021 havale tarihli ek raporlarında: "projenin hazırlandığı 1994
yılının imar planı şartları doğrultusunda davacı mimar ... tarafından
hazırlanan ilk projenin FSEK 2/1 anlamında eser vasfını haiz olabileceği,
davaya konu proje üzerinde davacının ismi ile imzası yer aldığından ve bu
projenin ilgili belediyesince de tasdiklendiği anlaşıldığından dava konusu
eserin sahibinin davacı kişi olduğu, davalılar tarafından mimar ... 30/11/2006
tarih, ... sayı ile ikinci kez inşaat ruhsatı alındığı, davacı ve davalılar
tarafından on iki yıl arayla hazırlanan her iki proje de fikir ve sanat eseri
niteliğiyle birbirinden tamamen farklı olduğu, konut blokları ve ticari blok;
blok sayısı, vaziyet planı, kontur, gabari ve kat planları olarak birbirine
benzerlik tespit edilemediği, davacı 1994 yılında eski 8532 parsel için
ruhsat aldığı ve projesini ilgili belediyeye onaylattığı, ancak kooperatifin
anlaşmazlıklar nedeniyle el değiştirdiği, aldığı ruhsatın geçen süre
nedeniyle geçersiz olduğu 05/05/2005/39 tarih sayı ile uygulamaya giren
Revizyon İmar Planıyla da mesken ve ticaret bloklarına kat ilavesi hakkı elde
edildiğinden davalılar tarafından davacının ilk projesinin kullanılmayıp
ikinci kez daha sade bir proje hazırlattırarak yeni 10 parsel için 30/11/2006
tarihli ruhsat aldığı, davacıya ait ilk mimari eserin davalılarca değişiklik
yapılarak izinsiz kullanılması değil, hiç kullanılmadığı, davacının ileri
sürdüğü nedenlerin oluşmadığı" hususlarını tespit ve rapor ettikleri
görülmüştür. Davacı tarafından 1994 yılının imar şartları doğrultusunda
hazırlanan ilk projenin FSEK md. 2/1 anlamında eser vasfını haiz olduğu, bu
proje üzerinde davacının ismi ve imzasının yer aldığı ve bu şekilde tasdik
edildiği anlaşılmıştır. 5846 Sayılı FSEK 2/3. maddesi uyarınca mimari
projenin ilim ve edebiyat eseri olarak korunabilmesi için aynı Kanun'un 1/B.
maddesine göre sahibinin hususiyetini taşımasının yeterli olduğu, mimari
projenin uygulanması sonucu ortaya çıkan dava konusu mimari yapının aynı Kanun'un 4/3.
maddesinde sayılan mimarlık eseri (güzel sanat eseri) olarak nitelendirilip
mimari projeden ayrı olarak korunabilmesi için söz konusu yapının aynı
Kanun'un 4/1. maddesi uyarınca "estetik değere sahip olması" da
(bedii vasfı) gereklidir. Dava konusu mimari
projenin ilim ve edebiyat eseri olarak aynı Kanun'un 1/B maddesine
göre sahibinin hususiyetini taşımayıp taşımadığı ile mimari yapının aynı Kanun'un 4/1. maddesi
uyarınca bedii (estetik) vasfı bulunan bir güzel sanat eseri niteliğinde olup
olmadığı hususları teknik incelemeyi gerektirmekte olup hakimin hukuki görüşü
ile tespit edilemez. Mahkemece uzman bilirkişilerden alınan bilirkişi heyeti
raporlarında da; davacıya ait mimari projenin hususiyet taşıyan FSEK 2.madde
kapsamında ilim ve edebiyat eseri olarak korunan mimarlık eseri niteliğinde
olduğu belinlenmiştir. Buna göre davacının iki talebi olan, mimari proje
bedelinin ödenmesi talebi ve Mimari projesinin davalılarca izin alınmadan ek
projesi yaptırılması sebebiyle izinsiz işlenmesi sebebiyle tazminat ödenmesi
talebi bulunmakla, davacının meydana getirdiği "mimari proje"
üzerinde FSEK 2/3. maddesi uyarınca eser sahipliği mevcut olmakla uzman
bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere, davalının davacıya ait özgün
projeyi kullanmadığı sabit olup, davacının istinaf istemlerinin yerinde
olmadığı anlaşılmıştır. Davacı her ne kadar makbuz ile gerçeğin ortaya
çıkacağını beyan etmiş ise de, makbuzun projenin kullanılıp kullanılmadığına
ilişkin tespite delil olamayacağı, bilirkişi raporlarının da teknik olması
sebebiyle Mahkemece yapılacak başka bir yorumun da bulunmadığı anlaşılmakla
davacı tarafından yapılan bu istinaf istemenin de reddinin gerektiği
anlaşılmıştır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları
belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi
gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk
derece mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı
anlaşılmakla davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf talebinin, 6100 Sayılı
HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar
verilmiştir. 23/05/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:
2024/915 E: 2022/1736 | Müzik eserlerinin televizyon
programlarında izinsiz kullanılması nedeniyle 3 kat telif tazminatı (FSEK
m.68) ile manevi tazminat talebi (m.70) | DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle:
Müvekkilinin eser sahibi olduğu 11 adet müzik eserinin, davalılardan
... A.Ş.' nin sahibi olduğu "..." logolu televizyon kanalında diğer
davalı ... Hizmetleri A.Ş.'nin yapımcısı olduğu "..." ve
"..." isimli televizyon programlarında 37 adet kullanıldığının
tespit edilmesini ve bu kullanımların izin alınmaksızın yapılması nedeni ile
fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 5846
sayılı FSEK'in 68.maddesi kapsamında şimdilik 5.000 TL maddi ve 5.000 TL
manevi tazminatın haksız fiilin vuku bulduğu tarihten itibaren yürütülecek
faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava
etmiştir. Davacı vekili 21.05.2019 tarihli rapora istinaden ıslah dilekçesi
sunmuş ve toplam 165.000TL nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
haksız fiil tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına karar verilmesini
talep etmiş, ıslah harcı yatırmıştır. Davalılar vekili cevap dilekçesinde
özetle: Söz konusu programların, müzik yarışma programları olduğunu ve bu
tarz yarışma programlarında bir takım müzik eserlerinin kullanıldığını, bu
eserlere ait telif ücretlerinin ilgili meslek birliklerine ödendiğini, davacı
tarafından istenen telif bedellerinin yüksek olduğunu, manevi tazminat
talebinin de yerinde olmadığını, davanın zamanaşımından ve esastan reddine
karar verilmesini talep etmiştir.Mahkeme davanın kabulüne karar vermiştir.
Davalılar vekili istinaf isteminde özetle; HMK 26. Maddeye aykırı
olarak talepten fazla karar verildiğini, mahkemenin 28.500 + 165.000 =
193.500 TL toplam bedele hükmettiğini, ancak davacının davasını 165.000TL'ye
yükselttiğini, 28.500 TL fazla bedele hükmedildiğini, Davacının dava ve ıslah
dilekçesinde davalıları ayırt etmeden hüküm kurulmasını talep ettiğinden ayrı
ayrı tazminata hükmedilmesinin hatalı ve taleple bağlılığa aykırı olduğunu,
FSEK 10. Maddesine aykırı değerlendirme yapıldığını, Dava konusu
"..." adlı şarkının bestesi davacıya, sözleriyse ...'a ait
olduğunu, söz yazarı ve besteci ile birlikte eser sahipliği olduğunu, tek
başına tazminat talep edemeyeceğini, aktif dava ehliyeti olmadığından davanın
usulden reddi gerektiğini, 11. Hukuk Dairesi,E. 2017/238,K. 2018/7933,T.
13.12.2018 kararının bu yönde olduğunu, Kullanım Yıllarına İlişkin Emsallerin
çelişkili olduğunu, Hükme esas alınan 24.03.2020 T.li Bilirkişi Raporuna
karşı 29 Haziran 2020 ve 28 Şubat 2022 tarihli dilekçelerin
değerlendirilmediğini, Sektör bilirkişilerinin tarafsız davranmadıklarını,
emsallerin yüksek belirlendiğini, fazi hesabının da hatalı olduğunu, bir
önceki Bilirkişi Raporunda, piyasadaki
emsallerin "şarkı başına 500-750 TL" olduğunu belirtilmişken, diğer
raporda 4.000 TL rayiç belirleyebildiklerini, emsallerin yıllar itibarı ile
tutarsız olduğunu, Hiçbir somut veri, fatura, emsal vb olmadığını, 2013 ve
2014 için ayrı belirlerken, 2015-2016 ve 2017-2018 için iki yıllık sürelerde
aynı bedeli belirlediklerini, artış oranları % 20 olup o yılki enflasyonunun
3 katı olduğunu, Rayiç bedellerin 4-5 katı olarak fahiş belirlendiğini, ...
isimli eser için davacılar tarafından, dosyaya fatura sunulduğunu, Buna göre
benzer bir yarışma programı olan, ...
yarışmasında toplam bedel 1.150 TL' olduğunu, 2018'de gerçek manada
faturalandırılmış bedel olan 1.150 TL,
Sayın Bilirkişilerin 2018 yılı için belirledikleri 4.000 TL bedelin 4
katı olduğunu, Emsal Mahkeme Kararlarına Göre de bedelin fahiş olduğunu, aynı
yarışmada seslendirilen şu ana kadar belirlenen özellikle 2015-2018 yılları
için neticelenen tüm mahkeme kararları 500 - 1.000 TL arasında olduğunu,
Raporda yayınların kim tarafından icra edildiğini ve tarihlerini
yazmadıklarını, ilk raporla çelişkili sayıda eser olduğunu, kararın da denetime elverişli
olduğundan bahsedilemeyeceğini belirterek kararın kaldırılmasını talep
etmiştir.Müzik prodüktörü yapımcı ... 21/05/2019 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle;
Delil olarak sunulan CD'de 37 video kaydının bulunduğu, kayıtlarda “...” ve
“...” programlarında davalının dosyaya sunduğu eserlerin tamamının
kullanıldığı ve dava konusu programların yayınlandığı tarihlerde listede
belirtilen eserlerin dijital mecralar ve tv/radyo listelerinde her birinin
ticari olarak “hit” kabul edildiği en popüler dönemlerinde olduğunun tespit
edildiği, 11 eser için eser başına 15.000 TL'den toplamda
165.000TL(yüzaltmışbeşbin) rayiç bedel hesaplandığı bildirilmiştir. 2.raporda
bilirkişiler sektör uzmanı Öğretim görevlisi ..., FSEK uzmanı ..., mali
müşavir ... 24/03/2020 tarihli bilirkişi kurulu raporunda neticeten; telif
bedellerinin raporda detaylıca belirtildiği dava dışı "..." logolu
televizyon kanalında yayınlaran kullanımlara dair mali hak ihlalleri yönünden
davalılardan ...'nın sorumlu tutulması gerektiği, bu kullanım için hesaplanan
bedelin 9.500 TL olduğu, FSEK 68. maddesi gereği bu bedelin 3 katının (28.500
TL) davalıdan istenebileceği, ... logolu televizyon kanalında yayınlanan
kullanımlara dair mali hak ihlalleri yönünden her iki davalının da
müteselsilen sorumlu olduğu, bu döneme ait kullanım bedelinin ise 93.125 TL
olarak hesaplandığı, FSEK 68. maddesi gereği bu bedelin 3 katının (279.375
TL) davalılardan istenebileceği, mahkemenin vereceği faiz kararı
doğrultusunda söz konusu bedellerin
faizli olarak tahsili kabul edildiği takdirde; Hak ihlalinin, yani
kullanımların gerçekleştiği tarihlerden itibaren dava tarihine kadar ayrı
ayrı faiz hesaplandığı ve "..." logolu teleyizyon kanalında
yayınlanan kullanımlara dair davalı ...'nın sorumlu olduğu bedelin: 9.500 +
3.714,87 (faiz) = 13.214,87 TL olduğu, "TV 8" logolu televizyon
kanalında yayınlanan kullanımlara dair her iki davalının da birlikte sorumlu
olduğu bedelin: 93.125 + 14.876,17(faiz) = 108.001,17 TL olduğu, faiz
eklenmiş toplam maddi bedellerin, FSEK çerçevesinde 3 katına hükmedilmesinin
de yine mahkemenin takdirinde olduğu, manevi hak ihlaline neden olan bir
bulguya rastlanmadığı, davacının FSEK 15.
ve 16.maddelerinde belirtilen haklarının da ihlal edilmediği yönünde
görüş bildirilmiş, ek raporda görüşlerini tekrarlamışlardır. Davacı, eser
sahibi olduğu 11 adet müzik eserinin ... isimli yarışmada izin alınmaksızın
ve hukuka aykırı şekilde kullanıldığını ileri sürerek manevi tazminat ve FSEK
68.maddesi gereğince maddi tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesince
davanın maddi tazminat istemi yönünden kabulüne, manevi tazminat isteminin
ise reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davalılar vekili, yasal süresi
içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355.
maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni
yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut uyuşmazlıkta; mahkemece hükme esas
alınan bilirkişi raporunda CD incelemesi yapılmış ve 9 adet eserin 2013-2018
yılları arasında yayınlanan programda
31 kez kullanıldığı tespit edilmiştir. İlk bilirkişi raporunda eser
başı 15.000TL belirlenerek 11 eser için 165.000TL tazminat talep
edilebileceğine dair görüş belirtilmiş, davacı vekili bu tutar üstünden
davasını ıslah etmiştir. Mahkemece
alınan 2.bilirkişi raporunda ise; CD' de yer alan eserlerin yayınlandığı kanal, tarih
bilgileri, kullanım sayısına yer verilerek denetime elverişli rapor tanzim
edilmiş olmakla 2.raporun hükme esas alınması yerindedir. Davacının eser
sahibi olduğu ve mali haklarının ihlal edildiği sabittir. 2.Bilirkişi
heyetince dava konusu eserlerin popülaritesi, yayınlanan dönemler dikkate
alınarak rayiç bedel hesaplandığı, başkaca dosyalarda başka eserler dava
konusu olmakla her dosyada eserin niteliği, tanınmışlığı, talep seviyesine
göre rayiç belirleneceğinden rayiç bedellere ilişkin istinaf isteminin
yerinde olmadığı dikkate alındığında davalılar vekilinin bu yönlerdeki istinaf isteminin reddi
gerekmiştir. Davalılar vekili, davacının "..." isimli eser yönünden
birlikte hak sahibi olduğunu, davanın usulden reddi gerektiğini belirterek
kararın bu yönden kaldırılmasını talep etmiş ise de; davacının ilgili müzik
eserinde besteci olarak yer aldığı, tek başına besteci olmakla da mali sak
sahibi olduğu dikkate alındığında bilirkişi raporunda bu yöndeki
değerlendirme ve davalının bu yöndeki istinafı yerinde görülmemiştir. Ancak,
davacı davasını 165.000TL üzerinden ıslah etmiş ise de mahkemece toplamda
165.000TL + 28500TL ki toplam; 193.500TL'ye hükmedilmesi HMK 26 maddesi
gereğince taleple bağlılık ilkesine aykırılık oluşturduğundan davalılar
vekilinin bu yöndeki istinaf istemi yerinde görülmüştür. Davacı avans faiz
talebinde bulunduğundan davalı vekilinin faiz türüne yönelik istinaf
isteminin ise reddi gerekmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre;
FSEK 68.maddesine göre ...'de yayınlanan eserler yönünden davacının, davalı
... HİZMETLERİ AŞ'den 9500TLx3= 28.500TL maddi tazminat talep edebileceği,
...'de yayınlanan eserler yönünden davalı ... HİZMETLERİ AŞ ve ... YAYINCILIK
AŞ'den FSEK 68.maddesi gereğince
93.125,00 x 3 = 279.375,00 TL
maddi tazminat talep edebileceği, davacının davasını 165.000TL üzerinden
ıslah ettiği dikkate alınarak neticeten; 165.000TL'nin dava tarihi olan
28/06/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan
alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan nedenle
davalılar vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulüne, HMK 353.1.b.2 maddesi
gereğince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar
verilmiştir.16/05/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:
2024/744 E: 2022/1122 | Bandrolsüz/korsan
kitap basımı ve satışı yoluyla FSEK kapsamındaki mali hakların ihlaline
dayalı tazminat talebi | Dava, eser sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüzün tespiti,
önlenmesi ve durdurulması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi
tarafından, "ASIL DAVADA; Davanın KISMEN KABULÜNE, Davalının belirtilen kitapları bandrolsüz
olarak basmak suretiyle davacının FSEK'ten kaynaklanan mali haklarına yapmış
olduğu tecavüzün men'ine ve ref'ine, -Muhtemel tecavüzlerinin önlenmesine,
-Davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine. "BİRLEŞEN DAVADA;
Davanın KISMEN KABULÜNE, Davalının belirtilen kitapları bandrolsüz olarak
basmak suretiyle davacının FSEK'ten kaynaklanan mali haklarına yapmış olduğu
tecavüzün men'ine ve ref'ine, -Muhtemel tecavüzlerinin önlenmesine,
-Davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine." karar verilmiştir.
Hüküm davalılar vekili tarafından istinaf edilmiştir. İnceleme, 6100 sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf
dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı
hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece yapılan
yargılama, bilirkişi incelemesi ve toplanan tüm deliler ile; davada
husumet sorununun bulunmadığı, davalılar hakkında ayrıca ceza davası
açılmasının ve mahkumiyete karar verilmesinin işbu hukuk davasının açılmasına
engel teşkil etmediği, davaya konu ve İl Denetim Komisyonu Başkanlığı
deposunda muhafaza altına alınmış olan kitapların tamamının yabancı dil
öğrenmeye yönelik İngilizce, Almanca ve Fransızca kitaplardan oluştuğu,
bilirkişiler tarafından rastgele seçme metoduyla seçilerek incelenen
kitaplardan sadece 1'inde bandrole rastlandığı, geri kalan kitaplarda FSEK
m.81 gereğince bulunması gereken bandrolün bulunmadığı, bandrolsüz kitapların
yayın evlerinin davacı meslek birliğinin üyesi olduğu, ayrıca dava tarihinden
önce tüm eserlerle ilgili eser bildirim formlarının davacıya verildiği,
davalının Kadıköy Akmar Pasajı’nda bulunan ... isimli kitabevinde mali hak
sahibi olan yayınevlerinden izin almaksızın ve bandrolsüz olarak korsan
basıldığı anlaşılan muhtelif yayınevlerine ve yazarlara ait bu kitapları
satışa sunduğu ve davacının yetki ile devraldığı FSEK'nin 23.maddesinde
belirlenen yayma hakkını ihlal ettiği anlaşılmakla, bu kitaplarla ilgili asıl
ve birleşen davaların kabulüne; davacının haklarının korunması için yetkili
olmadığı kitaplar ile bandrollü olduğu tespit edilen ... tarafından basılan
"..." isimli kitapla ilgili asıl ve birleşen davanın ise reddine
karar verilmesinde isabetsizlik olmadığından, davalılar vekilinin istinaf
isteminin reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca
ESASTAN REDDİNE karar verilmiştir.
29/04/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/692
E: 2021/751 | Fotoğrafın izinsiz kullanımından
doğan telif/haksız rekabet kaynaklı maddi ve
tazminat talebi | Dava;
davacının çektiği fotoğrafın izinsiz kullanılıp yayınlanması nedeniyle telif
tazminatı mümkün olmaz ise haksız rekabete dayalı bedelin tazmini ve
manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin 6 Aralık 2015 günü İstanbul Boğazından geçen
Rusya Federasyonuna ait geminin güvertesinde
füze sistemi doğrultan askerin olduğunu fotoğrafladığını ve twitter hesabına koyduğunu, müvekkili
tarafından çekilmiş olan fotoğrafın müvekkilinin rızası hilafına davalılara
ait internet sitelerinde ve basılı gazetelerde yayınlandığını, davalılardan
...nın bu fotoğrafı kendi web sitesinde kullandığını, kendisine abone bazı gazetelere sattığını,
yayınlanan fotoğrafın kaynağı olarak ... gösterildiğini, maddi ve manevi
zarara uğradığını, ihlale konu fotoğrafın eser kabul edilmesi halinde FSEK
m.68 uyarınca üç katı tazminat taleplerine karşılık fotoğrafın telif
bedelinin tespiti, fotoğrafın eser
kabul edilmemesi halinde FSEK 68 hükmü ve TTK 55'te düzenlenen haksız rekabet
hükümleri uyarınca şimdilik fotoğrafın rayiç değerinin tespit ile, toplam
3.900,00 TL maddi tazminat ile
davalıların tümünün fotoğrafı müvekkilinin rızası hilafına kullanması
nedeniyle 100,00 TL manevi tazminatın
tahsili ile hükmün ilanını talep etmiştir.
Davacı vekili, 18/09/2019 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat
talebini toplam 15.500,00 TL, manevi
tazminat talebini ise 4.500,00 TL olarak arttırmış ve harçlandırmıştır. Maddi tazminat talebine konu alacağın
miktarı belirsiz nitelikte olduğundan bu talebin yargılama sırasında
arttırılması usule uygundur. Ancak manevi tazminatın niteliği itibariyle bir
bütün olması, uğranılan manevi zararın tekliği ve bölünemezliği ilkesi
gereğince bir defada istenilmesi gerekir. Dava açılırken bir miktar gösterilip sonradan ıslah yada
talep arttırımına konu edilemeyeceği, açık olup istikrar kazanmış yerleşik yargısal
uygulama da bu doğrultudadır. Bu nedenle
mahkemece talep arttırım talebinin
manevi tazminat yönünden kabul edilmemesi yerinde görülmüştür. Dosya
kapsamındaki bilirkişi heyet raporları; 1-08/05/2018 tarihli bilirkişi heyet
raporunda, "dava konusu
fotoğrafların FSEK mad.4 ve 6 anlamında eser olduğu, davacının FSEK mad.11'in
birinci fıkrası gereğince dava konusu fotoğrafların eser sahibi olduğu davalı
basın ve yayın organlarında yer alan fotoğrafların izin almaksızın
kullanılmasının eser sahibinin mali haklarından çoğaltma ve yayma hakkının
ihlali olduğu, davacının davaya konu fotoğrafların 2.baskısında kullanılması
için talep edebileceği rayiç bedelin 953,79 TL olduğu, FSEK 68 çerçevesinde
bu bedelin 3 katını talep edebileceğinden 2.861,37 TL tazminat talep
edebileceği, davacı tarafın manevi tazminat talebinin yerinde olmadığı"
belirtilmiştir. 2-13/02/2019 tarihli
farklı bir heyetten alınan raporda, "davaya konu fotoğrafın FSEK
anlamında "eser" vasfını haiz olmadığı, ancak FSEK m.84
çerçevesinde korunabileceği, davacının davaya konu fotoğrafın hak sahibi
olduğu, davaya konu fotoğrafların kullanımı doğrudan davacının çektiği
fotoğraflara ilişkin olarak yapılan haberlerle ilgili olduğundan vaki
kullanımın FSEK 37 çerçevesinde hukuka uygun olduğu, haber amaçlı kullanım istisnasının davaya
konu olayda uygulanmayacağı kanaatine varılması halinde ise her bir davalının
vaki kullanımı nedeniyle davacının eser vasfını haiz olmayan fotoğrafının
rayiç bedelini maddi tazminat olarak ödemesinin gerekeceği, genel olarak
sektörel uygulamada bir fotoğrafın kullanılması için verilen izin birden
fazla kullanımı da kapsayıp bu halde tek bir ücret talebinde bulunulabileceği
dikkate alındığında davacının izinsiz kullanımı gerçekleştiren her bir
davalıdan talep edebileceği maddi tazminat bedelinin fotoğrafın alelade
niteliği, kullanımın amacı ve şekli ve süresi de dikkate alındığında 500 TL
olabileceği, FSEK 84'e aykırılık halinde FSEK 68 uygulama alanı
bulamayacağından bu bedelin 3 katı talebinde bulunulmayacağı, kullanım haber
amaçlı olsa dahi davacının fotoğrafı kullanılırken fotoğrafı çekilen olarak
davacının gösterilmemesinin manevi tazminatı gerektirdiği "
belirtilmiştir. 3-21/06/2020 tarihli tarihli yeni bir heyetten alınan bilirkişi raporunda; "davaya konu fotoğrafın
eser niteliği bulunmadığı, ancak fotoğrafın davalılar tarafından izinsiz
kullanıldığı, bu nedenle FSEK md.84 uyarınca korunacağı, davacının her bir
davalıdan talep edebileceği rayiç bedelin 500 TL olabileceği, FSEK md.84'e
aykırılık halinde FSEK md.68'in uygulama alanı olamayacağından 3 kat
talebinde bulunulamayacağı, davacının fotoğrafı kullanırken adının
belirtilmemiş olması nedeniyle; manevi tazminat talebinin yerinde olduğu,
ancak davalılardan ... ve ... Gazetelerinin davacının adına yer vermeleri
nedeniyle bu iki davalı açısından manevi tazminatın doğmayacağı"
belirtilmiştir. |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2024/712
E: 2022/566 | Bilgisayar
programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68) | Dava, FSEK'in 68. maddesine dayalı telif tazminatı istemine
ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf
dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı
hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı tarafından, eser
vasfındaki bilgisayar programının izinsiz ve lisansız biçimde bilgisayarlara
kurulumunun yapılarak kullanılmasından doğan telif tazminatı talep
edilmiştir.FSEK'in 68. maddesi, "Eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları
hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan,
çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya her türlü işaret, ses veya
görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak
sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu
Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat
fazlasını isteyebilir." hükmünü içermektedir. Anılan hüküm kapsamında,
sözleşme yapılmış olması halinde istenebilecek bedelin (varsayımsal sözleşme
bedeli) ne şekilde tespit edileceği konusunda HGK'nın 20.03.2002 tarih ve
2002/11-176 E.-2002/214 K. sayılı ilamı yol gösterici niteliktedir. Anılan
kararda, varsayımsal sözleşme bedelinin, eser sahibinin bilimsel/sanatsal
yeteneği, üretim kapasitesi, eserin beğeni ölçüsü, sayfa sayısı, estetik
görünümü, nitelik ve niceliği, ihlal edilen mali hakkın türü, coğrafi
kapsamı, ihlal süresi, ihlalin yapıldığı vasıta gibi kriterler dikkate
alınarak eser sahibinin tecavüzde bulunanla sözleşme yapması halinde
isteyebileceği bedele göre belirlenmesi gerektiği açıklanmıştır. Varsayımsal
sözleşme bedeli belirlenirken, varsa ihlal konusu mali hakkın devrine ilişkin
önceki sözleşmelerden yararlanılabilir. Bu tür sözleşmeler emsal alınırken,
sözleşmenin dava konusu olaya ne ölçüde uyduğunun, aradaki farklılıkların ve
benzerliklerin neler olduğunun gözetilmesi zorunludur. Somut olayda, davaya
konu programın, davacı tarafça satışa sunulan bir program olması ve benzer
uyuşmazlıklardaki Yargıtay uygulamaları da gözetildiğinde, izinsiz olarak
kurulan programın ve yan modüllerinin varsayımsal sözleşme bedelinin
tespitinde, davacının satış fiyat listesinin de dikkate alınması
gerekmektedir. Ancak, yargılama sırasında sunulan ve mahkemece hükme esas
alınan 15/11/2021 tarihli bilirkişi raporunda, davaya konu ... 10.2 adlı
bilgisayar programının 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) anlamında “ilim ve
edebiyat eseri” niteliğinde olduğu, davacı ...’nin söz konusu bilgisayar
programı üzerinde mali hakları kullanma yetkisini haiz olduğu, davalının
işyerindeki 2 adet bilgisayarda ... 10.2 programının yüklü ve kullanılabilir durumda bulunduğu, ...
isimli bilgisayara 21/03/2019 tarihinde yüklendiği ve lisanslı olduğu, ...
isimli bilgisayara 28/05/2018 tarihinde yüklendiği ve lisanslı olduğu, dava dosyası ekinde ... 10.2 yazılımına ait
lisans alım sözleşmesi/ lisans belgesi
veya satın alındığına dair fatura ibraz edilmediği, davaya konu bilgisayar
programının, davalının kontrolünde olan bir bilgisayara davacı hak sahibinden izin alınmaksızın
(lisanssız) yüklenerek kullanılması şeklinde ortaya çıkan fiilin davacı hak sahibinin FSEK md.
22’den kaynaklanan “çoğaltma” hakkını ihlal etmiş olduğu, davacı tarafından sunulan 2019 yılı
fiyat listesi dikkate alınarak yapılan hesaplamada 17169 EURO x 2= 34338
EURO, FSEK 68 uyarınca üç katı 34338x3=103014 EURO ve 26/06/2019 tarihli
döviz kuru 6,5594 TL olduğundan 103014x6,5594=225.236,67 TL telif tazminatı
istenebileceği, yazılımın kurulum tarihinin tespit edilemediği, haksız fiilin
başlangıç tarihi olarak tespit yapılan
tarih olan 14.08.2017 tarihinin alınacağı belirtilmiştir. Hükme esas alınan
bilirkişi raporunda yazılımların bilgisayarlara yükleme tarihleri 2,3 ve
4.sayfalarda belirtildiği halde, sonuç kısmında yazılımın kurulum tarihinin
tespit edilemediği ve tespit tarihi olan 14/08/2017 tarihinin esas
alınacağına dair açıklamanın maddi hataya dayalı olduğu kanaatine varılmıştır.
Ne var ki mahkemece verilen kararda 2019 tarihli fiyat listesine göre
belirlenen miktar benimsenmek suretiyle davanın kısmi dava olması gözetilerek
10000,00 TL telif tazminatına hükmedilmiş, 2019'dan daha önceki bir tarihe
işaret eden ve dosya kapsamı ile hiçbir ilgisi bulunmayan 14/08/2017
tarihinden itibaren ticari faiz işletilmiştir.Öte yandan, 5846 sayılı FSEK'in
22. maddesinde eser sahibinin mali haklarından olan çoğaltma hakkı
düzenlenmiştir. Buna göre, bir eserin herhangi bir şekilde çoğaltılması hakkı
münhasıran eser sahibine ait olup, maddenin son fıkrası uyarınca çoğaltma
hakkı, bilgisayar programının geçici çoğaltılmasını gerektirdiği ölçüde,
programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve
depolanması fiillerini de kapsamaktadır. Ne var ki hükme esas alınan
bilirkişi raporunun 2. ve 3.sayfalarında yazılımların lisanslı olduğu
belirtildikten sonra 4.sayfada lisans bulunmadığına dair açıklama
yapılması karşısında, bilirkişi raporu
kendi içinde çelişkili olduğu gibi, davalı işyerinde bulunan dava konusu
bilgisayar programları ile yan modüllerinin lisanssız olup olmadıkları da
kesin olarak tespit edilememiştir. Nitekim
Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi 2021/231 E. Sayılı
dosyası kapsamında aldırılan bilirkişi raporunda “… Bilirkişi ... tarafından
2 adet bilgisayarda kaçak (crack-kırık) lisanslama yöntemi ile yükleme
işleminin yapıldığı ifade edilmiş ancak bilirkişinin teknik olarak bu yargıya
nasıl vardığı heyetimizce anlaşılamamıştır.”
denilmiştir. Dosya kapsamında bulunan bilgi, belge ve beyanlardan,
davalı bilgisayarlarında bulunan ... 10.2 adlı bilgisayar programının daha
önce piyasaya sürülüp sürülmediği, sonrasında yeni versiyonlarının çıkıp
çıkmadığı, davalı tarafın iş yerinde tespiti yapılan ... 10.2
yazılımlarının, tespit tarihi itibariyle güncel sürüm olup olmadığı
anlaşılamamıştır. Yazılımın yükleme tarihleri itibariyle varsayımsal sözleşme
ilişkisinin kurulduğunun kabulü gerekir. Buna göre yeni sürüm çıktığında eski
sürümün kullanılmaya devam edilebildiği, ancak genel uygulama olarak yazılım
firmalarının, programın yeni versiyonu çıktığında eski sürüm satışını keserek
hemen yeni sürüm satışına başladıkları bilinmektedir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda rayiç
bedel hesabı yapılırken, yükleme tarihleri 28/05/2018 ve 21/03/2019 olduğu
halde 2019 yılı fiyatlarının esas alındığı, kullanılan versiyonun eski olup
olmadığının, eski ise liste fiyatı üzerinden iskonto uygulanıp
uygulanmayacağının, ayrıca ürünün
varsa eksik özellikleri sebebiyle tespit edilen bedelden indirim yapılıp
yapılamayacağının değerlendirilmediği, sonuçta yukarıda açıklanan çelişkiler
giderilmeden karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durum karşısında mahkemece,
belirlenen ilkeler çerçevesinde tüm deliller toplanarak bilgisayar mühendisi
yeni bir bilirkişiden, denetime elverişli rapor alınıp sonucuna göre bir
karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru
olmamıştır.Yukarıda açıklanan nedenlerle, somut uyuşmazlığın çözümünde esasa
etkili delil niteliğinde olan hususların değerlendirilmediği anlaşıldığından,
davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi
gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden
görülebilmesi için mahkemesine iadesine, kararın niteliğine göre, davalı
vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenilmesine yer
olmadığına karar verilmiştir.
04/04/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2024/653
E: 2022/1091 | Sözleşme
alacağına ilişkin icraya itirazın iptali talebi | Dava; taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri
gereğince, davalının ödemekle yükümlü
olduğu fatura bedellerini ödemediği
iddiasıyla, İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2014/30194 sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine,
davalının itiraz etmesi üzerine takibin durdurulması nedeni ile itirazın
iptaline, takibin devamına ve %20 'den aşağı olmamak üzere icra inkar
tazminatına hükmedilmesine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne
karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yargı yoluna
başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri
sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak
yapılmıştır. Her ne kadar davalı vekili, müvekkilinin radyo ve tüm yayın
haklarını 07/05/2012 tarihinde ... Grubu bünyesindeki ... Yayıncılık A.Ş.'ne
kiraladığını, davacıya bu durumun bildirildiğini, davacı ile devam eden bir
sözleşmesinin bulunmadığını, davacının müvekkilinden mükerrer ücret talep
ettiğini, 2013 tarihli ibraname ile tüm borçlarını ödediğini belirterek
istinaf talebinde bulunmuşsa da, taraflar arasında imzalanan sözleşme, alınan
bilirkişi raporları ve incelenen davalıya ait ticari kayıtlar ile, davalının
... Yayıncılık A.Ş. ile yaptıkları kira sözleşmesini davacıya bildirdiğine,
davacının aynı dönem için bu şirketten de tahsilat yaptığına dair bir tespit
yapılamadığı, davalının bu savunmasını ispatlayamadığı, taraflar arasında
devam eden sözleşme gereğince davalının davacıya 7.184,92 TL borçlu olduğunun
tespit edildiği, bu alacak için icra takip tarihine kadar işleyen faiz
tutarının da 2.234,70 TL olduğunun hesaplandığı, Mahkemenin denetime uygun
bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermesinde
hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davalı
vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/643
E: 2021/408 | Fotoğrafın izinsiz kullanımından
doğan telif/haksız rekabet kaynaklı maddi ve
tazminat talebi | Dava,
davacının mali hak sahibi olduğu
fotoğrafların davalıya ait www.....com alan adlı internet sitesinde izinsiz
olarak kullanıldığı iddiasıyla davalıya ait ... internet sitesinde
kullanılmasının tedbiren engellenmesine, bu mümkün değilse siteye erişimin
tedbiren engellenmesine, haksız rekabetin ve esere tecavüzün tespitine, men
ve ref’ine, FSEK 68 göre 5000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminata ve hükmün
ilanına ilişkindir. 24/07/2020 tarihli raporda özetle; davalının davaya konu
www...com isimli sitenin hak sahibi olduğuna ilişkin herhangi bir bulguya
rastlanmadığını, davaya konu fotoğrafların FSEK anlamında eser vasfını haiz
olmadığını ancak FSEK 84 çerçevesinde alelade fotoğraf olduğunu, davaya konu
fotoğrafların izinsiz olarak internet sitesinde izinsiz yayınlanmasının FSEK
84 atfı ile TTK m.55/1-c-3 bendine göre; “Kendisinin uygun bir katkısı
olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik
çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak” hükmü kapsamında haksız
rekabet teşkil edeceğini belirtmişlerdir. Bilirkişi raporunda, ... araması
sonucu, ... bilgilerinin United States of America'ya (Amerika Birleşik
Devletleri) ait olduğu, davalı firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı, ... araması sonucu, İnternet sitesi
bilgilerinin Amerika Birleşik Devletleri tarafından yayınlanmakta ve ayrıca
yayın olarak ... görüldüğü, davalı
firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı, ... araması sonucu, davalı
firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı, viewdns.info araması sonucu,
davalı firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı,....com araması sonucu,
davalı firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı, internet.btk.gov.tr araması sonucu, davalı
firmaya ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı tespitinin yapıldığı
anlaşılmıştır.14.02.2020 tarihli Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu
İnternet Daire Başkanlığı tarafından gönderilen yazı cevabında "Talep edilen ...
isimli alan adının oluşturulma tarihi ve kimin adına kayıtlı olduğu
hususlarına ilişkin olarak Başkanlığımızda bilgi ve belge
bulunmamaktadır." denilmiştir. İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk
Mahkemesi'nin 2019/18 D.iş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda ...
web sitesinin alan adı sahiplik bilgisine ulaşılamadığı belirtilmiş ancak
internet sitesinin yasal kimlik bilgisinde davalının ...olarak yer aldığını
tespit ettiğini, internet arama motoruna bu ibare yazıldığında ise ... TİC
LTD ŞTİ bilgilerine ulaşıldığı bildirilmiştir.Ticaret sicil kaydında ortak ve
yetki bölümünde; ... isminin bulunduğu anlaşılmıştır.Tespit dosyasındaki
bilirkişi raporu incelendiğinde, internet sitesinde "about us"
"hakkımızda" yazan kısımda davalı ile aynı adresi paylaşan ...
şeklinde kayıt bulunduğu, davalı tarafça sitenin kendisine ait olmadığı
savunulmuş ve cevap dilekçesi ekinde isim tescil sitesinden domain whois
sorgulama kaydı ibraz edilmiş ise de, gerek ibraz kaydında gerek Mahkemece
yaptırılan bilirkişi incelemesine esas alınan kayıtta internet sitesinde
06/04/2019 tarihinde güncelleme yapıldığı anlaşılmakla, isim tescil firmasına
müzekkere yazılarak tespit tarihi ve dava tarihi itibariyle internet sitesi
alan adı sahibinin sorgulaması yapıldıktan sonra hasıl olacak sonuca
göre karar verilmesi gerektiğinden,
ilk derece mahkemesince esasa münhasır
delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak
karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi
kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi
karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün
bulunmamakla 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi
gereğince kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. 28/03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/644
E: 2021/414 | Yayım
sözleşmesiyle hakları veren ajansın telif haklarını usulüne uygun şekilde
temin etmemesi ne3deniyle garanti sorumluluğu (FSEK m.53) | Dava, cezai şart ve telif ücretine ilişkin itirazın iptali
davasıdır. İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... dosyasının incelenmesinde;
Alacaklısının ... A.Ş., Borçlusunun ... Ltd. Şti. olduğu, 108.891,17-TL
toplam alacak yönünden ilamsız takiplerde ödeme emri düzenlendiği, davalının
vaki itirazı nedeniyle takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
06/04/2018 tarihli bilirkişi raporunda, Davacı şirkete ait ticari defterlerin
açılış ve kapanış tasdikinin süresinde yapıldığı, davalı şirkete ait ticari
defterlerin açılış tasdikinin süresinde yapıldığı, kapanış tasdikinin
yapılmadığı ve her iki tarafın defter kayıtlarında muhasebe tekniği açısından
ilgili hesapların birbirini doğruladığı, tarafların ticari defter
kayıtlarındaki cari hesaplarında borç ve alacak bakiye bulunmadığı, Davacının
davalıdan, 90.896,52 TL alacaklı olduğu, Davacı şirketin icra takip tarihine
kadar faiz talep edemeyeceği, Davacı şirket takipteki 90.896,52 TL asıl
alacağı ve bu tutar üzerinden icra takip tarihinden ödeme tarihine kadar,
takip tarihindeki % 9 ve değişen oranlardaki yasal faizini talep edebileceği,
talep edilen icra inkar tazminatının Mahkemenin takdirinde olduğu görüşünü
bildirmişlerdir. 13/09/2018 tarihli bilirkişi raporunda, davacı tarafından
davalıya ödenen ana paranın 50.000-TL baskı masrafı ve 20,000-TL telif ücreti
ile bu bedelin KDV'si olduğunun anlaşıldığı, ayrıca davacının 3. şahıs
konumundaki ... Yayınlarına 15,000-TL telif ödemesi yapmak zorunda kaldığı,
ancak kitapların 1. Baskısının satış hakkının halen davacıda olduğu,
dolayısıyla davacı basım masrafları olan 50.000-TL'yi baskı işini bir
başkasına yaptırmış olması durumunda da ödemek zorunda kalacağı, bu nedenle
bu bedelin davalıdan tahsilinin talep edilemeyeceği, netice olarak davacının
davalıdan takip tarihi itibariyle 42.710,60-TL alacaklı olduğu, bu alacağa
takip tarihinden itibaren yasal faiz talebinde bulunabileceği, icra inkar
tazminatı talebinin Mahkemenin takdirinde olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı
bildirilmiştir.12/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda, Basım masrafları
olarak davacının davalıya yapmış olduğu 50.000.-TL ödemeyi, davalı 3000 adet
kitabı teslim ettiği için talep edemeyeceği, Davacı tarafından davalıya
20.000,-TL editörlük telif ücreti ile bunun KDV si ve 3. Şahıs konumundaki
dergah Yayınlarına yapmış olduğun 15.000.-TL olmak üzere toplam 35.000.-TL
asıl alacak olarak talep edebileceği, Davacının davalıdan takip tarihi
itibarıyla 42.710,60 TL alacaklı olduğu, bu alacağa takip tarihinden itibaren
yasal faiz talebinde bulunabileceği, Talep edilen İcra İnkar Tazminatının
Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu, sonuç ve kanaatine varıldığı
bildirilmiştir.11.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda, cezai şart maddesinin
düzenlenme amacının zaten sözleşmenin tam ruhsata konu olması ve ilerde
davacı açısından herhangi bir hak kaybının önüne geçilmesi olduğu, Davacının
05.07.2011 tarih ve 041783 no'lu KDV dahil fatura tutarı (20.000 TL + 50.000
TL + KDV) olan 82.598,82 TL cezai şart talep edebileceği, Davacının ... A.Ş.
ile davalı ... arasında "..." adlı kitabın telif haklarının
alınması, düzenlenmesi, basılması ve ... A.Ş’ye teslim edilmesi amacıyla
sözleşme akdedildiği, işbu sözleşmeye göre davalıya telif ücreti için 20.000
TL ve baskı için 50.000 TL+ KDV ödediği, Davacının 50.000 TL lik ödemeyi
ileride vuku bulacak bu baskıları da göz önüne alarak ifa ettiği, dolayısıyla
hem ifanın hem de cezanın birlikte istenebileceğinin kararlaştırıldığı bir
maddedir. İlk baskı yapılmış ifa gerçekleşmiş ancak takip edecek baskıların
yapılmaması nedeniyle beklenen fayda sağlanamadığından ceza koşulunun
oluştuğu, ... A.Ş.’nin baskısı yapılan kitap için telif hakkı sahibi ...
Yayınlarına 15.000 TL ödemek zorunda kaldığı belirtilmiştir. ... A.Ş. ile
davalı ... arasında "..." adlı kitabın telif haklarının alınması,
düzenlenmesi, basılması ve ... A.Ş’ye teslim edilmesi amacıyla 15.06.2009
tarihinde sözleşme akdedildiği, 15.06.2009 ile 15.12.2009 tarihleri arasında
gerçekleşmiş olup sözleşmenin süresi 6 ay olarak belirlendiği, sözleşmenin 6.
Maddesinde iş bu sözleşmenin değeri toplamda 70.000 TL + KDV olmak üzere
belirlendiği ve davalıya KDV dahil
82.598,82 TL ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. Davacı taraf, 70.000 TL + KDV
ödemesini ve İstanbul 4. Fikri Sınai
Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/183 E. Sayılı dosyasında ödemek zorunda
kaldığı 15.000 TL'nin tahsili talep etmiştir. Davalı vekili istinaf istemine
ilişkin olarak; Sözleşmenin 4.7.maddesinde ‘’ajans, kitabın basılmasından
önceki maketini (kitap içeriği ile birlikte), ozalit baskısını ... A.Ş
yetkililerine gösterecek, telif hakkı varsa bu hakkın alındığına dair belgeyi
getirecek ve ... A.Ş'nin onayını aldıktan sonra basımını yapacaktır.’’ şeklinde
sözleşme hükmü yer almaktadır. Sözleşmenin 4.7 maddesi incelendiğinde "
telif hakkı varsa bu hakkın alındığına dair belgeyi getirecek"
kısmındaki yükümlülüğün davalının sorumluluğunda olduğu, ajansın telif
hakkına ilişkin belgeyi alması gerektiği, bu nedenle davalının eserin basımının yapılabilmesi için ...
A.Ş’nin onayı gerektiğine dair istinaf isteminin, öncelikle telife ilişkin
sorumluluğun tamamlanmasına şartına bağlı olup, bu şartın da davalıya ait
olması nedeniyle yerinde olmadığı anlaşılmıştır. İstanbul 4. Fikri Sınai
Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/183 Es. sayılı dosyasıyla FSEK tecavüzün meni
ve tazminat davası için uzlaşma yoluna gidilerek karar verilmiş ise de,
davalının bu karar ile bağlı olduğu, davalı tarafça alınması gerekli telifin
alınmamış olduğunun davalı tarafın da kabulünde olup, bu konudaki istinaf
isteminin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır.FSEK. 53’e göre; “Mali bir hakkı
başkasına devreden veya kullanma
ruhsatını veren kimse, iktisap edene karşı hakkın mevcudiyetini,
Borçlar Kanunu 169 ve 17. maddeleri
hükmünce zamindir.” şeklindedir. Sözleşmenin 7.1, 7.3 ve 7.4 maddeleri ile FSEK 53. Madde birlikte
değerlendirildiğinde, ajansın taahhüdünü yerine getirmediği takdirde sözleşme bedelinin tamamı ile ... A.Ş.'nin
uğrayacağı zararların karşılanacağının düzenlendiği, sözleşmenin basıma
ilişkin kısmının yerine getirilmiş olduğu ancak telife ilişkin belgenin
alınmasına yönelik olarak Sözleşmenin 4.7.maddesinde davalının telif belgesi
almakla yükümlü olmasına rağmen yükümlülüğünü yerine getirmediği, bu nedenle sözleşmenin 7/1 maddesine göre
ve FSEK 53. Maddenin yaptığı atıf nedeniyle TBK 191-193. Maddeleri gereğince,
Ajans'ın ... A.Ş.'nin uğradığı tüm zararları da tanzim etmekle yükümlü olduğu
davalının bu yöndeki istinaf istemlerinin yerinde olmadığı
anlaşılmıştır.Davacı istinaf istemi yönünden; Sözleşmenin 4.4. maddesinde
''İş bu sözleşme nezdinde kitabın hazırlanabilmesi için gereken fikri
hakların devralınması, lisans, ruhsat, telif ücretleri ve bunun gibi
hususların karşılanması gerektiğinde bunlardan doğan bütün masraflar ve
sorumluluklar Ajans tarafından karşılanacaktır.'' Sözleşmenin 7.1.
maddesinde ''Ajans taahhüdünü sözleşme
hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi halinde sözleşme bedeli kadar
cezai şart uygulanarak sözleşme ... A.Ş. tarafından protesto çekmeye gerek
olmaksızın feshedilecek ve bu halde Ajans, ... A.Ş.'nin uğradığı tüm
zararları da tanzim edecektir.'' Sözleşmenin 7.3. maddesinde; ''Hazırlanan
kitap ile ilgili olarak herhangi bir fikri uyuşmazlık ortaya çıkması veya
üçüncü şahısların talepleri halinde ... A.Ş. Sözleşmeyi terk taraflı olarak
feshedebilecektir. Bu halde Ajans KDV ve işleyecek faiz dahil sözleşme
bedelinin tamamı ile ... A.Ş.'nin uğrayacağı zararları
karşılayacaktır.'' FSEK. 53’e göre;
“Mali bir hakkı başkasına devreden veya kullanma ruhsatını veren kimse, iktisap edene karşı
hakkın mevcudiyetini, Borçlar Kanunu
169 ve 171. Maddeleri (TBK 191-193. maddeler) hükmünce zamindir.”
şeklindedir. Kanun, haksız fiilden ve
sebepsiz zenginleşmeden doğan talepleri saklı tutmuştur. FSEK. 54 ise,
mali hakkı yetkili olmayan birinden
iktisap eden kişinin iyi niyetinin korunmayacağından bahsetmektedir.Sözleşme maddeleri
değerlendirildiğinde, ajans taahhüdünü yerine getirmediği takdirde sözleşme
bedelinin tamamı ile ... A.Ş.'nin uğrayacağı zararların karşılanacağının
düzenlendiği, düzenlemenin cezai şart niteliğinde olduğu ve kayıtsız şartsız
ödenmesi gerektiği, sözleşmenin basıma ilişkin kısmının yerine getirilmiş
olduğu ancak telife ilişkin belgenin alınmasına yönelik olarak Sözleşmenin
4.7.maddesinde davalının telif belgesi almakla yükümlü olmasına rağmen
yükümlülüğünü yerine getirmediği, bu
nedenle sözleşmenin 7/1 maddesine göre Ajans'ın, ... A.Ş.'nin uğradığı tüm zararları da
tanzim etmekle yükümlü olduğu, kaldı ki 5846 Sayılı FSEK 53. Madde atfı ile
uygulanması gereken TBK 193. Maddesine göre de davacı tarafça; "ifa
ettiği karşı edimin faizi ile birlikte verilmesini, devrin sebep olduğu
giderleri, borçluya karşı alacağı elde etmek için yaptığı ve sonuçsuz
girişimlerin yol açtığı giderleri ve devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe
uğradığı diğer zararlarını" talep edebileceğinden, mahkemece son olarak
alınan bilirkişi raporunun aksine,
basım maliyeti, kar oranı ve faaliyet giderlerinin düşülerek
önceki rapora göre sonuca gidilmesinin
de hatalı olduğu, bu bedeller
düşülmeden cezai şart ve telif
ücreti İstanbul 4. Fikri Sınai Haklar
Hukuk Mahkemesinin 2012/183 E. Sayılı dosya kapsamında ödendiği sabit olup
kabulü ile TBK 193/1-1. Bendi gereğince işlemiş faiz alacağının da kabulüne
karar verilmesi, alacak yargılama gerektirdiğinden icra inkar tazminatı
isteminin reddi gerektiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen
kabulüne, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar
verilmiştir. 28/03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/655
E: 2024/340 | Mali
hak devrinin ve devir yetkisinin geçerliliğinin incelenmesi (FSEK m.52 ve
49/1) | Somut uyuşmazlıkta, davacı mali hak sahipliği iddiasına
dayanmış ise de; FSEK'te eser sahibine, mali hakkını veya mali haklarının
kullanma yetkisini devir hakkı tanınmıştır. Mali hak devrinde hak devreden
kişinin malvarlığından çıkarak devralana geçtiği halde, mali hakların
kullanma yetkisinin devri (ruhsat) halinde, hak sahibinde kalmakta, devralana
sadece kullanma yetkisi geçmektedir. (FSEK 48/2.maddesi) Taraflar arasında
Mali Hak Devir Sözleşmesi ve Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi imzalanmış
olduğu, ancak bu sözleşmelerinin hükümsüzlüğünü içeren dava dilekçesi
sunulduğu, 5846 sayılı FSEK 49/1 maddesinde; "Eser sahibi veya
mirasçılarından mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap
etmiş olan bir kimse, ancak bunların yazılı muvaffakatı ile bu hakkı veya
kullanma ruhsatını diğer birine devredebilir." hükmü düzenlenmekle, mali
hakları kullanma yetkisine sahip olduğu iddia edilen davalının sözleşmede
mali hak devir yetkisinin bulunup bulunmadığı, sözleşmelerin geçerli olup olmadığı
hususlarının yargılama gerektirdiği, verilecek olan tedbirin kapsam
itibariyle geniş olacağı taraflar arasındaki malî hakların devrine ilişkin
sözleşmelerin de FSEK’in 52. maddesi gereğince geçerli olup olmadığının
tespitinin yapılacak yargılama ile sonuca ulaşacağı ve bu sözleşmelerin
taraflar yönünden geçersiz kılınıncaya kadar bağlayıcı olduğu, talep edenin mali hak sahipliği iddiasının
esas yargılamada incelenerek değerlendirilmesi gerekli olmakla dosya
kapsamında iddia ve savunmaya,
saptanan dava niteliğine ve toplanıp
değerlendirilen delillere göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı,
verilecek olan tedbirin orantısız olacağı davacı vekilinin,
İstinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince
esastan reddine karar verilmesi gerektiği
kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. /03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/597
E: 2024/64 | Sinema
eserine ilişkin olarak alınan lisansın kapsamı ve buna bağlı olarak dava açma
yetkisi | Davacı vekili dava dilekçesinde; “...” isimli Hint filminin
Türkiye'deki yayın hakkının Kültür ve Turizm Bakanlığı İthal Sinema
Eserlerine İlişkin Kayıt Tescil Belgesine göre 1 Mart 2018 tarihine kadar
müvekkiline ait olduğu ve filmin dünya dağıtım haklarına sahip olan ...
Limited Şirketi'nin (...) Türkiye yayın ve dağıtım haklarını Ocak 2013
tarihinde imzalanan sözleşmeyle, davacı şirkete lisans verdiğini, filmin ilk
gösterimi için ... (...) ile görüşme aşamasında iken davalı şirketin ...
logolu televizyon kanalında 22.11.2014 tarihinde saat 20.20 ve 23.11.2014
tarihinde saat 02.00'de toplam iki kez izinsiz olarak yayımlandığını, davalı
kanalın web sitesinde film yayımını duyurduğunu, davalı kanalı telefon ve fax
ile uyarı yapıldığını, bu yayımlara ilişkin ihtarname çektiklerini,
ihtarnameye verilen cevapta filmin yayımlandığını kabul etmekle birlikte,
filmin yayın haklarını devralındığı iddiasında bulunduğunu, ... kanalının
filmi ancak ya sahte bandrollü ya da bandrolsüz yayınlayabileceği ve bunun da
kanuna aykırı olduğunu, davaya konu yayınlar nedeniyle filmin televizyonda
ilk olma özelliğinden kaynaklanan talep görme özelliğini ve ... ile muhtemel
anlaşma ile elde edilecek 100.000,00 dolarlık ''TV'de ilk" lisans
bedelini yitirdiğini ileri sürerek hak ihlalinin tespiti, men'i ve şimdilik
20.000,00 TL tazminatın filmin yayın tarihinden itibaren işleyecek avans
faizi ile davalıdan tahsiline hükmedilmesini ve anılan tazminatın kanun
gereği üç katının hesaplanmasını talep etmiş, 12.12.2016 tarihli ıslah
dilekçesi ile talebini 300.000,00 TL olarak ıslah etmiştir.CEVAP: Davalı
vekili cevap dilekçesinde; ... ile ... Tic. Ltd. Şti. arasında 21.05.2014
tarihinde imzalanan Lisans Anlaşması ile 3 yıl süreyle lisans almış olan ...
Tic. Ltd. Şirketi'nin, içinde ... filminin de bulunduğu listede yer alan 10
filmin mali haklarını devrettiği ... Tic. Ltd. Şti. ile imzalanan ikinci bir
lisans sözleşmesi ile 08.11.2014 tarihinden itibaren bir yıl süreyle filmin
yayın hakkını devraldıklarını, tüm filmlerin gösterim hakkı karşılığı KDV
dahil 47.790,00 TL bedel belirlendiğini, bu sözleşmeye dayanarak ... adlı
filmin ... televizyon kanalında 22.11.2014 tarihinde saat 20.20 ve 23.11.2014
tarihinde saat 02.00'de toplam iki kez yayımlandığını, iyi niyet çerçevesinde
başka yayım yapılmadığını, davacının filme ilişkin lisans hakkının tek sahibi
olduğunu kanıtlayamadığını, filmin yapımcısının dünyada birkaç şirkete lisans
verebileceğini, gerçek lisans sahibinin araştırılıp sonucuna göre davaya
devam edilmesini, filmin haklarının davacı şirkete ait olduğunun kabul
edilmesi durumunda bile 24 saat içinde yalnızca iki kez gösterildiğini,
başkalarının hatası ve hilesi sonucu müvekkilinin yanıltılması neticesinde
oluşan eylemle sorumlu tutulmasının hak ve nefaset kurallarıyla
bağdaşmadığını, ayrıca filmin home video için DVD formatında çoğaltılmış ve
satışa sunulmuş olması nedeniyle büyük ölçüde halka arz edildiğini, ... ile
100.000,00 Amerikan doları ilk gösterim hakkı anlaşması yapılmasının mümkün
olamayacağını,.... ile ... Tic. Ltd. Şirketi arasında imzalanan sözleşme ile
aralarında ... isimli filmin de bulunduğu 10 filmin 3 yıllık lisans bedelinin
25.000,00 Amerikan doları olduğunu, ayrıca müvekkilinin yeni bir yayın
kuruluşu olduğundan reyting oranlarının düşük olduğunun dikkate alınarak, ...
filminin bu kanalda iki kez gösterilmiş olması ile büyük zararların ortaya
çıktığı iddialarının doğru olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 06/09/2023
tarihli 2022/1270 E- 2023/4708 K
sayılı kararıyla; davacının hak sahibi yapımcı şirketten almış olduğu lisans
kapsamında dava konusu ... isimli filmin yayın hakkı sahibi olduğu, davalı
şirkette her ne kadar hak sahipliği iddiasında bulunmuşsa da hak devrine
yönelik devir zincirinin kopuk olduğu, davalının hak sahibi olmadığının ...
Şirketinden gelen cevabi yazı ile anlaşıldığı, davacı tarafından emsal olarak
bildirilen ... isimli filmin emsal olamayacağı, alınan son uzlaştırıcı
bilirkişi raporu ile rayiç bedelin 25.000-30.000 dolar aralığında olabileceğinin
bildirildiği, somut olayın özelliği, kullanılan süre, kanal, izleyici sayısı
değerlendirilerek takdiren 25.000 doların dava tarihi itibarıyla karşılığı
olan 68.250,00 TL rayiç bedelin söz konusu gösterim açısından uygun olacağı,
fazlaya dair talebin reddi gerektiği gerekçeleriyle davanı kısmen kabulüne,
davalının davacının mali haklarına tecavüzünün tespiti ve menine, 5846 sayılı
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (5846 sayılı Kanun) 68 inci maddesi uyarınca
takdiren belirlenen 68.250,00 TL rayiç bedelin takdiren 3 katı olan
204.750,00 TL'nin 22/11/2014 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans
faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar
verilmiştir.İSTİNAF BAŞVURUSU; Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
davacının huzurdaki davayı açma yetkisinin olmadığını, davacı ile ...
arasında yapıldığı iddia edilen günü belli olmayan Ocak 2013 tarihli sözleşme
incelendiğinde, ...'nin davacıya sadece Ticari Sinema Dağıtım Haklarının,
karasal ortamdan yayın yapan ücretsiz televizyon yayın haklarının Home Video
Haklarının lisansını verdiğini, müvekkili şirkete ait ...'in ise karasal
ortamdan yayın yapan ücretsiz televizyon kanalı olmadığını, ...'in, sadece
Kablo Yayın lisansı ve Uydu Yayın Lisansı ile Turksat üzerinden yayın yaptığını,
davacının, sahip olmadığı bir hakka dayanarak kötüniyetli olarak müvekkili
şirket aleyhine dava açtığını, 20.10.2017 tarihinde dosyaya sunulan ve UTV
tarafından verildiği iddia edilen 16.10.2017 tarihli yeni yazıya
muvafakatlarının olmadığını, davacının ... ile yaptığını iddia ettiği,
davanın dayanağı olan günü belli olmayan Ocak 2013 tarihli sözleşmenin
geçerliliği hususunda bir inceleme yapmadığını, sözleşmede apostil onayının
bulunmaması, sadece bir imzanın bulunmasının şüphe oluşturduğunu, sözleşmenin
gerçekten Hindistan’da bulunan UTV ile yapılıp yapılmadığının tespiti için
gerekli yazışmaların yapılmadığını, müvekkilinin yapmış olduğu yayın
sözleşmesinden doğan hakkın kullanıldığını, cevabi 09.09.2015 tarihli
yazının, yetkisiz kişiler tarafından düzenlenerek farklı kaşe basılarak
mahkeme dosyasına gönderildiğini, bunun da yazının içeriğinin gerçekdışı
olduğunun ispatı olduğunu, müvekkili şirketin, dava konusu filmin gösterim
lisansını satın aldığı ... Tic. Ltd. Şti. hakkında yapılan şikayetin
incelendiği Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/20000 numaralı
soruşturma dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, bunun lisans hakkı
sahibinin tespiti bakımından önem arz ettiğini, izleyici sayısı düşük bir
kanal için 25.000,00 dolar bedelin oldukça fahiş olduğunu belirterek kararın
kaldırılmasını istemiştir. Dairemizin 30/12/2021 tarihli 2020/758 Esas,
2021/1666 Karar sayılı kararıyla; davacının ... isimli şirket ile yaptığı
sözleşmede karasal ortamda yayın yapan ücretsiz televizyon kanallarına tali
lisans verme konusunda yetkilendirildiği, bu nedenle davayı açabileceği,
24.06.2015 tarihli ... Tic. Ltd. Şirketi'nin göndermiş olduğu cevabi yazının
içeriğinde anılan şirketin işbu filme ilişkin herhangi bir işlem ve bilgi
sahibi olmadığı beyan edildiği ve bu nedenle ... Tic. Ltd. Şti.'ne karşı
başlatılan soruşturmanın beklenilmesinin gerekmeyeceğini, gerek birinci ve
gerekse üçüncü heyet raporlarında, yayın yapan davalı kanalının "ulusal
yayın" kanalı olmadığı, iletim ortamlarının platform işletmecisinin
abone sayısı kadar izleyiciye ulaştığı, ulusal kanallar için belirlenen
bedelin (25-30 bin dolar) böyle bir kanal için yüksek olduğunun belirtilmiş
olmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince ulusal yayın kanalları için
belirlenen 25-30 bin dolar bedel dikkate alınarak hüküm tesis edilmesinin
hatalı olduğu, emsal gösterilen ... filminin de dahil olduğu 8 filmlik
listenin yayın hakları konusunda ... ile yapılan sözleşmenin 3.2. maddesinde
24 saatlik zaman içinde birden fazla gösterimin tek bir gösterim
sayılacağının belirtildiği, dava konusu filmin de 24 saatlik zaman dilimi
içerisinde iki defa gösterilmesi sebebiyle tek bir gösterim sayılması
gerektiği, bu kapsamda ihlalin kapsamı, süresi, kullanılan mecra, tarafların
kusur durumu ve davalının kablo yayın ve uydu yayın lisansı esasına göre
yayın yapması sebebiyle emsal filmler için belirlenen 25-30.000,00 dolar
bedelin somut olaya uygulanamayacak olmasından dolayı yayın bedelinin
yaklaşık 5.000,00 ile 10.000,00 TL aralığında olduğu, tek gösterim için
7.000,00 TL tazminatın 5846 sayılı Kanunun 68 nci maddesine göre 3 katı olan
21.000,00 TL tazminatın hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun düşeceği
gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk
Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davacının
lisans ve hak sahibi olduğu '' ...'' isimli filmin davalıya ait ... isimli
kanalda izinsiz yayınlanması sebebiyle davacının mali haklarına tecavüzünün
tespiti ve menine, belirlenen 7.000,00 TL rayiç bedelin takdiren 3 katı olan
21.000,00 TL'nin 22.11.2014 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans
faiziyle birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin
talebin reddine karar verilmiştir. Dairemizin kararına karşı davacı ve davalı
vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuştur.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin
06/09/2023 tarihli, 2022/1270 Esas-2023/4708 Karar sayılı kararıyla;
"Dosya kapsamında yapılan incelemede, davacının dava konusu film için
hak sahibi ... şirketi ile lisans sözleşmesi yaptığı, lisans sözleşmesinin
temel hükümler kısmının ikinci maddesinde lisans alanın haklarının
tanımlandığı, uyuşmazlık konusunu ilgilendiren kısmı itibariyle davacının
karasal televizyon dağıtım yöntemi ile ücretsiz televizyonlara tali lisans
verme yetkisini aldığı, "karasal televizyon dağıtımı" ibaresinin
ise ... ve davacı taraf arasında akdedilen lisans sözleşmesinin çevirisinin
10. sayfasında tanımının yapıldığı kablo ve uydu iletiminin anılan kapsamın
dışında bırakıldığı, 6112 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde yayın yapılan
ortamların ayrı ayrı tanımlandığı, buna göre; "Kablo ortamı: Yayın
hizmetinin her türlü kablo altyapısı üzerinden abonelere iletildiği ortam,
Karasal ortam: Yayın hizmetinin karasal verici sistemleri vasıtasıyla
alıcılara iletildiği ortam, Uydu ortamı: Yayın hizmetinin uydu kapasitesi
vasıtasıyla alıcılara iletildiği ortam" oldukları, bu bağlamda davacının
mevcut lisans sözleşmesinin karasal iletim yoluyla yayını kapsadığı, ancak
uydu kapasitesi ile yayını kapsamadığı, davalının ise ... kanalı ile dosya
kapsamında alınan son bilirkişi raporuna göre yalnızca kablo yayın lisansı ve
uydu yayın lisansı bulunduğu, bu lisans kapsamında yayınlar yaptığı;
davacının aynı zamanda uydu ve kablo yayın lisansı sahibi olan karasal yayın
lisanslı potansiyel tali lisans alıcılarına ait herhangi bir kanalda yayın
yapılmadığının tespit edildiği,Davacının, dava dosyasına sunduğu ... isimli
şirkete ait olduğu anlaşılan 16.10.2017 tarihli beyanda her ne kadar anılan
davacı lisansının uydu ortamından yayını da kapsadığı ifade edilmiş ise de
dava tarihinden sonraki bir tarihi taşıyan bu beyanın sözleşmenin tadili
yahut yeni sözleşme mahiyetinde olduğu bu nedenle işbu davada dosyaya sunulan
temel sözleşmeyi etkilemeyeceği ve dahi bu durumun iddianın genişletilmesi
mahiyetinde olduğu davacının davalının işbu yayına dayalı mali hakkı
bulunmadığının anlaşıldığı,..açılan davanın davacı bakımından geçerli bir
hakka dayanmadığı, bilirkişi raporundaki bu açıklamalara paralel görüşler ve
iddianın genişletilmesi yasağı gözetilmeksizin işin esasına girilerek karar
verilmesinin doğru olmadığı" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar
verilmiştir.Yargıtay bozma ilamı ve duruşma günü taraf vekillerine tebliğ edilmiş,
davacı vekili duruşmaya katılmamış,
davalı vekili bozma ilamına uyulmasını talep etmiş, usul ve yasaya
uygun görülen Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar
verilmiştir.GEREKÇE;Davacı vekili müvekkilinin “...” isimli Hint filminin
Türkiye yayın ve dağıtım haklarını , ... Limited Şirketi'nin (...) ile Ocak
2013 tarihinde imzalanan lisans sözleşmesiyle aldığını, Türkiye'deki yayın
hakkının Kültür ve Turizm Bakanlığı İthal Sinema Eserlerine İlişkin Kayıt
Tescil Belgesine göre 1 Mart 2018 tarihine kadar müvekkiline ait olduğunu
ancak filmin ilk gösterimi için
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ile görüşme aşamasında iken davalı
şirketin ... logolu televizyon kanalında 22.11.2014 tarihinde saat 20.20 ve
23.11.2014 tarihinde saat 02.00'de toplam iki kez izinsiz olarak
yayımlandığını ileri sürerek, 5846 Sayılı FSEK hükümlerine dayanarak
tecavüzün meni ve maddi tazminat talep etmiştir.İlk derece mahkemesince
davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilinin istinaf
başvurusu üzerine Dairemizce davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen
kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar
verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekillerinin temyiz başvurusunda
bulunulması üzerine Dairemizin kararının bozulmasına karar
verilmiştir.Dairemizce uyulmasına karar verilen bozma ilamı doğrultusunda
yapılan incelemede, dosya kapsamında bulunan ve mahkemece alınan bilirkişi
raporları ile filmin afişi ve son jenerikte ismi geçen yapımcı şirket ...
Limited ile ... Arasındaki lisans sözleşmesinin, "Hakların
Verilmesi" başlıklı 2. Maddesinde; “(a) Lisans alanın işbu kapsamdaki
yükümlülüklerine uyması ve ifa etmesi çerçevesinde Lisansör (... Limited)
ülkede (Türkiye'de) aşağıda belirtilen süre içinde tali lisansının verilmesi
amacıyla aşağıdaki hakların lisansını Lisans Alana (... ) vermekte ve lisans
alan da bu hakları kabul etmektedir:1 Ticari Sinema Dağıtım Haklarının dü.
Karasal ortamdan yayın yapan ücretsiz televizyon yayın haklarının ili. Home
video haklarının (b) Lisansör işbu kapsamda açıkça verilmeyen tüm hakları
kendinde saklı Tutar...” hükmünün düzenlendiği, Bu maddede anlaşmanın davacı
şirket olan ...'ne sadece Karasal Ortamdan Yayın Yapan Ücretsiz Televizyon
Kanallarına tali lisans verebilmek üzere yetki verdiğinin görüldüğü
anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında bulunan ABD'de kurulu bulunan Lowly
Iaternational Inc. ile ... Tic. Ltd. Şirketi'nin arasındaki lisans sözleşmesi
ile ... Tic. Ltd. Şirketi'ne 10 filmin Türkiye ve Irak'ta Türkçe, Kürtçe ve
Arapça dillerinde Televizyon haklarını 3 yıl süre ile lisans vermiştir.
Anlaşmanın 2, sayfasında yer alan Televizyon Hakları başlığını taşıyan 5.
Maddesinde; televizyon yayın iletim ortamlarından; “....TV (Ücretsiz Tv),...
TV (Kablo TV),.... TV (... Tv), ... TV (... Tv) ve İnternet TV (... Tv)”
ortamlarında lisans verme
yetkilendirmesi yapılmıştır.Hindistan'da kurulu ... Limited ile davacı şirket
olan .... Ltd. Şti. arasındaki 08.01.2013 tarihli lisans anlaşmasının, sadece
Karasal Ortamdan Yayın Yapan Ücretsiz Televizyon Kanallarına tali lisans
verebilmek üzere yetki verdiği, davalı şirket bünyesinde kurulu olan ... televizyon kanalının Kablo Yayın
Lisansı ve Uydu Yayın Lisansı bulunduğu, Karasal Ortamdan ücretsiz Yayın
Lisansının bulunmadığı, dosya kapsamına yargılama sırasında sunulan, ...
isimli şirkete ait olduğu anlaşılan 16.10.2017 tarihli beyanda, her ne kadar
anılan davacı lisansının uydu ortamından yayını da kapsadığı ifade edilmiş
ise de dava tarihinden sonraki bir tarihi taşıyan bu beyanın sözleşmenin
tadili yahut yeni sözleşme mahiyetinde olduğu bu nedenle dosyaya sunulan
temel sözleşmeyi etkilemeyeceği, kaldı ki bu durumun iddianın genişletilmesi
mahiyetinde olduğu, davacının dava tarihinde davalının yayınına dayalı mali hakkı bulunmadığının
anlaşıldığı, mahkemece bu hususun resen gözetilerek, aktif dava ehliyeti
bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde
davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu kanaatine
varılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının
kaldırılmasına karar verilmiştir.
21/03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2024/574
E: 2022/904 | Sözleşme
uyarınca oyunculuk ve menajerlik ücreti alacağının tahsiline ilişkin alacak
davası | Dava, taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca oyunculuk
ve menajerlik ücreti alacağının tahsiline ilişkin alacak davasıdır.Mahkemece
davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, karara karşı davacı
vekili, davalı vekili ve fer’i müdahil ... Ltd. Şirketi vekili tarafından
istinaf yargı yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi
gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle
sınırlı olarak yapılmıştır. HMK’nun 69/1. maddesi uyarınca hüküm taraflar
hakkında verildiğinden, fer’i müdahil ... Ltd. Şirketi’nin tek başına kararı
istinaf etme yetkisinin bulunmadığı, istinaf dilekçesinin içeriğinde HMK’nun
69/2. maddesinde sayılan istinaf nedenlerinin de mevcut olmadığı
anlaşılmakla, istinaf taleplerinin usulden reddine karar verilmiştir. Davacı
vekilinin oyuncu tarafından tüm mali hakların devredilmediği, sinema
gösterimleri için bilirkişi ek raporunda da tespit edildiği gibi yarım kaşe
daha ödenmesi gerektiği halde, Mahkemece buna ilişkin taleplerinin neden
reddedildiğinin açıklanmadığına dair istinaf talebiyle ilgili yapılan
incelemede; HMK’nun 297/1. maddesi uyarınca mahkeme kararlarında her bir
talep hakkında gerekçe yazılması zorunlu olmasına rağmen, davacı tarafın
sinema gösterimiyle ilgili ek ücret talep edip edemeyeceği talebiyle ilgili
mahkeme kararında bir gerekçeye yer verilmediği, davacı vekilinin bu
hususlardaki istinaf taleplerinin yerinde olduğu kanaatine varılmakla, davacı
vekilinin diğer istinaf talepleri incelenmeksizin istinaf taleplerinin kısmen
kabulüne, davalı vekilinin istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer
olmadığına, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının sinema
gösterimleri için ek ücret talebiyle ilgili değerlendirme yapılıp,
gerekçesinin de açıklanması için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere
ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmiştir. 21/03/2024 |
| İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2024/512 E: 2024/410 | Caymaya
itiraz davası | Dava, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununu 58.
Maddesine göre açılmış caymaya itiraz istemine ilişkindir. Mahkemece; davanın
reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından istinaf
edilmiştir.İstinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki
düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu
düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak yapılmıştır. Dava dosyası içerisindeki
bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin
tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına,
davacı ile dava dışı ... Ticaret
Anonim Şirketi arasındaki üç adet
devir sözleşmesinin yoklukla malul olduklarının, eser işletme
belgelerinin ... Ticaret Anonim
Şirketine iadesine dair verilen
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/8 Esas, 2016/80 Karar
sayılı ilamın temyiz edilmesi sonucu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/12/2017
tarih 2016/6840 Esas, 2017/7530 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmesine,
karar düzeltme isteminin aynı dairenin 2018/1093 Esas - 2019/5868 Karar
sayılı ilam ile reddedilmesine, davacı yan ile dava dışı ... Ticaret Anonim
Şirketi arasındaki devrin geçersizliğinin kesinleşmiş yargı kararı ile sabit olmasına, kaldı ki devir sözleşmesi geçerli olsa dahi alt devir sözleşmenin
tarafı olan davacı bakımından FSEK 58. maddedeki cayma koşullarının davalı
yararına gerçekleştiğinin somut olayda belirlenmiş olmasına, davalının
geçersiz devre muvafakatinin gerekmemesine, ilk derece mahkemesinin davayı
ret gerekçesinin davalının devir sözleşmesine muvafakati olmaması
olarak gösterilmesinin sonuca etkili
olmamasına, netice itibariyle davanın
reddine karar verilmesinin doğru olmasına
göre, davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1.
maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. 21/03/2024 |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2024/543 E: 2022/209 | Lisanssız/eksik
lisanslı görsel kullanımından kaynaklanan tazminat ve men talebi | Dava, eserden ve tasarımdan doğan haklara tecavüzün tespiti,
men'i ve ref'i, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi, FSEK'e dayalı maddi ve
manevi tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde
hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve
kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek
yapılmıştır. Mahkemece, tarafların iddia ve savunmalarını dava dışı ...
şirketi ile ilişkileri kapsamında inceleyen bilirkişi raporları esas alınarak
hüküm kurulmuş olup, dosya kapsamında alınan ek ve kök raporlarda; davalı
şirket ile dava dışı şirket yetkilisi arasında 29.08.2019 tarihinde "Ana
Hizmet Anlaşması"nın imzalandığı, sözleşmeye göre, lisans verilmiş
bulunan bir görsel içeriği ticari mal, basılı yayım, broşür, dergi reklamları
veya ürün paketleri dahil herhangi bir somut reprodüksiyon haline
getirilemeyeceği, lisansı alınan görsel içeriğin sadece dijital kullanım için
olduğu; dava dışı şirketin internet sitesinde görsel lisansların "standart
görsel lisans" ve "genişletilmiş görsel lisans" olarak
kullanım sınırlarının belirlendiği, davaya konu kullanım için
"genişletilmiş lisans" hakkına sahip olunması gerektiği, ancak
davalı tarafın geçmişe ait genişletilmiş görsel lisans kullanım üyeliğine
sahip olduğuna dair bir belge bulunmadığı; ... web sayfasında, "Her
lisanslı indirme işleminde satış fiyatının bir yüzdesini kazanırsınız. Bir
... katılımcısı olarak, ...'un içeriğinizin lisanslandırılmasından aldığı
fiyatın bir yüzdesini kazanırsınız...Müşteriler portföyünüzden ne kadar çok
içerik satın alırsa, seviyelerde o kadar hızlı ilerlersiniz ve her bir
lisanstan kazandığınız yüzde artar." ifadelerine yer verildiği; internet sitesinde genişletilmiş lisans paketlerinde
kaç görsel için ne kadar ödeneceğine dair paket fiyatlarının da belirlendiği,
bilirkişilerce yapılan tazminat hesabında da bu paket fiyatlarının esas
alındığı anlaşılmıştır. Bilirkişilerce yapılan incelemede, davacı yönünden
ise, dava dışı şirket ile arasında imzalanan bir sözleşme olmadığı ve dava
dışı şirketin web sayfası üzerinden kabul edilen hizmet koşullarının
bulunduğu, kullanım şartlarında "bunun yanı sıra ... lisanslandırılmış
içerik için tazminat da sağlamaktadır. Detaylar ve koruma boyutu ürün ve
lisans türüne göre değişiklik gösterir" ifadesinin yer aldığı da tespit
edilmiştir. Bilirkişilerce incelenen tüm bu hükümlerden; eser sahipleri
tarafından ... web sayfasına içerik yüklendikten sonra, sitenin bu içerikleri
dava dışı kişilere imzaladıkları sözleşme kapsamında kullandırdığı, şayet
"standart görsel lisansı" sahibi iseler içerikleri ancak dijital
olarak kullanabilecekleri, dava dışı şirketle "genişletilmiş görsel
lisans sözleşmesi" bulunanların ise bu içerikleri ticari ürünlerde de kullanabildikleri
anlaşılmakta olup, içeriklerin bu şekilde kullanımı için eser sahipleri ile
sözleşme yapılmasının gerekmediği, bu şekilde bir kullanımın içerik
sahiplerinin rızasına da bağlı olmadığı, dava dışı şirketle daha geniş bir
sözleşme yapılmasına ve daha fazla ödeme yapılmasına bağlı olduğu sonucu
çıkmaktadır. Dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporlarında her ne kadar
dava dışı ... sitesinin işleyişine ilişkin ayrıntılı araştırma ve
değerlendirmeler yapılmış ise de, yukarıda belirtilen hususlar bakımından,
davacının mali haklarını dava dışı şirkete devredip devretmediği, davacının
içeriğinin davalı şirket veya üçüncü bir şirket tarafından genişletilmiş
lisans kapsamında kullanılması halinde davacıya ödemenin kim tarafından
yapılması gerektiğini gibi konularda sitenin işleyici yeterince dosyaya
yansıtılamamıştır. Dairemizce,
yukarıda belirtilen hususlara ilişkin olarak sitenin işleyişi tam
olarak aydınlatılmadan, eksik incelemeyle karar verilmesi doğru
bulunmamıştır. Bunun yanında, davalı şirket tarafından dava dışı ...'a
yaptığı ödemenin eski tarihli 200 adet görsele ilişkin olduğu, bunlar
arasında davacının görsellerinin de bulunduğu ileri sürülmüş ve 200 görsele ilişkin 5 sayfalık listenin son
üç sayfasının mahkemece dikkate alınmadığı anlaşılmış ise de, borcu söndüren
işlemlerden olan ödemenin yargılamanın her aşamasında dikkate alınacağı da
gözetilerek, davalının dava konusu görsellere ilişkin bir ödeme yapıp
yapmadığının araştırılmaması da doğru olmamıştır. Bu itibarla Dairemizce,
davalı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü
ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının
kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren
mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
15/03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/545
E: 2021/191 | Yapımcısı
olduğu sinema eserinin izinsiz olarak televizyonda yayını nedeniyle telif
tazminatı talebi (FSEK m.68) | Dava, Davacıların murisleri ...'in yapımcısı olduğu iddia edilen ve bu dosyadan tefrik edilen
58 adet filmin üzerinde 5846 sayılı yasada tanımlanmış mali ve manevi hak
sahibi olduğu, tefrik edildikten sonra
işbu davaya konu,"..." isimli eserin, davalı ... A.Ş.'nin ... isimli kanalında izin almaksızın
yayınlanmış olduğu gerekçesi ile 5846 Sayılı FSEK 68/1 maddesine dayalı
olarak açılan tazminat davasıdır. 18/06/2015 tarihli ilk bilirkişi raporunda
davacıların iddialarının dosya kapsamında ispata muhtaç kaldığı yönünde görüş
ve kanaat bildirilmiştir. Ek raporda
özetle; davalı kanalda yalnızca " ..." adlı filmin yayınlandığının
tespit edildiği, "..." adlı filmin haklarının davacı yana ait
olduğunun kabul edilebilir olduğunu, "..." adlı filmin haklarının
davacı yana ait olduğunun dosya kapsamında sabit görülmediği, eser işletme
belgeleri kapsamında hakları davacıya ait olduğu kabul edilebilecek fimlerin
rapor içerisinde belirtildiği, bu tür filmlerin uydu kanallarına satış rayiç
fiyatının, çok sayıda satılmaları durumunda 500,00 TL -1.000,00 TL arasında
olduğu, emsal fiyatın yapılan sözleşme ile belirlenebileceği görüş ve kanaati
bildirilmiştir.30/10/2016 tarihli ikinci bilirkişi heyeti raporunda özetle;
dava konusu uyuşmazlıkta filmlerin sinema eseri olduğu, "..."
logolu TV kanalında dava konusu filmlerin gerçek hak sahiplerinin ... Tic.
Ltd. Şti ile ...Tic. Ltd. Şti. olduğu, davacıların "... " isimli
film için dava açma yetkilerinin olduğunu, davalıların davaya konu "...
" isimli filme ilişkin vaki kullanımı FSEK 23 ve 25'te düzenlenen mali
haklarının ihlali sayılacağı, davaya konu filmler için yapılmış ve değeri
belirtilen bir emsal sözleşme bulunmamakla birlikte sektörel uygulamada
televizyonlardaki program aralarını dolduran ve dolgu film olarak da tabir
edilen bu tür filmlerin bedelinin bir kez gösterim karşılğı olarak filmin
bedelinin 1.500,00 TL olabileceği ve davacıların ... isimli film için bu bedelin Fsek m.68
maddesi çerçevesinde üç katını talep edebileceklerini, dava kapsamında eser
sahibinin manevi haklarının ihlal edildiğine dair herhangi bir delil ve
duruma rastlanmamış olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir. İstanbul 1.
FSHCM'nin 2017/85 Esas sayılı davanın konusunun aynı filme ilişkin olduğu ve
bu davada alınan 29.04.2019 tarihli
bilirkişi raporunda, davaya konu filmin yapımcısının ... isimli şahıs olduğu
tespit edilmiştir. 3257 sayılı yasa uyarınca Kültür Bakanlığı tarafından
yapımcılara verilen Eser İşletme Belgeleri sadece hak sahipliği konusunda bir
karine ihdas etmekte olup aksinin ispatı her zaman mümkündür. Yargıtay
tarafından da Kültür Bakanlığı nezdinde yapılan ‘’ Kayıt ve Tescil ‘’
işlemleri tek başına Eser sahipliği veya Mali hak sahipliği açısından yeterli
bir belge sayılmamaktadır. Davacı tarafça dava konusu ‘’Ağlama Yavrum"
isimli filmler yönünden eser sahipliği ile ilgili olarak 21.05.1990 tarihli
eser işletme belgelerine dayanılmıştır.
Eser işletme belgesi eser sahipliği yönünden adi karine niteliğinde
ise de, tek başına hak doğurucu bir belge olarak kabul edilemeyecek olup,
aksinin ispatı her zaman mümkündür.
Dosyadaki delillerden dava konusu ‘’Ağlama Yavrum’’ isimli sinema
eseri yönünden davacıların murisi ...’in değil, dava dışı ...’nın eser sahibi
olduğu ileri sürülerek işbu dosyanın davacıları hakkında şikayette
bulunulduğu ve 5846 sayılı Yasa’nın
71. maddesi uyarınca hakkında açılmış İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza
Mahkemesi’nin 2017/85 E. sayılı
derdest bir ceza davası bulunduğu anlaşılmakla söz konusu ceza dava
dosyasında bulunan deliller ile İstanbul Anadolu 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk
Mahkemesi 2018/391 E. 2019/159 K. sayılı Sayılı dosyasındaki delillerin de
getirtilerek inceleme yapılarak gerekli görülür ise, İstanbul 1. Fikri ve
Sınai Haklar Ceza Mahkemesi’nin 2017/85 E. Sayılı dosyasının bekletici mesele
yapılıp yapılmayacağı değerlendirilerek ayrıca dava konusu sinema eserlerinin
izlenmesi sağlanarak, filmin giriş ve sonuç kısımlarında bulunan ve eserin kime ait olduğuna ilişkin bilgiler içeren
bölümleri incelenip denetlenerek sonuca varılması gerektiğinden, aktif
husumet itirazının kabulü yerinde olmadığından, ayrıca raporlarda kaç
gösterim yapıldığı ve rayiç bedel tespiti de bulunmadığından deliller toplandıktan sonra gerekli görülür
ise bu konuda da rapor alınarak sonuca varılması gerektiğinden, ilk derece
mahkemesince uyuşmazlığın giderilmesi
için gerekli ve esasa etkili olan delillerin toplanmamış ve
değerlendirilmemiş olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun
kabulüne, ilk derece mahkeme kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi
gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. 14/03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/550 E: 2021/277 | Mali
hakları devralanın eseri yayım sözleşmesine aykırı şekilde basıp sattığı
iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat talebi | Dava, davacı ile
davalının 24.08.2011 tarihli Mali Hak Devir Sözleşmesi uyarınca mali
hakları devredilen "İşletme
Yönetimi" isimli kitabın, ilk baskısının gecikerek yapıldığı, fiyatının
yüksek tutulduğu, satış rakamlarının çelişkili bildirildiği, mevcudu
tükendiği halde kendisine bildirim yapılmadığı ve düşük miktarda yeniden
basıldığı iddialarıyla açılmış olun 500,00-TL maddi ve ve 10.000,00-TL manevi
tazminat davasıdır. Davacı taraf HMK m. 25 uyarınca "delillerin
taraflarca getirilme ilkesi" ne aykırı hareket edildiğini ileri sürmüş
ise de, bilirkişilerin davacı ve davalı delillerini birlikte incelediği,
bilirkişilerin incelemiş olduğu deliller içerisinde sözleşmenin olduğu ve
sözleşmeye davacının delil olarak dayandığı, sözleşme kapsamındaki tüm
hususların incelenmesinin de bu nedenle aykırı olmadığı bu konudaki istinaf
isteminin reddinin gerektiği anlaşılmıştır.Davacı taraf, kitabın ücretinin de
yine müvekkilinin taleplerinden bağımsız ve o zamanın ekonomik şartlarına
göre fahiş olarak belirlendiğini ileri sürmüş ise de, bilirkişi raporunda da
açıklandığı üzere, taraflar arasındaki sözleşmenin 24.08.2011 tarihli olduğu, 22.07.2017
tarihli ihtarname ile sözleşmenin feshedildiği, sözleşme incelendiğinde, ilk
basım için Mali Hak Devir Sözleşmesi'nin 4.4. Maddesinde 6 aylık süre öngörülmüş olduğu, kitabın ilk basımının Eylül 2011'de yapıldığı, kitap fiyatlarıyla
ilgili olarak hem Sözleşme hem de TBK md. 492 uyarınca yayıncının satış fiyatını belirlemek yetkisine haiz
olduğu, yayıncının kitabı süresinden önce 13.09.2011 tarihinde bandrolünü
alıp hazırlığını yaptığı, Ekim 2011'de
basıp dağıtımını yaptığı, yazarın bu ilk basımda bir hak kaybı olmadığı,
Sözleşme'nin 5.4. Maddesi uyarınca yayıncının kitabı daha düşük fiyatlarla
satma hakkının bulunduğu, davacının telif ücretini peşin almış olduğu ve bir
kaybının bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı
eylül ayına davalının kitabı yetiştireceği inancı ile hareket ettiğini
beyan etmiş ise de bu konuda da yazılı bir delil sunmadığı, sözleşmeye göre
süresinde kitabın basılıp dağıtıldığı, istinaf talebinin bu nedenlerle
reddinin gerektiği anlaşılmıştır.Davacı taraf, tanıtım amaçlı telif dışı 250
adet basımın yapılmadığını ileri sürmüş ise de, sözleşme maddelerine
bakıldığında, davalıya böyle bir yükümlülük yüklenmediği anlaşılmıştır.
Raporda, davalı ... Yayınevinin,
davacı yazara kitabın telif tutarını peşin ödediği ve yazarın bu konuda bir
hak kaybı olmadığı, davalı Yayınevinin davaya konu kitabı, belli başlı kitap
dağıtım ve satış firmalarına gönderdiği, stoklarda var olan kitabı yok
satmanın yazardan çok Yayınevi için zararlı olacağı, taraflar arası
sözleşmenin 2021 Eylülüne kadar geçerli olduğunu, davaya konu “işletme
Yönetimi” adlı dosyada bulunan kitabın ... A.Ş. tarafından 2011 yılında 2300,
2017 yılında da 200 adet basıldığı ve telifinin sözleşme şartlarına gore
basımından bir ay sonra peşin ödendiği, kitabın ilk basımında büyük dağıtım
firmalarına kitabı ulaştırdığı, her depodan çıkan ve dağıtımlara gönderilen
kitapların satıldığı anlamına gelmeyeceğini, davacı yazarın anlaşmış olduğu
ve 2017 yılında baskısının yapıldığı kitabın bir yıl 10 ayda 310 adet sattığı
dikkat alındığında ... A.Ş.'nin yıllık ortalama satışları dikkate
alındığında, davacının bir hak kaybına uğramadığı, alternatifi çok olduğundan
kitaba olan talebin düşük olduğu, manevi tazminat talebinin mahkemenin
takdirinde olduğu bildirmişlerdir.Yapılan yargılamaya ve toplanan delillere
göre; FSEK kapsamında eser olduğunda tereddüt bulunmayan ve davacıya ait
"İşletme Yönetimi" isimli kitabın basımı için tarafların sözleşme
imzaladıkları, kitabın sözleşmede kararlaştırılan süre içerisinde basıldığı,
basımın geç yapıldığı iddiası ile satışlarının düşük kaldığı, davalının
sözleşme ile üstlendiği bilgi verme, satışları takip etme yükümlülüğünü
yerine getirmediği iddialarının ispatlanamadığı, davacının manevi yönden elem
ve ızdırap duyacağı hususunun da ispatlanamadığı, sözleşme'nin 5.4. Maddesi uyarınca
yayıncının kitabı daha düşük fiyatlarla satma hakkının bulunduğu, davalı
Yayınevinin davaya konu kitabı, belli başlı kitap dağıtım ve satış
firmalarına gönderdiği, davacının telif ücretini peşin almış olduğu ve bir
kaybının bulunmadığı anlaşılmakla tüm istinaf istemlerinin reddinin gerektiği
anlaşılmıştır.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve
gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla
ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı,
kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru
olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından
davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın
353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine
karar verilmiştir.
14/03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2024/483
E: 2022/761 | Grafik eserlerin izinsiz olarak
kitapta kullanılması, istisna kapsamına girip girmediği (FSEK m.33, 34 ve 35) | Dava; davacı tarafa ait olduğu iddia edilen
grafik eserlerin davalı tarafından izinsiz kullanılmak suretiyle FSEK’ten
kaynaklanan haklarına tecavüz edildiği iddiasıyla açılan maddi-manevi
tazminat talebine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar
verilmiş, karara karşı her iki taraf vekili de istinaf yargı yoluna
başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri
sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Öncelikle
davalı vekilinin usule ilişkin istinaf talepleri incelenmiştir.Davalı vekili
mahkemenin yetkisiz olduğunu savunmuşsa da, dava konusu fiilin haksız fiil
niteliğinde olduğu, HMK’nun 16/1. maddesi uyarınca zarar görenin yerleşim
yerinde de dava açılabileceği, eser sahibi davacının yerleşim yeri
Esenyurt’un Bakırköy Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin yargı alanında
olduğu anlaşılmakla, yetkiye ilişkin istinaf talebinin reddine karar
verilmiştir. Davalı vekili tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığına dair
istinaf talebinde bulunmuşsa da, Yargıtay’ın yerleşik uygulaması gereğince,
fikir ve sanat eseri sahibinin haklarının ihlali halinde 5846 Sayılı FSEK 68.
maddesine dayalı olarak açılan davalardaki zamanaşımı süresi, söz konusu
madde uyarınca hükmedilebilecek telif ücretinin niteliği itibariyle taraflar
arasında mahkeme kararıyla oluşturulan farazi sözleşme ilişkisi kapsamında
değerlendirildiğinden, TBK.'nun 146. maddesi gereğince 10 yıllık genel
zamanaşımına tabi olup, dosya içeriği itibari ile ihlal ve dava ile ıslah
tarihleri arasında geçen sürenin 10 yılın altında olduğu anlaşıldığından
zamanaşımına ilişkin istinaf talebinin de reddine karar verilmiştir.Davalı
vekilinin müvekkiline davada husumet yöneltilemeyeceğine dair istinaf
talebiyle ilgili yapılan incelemede; davaya konu kitap ihale yoluyla
başkasına yaptırılmış olsa dahi, FSEK 54. madde de düzenlenen "mali bir
hakkı yahut kullanma ruhsatını devre salahiyetli olmayan kimseden iktisap
eden hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye göremez" hükmü gereğince husumet
itirazının kabul edilebilir olmadığı, kitabın davalı Belediye tarafından
dağıtımının yapıldığı, bu nedenle davalının da ihlal edilen haklarla ilgili
sorumluluğunun mevcut olduğu tespit edilmekle, husumete ilişkin istinaf
talebinin de reddine karar verilmiştir.Davalı vekilinin müvekkilinin kar
amacı gütmeden, eğitim amacıyla davaya konu kitapları hazırlattığına, FSEK’in
33, 34 ve 35. maddeleri uyarınca tecavüzün söz konusu olmadığına dair istinaf
incelemesiyle ilgili yapılan incelemede; 33. maddedeki temsil serbestisinin
yalnızca eğitim kurumlarına tanındığı, davalı Belediye’nin eğitim kurumu
olmadığı, 34. maddenin ise eğitim ve öğretim gayesine tahsis edildiği
anlaşılan seçme ve toplama eserlerin vücuda getirilmesi için, maksadın haklı
göstereceğe nispette iktibas yapılabileceğine ilişkin olup, davaya konu kitap
bu nitelikte olmadığı gibi, davacının adına da yer verilmeden eserlerinin
kullanılması nedeniyle mali ve manevi haklara tecavüzün söz konusu olduğu,
35. maddenin ise iktibas serbestisini düzenlediği, davaya konu olayda FSEK’in
35. maddesinde sayılan haller mevcut olmadığı gibi, iktibas yapıldığına dair
de davaya konu kitapta bir bilgiye yer verilmediği anlaşıldığından, davalı
vekilinin bu yöndeki istinaf taleplerinin de reddine karar verilmiştir.Davalı
vekili bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını ve raporun hüküm
kurmaya elverişli olmadığını belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da,
bilirkişi raporunun konunun uzmanı bilirkişilerden alındığı, raporda
görsellere de yer verilmekle denetime uygun olduğu kanaatine varılmakla,
davalı vekilinin istinaf taleplerinin tümden reddine karar verilmiştir.Davacı
vekilinin istinaf talebi yalnızca kabul edilen maddi tazminat tutarına ilişkin olup, dosya incelendiğinde; her ne
kadar mahkemece bilirkişi raporundaki tespit dikkate alınarak her bir eser
için 750,00 TL rayiç bedel üzerinden hesaplama yapılmışsa da, davacı
vekilinin dosyaya sunduğu Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk
Mahkemesinin 2016/142 Esas, 2018/222 Karar sayılı kesinleşmiş kararında her
bir eser için 1.000,00 TL rayiç bedele hükmedildiği, kesinleşen davada haksız
fiil tarihinin işbu davadan daha önce olduğu,
ayrıca kesinleşen davaya konu kitabın Adıyaman ili, Gölbaşı ilçesinde
dağıtıldığı, coğrafi alanın ve nüfus yoğunluğunun Adana ilinden çok daha az
olduğu, ayrıca Dairemizin aynı konuda verdiği ve Yargıtay denetiminden
geçerek kesinleşen 2017/4699 Esas, 2020/1006 Karar sayılı kararında da telif
bedelinin 1.000,00 TL olarak belirlendiği, bu nedenle işbu davada davaya konu
eserlerin her birisi için 750,00 TL telif bedeli belirlenmesinin doğru
olmadığı, bu durumun adalet duygusunu zedeleyeceği kanaatine varılmakla,
davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, yeniden yargılama yapılması
gerekmediğinden kazanılmış haklar korunarak yeniden hüküm kurulmasına ve
davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda
açıklanan gerekçe ile:1-Davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin
6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı
vekilinin istinaf isteminin esastan KABULÜNE, 6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-2
maddesi gereğince BAKIRKÖY 2. FİKRİ VE
SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ'nin 12/11/2021 tarihli 2021/267 E. - 2021/204 K.
sayılı kararının KALDIRILMASINA
karar verilmiştir. 11/03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2024/488 E: 2024/123 | Televizyonda
yayınlanacak eserler bakımından yayıncı kuruluşun, henüz sözleşme
imzalanmamış yıllara ilişkin lisans (yayın izni) bedellerini yatırabilmesi
amacıyla tevdi mahalli tayin edilmesi talebi | Dava, televizyonda yayınlanacak eserlerle ilgili yayıncı
kuruluşun yayın izni sözleşme bedellerinin ödenmesi için tevdi mahalli tayin
edilmesine ilişkindir. Mahkemece tevdi mahalli tayini talebinin kabulüne
karar verilmiş, aleyhine tevdi mahalli tayin edilen taraf vekili karara karşı
istinaf yargı yoluna başvurmuştur. FSEK 43/1-2 maddesinde;
"Radyo-televizyon kuruluşları, uydu ve kablolu yayın kuruluşları ile
mevcut veya ileride bulunacak teknik imkânlardan yararlanarak yayın ve/veya
iletim yapacak kuruluşlar, yayınlarında yararlanacakları opera, bale, tiyatro
ve benzeri sahneye konmuş eserlerle ilgili olarak hak sahiplerinden önceden
izin almak zorundadırlar." "Bu kuruluşlar sahneye konmuş eserler
dışında kalan eser, icra, fonogram ve yapımlar için ilgili alan meslek
birlikleri ile 52 nci maddeye uygun sözleşme yaparak izin almak, söz konusu
yayın ve/veya iletimlere ilişkin ödemeleri bu birliklere yapmak ve
kullandıkları eser, icra, fonogram ve yapımlara ilişkin listeleri bu
birliklere bildirmek zorundadırlar." FSEK 43/5 maddesinde; " Meslek
birliklerinin temsil ettikleri eser, icra, fonogram ve yapımlar ile üyelerine
ilişkin bildirim zorunluluğu, tarifelerin belirlenmesi, duyurulması, müzakere
edilmesi, sözleşme yapılması, uzlaşmazlıkların halli ve diğer hususlarda bu
Kanunun 41 inci maddesinin dört ilâ onüçüncü fıkraları uygulanır. Ancak yayın
ve/veya iletim yapan kuruluşlar bakımından 41 inci maddenin altıncı
fıkrasının son cümlesinin uygulanması zorunlu değildir."FSEK 41/10
maddesinde; " Meslek birliklerince belirlenen tarife veya ortak
tarifeler üzerinden sözleşmenin yapılmaması halinde, taraflar yargı yoluna
başvurabilirler. Yargılama sürecinde, bir önceki yıl sözleşme yapmış olan
mahaller, ilgili meslek birlikleri aksini bildirmedikçe, dava konusu
tarifenin 1/4'ünü dava sonuçlanıncaya kadar her üç ayda bir meslek birlikleri
adına açılmış banka hesabına yatırmak suretiyle eser, icra, fonogram, yapım
ve yayınları kullanabilir ve/veya iletebilirler. Bir önceki yıl sözleşme
yapmamış umuma açık mahaller ile ilk defa sözleşme yapacak umuma açık
mahallerin bu fıkrada öngörüldüğü şekilde eser, icra, fonogram, yapım ve
yayınları kullanabilmeleri ve/veya iletebilmeleri ise ilgili meslek
birliklerinin iznine bağlıdır. Dava sonuçlanıncaya kadar bu şekilde ödenen
miktar, mahkeme kararıyla tespit edilen tarife bedelinden mahsup
edilir." hükümleri düzenlenmiştir. Dosya incelendiğinde; tevdi mahalli
talep eden tarafın talebini hangi kanuna göre talep ettiğini açıklamadığı,
ancak taraflar arasında FSEK kapsamında sözleşme ilişkisi bulunduğunu iddia
ettiği, bu durumda FSEK’in 76/1. maddesinde, bu kanunun düzenlediği hukuki
ilişkilerden doğan dava ve işlerde
görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğuna dair aksine
hüküm bulunduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunun 383/1. maddesi uyarınca
görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesidir. Yukarıdaki
açıklamalar ışığında, MESAM vekilinin görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi
olduğuna dair istinaf talepleri yerinde bulunmamış, esasa ilişkin istinaf
talepleriyle ilgili inceleme yapılmıştır. Tevdi mahalli talep edenin dosyaya
sunduğu delillerin incelenmesinde; taraflar arasında 2021 yılında ödenecek
bedellerle ilgili Yayın İzni Sözleşmesi imzalandığı, 2022 ve 2023 yılları
için henüz sözleşme imzalanmadığı, MESAM ve MSG ile Televizyon Yayıncıları
Derneği (TVYD) arasında imzalanan 27/12/2022 tarihli “MESAM & MSG
Yayıncıları Derneği Protokolünün ise Yayın İzni Sözleşmesi olmadığı, yalnızca
2022 ve 2023 yılları için imzalanacak sözleşmelerin esaslarının
belirlendiği, bu nedenle taraflar
arasında 2022 ve 2023 yılları için sözleşme ilişkisinin kurulduğunun ispat
edilemediği, talep edenin Lisans Alma hakkının bulunup bulunmadığı ve lisans
bedelinin ihtilaflı olduğu, TBK’nun 107. maddesinde belirtilen tevdi mahalli
tayini koşullarının mevcut olmadığı, talebin 5846 Sayılı FSEK 43 ve 41.madde
hükümlerine göre, açılacak lisans bedeli tespitine ilişkin asıl davada
değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla, mahkemece tevdi mahalli tayin
edilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar
verilmesi usul ve yasaya uygun görülmediğinden, MESAM vekilinin istinaf
başvurusunun kabulüne, mahkemenin tevdi mahalli kararının kaldırılmasına
karar verilmiştir.11/03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2024/484 E: 2022/700 | Ambalaj tasarımının FSEK
kapsamında eser niteliğinde olup olmadığı | Dava,
FSEK’ten kaynaklanan haklara tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve
önlenmesi davasıdır.Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı
davacı vekili istinaf yargı yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın
355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu
düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davaya konu ürün, kuru et ile kaşar
peynirinin aynı ambalajda satışa sunulmasına ilişkin olup, davacı tarafça
yapılan başvuru sonucunda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilim edebiyat
eseri olarak tescil edilmiştir. Davacı tarafından bu tescil belgesine
dayanılarak, davaya konu ürünün kendisine ait olduğu ve FSEK kapsamında eser
niteliğinde olduğu iddia edilmektedir. Ancak, eser tescil belgelerinin
verilmesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı
tarafından hiçbir araştırma yapılmaksızın beyana dayanılarak kayıt
yapılmakta olduğundan, tek başına tescil belgesi alınması davacının fikir
üzerinde hak sahibi olduğunu ispatlamaya yeterli olmadığı gibi, tescil edilen
ürüne eser mahiyetini de kazandırmamaktadır. Alınan bilirkişi raporu ile de
davaya konu ürünün sahibinin hususiyetini taşımadığı, kanunda sayılan eser
türlerinden birine dahil olmadığı, yani FSEK kapsamında eser olarak korunamayacağı
tespit edilmiş olup, iki ürünün aynı pakette satışa sunulması fikrinin de
uzun süredir pek çok firma tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Bu
nedenlerle mahkemece davacının FSEK’ten kaynaklanan haklarına tecavüz
edildiğinin tespiti ve önlenmesi davasının reddine karar verilmesinde hukuka
aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.Davacı vekilinin haksız rekabete
ilişkin istinaf taleplerinin incelenmesinde ise; davalının davacıya ait ürün
ambalajına benzer ambalaj kullanmak suretiyle haksız rekabette bulunduğu
iddia edilmiştir. Ancak taraflara ait ürün görselleri incelendiğinde
üzerlerindeki logoların ve markaların birbirlerinden çok farklı oldukları,
ambalajın şeklinin de kamuya mal olmuş harcıalem bir tasarım olduğu
görülmektedir. Haksız rekabetin önlenmesindeki amaç; serbest piyasa düzeninde
herkesin dürüstlük kuralları içerisinde hareket etmek suretiyle rekabet
kurallarına uygun olarak piyasada faaliyet göstermesi ve sonuçta; mal ve
hizmetlerin nihai tüketicilerinin aldatılmasına izin verilmeksizin kaliteli
mal ve hizmetlerin piyasa kurallarına göre oluşan en uygun fiyatla satışa
sunulmasıdır. Bu durumda, kaşar peyniri ve kuru et ürünlerinin aynı ambalajda
bir arada satışını ilk önce davacı yapmış olsa bile, sonradan aynı sektörde
faaliyet gösteren kişiler ticari hayatta dürüstlük ilkesine uygun bir şekilde
ve iltibastan kaçınmak suretiyle piyasaya mal veya hizmet ürettikleri
takdirde, piyasada ilk kez üretim yapan, ürünün tanınmasını sağlayan
davacının üstün hakkı bulunduğundan bahisle, sonradan faaliyete başlayan
kişilerin eylemleri haksız rekabet olarak nitelendirilemez. Böyle bir üstün
hakkın varlığının kabulü, aynı zamanda, rekabet hukuku ilkelerine aykırı
olarak piyasada o mal veya hizmetle ilgili tekel yaratılması ve serbest rekabetin
ortadan kaldırılması suretiyle ekonominin sağlıklı bir biçimde gelişmesini
engelleyeceğinden kabul edilemez. Bu nedenle davalının kendi markası ile aynı
ürünü satışa sunması haksız rekabet teşkil etmediğinden mahkemece haksız
rekabet davasının reddine karar verilmesinin de hukuka uygun olduğu kanaatine
varılmıştır.Her ne kadar davacı istinaf dilekçesinde, davalının iş yerinde
yapılan delil tespiti sırasında müvekkiline ait markayı taşıyan ürün ve
ambalajların da bulunduğunu iddia etmişse de, davacı tarafından marka hakkına
tecavüz edildiğine dair dava açılmamış olduğundan, mahkemece taleple bağlı
kalınarak bu konuda inceleme yapılmamasında da hukuka aykırılık
bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf taleplerinin reddine karar
verilmiştir. 11/03/2024 |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2024/478
E: 2022/222 | Bilgisayar
programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68) | Davacı vekili, müvekkilinin lisans hakkı kendilerine ait olan
"..." isimli bilgisayar yazılımın FSEK uyarınca eser sahibi
olduğunu, "..." isim hakkını
marka olarak aldıklarını ve tescil ettirdiklerini, Kırklareli Sulh Ceza
Hakimliği'nin 2017/2716 D. İş numaralı
dosyasından yapılan arama işlemi sonucunda düzenlenen arama tutanağında
belirtildiği üzere karşı tarafa ait "... İnş. Tic. Ltd. Şti." isimli işyerinde,
davalı yana ait iki adet
bilgisayarda mali hakları müvekkili şirkete ait olan ... yazılımının izinsiz
olarak yüklenmiş ve kullanılmakta olduğunun tespit edildiğini, davalıların
FSEK’e aykırı hareket etmek suretiyle müvekkili şirketin mali
haklarına tecavüz ettiğini, davalılar aleyhine FSEK m.68/2 uyarınca, davaya
konu bilgisayar programının satımı konusunda sözleşme olması halinde
belirlenecek mutad bedelin 3 katı tutarında tazminat talebinde bulunduklarını ileri sürerek,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000.-TL’nin,
öncelikle programların yükleme
tarihlerinin tespit edilmesi
halinde yükleme tarihinden itibaren, mümkün olmaması halinde ise haksız
eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek ticari (reeskont) faiziyle
birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama gideri
ve vekalet ücretinin karşı taraf yükletilmesine karar verilmesini talep ve
dava etmiş, 19/11/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat talebini
28.522,56 TL' ye yükseltmiştir.Davalılar vekili, davacının haksız olduğunu,
davalı şirket yetkilisi yönünden husumet itirazlarının bulunduğunu, davacı tarafın mesafeli
satış sözleşmesi ile müvekkili şirkete dava konusu programı sattığını,
davalının bu programı satın alarak
basit anlamda ruhsat sahibi olduğunu, yükleme tarihinden itibaren faize
hükmedilemeyeceğini, tazminat ve faiz talebinin haksız olduğunu savunarak,
davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm
dosya kapsamından, davaya konu “... 5.0”
adlı bilgisayar programının, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu kapsamında korunması gerekli “ilim ve edebiyat eseri” niteliğinde
olduğu, “... 5.0” adlı bilgisayar programının
yazılım üreticisinin ... Yazılım A.Ş. adlı şirket olduğu ve anılan firmanın
söz konusu program üzerinde mali hakka sahip olduğu, davalının işyerindeki
bilgisayarlardan iki tanesinde ... 5.0 GIS programının yüklü ve
kullanılabilir durumda bulunduğu, ancak davalıların lisanssız kullanıldığı
tespit edilen bu bilgisayar programı üzerinde mali hak sahipliğinin
bulunmadığı, davaya konu bilgisayar programının, davalının kontrolünde olan
iki bilgisayara davacı hak sahibinden izin alınmaksızın (lisanssız)
yüklenerek kullanılması şeklinde ortaya çıkan fiilin davacı hak sahibinin
FSEK md. 22’den kaynaklanan “çoğaltma” hakkını ihlal etmiş olduğu, anılan
bilgisayar için haksız fiilin başlangıç tarihi olarak programın bilgisayara
kurulum tarihi olan 18/06/2016 tarihinin baz alınacağı, taraflar arasında
farazi sözleşmenin bu tarihte kurulduğu, FSEK m.68 uyarınca en fazla 3 kat
telif tazminatı istenebileceğinden tazminat tutarının KDV Hariç 28.522,56 TL‘ye kadar olabileceği
gerekçesiyle, davanın kabulüne, FSEK
68 maddesi uyarınca 28.522,56 TL telif tazminatının ihlal tarihi olan
18/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari (reeskont) faizi ile birlikte
davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar
verilmiştir Davalılar vekili, dosyaya ibraz ettikleri 27/06/2008 tarihli
faturada müvekkilinin bedelini ödeyerek satın aldığı programın ... 5.0 olduğunu, müvekkilinin satın aldığı program
ile davacının lisanssız kullanım iddiasında bulunduğu programın aynı
olduğunu, müvekkiline satılan 27/06/2008 tarihli ... 5.0 yazılımının
kullanıcı adı ve şifre ile kullanımının mümkün olduğunu, 2008 yılında satın
almış olduğu programı kullanmasının davalının
hakkı dahilinde olduğunu, müvekkilinin 2008 yılında satın aldığı program için kendisine USB dongle
verilmediğini, kesin tespite yer vermeyen bilirkişi raporu esas alınarak
hüküm kurulduğunu, image dosyaları üzerinde yeniden yapılacak bilirkişi incelemesi
neticesinde , dava konusu yazılımın crack dosyasından kurulup kurulmadığının
somut deliller ile ispatının mümkün olduğunu, mahkemece faturanın açık fatura
olmasından bahisle savunmalarına itibar edilmemesinin usul ve yasaya aykırı
olduğunu, ödenen satış bedelinin mahsubu taleplerinin de kabul edilmediğini,
bilirkişilerce hesaplanan sözleşme bedeli üzerinden takdiri bir indirim
yapılması gerektiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf
incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini
istemiştir. İstinaf incelemsi sonucunda, dosya kapsamı, mevcut delil durumu
ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve
hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı,
davalı şirkete ait iş yerinde yer alan iki adet bilgisayarda, davacının mali
haklarına sahip olduğu ... adlı bilgisayar yazılımının kurulu ve çalışır
vaziyette olduğunun tespit edildiği, söz konusu yazılımın izinsiz olarak
bilgisayara kurulmasının, davacının mali haklarının ihlali niteliğinde
bulunduğu, davalı şirketin bu eylemden sorumlu olduğu, davalı şirketin
temsilcisi olan diğer davalının sorumluluğunun ise FSEK'in 66. maddesinden
kaynaklandığı, her ne kadar davalı tarafça söz konusu yazılımın faturalı
olarak satın alındığı savunulmuşsa da mahkemece hükme esas alınan bilirkişi
raporunda davalının işyerinde tespit edilen yazılımların lisanslı
olmadıklarının açıklandığı, kaldı ki davacı tarafından sunulan faturanın bir
yazılıma ilişkin olduğu ancak davalı şirketin işyerinde iki ayrı bilgisayarda
anılan yazılımın kurulu bulunduğu, FSEK'in 68. maddesi uyarınca istenebilecek
tazminatın usulünce tespit edildiği anlaşılmakla, davalılar vekilinin istinaf
başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir. 08/03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/475
E: 2024/76 | Eserlerin
elektronik olarak umuma iletiminde pasif dava ehliyetinin ispatı | Davacı vekili, davalının
... (alan adında yer alan "..." devamlı değişen muhtelif sayılardan
oluşan web sitesinin son halinin www.....com şeklinde olduğunu, telif hakkı davacı şirkete ait olan
eserlerin davalı tarafından ... web
sitesi üzerinden haksız ve hukuka aykırı bir şekilde umuma iletilmek suretiyle kaçak/korsan yayıncılık yapıldığı ileri sürerek eldeki davayı ikame etmiştir.
Mahkemece, dava konusu haksız fiilin gerçekleştirildiği belirtilen ... isimli
internet sitesinde yapılan teknik inceleme sonucu , dava konusu içeriklerin yayınlandığı site yetkilisi şahıs veya şahısların
tespitinin mümkün olamayacağının belirlenmiş olması, Bakırköy 2.FSHCM
2022/482 Esas dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunda Somut olayda
https://....com/ uzantılı alan adının suç tarihinde kime ait olduğunun veya
kim tarafından yönetildiğinin tespitinin
yapılamamış olması, ilgili alan adının bir dönem sanık tarafından
barındırıldığına ilişkin somut verilere ulaşıldığının belirtilmesi , Tespit
edilen Google Analytics koduna sitenin kamuya açık arka plan html
etiketlerinden isteyen herkes tarafından sınırsızca ulaşılabildiği, herkesçe
kolaylıkla elde edilebilen bir kodun herhangi bir siteyle
ilişkilendirilmesinin teknik olarak bir kanaat oluşturulmayacağı yönündeki
tespitler dikkate alınarak söz konusu iletimlerin davalı tarafından
yapıldığının belirlenemediği,
eserlerin yayınlayanın davalı olduğu yönünde başkaca delil
ibraz edilmediği gerekçesi ile , davanın pasif husumet yokluğundan
reddine karar verilmiştir. Bilindiği üzere, herkes iddiasını ispatla
mükelleftir. 6100 sayılı HMK'nın 190. maddesi hükmü ve TMK 6.maddesi hükmü
gereğince, ispat yükü, bu konuda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia
edilen vakıaya bağlanan hukuki
sonuçtan hak çıkaran tarafa aittir.Hükme esas alınan bilirkişi
raporunda ve Bakırköy 2.FSHCM 2022/482 Esas dosyasında alınan bilirkişi
raporlarında ihlalin gerçekleştiği ...
isimli internet sitesinin sahiplik bilgilerine teknik inceleme ile
ulaşılamadığı, bu konuda kesin bir tespitin yapılmasının mümkün
olamayacağı belirtilmiştir. Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza
Mahkemesi' nde 2021/482 Esas 2023/115 Karar sayılı 09.03.2023 Tarihli
kararında;" sanık ... hakkında 5846 sayılı yasanın 71/1 mad gereğince
cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de; somut olayda
https://....com/ uzantılı alan adının suç tarihinde kime ait olduğunun veya
kim tarafından yönetildiğinin tespiti yapılamadığı ve 6 aylık şikayet
süresinde hak sahipliği belgesi ibraz edilmediği müsnet suçun ise şikayete
bağlı suçlardan olmasın ve usulüne uygun geçerli bir şikayetten söz
edilemeyeceği" gerekçesiyle ceza davasının düşmesine" karar
verildiği ve 17.04.2023 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştiği görülmektedir. Bakırköy Cumhuriyet
Başsavcılığının 2021/123361 soruşturma sayılı dosyada erişimin engellenmesi
dışında talep ve şikayet olmadığından, takipsizlik kararı verildiği, ...
soruşturma sayılı dosyada ise şüpheli tespit edilemediğinden daimi aramaya
kaydedildiği görülmektedir. Tüm dosya kapsamına göre, dava konusu ihlal
oluşturan eylemlerin davalı tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin somut
delil elde edilemediği, davalının bir dönem dava konusu internet sitesinin
sahibi olduğuna yönelik beyanının davacı tarafça ileri sürülen vakıaları
tümüyle kabul ve ikrar mahiyetinde olmadığı bu nedenle bu beyanın sübut
yönünden delil vasfının bulunmadığı, diğer yandan davacı vekili dava
açılmadan önce kendileri tarafından yapılan delil tespitlerinin dikkate
alınması gerektiğini ileri sürmüş ise de, bu delillerin davalı yanca kabul
edilmediği ve itiraza uğradığı, karşı tarafın yokluğunda , davacı tarafça
yapılan ve itiraza uğrayan tespitlerin
davada ispat vasıtası olarak kabulüne olanak bulunmadığı, hükme esas alınan
teknik bilirkişi heyet raporunun, konunun uzmanı bilirkişi
tarafından ayrıntılı inceleme sonucu düzenlendiği ve denetime
elverişli olduğu, raporun ceza mahkemesinde alınan raporla örtüştüğü, dikkate
alındığında davacının haksız fiil iddiasını yöntemince ispatlayamadığı
anlaşıldığından mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı,
istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
07/03/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/402 E:2021/275 | Fotoğrafın eser niteliğinde olup
olmadığı ve eser sahibinin tespiti, çoğaltma ve yayma haklarının ihlali
nedeniyle FSEK m. Kapsamıda telif tazminatı talebi | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin uzun yıllardır Türkiye' nin
önde gelen bir basın - yayın kuruluşu olan ... kanalında profesyonel olarak çalışmakta
olduğunu, çalıştığı televizyon kanalının internet kanalının internet
sitesinde editör görevini yerine getirdiğini, müvekkilinin bu görevi
dolayısıyla yurt içi ve yurtdışında gezip gördüğü yerlerin, mekanların
fotoğraflarını bizzat çekmekte ve editörlüğünü yaptığı internet sitesinde bu
fotoğrafları, fotoğrafladığı yer ve / veya mekanla ilgili yazdığı yazılar ile
yayınladığını, internet sitesinde yayınlanan bu fotoğraf ve yazıların altında
"Fotoğraflar ve Yazı: ... " denilerek, ilgili fikir ve sanat
eserinin müvekkiline ait olduğunun açıkça belirtildiğini, müvekkilinin aynı
zamanda çekmiş olduğu fotoğrafları şahsi sosyal medya hesaplarında da
paylaşmakta olup, bunu yanında uluslararası fotoğraf blog sayfalarından biri
olan www...' da yayınlandığını, müvekkilinin 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu uyarınca, eser sahibi, fotoğrafları ise eser niteliğinde olduğunu,
müvekkilinin haklarının FSEK uyarınca korunduğunu, nitekim müvekkilinin
çalıştığı televizyon kanalı dahi internet sitesinde fotoğrafların ve yazılan
müvekkiline ait olduğunu belirterek, haberi ve izni ile kullanıldığını,
internet sitesinde yer alan müvekkilinin ad ve soyadı üzerine tıklandığında,
direkt müvekkilinin e-posta adresi açılmakta olup, davalı tarafça bedeli
karşılığında müvekkilinden ilgili fotoğrafın kullanılması için izin almak
maksadı ile iletişime dahi geçilmediğini, eser sahibinin kim olduğu ve
iletişim bilgileri bilinmesine rağmen, eser sahibinden habersiz ve izinsiz
olarak FSEK ' na aykırı şekilde, müvekkiline ait ... fotoğrafı davalıya ait
www...com.tr/gorseller adlı internet sitesinin ilgili bölümünde
kullanıldığını, FSEK kapsamında eser sahibi olan müvekkilinin, eseri üzerinde
işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim şeklinde mali; umama iletim,
adın belirtilmesi, eserde değişiklik yapılmasını menetmek şeklinde de manevi
hakları bulunduğunu bu hakları kullanmak münhasıran eser sahibine ait
olduğunu, eser sahibinin FSEK' te tanınan haklarına halel getiren eylemler
aleyhine hukuki ve cezai yollara başvurma hakkının mevcut olduğunu, bu
lakların kullanımı ancak eser sahibi ile yapılacak bir sözleşmeyle üçüncü
kişilere devredilebildiğini, fotoğrafların davacının yazılı izni olmaksızın
ve isim ve ünvan belirtilmeksizin katalog dışındaki dergi ilanları ve internet
web sayfasında kullanıldıklarından davacının FSEK 22. Ve 23. Maddesine göre
sahibi olduğu çoğaltma ve yayma hakları aynı yasanın 68. Maddesi uyarınca
ihlal edildiğini, belirsiz alacak davası kapsamında talep artırım hakları
saklı kalmak kaydıyla, müvekkiline ait telif hakkının ihlali nedeniyle,
bilirkişi incelemesi ile tespit edilecek bedel sonrasında talep arttırım
hakkı saklı kalmak kaydıyla, FSEK 68/1 maddesine telif bedeli olarak
şimdilik 100,00 TL cezai tazminat
bedeli olarak şimdilik 100,00 TL ve aykırılığın giderilmesi için yapılan
masraf bedeli olarak 873,00 TL' nin davalının temerrüte düştüğü 16/03/2018
tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek temerrüt faizi ile birlikte
davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili
01/10/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile, Müvekkiline ait telif hakkının ihlal
edildiğini tespit eden 11.09.2020 Tarihli Bilirkişi Raporu ve FSEK 68/1
maddesi kapsamında eser telif bedeli olarak (maddi tazminat) 10.500,00 TL,
manevi tazminat bedeli olarak 50,00 TL ve aykırılığın giderilmesi için
yapılan masraf bedeli olarak 873,00 TL’nin davalının temerrüte düştüğü
16.03.2018 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek ticari temerrüt faizi ile
birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP
DİLEKÇESİ:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Kabul anlamına gelmemekle birlikte,
davacının davasında talep ettiği tazmin amaçlı taleplerinin zamanaşımına
uğradığını, ayrıca davacının iddia etmiş olduğu fotoğrafı kendisinin çekmiş
olduğunu ispat yükünün de davacıda olduğunu, müvekkilinin internet sayfasında
yayımlanan fotoğrafın davacı tarafından çekilip çekilmediği hususunun da
tartışmalı olduğunu, ... Gölü'nde aynı açıyla sayısız fotoğraf çekimi
yapılmakta olduğunu, öncelikle
davacının hak sahipliği iddiasını ispatının zaruri olduğunu, müvekkilinin
ihtarname sonrasında ilgili fotoğrafı internet sayfasından kaldırmış olmasının
tek gerekçesinin, herhangi bir hukuki ihtilafa dahil olmama gayretinden
kaynaklandığını, ihtarnameye cevap metninden de bu husus açıkça
anlaşıldığını, FSEK m.68/1: "Eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak
sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan,
çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya hertürlü işaret, ses veya
görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak
sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun
hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını
isteyebilir." hükmünü içerdiğini, yine kabul anlamına gelmemekle
birlikte davacının dava konusu ettiği fotoğrafın kendisine ait olduğu
sonucuna varılması halinde fotoğrafın emsal rayiç değerinin ne olduğu
konusunda aşağıda linkleri verilen stok fotoğraf sitelerindeki benzer manzara
fotoğraflarının satış bedelleri arz
olunduğunu, https://www....com/.... (12 USD) görüleceği üzere göreceli olarak
çok daha profesyonel biçimde çekilmiş emsal manzara fotoğrafları dahi 12 USD
değerini geçmediğini (bugün itibarıyla yaklaşık 68,00-TL değerindedir).
Davacı tarafça da, dava konusu fotoğrafın eser olarak kabul edilmesi ve
kendine ait olduğunu ispatlaması halinde ancak ve ancak talep edebileceği
bedel 12 USD x 3 olabileceğini, Davacının "cezai tazminat" kalemi
altında açmış olduğu davasının ise usul ve esas açısından böyle bir hak
talebinin bulunması mümkün olmadığından reddini talep ettiğini, Türk Hukukunda tazminatın ceza niteliği
olmadığını, tazminat maddi ve manevi olmak üzere ikiye ayrılmakta ve
"zarar" ile orantılı olarak hükme esas alındığını, Bu nedenle davacının iddiasını
değiştirmesine ve genişletmesine muvafakatinin bulunmadığını "cezai tazminat" talebinin
doğrudan reddi gerektiğini, Yapılacak yargılama neticesinde, öncelikle tüm
alacaklar bakımından zamanaşımı def'inin kabulü ile, haksız davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece
Mahkemesince; " dava, davacıya ait fotoğrafın izinsiz kullanımı
nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine havi olup,davaya konu ... 'nün
fotoğrafının davalı şirkete ait otelin internet sitesinde yayınlandığı hususu
davalınında kabulünde olup,uyuşmazlık fotoğrafın davacıya ait olup
olmadığı ve güzel sanat eseri olup
olmadığına yönelik olup,eser sahipliği yönünden,davacı tarafından dosyaya
sunulan fotoğrafların daha önce "www...com.tr" isimli internet
sitesinde de,ayrıca davacının sosyal medya hesaplarında da yayınlandığı,buna
göre de,davaya konu fotoğrafın davacıya ait olduğu sonucuna
ulaşıldığı,fotoğrafın eser olup olmadığı yönünden aldırılan uzman bilirkişi
raporunda fotoğrafın güzel sanat eseri olduğunun belirtildiği,bu şekilde
davaya konu fotoğrafın,davacıya ait güzel sanat eseri olduğu ve davacıdan
izin alınmaksızın davalı internet sitesinde de davalıya ait otelin tanıtım ve
reklamı amacı ile yayınlandığı,FSEK 22.maddesine göre eserin çoğaltma hakkı
eser sahibine ait olup,yine FSEK 68.madde hükmü gereğince,eser sahibinden
izin alınmadan eserin kullanılması halinde,belirlenecek rayiç bedelin 3 kat
fazlasının talep edilebileceği,davacının bu hükümler uyarınca talebinde haklı
olduğu ve tazminat talep edebileceği,tazminat hesabı yönünden aldırılan
bilirkişi raporunda ise eserin rayiç bedelinin 3500,00 TL olarak
belirlendiği,bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun ve gerekçeli olması
nedeni ile hükme esas alındığı ,davacı belirlenen bedelin 3 kat fazlasını
talep ettiğinden ve daha önce davalıya ihtarname çekmek sureti ile davalıyı
temerrüte düşürmüş olduğundan belirlenen3500,00x3=10.500,00 TL tazminat ve
davacı tarafından davadan önce yapılan toplam 873,00 TL masrafın temerrüt
tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte
davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar vermek gerekmiş,davacı dava
dilekçesi ile 50,00 TL cezai şart talep etmiş ise de taraflar arasında
öncesinde imzalanan veya anlaşmaya
varılan bir sözleşme olmadığı için cezai şartın dayanağının olmadığı her ne
kadar davacı vekili ıslah dilekçesi ile bu bedeli manevi tazminat olarak
değiştirmiş ise de,davaya konu edilmeyen bir tazminat talebinin ıslah yolu
ile değiştirilemeyeceği anlaşıldığı," gerekçeleriyle Davanın Davanın
KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile,
10.500,00 TL tazminat bedeli ile 873,00 TL Masraf olmak üzere
toplam:11.373,00 TL nin temerrüt tarihi olan 26/03/2018 tarihinden itibaren
işleyecek Ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
50,00 TL cezai tazminat bedeli yönünden davanın REDDİNE, karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, davacıya ait olduğu
iddia edilen bir fotoğrafın kendi internet sitesinde davacının rızası
olmaksızın yayınlanmasına dayalı olarak tazminata karar verildiğini, dosya
kapsamında alınan bilirkişi raporunda
eserin davacıya ait olduğunun nasıl belirlendiğine dair denetlenebilir
dayanaklar bulunmadığını, raporda eser değeri olarak 3.500,00-TL
belirlendiğini, hangi sektörel verilerin esas alındığı bildirilmediğini,
raporun denetlenmesinin mümkün olmadığını,
davaya cevap dilekçesinde somut emsaller sunduklarını, bunların
değerlendirmediğini RAW değerlendirmeleri, taranan raporda tamamen
siyah-beyaz göründüğünü, rapor aslının taraflarına tebliğ edilmediğini,
mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu, yeniden bilirkişi raporu
alınmasını ve kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf
dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı
hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu, FSEK 68/1 Maddesi gereğince açılan maddi
tazminat ve cezai şartın tahsili davasıdır. Mahkemece bilirkişi
incelemesi yaptırıldığı; 11/09/2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda;
davacının dosyaya 4 adet fotoğraf sunduğu, 2 adet fotoğrafta editlenmiş ve
orijinal olarak fotoğrafın çekiliş tarihi, kamera bilgisi ve konum bilgisinin
yer aldığı, bu bilgilerin fotoğrafın çekiliş tarihi: 13/05/2015, kamera
bilgisi: ..., ... Konum bilgisi: ..., 2 adet fotoğrafta, editlenmemiş RAW
fotoğrafın sunulduğu, bu fotoğraflar, incelendiğinde ise tarih bilgisi olarak
13/05/2015 yılının yazdığı, kamera bilgisi olarak ... bilgisinin yer
aldığının tespit edildiğini, dava konusu uyuşmazlıktaki dava konusu
fotoğrafın FSEK m.4 b.5 anlamında güzel sanat eseri olduğu, bu fotoğraf
üzeride davacının FSEK m.11 kapsamında eser sahibi olduğu, söz konusu
fotoğrafın davacıdan izinsiz olarak davalının internet sitesinde
yayınlanmasının davacının mali haklarından çoğaltma hakkının ihlali
niteliğinde olduğu, davaya konu fotoğrafın çekilmesi için harcanacak olan yol
masraflar, kullanılacak ekipman ve bu fotoğrafın çekilmesi için harcanacak
zaman ve çaba göz önüne alınarak, sektörel piyasa rayiçleri ve fotoğrafın
değer ölçüleri, eser sahibinin tanınmışlık derecesi de dikkate alındığında
3.500,00 TL olabileceği ve davacının bu bedelin 3 katını FSEK m.68
çerçevesinde talep hakkının olduğu, davacının manevi tazminat talebi
konusunda takdirin mahkemede olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, 11/09/2020
tarihli bilirkişi heyet raporunda, dava konusu uyuşmazlıktaki fotoğrafların
FSEK 4/b.5 anlamında güzel sanat eseri olduğu, davacının bu fotoğraf üzerinde
FSEK 11. mad. kapsamında eser sahibi olduğu, söz konusu fotoğrafın davacının
izni olmaksızın davalının internet sitesinde yayınlamasının davacının mali
haklarında çoğaltma hakkının ihlali niteliğinden olduğu, davaya konu
fotoğrafın çekilmesi için harcanacak olan yol masrafı, kullanılacak olan
ekipman, fotoğrafın çekilmesi için harcanacak zaman ve çaba göz önüne
alınarak sektorel piyasa rayiçleri ve fotoğrafın değer ölçüleri ve eser
sahibinin tanınmışlık derecesi de dikkate alındığından 3.500,00 Tl
olabileceği yönündeki değerlendirmenin dosya kapsamına uygun olduğunu
anlaşıldığından mahkemece bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın
kısmen kabulüne dair verilen karar dosya kapsamına uygundur. Saptanan ve
hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin
nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken
hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf
sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi
kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı
anlaşılmakla yapılan inceleme
neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın
353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. 29/02/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/393 E: 2021/361 | Bilgisayar
programının izinsiz kullanımında 3 kat tazminat talebi (FSEK m.68) | Davacı tarafından müvekkil şirkete ait bilgisayar programının
davalılar tarafından izinsiz ve lisansız kullanılması sebebiyle tazminata
hükmedilmesine karar verilmesi talep ve dava edilmiştir. TPMK kaydına göre
... tescil nolu ... markasının 9.sınıfta davacı adına tescil edildiği
görülmüştür. 05/05/2020 tarihli
bilirkişi heyet raporunda; dava konusu uyuşmazlıktaki ... isimli yazılım
programının FSEK m.2/1 kapsamında hususiyet taşıyan eser niteliğinde olduğu,
davacının mali hak sahibi sıfatıyla işbu davayı açma yetkisinin bulunduğu,
davalının bilgisayarlarında kurulu/yüklü olan ... yazılım programları ile
ilgili gerek keşif incelemesi esnasında gerek sonrasında davalı tarafça
herhangi bir fatura/belge sunulmadığı, tüm dosya kapsamında inceleme ve
değerlendirmeler sonucunda davalının 1 adet bilgisayarlarında tespit edilmiş
olan yazılım programlarının davalı tarafça lisanssız yani izinsiz
kullanıldığı, vaki durumun FSEK çerçevesinde çoğaltma hakkının ihlali olduğu,
davalı tarafa ait 1 adet bilgisayarda bahsi geçen ... 5.1 GİS yazılımın
kurulu ve çalışır durumda olduğu ve ilgili programın rayiç bedelinin
25.150,00 TL olduğu, FSEK 68 kapsamında 3 katı talebinin taktirinin mahkemeye
ait olduğu, belirtilmiştir. Bakırköy
C.başsavcılığının 2018/83109 soruşturma nolu dosyasında 19/10/2018 tarihinde
müşteki kurum ile şüpheli arasında ilgili yazılımın temini noktasında iki
tarafından bilgisi dahilinde bir süreç devam ederken müşteki tarafça tespit
işleminin gerçekleştiği, bu hali ile müştekinin olayda suç kastinin olmadığı,
taraflar arasındaki ihtilafın hukuki ihtilaf olduğu belirtilmek suretiyle
kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. 5846 sayılı FSEK'in 2/1.
maddesinde herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her
biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada
program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımlarının ilim ve
edebiyat eserleri sayılacağının belirtildiğini, aynı kanunun 68. maddesinde
izin alınmamış eser sahibinin sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği
bedelin veya emsal veya rayiç bedel itibariyle uğradığı zararın en çok üç kat
fazlasını isteyebileceği belirtildiği,
Bakırköy 1. FSHHM nin 2018/213 D.iş dosyasında aldırılan bilirkişi
raporunda 1 adet bilgisayarda tespit konusu ... 5.1 GIS adlı yazılım
programının yüklü ve kurulu olduğu ve lisanssız kullanıldığı tespit
edildiğinden ve mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda belirtilen tazminat
miktarının FSEK 68/1 e göre 3 katının talep edilebileceğini, taleple bağlı
kalınarak 24/01/2018 tarihinden itibaren
reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi dosya kapsamına
uygundur. TMK 50.mad. göre davalılardan ...'ın davalı şirketin yetkilisi
olduğu anlaşıldığından her ikisininde sorumlu olması sebebiyle husumet
itirazı yerinde görülmemiştir. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca;
tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine,
dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına
göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı
olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas
yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davalılar
vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi
gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna
varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı
üzere;1- Usûl ve yasaya uygun Bakırköy
1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 22/01/2021 tarih ve 2018/417 E.,
2021/22 K. sayılı kararına karşı davalılar vekili tarafından yapılan istinaf
talebinin reddedilmesine karar verilmiştir.
29/02/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/421 E: 2021/69 | Mimari
projenin FSEK kapsamında eser niteliği taşıyıp taşımadığı, bu projede ortak
eser sahipliğinin söz konusu olup olmadığı ile ortak eser sahipliğinde aktif
dava husumeti (FSEK m.10) | Dava, 5846 sayılı FSEK hükümleri uyarınca eser sahipliğinin
tespiti ve kullanımdan kaynaklı maddi tazminat talebine ilişkindir. ... A.Ş
tarafından 08/11/2005 tarih-4623 sayılı yazı ile davacılardan 23 adet
iskeleye ait mimari proje fiyat teklifi verilmesi istenmiştir. Yapılacak
projelerin a)mimarı kesin proje, b)mimari uygulama projesi, c)mimari detaylar
ve uygulama projeleri şeklinde talep edilmiştir. Ekinde proje tipleri ve
yaklaşık maliyetleri gösteren tablosu bulunmakta olup davacı taraf mimari
proje hizmet bedelleri olarak bu işlerin tamamına 1.305.626 TL üzerinden %40
tenzilat uygulayarak 783.376 TL fiyat teklifi verdiğini gösterir yazı
bulunmaktadır. 22/02/2006 tarih 373 nolu ile ... verildiği anlaşılan yazıda
Bakırköy Cezayirli Haşan Paşa İskelesi mimari tatbikat projelerinin teslim
edildiği, Bostancı Uluğ Bey İskelesi mimari avan projelerinin teslim
edildiği, Beşiktaş Turgut Reis İskelesi inşaatının tamamlanıp hizmete
alındığı, Hasköy Piri Mehmet Paşa İskelesi'nin kurum tarafından ihaleye çıkartıldığı,
Sirkeci Oruç Reis İskelesi'nin kurum tarafından ihaleye çıkartıldığı,
Beşiktaş Barboros Hayrettin Paşa İskelesinin inşaatın tamamlanıp hizmete
alındığı, Kabataş Piri Reis İskelesi avan projelerinin hazırlanmış olup
yakında teslim edileceği, talep yazısında belirtilen TİB B-TİB B2-TİB C
projelerinin çok kısa zamanda teslim edileceği, Eminönü İskeleleri avan
projelerinin devam ettiği davacının kuruma yazdığı yazı ile ifade edilmiş,
dilekçelerinde yazan bedel üzerinden %40 tenzilat düşülerek işlem yapılması
istenmiştir. 27/02/2006 tarih ... no ile ...'ya verilen yazıda Hasköy Piri
Mehmet Paşa İskelesi (TİB B) 1. tekrar proje bedeli %40 tenzilat düşülerek
9.895,50 TL+KDV bedel üzerinden işlem yapılması talep edilmiştir.27/02/2006
tarih 406 no ile ...'ya verilen yazıda Sütlüce Silahtarağa İskelesi (TİB B)
1, tekrar proje bedeli %40 tenzilat düşülerek 4.948,20 TL+KDV bedel üzerinden
işlem yapılması talep edilmiştir.23/03/2006 tarih ... no ile ... evrak kayıta
verilen yazı ekinde bir kısım projelerin teslim edildiği bir kısım
projelerinde çalışmalarının devam ettiği bildirilmiştir. Bakırköy Cezayirli
Hasan Paşa İskelesinin mimari tatbikat projeleri, montaj projeleri, Bostancı
Uluğ Bey İskelesi avan projeden isteğe göre değişiklik yapılıp tatbikat
projesinin hazırlandığı, montaj projelerinin kurumun gözden geçirdikten sonra
verileceği, Kabataş Piri Reis İskeleleri açıklama kısmında iskeleler ve civan
kentsel dönüşüm projesi kapsamında civarının düzenlenmesinin yer aldığı bu
yüzden keşif özeti dışında tutulduğu, Eminönü iskeleleri projelerinin öne
alınıp sökülebilir tarzda projelendirildiği, devam eden projeler sayılmış,
projelerin 6 takım halinde takdim edildiği belirtilmiştir.12/04/2006 tarih
... ... AŞ. başlıklı konusu Bostancı ve Eminönü projeleri olan ... ve ...'a
hitaben yazılan yazıda; bünyelerinde yapmış oldukları toplantıda belirtilen
husularda değişiklik yapılması gerektiği, Bostancı İskelesi için ayrı bir
enspektörlük binasına ihtiyaç olduğu, altyapı ve elektrik projelerinînde
çizilmesi, ayrıca görüşlerinin alınmadan hiçbir projenin tatbik edilmemesi
hususu belirtilmiştir. 25/04/2006 tarih ... nolu ... evrak kayıt kısmına
verilen yazıda ...'nun ... sayılı yazıma cevap verilmiş, tadilatlı projelerin
tamamlandığında teslim edileceği, daha önce vermiş oldukları projelere ek
olarak gösterilen projelerin bedelleri taraflarından ödenerek hazırlattırılıp
sunulduğu bildirilmiştir. Bostancı Uluğbey İskelesi, Eminönü İskeleleri,
Bakırköy Cezayirli Hasan Paşa İskelesi'ne ait statik-dinamik projeleri,
elektrik tesisatı projesi, merkanik tesisatı projesi dosyaya
sunulmuştur.22/06/2006 tarih ve ... no ile ...'ya verilen yazıda idarece
istenen avan pojelerin şimdiye kadar aşama aşama verildiği, bunlara ait
mimari projeler, statik-dinamik proje, elektrik, tesisat ve mekanik
projelerin kuruma teslim edildiği, bu projelerin uygulanmak üzere İBB Fen
İşleri Daire Başkanlığı Yapı İşleri Müdürlüğü tarafından 30/05/2006 tarih ve
371 sayılı karar ile ... Malz. Ltd. Şti'ne ihale edildiği, imalatı tamamlanmış
Bakırköy Cezayirli Hasan Paşa iskelesinin proje bedelleri 168.761 TL olarak
gösterilmiş, bu bedelin ödenmesi istenmiştir. Proje listesi; Bakırköy
Cezayirli Hasan Paşa İskelesi, Bostancı Uluğ Bey İskelesi, Maltepe İskelesi,
Eminönü Evliya Çelebi İskelesi, Eminönü Dede Korkut İskelesi, Eminönü Hızır
Reis İskelesi, Sirkeci Oruç Reis İskelesi şeklindedir. 11/12/2006 tarih ...
no ile ...'ya verilen yazıda 8 adet iskeleye ait projelerin ilgili yazılar
ile ...'ya teslim edildiği, bu projelerin kurum tarafından onaylanarak İBB
Fen İşleri Daire Başkanlığı Yapı İşleri Müdürlüğüne gönderilip yapım işinin
İBB tarafından ihale edildiği, bunlardan sadece TİP-B'nin 2 tekrarlı proje
bedeli ödenip diğerlerinin ödenmediği, ödenmeyen proje bedellerinin
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı proje ve mühendislik hizmetleri şartnamesine
göre %40 tenzilatla hesap edilerek kendilerine ödenmesini
istemişlerdir.22/12/2012 tarih ... no ile ...'ya verilen yazıda ...'nun
projeleri yazı ile onaylamasına rağmen müteahhit firmanın projelerin üzerinde
İBB'nin onayı olmadığından projelerin antetlerinin İBB formatında yeniden
düzenlenerek ...'ya onaylatılmasını talep ettiğinden bu şekilde yeniden
düzenlenerek onaylanmak ve onaylandıktan sonra Yapı İşleri Müdürlüğüne
sunulmak üzere kuruma sunulduğu bildirilmiştir. ... tarafından hazırlanan
281-195 sayı nolu 31/12/2006 tarihli cari hesap bakiyesi konulu ... hitaben
yazılan yazıda muhataplarının cari hesap bakiyelerinin 0 olduğu bildrilmiş
bakiyede mutabik değil iseler hesap ekstresi gönderilmesi
istenmiştir.09/01/2007 tarih 4-100 sayılı ... tarafından ... cevaben yazıda
sayılı İBB Yapı İşleri Müdürlüğü tarafından 30/05/2006 tarih ve 371 sayılı
karara istinaden ihale edilen ve yapımı devam eden Eminönü İskelesi, Bostancı
İskelesi ve yapımı devam eden Bakırköy İskelelerine ait şirketlerinin uygun
görüşü istendiği, bu iskelelerin mülkiyetinin İBB'nin olduğu, işletilmesinin
kendileri tarafından yapıldığı, bu iskelelerin yeniden projelendirilerek
yapılmasının Büyükşehirin tasarrufunda olduğu, proje onaylarınında Büyükşehir
Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü tarafından yapıldığı, kendileri tarafından
uygulanan projelere ilişkin görüş ve önerilerinin gerektiğinde bu müdürlüğe
ilettiğinden ilgili projelerin Büyükşehir Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğüne
iletilmesi istenmiştir.12/03/2007 tarih ... nolu ...'ya verilen yazıda, ...
tarafından iskelelerin yeniden projelendirilerek yapımının Büyükşehir
Belediyesi tarafından yapılmaktadır
denildiği, ancak bugüne kadar belediyenin kendilerine böyle bir talepte
bulunmadığını, genel müdürlüğü (...) tarafından bu projelerin talep edildiği,
yapıldığı, müdürlük tarafından
Büyükşehir Belediyesine gönderildiği, Büyükşehir Belediyesinin bu projeleri
ihale ettiği, bir kısmının açılışının bile yapıldığı, bu yüzden hesap
mutabakatında olmadıklarını bildirmişlerdir. Dava dilekçesine ekli 31/07/2006
tarihli fotoğrafta inşaat tabelasının en üst kısmında işi yaptıran İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı, işin adı Bakırköy, Eminönü, Bostancı, Maltepe
... İskeleleri inşaat, kontrol Fen İşleri Dairesi Başkanlığı Yapı İşleri
Müdürlüğü, mimari proje ... olarak gösterilmiş ayrıca müteahhit firmanın ismi
belirtilmiştir. Sonraki fotoğrafta bir kaiidee üzerine çakılan plaket
üzerinde Cezayirli Haşan Paşa Vapur İskelesi yazısı altında ... ismi
bulunmaktadır.İlk Derece Mahkemesince alınan 09/08/2017 havale tarihli
raporda bilirkişiler, dava konusu iskele projelerinin kendisinin FSEK 2
anlamında ilim ve edebiyat eseri, gerekse projelerin uygulandığı iskele
yapılarının FSEK 4 anlamında mimari eser olduğu, davacının FSEK m.11'deki
karine çerçevesinde dava konusu projenin dava dışı ... ile birlikte eser
sahibi olduğu ve işbu davayı açma ehliyetinin olduğu, davacı ve diğer eser
sahibin davalıya davaya konu projeleri yapıp teslim ettiği sonucuna
varılabileceği, bununla birlikte gerek hesaplama yönünden gerekse hangi
iskele projesinin avam proje aşamasında kaldığı hangilerinin onaylanıp
uygulandığının net tespiti açısından davaya konu olan iskelelerin onaylı
projelerinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Yapı İşleri
Müdürlüğünden celbinden sonra yerinde inceleme de yapılmak suretiyle
değerlendirilmesinin uygun olacağı, hususlarında görüş bildirmişlerdir. İlk
Derece Mahkemesince alınan 15/02/2019 havale tarihli ek raporda bilirkişiler;
dava konusu iskele projelerinin kendisinin FSEK 2 anlamında ilim ve edebiyat
eseri, gerekse projelerin uygulandığı iskele yapılarının FSEK 4 anlamında
mimari eser olduğu, davacının FSEK m.11'deki karine çerçevesinde dava konusu
projenin dava dışı ... ile birlikte eser sahibi olduğu ve işbu davayı açma
ehliyetinin olduğu, davacının 783.376,00 TL'den 17.127,69 TL düşüldüğünde
kalan 766.249,00 TL'nin kendi payına düşen yarı bedeli olan 383.125 TL'yi
talep hakkının bulunduğu, davacının FSEK 15/2 çerçevesinde inşa edilen
iskelelerin görünür yerlerine müvekkilinin ve diğer eser sahibinin ismini
eser sahibi olarak işlenmesini talebinin mahkemenin takdirinde olmak kaydıyla
yerinde olduğu, hususlarında görüş ve kanaat bildirmişlerdir. İlk Derece
Mahkemesince alınan 06/12/2019 havale tarihli ikinci ek raporda
bilirkişilerin, dava konusu iskele projelerinin kendisinin FSEK 2 anlamında
ilim ve edebiyat eseri olduğu ancak, projelerin uygulandığı iskele
yapılarının FSEK 4 anlamında mimari eser olmadığı, davacının FSEK m.11'deki
karine çerçevesinde dava konusu projenin dava dışı ... ile birlikte eser
sahibi olduğu ve işbu davayı açma ehliyetinin olduğu, davacının 783.376,00
TL'den 17.127,69 TL düşüldüğünde kalan 766.249,00 TL'den dışlanan proje
bedelleri olan 15.393 TL ve 18.555 TL düşüldüğünde kalan bedel 732.301,00
TL'den kendi payına düşen yarı bedeli olan 366.151,00 TL'yi talep hakkının
bulunduğu, davacının FSEK 15/2 çerçevesinde inşa edilen iskelelerin görünür
yerlerine müvekkilinin ve diğer eser sahibinin ismini eser sahibi alarak
işlenmesini talebinin mahkemeye ait olmak kaydıyla yerinde olduğu,
hususlarında görüşlerini bildirdikleri anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki
uyuşmazlıkta, dava konusu iskele projelerinin kendisinin FSEK 2 anlamında
ilim ve edebiyat eseri konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, dava konusu projede
davacının dava dışı ... ile birlikte eser sahibi olduğu, birden fazla kişinin
aynı eserin sahibi olması halinde 5846
sayılı FSEK’in 10. maddesi “Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda
getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda
getirenlerin birliğidir. Birliğe adi şirket hakkındaki hükümler uygulanır.
Eser sahiplerinden biri, birlikte yapılacak bir muameleye muhik bir sebep
olmaksızın müsaade etmezse, bu müsaade mahkemece verilebilir. Eser
sahiplerinden her biri, birlik menfaatlerine tecavüz edildiği takdirde tek
başına hareket edebilir. Bir eserin vücuda getirilmesinde yapılan teknik
hizmetler veya teferruata ait yardımlar, iştirake esas teşkil etmez. Birden
fazla kimsenin iştiraki ile vücuda getirilen eser, ayrılmaz bir bütün teşkil
ediyorsa bir sözleşmede veya hizmet şartlarında veya eser meydana
getirildiğinde yürürlükte olan herhangi bir yasada aksi öngörülmediği
takdirde birlikte eser üzerindeki haklar eser sahiplerini bir araya getiren
gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılır. Sinema eseri ile ilgili haklar
saklıdır.” hükmünü haiz olup, bu itibarla mahkemece, söz konusu eserlerin
sahibinin kim olduğunun belirlenmesinin yapıldığı ve davacı ile birlikte dava
dışı eser sahibinin birlikte eser sahipliğinin söz konusu olduğunun
tespitinin de yapıldığı, buna göre
davacının tek başına esere vaki tecavüzün önlenmesi ve tespitini talep etme
hakkı olmakla birlikte, tek başına tazminat talep etme hakkının bulunmadığı,
bu hakkın ancak diğer eser sahipleri tarafından davacıya verilecek bir
muvafakatname ile ya da eser sahipleri arasındaki adi ortaklık ilişkisini
temsil etmek üzere bir temsilci atanması sağlanmak suretiyle, bu temsilci
tarafından kullanılabileceği nazara alınarak davacı tarafa taraf teşkilinin
sağlanması açısından dava dışı ...'in davaya muvafakatinin sağlanması,
sağlanamaması halinde temsilci atanması için süre verilmesi, davalıların
husumet itirazlarının davdaki her bir talep yönünden ayrı ayrı incelenerek ve
bu hususun dava şartı olduğu gözetilerek bu konuda olumlu olumsuz bir karar
verilmesi, sair istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin, ilk derece
mahkemesince esasa münhasır
delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak
karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi
kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi
karşısında, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-4-6 maddesi
gereğince davalılar ve davacının istinaf başvurusunun sair sebepler
incelenmeksizin kabulüne karar verilmiştir.
29/02/2024 |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2024/329 E: 2022/42 | Dijital oyun fikri, oyun
senaryosu, karakterleri, çizimleri, tasarımları ve oyun kurgusuna ilişkin
hazırlık çalışmalarının FSEK kapsamında eser niteliğinde olup olmadığı | Davacı
vekili, müvekkilinin dijital oyun yaratımı ve geliştirimi konusunda uğraş
gösterdiğini, bir bilgisayar oyununun sadece kod yazılımından oluşmadığını,
oyun, senaryo, karakter, ön çizim ve hazırlık aşamaları dahil birçok süreçten
geçtiğini, müvekkilinin 2019 yılında bir dijital oyun fikri ortaya
çıkardığını ve o yılın büyük bir diliminde bu dijital oyunun geliştirilmesi
ve tasarısı ile uğraştığını, oyunun kaba çizimlerini, oyunun seviye
atlamalarını, karakterlerini, hitap edeceği kitleyi ve bu kitlenin oyun
içindeki görevlerini, görselleri, mekanları tamamladığını, geriye yalnızca
yazılım ve kodlamanın kaldığını, müvekkilinin, bu fikrini davalı şirket
bünyesinde çalışan ... ile paylaştığını, WhatsApp üzerinden görüştüğünü,
müvekkilinin, oyunun hikayesini, senaryosunu, seviyelerini, çizimlerini,
tasarımlarını ve bir oyunun geliştirme aşamasında gerekli olan yazılım ve
kodlama haricindeki tüm bilgileri ...’na aktardığını, bu sürecin üzerine
davalı şirket tarafından oyunun “...” ismi ile piyasaya çıkarıldığını, oyunun
müvekkiline ait oyun fikri ile ayniyet derecesinde benzer olduğunu ileri
sürerek davalı tarafından ... markete sürülen “...” adlı oyun üzerinde
herhangi bir değişiklik yapılmasının önlenmesine, oyunun ve üzerindeki hakların muhafaza
altına alınmasına ve üçüncü kişilere devrinin engellenmesine, oyun üzerinden
şimdiye kadar elde edilen gelirlere el konulmasına ilişkin ivedilikle ve
teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine, 5846 sayılı Fikir ve
Sanat Eserleri Kanunu uyarınca, tecavüzün tespiti ve ref’i ile müvekkil
davalı tarafla ile bir sözleşme yapmış olsaydı isteyebileceği bedelin veya iş
bu haklarının tespit edilecek rayiç
bedelinin üç kat fazlasının müvekkile ödenmesine, söz konusu oyun kapsamında
elde edilen ve elde edilmesi muhtemel kazancın müvekkilin payına düşen
kısmının hesaplanarak ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 17/03/2021 tarihli
dilekçesinde, elde edilen kârın iadesi ve telif tazminatı istemlerini
belirsiz alacak olarak talep ettiklerini, alacağın tam ve kesin tutarının
mahkeme tarafından bilirkişi aracılığıyla tespit edildiğinde iddianın
genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın arttırılmak üzere şimdilik 1.000,00
TL olarak bu alacakların talep edildiğini beyan etmiştir.Davalı vekili,
davacının ticari davalarda zorunlu arabuluculuk dava şartını tamamlamadan
eldeki davayı açtığını, “...” isimli oyunun fikrinin müvekkili şirket
yetkilisi ...’e ait olduğunu ve onun emek ve çalışmaları sonucu meydana
geldiğini, davaya konu oyunların birbirlerinden farklı olduğunu, davacının
eser sahipliğini yaklaşık olarak dahi kanıtlayamadığını, davacının kendine
ait olduğunu iddia ettiği oyun fikrinin eser olma şartlarını taşımadığını, özgünlük ve yenilik
unsurlarından yoksun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini
istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı ile 03/02/2021 ve
02/07/2021 havale tarihli bilirkişi raporları uyarınca, her ne kadar davacıya
ait dokümanların ilim ve edebiyat eseri vasfı bulunsa da, davalıya ait
"..." isimli oyunun hikâyesi, senaryosu, seviyeleri, çizimleri,
tasarımları ve bir oyunun geliştirme aşamasında gerekli olan yazılım ve
kodlama haricindeki tüm bilgilerin, davacıya ait ilim ve edebiyat eserinden
alıntılanarak oluşturulduğunun söylenemeyeceği, başka bir deyişle, davacı
eserinin, sahibinin hususiyetini yansıtan üslubunun, dava konusu oyunun
hikâyesi, senaryosu, seviyeleri, çizimleri, tasarımları ve bir oyunun
geliştirme aşamasında gerekli olan yazılım ve kodlama haricindeki tüm
bilgileri içinde bulunmadığı, benzerlik arz eden hususların, hususiyet arz
etmeyen, piyasada başka teşebbüslerce de kullanılagelen, mutad hale gelmiş
görsel ve tasarımlar olduğu, davalıya ait "..." oyunun hikâyesi,
senaryosu, seviyeleri, çizimleri, tasarımları ve bir oyunun geliştirme
aşamasında gerekli olan yazılım ve kodlama haricindeki tüm bilgilerin,
davacıya ait eser sahipliğinden kaynaklı mali/manevi hakları ihlal etmediği
gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF
SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin hazırlık
aşamasında sadece, dijital oyun sektöründe faaliyet gösteren ve davalı bünyesinde çalışan ... ile, kendi
geliştirdiği oyun fikrini paylaştığını, davalı bünyesinde çalışan bir
personel ile paylaşılan bilgilerin akabinde müvekkiline ait oyunun uygulamaya
konulması karşısında oyun fikrinden faydalanılmadığının ileri sürülmesinin
mantık kurallarına ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bilirkişi
raporunun hüküm kurmaya yeterli ve elverişli bulunmadığını, dava konusu
oyunun tema ve ürünlerinin, müvekkilinin çizimlerinden farklı olduğu
iddialarının tamamen temelsiz olduğunu, benzerliklerin, inceleme ve
değerlendirmeye alınmadığını, dava konusu oyunun, müvekkilinin fikrinden ve
çizimlerinden doğduğunu, bilirkişi, raporunda teknik değerlendirmeler dışında
hukuki değerlendirmelerde bulunulamayacağını, çelişkili bir rapor
hazırlandığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını,
davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Yapılan istinaf incelemsi sonucunda dosya
kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate
alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas
yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları
ile davalıya ait "..." isimli oyunun hikâyesi, senaryosu,
seviyeleri, çizimleri, tasarımları ve bir oyunun geliştirme aşamasında
gerekli olan yazılım ve kodlama haricindeki tüm bilgilerin, davacıya ait ilim
ve edebiyat eserinden alıntılanarak oluşturulduğunun söylenemeyeceğinin, zira
benzerlik arz eden hususların, hususiyet arz etmeyen, piyasada başka
teşebbüslerce de kullanılagelen, mutad hale gelmiş görsel ve tasarımlar
olduğunun belirlendiği, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının hüküm
kurmaya ve izlemeye elverişli olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf
başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir. 23/02/2024 |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2024/296 E:2023/1276 | Mimari projenin
ugulanması suretiyle çoğaltma hakkının ihlali iddiası | Davacı tarafça, eser sahibi olduğu mimari projenin, izinsiz
olarak ve bedeli ödenmeksizin davalı tarafından ... ... kampüsünde inşa
edilen camide uygulandığı ve bu suretle eser sahipliğinden kaynaklanan mali
ve manevi hakların ihlal edildiği ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince de
... ...’te inşa edilen caminin mimari projesinin, 5846 sayılı FSEK’in 2/3.
maddesi bağlamında ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bulunduğu, eser
sahibinin davacı ... olduğu, eserin mali hakları kullanma yetkisinin dava
dışı ...’na ait bulunduğu, incelemeye konu camilerin tıpatıp benzemediği
ancak genel dış görünüş olarak ve özellikle pencerelerden kaynaklı görsel bir
benzerlik bulunduğu, davaya konu ... ... ...’nin tüm proje olmasa dahi dış
görsel olarak davacının eser sahibi olduğu projenin caminin dış görünümüne
ilişkin çizimleri ile benzerlik taşıdığı, davacının mali hakların ihlaline
yönelik olarak kendi adına tazminat talep edemeyeceği, davacının aktif dava
ehliyetinin bulunmadığı, davaya konu projenin belirli bir bedel karşılığında
dava dışı ... adına hazırlanması karşısında mali hakları kullanma yetkisinin
anılan vakfa ait olduğu, mali hakların ihlali sebebiyle tazminatı da bu
vakfın talep edebileceği, ... ... ... projesinde davacıya proje müellifi
ve/veya başkaca bir biçimde herhangi bir atıfta bulunulmadığı, proje ile
ilgili olarak herhangi bir izin alınmadığı, bu sebeple yapılan eylemin, eser
sahibi davacının umuma arz salahiyeti ve adın belirtilmesi salahiyetinin
ihlali anlamına geldiği gerekçesiyle, yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. ...
...'te inşa edilen caminin mimari projesinin davacı tarafından hazırlandığı
dosya kapsamı ile sabit olduğu gibi bu husus ilk derece mahkemesinin de
kabulündedir. Ancak mahkemece, davaya konu projenin belirli bir bedel karşılığında
dava dışı ... adına hazırlanması karşısında mali hakları kullanma yetkisinin
anılan vakfa ait olduğu kabul edilerek, maddi tazminat talebi aktif dava
ehliyeti yokluğu nedeniyle reddedilmiştir.
Somut olayda da, davacı tarafından hazırlanan mimari projenin ilim ve
edebiyat eseri niteliğinde bulunduğu, buna karşılık projenin uygulanması ile
ortaya çıkan yapının ise güzel sanat eseri niteliğinde olmadığı ilk derece
mahkemesince tespit edilmiş olup, mahkemenin bu tespitlerinde bir
isabetsizlik bulunmamaktadır. Buna göre, davacıya ait mimari projenin
uygulanması suretiyle ortaya çıkan yapı, güzel sanat eseri niteliğinde
bulunmadığından, davacının bu yapı üzerinde FSEK'ten kaynaklanan bir hakkı
yoktur. O halde, somut uyuşmazlıkta FSEK anlamında bir ihlalden söz edebilmek
için, davacının eser sahibi olduğu mimari projenin, izinsiz olarak
uygulandığı ya da bu projeden faydalanılarak yeni bir proje hazırlandığının
ispat edilmesi gerekmektedir.İlk derece mahkemesince, incelemeye konu
camilerin tıpatıp benzemediği ancak genel dış görünüş olarak ve özellikle
pencerelerden kaynaklı görsel bir benzerlik bulunduğu, dünya genelinde ...
projelerinin tamamının tıpatıp aynı olmadığı, temelde ortak özellikler
barındırsa da birbirinden farklı projelerin de bulunduğu, davaya konu ... ...
...’nin tüm proje olmasa dahi dış görsel olarak davacının eser sahibi olduğu
projenin caminin dış görünümüne ilişkin çizimleri ile benzerlik taşıdığı
kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de bu değerlendirme yukarıda açıklanan
ilkeler ile uyuşmadığından, Dairemizce yerinde görülmemiştir. Çünkü,
belirtildiği üzere davacının eser sahipliği mimari proje üzerinde doğmuş
olup, güzel sanat eseri vasfı olmayan yapı üzerinde davacının bir hakkı
bulunmamaktadır. Buna rağmen mahkemece, mimari projelerin uygulanması
suretiyle ortaya çıkan binaların görünümünden hareketle değerlendirme
yapılmıştır. Bu itibarla, davacının eser sahibi olduğu mimari proje
üzerindeki haklarının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için Dairemizce
HMK'nın 356. Maddesi uyarınca duruşma açılmış, davacının üzerinde hak sahibi
olduğunu iddia ettiği ... ... mimari projesi ile ... ... camiinin mimari
projesi arasındaki benzerliklerin ve farklılıkların neler olduğu, dava konusu
... projesinin, davacının hak sahibi olduğunu iddia ettiği mimari projeden
alıntı suretiyle oluşturulup oluşturulmadığı, davacının eser sahipliğinden
kaynaklanan mali ve manevi haklarının ihlal edilip edilmediği hususlarında
bilirkişi raporu aldırılmıştır. 27.12.2023 tarihli bilirkişi heyeti
raporunda, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 22.12.2021 tarihli
bilirkişi raporunda, incelemeye konu camilerin tıpa tıp benzemediğinin ancak
görsellere göre genel dış görünüş olarak ve özellikle pencerelerden kaynaklı
görsel bir benzerlik bulunduğunun bildirildiği, bilirkişi heyetinin davaya
konu edilen projeler yerine ortada var olan ... kütlelerinin görsellerine
bakarak bir değerlendirme yaptıkları, projeler üzerinde yorum ve
değerlendirme yapmadıkları, dosyaya kazandırılan mimari projeler
karşılaştırıldığında, projelerin cizim tekniği-yazı biçimi şeklinde birbirine
benzemediği, birisinin 1/200 ölçekli ... proje, diğerinin 1/100 ölçekli
uygulama projesi olduğu, ... projede her an için caminin yapılacağı alandaki
olumlu değişikler üzerine değişik tasarımların projelendirilebileceği (örnek
davacı yanın sunduğu 2 ayrı ...
vaziyet planında daha sonradan süs havuzunun tasarlanmış olması gibi),
bu projelerin vaziyet planı ve kat
planı bazında kesit bazında birbirine
benzemediği, ancak cephe görüntüsü- cephe tasarımı bakımından
kubbe altı ışıklık ve silikon cephe giydirme bazında birbirine
benzediği, bununda özel bir tecrübeye dayalı olmadığı, her yerde karşılaşılan
bir uygulama olduğu, bu bağlamda bir değerlendirme yapıldığında, her iki
projenin birbirinin kopyası olduğundan
ya da ... ... ... camisinden/ bu camiye ait ... projeden esinlenilmiş olduğundan bahsedilemeyeceği,
davaya konu edilen her iki ... projesinde sadece kubbe altı ışıklandırma
pencerelerinde bir benzerlik olduğu,
bunun da özel bir tecrübe gerektirmediği, her yerde
karşılaşılabilecek ... içini
ışıklandırma amaçlı bir tasarım
olduğu, iki katlı Üniversite camisinde alt katta bay-bayan lavabo ve tuvalet tasarlandığı, yüksek
avlu ve ... içinde engelli asansörü planlandığı, ... camisinin
tek katlı olduğu, lavabo ve tuvalet düşünülmediği, caminin doğu-batı
kesimlerinde caminin görsel al benisi
için revak ve yeşil alan düşünüldüğü, daha sonra ikinci vaziyet planına göre
bunlara ek olarak süs havuzu tasarlandığı, bu farklıklara istinaden
Üniversite kampüsündeki ... projesinin ...-... ... ... ... ... projesinin
kopyası olduğu, bu ... projesinden alıntı yapıldığı şeklinde bir kanaate
varılamayacağı, diğer bir deyişle davacının hak sahibi olduğunu iddia ettiği
mimari projeden alıntı sureti ile Üniversite kampüs ... projesinin oluşturulmadığı, davacı yanın eser
sahipliğinden kaynaklanan haklarının ihlal edilmediği açıklanmıştır.
19.04.2021 tarihli rapordaki "Teknik inceleme başlıklı bölümde
heyetimizin mimar üyesi tarafından yapılan değerlendirmeler uyarınca; ... ...
... projesi ile davacıya ait ... ... projesi arasında kısmi benzerlikler olsa
da; bu benzerliklerin davacıya ait mimari projenin izinsiz kopyalandığı ya da
çoğaltıldığını ortaya koymak için yeterli olmadığı, ... projelerinin
ülkemizde genel olarak aynı olduğu, projelerin fonksiyon ve eklenti
detaylarının birbirinden tamamen farklı olduğu", 13.12.2021 tarihli
rapordaki "Sonuç olarak incelemeye konu camilerin tıpatıp benzemediği
ancak aşağıda görselleri sunulduğu üzere genel dış görünüş olarak ve
özellikle pencerelerden kaynaklı görsel bir benzerlik bulunduğu kanaatine
varılmıştır.", 15.03.2022 tarihli ek rapordaki "Sonuç olarak, ...
... ile ... projeler arasında önemli benzerlikler olduğu tespit edilmiştir.
Bunun yanı sıra söz konusu bu projelerin ... ... ... ile de kısmi
benzerliklerinin olduğu ama bu benzerliklerin projenin tamamen kopyalandığı
ya da çoğaltıldığının tespiti için yeterli düzeyde olmadığı, kök raporumuzda
görselleri sunulduğu üzere genel dış görünüş olarak ve özellikle pencere
dizaynlarından kaynaklı görsel bir benzerlik bulunduğu kanaatine varıldığı
ifade edilmiştir. Bu halde davacının ... ...'te inşa edilen ...
projesinin sahibi olduğu, bu eserle ilgili mali hakları kullanma yetkisinin
de kendisine ait bulunduğu, zira bu hakların FSEK'in 52. Maddesine uygun
şekilde bir devri olmadığı gibi FSEK'in 10/4 ve 18/2 maddeleri şartlarının da
somut olayda gerçekleşmediği, davacıya ait mimari projenin uygulanması
suretiyle ... ...'te yapılan yapının güzel sanat eseri niteliğinde
bulunmadığı, dolayısıyla yapı üzerinde davacının FSEK'ten kaynaklanan bir
hakkının olmadığı, davacının eser sahipliğinin, yalnızca hazırladığı mimari
proje üzerinde bulunduğu, bu projenin uygulandığının ya da bu projeden
faydalanılarak yeni bir proje hazırlandığının da dosya kapsamında ispat
edilemediği, mimari projelerin uygulanması suretiyle ortaya çıkan yapılar
arasında genel dış görünüş ve özellikle pencerelerden kaynaklı görsel bir
benzerlik bulunmasının, davacının mimari proje üzerinde sahip olduğu hakların
ihlali anlamına gelmeyeceği anlaşıldığından, davanın reddine karar
verilmiştir. 21/02/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/276 E: 2020/2478 | Belgesel
filmden alınan bazı görüntülerin, YouTube ve sosyal medya ortamında izinsiz
olarak kullanıldığı iddiasıyla, 5846 sayılı FSEK uyarınca tecavüzün tespiti
ile 3 kat telif tazminatı ve manevi tazminat talebi | Dava, eser sahipliğinden kaynaklan hakların ihlal edildiğinin
tespiti, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.13.11.2017 tarihli
bilirkişi raporunda özetle;"...Yapılan incelemelerde davacı ...
tarafından üretilen "Şehr-İstanbul-Renklerin Diyarı" isimli
belgeselin özgün eser sayılacağı ve 5846 sayılı FSEK’in koruması altında
olduğunu, Söz konusu davacıya ait olup 5846 sayılı FSEK’e göre eser sayılan
"..." isimli belgeselden kullanıldığı iddia edilen, Boğaz ve
Boğaziçi, İş Kuleleri ve Sabancı Holding, Çamlıca tepesinden genel İstanbul,
Ayasofya ve sarı laleler, Ortaköy
Camii, Boğaziçi Köprüsü ve gün
doğumu, Kızkulesi ve martılar, Rumeli
Hisan ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Zorlu Center gece inşaat görüntüsünün
bulunduğu görsel malzemelerin davalıya ait ‘’https://www.....com/...”isimli
linkte kullanılıp kullanılmadığının tespitinin tam olarak yapılamadığı, işbu
linkte kullanılan videoların kesin olarak davacıya ait olup olmadığının
tespit edilemediği, esasen dava dosyasında böyle bir delilinde yer almadığı,
dava konusu edilen "https://www.....com/...." isimli linkin,
youtube üzerinde açılan
"https://web.archive.org/web/20141102022443/http://www.youtube.com/user/...am"
web sitesinde mevcut olduğu, geçmiş dönemlerde kullanıldığı ancak daha sonra
gerek web sitesinden gerekse youtube üzerinden silindiği, ancak silinen
videolara ait bilgilerin youtube'dan normal yollardan temin edilemeyeceği,
hukuki yollar kullanılarak merkezi ABD'de olan youtube firmasından temin
edilebileceği, bu konuda müzekkere yazılarak sorulması takdirinin Mahkeme’ye
ait olduğu, davacının iddiasının
Mahkeme’nin kabulü halinde;"Şehr-i İstanbul-Renklerin Diyarı”
isimli belgeselden kullanıldığı iddia edilen, Boğaz ve Boğaziçi, İş Kuleleri
ve Sabancı Holding, Çamlıca tepesinden genel İstanbul, Avasofya ve sarı
laleler, Ortaköy Camii, Boğaziçi Köprüsü ve gün doğumu, Kızkulesi ve martılar, Rumeli Hisan ve
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve ... gece inşaat görüntülü görsel malzemelerin
davalıya ait https://...com/... isimli linkte kullanıldığı mali yönden
yapılan değerlendirme sonucunda ise; davacının davalıdan izinsiz kullanılan 8
adet görsele dair rayiç bedel üzerinden hesaplanan 60.460,80-TL telif
ücretinin FSEK’in 68. Md.si uyarınca talep edebileceği 3 katı olan
181.382,40-TL tutarında maddi tazminat talebinde bulunabileceği, davacı
tarafın 50.000,00.-TL manevi tazminat talebinin takdirinin mahkemeye ait
olduğu..." sonuç ve kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır. Mahkemece
...(... INC)'e müzekkere yazılarak
"...-2013 TGSD Tanıtım 2" isimli videonun
"https://www.....com/..." linki ve dava dilekçesi ile birlikte
sunulan ekran görüntüsü de dikkate alınarak, Youtube hesabını oluşturan
bilgisayarın IP numarası, dava konusu Youtube videosunun yüklendiği
bilgisayarın IP numarası, dava konusu ... videosunu silen bilgisayarın IP
numurası, dava konusu silinen ....videosunun orijinalinin temini ile bu
videonun yüklenme ve silinme tarihlerinin tespit edilmesi istenilmiş olup;
Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı Hukuk Departmanı Uluslararası
Adli Yardım Bürosunca gönderilen cevabi yazıda ... Şirketi'nin bahsi geçen
talepte yer alan bilgilerle alakalı herhangi bir cevabi bilgi ve kayda
ulaşmadığının bildirildiği görülmüştür. Dosya kapsamında yapılan incelemede
davacı taraf, üzerinde hak sahibi olduğu "...” isimli belgeselden belli
kesitlerin, davalı tarafça sosyal medyada kullanıldığı iddiası ile davayı
açmış olup, geçmiş dönemlerde
kullanıldığının ve silindiğinin tespitinin yapılması için dosya bilirkişiye
tevdi edilmiş ancak bilirkişiler tarafından hazırlanan raporda görsel
malzemelerin davalıya ait ‘’https://www.....com/...”isimli linkte kullanılıp
kullanılmadığının tespitinin tam olarak yapılamadığı, işbu linkte kullanılan
videoların kesin olarak davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediğinin
beyan edildiği beyan edilmiş ise de, raporda davacı tarafça sunulan
kayıtların da incelenmediği, davacı vekilinin sunduğu noter e-tespit
tutanakları karar tarihinden sonra olup dikkate alınamayacağı anlaşılıyorsa
da, davacı tarafça sunulan CD ve flash bellek kayıtlarının incelenmesi
gerektiği, varsa videoların yüklenme tarihi, tarih bilgisinin güvenilir olup
olmadığı, değiştirilip değiştirilemeyeceği de değerlendirilerek, ilgili
videoların yayınlandığı kanalın davalı tarafa ait olup olmadığının da
tespitinin yapılması gerekmekte olup, açıklanan nedenlerle, somut
uyuşmazlığın çözümünde esasa etkili olan yukarıdaki hususların
değerlendirilmediği anlaşıldığından, Dairemizce davacı vekilinin istinaf
itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince ilk derece
mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 15/02/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/306 E: 2021/139 | Çeviri
eser üzerindeki mali hakların çevirmende mi yoksa sözleşme gereği dava dışı
yayınevinde mi bulunduğu ve buna bağlı olarak çevirmenin aktif dava
ehliyetinin olup olmadığı | Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Merhum Prof.Dr. ...'in
"..." adlı Almanca orijinal eserin Türkçeye çevirisinin müvekkili
tarafından ... (...) ile yapılan sözleşme kapsamında yapıldığını, bu sözleşme
ile ...'nın yalnız kendisinin basım, çoğaltım, yayım ve dağıtımı hususunda
müvekkilinin muvafakatinin gerektiğini, müvekkilinin "çeviri eser
sahibi" olarak sahip olduğu mali hakların mutlak haklar nev'inde
olduğunu, kanunda muhteviyatı açıkça belirtilen bir devir sözleşmesine sahip
olmayan hiç kimsenin "çeviri telifin mali haklarını" bir başkasına
devredemeyeceğini, ...'nın da bu hakları devredemeyeceğini, davalı şirketin
çeviri eser sahibinin müvekkili olduğunu bilmesine rağmen müvekkili ile telif
konusunu görüşmediğini ve eserin ismini orijinalinden farklı olarak
"..." olarak belirlediğini, müvekkili ile hiçbir sözleşme
yapmadığını ve telif bedeli ödemediğini müvekkilinin mali haklarına haksız
tecavüzde bulunduğunu iddia ederek davalının müvekkilinin Almanca
orijinalinden Türkçe'ye yaptığı çeviri eserden izinsiz derleyerek ve eserin
ismini değiştirerek toplamda 3.500 adet baskı yapması nedeniyle müvekkilinin
çevirmen sıfatıyla teliften doğan mali haklarına tecavüzünden dolayı; 5846
sayılı yasanın 68.maddesi hükümlerine göre müvekkili için sözleşme yapılsaydı
hak edeceği telif bedelinin üç kat fazlası olan 966.000,00 TL'nin
arabuluculuk tutanağının tarihi olan
23/01/2019 tarihinden itibaren bu durum kabul görmez ise dava tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline talep ve dava
etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava açma hakkının olmadığını,
... ile davacının yaptığı sözleşmede tercümeye ilişkin hakların ...’ya ait
olduğunu, dava konusu kitabın 16/10/2009 tarihinde basıldığını, kitap
yayınlandığında kitabın yazarının bizzat katılımı ile Topkapı Sarayı
bahçesinde basın toplantısı düzenlendiğini, davacının haksız fiil iddiasına
dayalı kitabın yayınlandığını, yeni öğrendiği iddiasının yerinde olmadığını
belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; " Somut
olayda ... ile davacı arasında yapılan
25.11.2005 tarihli ÇEVİRMENLİK sözleşmesinin hukuki nitelemesi içerik olarak incelendiğinde Mali Hakların
tam ruhsat şeklinde Devri sözleşmesi niteliğindedir. Sözleşme hükümlerin
yorumunda taraflar arasındaki güven teorisi ön planda tutulmalı, prokol
hükümleri bir bütün olarak ele alınmalı,sonuçları da hem içerik hem muhteva
itibarıyla incelenmeli, sözleşme yorumu yapılırken irade beyanları arkasında
saklanabilen iç iradenin yorumundan sakınılmalı, hükümler dürüstlük kuralı
ilkesi de gözetilerek bir bütün halinde yorumlanmalıdır. Somut olayda da
davacı bir haktan vazgeçmeyi gerektiren beyanları okumuş olup, sözleşme hükümleri sarih olarak
düzenlendiğinden mahkememizce sözleşmeyi batıl kılacak bir hüküm bulunmadığı
gözetilmiş, sözleşmenin kurulduğu
aşamada ortaya konulan güven teorisine dayanan iradeler ön planda
tutulduğunda; dosyadaki deliller ile uyumlu, sözleşme hükümlerinin denetime
uygun olarak yorumlandığı hükme dayanak alınan rapor ile davacı ile ... (...)
arasında imzalanmış 27.11.2005 tarihli sözleşme hükümleri bir arada
incelendiğinde: sözleşmenin 6.maddesi gereğince davacının davaya konu
orijinal eseri sipariş sözleşmesi başka bir deyişle istisna akdi ile
Türkçe’ye çevirttiği ve tercümesi üzerindeki tüm mali hakları da ...’ya
devrettiği, dolayısıyla tercümeye ilişkin mali hakların ihlali
sebebiyle talepte bulunma hakkının davacıya değil sözleşmenin tarafı olan ve
mali hakları devr alan ...ne ait olacağı," gerekçesiyle davanın reddine," karar verilmiştir.
İSTİNAF: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... ile 2005
yılında bir sözleşme çerçevesinde; Çevirmen olarak “...” adlı Prof. Dr.
...’in bilimsel ve tarihi eserinin Almanca Orijinal dilinden Türkçe’ye
çevirisini bedeli mukabili yapmak üzere sözleşme çerçevesinde, işini yapıp
teslim ettiğini, davalı müvekkilinin bu tercüme ettiği eseri isim değişikliği
de yaparak kendisinden izinsiz basımını yaparak satışından haksız olarak
gelir elde ettiğini, bunun için dava açtıklarını, mahkeme haksız ve habersiz
korsan basımlara, yayımlara, korsanlara
hukuki koruma olacak nitelikte bir karar verdiğini, Dosyada bulunan
sözleşmede müvekkilinin çeviriye ilişkin mali haklarını ...‘ya basit ruhsat
ile devrettiğini, ... kendisinin her şekilde çoğaltabileceğini,
yayabileceğini fakat 3.kişilere bu sözleşmeye dayalı basım yayım hakkını
devredemeyeceğini, mahkemenin ruhsatı
tam ruhsat olarak yorumladığını, sözleşmenin mali hakları devreder nitelikte
olduğunu kabul ettiğini, dosyada alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu,
eksik inceleme ile karar verildiğini,
verilen kararının kaldırılmasını davasının kabulünü talep etmiştir.
İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü
uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu
düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava konusu;
"..." adlı Almanca orijinal eserin Türkçeye çevirisinin davacı
tarafından yapılmasına ve davalının çeviri eser sahibinin davacı olduğunu
bilmesine rağmen eserin ismini orijinalinden farklı olarak "..."
olarak belirlendiğini, davacıya telif bedeli ödenmediği, davacının mali
haklarına haksız tecavüzde bulunduğu iddiasıyla davalının, davacının Almanca
orijinalinden Türkçe'ye yaptığı çeviri eserden izinsiz derleyerek ve eserin
ismini değiştirerek toplamda 3.500 adet baskı yapması nedeniyle davacının
çevirmen sıfatıyla teliften doğan mali haklarına tecavüzünden dolayı; 5846
sayılı yasanın 68.maddesi hükümlerine göre davacı için sözleşme yapılsaydı
hak edeceği telif bedelinin üç kat fazlası olan 966.000,00 TL'nin
arabuluculuk anlaşma tutanağının tarihi olan 23/01/2019 tarihinden itibaren
bu durum kabul görmez ise dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle
birlikte davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 05/05/2020 tarihli bilirkişi
heyet raporunda özetle; Davaya konu ... isimli eserin Almanca’dan Türkçeye
orijinal dilin cümle yapısına uygun olarak naklini içeren, aynı ahenk, aynı
üslup ile Türkçeye aktaran bu nitelikleri gereği hususiyet taşıyan FSEK 6/1
anlamında işlenme eser olduğu ve FSEK korumasına mazhar olacağını, dosyada
mübrez dava konusu kitabın üzerinde davacının çevirmen olarak yer aldığı,
yine davacı ile ... arasında yapılan çeviri sözleşmesinde de davacının davaya
konu kitabın çevirmeni olarak belirtilmesi nedeniyle davacının davaya konu
kitabın FSEK 11 ’deki karine çerçevesinde tercüme eden sıfatıyla işleme eser
sahibi olduğunu, bununla birlikte davacı ile ... (...) arasında imzalanmış
27.11.2005 tarihli sözleşmenin 6.maddesi gereğince davacının davaya konu
orijinal eseri sipariş sözleşmesi başka bir deyişle istisna akdi ile
Türkçe’ye çevirttiği ve tercümesi üzerindeki tüm mali hakları da ...’ya
devrettiği görülmekte olduğundan takdiri Mahkemeye ait olmak kaydıyla
tercümeye ilişkin mali hakların ihlali sebebiyle talepte bulunma hakkının
davacıya değil ...ne ait olacağını, davacının davayı açma hakkının olmadığı
kanaatine varılmış ise de Mahkemece aksi kanaatte olunması halinde; davalı
tarafından basılan kitabın davacının tercümesinin aynısı olduğu davalının,
davacının tercümesini birebir kullanmasının mali hak sahibi dava dışı ...nin
mali haklarının ihlali sayılabileceğini, davalının bastığı kitap adedi(3500)
x kitabın satış fiyatı(1150 TL) X telif yüzdesi (% 5)= 201.250 TL olacağı,
FSEK 68 çerçevesinde 3 katına hükmedilip hükmedilmeyeceği hususunda takdirin
Mahkemeye ait olacağını belirtmişlerdir. Davacı vekili dava dilekçesinde;
Prof. Dr. ...'in "...” adlı Almanca orijinal eserin Türkçeye çevirisinin
müvekkili tarafından yapılarak, çeviri eser üzerinde eser sahibi olduğu ve
müvekkilinden izin alınmadan davalı tarafça çoğaltılarak, satış ve
dağıtımının yapıldığı, eserin isminin değiştirildiği, telif haklarının ihlal
edildiğinden bahisle, 5846 Sayılı Yasa 68. maddesi kapsamında 3 kat tazminat
talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesince, davacının sözleşme ile işleme
eserden kaynaklanan mali haklarını, ...'ya devrettiğinden, bu davayı
açamayacağı, aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine
karar verilmiş, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 5846 sayılı
FSEK 68. maddesine dayalı dava açma hakkı, ancak dava tarihinde eser üzerinde
geçerli hak sahibi olan gerçek ve tüzel kişilere tanınmıştır. FSEK’nun
48.maddesi uyarınca eser sahibinin kendisine tanınan mali hakları süre,yer ve
muhteva itibarıyla sınırlı veya sınırsız, karşılıklı veya karşılıksız olarak
başkalarına devredebileceği öngörülmüştür. Dosya kapsamında bulunan ve davacı
ile dava dışı ... (...) arasında yapılan 25/11/2005 tarihli sözleşme 6.
Maddesinde; "Çevirmenin, metin ve çeviri üzerinde herhangi bir yasal
hakkı yoktur. Özgün eser sahibinden eserin Türkçe'ye çeviri yapılması
konusunda işlenme hakkı ... tarafından devir alınmış olup; işbu sözleşme bu
hakkın çevirmene devrini içermez. Eserin işlenme hakkı, ...'ya aittir.
Sözleşmenin 2. Maddede künyesi verilen eserin çevirmen tarafından yapılacak
Türkçe çevirisi üzerindeki işlenme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil
hakkı ile işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim
hakkı olmak üzere tüm mali hakları süresiz olarak ...'ya aittir. Çevirmen
yaptığı çeviriyi hiçbir şekilde kısmen veya tamamen çoğaltamaz, yayınlayamaz
ve umuma arz edemez." hükmü düzenlenmiştir. "..." başlıklı,
5846 Sayılı FSEK 49. Madde de; "Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir
hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse,
ancak bunların yazılı muvafakatiyle bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer
birine devredebilir. İşleme hakkının devrinde, devren iktisap eden kimse
hakkında da eser sahibi veya mirasçılarının aynı suretle muvafakatı
şarttır." hükmü düzenlenmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde ve
istinaf dilekçesinde, dava dışı ... ile müvekkili arasında yapılan
sözleşmenin "basit ruhsat" verilmesine ilişkin olduğunu ve basit ruhsatın
üçüncü kişilere devir yetkisi vermediğini, sadece ...'ya süresiz olarak
basıp, çoğaltma ve yayma hakkı verildiğini ileri sürmüştür. 5846 Sayılı FSEK
56. Madde de; "Ruhsat; mali hak sahibinin başkalarına da aynı ruhsatı
vermesine mani değilse (basit ruhsat), yalnız bir kimseye ait olduğu taktirde
(tam ruhsattır)" hükmü düzenlenmiştir. Davacı ile dava dışı ...
arasındaki sözleşme ile mali hakların mı devredildiği (FSEK 48/1), yoksa
ruhsat devri mi yapıldığı (FSEK 48/2), davacının aktif dava ehliyetinin
bulunup bulunmadığının tespitinde önem arz etmektedir. Davacının çevirmen
sıfatıyla, işleme eser sahibi olduğu konusunda ihtilaf bulunmamaktadır, ancak
yukarıda alıntı yapılan sözleşme 6.
Maddesi kapsamından, davacı tarafça
çeviri eser üzerindeki mali hakları süresiz olarak dava dışı ...'ya
devredildiği, ...'nın eser üzerindeki mali hakları FSEK 48/1. Madde
kapsamında aslen iktisap ettiği, mali hakların halen ...'ya ait bulunduğu
anlaşılmıştır. Davacı bu durumda
işleme eser üzerindeki mali haklara dayanarak dava açamayacağından, ancak somut olayda davacının
davasını mali haklara dayalı olarak FSEK 68/1 maddesine dayanarak
açtığı ve mali hak sahibi bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemenin davacının
aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddi kararı yerinde olmakla,
davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
(Davacı tarafın aynı işleme eser üzerindeki mali haklara dayalı olarak başka
bir davalı aleyhine açtığı emsal nitelikte davada verilen aktif husumet
yokluğundan red kararının istinaf başvurusu İstanbul 16. Hukuk Dairesi'nin
24/09/2021 tarihli 2021/1516 Esas-2021/1613 Karar sayılı kararıyla
reddedilmiş, karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11.
Hukuk Dairesi'nin 03/05/2023 tarihli 2021/8321 Esas-2023/2641 Karar sayılı
kararı ile kararın vekalet ücretine ilişkin kısmının düzeltilerek onanmasına
karar verilmiştir. 15/02/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:
2024/255 E: 2023/1496 | İki müzik eseri arasında bestesel
ayniyet/kuvvetli benzerlik bulunup bulunmadığı, bu benzerliğin iktibas
serbestisi kapsamında olup olmadığı | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle; 18 Kasım 1987 yılında Adana ... Noterliğinde
Onaylattığı " ..." adlı
bestesinin davalı ...'in okumuş olduğu
"..." adlı şarkısının aranağmesi ve meyan kısmı ile aynı notaları
çağrıştırdığını, haksız yere
duygularına sahiplenildiğini, bu şarkıdan maddi manevi rant sağlayan MESAM
üyesi, "..." şarkısında besteci olarak görünen ... haksız yere
duygularını sahiplenerek bu olaydan maddi ve manevi rant sağladığını,
"..." şarkısının kendi eseriyle %80 oranında yakın derecede
paralellik gösterdiğini ve bu durumun maddi-manevi haklarını zedelediğini,
ayrıca eserinin izni olmadan işlenmiş, çoğaltılmış ve umuma iletilmiş
olmasından kaynaklı olarak ta haklarının zayi olduğunu, bu nedenle FSEK
hükümleri uyarınca üç katı tazminat talebine karşılık şimdilik 50.000,00 TL'nin olay tarihlerinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle
birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tazminine, FSEK md. 70/1
uyarınca ihlal edilen maddi manevi haklarına karşılık her maddi paranın olay
tarihlerinden itibaren işleyecek reskont faiziyle birlikte davalılardan
müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesini talep ve dava ettiği
anlaşılmıştır.CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde davacının TC kimlik
numarasının yer almadığını, davalıların açık adreslerinin bulunmadığını ,
açık bir şekilde talep sonucunun
bulunmadığını, delil olarak belirtilen hususların açık olmadığını, bu
nedenlerledava dilekçesinnde HMK 119. Maddede belirtilen zorunlu unsurların
tamamlanması için davacı tarafa 7 günlük kesin süre verilmesi, bu süre
içerisinde eksik hususlar tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış
sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, Kültür Bakanlığı tarafından
onaylanarak kayıt ve tescili yapılan ve 21.12.1999 tarihinde Eser İşletme
Belgesi çıkartılan eser için, davacının zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu
nedenle zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davanın bu yönü ile usulden
reddinin gerektiğini, dava konusu eserin yapımının müvekkili şirkete ait olmadığını, işbu eseri barındıran albümler, albümlerin
yapımcısı olan "... Tic. A.Ş." nin iflası sonucu Beyoğlu İflas
Müdürlüğünün 16.12.2009 tarih ... sayılı yazısına istinaden 01.12.2009
tarihinde yapılan ihale sonucunda "TÜM TAKYİDATLARINDAN ARİ OLARAK"
ihale edildiğini ve ihalenin kesinleşerek ...Tic. Ltd. Şti. Adına tescil
edildiğini, 10.02.2010 tarihinden itibaren ise eserin kullanım
hakkının Noter Satış Sözleşmesi ile müvekkili şirkete devredildiğini,
müvekkili şirketin dava konusu eseri, Eser İşletme Belgesinde de açıkça
görüldüğü üzere, tüm takyidatlarından
ari olarak icra satışı yoluyla devir alan ... Müzik'ten devraldığını, eserin
yapımına ilişkin herhangi bir
sorumluluğunun bulunmadığını, bu nedenle davanın müvekkili şirket yönünden
husumet nedeni ile reddinin gerektiğini, huzurdaki davaya konu eserin umuma
arzının 1999 yılında gerçekleştiğini, davacının yaklaşık 20 yıl boyunca dava
konusu esere ilişkin herhangi bir talepte bulundığını, iktibas iddiasında
bulunmadığını, sessiz kaldığını ve 20 yıl sonra huzurdaki davayı açtığını,
davaya konu eserin davacının iddia ettiği gibi kendi eseri ile aynı notaları
çağırıştırıyor idiyse, yaklaşık yirmi yıl boyunca bu hususta herhangi bir
talebinin, itirazının bulunmaması ve yirmi yıl sonra huzurdaki davayı açmış
olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı tarafın tamamen kötü
niyetli bir şekilde zamanaşımı süresinin dahi dolmasından uzun yıllar sonra
dava açtığını, ayrıca kabul anlamına gelmemekle birlikte talep edilen
tazminat miktarının da fahiş olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu
beyanla öncelikle dava dilekçesinin HMK 119 da düzenlenen unsurları
taşımaması nedeniyle, davacı tarafa eksik hususların tamamlanması için 7
günlük kesin süre verilmesine, bu süre içinde eksik unsurlar tamamlanmadığı
takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, davada zamanaşımı
süresinin dolmuş olmasından ötürü haksız ve mesnetsiz davanın reddine,
davanın müvekkili şirket açısından husumet yönünden reddine, davanın esasına
girilmesi halinde, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini
talep ettiği anlaşılmıştır. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle;
müvekkilinin ihtilafa konu şarkıyı
sadece seslendirdiğini, “...” isimli
şarkının ve şarkının yer aldığı albümün yani ilgili eserlerin sahibinin
davalılardan .... Tic. LTD. ŞTİ.’nin de cevap dilekçesinde Mahkemeye sunduğu 21.12.1999 tarihli Müzik Eseri İşletme
Belgesinde de yer aldığı üzere ... Tic. A.Ş.
Olduğunu, eserlerin kullanım
hakkının 10.02.2010 tarihinde .... Tic. LTD. ŞTİ.’ye devredildiğini, hal
böyleyken müvekkilinin sadece FSEK kapsamında icracı sanatçı olduğunu ve eser
üzerinde herhangi bir hak sahipliğinin bulunmadığı dikkate alındığında
müvekkilin davada taraf olma sıfatının bulunmadığını, bu nedenle davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle
reddinin gerektiğini, dava konusu “...” şarkısınin müvekkili tarafından “...”
isimli albümde 1999 yılında seslendirildiğini, davacı tarafından da 1999 yılında “...”
şarkısının duyulduğu ve bilindiği dikkate alındığında davacının iddia etmiş
olduğu bahse konu şarkının bestesinin kendi eseriyle benzerliğini de 1999
yılında fark etmiş olacağı gerçeği karşısında dava açma süresinin de 1999
yılında işlemeye başladığını, hal böyleyken
davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin ayrıca davacının tazminat
talebinde bulunma hakkının da
zamanaşımına uğraması nedeni ile
davanın reddinin gerektiğini, “...” isimli şarkının ve şarkının yer
aldığı albümün yani ilgili eserlerin sahibinin 21.12.1999 tarihli Müzik Eseri
İşletme Belgesinde de yer aldığı üzere ... Tic. A.Ş. olduğunu, müvekkili ile ... Tic. A.Ş. arasında 1998
tarihinde imzalanan sözleşmenin 4.3.maddesi;“Sanatçının ... Müzik nam ve
hesabına banda okuduğu eserlerin tüm dünya üzerinde her türlü çoğaltma,
yayma, dağıtım ve yayın hakları 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu,
3527 Sayılı Sinema Video ve Müzik Eserleri Yasası, 3984 Sayılı Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Yasa ve konu ile ilgili diğer
yasal düzenlemeler muvacehesinde süre, yer ve sayı bakımından
sınırlandırılmamış olarak marş müziğe aittir.” şeklinde düzenlendiğini, müvekkilinin eser
üzerinde herhangi bir hak sahipliği bulunmadığının açık olduğunu,
müvekkilinin eser açısından eseri icra
eden iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu, bu nedenle davacının müvekkilinden herhangi
bir hak talep etmesinin dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil ettiğini,
hakkın kötüye kullanılması soncunu doğurduğunu beyanla haksız davanın pasif husumet yokluğu
sebebiyle reddine, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise bu kez davanın zamanaşımı
nedeniyle reddine, Mahkemenin usulen herhangi bir eksiklik bulunmadığı
kanaatinde olması halinde ise davanın esastan reddine karar verilmesini talep
ettiği anlaşılmıştır.Davalı ... cevap dilekçesinde özetle Sözü ve müziği
kendisine ait olan "..." şarkısını
1997 yılında bestelediğini, 1999 yılında ... tarafından
seslendirildiğini, davacıyı tanımadığını, davacının "..." adlı
eserinin 1987 yılı ile 1999 yılları arasında okunmadığını, hiçbir yayında ve
sosyal medyada hiçbir sanatçı tarafından seslendirildiğinin duyulmadığını, 19
sene sonrasında bu şarkının müziğinin kendisine ait olduğunu iddia etmesinin
manidar olduğunu, bütün şarkıların azda olsa birbirine benzeyebileceğini,
kendisinin bir çok sanatçıların söylediği pek çok şarkısı olduğunu, piyasada
bir çok eserinin okunduğunu ve seslendirildiğini, davacının hiçbir yerde
yayınlanmayan, hiçbir sanatkar tarafından okunmayan eserinden esinlenmiş
olmasının imkansız olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep
ettiği anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesinin istinafa konu 2018/415E,
2021/319 Karar sayılı, 26/10/2021 tarihli ilamında; "...Davalı vekilinin
cevap dilekçesi ekinde sunmuş olduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı, Müzik Eseri
İşletme Belgesinden de anlaşılacağı üzere, ihlal iddiasına konu ... isimli
eserin tescil tarihi 21/12/1999 olup, dava tarihi 27/08/2018'dir. Tescil
tarihi üzerinden 19 yıl sonra davacı yanın mali ve manevi hak ihlaline dayalı
açmış olduğu davada eylemin haksız fiil olması nedeniyle Borçlar Kanunu'ndaki
haksız fiillere ilişkin 2 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri bulunmakta
olup, ayrıca FSEK 68.maddesinde de farazi sözleşme ilişkisinin doğma ihtimali
gereğince 10 yıllık sözleşmesel zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıktır.
Tüm bu nedenlerle dosya kapsamı, sunulan deliller, alınan bilirkişi raporu,
FSEK md. 70 ve TBK 72 VE 146. Maddeleri
bir bütün olarak değerlendirildiğinde davanın zamanaşımına uğradığı
sonucuna varılmakla, Davanın reddine" şeklinde karar
vermiştir.DAİREMİZİN KARARI:Dairemizin 2022/596 Esas, 2022/963 karar sayılı
01/06/2022 tarihli ilamı ile;
"... Davalı ... cevap verme süresinin uzatılması için talepte
bulunduğu, mahkemece cevap süresinin uzatıldığı, davalının mahkemece verilen
bu süre içinde cevaplarını ve zamanaşımı defini ileri sürdüğü
anlaşıldığından; davacının zamanaşımı savunmasının süresinde ileri
sürülmediği yönündeki iddiası yerinde değildir. Davacı vekili, "Davalılar tarafından
gerçekleştirilen hak ihlalinin bir cezai müeyyidesi mevcut olup, bu hususta
bir ceza davasının açılmamış olmasının uzamış ceza davası süresinin
uygulanmasına engel olmadığını, olayda uzamış ceza davası zamanaşımının
uygulanması gerektiğini." ileri sürmüş ise de; davanın açıldığı tarih
itibariyle ceza zamanaşımı süresinin de dolduğu, buna göre mahkemenin
zamanaşımı süresi hesabının yerinde olduğu görülmüştür. Ancak, davalı ...
cevap dilekçesinde açıkça zamanaşımı savunmasını ileri sürmediği
anlaşıldığından, zamanaşımı defini ileri sürmeyen davalı yönünden de davanın
zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi hatalı olduğundan, davacı
vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılmasına karar verilmiştir" şeklinde karar vermiştir. İlk derece
mahkemesinin istinafa konu 2022/105E, 2022/170 Karar sayılı, 21/12/2022
tarihli ilamında; "...1-Davanın
davalılardan ... yönünden kısmen
KABULÜ İLE; FSEK madde 68 uyarınca tespit edilen 7.500,00 TL'nin üç katı
tutarındaki 22.500,00 TL maddi tazminatın davalı ... alınarak davacıya
verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-25.000,00 TL manevi
tazminatın davalı ... alınarak davacıya verilmesine, 3-Davacı ile davalı
... arasında farazi sözleşme ilişkisi
kurulduğundan ref talebinin reddine,4-Diğer davalılar ... ve ... yönünden davanın zaman aşımı
yönünden reddine" şeklinde karar vermiştir.İSTİNAF İSTEMİ: Davalı ... istinaf dilekçesinde özetle; Davacının tüm davalılara birlikte dava
açtığını, diğer davalılar yönünden dava zamanaşımından reddedildiğinden bu
durumun kendisi yönünden de geçerli olması gerektiğini,Zamanaşımı itirazının
ileri sürüldüğünü, ... adlı eseri 1997 yılında bestelediğini, 1999'da ...
tarafından icra edildiğini, Davacıyı tanımadığı gibi, dava konusu olan
şarkının da kamuoyu tarafından
bilinmediğini, sanat camiasında söylenmediğini, daha önce duymadığı bilmediği
bir eserden esinlenmesinin mümkün olmadığını, davacının şarkısının
2017'de MESAM'a kayıt yaptırdığını,
şarkının varlığından dahi bu davanın açılması ile haberdar olduğunu,
mahkemenin bu iddialar üzerinde durmadığını, bilirkişi raporunda şarkıların
aynı olmadığı sadece bazı yerlerde kısmen benzerlik bulunabileceği yönünde
görüş bildirildiğini, bazı şarkılar arasında tesadüfi benzerlik
olabileceğini, mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiğini, Dava konusu
şarkının hiçbir yerde çalınmadığını, okunmadığını, esinlenmenin fiilen mümkün
olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını davanın reddini talep
etmiştir.İNCELEME: Davacı delil olarak Adana ... Noterliğinin 18.11.1987
tarih ... yevmiye sayılı belge suretini sunmuştur. Davacı MESAM'ın 14.09.2017
tarihli cevabi yazısını sunmuş olup yazıda; 08.09.2017 tarihli teknik Bilim
Kurulu toplantısında ... tarafından
sunulan noter tasdikli nota ile ...
tarafından icra edilen eserin ses akydı karşılştırıldığında;
eserlerin ara nağme ve nakarat
bölümlerinin işleme farkı olmakla birlikte aynı olduğunun tespit edildiği,
... isimli eserin şan böümünün ... isimli eserde yer almadığı, eserdeki pay
oranının belirlenmesi için tarafların anlaşması yahut yargı yoluna başvurması
gerektiği yönünde görüş bildirildiği anlaşılmıştır. Bilirkişiler FSEK uzmanı ..., BESTECİ- SÖZ
YAZARI MÜZİK YÖNETMENİ ... ile hukukçu
Yayıncı FSEK Uzmanı ... 07/06/2022
tarihli bilirkişi raporunda özetle ;
Dosyada mübrez CD, nota ve diğer bilgi ve belgelerden davaya konu ... isimli
yaratımın gerek güfte gerekse beste açısından birlikte şekillendirme,
seslerin birbirini izlemesindeki uslup, birbirine bağlanış ve ritminin
hususiyet taşıdığı bu çerçevede FSEK 3 anlamında musiki eseri olduğu, Dosyada
mübrez noter onay belgesi dikkate alındığında davacının FSEK 11'deki karine
çerçevesinde davaya konu ettiği bestenin eser sahibi olduğu, Davacının 1987
tarihinde noterde onaylattığı ... isimli eserin 1997'de noterde onaylanmış
... isimli eserin de internet
ortamından indirilip notası yazılarak dosyaya eklendiğini, davalı taraf ait
eserin nakarat ve ara söz bölümlerinin davacıya ait ... isimli eserin
tamamını oluşturan ana tema ile kuvvetli benzerlik arz ettiği, iki eserin
sözlerinin farklı oluşu nedeni ile doğal olarak nota değerleri, nota bağ
hususiyetleri gibi özellikleri farklı
olmasına karşın sözü edilen kısımlarda ayniyet olduğu, ayniyet olduğu
belirtilen kısımların raporda kırmızı çerçeve ile işaretlendiğini, Raporda
notaları yazılan ... 1999 yılında
yorumladığı ... adlı eserin aranje
edildiği ve bu işleme sonucunda eserin
ana gövdesinden bağımsız bir intro oluştuğunu, intronun 65 bpm hızında icra
edildiğini, introdan sonra gelen kısmın ise 75bpm hızında icra edildiği, bu
eserin de notalarında ayniyet olan kısımların kırmızı olarak
çerçevelendiğini, Davacının bestesinin izin alınmadan kullanılması nedeniyle
davacının mali haklarından FSEK 22'de düzenlenen çoğaltma hakkının ihlali
sayılabileceği, Dava konusu eserin
işleme bedelinin 7.500- TL olabileceği, bu bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3
katı talebinin Takdirinin Mahkemeye ait olacağı, görüş ve kanaati bildirilmiştir. 17/12/2020
tarihli ek bilirkişi raporunda özetle ; Kök raporda ayrıntılı belirtildiği
üzere davacının bestesinin izin alınmadan müzik eseri içinde iktibas
sınırlarını aşan şekilde kullanılması nedeni ile davacının mali haklarından
FSEK 22 md düzenlenen çoğaltma hakkının ihlali sayılabileceği, davaya konu ... isimli yaratımın FSEK 3
anlamında musiki eseri olduğu,
Davacının bestesinin izin alınmadan kullanılması nedeniyle davacının
mali haklarından FSEK 22'de düzenlenen çoğaltma hakkının ihlali
sayılabileceği, Dava konusu eserin işleme bedelinin 7.500- TL olabileceği, bu
bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3 katı talebinin Takdirinin Sayın Mahkemeye ait
olacağı, Davacı tarafın dava dilekçesinde FSEK 68 çerçevesinde maddi tazminat
talep ederken “FSEK 70/1 uyarınca ihlal edilen maddi ve manevi haklarıma
karşılık her maddi paranın” tahsilini talep ettiği, Davacının bu talebinin
FSEK 70 kapsamında maddi tazminat talebine mi manevi tazminat talebine mi
ilişkin olduğu anlaşılamadığı, Sayın Mahkemece davacının dava dilekçesindeki
talebinin FSEK 70 çerçevesinde maddi tazminat talebine ilişkin olduğu
şeklinde bir kanaate varılması ihtimalinde ise Karın iadesinin tespiti için
Heyetimize mali bilirkişi eklenip mali bilirkişinin davalıların defter ve
kayıtları üzerinde inceleme yapılmasından sonra FSEK 70 kapsamında hesaplama
yapılabileceği, bununla birlikte Yargıtay'a göre, hem FSEK.m.68, hem de
FSEK.m.70.f.2 kapsamında maddi tazminat talep edildiğinde, talep edilen
toplam bedelin, anılan seçenekler uyarınca istenebilecek “en çok bedel” ile
sınırlı olup davacının bu taleplerinden hangisi yüksek ise, en yükseğine
hükmedilebileceği, bu çerçevede davacının FSEK 68 çerçevesinde hesaplanan
tazminat ile FSEK 70 çerçevesinde hesaplanacak tazminat arasında seçim
yapmasının gerektiği, görüş ve kanaati
bildirilmiştir. 17/12/2020 tarihli 2. ek bilirkişi raporunda özetle ; Dosyada
mübrez CD, nota ve diğer bilgi ve belgelerden davaya konu ... isimli yaratımın
gerek güfte gerekse beste açısından birlikte şekillendirme, seslerin
birbirini izlemesindeki uslup, birbirine bağlanış ve ritminin hususiyet
taşıdığı bu çerçevede FSEK 3 anlamında musiki eseri olduğu, Dosyada mübrez
noter onay belgesi dikkate alındığında davacının FSEK 11'deki karine
çerçevesinde davaya konu ettiği bestenin eser sahibi olduğu, Davacının bestesinin izin alınmadan
kullanılması nedeniyle davacının mali haklarından FSEK 22'de düzenlenen
çoğaltma hakkının ihlali sayılabileceği, Dava konusu eserin işleme bedelinin
7.500- TL olabileceği, bu bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3 katı talebinin
Takdirinin Sayın Mahkemeye ait olacağı, Davacı tarafın dava dilekçesinde FSEK
68 çerçevesinde maddi tazminat talep ederken “ESEK 70/1 uyarınca ihlal edilen
maddi ve manevi haklarıma karşılık her
maddi paranın” tahsilini talep ettiği, Davacının bu talebinin FSEK 70
kapsamında maddi tazminat talebine mi manevi tazminat talebine mi ilişkin
olduğu anlaşılamadığı, Sayın Mahkemece davacının dava dilekçesindeki
talebinin FSEK 70 çerçevesinde maddi tazminat talebine ilişkin olduğu
şeklinde bir kanaate varılması ihtimalinde ise Karın iadesinin tespiti için
Heyetimize mali bilirkişi eklenip mali bilirkişinin davalıların defter ve
kayıtları üzerinde inceleme yapılmasından sonra FSEK 70 kapsamında hesaplama
yapılabileceği, bununla birlikte Yargıtay'a göre, hem FSEK.m.68, hem de
FSEK.m.70.f.2 kapsamında maddi tazminat talep edildiğinde, talep edilen
toplam bedelin, anılan seçenekler uyarınca istenebilecek “en çok bedel” ile
sınırlı olup davacının bu taleplerinden hangisi yüksek ise, en yükseğine
hükmedilebileceği, bu çerçevede davacının FSEK 68 çerçevesinde hesaplanan
tazminat il FSEK 70 çerçevesinde hesaplanacak tazminat arasında seçim
yapmasının gerektiği, Davacının FSEK 68 ve FSEK 70'e dayalı maddi tazminat
taleplerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığının Takdiri Mahkemeye ait olacağı görüş ve kanaati
bildirilmiştir.GEREKÇE Davacı, 18.11.1987'de noterde onaylanan... isimi
eserinin ... isimli eserde haksız olarak kullanıldığını iddia ederek maddi
tazminat ve manevi tazminata hükmedilmesini, tecavüzün refini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından davalı ...
yönünden davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden davanın zamanaşımı
yönünden reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalı ... tarafından
istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen
sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı
gözetilerek yapılmıştır.Dairemizin ilk kararında; davalı ... tarafından
süresi içince açıkça zamanaşımı defi ileri sürülmediği gerekçesi ile
uyuşmazlığın esas yönünden incelenmesi gerekçesi ile ilk derece mahkemesi
kararı kaldırılmış olmakla davalı ... bu aşamada zamanaşımına ilişkin istinaf
sebepleri yerinde görülmediğinden reddine karar verilmiştir. Dosyada
besteci-söz yazarı-müzik yönetmeni bilirkişinin de bulunduğu bilirkişi kök
raporunda; davacının 18.11.1987 yılında noterde onaylattığı ... isimli
eserinin davalının bestecisi olduğu
... adlı eser ile karşılaştırmasının yapıldığı, raporda davalı tarafa
ait eserin davacının eserinin tamamını oluşturan ana tema ile kuvvetli
benzerlik arz ettiği tespit edildiği, ek raporda da "bestenin izin alınmadan
müzik eseri içinde iktibas sınırlarını aşan şekilde kullanıldığına" yer
verildiği açıklanarak kök rapordaki görüşün sürdürüldüğü dikkate alındığında
ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde usul ve
esas yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir.Açıklanan nedenle davalı ...
istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. 06/02/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/66
E: 2020/2382 | Sinema eserinde
özgün müzik bestecisinin birlikte eser sahipliği sıfatı | Davacı; davalı şirket ile “....” isimli sinema eserinin
giriş-çıkış, jenerik, iç müzikler ve fragman müziklerinin 250.000 TL
karşılığında sözlü olarak anlaştıklarını, bu kapsamda yaklaşık 40 adet beste
yaptığını, ancak sözleşme bedeli ödenmediği gibi, davalı şirket ile,
eserlerin mali haklarının devrine ilişkin bir anlaşma yapmamalarına rağmen,
eserlerin, vizyona giren filmde davacının izni dışında kullanıldığını, filmin
künyesinde müzik başlığı altında, herhangi bir katkısı olmamasına rağmen ...’in de adına yer verilerek eser sahibi
gibi bir algı yaratıldığını, böylelikle mali ve manevi haklarının ihlal
edildiğini iddia etmiş, davalı; davacının eser sahibi olmadığını, filmin özgün müziklerinin ... ve ...
tarafından meydana getirildiğini, davacının yalnızca asistan olarak
çalıştığını savunmuş, Mahkemece; davacının, adı geçen ... ve ... ile birlikte
eser sahibi olduğu ve davacının yalnızca telif bedeli talep edebileceği
gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu karar yukarıda
belirtilen nedenlerle, taraflarca istinaf edilmiştir. Uyuşmazlık; “ ...” isimli sinema eserinde kullanılan
müzik eserleri yönünden, eser sahibinin kim olduğu noktasında toplanmaktadır.
5846 sayılı FSEK’nın 8/3. Maddesi uyarınca, Sinema eserlerinde; yönetmen,
özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte
sahibidir. Eser sahibi olmamakla birlikte, FSEK 80/1 f. 2. Bent hükümleri
doğrultusunda sinema eserinden doğan çoğaltma, iletim, yeniden iletim ve
umuma iletim haklarını kullanılması yetkisi, bağlantılı hak sahibi olan
eserin yapımcısına aittir. Ancak yapımcıların bu hakkı kullanabilmesi için
eser sahipleriyle ve icracı sanatçılarla yazılı sözleşme yaparak mali hakları
kullanma yetkisini devir almış olmaları gerekir. Bu gerekliliğe uymaksızın
yapımcılar tarafından yapılan her türlü izinsiz gösterimler ve iletimler,
eser sahiplerinin eserden doğan hakka tecavüz niteliğinde sayılacaktır. Eser
sahipliği karinesine ilişkin FSEK m. 11 uyarınca ‘‘ … Umumi yerlerde veya
radyo-televizyon aracılığı ile verilen konferans ve temsillerde, mutad
şekilde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi sayılır, meğer ki,
birinci fıkradaki karine yoluyla diğer bir kimse eser sahibi sayılsın’’
düzenlemesinde de anlaşıldığı üzere umuma intikal etmiş eserde eser sahibinin
adı yer alıyorsa karineten o kişinin eser sahipliğinin olduğunun kabul
edilmesi gerekir. Söz konusu karine aksi ispat edilebilen adi karine
niteliğindedir.Mahkemece uyuşmazlığın tespiti yönünden bilirkişi raporu
alındığı, davalı vekilinin rapora itiraz ettiği, Kültür Bakanlığı
kayıtlarında eser sahibinin ... ve ...
olduğu, davacının asistan olarak çalışacağı, FSEK 10/2 maddesinde eserin
meydana getirilmesi esnasında yapılan teknik ve ayrıntıya ilişkin hizmetlerin
"hususiyete iştirak" niteliğinde olmadığından, katkıda bulunanların
eser sahibi haline gelmeyeceği, davacının ismine "özgün müzik"
başlığı altında değil, "müzik" başlığı altında yer verildiği, FSEK
kapsamında hak sahibi olmadığı, FSEK 11. Maddedeki karinenin uygulanamayacağı
ileri sürülmüştür.MSG Meslek birliğinden celp edilen kayıtta, eser sahibi
olarak davacının adının yazılı olduğu, Kültür Bakanlığı'ndan gelen kayıtta
ise ... ve ...'in adının kayıtlı olduğu görülmüştür. Davacı tarafça dosyaya
delil olarak film müziklerinin kayıtlı olduğu flash bellek sunulduğu ancak
bilirkişilerce bu kaydın incelenmediği, heyette müzik eserleri konusunda
uzman bilirkişi ve bilişim uzmanı bilirkişinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu
durumda uzman bilirkişilerden oluşacak yeni bir heyete dosyanın tevdi
edilerek, tanık beyanları, getirtilen kayıtları, flash bellek içeriği ve içeriğe kayıt tarihi incelenerek;
davacının isminin filmin jeneriğinde yer alış şekli ve önceki rapora
itirazlar da dikkate alınarak, davacının müzik eserlerinde tek başına yada
müşterek eser sahibi olup olmadığı, davacının katkısının FSEK 10/2 maddesinde
düzenlenen "hususiyete iştirak" niteliğinde olup olmadığı ve hak
sahipliğinin tespiti halinde talep edebileceği telif bedeli konusunda
itirazları giderecek ve denetime elverişli şekilde rapor alındıktan sonra
karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde
görülmediğinden, taraf vekillerinin sair istinaf sebepleri bu aşamada
incelenmeksizin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.Yukarıda açıklanan
sebeplerle, taraf vekillerinin sair istinaf nedenleri incelenmeksizin istinaf
başvurularının kabulüne, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6
maddesi gereğince hükmün kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve
sonucuna varılmıştır. 18/01/2024 |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2024/92 E: 2023/1730 | Kamu kurumu ile yapılan sözleşme
kapsamında yazılan ders/yardımcı kitapları için telif bedelinin hesaplanması
(Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında
Yönetmelik) | Davacı
vekili, davalı Kurumun müvekkili ile,...isimli eserlerin yazımı konusunda
sözleşme yaptığını, sözleşme ve taahhüt senedinin yer aldığı 16/03/2011
tarihli yazının iki tarafça onaylandığını, anılan eserlerin 22/05/2013
tarihinde ... ... Birimine teslim edildiğini, davalı Kurumca kabul edilen
eser nüshalarının baskıya hazırlandığını, bununla birlikte Sayıştayla
anlaşmazlık öne sürülerek 2014-2017 yıllarında açıköğretim lisesi için
basılan eserler için davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığını, söz konusu
alacakların tahsili için Ankara 23. İdare Mahkemesinde açılan 2018/1151 Esas
sayılı davanın idari yargıya 60 günlük başvuru süresinin geçmiş olması
nedeniyle reddedildiğini ileri sürerek Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek
Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinden de
yararlanılarak yukarıda ismi yer alan kitapların basılmasına ilişkin
alacağının tespit edilmesi ve baskı tarihinden itibaren işleyecek avans
faiziyle davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya
kapsamına göre, davacı ile davalı arasında, ... adlı eserlerden dolayı bu
eserlerin yazımı konusunda yapılan sözleşmeye bağlı telif alacağının talep
edildiği, adı geçen eserlerin 5846 sayılı FSEK’te tanımlanan eser
kategorilerinden “ilim ve edebiyat eseri” niteliğinde olduğu ve bu eserin
yazarının davacı taraf olmasından kaynaklı davacının mali ve manevi hak
sahibi olduğu, bahse konu olan eserlerin telif alacağının davacı tarafa
ödenmediği, emsal olan Ankara 2. FSHHM'nin kesinleşen ilam örneği ve
23/1/2007 tarih ve 26412 nolu Resmi Gazetede Yayımlanan Kamu Kurum ve
Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmeliğin, 6,
8 ve 9. maddelerine göre hesap edilen miktarın yerinde bulunduğu gerekçesi
ile davanın kabulüne karar verilmiştir. İstinaf Mahkemsince yapılan inceleme
sonucunda mahkemenin vakıa ve hukuki
değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava
konusu edilen kitaplarda, Türk ve dünya tarihi ile ilgili konuların, yazar
tarafından belirlenen, olayların gelişimi ve kronoloji itibariyle öngörülen
bir sırayla ele alındığı, anlatılan olaylarla ilgili tarihi eser,
minyatürler, haritalara ilişkin resim ve çizimlere yer verilerek görsel
öğelerle konu anlatımlarının pekiştirildiği, her bir ünite sonuna, anlatılan
konularla ilgili “Neler öğrendik?” bölümüne, “Etkinlik” bölümüne ve 20
sorudan oluşan “Ünite Değerlendirme” bölümlerine yer verildiği, tüm bu içerik
anlatımlarının, görsel öğe seçimlerinin ve ünite sonunda yer alan ve
anlatılan bilgilerin pekiştirilmesine yönelik çalışmaların, eseri meydana
getiren davacının fikri çabasını ve hususiyetini taşıdığı, kişiye özgü bilgi
ve çabanın ürünü olduğu, diğer taraftan, eser sahibinin hususiyetini taşıdığı
tespit edilen dava konusu kitapların FSEK'in 2. maddesinde belirtildiği üzere
yazı ile ifade olunan eserler olduğundan ilim edebiyat eseri olduğu, 5846
sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 1/B ve 2. maddeleri uyarınca dava
konusu kitapların eser sahibinin hususiyetini taşıyan ilim edebiyat eserleri
olduğu ve bu eseri meydana getiren eser sahibinin haklarının 5846 sayılı
Kanun'un korumasına tabi olduğu, bu anlamda Fikri ve Sınai Haklar Hukuk
Mahkemesinin görevli bulunduğu, FSEK'in 8 ve 11. maddeleri uyarınca aksi
ortaya konmadıkça sahibinin adı belirtilen eserlerde eser sahibi olarak kimin
adı veya müstear adı yer almışsa, bu kişinin eser sahibi sayıldığı, bu
kapsamda somut uyuşmazlıkta, gerek dava konusu kitaplar üzerinde davacının
isminin yazar olarak belirtilmesi gerekse taraflar arasında bu hususta bir
uyuşmazlık bulunmaması nedenleriyle dava konusu eserler üzerinde davacı
...’un eser sahibi olduğu, dava konusu eserler üzerinde davacı ...’un eser
sahibi olarak manevi ve mali haklarının bulunduğu, yapılan işin Bakanlık
çalışanının görevi itibariyle yapması gereken işten daha fazla yükümlülük
gerektiren bir iş olması nedeniyle, davacının davalı ile ayrı bir sözleşme
yapma gereği duyduğu, aralarında yapılan sözleşme ile talep edilen hizmetin
davacının yürütmekte olduğu öğretmenlik görevinin dışında çalışmaları içeren
ve ayrı bir sözleşme ile çerçevesi belirlenen bir hizmet olması ve
sözleşmenin de davacı tarafından meydana getirilen eserlere ilişkin yayma ve
çoğaltma haklarının bedel karşılığında davalıya verilmesi hükmünü içeren bir
sözleşme olması dolayısıyla, davacının FSEK'in 18. maddesi kapsamında söz
konusu haklara doğrudan sahip olduğu iddiasına dayandırılamayacağı, diğer
taraftan söz konusu sözleşme ile davacının, çalışmaları üzerindeki çoğaltma
ve yayma (dağıtım) haklarını davacı Kuruma devrettiği, karşılığında Kamu
Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında
Yönetmelik uyarınca hesaplanacak telif hakkı bedeli alacağının belirtildiği,
diğer yandan davalı Bakanlık ve davacı arasında gerçekleştirilen sözleşme
çerçevesinde hazırlanan eserlerin, eksik olduğu ya da geç teslim edildiği
gerekçesiyle reddedilmediği, kabul edildiği, eserlerin sözleşmede devralınan
çoğaltma ve yayma hakları çerçevesinde çoğaltıldığı ve dağıtıldığı, ancak
bunun karşılığı olan telif bedelinin ödemediği, somut uyuşmazlık açısından
emsal olan Ankara 2. FSHHM'nin kesinleşen ilam örneği ve 23/1/2007 tarih ve 26412 nolu Resmi
Gazetede Yayımlanan Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme
Ücretleri Hakkında Yönetmeliğin, 6, 8 ve 9. maddelerine göre bilirkişilerce
hesap edilen miktarın yerinde bulunduğu gerekçeleriyle istinaf başvurusunun
reddine karar verilmiştir. |
| Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2024/28 E: 2023/2305 | İlim ve edebiyat
eserlerinde iktibas serbestisinin sınırları (FSEK m.35) | İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili, davacı ...’in
"..." isimli eserinin, ilk baskısı 1999 yılında ve son üç baskısı
...'ndan olmak üzere toplam yedi baskı yapan bir kitap olduğunu, davalı
tarafından kaleme alınan "... ..." isimli kitapta iktibas ve alıntı
ahlakı çiğnenerek intihal yapıldığını, ayrıca müvekkilinin adının kitabın
birçok yerinde izinsiz şekilde kullanılarak sanatçı ...’ın ve müvekkilinin
gerçek adları/sanlarıyla olay kahramanı oldukları gerçeklerle bağdaşmayan,
sahte, uydurma ve fantastik hikayeler anlatıldığını, kitabın intihal yanında
baştan sona kişilik haklarını zedeleyen bir üslup ve yöntemle kaleme
alındığını ileri sürerek, teminatsız şekilde ihtiyati tedbir kararı verilerek
davaya konu "... ..." isimli kitabın yargılama sonuçlanana kadar
tedbiren basım, dağıtım ve satış işlemlerinin durdurulmasına ve piyasada
mevcut basımlarının toplatılmasına, aksi kanaatte ve her şartta ek baskısının
önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, dava konusu,
taraflara ait kitapların 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 2.
Maddesi bağlamında ayrı ayrı ilim ve edebiyat eseri olduğu, anılan eserler
üzerinde davacı ve davalının isimlerinin yer alması karşısında söz konusu
eserlerin eser sahiplerinin ayrı ayrı davacı ve davalı olduğu, taraflara ait
kitapların ikisinin de “...” isimli yayıncı tarafından yayınlandığı, davacıya
ait “...” isimli kitabın künyesinde yer alan “... (©)” bilgisinde hem
davacının hem de yayınevi isminin (yayın hakkı) yer aldığı, davalıya ait
“...” isimli kitabın künyesinde yer alan “... (©)” bilgisinde ise yalnızca
yayınevinin isminin yer aldığı, ancak dosyada mübrez belgeler arasında
taraflar ve yayınevi arasında imzalanmış herhangi bir sözleşme bulunmadığı,
davalıya ait kitabın içeriğinde yer alan davacıya ait kısımların, maksadın
haklı göstereceği sınırın ötesinde olduğu, yine bu kısımlar alınırken
iktibasın belirli olacak şekilde yapılmadığı zira metin içinde bu şekilde bir
ibare olmadığı gibi, kitabın sonuna eklenen “Kaynakça” kısmından da hangi
kısmın kimden alındığının anlaşılamadığı, bu kısımlar çıkarıldıktan sonra
kalan kısmın bütünlük arz edemeyeceği, iktibas serbestisinin şartlarının
oluşmadığı, eser/hak sahibinin umuma arz salahiyeti (FSEK md.14), adın belirtilmesi
salahiyeti (FSEK md.15), eserde değişiklik yapılmasını menetme salahiyeti
(FSEK md.16), çoğaltma hakkı (FSEK md.22), yayma hakkının (FSEK md.23) ihlâl
edildiği yönünde kanaat elde edildiği gerekçesiyle, ihtiyati tedbire yönelik
istemin 20.000,00 TL teminat
mukabilinde kabulü ile davaya konu kitabın basım, dağıtım ve satış
işlemlerinin durdurulmasına ve piyasada mevcut basımlarının toplatılmasına
karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İhtiyati tedbir kararına
itiraz eden karşı taraf-davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, ihtiyati
tedbir kurumunun hukuki maksadı ve niteliği ile bağdaşmayacak şekilde
uyuşmazlığın esasını çözer nitelikte ihtiyati tedbir kararına hükmedildiğini,
ihtiyati tedbire karar verilirken tarafların çıkar dengesi ve ihtiyati
tedbirin amacının gözetilmesi gerektiğini, gelinen aşamada bilirkişi
raporunda mevcut oransal tespitin (%10) dahi tedbir kararının ölçüsüz
olduğunu ortaya koyduğunu, ihtiyati tedbire ilişkin kanuni düzenleme ve
taleple bağlılık ilkesine aykırı şekilde talep olmaksızın mahkemece ihtiyati
tedbir kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yaklaşık ispatın
gerçekleşmediğini, tedbir kararında davacının hukuki menfaatinin mevcut
olmadığını, hükmedilen teminat miktarının kabul edilebilir olmadığını ileri
sürerek, istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme tedbir kararının
kaldırılmasını, ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmesini
istemiştir. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf
sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde
usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, HMK'nın 389. maddesi uyarınca, mevcut
durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin
önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya
gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe
edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı
verilebileceği, HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talep eden
tarafın, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça
belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak
ispat etmek zorunda olduğu, somut olayda
aldırılan bilirkişi raporunda ihtiyati tedbir talebine konu "... ..." isimli, davalıya
ait eserin içeriğinde yer alan davacıya ait kısımların, maksadın haklı
göstereceği sınırın ötesinde olduğunun, bu kısımlar alınırken iktibasın
belirli olacak şekilde yapılmadığının, zira metin içinde bu şekilde bir ibare
olmadığı gibi, kitabın sonuna eklenen “Kaynakça” kısmından da hangi kısmın
kimden alındığının anlaşılamadığının, bu kısımlar çıkarıldıktan sonra kalan
kısmın bütünlük arz edemeyeceğinin, iktibas serbestisinin şartlarının
oluşmadığının açıklandığı, bu hale göre
yaklaşık ispat koşulunun sağlandığı,
mahkemece ihtiyati tedbirin bilirkişi raporu alındıktan sonra
değerlendirilmesine karar verildiğini göre, bilirkişi raporunun
düzenlenmesinden sonra ihtiyati tedbir kararı verilmesinde taleple bağlılık
ilkesine aykırılık bulunduğundan söz edilemeyeceği anlaşılmakla, ihtiyati
tedbire itiraz eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden
reddedilmiştir. |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/29 E: 2020/2257 | Besteden
esinlenme ve intihal oluşup oluşmadığı | Davanın konusu 5846
sayılı FSEK kapsamında tecavüzün tespiti, ref'i, men'i ile maddi tazminat ve
manevi tazminat istemine ilişkindir.
FSEK’in 1/B maddesinde öngörülen tanım dikkate alındığında bir fikir
ve sanat ürününün eser olarak nitelendirilebilmesi için iki unsuru haiz
olması gerekir. Bunlardan ilki, fikir ve sanat ürününün "sahibinin
hususiyetini taşıması", ikincisi ise “kanunda sayılan eser
kategorilerinden birine dahil olması”dır. FSEK’in 3. maddesinde; “ her nevi
sözlü ve sözsüz besteler” olarak tanımlanmıştır. Bir musiki ürününün eser
olarak nitelendirilebilmesi için, bu üründeki şekillendirmenin yani seslerin
birbirini izleyişinin, birbirine bağlanışının ve ritmin hususiyet taşıması
gerekir.Bilindiği üzere musiki eserleri beste ve güfte olarak bütün olarak
korunabileceği gibi bestenin musiki eseri olarak güftenin ise eser vasfını
haiz olması halinde FSEK 2/1 anlamında “dil ve yazı ile ifade olunan ilim ve
edebiyat eseri olarak da korunması mümkündür.Mahkemece bilirkişi incelemesi
yaptırıldığı,17/10/2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda; Davaya konu
bestenin musiki eser olduğu FSEK 11.mad.karineye göre davacının eser sahibi
sayılabileceği, intihalin söz konusu olmadığı sadece çok küçük bir kısım için
esinlenmenin söz konusu olduğu, bir eserin diğerine sadece ilham kaynağı
olmasının işlenmeye vücut vermeyeceği bu halde ikinci eserin işlenme eser
değil bağımsız eser sayılacağı davacının FSEK çerçevesinde ihlal edilmiş
herhangi bir hakkının söz konusu olmadığı belirtilmiştir.FSEK 'da eser
sahipliği veya hak sahipliği ile ilgili çeşitli karinelere yer verilmiştir.
FSEK m.11 hükmüne göre; “Yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanat
eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış
müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi
sayılır. Umumi yerlerde veya radyo-televizyon aracılığı ile verilen konferans
ve temsillerde, mutat şekilde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin
sahibi sayılır; meğer ki, birinci fıkradaki karine yoluyla diğer bir kimse
eser sahibi sayılsın”.düzenlemesi yer
almaktadır. İntihal, başkasının eserini
kendisine mal etmedir. İntihal için eserin aynen alınmış olması da şart
olmayıp eserde bölümlerin, namelerin figürlerin, şekillerin dizilişinde
değişiklikler (takdim tehir) yapılması halinde de intihal söz konusudur.
İntihal, bir kişinin başkasının eserini kendi eseriymiş gibi göstermesidir.
Yapılan istinaf incelemesi sonucunda somut olayda; bilirkişi heyet raporu
toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, intihalin söz konusu olmadığı, ortadan
izinsiz bir işlemenin de değil sadece çok küçük bir kısım için esinlenmenin
söz konusu olduğu, bir eserin diğerine sadece ilham kaynağı olmasının
işlenmeye vücut vermeyeceği, bu halde ikinci eserin işlenme eser değil
bağımsız bir eser olacağı, anlaşıldığından davanın sübut bulmadığı dikkate alındığında davacının FSEK
çerçevesinde ihlal edilmiş herhangi bir hakkın söz konusu olmadığı
anlaşıldığı ifade edilmiştir. Saptanan
ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki
ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması
gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince
istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece
mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı
anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine
karar verilmiştir. 11/01/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2024/58 E:2020/2241 | Fonogram
yapımlarının izinsiz olarak kablo/TV yayını yoluyla iletilmesi | Dava, davacı meslek birliği üyesi fonogram yapımcıların
fonogramlarındaki eserlerden bir kısmının izinsiz yayınlanması suretiyle
gerçekleştirilen tecavüzle, oluşması muhtemel tecavüzün önlenmesine ve 5846
sayılı FSEK 68. maddesi uyarınca tazminata hükmedilmesine ilişkindir. Davacı tarafça, FSEK’in 66 ve 68/1’inci
maddeleri uyarınca tecavüzün ref’ine, FSEK’in 69’uncu maddesi uyarınca
müdahalenin men’ine karar verilmesi talep edilmiştir. İstinaf mahkemesinde
yapılan inceleme sonucunda, Davalının
eyleminin kapsamı bakımından eylemin 25. maddede düzenlenen umuma iletim
hakkının kapsamında olup olmadığı konusunda Kanunda boşluk olduğu
görülmüştür. 93/83 sayılı uydu ve kablolu iletim direktifine göre kablo ile
yeniden iletim, televizyon ya da radyo yayınlarının değişiklik ya da
kesintiye uğratılmaksızın "kablo ile yeniden iletimi" dir. Aynı
direktifin 8. maddesi gereğince de "yeniden iletim" nedeniyle kablo
operatörleri ve eser sahipleri arasında toplu ya da bireysel sözleşme ile
telif bedeli ödenmesi gerekeceği, 5846 sayılı yasa bakımından kablolu iletim
ise, yasanın 25. maddesinde düzenlenmektedir. Iki madde birlikte
değerlendirildiğinde, “kablo ile iletim” hakkı 25. maddede “umuma iletim”
kavramı altında düzenlenmektedir. Kısaca FSEK kapsamına göre, eser sahipleri bakımından “kablo ile
iletim”, “umuma iletim” mali hakkının içerisinde olduğu sonucuna
ulaşılabileceği, Öyle ise, eser sahiplerinin eserlerinin kablolu yayın
yoluyla televizyon yayınlarında kullanılması durumunda FSEK 25. madde
gereğince kablo operatörünün, eser sahiplerinden ya da ilgili meslek
birliğinden izin alması gerekeceği, 5846 sayılı kanunun 43. maddesi de eser
icra ve fonogramların yayınlanması ve iletilmesi durumunda uydu ve kablolu
yayın kuruluşları ile yayın ve iletim yapacak kuruluşların eserlerle ilgili
olan meslek birlikleri ile sözleşme yapmalarını ve yayın ve iletimlere
ilişkin ödemeleri meslek birliklerine yapmaları amirdir. Somut olayda böyle bir izin bulunmadığı,
buna karşılık MÜYAP meslek birliği üyelerinin eserlerinin davalı tarafından
iletildiğinin açık olduğu , bu halde
davalının eyleminin FSEK 25/2
madde gereğince bir mali hak ihlali olacağı, İhtarın bu tür davalarda ön
koşul olduğundan, davalıya gerekli ihtarın yapıldığı ancak ihtar içeriği olarak Yargıtay
11.Hukuk Dairesi'nin 17.03.2016 tarih ve
2015/5698 esas-2016/2986 karar sayılı
ilamı ile " ..Dairemizin 27.09.2012 tarih 2012/10171 esas
2012/14474 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere davalı şirketin doğrudan
yayın kuruluşu olmayıp 5846 sayılı FSEK'nın 25/2. maddesi kapsamında
"eser sahibinin eserinin aslı ya da çoğaltılmış nüshalarını diğer
biçimlerde umuma ileten" kuruluş niteliğinde olduğu, aynı ilamda davalı
kuruluşun bu niteliği itibariyle hak sahiplerinin eser veya bağlantılı
haklarının ihlali halinde bu ihlalin giderilmesi için haberdar edilmesi
amacıyla kendisine ihtar yapılması gerektiği hususunun belirtildiği, davalı
taraf ancak kendisine yapılan ihtara rağmen ihlale konu yayının içerikten
çıkarılmaması halinde 5846 sayılı FSEK hükümleri uyarınca sorumlu
tutulabileceği davacı Meslek Birlikleri tarafından davalı kuruluşa gönderilen
ihtarnamede belirli bir üye ya da üyelere ilişkin eser ve eser adları
açıklanmaksızın, genel olarak meslek birliği ile 5846 sayılı FSEK hükümleri
uyarınca sözleşme yapılması gerektiği belirtildiği,, bunun hukuki ve cezai
sonuçları ihtar edilmediği, 5846 sayılı FSEK'nın Ek 4/son maddesinde
"Dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/ veya görüntü
nakline yarayan araçlarla servis ve bilgi içerik sağlayıcılar tarafından eser
sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin bu Kanunda tanınmış haklarının
ihlâli halinde, hak sahiplerinin başvuruları üzerine ihlâle konu eserler
içerikten çıkarılır" hükmünün düzenlendiği, anılan hükümde de ifade
edildiği üzere, keşide edilecek olan ihtarnamede içerikten çıkarılacak olan ihlale konu
eserler veya bağlantılı hak konularının neler olduğu belirtilmesi gerektiği,
bu bakımdan, kablo ile iletim yapan davalı şirkete gönderilecek olan
ihtarnamede de bu şirket ile anlaşma yapan TV yayın kuruluşları tarafından
gerçekleştirilecek yayınlar içerisinde mevcut ve hak ihlali oluşturduğu ileri
sürülen sinema eserlerinin hangileri olduğunun belirtilmesi gerektiği, aksi
takdirde, davalı yayın kuruluşunun yukarıda ifade edilen hukuki statüsü
itibariyle önceden hangi eserlerinin ihlal oluşturduğunu bilmesi, bilebilmesi
ve içerikten çıkarılmasını sağlaması mümkün bulunmadığı o halde mahkemece,
davacı meslek birlikleri tarafından usule uygun ihtarname keşide
edilmediğinden dava açma koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın
reddine karar verilmesi gerektiği...."
belirtildiğinden, 5846 sayılı
FSEK'nın Ek 4/son maddesi gereği davacı meslek birlikleri tarafından davalı
yayın kuruluşuna usule uygun ihtarname keşide edilmediği sonuç olarak hukuki
statüsü itibariyle önceden hangi eserlerinin ihlal oluşturduğunu bilmesi,
bilebilmesi ve içerikten çıkarılmasını sağlaması mümkün bulunmayan davalı
yönünden Mahkemece verilmiş kararın yerinde olduğu anlaşılmış ve davacı vekilinin bu yöndeki istinaf
talepleri reddedilmiştir.
11/01/2024 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:
2025/976 E: 2025/727 | Dava
konusunun FSEK'e değil kişilik
haklarına ilişkin olması hakkında görev uyuşmazlığı | Davalı,
davacı öğretim üyesinin çalıştığı üniversiteye ilettiği emailde; davacının …
başlıklı makalesindeki ... heykel görselinin altına ...'a ait yayımlanmamış
bir yüksek lisans tezine atıf yapmasının hukuka aykırı olduğundan ve asıl
atfın davalının kendi makalesine
yapılması gerektiğinden bahisle şikayet etmiş ve üniversitenin davacıya 5846
sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun 35. maddesinin hatırlatılmasını
istemiştir. İlk derece mahkemesi, "dava konusunun tezin hukuki
niteliğine veya eser vasfına ilişkin olup olmadığı, davalı tarafından
gönderilen mailin davacının kişilik haklarını ihlal edecek ölçüde olup
olmadığı hususundan kaynaklandığı gerekçesiyle mahkemenin görevsiz olduğu
anlaşıldığından, davanın HMK' nun 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca görev
yönünden USULDEN REDDİNE" şeklinde karar vermiştir. Davacı vekili
istinaf isteminde; Hükümde, iki tarafın mahkemeye verdikleri dilekçelerdeki
ve sözlü beyanları, iddia ve savunma ayrı ayrı olmak üzere, özet olarak
belirtilmesinin HMK'nın 297 inci maddesine aykırılık teşkil ettiğini,
gerekçede "eser vasfına ilişkin olup olmadığı hususundan değil..."
ifadesinin aslında "olduğu" şeklinde ifade edilmek istenildiğinin
düşünüldüğünü, Davalının davacının çalıştığı kurumun ... adresine 06.08.2024
tarihinde e-mail gönderdiğini, e-mailde davacı müvekkilin makalesinde ...
heykelinin görselinin altına ...'a ait yayımlanmamış bir yüksek lisans tezine
atıf yaptığını, asıl atfın davalının makalesine yapılması gerektiği, bunun
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun 35. maddesine aykırı olduğunu,
neticeten davacı müvekkilin görev yaptığı kurumun kendisine açıklayıcı bilgi
vermesini, FSEK 3 inci maddedeki husunun da davacı müvekkiline kurumu
tarafından hatırlatılmasını istediğini, Yüksek Öğretim Kurulları Bilimsel
Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi madde 4/1-a'da intihalin
"Başkalarının özgün fikirlerini, metotlarını, verilerini veya eserlerini
bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendi
eseri gibi göstermek" olarak tanımlandığını, "İktibas
Serbestisi" başlıklı FSEK 35'e aykırılığın da intihal olarak kabul
edildiğini, Müvekkiline atfedilen kurallara uygun biçimde atıf yapılmaması,
yani FSEK 35 maddesine aykırı davranmanın tespitinin yapılacağı görevli
mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri olduğunu, İlk derece
mahkemesince taraflar arasındaki niza salt davalının e-mail olarak
gönderilmesi olarak ele alınmasının hatalı olduğunu, öncelikli sorunun
müvekkilinin atıf yapmasına dair iddianın intihal olup olmadığı, FSEK 35'e
aykırılığının veya uygunluğun ihtisas mahkemesince çözülmesi gerektiğini,
sundukları Yargıtay kararlarına göre eser vasfının re'sen araştırılacağını,
İlk derece mahkemesinin gerekçesinde yer alan "dava konusunun tezin
hukuki niteliğine veya eser vasfına ilişkin olup olmadığı" ibaresine
dayalı görevsizlik vermesinin yerinde olmadığını, FSEK 76. maddeye aykırılık
oluştuğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf
Mahkemesinin gerekçesinde, “Somut uyuşmazlıkta, davacı netice-i talebinde;
"... Davalının müvekkili hakkında iktibas serbestliğini aştığı, intihal
yaptığı, meslek etik ve bilimsel atıflara aykırı ithamlarının haksız olduğunu,
bu ithamların öncelikle müvekkiline iletilmesi gerekirken kurumun içerisinde
yaptırımlar içerecek taleplerle iletilmesinin, müvekkilin kişilik haklarına
saldırı niteliğinde olduğunu" belirterek TBK m. 58 gereğince saldırıyı
kınayan bir kararın yayınlanmasının ve 1 TL manevi tazminata hükmedilmesinin
talep edildiği, bu durumda FSEK hükümlerine göre değil, haksız fiile ilişkin
TBK hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiği bu nedenle de uyuşmazlığı çözmekle görevli olan
mahkemenin asliye hukuk mahkeme olduğu” ifade edilmek suretiyle davacı
vekilinin istinaf isteminin HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine
karar verilmiştir.14/07/2025 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2025/995
E:2025/814 | Portrenin
izinsiz olarak başka bir eserde kullanılması- Dava şartı arabuluculuk | Davacı
tarafından ...’a ait bir portre resmi
çizilerek resmin , www...com internet adresinde, şahsına ait ''...''
kullanıcı ismi ile 2008 yılında yayımlandığı, bu portrenin davacıdan habersiz
ve izinsiz şekilde ... Yayınları'nın "..." isimli eserinin kapak
tasarımında kullanıldığını, aynı zamanda davalı ...'ın tasarımcı olarak
belirtildiğini, söz konusu ihlalin taraflarınca tespit edilmesi üzerine
30.01.2017 tarihinde söz konusu ihlale son verilmesi için Ankara ...
Noterliği ... Yevmiye Numarası ile
ihtarname gönderilmesinin ardından ihlale konu kitapların
toplatıldığının beyan edilmesine rağmen, 11.06.2021 tarihinde söz konusu
ihlale konu kitabın halen satışının gerçekleştirildiğinin tespit edildiğini,
bu hususa ilişkin ihtarname ve faturaların ekte sunulduğunu, bunun üzerine
18.06.2021 tarihinde sanık hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, davacıya
ait eserin başka bir eserde kapak tasarımı olarak kullanılması ve davacının
adının belirtilmemesi nedeni ile davacının 5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu'ndan doğan haklarının ihlal edildiğini, söz konusu ihlale
ilişkin taraflarınca tecavüzün tespiti ve önlemesi talebi ile dava
açılmıştır. İlk derece mahkemesi tarafından davacının eser sahipliğinden
kaynaklanan mali ve manevi haklarının ihlal edildiği kararı verilmiş ve
davalı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İstinaf Mahkemesi, ''davalı tarafın söz konusu eseri isim belirtmeden
kullanmakla davacının haklarını ihlal etmesi” nedeniyle davalının istinaf
başvurusunu reddetmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/5542 Esas -
2024/2075 sayılı kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanmıştır. Maddi
ve manevi tazminat istemine ilişkin olarak, haksız fiilden kaynaklı
uyuşmazlık konusunu teşkil eden maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin
olarak tarafların anlaşamadıklarına ilişkin sunulan son tutanağın bulunmadığı
anlaşılmakla, davanın dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde usulden
reddine..." karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde,
Mahkemenin usulden ret kararının kaldırılmasını talep edilmiş, istinaf istemi
kabul edilerek dava dosyası ilk derece mahkemesine yargılanmaya devam olunmak
üzere geri gönderilmiştir. 14/07/2025
|
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2025/993
E:2024/427 | Bilgisayar
programının izinsiz kullanılması-FSEK
m.68'deki 3 kat tazminat | Davacı
şirket global ölçekli bilgisayar programı üreticisi olup, davalı firmanın
şirkete ait bilgisayar programlarını hukuka uygun bir biçimde kullanmadığı
iddiasıyla dava açmış ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette
bulunulmuştur. Davalı vekilince, programın davacının internet sitesinden
ücretsiz olarak indirilebilen bir program olduğunu, davalı tarafın, deneme amacıyla programı indirip toplam 22
dakika kullandığını, aktif olarak kullanmadığını iddia ederek davanın reddini
talep etmiştir. İlk derece Mahkemesi,
davacı şirketin Bilgisayar Programı Üreticisi olduğu ve davaya konu ...
yazılımın Macaristan Ulusal Fikri Mülkiyet Ofisinden verilen 13/05/2015 tarih
ve 3982 sayılı belge, TPE nezdinde tescilli ... markasının tescilli sahibi
olması ayrıca bilirkişi heyetince açık kaynaklardan yapılan araştırmada ...
isimli Programın davacı tarafından satışının yapıldığının tespit edilmesi
nedeni ile davaya konu ... isimli bilgisayar yazılım programı üzerinde
davacının hak sahibi olduğu, yine bilirkişi raporu ile davaya konu ... isimli
yazılımın mimari alan çizimlerinde kullanılan bir program olması hasebiyle
FSEK m. 2 anlamında İlim ve Edebiyat Eseri olduğu, davacının bu eserden doğan
haklarının FSEK'in ilgili hükümlerince kullanma hakkı olduğunu tespit etmiş;
Davalı şirketin davaya konu ... isimli
bilgisayar programını kullanıp kullanmadığı hususunda ise, ... isimli
yazılımın kurulu ve çalışır vaziyette olduğunun tutanak ile tespit edildiği buna rağmen davalı
tarafından kullanıma ilişkin fatura veya yasal yazılı bir belge sunmaması
nedeniyle kullanımın hukuka aykırı bir kullanım olduğu gerekçesiyle tazminat
ödenmesine karar vermiştir. Davalı
vekilince ilk derece mahkemesi kararı istinaf edilmiştir. İstinaf başvurusu, davalı tarafça, davacının ortak kusurunun
bulunduğu ileri sürüldüğünden, mahkemece BK 43. Madde gereğince davacının
ortak kusurunun bulunup bulunmadığının incelenmesi açısından kabul edilerek
karar bozulup dosya geri gönderilmiştir. Mahkeme, 1-10.000,00 EURO nun
22/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek devlet bankalarının EURO için
uyguladığı en yüksek vadeli mevduat faizi oranı ile fiili ödeme tarihindeki TL
karşılığının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine..." karar
vermiştir. Davalı vekilinin süresinde
ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; dava konusu uyuşmazlıkta yerel mahkeme
tarafından "durumun gereği ve özellikleri" göz önüne alınmadan
bedel belirlendiğini, zira müvekkil şirket nezdinde mevcut 16 bilgisayardan
sadece 1 tanesinde söz konusu programın mevcut olduğunu, programın sadece 22
dakika boyunca aktif olduğunu, delil tespiti dosyasındaki raporda
gerçeklikten uzak ve isabetsiz tespitler yapıldığını, ilgili ekran
görüntülerinin, programın aktif bir şekilde kullanıldığına dair hiçbir emare
göstermediğini, kaldı ki, 6 numaralı ekran görüntüsünde görüldüğü üzere,
bilirkişi tarafından, incelenen bilgisayarın tüm sistemini kapsayacak şekilde
doğrudan hedefe yönelik dosya taraması yapıldığını ve ".pln"
uzantısına ait yalnızca bir adet proje dosyası bulunduğunun tespit edildiğini
(".pln" uzantısı, ... programının oluşturduğu proje dosyalarına
verdiği uzantı adlandırmasıdır), yalnızca bir adet test amaçlı oluşturulan
örnek projenin, müvekkili firmanın programı aktif bir şekilde kullanmadığını
açıkça gösterdiğini, bu raporda programın kaç dakika açık kaldığı ve kaç
dakika kullanıldığı belirtilmemiş olmakla birlikte, müvekkilinin bu programı
toplamda 22 dakika aktif ettiğini, hiç kullanmadığını ve çizim yapmadığını,
hiç kullanılmayan bir ürün için 2,5 katı oranında (3.800X2,6=10.000 Euro)
tazminat istenmesi ve yerel mahkemenin kendisini davacının talebiyle bağlı
görerek 2,5 kat tazminata hükmetmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, kabul
anlamına gelmemekle beraber tazminata hükmedilecek ise 1 kat oranında
tazminata karar verilmesinin hukuka uygun olacağını, müvekkili şirketin dava
konusu eseri deneme amaçlı indirdiğini, dava konusu yazılımın, bilgisayarlar
üzerinde mimari tasarım yapmaya yarayan bir bilgisayar programı olduğunu, söz
konusu programın, davacı firmanın kendi web sayfasında bulunan bağlantı
linkleri aracılığı ile herhangi bir kayıt veya ödeme işlemi gerçekleştirmeden
kolayca indirilebildiğini, davacının eserini, kendi firmasının internet
sayfasından dileyen herkesin erişimine açık olacak şekilde bağlantı linkleri
vererek, indirilmesine ve kullanılmasına açıkça rıza gösterdiğini, davacının
kullanımı engellemeyerek kullanıcılardan tazminat alma yoluna gittiğini, bu
durumun hakkın kötüye kullanımı olduğu gerekçeleriyle istinaf talebinde
bulunmuştur. İstinaf mahkemesi, Davanın, bilgisayar yazılımının izinsiz
kullanılması ve bu şekilde FSEK’ten
kaynaklanan mali haklarına tecavüz edildiği iddiasıyla açılan maddi tazminat
davası olduğu, hükmedilecek tazminatın rayiç bedelin üç katından daha az
artırılması konusunda hakimin takdir hakkı mevcut olmadığı, bilirkişi
raporları ile davalının bilgisayarında kullanıldığı tespit edilen ve mali
hakları davacıya ait olan ... isimli yazılımın tespit tarihinde piyasada olan
son sürümü olduğunun tespit edildiği, bu nedenle rayiç bedelinden indirim
yapılmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davacıya ait yazılımın deneme
amaçlı yalnızca DEMO olarak indirilebildiği, programın tüm özelliklerinin
DEMO üzerinde bulunmadığı, davalının ise yazılımı kullanarak çizimler
hazırladığının tespit edildiği, ayrıca yazılımın deneme süresi olan 30 günlük
süreden sonra kodunun kırılarak kullanılabileceği, bu nedenle davacının
olayda mütefarik kusur teşkil edecek bir eyleminin bulunmadığının dosya
kapsamından anlaşıldığı gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar
vermiştir. 14/07/2025 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk
Dairesi | K:2025/1018
E:2025/808 | FSEK m. 68'deki üç kat tazminat-Farazi sözleşme ilişkisi | Dava
konusunun, davacının telif haklarına sahip olduğunu ileri sürdüğü
müzayede.com veri tabanının, kontrol panelinin, canlı müzayede sisteminin
davalı tarafça kopyalandığının ve kullanılarak haksız çıkar sağlandığının
ileri sürülmesi olduğu anlaşılmaktadır. Davacı, yargılama neticesinde rayiç
bedelin belirlenerek bu bedelin üç katının tespiti ve davalı şirket
kuruluşundan beri bu yazılımı kullanarak müzayedeler düzenleyip gelir elde
ettiğinden, bu gelirin tespiti ile bu iki bedelden hangisi yüksek ise o
bedelin en yüksek ticari faizi ile tahsilini talep etmiştir. Ayrıca davalı
şirketin işyerinde yazılımın yüklü olduğu bilgisayarların toplatılması
yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi;
davacı tarafça 50.000,00 TL teminat yatırılması karşısında davalıya ait
bilgisayarlarda tespit edilen davacı tarafın hak sahibi olduğu ....com web
sitesinde kullanılan yazılımın davalı bilgisayarlardan silinmesine, silinmesi
mümkün olmaz ise programın yüklü olduğu bilgisayarların muhafaza altına
alınmasına karar vermiştir. Davalı taraf, dosyaya sunulan sözleşmenin kendi
faaliyet alanı ile bağlantısının bulunmaması ve otomobil ve gayrimenkul müzayede
sistemlerinin farklı olması nedeniyle ihtiyati tedbir kararının
kaldırılmasını talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi: davalı tarafın Dell marka bilgisayarında
davacı tarafın lisans hakkı sahibi olduğu müzayede yazılımının kurulu olduğu,
bu haliyle davalı eyleminin davacının çoğaltma hakkını ihlal eder mahiyette
olduğunun yaklaşık olarak ihlal edildiğinin sabit olduğu ve verilen tedbirin
yerinde olduğu, ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın reddine karar
vermek gerektiği gerekçeleriyle ihtiyati tedbire itirazın ve teminatın iadesi
talebinin reddine karar vermiştir. Davalı vekili kararı istinaf etmiştir.
İstinaf Mahkemesi, davacının talebinin 5846 Sayılı FSEK 68. maddesine dayalı
tazminat davası olduğu, davacının ihtiyati tedbir talebinin ise
"yazılımın davalı bilgisayarlarından silinmesi, silinmesi mümkün olmazsa
bilgisayarların muhafaza altına alınmasına" yani ihlalin sonuçlarının
ortadan kaldırılmasının teminine ilişkin olduğunun anlaşıldığı, doktrin ve
yargı kararlarında FSEK 68. Madde düzenlenen üç kata kadar tazminat talebinin
medeni ceza olduğu ve mali hakları ihlal edilen eser sahibinin rayiç bedelin
üç katına kadar tazminat talep edilmesi ve mahkemece bu yönde tazminata
hükmedilmesi halinde, taraflar arasında farazi sözleşme ilişkisi kurularak
ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasının amaçlandığının kabul edileceği,
davacı tarafça FSEK 68. Maddeye dayalı tazminat talep edilmekle, davacı
tarafın ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı
gerekçe ile tedbir talebinin kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığının
anlaşıldığı gerekçesi ile davacılar vekilinin katılma yolu ile istinaf
başvurusunun HMK 341. Madde ve HMK 352.madde gereğince usulden reddine davalı
vekilinin istinaf başvurusunun
kabulüne karar vermiştir. 10/07/2025 |
| İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi | K:2025/1025
E:2025/541 | Dava konusunun ticari ilişkiden kaynaklanan ücret alacağına
değil FSEK'teki eser sahibi haklarına ilişkin olduğu hakkında görev
uyuşmazlığı | Davacı,
proje müellifi ve teknik uygulama sorumlusu olduğunu, özgün mimari sanat
niteliği taşıyacak şekilde projelendirilen eserde proje müellifi olarak
davalı ... imzası ile ruhsat alındığını, projenin telif hakları kendisine ait
olmasına rağmen proje bedelinin kendisine ödenmediğini, ... Mahallesi ... ada
... parselde yer alan ... projesinin kitle taslağı projesinin kendisince
hazırlandığını, telif hakları proje bedelinin kendisine ödenmediğini, bu
eserlerin TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi’ne tescil edildiğini belirterek;
FSEK m. 21, 22, 23, 24 ve 25. maddelerindeki hakların ihlali nedeniyle FSEK
68/1 uyarınca tazminatın, ihtiyati tedbir, tecavüzün ref’i ve eski hale
getirilmesine, FSEK m. 70/2 uyarınca projede değişiklik nedeniyle elde edilen
karın faizi ile birlikte, FSEK 70/3 maddesi uyarınca elde edilen bina rayiç
değeri ve fazladan ticari karın faizi ile birlikte ödenmesini, kararın
ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ise bahse konu projenin çiziminin kendisi tarafından
yapıldığını, mimari müellifi olduğu, davacı ile bu projeler bakımından
belediyeden ruhsat alınmak üzere belli başlı uyumlama ve idari bir takım
işlerin yapılması için proje bazlı anlaşma yapıldığını, kendisine anlaşılan
ücretlerin ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir. İlk derece mahkemesi, davacının yaptığı projenin FSEK kapsamında
olmadığı, davalı ile şifai sözleşme kapsamında projeler çizdiği, taraflar
arasında hizmet sözleşmesinden kaynaklanan ücret alacağı olduğu, iki
tarafında da tacir olmaması nedenleriyle mahkemenin eldeki dava yönünden
görevsiz olduğu, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna karar
vermiş, karara karşı davacı tarafından istinafa başvurulmuştur. İstinaf Mahkemesinde: davanın, mimari
projenin izinsiz kullanılmasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkin
olduğu, 5846 sayılı Yasa'nın 76. maddesinde bu kanunun düzenlediği hukuki
ilişkilerden kaynaklı uyuşmazlıklara ihtisas mahkemesi niteliğindeki fikri ve
sınai haklar hukuk mahkemelerince bakılacağı, eldeki dava davacının
talebinin, ... İli ... İlçesi ... Ada
.. Parsel ve.... İli ... İlçesi...Ada ... Parselde bulunan projelerin müellifi olduğu ileri sürülen davacının
5846 sayılı FSEK'ten doğan maddi haklarından FSEK 21, 22, 23, 24 ve 25
maddelerindeki hakların ihlali dolayısıyla FSEK 68/1 madde hükmü gereğince
sözleşme yapılması halinde 2 adet eser için
bedelin 3 katı olan tazminatın tahsiline, FSEK 14, 15 ve 16
maddelerinde sayılan hakların ihlali, davacının şeref ve itibarının zedelenmesi nedenleriyle FSEK 70/1 hükmü
gereği manevi tazminat talep hakkının
saklı tutulmasına, tecavüzün ref'i ve eserin eski haline getirilmesine, FSEK
70/2-3 maddesi gereğince projede değişiklik nedeniyle elde edilen karın
tahsiline, FSEK 78. madde gereğince kararın ilanın istemine ilişkin olduğunun
anlaşıldığını, somut olayda davacı tarafından anılan estetik niteliğe sahip
özgün mimari sanat niteliği taşıyacak şekilde projelendirilen tasarımın proje
müellifi olduğu, eserin izinsiz kullanıldığı ve telif haklarının ödenmediği ileri sürülerek
5846 sayılı FSEK kapsamında talepte bulunulmuş olduğu ve iddianın ileri sürülüş şekline göre
uyuşmazlığın çözümünde FSEK'nin 76. maddesi uyarınca Fikri ve Sınai Haklar
Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu, bu çerçevede tarafların tüm delilleri
tartışılıp ve özelikle davacının rapora yönelik çelişki itirazı üzerinde
durulup, gerekiyorsa çelişkinin giderilmesi için aralarında mimari alanında
uzman sektör bilirkişisi ile fikir ve sanat eserleri alanında teknik ve
hesap bilirkişilerinden oluşacak
bilirkişi kurulundan yeniden rapor alınıp oluşacak sonuca göre tüm talepleri karşılayacak şekilde davanın
esası hakkında karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle davacının istinaf
başvurusunun kabulüne ve ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına
karar verilmiştir. 03.07.2025 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:
2025/843 E: 2025/586 | FSEK
m.77 gereğince ihtiyati tedbir kararı verilmesinde yaklaşık ispat | Davacı
Meslek Birliği, FSEK m.80 ve ilgili
mevzuat hükümleri gereğince üzerinde hak sahibi bulundukları repertuvarda yer
alan fonogramların izinsiz olarak kullanıldığının tespit edilmesi üzerine
davalı ... A.Ş'ne sözleşmeye davet ve ihtar gönderildiğini, ihtarnameye
herhangi bir cevap verilmediğini ve müvekkili meslek birliğinin repertuvarına
dahil fonogramların umuma iletimin yapılmaya devam ettiğini, bunun üzerine
İstanbul 3.FSHHM'nin 2023/147 D. İş sayılı dosyası ile delil tespiti
talebinde bulunduklarını, ilgili dosyada alınan bilirkişi raporu ile ... adı
ile gerçekleştirilen hizmet kapsamında yer alan içeriklerde müvekkili meslek
birliğinin repertuvarına dahil pek çok fonogramın izinsiz olarak umuma
iletiminin yapıldığının ve izinsiz olarak yeniden iletiminin yapıldığının
tespit edildiğini, bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edilmesinden sonra
tespit edilen ilgili içerikleri platformdan 3 gün içerisinde çıkarmaları
ihtarında bulunduklarını, verilen süre içerisinde ihtarda belirtilen
içeriklerin çıkarılmadığını, bunun üzerine İstanbul 3.FSHHM'nin 2024/68 D. İş
sayılı dosyası ile delil tespiti talebinde bulunduklarını ve İstanbul
3.FSHHM'nin 2023/147 D. İş sayılı dosyası ile TOD platformunda bulunduğu
tespit edilen fonogramlardan hangilerinin halen yayınlanmaya devam ettiğinin
ve müvekkilinin hak sahipliğinin tespiti talebinde bulunduklarını, İstanbul
3.FSHHM'nin 2024/68 D. İş sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunda umuma
iletimin yapıldığı ve müvekkili meslek birliğinin hak sahipliği tespit edildiği fonogramlardan şimdilik
04/09/2024 tarihli ihtarname ekinde dilekçede bildirilen fonogramların umuma
iletiminin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir talebinde bulunduklarını,
karşı tarafın 2000'li yıllarda ... adı ile kurulduğunu, 2012 yılında unvan
değiştirdiğini, müvekkili ile karşı taraf arasında 2010 yılında "Lisans
Sözleşmesi" imzalandığını, ...'ün 2016 yılında ...'a satılmasından sonra
bir tarafta ... ve ... diğer tarafta karşı taraf ve uydu platformunda yer
alan ...'e ait radyo ve TV kuruluşları ile yeni bir lisans sözleşmesi
imzalandığını, sözleşme ile verilen "umuma iletim hakkı" gereğince
verilen lisansın yalnızca uydu platform işletmecisi vasıtasıyla abonelere
iletimi ile sınırlı olduğunu, karşı tarafın ...'ün satılmasından önce ve
sonrasında bu medya grubunun lokomotif şirketi konumunda olduğunu, müvekkil
ile imzalanmış olan lisans sözleşmesi kapsamındaki tüm ödemelerin Krea şirketi
tarafından yapıldığını, diğer karşı taraf ... Yay. A.Ş.'nin ise kurucu ortağı
ve tüm hisselerinin sahibinin ... Holding A.Ş. olduğunu, bu şirketin diğer
grup şirketler ile aynı adreste faaliyet gösterdiğini, ... şirketinin
hisselerinin tamamına ise Krea'nın sahip olduğunu, dolayısıyla ... şirketinin
... şirketinin yavru şirketi konumunda olduğunu, FSEK hükümleri uyarınca
müvekkili meslek birliğinin tedbir talep etme hakkının bulunduğunu,
Türkiye'de ... hizmetinin 2016 yılından itibaren müvekkili meslek birliği
repertuvarında yer alan fonogramların umuma iletimini yapmaya devam ettiğini,
geçmiş yıllardaki izinsiz kullanımlar ile İstanbul 3.FSHHM'nin 2023/147 D. İş
ve 2024/68 D. İş sayılı dosyalarında alınan bilirkişi raporları doğrultusunda
karşı tarafın umuma iletimlere devam edeceğine dair kuvvetli bir karine
oluştuğunu belirterek, dilekçede belirtilen ..., ... ve ... isimli yapımlara
ve fonogramlarının umuma iletiminin tedbiren önlenmesine karar verilmesini
talep ettiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi, 2024/119 D.İş, sayılı 30.01.2025 tarihli ihtiyati tedbir kararının kabulüne dair ara
karar ile "Talep eden vekilinin tedbir talebinin 250.000,00 TL teminat
mukabilinde kabulü ile; HMK 389 vd. maddeleri gereğince işbu kararın tebliği
tarihinden itibaren 1 hafta içinde taktiren 250.000,00 TL nakit veya kesin ve
süresiz banka teminat mektubu sunulduğu takdirde; Dosya kapsamına alınan
raporlar ile yaklaşık ispat şartı yerine getirilmiş olduğundan aleyhine
tedbir istenenlerin, tedbir talep edenin repertuvarında yer alan, www...org
adlı internet sitesinde bilgileri bulunan ve dosya kapsamına alınan
15.11.2024 tarihli kök bilirkişi raporu ile tespit edilen fonogram yapımcılarına ait fonogramların
... platform hizmeti kapsamında (www...com.tr) adlı internet sitesinden ve
tablet, telefon veya mobil cihazlardan ulaşım sağlanabilen ... uygulamasından
umuma iletiminin/yeniden iletiminin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 77'nci
maddesi gereğince tedbiren önlenmesine"
karar vermiştir. Davalı vekili, aynı taraflar arasında, aynı taleple
İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 03.09.2024 tarihli
2024/96 D.İş sayılı dosyasında MÜYAP’ın ihtiyati tedbir talebinin
reddedildiğini, bu ret kararında ... ile ... arasında 2016 tarihli bir lisans
sözleşmesinin mevcut olduğu ve sözleşmenin halen sona erdiğine dair bir belge
sunulmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığının
belirtildiğini, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun da İstanbul BAM
16. Hukuk Dairesi’nce reddedildiğini ileri sürerek, mevcut ihtiyati tedbir
kararının daha önceki aynı nitelikteki başvuru ve kararlarla çeliştiğini,
sözleşme ilişkisinin ve kullanımın hukuka aykırılığının ancak yargılama ile
belirlenebileceğini, bu nedenle ihtiyati tedbir kararının usul, yasa ve
içtihatlara aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Mahkemece, "2024/119 değişik iş sayılı dosyasında verilen ihtiyati
tedbir kararına yönelik itirazların reddine" karar verilmiştir. Davalı
vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf
dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbir kararından sonra esas hakkında davanın
süresi içinde açılmadığını, bu durumda ihtiyati tedbirin kendiliğinden
kalkması gerektiğini, ihtiyati tedbirin şartları oluşmadığını, meslek birliği
ve müvekkili şirket ... Prodüksiyon A.Ş. arasında lisans sözleşmesi bulunması
nedeniyle talep eden tarafından ileri sürülen iddiaların sözleşme kapsamında
olup olmadığının incelenmesi için yargılama yapılması gerektiğini, taraflar arasında ihtilaf oluşturan ve
esasa dair hususların incelenmesi elzem olan huzurdaki konu hakkında
yargılama yapılmasına gerek duyulmadan ihtiyati tedbir kararı verilmesinin
usul ve yasaya aykırı olduğunu, imzalanan sözleşme çerçevesinde müvekkili
şirket ... tarafından lisans bedellerinin ödendiğini, mahkemece aksi kanaatte
olunması halinde davacı tarafından kanuni şartlar yerine getirilmediğinden
taleplerinin reddi gerektiğini, kullanımın sözleşme kapsamında olup mahkemece
tespiti gerektiğini, mahkeme aksi kanaatte ise verilen ihtiyati tedbir
kararının kanunda aranan şartlara aykırı olup kararın nasıl uygulanacağı
yönünden tereddüt bulunduğunu, tedbir kararında neyin üzerinde ve ne tür bir
tedbire karar verildiğinin yazılması gerektiğini, canlı olarak yayınlanan
radyo kanallarına ilişkin uygulanacak tedbirin nasıl olması gerektiği yönünde
bir karar verilmediğini, teminat miktarının yetersiz olduğunu beyanla,
istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi ara kararının
kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiş, Davacı vekili istinafa cevap
dilekçesinde özetle; mahkemenin ihtiyati tedbir kararı akabinde esas davanın
yasal süresi içinde ikame edildiğini, e-tebligatın 04.02.2024 tarihinde
kendilerine tebliğ edilmiş sayıldığını, akabinde derhal teminat mektubu
sunarak 06.02.2025 tarihinde kararın uygulanmasının talep edildiğini ve ara
kararların yasal süresi içinde yerine getirildiğini, mahkemece kabul edilen
ihtiyati tedbir taleplerinin tüm şartlarının oluştuğunu, davalıların
müvekkili meslek birliği ile "..."nu da kapsayan bir sözleşmesi
bulunmadığından kullanımların sözleşme kapsamında olmayıp ihlal niteliğinde
olduğunu, davalılar vekilinin yargılama yapılarak davalı kullanımlarının
sözleşme kapsamında olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği, sadece lafzi
yorumla yetinilmemesi gerektiği yönündeki itirazlarının mesnetsiz olup tüm bu
nedenlerle davalıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep
etmiştir. Davanın, davacı meslek birliğine üye olanlara ait fonogramları, ...
adlı platformda ve söz konusu platforma bağlı uygulamalarda işaret, ses
ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim yoluyla gerçekleşen
mali haklara tecavüzün FSEK’in 69’uncu maddesi uyarınca menine karar
verilmesi istemine ilişkin olduğu anlaşılmakla mevcut yargılama işlemleri ve
bilirkişi raporları doğrultusunda davalı yanca gerçekleşen kullanımların izinsiz gerçekleştirildiği konusunda
yaklaşık ispat şartının sağlanmış olduğu, tedbir kararlarının yargılamanın seyrine göre her
zaman yeniden değerlendirilebileceği, delil tespitine bağlı olarak elde
edilen delillere göre yeniden tedbir istenebileceği, bu nedenle aynı konuda
tedbir istendiği ve bu talebin daha önce reddedildiği yönündeki itirazların
hukuken dinlenebilir olmadığı, FSEK 77. maddesi ve HMK 389. maddeleri
kapsamında yasal şartları oluşan tedbir talebinin makul düzeyde belirlenen
teminat karşılığında kabulü ve itirazın reddine dair verilen kararların dosya
kapsamı ve hukuka uygun olduğu ayrıca esasa ilişkin davanın tedbir kararı
uygulandıktan sonra (06.02.2025) HMK 397 maddesi gereğince iki haftalık süre
içinde 20.02.2024 tarihinde açıldığı , ancak D.iş olarak 4. FSHHM'ne 2025/33 D.İş numarası ile tevzi edildiği, mahkemece dosyanın esas
dava sırasına göre tevzi edilmek üzere tevzi bürosuna gönderildiği bu nedenle
tedbirin kendiliğinden kalktığına dair istinaf sebebinde haklılık
bulunmadığı, davalı vekilinin istinaf talebinin reddi gerektiği
anlaşılmıştır. Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi
gereğince reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf talebinin
reddine karar verilmiştir. 29/05/2025 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/814
E:2023/205 | Esinlenme-Program
formatlarının eser mahiyeti olup olmadığı | Davacı,
sosyal medya platformlarında ağırlıklı, hitap ettiği kitle açısından tanınan,
bağımsız bir dijital içerik üreticisi olduğunu, içeriklerinin çeşitli sosyal
medya sosyal medya platformlarında yayınlandığını, ...’ın 11.09.2020
tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... Başvuru Numarası ile 35-1,
35-2,35-3, 38-1, 38-2, 38-3, 41-2, 41-3, 41-4, 41-5, 41-6 ve 41-7 marka
sınıflarında Ticaret/ Hizmet Markası olarak tescil başvurusu yapılmış ve
inceleme süreci tamamlanarak
07.01.2021 tarihinde yayın kararı alınmış olan bir marka olduğunu; sahibi
olduğu Youtube kanallarından, "Kirli Konuşma" başlıklı bir video
serisi yayınladığını, davalıların ise
yaklaşık iki yıl sonra kendi yayınlarının aynısı olduğunu tespit ettiği türde
6 adet yayın yaptığını bu kişilere tecavüzü sonlandırmaları ihtaren
bildirilmişse de, bu ihtarların tamamının yanıtsız kaldığını ifade ederek
fikir ve sanat eseri sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüzün ref'i,
önlenmesi ve tazmini davası açmıştır. Davalılar vekili cevap
dilekçesinde müvekkilleri ... ve ...ın
... kanalı adı altında faaliyet yürüten, sosyal medya platformlarında
ağırlıklı olarak içerik üreten, hitap ettiği kitle açısından meşhur ve maruf,
bağımsız bir dijital içerik üreticisi olduğunu, salt eğlence amacı olmayan
müvekkillerinin ağırlıklı olarak çalışmaları toplumsal bilincin dikkatini
çekmek olmakla beraber Diyarbakır'da ihtiyaç sahibi gençler için
hazırladıkları formatın başta ülke genelinde takdir toplayıp Adalet Bakanı
dahil çoğu devlet adamı tarafından paylaşıldığını ve yayınlandığını, bu
çalışmaların yanında aynı zamanda sosyal şakalara da yer veren müvekkillerin
AVM ve benzeri kamuya açık alanlarda insanların yanında yaptıkları telefon
görüşmeleri ile görüşmeye kulak misafiri olan vatandaşların tepkileriyle
şakalar yaptıklarını, bu bağlamda davacı vekilinin iddia ettiği içeriklerle
tamamen alakasız bir format yapıldığını, dilekçe ekinde de görüleceği üzere 2
yılı aşkın süredir bu tarz içeriklere yer verdiğini, müvekkili tarafından
üretilen içeriklerin ...,..., ...,..., ...gibi sosyal medya platformlarında
... adıyla faaliyet yürüttüğünü, ...'nı 11.09.2020 tarihinde Türk Patent ve
Marka Kurumu nezdinde ... Başvuru Numarası ile 35-1, 35-2,35-3, 38-1, 38-2,
38-3, 41-2, 41-3, 41-4, 41-5, 41-6 ve 41-7 marka sınıflarında Ticaret/ Hizmet
Markası olarak tescil başvurusu yapıldığını ve inceleme süreci tamamlanarak
07.01.2021 tarihinde yayın kararı alındığını, davacının mahkememizde sunduğu
videoların içeriğinden de görüleceği üzere müvekkillerine ait içerikle
davacıya ait içerik arasında konu farkı olmakla beraber müvekkillerinin
hazırlamış olduğu videolarda muhatap telefon görüşmesine şahit olan o
esnadaki dinleyiciyken davacının videolarında direkt olarak izleyicilere bir
erkeğin sevgilisi ile yaptığı absürt sohbetler aktarıldığını, bu tür konuşma
ve şakaların sadece davacıya ait olmamakla birlikte dünya üzerinde bir çok
Youtube içerik üreticisi tarafından kullanıldığını,... ve kanal bilgilerini
verdikleri ''...'' adlı kanalda bugünden 4 yıl önce yani davacının
yayınladığı...serisinden 2 yıl önce ..., ... isimleriyle yayınlandığını,
müvekkillerinin esinlendiği videolardan olduğunu, ancak bu esinlenmenin
dışında da bir insanın sevgilisi veya eşiyle yapacağı telefon görüşmesinin
parodisini yapmanın bir kuruma veya markaya tesis edilecek veya telif unsuru
yapılacak bir dava konusu olmadığını, nitekim bu durumun hayatın olağan
akışına aykırı olduğunu, bu bağlamda haksız davanın reddini talep etmiştir.
Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın cevap
dilekçesinde dava dilekçelerini hiç değiştirmeden alarak cevap dilekçesi
hazırladıklarını, beyanlarında müvekkilinin markasına ait olduğu dava
dilekçelerinde ekli resmi marka başvuru belgesinden anlaşılan hususları,
kendi markaları olduğunu iddia ettikleri "..." ya atfettiklerini,
cevap dilekçesi ekleriyle herhangi bir şekilde davalıların markası olduğu
iddia edilen ...'ya ilişkin olarak Türk Patent ve Marka Kurumu Marka Başvuru
Belgesi de ibraz edilemediğini, davalı tarafça dava konusu "..."
isimli serilerinin kendi özgün içerikleri olmadığı, davalının esinlendiğini
bahsettiği videolarla ikrar olunduğunu, sözde bu hali ile müvekkillerine ait
Kirli Konuşma serisinden 2 yıl önce yayımlandığı iddia edilen videonun
10.03.2019 tarihinde, yani müvekkiline ait ... isimli video serisinin
14.11.2018 tarihinde yayımlanan "..." URL adresli ilk videosundan 4 ay sonra yayımlanmış olan
bir video linki olduğu hususları tespit edildiğini, yani davalıların
esinlendiklerini iddia ettikleri videonun dahi müvekkiline ait ...serisinin
ilk videosundan daha sonra yayımlandığını, davalıların sözde esinlendikleri
yabancı Youtube kanalları tarafından bu zamana kadar "..." ya da
fikri mülkiyet hukuku kapsamında bir şikayetle karşılaşmamaları,
"esinlendikleri" yerli içerik üreticileri bakımından bu durumun
olağan karşılanması anlamına gelmemekle birlikte, özgün içerikleri davalılar
tarafından 'farklı bir konseptmiş algısı yaratılarak' taklit edilen içerik
üreticileri ile markaların dava ve talep haklarını ileri sürmesine de engel
olmadığını, ayrıca fikri mülkiyet alanındaki teamül de; esinlenme videosu
olsa dahi esinlenilen videonun orijinal içeriğini/yaratıcılarını belirterek
ve referans göstererek telif haklarını ihlal etmeden emeğe saygı duymayı
gerektirdiğini, yine her videoda konuşma sırasında arka planda, konuşma
içeriğine uygun olacak şekilde romantik bir arka plan müziğinin de eklenmiş
olması hususları bir arada düşünüldüğünde, davalıların sözde
esinlenmelerinin, iddia edildiği şekilde yabancı Youtube kanallarındaki
telefonla konuşma şakası versiyonlarından değil, çok bariz şekilde ...-...
serisinden kopyalanmış olduğu hususlarının netlik kazanacağını, çünkü,
müvekkiline ait ... serisinde de, ana karakter olan "...", aynı
şekilde telefondaki kişi ile (sevgili, eş arkadaş vs..) absürt- kısmen
romantik- cevapsız soru kalıpları şeklinde ve her münferit soru kalıbının
sonuna "...,... şeklindeki soru kalıbını da ekleyerek (Ör: ....?)
konuştuğunu, karakter konuşurken, arka planda yine konuşma içeriğine uygun
romantik bir müzik yer aldığını, davalılarca ... isimli video serisinin
müvekkile ait ...- ...serisinden tamamen farklı olarak kamuya açık bir alanda
yapılmış olmasından ötürü iki konseptin farklılık arz edeceğinin iddia
edilmesi de abesle iştigal olduğunu, zira, örneklerini de belirttikleri
şekilde, müvekkiline ait eserlerdeki tiplemenin genel duruşu, sahip olduğu
üslup, konuşma ve hitap tarzları ile konuşmalarının içeriği, telefonun diğer
ucundaki taraf ile olan iletişimi ve konuşmanın bağlamları bir bütün olarak
göz önüne alındığında davalıların "..." isimli video serisi
konseptlerinin bütün içeriği bakımından müvekkiline ait ...-... adlı seriyle
birebir aynılık içerdiğini, müvekkiline ait ... serisinde de ana karakter
"...", kendisi yalnız olarak değil, "..." ve
"..." yan karakterlerinin yanında, yani davalıların da
kopyaladıkları şekilde, yine üçüncü bir şahsın duyacağı şekilde
konuştuklarını, bu durumda davalıların farklılık olduğunu iddia ettikleri tek
unsurun da dayanaksız kaldığını, ayrıca açıkça anlaşılacağı üzere,
esinlenildiği iddia edilen yabancı video içeriklerinde "..." gibi
bir kalıp da kullanılmadığını, belirttikleri sebeplerle davalıların video
içeriklerinin tüm konsepti, aynen ve birebir müvekkiline ait Kirli konuşma
serisinden kopyalandığını açıklanan nedenlerle delilleri kısmında belirtilen
delillerin toplanmasını, bu kapsamda içerikte belirtilen kurum ve kuruluşlara
müzekkere yazılmasını, davalarının kabulü ile öncelikle, kamuoyuna sunulmuş
"..." isimli video serisi ve bu seride bulunan karakterlerin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 5. maddesi kapsamında, (fikri ve
sanatsal çaba ile sahibinin hususiyeti taşıma şartlarını bir arada içermesi
nedeniyle) bir sinema eseri olduğunun tespitini, davalılar tarafından ... kanalı ile kendi şahsi isimleri adına
olan ...hesapları (... ve ...) üzerinden yayımlanan, "..." isimli
video serisinin (...), müvekkilin sinema eser sahipliğinden kaynaklanan
(fikir ve sanat eseri sahipliğinden kaynaklanan) haklarını ihlal ettiğinin
tespiti ile tecavüzün ref'ini, davalıların aynı içerikte video üretimine
devam etmeleri ve bu hususu sosyal medya hesapları aracılığı ile kamuoyuna
duyurmaları nedeniyle, yayımlanması kesin olan yeni bölümlere ilişkin olarak
tecavüzün men'ini, FSEK md. 77 kapsamında tedbir taleplerinin kabulü ile
davalıların ... isimli serisine ilişkin videolarının sosyal medya platformları ile bilimum
online mecralarda yayımlanmasının dava sonuna kadar yasaklanmasını, FSEK md.
78 kapsamında hükmün basın/yayında ve sayın mahkemece resen gözetilecek ilan
kaynaklarında ilanını, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin
davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece
Mahkemesi, tüm dosya izahı yapılan mevzuat ve süresinde sunulan deliller
kapsamında yapılan bilirkişi incelemesi sonrasında sunulan heyet raporundaki
tespitler bir arada değerlendirildiğinde davalıların kullanımlarının
davacının eser niteliğindeki formattan kaynaklı mali ve manevi haklarına
tecavüz teşkil ettiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalılarca sosyal medya hesapları
üzerinden kullanılan "...1'den 6'ya kadar seri olarak" yayınlanan
videoların davacının eser hak sahipliğine tecavüz teşkil ettiğinin tespitine,
durdurulmasına, önlenmesine, ortadan kaldırılmasına bu kapsamda bahse konu
video serisinin ilgili site ve internet kullanımlarından kaldırılmasına
şeklindeki gerekçeleri ile davanın kabulü ile davalılarca sosyal medya
hesapları üzerinden kullanılan "...'den 6'ya kadar seri olarak"
yayınlanan videoların davacının eser hak sahipliğine tecavüz teşkil ettiğinin
tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, ortadan kaldırılmasına bu kapsamda
bahse konu video serisinin ilgili site ve internet kullanımlarından
kaldırılmasına karar vermiştir. Davalılar vekili istinaf başvurusunda
bulunmuş İstinaf Mahkemesi; bilirkişi raporunda yer alan “davacı videolarının
herkesçe kullanılan parodiler olmadığı, “...” özelliğine haiz olup, “...”
kapsamında olduğu ifadesine dayanılarak davacı videolarının, yabancı
içeriklere göre farklılık ve hususiyet taşıdığı, davacı içerik üretimlerinin
Eylül 2018, Kasım 2018 ve Kasım 2019 tarihlerinde “...” isimli youtube
kanalında, davalı içerik üretimlerinin ise Kasım 2020, Aralık 2020 ve Ocak
2021 tarihlerinde “...” isimli youtube kanalında yayınlanmış olduğu,
dolayısıyla davacının önceliğinin bulunduğu, davalı tarafça savunma olarak
sunulan yurt dışı kaynaklı videolardan “...” videolarının davacıdan
önce, “...” videosunun davacıdan sonra
yayınlanmış olduğu, eserlerin (davacı ve davalı) esas içeriği açısından
benzerliklerin büyük oranda olduğu, farklılıkların ihlali önleyecek düzeyde
olmadığı, davalının bazı farklılıklara rağmen kendi hususiyetini taşıyan bir
içerik oluşturmadığı, davalı kullanımlarının davacı eserlerine tecavüz
niteliği taşıdığının tespit edildiği" belirtilmiştir. FSEK'in 1/B
maddesinde öngörülen tanım dikkate alındığında bir fikir ve sanat ürününün
eser olarak nitelendirilebilmesi için iki unsuru haiz olması gerektiği,
bunlardan ilkinin, fikir ve sanat ürününün "sahibinin hususiyetini
taşıması", ikincisinin ise "kanunda sayılan eser kategorilerinden
birine dahil olması" olduğu somut olayda toplanan tüm delillere birlikte
değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında kullanılan aksesuarlar
(Güneş gözlüğü, bilgisayar ve telefon) açısından benzerlikler olduğu, davalı
videolarının açık ortamda olmasından kaynaklı farklılaşmalar olmakla birlikte
ana karakterlerin aynı olduğu, yapılan
cinsel içerikli esprilerin absürt mizah türünde olduğu, hem davacı, hem de
davalı videolarında kullanılmış olan absürt esprilerin (cinsel içerikli
konuşmaların) yapılış şekilleri, esprileri yapan şahısların konuşma
şekilleri, esprilerin anlam bakımından içerikleri, kullanılan aygıtlar (güneş
gözlüğü, bilgisayar ve telefon), espriler esnasında alt fonda kullanılmış
olan müzik (seksi bir müzik), her iki
videoda da espriler dışında normal konuşmaların yapılmış olduğu esnada fon
müziğinin kesilmiş olması gibi unsurlar bakımından incelenen videolar
arasında ayniyet olduğu, esprili konuşmaların altında içerikle uyuşan alt fon
müziğinin yer aldığı, espri dışında kalan normal konuşmalar yapıldığında ise
fon müziğinin kaldırıldığı, kullanılan mekanlar (Açıkhava, kapalı ortam)
açısından farklılıklar olduğu, ortam farkından kaynaklı esprilere tanıklık
edenlerin farklı olduğu, görüldüğü, eserin esas içeriği açısından
benzerliklerin büyük oranda olduğu, davalı tarafından kullanılan
farklılıkların ihlali önleyecek düzeyde olmadığı, davalının bazı
farklılıklara rağmen kendi hususiyetini taşıyan bir içerik oluşturmadığı,
davacı içerik üretimlerinin Eylül 2018, Kasım 2018 ve Kasım 2019 tarihlerinde
“...” isimli Youtube kanalında, davalı içerik üretimlerinin ise Kasım 2020,
Aralık 2020 ve Ocak 2021 tarihlerinde “...” isimli Youtube kanalında
yayınlanmış olduğu, dolayısıyla davacının önceliğinin bulunduğu, davalı
tarafça savunma olarak sunulan yurt dışı kaynaklı “...” videoları davacınınkilerden önce
yayınlanmış ise de yayınlanan “...” videolarında, aksesuarların, mekanın,
karakterlerin, fon müziği
kullanımlarının, davacı videolarından
farklı olduğu, bu farklılıklar ölçüsünde davacının yabancı video
içeriklerinden farklı, hususiyet taşıyan içerik üretmiş olduğu bilirkişi raporu ile tespit edildiğinden
davalıların bu yöndeki istinafı da yerinde görülmediği gerekçesiyle ilk
derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı
anlaşıldığından istinaf başvurusu reddedilmiştir. 29/05/2025 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/734
E:2025/575 | Gazete
mündereceatı istisnasının aşılıp aşılmadığı (FSEK m. 36)-İhtisas mahkemesinin
görev kapsamı | Davacı
vekili, müvekkili şirketin web sitesinde yayınlanan müvekkili şirketçe
hazırlanmış haber içeriklerinin davalı şirket tarafından ticari amaçlarla
izinsiz şekilde kullanıldığını, müvekkili şirketin internet sitesinde, telif
hakkı kapsamında içeriklerin izin alınmadan kaynak gösterilerek dahi iktibas
yapılamayacağına dair yasal uyarı bulunduğunu, davalı şirketin
https://www...com.tr/ internet sitesinde müvekkili şirketin içeriklerini
izinsiz yayınlamasının TTK 54 vd. kapsamında haksız rekabet hükümlerine ihlal
teşkil ettiğini ve bu ihlal sayesinde davalının sitesine erişim-tıklanma
sayısını artırdığını ve dolayısıyla daha fazla trafik ve reklam aldığını,
haksız biçimde elde edilen bu kar sebebiyle davalı aleyhine maddi tazminata
hükmedilmesinin tüm şartlarının oluştuğunu iddia ederek dava açmıştır. Davalı
vekili cevap dilekçesinde; söz konusu haberlerin davacı şirketçe değil
muhabirlerce hazırlanması sebebiyle aktif husumet ehliyeti bulunmadığını,
davaya konu internet yayınlarının gazetecilik faaliyeti kapsamında toplumun
haber ve bilgi alma ihtiyacı kapsamında iktibas edildiğini dolayısıyla FSEK
m. 36 uyarınca iktibas serbestisi kapsamında olduğunu, gazeteciliğin ticari
bir faaliyet olmadığını ve haberlerin ticari mal olarak nitelendirilemeyeceğini
kaldı ki davacı şirketin iktibas hakkını sarahaten mahfuz tutmadığını, her
haberin başında veya sonunda açıkça bu hususun olması gerektiğini, müvekkili
şirketin davacı şirketten doğrudan yapılan iktibaslar için kaynak
gösterdiğini ancak doğrudan davacıdan yapılmayan iktibaslarda doğal olarak
kaynak gösterilmediğini, basının haber verme ve halkın bilgi edinme
haklarının “basın özgürlüğü” kapsamında bir hukuka uygunluk sebebi olduğunu,
müvekkili şirketin davacının haberlerini kaynak göstererek alıntılamasının,
davacı şirketin görünürlüğünü artırdığını dolayısıyla davacı şirketin
iktibaslar sayesinde zarara uğramadığını aksine büyük bir gelir elde
ettiğini, davanın kabulü halinde, davacı şirketin müvekkil şirketten yaptığı
izinsiz iktibaslar sebebiyle takas-mahsup def’inin bulunduğunu iddia ederek
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi,
davacıya ait haber içeriklerinin davalı tarafından kendi internet sitesi
üzerinden izinsiz olarak paylaşıldığı, bu durumun haksız rekabet teşkil
ettiği gerekçesiyle; davanın kabulüne ve maddi ve manevi tazminat ödenmesine
karar vermiştir. Davalı vekili süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde;
dava dilekçesinde, hangi haber için ne kadar tazminat talep edildiğinin
açıklanmadığını, bu eksikliğin gerekçeli kararda da sürdürüldüğünü,
birbirleriyle bağlantısı bulunmayan, haksız rekabet teşkil ettiği ileri
sürülen birden fazla yazı/haberin dava konusu olduğunu, gerekçeli kararda da
hangi haberlerin dava konusu edildiği açıklanmadığından, aynı haberler için
tekrar dava açılmasının söz konusu olabileceğini. -Davanın belirsiz alacak
davası olarak açılamayacağına yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını.
-Gerekçeli kararda rapora atıf yapılmakla yetinildiğini, gerekçenin somut,
açık ve anlaşılır şekilde yazılmadığını, davaya konu haberlerin FSEK 36.
maddede düzenlenen, iktibas serbestisi kapsamında kaldığına yönelik
itirazları ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığını. -Mahkemece
hükme esas alınmasa da, gerekçeli kararda hükümle çelişen bilirkişi
raporlarına yer verilmemesinin, hangi sebeple sonuncu rapora itibar
edildiğinin açıklanmamasının gerekçeli karar hakkının ihlali mahiyetinde
bulunduğunu. -Bilirkişi raporuna itirazlarını karşılar mahiyette inceleme
yapılmadığını, takas defi ile ilgili olumlu olumsuz karar verilmediğini.
-Davacı şirketin hak sahipliğinin araştırılmadığını, haberin muhabirler
tarafından hazırlandığını, haberin davacıya ait internet sitesinde
yayınlanmasının, o haberin bir başka internet sitesinden alıntılanmasının
otomatik olarak engellenmesi sonucunu doğurmayacağını haberin davacıya ait
sitede yayınlanmış olsa dahi, haberi yapan muhabir ile davacı arasında eser
sözleşmesi mi, yoksa hizmet sözleşmesi mi bulunduğu, haberlerin telif
hakkının davacıya ait olup olmadığının araştırılması gerektiğini, röportaj
metninin telif hakkının davacı şirkete verilmemesine rağmen, kendilerinden
tazminat talep edilmesinin yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ile karar
verildiğini. -Tiraj veya hit araştırması yapılmadan karar verilmesinin doğru
olmadığını, reeskont faizi talep edilmesine rağmen avans faizine
hükmedildiğini. -FSEK 36. madde gereğince gazete münderecatının iktibasının serbest olduğunu, davacının
iktibas hakkını açıkça mahfuz tutmadığını, davacının haberlerinden doğrudan
yapılan iktibaslarda kaynak gösterildiğini, iktibasın belli olacak şekilde
yapıldığını, ancak doğrudan davacıdan yapılmayan iktibaslarda, doğal olarak
davacının kaynak gösterilmediğini, konunun iktibas serbestisi çerçevesinde ve
gazeteciliğin "ticari bir faaliyet" haber ve yazıların da birer iş
ürünü olmadığı dikkate alınarak değerlendirilerek davanın reddi gerektiğini.
-Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davaya konu haberlerin ilim ve
edebiyat eseri kabul edilmesinin yanlış olduğunu. -Maddi tazminatın dayanağı
kazanç kaybı veya davalının kazanç artışının ispatlanamadığını, hükmolunan
tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu,
takas definin dikkate alınmadığını ileri sürerek mahkeme kararının
kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi; “davacı vekilinin dava
dilekçesinde; müvekkiline ait olup, müvekkiline ait internet sitesinde
yayınlanan haber içeriklerinin, kaynak gösterilerek iktibas yapılamayacağına
dair yasal uyarı bulunduğu halde, davalı tarafça internet sitesinde ticari
amaçla izinsiz kullanıldığından bahisle, haksız rekabetten kaynaklanan maddi
ve manevi tazminatın tazminini talep ettiği, davalı vekilinin ise; davaya
konu internet yayınlarının, gazetecilik faaliyeti kapsamında, FSEK 36. maddesinde düzenlenen iktibas
serbestisi kapsamında olduğunu savunduğunun anlaşıldığı, "Gazete Münderecatı"
başlıklı 5846 sayılı FSEK madde 36'da
: "Basın Kanununun 15 inci maddesi hükmü mahfuz kalmak üzere basın veya
radyo tarafından umuma yayılmış bulunan günlük havadisler ve haberler
serbestçe iktibas olunabilir. Gazete veya dergilerde çıkan içtimai, siyasi
veya iktisadi günlük meselelere müteallik makale ve fıkraların iktibas hakkı
sarahaten mahfuz tutulmamışsa aynen veya işlenmiş şekilde diğer gazete ve
dergiler tarafından alınması ve radyo vasıta siyle veya diğer bir suretle
yayılması serbesttir. İktibas hakkı mahfuz tutulsa bile sözü geçen makale ve
fıkraların kısaltılarak basın özetleri şeklinde alınması, radyo vasıta siyle
veya diğer bir suretle yayılması caizdir. Bütün bu hallerde, iktibas edilen
gazete, dergi ve ajansın ve eğer bunlar da başka bir kaynaktan alınmışlarsa o
kaynağın adı, tarih ve sayısından başka makale sahiplerinin adı, müstear adı
veya alameti zikredilmek icap eder." "Haber" başlıklı 5846
sayılı FSEK madde 37'de : "Haber mahiyetinde olmak ve bilgilendirme
kapsamını aşmamak kaydıyla, günlük hadiselere bağlı olarak fikir ve sanat
eserlerinden bazı parçaların işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan
vasıtalara alınması mümkündür. Bu şekilde alınmış parçaların çoğaltılması,
yayılması, temsil edilmesi veya radyo ve televizyon gibi araçlarla
yayınlanması serbesttir. Bu serbestlik, hak sahibinin hukuki menfaatlerine
zarar verecek şekilde veya eserden normal yararlanmaya aykırı biçimde
kullanılamaz." 5846 sayılı FSEK 76/1 maddesinde; "Bu Kanunun
düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava ve işler ile bu Kanundan
kaynaklanan ceza davalarında görevli mahkeme, Sınai Mülkiyet Kanununun
156'ncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilen mahkemelerdir."
hükümlerinin düzenlendiği, davacı tarafça dava dilekçesinde TTK haksız
rekabet hükümlerine dayanılmışsa da, maddi vakıaların anlatımı taraflara,
hukuki değerlendirme ise mahkemeye ait olmakla, davacıya ait haber
içeriklerinin izinsiz olarak, davalı tarafça kendisine ait internet haber
sitesinde yayınlandığı ileri sürüldüğünden, mahkemece davanın 5846 sayılı
FSEK 36. ve 37. madde kapsamında kaldığı ve ihtisas mahkemesi olan fikri ve
sınai haklar hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği gözetilerek görevsizlik
kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devam olunarak yazılı şekilde karar
verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçeleriyle, davalı vekilinin sair
istinaf sebepleri incelenmeksizin, HMK 355. madde gereğince resen gözetilen
sebeplerle istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına
karar verilmiştir. 15/05/2025 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/778
E:2023/135 | Cayma
hakkının kullanılması usulü (FSEK m.58)-Mehil verilmesi-Caymaya itiraz davası | Davacı
yapımcılık faaliyeti sürdürdüğünü, davalı sanatçı ile bu yapımcılık faaliyeti
kapsamında 21.07.2007 tarihinde albüm
yapımı ve mali hak devri içeren sözleşmenin imzalandığını, davalının, davacı
şirket tarafından yapımcılık faaliyeti yürütülecek olan "..." adlı
albüm için icra edeceği eserlerin belirlendiğini ve işbu eserlere ilişkin
olarak işleme hakkının, çoğaltma hakkının, yayma hakkının, temsil hakkının,
tespit hakkının, işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma
iletim hakkının süresiz olarak kendisine devredildiğini, "..." adlı
albümün fonogramlara ilişkin kayıt-tescil
belgesinin de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 31.10.2007
tarihinden itibaren kayıt ve tescil olduğunu, davalı tarafın Adalar
Noterliği'nin 24.09.2021 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile
müvekkili şirket ile imzaladığı sözleşmeden caydığının bildirilmiş olmasına
rağmen, cayma hakkının Kanun'da belirtilen usule aykırı olarak kullandığını,
cayma bildiriminin geçersiz olduğunu, davalı tarafın müvekkili şirkete uygun
bir süre vermediği gibi keşide ettiği tek bir ihtarname ile doğrudan cayma
hakkını kullandığını, müvekkili şirketin davalıdan devraldığı mali hakları
gerektiği gibi, hukuka ve sektöre uygun bir şekilde kullandığını, somut olay
bakımından davalı yanın cayma hakkını kullanması açısından müvekkili şirkete
süre vermemesini gerektirecek hallerden hiçbirisinin mevcut olmadığını,
bununla birlikte böyle bir halin varlığının ispat külfetinin de davalı
tarafta olduğunu, müvekkilinin devraldığı mali haklar kapsamında sözleşmeye
uygun bir şekilde "..." adlı albüm için gerekli bandrolleri
aldığını, albümün tespit, basım, yayım ve dağıtımını gerçekleştirdiğini,
albümü T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde kayıt ve tescil ettirerek
eser işletme belgesini aldığını, umuma iletim hakkı kapsamında dijital
mecralarda umuma iletimini gerçekleştirdiğini, devraldığı tüm mali hak ve
yetkileri gereği gibi kullandığını ve kullanmaya devam ettiğini, eser
sahibinin menfaatlerinin esaslı bir şekilde ihlal edilmesi şartının da
oluşması gerektiğini, davalı tarafın kanunda belirtilen "hak ve
yetkileri gereği gibi kullanmamak ve eser sahibinin menfaatlerini ihlal
etmek" şartlarından hiçbirini cayma beyanına gerekçe olarak
göstermediğini ve müvekkili şirketin haklarını gereği gibi kullanmadığını
veya menfaatlerini ihlal ettiğini iddia etmediğini, davalı yanın "ödeme
yapılmadığı" gerekçesiyle cayma hakkını kullanmasının Kanun'a aykırı
olduğunu, müvekkili ile davalı arasında imzalanan 21.07.2007 tarihli
sözleşmede müvekkilinin davalıya herhangi bir bedel ödeme borcundan
bahsedilmediğini, dolayısıyla müvekkili şirketin davalı yana herhangi bir
ödeme yapma yükümlülüğünün bulunmadığını, davalı tarafın söz konusu müzik
eserleri ile ilgili kendisine ödenmesi gereken bedelleri üyesi olduğu meslek
birliği aracılığıyla tahsil edebileceği iddialarıyla dava açtığı görülmüştür.
İlk Derece Mahkemesi, davalı tarafça
21.07.2007 tarihli eser mali haklarına ilişkin sözleşmeden cayıldığı
davacı tarafa ihtar olunduğu, davacı tarafça süresi içerisinde iş bu dava
açıldığı, FSEK 58 gereği "Cayma
hakkını kullanmak isteyen eser sahibi sözleşmedeki hakların kullanılması için
noter vasıtasıyla diğer tarafa münasip bir mehil vermeye mecburdur."
hükmünü ihtiva etmekte ise de davacının gerek dava dilekçesinde gerekçe aşamalardaki
beyanlarında sözleşme hükümleri gereği ödeme yükümlülüklerinin bulunmadığı,
ödeme yapılmamasının caymayı haklı kılmayacağı iddiaları ve ödeme noktasında
herhangi bir irade ortaya koymadığı dikkate alındığında mehil tayinine lüzum
olmadığı, hak devrine rağmen 15 senedir herhangi bir ödeme almamış olan
davalıdan, ödemeye ilişkin hüküm içermeyen bir sözleşmeye ilişkin olarak
mehil verilmesinin beklenemeyeceği gibi mehil verilmesi halinde
menfaatlerinin esaslı surette tehlikeye düştüğünün kabulünün gerektiği,
doğrudan sözleşmeden cayabileceği sonucuna ulaşılmış davanın niteliği dosya
kapsamı itibarı ile bilirkişi incelemesini gerektirir bir durumun bulunmadığı
anlaşılmakla davacının sübut bulmayan davasının reddine karar vermek
gerektiği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Davacı tarafından karar istinaf
edilmiştir. İstinaf Mahkemesi, “21.07.2007 tarihli eser mali haklarına
ilişkin sözleşme düzenlendiği adı geçen sanatçı tarafından icra edilmiş
bulunan adı geçen müzik eserleri sayı ve süre ile sınırlandırılmamış biçimde
MC, CD, VCD, DVD gibi her türlü görüntülü veya görüntüsüz ses ve görüntü
taşıyıcıları da kullanılacağı, adı geçen müzik eserlerinin işleme hakkı,
çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı, tespit hakkı, işaret ses ve/veya
görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı süresiz olarak adı geçen
firmaya ait olduğunun belirtildiği, sözleşmede herhangi bir bedel
kararlaştırılmadığı, davalı sanatçı tarafından davacıya Adalar Noterliği'ne
ait 24/11/2021 tarih ... yevmiye
nolu ihtarname gönderilerek cayma
hakkının kullanıldığı bildirilmişse de, davalı tarafça davalıya münasip bir
mehil verilmediğinin anlaşıldığı, 5846 sayılı FSEK 58. madde düzenlemesinden,
cayma hakkının kullanılabilmesi için kural olarak uygun bir mehil
verilmesinin şart olduğu, davalı tarafça mehil verilmesi gerekmeyen yasal
hallerin mevcudiyeti ispat olunamazsa, mehil içermeyen bir ihtara dayanılarak
cayma hakkının kullanılamayacağı, bunun sonucu olarak da, sözleşmenin varlığı
ve geçerliliğini korumaya devam edeceğinin anlaşıldığı, (Yargıtay 11. Hukuk
Dairesi'nin 25/12/1997 tarihli, 1997/4440 Esas- 1997/9678 Karar sayılı
kararı) FSEK 58/2 maddesinde;
"...Hakkın kullanılması, iktisap eden kimse için imkansız olur veya
tarafından reddedilir yahut bir mehil verilmesi halinde eser sahibinin
menfaatleri esaslı surette tehlikeye düşmekte ise mehil tayinine lüzum
yoktur." hükmünün düzenlendiği, İlk derece mahkemesince, hak devrine
rağmen davalı sanatçının 15 yıl ödeme almadığı, davalıdan ödemeye ilişkin
hüküm içermeyen bir sözleşmeye ilişkin mehil verilmesinin beklenemeyeceği,
davalının menfaatlerinin esaslı surette tehlikeye düştüğünün kabulü gerektiği
gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmışsa da; davalı tarafça
davacının devredilen hakları kullanmadığının ileri sürülmediği, sözleşmede
hakların bedelsiz devrinin kararlaştırıldığı, bu durumun mehil tayinini
gerektirmeyeceğinin kabulünün hatalı olduğu, kaldı ki mehil verilmesi halinde
eser sahibinin menfaatlerinin esaslı surette tehlikeye düşeceğinin de iddia
ve ispat edilemediği anlaşılmakla, mahkemece davanın kabulü ile, usulüne
uygun olarak mehil verilmeden kullanılan caymanın iptaline karar verilmesi
gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi yerinde
yerinde görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme
kararının kaldırılmasına karar vermiştir.15/05/2025 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2025/601
E:2025/489 | FSEK
m.84 yollamasıyla TTK haksız rekabet uyuşmazlıklarında görevli yerin ihtisas
mahkemesi olması | Davacı
tarafından kendilerinden izin alınmaksızın yahut kendilerine atıf
yapılmaksızın davalı şirketin yayıncısı olduğu “...” internet haber sitesi
tarafından haberin ve haberi oluşturan video görselinin kaynağı
belirtilmeksizin davacı şirket logosu bulanıklaştırılmak sureti ile
paylaşıldığı, söz konusu eylemlerin haksız rekabet teşkil edip hem Basın
Kanunu'na hem de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na aykırılık teşkil ettiği,
ilgili paylaşımlar yapılırken davacı şirketin adına yer verilmesi gerektiği
gibi; muhabir, kameraman ve sair emek sahibi kişilerin de isimlerine yer
verilmesi gerektiği iddiasıyla davanın açıldığı anlaşılmıştır. İlk derece
mahkemesi; “Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu ile Sınai Mülkiyet Kanunu'ndan doğan uyuşmazlıklarda görevli
mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğu, davacı vekilinin,
eldeki davada açıkça Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda yer alan 36 ve
37.maddelerine dayalı talepte bulunduğu, davaya konu fotoğrafın 5846 sayılı
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) anlamında "eser" veya
"güzel sanat eseri" niteliğinin bulunmadığı, bu nedenle FSEK
kapsamında "eser" olarak koruma bulmasının mümkün olmadığı, ancak
eser niteliğinde olmasa da davacının iş ürünü olan fotoğrafın izin
alınmaksızın alıntılanmak suretiyle davalı tarafça kullanılması suretiyle
ortaya çıkan fiilin, FSEK md. 84 ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun
"Haksız Rekabet"e ilişkin 55 ve 56 maddeleri kapsamında "haksız
rekabet" niteliğinde bir fiil olabileceği, FSEK'in 84.maddesi uyarınca
eser niteliğinde olmayan her nevi fotoğrafların da haksız rekabet hükümlerine
göre korunacağı ve aynı Kanun'un 76. maddesi uyarınca bu tür davalara
bakmakla görevli mahkemenin, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemeleri olduğu
(Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2018/1238 Esas 2019/804 Karar), haber
kaynağının belirtilmediğine yönelik iddianın ve eylemin haksız rekabet teşkil
edip etmediğinin ve bu kullanımların FSEK kapsamında kalıp kalmadığının
tespitinin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi tarafından yapılması
gerektiği gerekçesiyle davanın dava
şartı yokluğundan usulden reddine, görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar
Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine
karar vermiştir. Davacı vekili kararı istinaf etmiş, İstinaf Mahkemesi “dava
dilekçesinin konu başlığında "FSEK 36, 37 maddelerine aykırı eylemler
teşkil eden haksız rekabetin tespiti ve meni" talebine yer verilmiş,
dilekçe içeriğinde FSEK, TTK ve Basın Kanunu'na değinilerek davacıya ait
haber ve video görselinde logo kapatılarak ve kaynak belirtilmeksizin
videonun paylaşılmasının haksız rekabet oluşturduğunun ileri sürüldüğü,
davacı vekilinin, dava dilekçesinde
dava konusu video görselinin ve haberin eser niteliğinde olup olmadığına dair
herhangi bir açıklamaya yer vermediği gibi, FSEK'te sadece FSEK 1/B anlamında
"sahibinin hususiyetini yansıtan" eserlerin korunması söz konusu
olmayıp, haksız rekabet koruması da bulunduğu, davacı tarafça eylemin FSEK, TTK ve Basın Kanunu'na aykırılık
nedeni ile haksız rekabet oluşturduğu ileri sürüldüğüne göre, mahkemece 5846
sayılı FSEK 84. ve 6102 sayılı TTK 54 vd. maddeleri kapsamında haksız
rekabete yol açıp açmadığının kararda tartışılması gerekli olmakla bu hususta
görevli mahkeme ise fikri sınai haklar hukuk mahkemesi olacağı gerekçeleri
ile istinaf isteminin reddine karar vermiştir. 30/04/2025 |
| İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/652
E:2023/8 | Eser
sahipiliğinin tespiti (FSEK m.15/3)- Reklam sloganın eser niteliği- FSEK
m.68'deki üç kat tazminatın hesaplanması usulü | Davanın,
davacı tarafından hazırlanan reklam projesinin davacıya konuyla
ilgilenilmediği bildirilmesine rağmen davacıdan izinsiz bir şekilde
kullanılıp yayınlandığı gerekçesiyle açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı,
"..." sloganlı ve temalı tüm reklam ürünlerinin yazılı basın,
görsel basın, sosyal medya, internet ortamı vb. mecralarda yayınlanmasının
durdurulmasına, "..." sloganının her türlü hakkının davacıya ait
olduğunun tespitine, fazlaya dair haklar saklı kalmak şartıyla davalıların
"..." sloganlı reklam nedeniyle elde ettikleri 10.000,00 TL gelirin
ve davacının uğradığı manevi zararın tazmini amacıyla 50.000,00 TL manevi
tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar
verilmesini talep etmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde
özetle; müvekkili ... A.Ş.'nin
huzurdaki davayla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, bu nedenle kendisine
husumet yöneltilemeyeceğini, davanın BK'nun 72. maddesi uyarınca zamanaşımına
uğradığını, davacının hak iddia ettiği reklam çalışmasının eser niteliğinde
olmadığını, bu nedenle fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesinin görevli
olmadığını, asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğunu, davaya konu reklam
projesinin diğer davalı ... AŞ. tarafından “... A.Ş.” ye yaptırıldığını,
davacının eser sahibi olmadığını, davacı tarafından talep edilen tazminat
tutarının fahiş olduğunu, somut uyuşmazlık açısından manevi tazminat
isteminde bulunulamayacağını, davanın kabulü halinde davacının sebepsiz
zenginleşeceğini, davacının kötüniyetli olduğunu, davacının haksız kazanç
için girişimde bulunduğunu, müvekkili şirketin tazminat hakkının saklı
olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer
davalı ... A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin reklam
faaliyetlerini profesyonel şirketler ile yürüttüğünü, davacının kendisinin
hazırladığını iddia ettiği "..." sloganlı reklam çalışmasını
müvekkilinin mail adresine gönderdiğinin doğru olduğunu, ancak gelen pek çok
mailden sadece birisi olması ve profesyonel şirketlerle çalışılması nedeniyle kayda geçirilmediğini, iletişim
departmanından başka kimsenin bu projeden haberdar olmadığını, davaya konu
reklam projesinin üç ayrı şirketten gelen projeler arasından ... A.Ş.'nin
"..." temasıyla oluşturulan proje seçilerek bu şirkete
yaptırıldığını, fikrin kim tarafından bulunduğunu bilmediklerini, ...
şirketinin davaya dahil edilmesi gerektiğini, davacının hak iddia ettiği
sloganın reklam sektöründe çokça kullanıldığını, korunmaya değer özgün bir
slogan olmadığını, müvekkiline ait reklamın futbol ve taraftar temalı
olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk
Derece Mahkemesin kararıyla; "Toplanan deliller, davacının hak iddia
ettiği reklam projesi ve davalılara ait reklam projesi, bilirkişi raporları
ve tüm dosya kapsamı ile, davacının
reklam projesini 30/11/2014 tarihinde
davalı ... A.Ş.'ne ait “...” adresine gönderdiğinin her iki tarafça da
kabul edildiği, bu reklam projesi incelendiğinde; 01-08 Ocak 2015 tarihleri
arasında toplam sekiz gün İstanbul'un sekiz farklı meydanında yapılmak üzere,
şişe, kutu ve pet şişe... kostümü giyen mankenler tarafından meydanlarda bulunan insanlara
broşürler ve ... ürünlerinden promosyonlar dağıtılarak, maskot mankenler ile
insanların kol kola giderek fotoğraf çektirmesi ve bu fotoğrafların şirketin
sosyal medya hesaplarında yayınlanması doğrultusunda, sosyal medya
hesaplarında takipçi artışı ve etkileşim yaratacak bir formatı olduğu,
26/12/2015 tarihinde ilk kez yayınlanan davalıların reklamında ise ... takımlarına
sponsor olması nedeniyle "..." sloganıyla, billboard (outdoor),
dijital, sinema, rdayo ve TV mecralarında uygulanan, takım
taraftarlarına birliktelik çağrısı
yapılarak, ... ürünlerinin kapaklarındaki şifreyi belirten web adreslerine
girmeleri ile takımlarına destek olmaları ve sonucunda da seçilen
taraftarlara şaşırtıcı sürprizlerin yapılması formatında bir reklam olduğu
tespit edilmiştir. Her iki reklam projesi karşılaştırıldığında, birbirlerinden
farklı konseptleri ve amaçları içerdikleri, davacının projesinin sahada
uygulanması gereken bir reklam çalışması olmasına rağmen, davalıların
yayınlanan projesinin ise billboard, dijital ortamlar, sinema, radyo ve TV
mecralarında uygulanabileceği anlaşılmaktadır. Her iki reklam projesinin konsepti, amacı
ve hedeflediği kitlenin birbirlerinden farklı olduğu, ancak her iki reklam
projesinde de kullanılan "..." sloganının aynı olduğu, bu sloganın
özgün bir slogan olup, bu tip slogan üretimlerinin reklamcılık
sektöründe oldukça sık yapılan
uygulamalar olduğu, davacının kendisine ait reklam projesini Noter
beyannamesi ile onaylattığı 27/11/2014 tarihinden üç gün sonra 30/11/2014
tarihinde davalı ... A.Ş.'ne ait e-mail hesabına gönderdiği, daha sonra
20/01/2015 tarihinde yeniden gönderdiği, bu nedenle davalıya ait reklamın
yayınlandığı tarihten önce "..." sloganının davacı tarafça
bulunduğunun ispatlandığı, bu sloganın 5846 sayılı FSEK.nun 2/1. maddesi
uyarınca ilim ve edebiyat eseri olduğu,
1/B-a maddesi uyarınca hususiyet unsurunun mevcut olduğu, bu sloganın
davalılara ait reklamda izinsiz olarak kullanılması nedeniyle davacının
FSEK'nun 14. maddesindeki umuma arz hakkı, 15. maddesindeki adın belirtilmesi
manevi hakları ile 22. maddesindeki çoğaltma ve 23. maddesindeki yayma mali
haklarının ihlal edildiği, her ne kadar davacı taraf dava dilekçesinde
davalıların elde ettiği gelire göre tazminat talep etmişse de, tecavüz
olmasaydı hak sahibi davacının elde etmesi muhtemel gelirinin, davalıların
izinsiz kullandığı hakların sözleşmeyle kullanılması halinde ondan
istenebilecek bedele karşılık geleceği, bu nedenle davalıların reklamdan elde
ettikleri gelirin ayrıca hesaplanmasına gerek olmadığı, davacının da daha
sonra ıslah dilekçesinde FSEK'nun
68/1. maddesi uyarınca rayiç bedelin üç katı kadar tazminat talep ettiği,
davacının mali ve manevi haklarının ihlali nedeniyle FSEK'nun 68/1. maddesi
uyarınca üç katı kadar rayiç bedel ve FSEK'nun 70/1. maddesi uyarınca manevi
tazminat talep edebileceği,
davalıların yalnızca dava konusu sloganı içeren reklamı
kullandıkları, reklam projesi için
feri müdahil şirkete ücret ödedikleri, davacının yalnızca reklam sloganı
kullanıldığından, reklam yazarı olarak ücret talep edebileceği, iki ayrı
heyetten alınan bilirkişi raporunda da davaya konu reklam sloganın
reklamcılık konusunda uzman olan bilirkişiler tarafından belirlenen rayiç
değerinin 45.000,00-55.000,00 TL aralığında olduğu, davalılara ait reklamın
kullanıldığı mecralar, reklam konusu ürün markasının dünyadaki ve ülkemizdeki
tanınırlığı dikkate alındığında
50.000,00 TL rayiç bedel ve FSEK'nun
68/1. maddesi uyarınca bu bedelin üç katı kadar 150.000,00 TL telif ücreti
talep edebileceği, dava dilekçesinde faiz istenmemişse de, fazlaya ilişkin
hak saklı tutulmasa da, faiz alacağı, asıl alacağın bir bölümü olmayıp, fer'
i nitelikte bir alacak olduğundan, ek dava yoluyla faiz istenmesi mümkün olduğu gibi, işbu
davada olduğu gibi faiz istenmemiş olsa da, fazlaya ilişkin hak saklı
tutulduğunda, faizin bu dava içerisinde de iddianın genişletilmesi yolu ile
ya da buna usuli tarzda karşı çıkılması halinde ya da doğrudan ıslah yolu ile
faiz istenmesinin harçlandırılmak koşulu ile mümkün olduğu, davalıların kusur derecesi, davalılara ait
reklamın kullanıldığı mecralar, reklam konusu ürünün tanınırlığı dikkate alındığında 20.000,00 TL manevi
tazminatın hakkaniyete uygun olacağı" şeklindeki gerekçeler ile davanın
kısmen kabulüne kısmense reddine, davalılara ait ürünle ilgili reklamlarda
kullanılan "..." sloganının FSEK'ten kaynaklanan maddi ve manevi
haklarının davacıya ait olduğunun tespitine, davalıların bu slogana muhtemel
tecavüzlerinin önlenmesine ve sloganın kullanıldığı tüm reklam ürünlerinin,
yazılı basın, görsel basın, sosyal medya, internet ortamı ve benzeri
mecralarda yayınlanmasının yasaklanmasına, 50.000,00 TL rayiç bedelin FSEK
68.maddesi uyarınca 3 katı olan 150.000,00 TL ile 20.000,00 TL manevi
tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte
davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine karar
vermiştir. Davacı vekili kararı istinaf etmiş, İstinaf Mahkemesi, “ Bilirkişi
... 13/02/2018 tarihli raporda özetle; "davacıya ait reklam projesinin
FSEK kapsamında eser niteliğinde olmadığı, davalı ile davacının reklam
projesi karşılaştırıldığında uygulaması, detayı, üretiliş şekli, teması,
senaryosu, mecrası vb. unsurlar ele alındığında birbirine benzer olmadığı,
tamamen farklı olduğu, benzerlikten söz edilebilirse bunun yalnızca '...'
ifadesi olabileceği, bu ifadenin de kimsenin tekelinde olamayacağı, FSEK'ten
kaynaklanan herhangi bir hakkın tecavüzünden söz edilemeyeceği"
belirtilmiştir. ..., ... ve ...'dan oluşan bilirkişi heyeti 26/11/2018
tarihli raporda özetle; "davacının "..." sloganının ilk sahibi
ve eser sahibi olduğu, bu reklam sloganlarının metin yazarlığı meslek
disiplini kapsamında olduğu, metin yazma işinin edebiyat işi olduğu ve FSEK
m.2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri kategorisinde değerlendirilebileceği,
reklam piyasasında reklam yazarlarının ya da reklam spotu rayiç bedellerinin
o reklamın kârı üzerinden veya ürünün satış miktarı üzerinden hesaplanmadığı,
zira satış amaçlı olmayan fakat sadece prestij amaçlı kampanyaların da söz
konusu olabildiği, bu nedenle sloganın bedelinin işin niteliğine göre
tarafların karşılıklı anlaşmasıyla kampanyanın bütçesine, hacmine, mecra ve
medyalardaki yayın durumuna göre belirlendiği, huzurdaki davada davacının
ilim ve edebiyat eseri niteliğindeki “...” şeklindeki sloganının, geniş
kapsamlı bir reklam kampanyasında billboard, dijital mecralar, sinema, radyo
ve TV mecralarında uygulandığının ve kullanıldığının anlaşıldığı, bu mecra ve
medyalardaki reklam kampanyasının ana fikrini ve (kreatif konseptini)
oluşturduğu anlaşılan davacının sloganının bedelinin, reklam kampanyasının
niteliği ve davalı firmanın marka sınıflandırmasında ulusal ve uluslararası
düzeyde tanınmış marka kategorisinde olması da gözetilerek, raporda
zikredilen Yargıtay kararında belirtilen değerlendirme kıstasları da dikkate
alınarak ve piyasa reklamcılık sektörü rayiç değerleri gözetilerek davacının
sloganının bedelinin 45.000,00-55.000,00 TL aralığında olabileceği, davacının
FSEK m.68'e göre bu bedellerin 3 katına kadar maddi tazminat talep
edebileceği" belirtilmiştir. Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve ...'tan
oluşan bilirkişi heyeti 13/05/2020 tarihli raporda özetle; "tarafların
reklam projeleri arasında benzerlik bulunmadığı, fakat her ne kadar proje
bazında reklamlar arasında bir benzerlik bulunmasa da reklam sloganlarının
ortak olduğu, davalıların bu sloganı davacının kendilerine gönderdiği mailden
bağımsız bir şekilde oluşturmalarının hayatın olağan akışına uygun olmadığı,
davacının dünya çapında tanınmış “...” markasıyla, yine günlük yaşamda sıkça
kullanılan “...” ibarelerini bir araya getirerek fonetik olarak uyum sağlayan
“...” şeklinde ürettiği sloganın akılda kalıcı ve orijinal nitelikte olduğu,
bu nedenle söz konusu sloganın “ilim ve edebiyat eseri” olarak
değerlendirilebileceği, davalıların markasının tanınmış marka olması ve dava
konusu sloganla yapılan reklamların TV, radyo ve davalıların sosyal medya
hesaplarında yayınlanması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde,
davacının sloganının rayiç bedelinin 50.000,00 TL olabileceği"
belirtilmiştir. FSEK madde 70 -"(Değişik fıkra: 07/06/1995 - 4110/22
md.) Manevi hakları haleldar edilen kişi, uğradığı manevi zarara karşılık
manevi tazminat ödenmesi için dava açabilir. Mahkeme, bu para yerine veya
bunlara ek olarak başka bir manevi tazminat şekline de hükmedebilir. Mali
hakları haleldar edilen kimse, tecavüz edenin kusuru varsa haksız fiillere
mütaallik hükümler dairesinde tazminat talep edebilir. Birinci ve ikinci
fıkralardaki hallerde, tecavüze uğrayan kimse tazminattan başka temin edilen
karın kendisine verilmesini de istiyebilir. Bu halde 68 inci madde uyarınca
talep edilen bedel indirilir." düzenlemesi yer almaktadır. Davacı
tarafından müvekkilinin eser sahipliğine dayalı olarak tecavüzün men'i,
durdurulması, önlenmesi, varsa "...” sloganının ürünlerden silinmesi,
kaldırılması, müvekkilinin maddi ve
manevi zararlarının giderilmesi, yapılacak hesaplamada FSEK madde 70/son
hükmünün nazara alınmasını, 50.000,00 TL manevi tazminat ve yine uğramış oldukları zararın tazminine
yönelik 5846 sayılı yasanın 70/son maddesi gereğince temin edilen karın
müvekkile ödenmesini, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak
kaydıyla davalıların, ... sloganlı reklam nedeniyle elde ettikleri 10.000.TL.
gelirin davalılardan tahsilini talep ve dava ettiği, ıslah dilekçesi ile de, maddi tazminat
olarak 150.000.TL.'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte
ve FSEK 70/son maddesi gereğince belirlenecek tazminat hakkıyla tazmini ve
50.000.TL. manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont
faiziyle birlikte tahsilini talep
ettiği, mahkemece yapılan yargılama neticesinde FSEK 68 maddeye göre üç katı maddi tazminata
hükmedilmiş ise de davacının talebinde yer alan FSEK 70/son fıkrasına göre
herhangi bir değerlendirme yapmadığı olumlu olumsuz karar verilmediği anlaşılmakla,
davacı vekilinin istinaf başvurusunun sair istinaf sebepleri incelenmeksizin
kabulü ile, mahkeme kararının 6100 sayılı HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince
kaldırılmasına, mahkemece öncelikle davacı tarafından FSEK 70/son fıkrasına
göre, temin edilen karın da talep edildiği gözetilerek, davacıya
talebinin ve miktarının açıklattırılması, harcının tamamlatılması ve daha
sonra bu talep yönünden bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi için
dosyanın mahkemesine iadesine karar
verilmiştir. 6100 sayılı HMK 69 maddesinde; müdahilin de yer aldığı asıl
davada hükmün taraflar hakkında verileceği düzenlenmiştir. Feri müdahil ...
A.Ş. şirketinin davada taraf olmadığı, davalı yanında feri müdahil olduğu,
hükmün taraflar yönünden verildiği, feri müdahilin HMK 69 maddeye göre
istinaf hakkı bulunmadığından istinaf başvurusunun usulden reddine karar
verilmiştir.Tüm bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun sair istinaf
sebepleri incelenmeksizin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince
kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davalıların istinaf başvurusunun
ve istinaf sebepleri incelenmeksizin dosyanın esastan incelenmesi için ait
olduğu mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği ve fer i müdahilin
istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve
sonucuna varılarak davacı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, fer'i müdahil
... A.Ş. şirketinin istinaf başvurusunun usulden reddine, ilk derece
mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 30/04/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/655 E:2023/20 | Grafik tasarımın eser vasfı taşıyıp taşamadığı hakkında | Davacının,
serbest veya bir firmaya bağlı olmak üzere, ambalaj tasarımı ve ambalaj üzeri
ürün illüstrasyonu işlerini icra ettiği, 2014-2015 yıllarında çeşitli
ambalajlarda kullanmak üzere çizdiği grafik eserlerin, adı geçen firmalar
tarafından; kendisinin mali ve manevi haklarını ihlal edecek şekilde, ...
markalı, farklı tasarıma sahip ürünlerde kullanıldığını öğrendiğini, ambalaj
üzeri illüstrasyonların (grafik eserlerin) mali ve manevi haklarını, hiç bir
firmaya devretmediğini, sunulan eserlerin herbirinin 5846 s. FSEK'nun 4'üncü
maddesi'nin 6'ıncı fıkrası gereğince "..." olduğunu ve aynı
Kanun'un 8'inci maddesinin birinci fıkrası gereğince müvekkilinin bu
eserlerin "eser sahibi" olduğu gerekçesiyle fikir ve sanat eseri
sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüzün ref'i, önlenmesi ve tazmini
davasını açtığı anlaşılmaktadır. Davalı şirket, cevap dilekçesinde özetle;
Davacı ...'ın dava açmakta hukuki yararı ve dava açma yetkisi olmadığını,
davacının dayandığı herhangi marka ve Endüstriyel Tasarım tescil kaydı veya
Fikri Hak tescili mevcut olmadığını, davacının ileri sürdüğü eser veya
görselin mülkiyet ve sahiplik tescil kayıtlarını dosyaya ibraz etmediğini
sadece beyan olarak sunduğunu, davacının
davanın dayanağı olan eser ve görsel kaydı sahibi olmaması dava açmakta
hukuki yararı olmadığını gösterdiğini, davalı ... San. A.Ş. ye karşı dava
açılmasının ve husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davalı ...A.Ş.
şirketinin ... ile... markalı ürün
ambaljı ve ürün görseli kapsamında gerçek kişi sıfatıyla yaptığı hiç bir
sözleşme ve bağlantı mevcut olmadığını, davacının dava konusu ettiği...
markalı ambalaj yönünden bizzat davalı ... A.Ş. şirketine yaptığı bir çalışma
olmadığını, davacının eser veya çalışması varsa bünyesinde veya bağlantılı olarak çalıştığı
şirket adına yaptığını, nitekim dava dilekçesinde davacının bir firmaya bağlı
olarak ambalaj tasarım ve illüstrasyon işi yaptığının beyan edildiğini,
davalı ...A.Ş. şirketine karşı açtığı dava açısından davacı gerçek kişi ...
ile ...A.Ş. arasında bir sözleşme ve
davacıya ait olduğu iddia edilen... markalı ambalaj ürün görseli açısından
illiyet bağı olmadığından davanın reddi gerektiğini, davacının eser sahibi
olduğu ve diğer tarafla hukuki ilişki içinde olduğu varsayılsa bile, eser
sahibinin eserin kullanılması ile ilgili olarak ısmarlayana karşı maddi ve
manevi ödeme yapılması talebinde bulunması, aynı eseri başka müşteriler için
kullanmasının mümkün olmadığını, İstisna akdi gereği ısmarlayan eserin
üzerinde hak sahibi olacağını ve istediği gibi tasarrufta bulunabileceğini,
dava konusu... markalı ürün ambalaj tasarımı incelendiğinde, geometrik şekil
ve desenler, farklı dizayn ve uygulamalar, farklı renklendirme ve
konumlandırmalar, ürün yerleştirmeleri, marka konumlandırılması, farklı
renkler seçilmesi, yazı karakterleri, tüketici bilgilendirmeleri vs. bir çok
öge yer aldığını, dava dışı ... Ambalaja müzekkere yazıldığını, ancak sadece
çeşit numarası ile değil aynı zamanda davacının kendi adına olduğunu iddia
ettiği görselin kullanıldığı ambalajların belirlenmesi ve bu şekilde
ayrımların yapılması gerektiğini, bir ürünün satışını birçok faktörün
etkilediğini, davacının bunda kendi tasarımının payı olduğunu düşünmesinin
doğru olmadığını, bu nedenle davacı tarafın ürün ambalaj satış rakamlarının
istenmesi vs. taleplerinin reddi gerektiğini ifade etmiştir. Davalı ...
anonim şirketi vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; Davacı
yan kendisinin çeşitli ambalajlarda kullanılmak üzere çizdiğini belirttiği ve
grafik eser olduğunu iddia ettiği görseller kim için ve hangi ambalajlarda
kullanılmak üzere çizildiğini, davacının 2014-2015 yıllarında çeşitli
ambalajlarda kullanmak üzere çizdiğini iddia ettiği ve kamuya mal olmuş
nitelikte tipik özellikler barındıran gofret görsellerinin davacıya ait
eserler olduğu iddiasını hangi delillere dayandırıldığının, söz konusu
görsellerin eser niteliğinde olduğunun kabulü anlamına gelmemekle birlikte,
bu görsellerde davacının hususiyetini barındıran unsurların neler olduğunu,
davacı'nın “tecavüz edilmeyen vekaletsiz iş görme” koşullarının varlığına
ilişkin iddia ve dayanaklarının neler olduğunu, davacının iddia ve
dayanaklarının anlaşılabilmesi için, belirtilen konularda ve yine mahkemece
gerek görülen diğer konularda davacıya açıklama yaptırılması gerektiğini ve
talep ettiklerini, davacının açıklamalarına istinaden fazlaya ilişkin cevap
ve belge sunma haklarını saklı tuttuklarını, müvekkili şirketle diğer davalı
arasında imzalanmış olan süresiz Genel Satış Sözleşmesi kapsamında ...'nın
Müvekkili Şirket için... markasıyla sütlü, beyaz ve bitter çikolatalı gofret
ürettiğini, fason üretilen ürünlerle ilgili ambataj malzemelerinin
...tarafından temin edildiğini, bunun yanı sıra ilgili ürüne ilişkin ambalaj
tasarımı da ...'nın sorumluluğunda olup müvekkilinin bu aşamada hiçbir dahli
olmadığını, kaldı ki söz konusu Genel Satış Sözleşmesi'nin 3.3. maddesi
gereği, Satıcı (...) mal üzerinde üçüncü şahısların herhangi bir hakkı
bulunmadığını ve ayrıca malın ... e ve ... tarafından nihai tüketicilere
satılmasıyla üçüncü kişilerin fikri ve sınai mülkiyet haklarının ihlal
edilmeyeceğini garanti ettiğini, yani müvekkili şirketin diğer davalı ...ile
yaptığı Genel Satış Sözleşmesi dışında, müvekkil şirket ile davacı arasında
herhangi bir sözleşme ilişkisi
bulunmadığını, Müvekkilinin... ürününe ilişkin ambalaj kullanımı,
diğer davalı ...ile yapmış olduğu Genel Satış Sözleşmesi kapsamında
gerçekleştiğini, dolayısıyla iddia ve taleplerinin dayanağı dahi
anlaşılamayan davacı tarafından müvekkili şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, davacının İddialarına konu “çikolatalı
gofret görseli”, “beyaz çikolatalı gofret görseli” ve “bitter çikolatalı
gofret görseli"nin fikir ve sanat eserleri kanunu (“FSEK”) anlamında
eser niteliği bulunmadığını, davacının eser korumasından yararlanması imkanı
da bulunmadığını, ayrıca eserden söz edilebilmesi için gerekli şartlardan
olan; görsellerde genelin üstünde bir özelliğin ve amaca uygun olanın üstünde
bir özelliğin bulunması gerekliliğinin de yine yerine getirilmediğini, iddia
konusu görsellerin eser olduğunun kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin
kullanımlarında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, davacının temin
edilen kar üzerinden tazminat talebinin ve bu talebe istinaden ambalajların
baskısını yapan firmaya müzekkere yazılması talebinin son derece mesnetsiz
olduğunu, kabul edilemeyeceğini, açıklanan nedenlerle davanın reddini talep
etmiştir. İlk derece mahkemesi, “dava konusu ambalajların davalılardan ...
A.Ş.nin hak sahibi olduğu ... kapsamında kaldığı, davacının eser iddiası olan görsellerin, davalıya ait
tescilli tasarımdan ayniyete varan düzeyde kullanıldığı için “...”
taşımadığı, bu nedenle “eser” vasfı taşımadığı, tescilli tasarıma dayalı
kullanımlar yönünden ... AŞ'nin
davacıdan izin almaksızın kullanılabileceği, diğer davalının ise ancak
tasarım hak sahibi olan ... A.Ş.ye karşı sorumlu olabileceği, davacının
eserden kaynaklanan hakları bulunmadığı anlaşılmakla, davacının eser niteliği
bulunmayan ambalaj görsellerine ilişkin açmış olduğu eser sahipliğine tecavüz
iddiasının ve buna dayalı tazminat taleplerinin dinlenilemeyeceği gerekçesi
ile davanın reddine karar vermiştir.
Davacı istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf Mahkemesi, “grafik eser
sahipliğinden kaynaklanan haklarına karşı davalıların tecavüz ettiğini ileri
sürerek, tecavüzünün tespiti önlenmesi
ve tazminat talep ettiği, davalı ... A.Ş. vekilinin, davacının
2014-2015 yıllarında ...firması tarafından üretilen ... gofretlerin
tasarımları üzerinde kullanılan dava konusu görsellerin sonraki tarihte
...firması tarafından... markalı gofret üzerinde kullanıldığını ileri
sürülmüşse de, davacının hak sahibi
olduğunu ileri sürdüğü grafik çizimlerin eser mahiyetinde olmadığını,
görsellerin ürün üzerinde kullanım şekli ve ambalaj üzerindeki kullanım yeri
ve süresi yönünden davacının sınırlandırması bulunmadığını, davacıya ödeme
yapıldığını ileri sürdüğünün anlaşıldığı, İlk derece mahkemesince alınan
bilirkişi raporundaki görüş benimsenerek; dava konusu ambalajların,
davalılardan ... A.Ş.'nin hak sahibi olduğu ... kapsamında kaldığı,
görsellerin ayniyete varan düzeyde kullanıldığı için "..."
taşımadığı, eser vasfı taşımadığından izin alınmaksızın kullanılabileceği
gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bilirkişi raporunun hüküm
kurmaya ve denetlemeye elverişli olmadığı eksik inceleme ile karar
verildiğinin anlaşıldığı, ... tescil nolu çikolata ambalaj tasarımının,
07/10/2015 tarihinde davalı ... A.Ş adına kayıtlı olduğu, tasarımcının davacı
... olduğu anlaşıldığı, Mahkemece
rapora itirazlarında göz önüne alınarak, yeni bir heyetten davacı tarafa ait
grafik tasarımın eser vasfında olup olmadığının belirlenmesi, eser vasfında
olduğunun tespiti halinde tasarım tescil belgesinde davacının tasarımcı
olarak gösterildiği dikkate alınarak, başka bir ürün ambalajında kullanım ve
işleme hakkının FSEK 20/2 ve FSEK 49/2 maddeleri gereğince davalı ... A.Ş.'ye
devredilip devredilmediğinin değerlendirilerek sonuca gidilmesi, davacının
itirazlarının karşılanması gerekirken eksik ve hatalı değerlendirmeye dayalı
bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi yerinde görülmediği gerekçeleriyle istinaf
isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 30/04/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/658 E:2023/41 | Şekle
aykırılık sebebiyle geçerizliğin ileri sürülmesi- (FSEK m.52)- Uzun süre
sessiz kalma ve dürüstlük kuralı | Davacı
vekili, müvekkiline ait olan sözsüz, enstrümantal müzik eserinin, ... marka
mobil (cep) telefonların reklam filmlerinde, televizyon dizileri içerisinde
yapılan ürün yerleştirme biçimli tanıtım ve reklamlarda reklam müziği olarak
ve ... marka telefon cihazının içine (cihaz içine, cihaz içi müzik yazılım ve
programına ) yüklenmek suretiyle izinsiz ve yasalara aykırı şekilde
kullanıldığı iddiası ile dava açmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde
özetle; huzurdaki davaya konu çalışmanın FSEK anlamında bir "eser"
olmadığını, zira bu çalışmanın hususiyet taşımadığını, FSEK m. 1/B hükmünde
"eser"in tanımlandığını bu tanımlamada "hususiyet"
kavramı ile kastedilen hususun Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 01.07.1977 tarih,
1976/5913 E. 1977/7617 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere incelemeye
konu fikir ve sanat çalışmasının yaratıcı bir emek mahsülü olması, özgünlüğü
havi ve herkes tarafından meydana getirilemeyecek bir nitelikte olması
olduğunu, bu kapsamda davacının huzurdaki davaya konu çalışmasının, hiçbir
şekilde mevcut eser hazinesinin üzerine çıkabilmiş, ayırt edici bir özellik
taşıyan, yaratıcı olan, önceki çalışmaları aşan ve özgün bir çalışma
niteliğini haiz olmadığını, eser mahiyetine kavuşacak değer içermediğini, bu
sebeple davacı tarafın 5846 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir talepte
bulunamayacağını, bununla beraber uyuşmazlığa konu çalışmanın FSEK. m.3'te
tanımlanan "musiki eser" niteliğini de haiz olmadığını, taraflar
arasında akdedilen şifahi sözleşme kapsamında davacı tarafın ... marka cep
telefonlarında kullanılacak zil sesinin hazırlanması işini üstlendiğini ve bu
çalışmasının karşılığı olan 100.000,00 (yüzbin) TL sözleşme bedelinin
tamamının eksiksiz bir şekilde kendisine ödendiğini, bu kapsamda, davacının
eserinin izinsiz kullanıldığı şeklindeki gerçek dışı iddialarının kabulü
anlamına gelmemek üzere; davacının uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra
yönelttiği haksız taleplerinin reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi
kararıyla; "Tüm dosya kapsamında sunulan bilirkişi heyet raporu ve izahı
yapılan mevzuat kapsamında talep değerlendirildiğinde; dava konusu melodinin
eser niteliğinde olduğu ve davacının eser sahibi olduğu anlaşılmış olmakla
birlikte, her ne kadar izinsiz kullanıma dayalı olarak iş bu dava açılmış ise
de davacının davalı kullanımlarından haberdar olduğu, izinsiz kullanımın
bulunmadığı, davalı tarafça sunulan ödeme belgeleri ve davacının medyada yer
alan beyanları melodi kullanımına ilişkin ödeme de yapıldığı dikkate
alındığında izinsiz kullanım iddilarının ispatlanamadığı, kullanımların
davacının bilgisi ve muvafakatine dayandığı, şekle aykırılık ve reklam ve
tanıtımlara ilişkin aşkın kullanım iddiaları yönünden aradan geçen süre
dikkate alındığında davacının uzun süre sessiz kalmak suretiyle kullanımlara
muvafakat gösterdiği, melodi olarak kullanmasına izin verilen esere ilişkin
olarak bunun TV ve diğer mecrada kullanılamayacağının kabulünün de hayatın
olağan akışına aykırı olduğu, yine şekle aykırılık iddialarının dürüstlük
kuralı ile bağdaşmadığı gibi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu
hukuken korunmayacağı sonucuna ulaşılmış olup davacının sübut bulmayan
tazminat davalarının reddine karar vermek gerektiği gerekçeleri ile davacının
açmış olduğu maddi ve manevi tazminat davalarının reddine karar vermiştir.
Davacı kararı istinaf etmiştir. İstinaf Mahkemesi, “Davacıya ait bestenin
eser niteliğinde olduğu, taraflar arasında sözlü anlaşma yapıldığı, rızanın
sınırlarının belirlenmesinin önemli olduğu, davacıya ödenen paranın miktarına
bakıldığında, bu paranın her türlü kullanma (hem süresiz hem de her türlü
mecrada kullanımı) kapsayacak şekilde anlaşılması gerektiği, buna göre, sektörel koşullarda hatırı sayılır
derecede önemli bir meblağın ödenmiş olması salt bir kerelik kullanımı
kapsamayacağından, davacı tarafından 09/10/2007 tarihinde ... gazetesi-...
isimli ekinde yayınlanan röportajında ki beyanları da göz önünde
bulundurulduğunda, davalı tarafından 1-2 yıllık makul bir süreden sonra 11
yıl boyunca sessiz kaldığı, bu şekilde davalının dava konusu müziği
tereddütsüz ve engelsiz kullanıma rıza gösterdiği anlaşılmakla davanın sübut
bulmadığı anlaşılmakla davanın reddine dair verilen karar hukuken yerinde
olduğu gerekçesi ile istinaf talebinin reddine karar vermiştir. 30/04/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/571 E:2025/440 | Gazete mündereceatı istisnasının aşılıp aşılmadığı (FSEK m.
36)-İhtisas mahkemesinin görev kapsamı | Davacı
vekili dava dilekçesinde; Müvekkili ... A.Ş.'nin bir haber kanalı olduğunu,
müvekkili şirket tarafından hazırlanan haber içerikleri, müvekkili şirket ile
aynı sektörde olan ve davalı şirketin yayıncısı olduğu “...com" internet
haber sitesi tarafından haberin ve haberi oluşturan video görselinin kaynağı
belirtilmeksizin, müvekkili şirkete atıf yapılması bir yana videoda olan
müvekkili şirket logosu bulanıklaştırılmak sureti ile paylaşıldığını,
müvekkili şirketin davalı tarafa bu yönde verdiği bir izin ya da muvafakat bulunmadığını, bu anlamda
davalı tarafın yetkisiz yararlanma teşkil eder şekilde dürüstlük kurallarına
aykırı hareket ettiğini, müvekkili şirket ve çalışanlarının sarf ettikleri
emek ve mesaileri ile hazırladıkları habere ilişkin videoların müvekkili
şirketin muvafakati hiçbir suretle bulunmaksızın, izinsiz şekilde ve haberin
müvekkili şirket tarafından hazırlandığı belirtilmeksizin internet ortamında
paylaşılması neticesinde başkasının iş ürününden yetkisiz yararlanma ve
başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma
yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanma suretiyle ortaya çıkan, FSEK 36.
ve 37. maddelerine de aykırı eylemler teşkil eden haksız rekabetin tespiti ve
men’i ile haksız rekabet teşkil eden internet sitesine erişimin engellenmesi
yönünde ihtiyati tedbir kararı
verilmesini talep ve dava etmiştir. İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/01/2025 tarih ve 2025/61 E. ve 2025/45
K.sayılı kararı ile; "Dava FSEK
36 ve 37 maddelerden kaynaklı haksız rekabetin tespiti ve men'i taleplerine
ilişkin olup FSEK 76/1 maddesi yollaması ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet
Kanunu 156/1 maddesi gereği, 5846 sayılı FSEK'ndan doğan hukuk davaları
hakkında görevli mahkemenin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi
olduğu" gerekçesiyle; görevsizlik kararıyla dosyanın görevli ve yetkili
İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuku Mahkemesi'ne gönderilmesine karar
verilmiştir. Davacı vekili istinaf
dilekçesinde özetle; haksız rekabetin tespiti ve men'i talepli dava
açtıklarını, bu davada somut haksız rekabet eyleminin müvekkili şirketin
hazırladığı haber görsellerinin müvekkili şirketin izni olmaksızın davalı
tarafça kullanılması olup, somut olayda davalı tarafından haberin ve haberi
oluşturan video görselinin kaynağı belirtilmeksizin, müvekkili şirkete atıf
yapılması bir yana videoda olan müvekkil şirket logosu bulanıklaştırılmak
sureti ile paylaşıldığını, davalı tarafın yetkisiz yararlanma teşkil eder
şekilde dürüstlük kurallarına aykırı hareket ettiğini ve TTK 55/1-c anlamında açıkça haksız rekabet teşkil ettiğini.
-Müvekkili şirketin izni olmaksızın kullanılan görseller ve videoların, fikri
mülkiyet hukuku bağlamında eser vasfını haiz olmamakla birlikte, müvekkili
şirket için mali açıdan önem arz eden iş ürünü niteliğinde olduğunu, müvekkil
şirketten izin alınmaksızın ve atıf yapılmaksızın kullanılmasının, teknik
yöntemle kopyalanarak çoğaltılmasının özel olarak düzenlenen haksız rekabet
hallerinden olup, haksız rekabete konu durum her ne kadar FSEK ve Basın
Kanunu mevzuatlarına da aykırılık içermekte ise de ihtilaf konusu haber
görselleri ve video fikri mülkiyet hukuku bağlamında eser niteliğinde
olmadığından davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açıldığını. 5846 sayılı
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 76. maddesi uyarınca, bu Kanun'un
düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan uyuşmazlıklarda fikri ve sınai haklar
hukuk mahkemesinin görevli olduğunu, ancak, davacının ya da davalının, dava
konusu olan durumun "fikri mülkiyet hakkı" ya da "hak
sahipliği" ile ilgili olması gerektiğini, Kanun'un 66. maddesi ve
sonrasındaki düzenlemelerde, ihtisas mahkemelerinde görülmesi gereken
davaların açıklandığını, eser niteliği taşımayan fikri ürünler ve 84. maddede
yer alan durumlar için özel bir düzenleme bulunmadığını beyanla, görevsizlik
kararının kaldırılarak davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesine karar
verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen
sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı
gözetilerek yapılmıştır. Davacı vekilinin dava dilekçesinde; müvekkiline ait
haberlerin ve videonun, haberin üzerindeki ... TV logosu bulanıklaştırılarak
ve haberin kaynağı belirtilmeksizin, davalıya ait "...com" internet
sitesinde yayınlanmasının FSEK 36. ve 37. maddelerine aykırılık teşkil
ettiğinden bahisle haksız rekabetin tespiti ve menini talep ettiği, mahkemece
davaya bakma görevinin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, davacı vekilince istinaf
başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır. "Gazete Münderecatı"
başlıklı 5846 sayılı FSEK madde 36'da
: "Basın Kanununun 15 inci maddesi hükmü mahfuz kalmak üzere basın veya
radyo tarafından umuma yayılmış bulunan günlük havadisler ve haberler
serbestçe iktibas olunabilir. Gazete veya dergilerde çıkan içtimai, siyasi
veya iktisadi günlük meselelere müteallik makale ve fıkraların iktibas hakkı
sarahaten mahfuz tutulmamışsa aynen veya işlenmiş şekilde diğer gazete ve
dergiler tarafından alınması ve radyo vasıtasiyle veya diğer bir suretle
yayılması serbesttir. İktibas hakkı mahfuz tutulsa bile sözü geçen makale ve
fıkraların kısaltılarak basın özetleri şeklinde alınması, radyo vasıtasiyle
veya diğer bir suretle yayılması caizdir. Bütün bu hallerde, iktibas edilen
gazete, dergi ve ajansın ve eğer bunlar da başka bir kaynaktan alınmışlarsa o
kaynağın adı, tarih ve sayısından başka makale sahiplerinin adı, müstear adı
veya alameti zikredilmek icap eder." "Haber" başlıklı 5846
sayılı FSEK madde 37'de : "Haber mahiyetinde olmak ve bilgilendirme
kapsamını aşmamak kaydıyla, günlük hadiselere bağlı olarak fikir ve sanat
eserlerinden bazı parçaların işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan
vasıtalara alınması mümkündür. Bu şekilde alınmış parçaların çoğaltılması,
yayılması, temsil edilmesi veya radyo ve televizyon gibi araçlarla
yayınlanması serbesttir. Bu serbestlik, hak sahibinin hukuki menfaatlerine
zarar verecek şekilde veya eserden normal yararlanmaya aykırı biçimde
kullanılamaz." 5846 sayılı FSEK 76/1 maddesinde; "Bu Kanunun
düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava ve işler ile bu Kanundan
kaynaklanan ceza davalarında görevli mahkeme, Sınai Mülkiyet Kanununun
156'ncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilen mahkemelerdir."
hükümleri düzenlenmiştir. Davacı tarafça dava dilekçesinde hem FSEK
hükümlerine, hem de TTK haksız rekabet hükümlerine dayanılmışsa da, maddi
vakıaların anlatımı davacıya, hukuki değerlendirme ise mahkemeye ait olmakla,
davacıya ait haber ve video içeriklerinin izinsiz ve atıf yapılmadan davalı
tarafça kendisine ait internet haber sitesinde yayınlandığı ileri
sürüldüğünden, mahkemece davanın 5846 sayılı FSEK 36. ve 37. madde kapsamında
kaldığı gözetilerek ihtisas mahkemesi olan fikri ve sınai haklar hukuk
mahkemesinde görülmesi gerektiği gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi
usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı
HMK 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve
sonucuna varılarak İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/01/2025 tarih
ve 2025/61 E., 2025/45 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından
yapılan istinaf talebinin ESASTAN REDDİNE karar verilmiştir. 17/04/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2025/503E:2025/290 | Gazete
mündereceatı istisnasının aşılıp aşılmadığı (FSEK m. 36)-İhtisas mahkemesinin
görev kapsamı | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... A.Ş.’nin ülkemizde ve dünyada
gelişen olayları tarafsız ve objektif bir bakış açısıyla izleyicilerine sunan
öncü bir haber kanalı olduğu, müvekkili şirket tarafından özenle hazırlanan
haber içeriklerinin, müvekkili şirket ile aynı sektörde olan ve davalı
şirketin yayıncısı olduğu “...com” internet haber sitesi tarafından haberin
ve haberi oluşturan video görselinin kaynağı belirtilmeksizin, müvekkili
şirkete atıf yapılması bir yana, videoda olan müvekkili şirket logosu
bulanıklaştırılmak sureti ile paylaşıldığını, müvekkili şirketin davalı
tarafa bu yönde verdiği bir izin ya da
muvafakat bulunmadığını, bu anlamda davalı tarafın yetkisiz yararlanma teşkil
eder şekilde dürüstlük kurallarına aykırı hareket ettiğini, dava konusu
haksız rekabete konu haberlerin müvekkili şirket tarafından hazırlanmış olup,
söz konusu haberlerin içeriğini oluşturan videoların da yine müvekkili şirket
çalışanlarının emek ve mesaileri neticesinde hızlı ve güvenilir şekilde kamu
ile paylaşıldığını, davalı şirketin yayıncısı olduğu internet haber sitesinin
ise söz konusu emek ve mesaiyi hiçe saydığını, müvekkili şirketin logosunu
ilgili haber videolarından, bulanıklaştırmak suretiyle çıkardığını ve
dürüstlük kurallarına aykırı şekilde ilgili haberler kendileri tarafından
yapılmış gibi okurlara ve izleyicilere sunduğunu, söz konusu haberin ilk önce
müvekkili şirket tarafından yapıldığını, bahsi geçen videonun müvekkili
şirket çalışanlarının emek ve mesaileri neticesinde elde edildiğini ve
kamuyla bu şekilde ilk olarak müvekkili şirket ... tarafından paylaşıldığının
sabit olduğunu, davalı şirketin, müvekkili şirket tarafından hazırlanan
habere ilişkin videoyu müvekkili şirkete referansta bulunmadan, haber
kaynağını belirtmeksizin müvekkili şirket logosunu kaldırmak suretiyle
kullanmasının FSEK 36. ve 37. maddelerine aykırı şekilde müvekkili şirketin
izni olmaksızın kullanılan görseller ve videoların, fikri mülkiyet hukuku
bağlamında telif hakkı konusu olmamakla birlikte, müvekkili şirket için mali
açıdan önem arz eden iş ürünü niteliğinde olduğunu, pazarlanmaya hazır bir iş
ürünü niteliğinde olan söz konusu görsellerin ve videoların müvekkili şirkete
atıfta bulunulmaksızın ve müvekkil şirketten izin alınmaksızın
kullanılmasının, teknik yöntemle kopyalanarak çoğaltılmasının özel olarak
düzenlenen haksız rekabet hallerinde olduğunu, müvekkili şirketin iş ürünü
niteliğindeki haber ve işbu haberin içeriğini oluşturur nitelikteki videonun,
davalı şirketin yayıncısı olduğu internet haber sitesi tarafından herhangi
bir değişiklik ya da katkı olmaksızın, müvekkili şirkete ait logonun
kaldırılması suretiyle kullanılarak okuyucu ile paylaşılmasının açıkça haksız
rekabet teşkil ettiğini, işbu eylemin önlenmesi gerektiğini belirterek, bu
itibarla haksız rekabet teşkil ettiği açık olan eylemlerin müvekkil şirket
nezdindeki mevcut zararı arttırmasını önlemek için; https://www...com/.../...
sitesi bakımından erişimin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı
verilmesine, davalının müvekkili şirkete yönelik eylemlerinin haksız rekabet
oluşturduğunun tespitine ve men’ine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin
karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/01/2025 tarihli, 2025/54 Esas,
2025/59 Karar sayılı kararı ile "…Somut olayda davacı vekili tarafından,
yayın hakkı kendilerinde olan görüntü ve videoları içerir haberin davacı tarafından
hazırlandığı belirtilmeksizin internet ortamında paylaşılması neticesinde
başkasının iş ürününden yetkisiz yararlanma ve başkasına ait pazarlanmaya
hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan
yararlanma suretiyle ortaya çıkan, FSEK 36. ve 37. maddelerine aykırı eylemler teşkil eden haksız
rekabetin tespiti ve men'i talepli işbu dava açılmıştır. Dolayısı ile
davalıya 5846 Sayılı FSEK'de düzenlenen eser sahipliğinden kaynaklanan hakların
yöneltilmiş olduğu dava dilekçesinden ve dilekçe içeriğindeki açıklamalardan
anlaşılmakla, 6769 sayılı Kanun' un 156. maddesi uyarınca davanın ihtisas
mahkemesi olan İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülüp,
sonuçlandırılması gerektiğinden, davanın HMK 114/1-c ve 115/2 maddeleri
uyarınca görev dava şartı yokluğundan usulden reddine, HMK.nun 20. Maddesi
gereğince kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde taraflardan
birisinin başvurması halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL NÖBETÇİ FİKRİ
ve SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine karar verilmiştir. Davacı
vekili süresinde sunduğu istinaf dilekçesinde; haksız rekabete ilişkin
düzenlemenin Türk Ticaret Kanununda yer aldığını, haberin üçüncü kişiler
tarafından kullanılmasının dürüstlük kuralına aykırı olması halinde TTK’nun
54 ve devamı hükümlerde yer alan düzenlemelere başvurmanın mümkün olduğunu,
Davalı şirketin müvekkiline ait videoyu haber kaynağını belirtmeksizin
kullanmasının TTK’nun 55/1-c maddesi uyarınca başkalarının iş ürünlerinden
haksız yararlanma, yani haksız rekabet olduğunu, Dava konusu haber görselleri
ve video fikri mülkiyet hukuku bağlamında eser niteliğinde olmadığından
davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde açıldığını, FSEK’te de eser sayılmayan her
türlü fotoğrafın izinsiz kullanımının haksız rekabet fiili olarak kabul
edildiğini, dava konusu haber görselleri ve video kayıtlarının da bu kapsamda
yer almakla haksız rekabete konu olduğunu, FSEK’in bu durumla ilgili haksız
rekabet hükümlerine atıf yaptığını, FSEK’in 76. maddesinde ihtisas
mahkemesinde görülmesi gereken davaların "fikri mülkiyet hakkı" ya
da "hak sahipliği" ile ilgili davalar olduklarını, FSEK’in 84.
maddesinde yer alan durumlar için özel bir düzenleme bulunmadığını, Emsal
kararlardan da anlaşıldığı üzere fikri mülkiyet hakkına konu olmayan fikir
ürünlerinin haksız rekabet hükümleri uyarınca TTK kapsamında korunmakta olup,
ilgili yargı yerinin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu belirterek,
açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik
kararının kaldırılarak davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesine karar
verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi, “davacının TTK hükümleri yanında FSEK
hükümlerine de dayanarak dava açtığının tespit edildiği, FSEK’in 76/1. maddesi uyarınca bu Kanunun
düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalarda görevli mahkemenin fikri ve
sınai haklar mahkemesi olduğunun düzenmiş olması karşısında, mahkemece
görevli mahkemenin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle
görevsizlik nedeniyle davayı usulden reddetmesinde usule aykırılık
bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermiştir.16/04/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/496E:2025/302 | Mühendislik projelerinin eser vasfı taşıma
koşulları-İhtiyati tedbir kararı için yaklaşık ispat gerektiği | Davacı
vekili, taraflar arasında 17/07/2023 tarihli "ham su, pw dağıtım hatları
revizyonları ve wfı dağıtım hattı kurulum" işinin yapılması için ana
mutabakat kapsamında, davalının teklif, onay ve siparişi ile başlayan ticari
ilişkinin, davalıdan kaynaklı sebeplerle mütemadiyen uzatıldığını ve
nihayetinde, müvekkilinden talep edilen ek proje ve hizmet bedellerinin,
uzamadan kaynaklı ek maliyet ve bakiye sözleşme bedelinin ödenmediği için
durdurulduğunu, taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığını, telif hakkı
(mali/manevi haklar ) müvekkil şirkete ait bulunan davalıya ait özel olarak
yapılan ham su, PW dağıtım hatları revizyonları ve WFI dağıtım hattı
projesinin davalı şirket tarafından
telif hakkı yazılı şekilde devralınmadan ve iş teslimi yapılmadan
kullanılması ve ilgili projenin uygulamasının müvekkilin izin ve onayı
olmadan ve yazılı sözleşme ile kullanım hakkı devralınmadan, kullanılmaması
ve şayet davalı şirket veya 3.kişiler tarafından kullanıldığı durumda bu
kullanıma derhal son verilmesini
teminen işin aciliyetine binaen FSEK 77.maddesi ve HMK'nın ilgili hükümleri
kapsamında karşı tarafa tebligat yapılmaksızın ve duruşma açılmaksızın
teminatsız olarak ihtiyati tedbir yolu ile durdurulmasını, müvekkili şirketin
mülkiyet ve kiralamasında olup geçici olarak kullanım amaçlı iş sahasında
bulunan her türlü malzeme ve ekipmanın davalı tarafça derhal
müvekkili şirket adresine yazılı tutanak ile teslim ve iadesini talep
etmiştir. İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nce “Tedbir
talebinin, D.İş dosyası üzerinden görülüp sonuçlandırılacak nitelikte olmayıp,
taraf delilleri sunulduktan ve FSEK uzmanı ile sektör bilirkişisi gibi
bilirkişilerin yer aldığı heyetten rapor alındıktan sonra
değerlendirilebileceği, bu nedenle yargılamayı gerektirdiği, yani talebin
dava konusu olduğu kanaatine varıldığı"gerekçesiyle ihtiyati tedbir
talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili kararı istinaf
etmiştir. İstinaf dilekçesinde özetle:
müvekkili şirket ile karşı taraf şirket arasında 17/07/2023 tarihli ana mutabakat kapsamında
teklif, kabul, onay ve sipariş ile başlayan ve çok sayıda e-posta
yazışma ile kurulan ticari ilişkide,
davalı şirketin "..." adresinde bulunan işyerinde ham su, PW dağıtım hatları revizyonları ve
WFI dağıtım hattı projesinin mühendislik proje ve uygulama işinin müvekkili
şirket tarafından yapılması konusunda taraflar arasında anlaşma
sağlandığını, müvekkili şirketin bir
malzeme tedarikçisi olmadığını, somut olay kapsamında müvekkil şirketin
tekliflendirdiği ve sonrasında ifa ettiği iş, ilaç fabrikalarına özel
mühendislik ve dizayn içeren ham su, PW dağıtım hatları revizyonları ve WFI
dağıtım hattı projesi bir su sistemi yazılımı ve kurulumu, projeye uygun
malzeme temini, mühendislik hizmeti,
know-how ve işçiliği de kapsayan FSEK
telif hakkı koruması altında bulunan bütüncül bir eser meydana getirme işi
olduğunu, Yargıtay kararlarında mühendislik projelerinin özgün bir tasarım
içerdiklerinde ilim ve edebiyat eserleri
kapsamında korunacağının kabul edildiğini, Yargıtay kararlarında öne çıkan ilkeler
kapsamında mühendislik projesinin
telif hakkıyla korunabilmesi için: Özgün (orijinal) bir nitelik
taşıması ve proje sahibinin yaratıcılığını ve bireysel çabasını yansıtması
gerektiğini beyanla müvekkili şirketin FSEK mevzuatı kapsamında telif
koruması altında bulunduğunu ve müvekkilin izin ve onayı alınmadan uyuşmazlık
konusu projenin 3. kişilere kullandırılmasının hukuka aykırı olduğu beyanıyla
mahkeme kararının kaldırılarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep
etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; mahkeme karar ve
gerekçesinin son derece yerinde
olduğunu, tedbir talebine konu projenin bir eser olmayıp, Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu kapsamında korunmasının mümkün olmadığını, tedbir talep eden
taraf her ne kadar AST’nin ilaç fabrikalarına özel mühendislik ve dizayn
içeren su sistemleri yazılımı ve kurulumu, projeye uygun malzeme temini,
mühendislik hizmeti, know-how ve işçiliği de kapsayan projeler yaptığını, bu
projelerin eser niteliğinde olduğunu iddia etse de, tedbir talep eden tarafın
müvekkil şirkette revizyon ve kurulumunu yapacağı projenin eser vasfında
olmadığını, somut olayın özelliği dikkate alındığında tedbir talep eden
AST'nin projedeki yükümlülüğünün kendi şahsına has özellik veya
kabiliyetinden değil, mühendislik ilminin gereğinden kaynaklandığını, proje
kapsamındaki ürünlerin kurulumunun yapılmasının da bu kapsamda olduğunu
beyanla istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf mahkemesi, “istinaf talep edenin
üzerinde telif hakkı bulunduğu, eser sahibi olduğu ileri sürülen ham su, PW dağıtım hatları revizyonları ve
WFI dağıtım hattı projesinin tam olarak somutlaştırılmadığı ve dosyaya bir
proje sunulmadığı gibi, ham su, PW dağıtım hatları revizyonları ve WFI
dağıtım hattı projesinden kast edilenin taraflar arasındaki işin tamamını mı
ifade ettiğinin anlaşılamadığı, 5846 sayılı FSEK 77. maddede, eserden
kaynaklanan haklara tecavüz edildiği ve esaslı bir zararın veya ani bir
tehlike veya emrivakinin önlenmesi veya herhangi bir sebepten dolayı zaruret
bulunması halinde, mahkemenin ileri sürülen iddiaları kuvvetle muhtemel
görmesi halinde ihtiyati tedbir kararı verilebileceğinin düzenlendiği, somut olayda davacı tarafın eser/telif
hakkı sahibi olduğunu ve izinsiz kullanıldığını ileri sürdüğü proje ve hak
ihlali konusunda yaklaşık ispat koşulları sağlanmadığından, ileri sürülen iddiaların D.İş dosyasında
görülüp sonuçlandırılacak nitelikte de bulunmadığı, yargılamayı gerektirdiği
anlaşıldığından, ilk derece mahkemesince
tedbir talebinin reddine karar verilmesinin yerinde olduğu
gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. 27/03/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi | K:2025/933E:2024/2012 | Mimari proje-FSEK'e dayanmayan alacak davası-Görev
uyuşmazlığı | Davacı
kendi projesinin birçok hususta benzerinin davalı şirket tarafından
kullanıldığı gerekçesi ile proje bedelinin tahsiline yönelik dava açmış,
mimari projenin ilim ve edebiyat eserleri arasında olması nedeniyle davaya
bakma görevinin 5846 sayılı Yasanın 76.maddesi uyarınca fikri sınai haklar
hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesince ise, "...dava
konusu uyuşmazlığın, FSEK'ten kaynaklanmadığı, bu sebeple uyuşmazlığın genel
hükümlere göre çözümlenmesi gerektiği, genel hükümler çerçevesinde
uyuşmazlığı çözme görevinin asliye hukuk mahkemesinde olduğu..."
gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. İstanbul Anadolu 11. Asliye
Ticaret Mahkemesi ise, "...yukarıda açıklanan sebeplerle davanın Ticaret
Kanununda belirtilen işlerden olmadığından mutlak ticari dava olmadığı,
davacının tacir olmadığı..." gerekçesiyle İstanbul Anadolu 7. Asliye
Hukuk Mahkemesine karşı görevsizlik yönünde karar vermiştir. Asliye hukuk
mahkemesinden görevsizlikle gelen eldeki dava dosyasında, fikri sınai haklar
mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın istinaf sonrasında,
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44.
Hukuk Dairesince, 2020/1907 Esas
2023/1339 karar sayılı ilamı ile; "Davacı vekilinin dava dilekçesinde
neticei talebinde; "müvekkilinin hak ettiği 386.248TL proje bedelinden
şimdilik 80.000 TL'nın ihtarname tebliğinden itibaren hesaplanacak ticari
faizi ile tahsilinin" edildiği, sözlü yargılama duruşmasında da, yıkım
ve hafriyat işlemleri için bu aşamaya kadar tüm işlemleri yaptığını,
müvekkilinin hazırladığı proje bedeli ve çalışmalarına karşılık hak ettiği
bedelin ödenmediğini ileri sürdüğü, davalının da cevabında 30.000 TL avans
bedeli ödendiğini iade etmesi gerektiğini savunduğu, davada davacı tarafça
5846 sayılı FSEK'ten kaynaklanan hakların ileri sürülmediği anlaşılmıştır. Bu
nedenle somut olayda mimari projenin eser niteliğinin ve eserden kaynaklanan haklara tecavüzün
söz konusu olup olmadığı hususunun tartışılmasının hatalı olduğu, mimari
proje bedelinin ödenmesine ilişkin talebi içeren eldeki davaya bakma
görevinin Asliye Hukuk Mahkemelerine ait olduğu" gerekçesiyle asliye
hukuk mahkemesinin görevli olduğundan bahisle kaldırma kararı
verilmiştir.6100 sayılı HMK'nın 23/2.maddesinde, "Bölge adliye
mahkemesince veya Yargıtayca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu
incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya
ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar." hükmüne yer verilmiştir.Somut
olayda, az yukarıda safahati açıklandığı üzere, göreve ilişkin verilen
istinaf kaldırma kararı bağlayıcı nitelikte olup, İstanbul Anadolu 7.
Asliye Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak
belirlenmesine karar verilmiştir. 25/03/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi | K:2025/915
E:2024/2306 | FSEK'e
dayanmayan alacak davası-Görev uyuşmazlığı | Davacı,
davalı şirket arasında 06.08.2019 tarihinde sözleşme imzaladığını,
müvekkilinin sözleşmeden kaynaklı olarak üzerine düşen tüm edimlerini
zamanında yerine getirdiğini, taraflar arasında akdedilen 06.08.2019 tarihli
sözleşmede belirtilen ödeme planı çerçevesinde müvekkili tarafından
07.08.2019 tarihinde 300.000,00 TL ve 12.09.2019 tarihinde 3000.000,00 TL
davalı şirketin hesabına yatırıldığını, kalan 200.000,00 TL'sinin programın
yayından kaldırılması sebebiyle ödenmediğini, davalının sözleşme uyarınca
üzerine düşen yükümlülükleri ve taahhütleri yerine getirmeyerek sözleşmeye
aykırı davrandığı gibi müvekkiline bugüne kadar hiçbir ödeme yapmadığını,
sözleşmenin müvekkili tarafından 12.11.2019 tarihinde haklı nedene dayalı
olarak ihtarname ile feshedildiğini, davalının basiretli bir tacir gibi
davranmadığını, şirket ortakları tarafından müvekkillerinin bilerek zarara
uğratıldığını, taraflar arasında akdedilen 06.08.2019 tarihli sözleşmenin
müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğinin tespitini, fazlaya dair
talep ve haklarının saklı kalmak kaydı ile müvekkili tarafından haklı nedenle
feshedilen sözleşme uyarınca müvekkili tarafa ödenen 600.000 TL alacağın
18.10.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte
davalı şirket ... Ltd. Şti.'den tahsilini, fazlaya dair talep ve dava hakları
saklı kalmak kaydı ile davalı tarafça müvekkiline ödenmeyen kar payına
ilişkin şimdilik 1000 TL alacağın 18.10.2019 temerrüt tarihinden itibaren
işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı şirket ... Ltd. Şti.'den tahsilini,
diğer davalılar ... ve ...'ın şimdilik 5.000 TL'lik ödenen alacak ile kar
payını kusurları oranında müvekkiline 18.10.2019 tarihinden itibaren
işleyecek ticari faizi ile ödemelerini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin
davalının üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir. İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi,
uyuşmazlığın sözleşme hükümlerine aykırılık nedeniyle feshin tespiti ve
alacağın tahsiline ilişkin olduğunun anlaşıldığı, davanın 5846 sayılı
FSEK'nun kapsamına giren haklara ilişkin olup, aynı Kanun'un 76/1 maddesi
uyarınca bu tür davaların İstanbul
Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiştir. İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
ise, "...dava konusu sözleşmenin TTK'da düzenlenmediğinden mutlak ticari
dava niteliğinin bulunmadığı, davanın tarafları gerçek kişilerin ticari
işletme kaydının bulunmadığı, dolayısıyla
5846 sayılı Yasadan kaynaklanan bir hakkın varlığı, yokluğu veya
tecavüze ilişkin bir uyuşmazlık olmadığından ve ilgili mevzuat hükümlerinin
uygulama yeri bulunmadığından, genel mahkemelerin görevli olduğu kanaati ile
davaya bakmakla görevli mahkemeler genel görevli asliye hukuk mahkemeleri
olduğu gerekçesiyle görevsizlik yönünde karar vermiştir. İstinaf Mahkemesi,
“uyuşmazlık taraflar arasındaki sözleşmeye aykırılık iddiasına dayanmakta olup uyuşmazlıkta 556 sayılı KHK ve 5846 sayılı
FSEK hükümlerinin uygulanma yeri bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle
İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin
yargı yeri olarak belirlenmesine karar verilmiştir. 25/03/2025 |
| Ankara Bölge
Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2025/604E:2023/93 | Haber istisnası (FSEK m.37)- Doğa görüntüleri videosunun
eser mahiyeti | Davacı
vekili, müvekkilinin dünyanın en büyük kaz entegresini kurmak için çalışmalar
yaptığını, proje kapsamında son teknoloji makineler hakkında bilgi sahibi
olmak ve makine satın almak için Çin'e bir seyahat gerçekleştirdiğini, bu
seyahati Youtube üzerinden paylaştığını, daha sonra haber ajanslarının
olayları çarpıtarak müvekkilinin sanki insanları dolandırdığı ve onların
paralarıyla yurt dışına kaçtığından bahisle asılsız haberler yaptıklarını,
müvekkili hakkında soruşturma da başlatılmış olup sonucunda kovuşturmaya yer
olmadığına dair karar verildiğini, müvekkilinin hak sahibi olduğu videoların
onun izni ve bilgisi olmadan ve gerçeğe aykırı öznel ifadeler ile topluma
sunulduğunu, müvekkilinden habersiz onu kötülemek için kullanıldığını,
müvekkilinin videolarının bir telif değeri bulunduğunu, mali ve manevi
haklarının ihlal edildiğini, haberlerden etkilenen çocuklarının da sosyal
çevrelerinde dışlandıklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydıyla, öncelikle FSEK'in 66, 67 ve 69. maddeleri kapsamında
tecavüzün men'ine, devamla tecavüzün ref'i ile FSEK'in 68. maddesi kapsamında
3 katı ile saptanacak tutara, FSEK'in 70. maddesi kapsamında mali haklar,
elde edilen kâr alacağı olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla alacak belirlenebilir hale geldiğinde artırılmak üzere şimdilik
1.000,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi tazminatın ilk yayınlanma tarihi olan
29/10/2019 tarihinden itibaren işlemiş ticari faizi ile birlikte müvekkiline
ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Radyo ve Televizyon Yayıncılık
A.Ş. vekili, dava konusu görüntülerin eser mahiyetinde olmadığını, sosyal
medya platformunda yayımlanan görüntülerin hayvanların o andaki doğan davranışlarını
tespit ettiğini, herkes tarafından tespit edilebilecek ve hususiyet
arzetmeyen görüntüler olduğunu, eser kapsamında değerlendirilse dahi
görüntülerin FSEK'in 37. maddesine göre haber amacıyla kullanıldığını,
gazetecilik meslek kurallarının dışına çıkılmadığını, dava konusu haberlerde
davacının kişilik haklarını ve ticari itibarını zedeleyici ifadelerin
kullanılmadığını, görsel ve yazılı basında daha önceden yer alan ve yargıya
intikal eden bir konunun eleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu, yayınların
basın özgürlüğü kapsamında gerçekleştirildiğini, kişilik hakları ile kamu
yararı karşı karşıya geldiğinde kamu yararına üstünlük tanınması gerektiğini
savunarak davanın reddini istemiştir. Diğer davalı ... vekili, manevi
tazminat davası bakımından derdestlik itirazında bulunarak, müvekkiline hangi
gerekçeyle husumet yöneltildiğinin açıklanmadığını, müvekkilinin hiçbir zaman
haber programı sunmadığını, davacı Sermaye Piyasası Kanunu'na aykırı şekilde
usulsüz halka arz işlemi gerçekleştirdiğini, Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali
Suçları Araştırma Kurulunun takibine takıldığını, konuyu inceleyen Sermaye
Piyasası Kurulu tarafından hakkında şikayette bulunulduğunu, takipsizlik
kararının mağdurların şikayetçi olmaması nazara alınarak verildiğini, dava
konusu videoların eser mahiyetinde de olmadığını, dava konusu haberlerde
davacıya ilişkin yürütülen bir soruşturmanın kamuoyuna duyurulması nedeniyle
davacının kişilik hakkı ile kamunun haber alma hakkı ve basın özgürlüğünün
karşılıklı değerlendirilmesi ve üstün tutulacak menfaatin belirlenmesinin
gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk
derece mahkemesi, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından,
davalı ... tarafından sunulan programda haber sırasında yalnızca davacının
fotoğrafının yer aldığı ve habere ilişkin açıklamalara yer verildiği, haber
sırasında davacıya ya da kaz çiftliğine ilişkin başka bir görüntünün yer
almadığı, dolayısıyla söz konusu yayın açısından FSEK’ten kaynaklanan
hakların ihlalinden söz edilemeyeceği, "..." isimli haber yayınında
yer alan videonun süresinin 1 dakika 53 saniye olduğu, davacıya ait habere
ilişkin ilk bilginin sunucu tarafından 00.06. saniyede verildiği, haberin
devamında başka dolandırıcılık haberlerine ilişkin bilgi ve görüntülere yer
verildiği, 44. saniyede davacıya ait haberin görüntülerinin yer aldığı,
toplam 69 saniye bu görüntülere yer verildiği, bu görüntülerde davacının,
davacıya ait kaz çiftliğinin görüntüleri ile basına verdiği röportaj ve basın
açıklamasına ilişkin kısa görüntülerin yer aldığı, bu görüntülerin parça
parça ve kısa kısa birleştirilmiş görüntüler olduğu, bir bütün videonun
tamamen habere aktarılması şeklinde olmadığı, davaya görüntülerin haber
değeri taşıdığı, somut olayda davalı tarafın kullanımının haber programında
ve 69 saniye gibi kısa bir kullanım olduğu, davalının haber programına oranla
davaya konu kullanımın küçük bir bölüme dair bulunduğu, kullanımın
bilgilendirme ve kamuya haber sunma amaçlı olduğu, davalının kullanımının
normal yararlanmaya aykırı olmadığı, dolayısıyla söz konusu yayın açısından
FSEK’ten kaynaklanan hakların ihlalinden söz edilemeyeceği, davacıya ait
videolarda davacının kaz yetiştiriciliği hususunda verdiği bilgiler
ilgilileri açısından yararlı bilgiler olmakla birlikte videoların, ışık, ses,
görüntü vb. hususlar açısından değerlendirildiğinde, hazır olanın olduğu
biçimiyle sunumu şeklinde olduğu, sahibinin hususiyetini taşımadığı, bir
fikri çabanın sonucu olarak meydana getirilmediği, dava konusu videoların
5846 sayılı Yasa uyarınca eser niteliğinde olmadığı; RTÜK'e yazılan müzekkere
cevabı dikkate alındığında davalılardan ... ve ...'in ... Radyo ve Televizyon
kanalının sorumlu yayın yönetmeni ve sorumlu müdürü olmadıkları, hukuki
sorumluluğu ve dolayısı ile dava açısından pasif dava ehliyetlerinin
bulunmadığı, davalıların, davacının eser sahipliğinden ve tescilsiz
tasarımdan kaynaklanan haklarının ihlal edildiğine, aynı zamanda haksız
rekabet teşkil eden bir fiil olduğuna dair bir bulguya ulaşılamadığı
gerekçesiyle, davalılar ... ve ...
hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile usulden reddine, davalı
... Radyo ve Televizyon aleyhine açılan davanın esastan reddine karar
vermiştir. Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, bilirkişi raporunun
eksik olup, denetime ve hüküm kurmaya da elverişli bulunmadığını, dava konusu
videoların eser niteliğinde olduğunu ve sahibinin hususiyetini içerdiğini,
eser kavramının teknik anlamda değerlendirildiğini, içeriğindeki bilgi
birikiminin dikkate alınmadığını, müvekkilinin eserlerinin gerçeğe aykırı,
öznel, eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ve iftira
niteliğinde ifadelerle yanlış haberlere dayanak yapıldığını, davalılar ... ve
... yönünden davanın reddine karar verilmesinin de hatalı olduğunu,
müvekkilinin hak sahibi olduğu videoların onun izni ve bilgisi olmadan ve
gerçeğe aykırı öznel ifadelerle topluma sunulduğunu ileri sürerek, yerel
mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın
kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İstinaf Mahkemesi, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul
ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, RTÜK'e yazılan müzekkere
cevabına göre, davalılardan ... ve ...'in dava konusu yayım tarihleri
itibariyle genel müdür veya sorumlu müdür olarak görevlerinin bulunmadığı,
kaldı ki davalılardan ... tarafından sunulan programdaki haber sırasında
sadece davacının fotoğrafının kullanıldığı, davacının hak sahibi olduğunu
belirttiği video görüntülerine yer verilmediği, öte yandan, davacının
linklerini sunduğu videolar eser vasfı taşımadığı, gibi, davalılardan ...
Radyo ve Televizyon Yayıncılık Anonim Şirketi'ne ait kanalda "..."
isimli haber programında yer verilen görüntülerin ise FSEK'in 37.
maddesindeki serbesti kapsamında kaldığının anlaşıldığı gerekçesiyle istinaf
başvurusunun reddine karar vermiştir. 21/03/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi | K:2025/430 E:2025/360 | FSEK
m.84 yollamasıyla TTK haksız rekabet uyuşmazlıklarında görevli yerin ihtisas
mahkemesi olması | Davacı
vekili; davalı şirketin, müvekkili şirket tarafından hazırlanan habere
ilişkin videoyu müvekkili şirkete referansta bulunmadan, haber kaynağını
belirtmeksizin müvekkili şirket logosunu kaldırmak suretiyle kullandığını,
müvekkili şirketin izni olmaksızın kullanılan görseller ve videolar, fikri
mülkiyet hukuku bağlamında telif hakkı konusu olmamakla birlikte, müvekkili
şirket için mali açıdan önem arz eden iş ürünü niteliğinde olduğunu,
davalının bu eyleminin açıkça haksız rekabet teşkil ettiğini, dava konusu
haksız rekabet teşkil eden eylemin aynı zamanda hem Basın Kanunu'na hem de
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na aykırılık teşkil ettiğini, ilgili
paylaşımlar yapılırken müvekkili şirketin adına yer verilmesi gerektiği gibi
muhabir, kameraman ve sair emek sahibi kişilerin de isimlerine yer verilmesi
gerektiğini belirterek haksız rekabetin tespitine ve menine karar verilmesini
talep ve dava etmiştir. İlk Derece
Mahkemesi; davacı tarafından hazırlandığı iddia edilen habere ilişkin
videoların davacının logosunun bulanıklaştırılmak sureti ile çıkartılmasının
FSEK 36. maddesinin ihlali niteliğinde olduğunun ileri sürüldüğü, davacı
vekilinin haksız rekabet oluşturduğunu iddia ettiği olaylar dikkate
alındığında davacı tarafın talebinin üretmiş olduğu videonun izinsiz olarak
davalı tarafça kullanılması sebebinden kaynaklandığı ve bu durumun fikri
mülkiyete ilişkin talepler olduğu, bu hali ile fikri mülkiyete ilişkin
taleplerin incelenmesi fikri sınai haklar mahkemesinin görev alanına girdiği,
görevli mahkemenin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle
davanın görev yönünden reddine, dosyanın görevli ve yetkili İstanbul Fikri ve
Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir. Davacı
vekili; haberin üçüncü kişilerce kullanımının dürüstlük kuralına aykırı
olması halinde haksız rekabete ilişkin düzenlemelere başvurulabileceğini,
davalı tarafın müvekkilini referans göstermeksizin haber kaynağı
belirtmeksizin bahsi geçen haber videosunu yayınlamasının TTK m.55/1-c
maddesi kapsamında haksız rekabet teşkil ettiğini, bahsi geçen haber
videosunun FSEK anlamında eser niteliğinde olmasa bile müvekkili şirket için
mali açıdan önem arz ettiğini, eser niteliğinde olmayan her türlü görüntü kayıtlarının
kullanımının haksız rekabet teşkil ettiğini, somut olayda fikri mülkiyet ile
hak sahipliğinin söz konusu olmadığını, eser niteliği taşımayan fikri ürünler
için özel bir düzenleme bulunmadığını, asliye ticaret mahkemelerinin görevli
olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi, “somut olayda davacı
tarafça; müvekkilinin hazırladığı haber videosunun FSEK 36 ve 37 maddeleri,
Basın Kanunu yok sayılarak davalı tarafından izinsiz ve hukuka aykırı olarak
kullanılmak suretiyle, TTK'nın 54, 55/1-c maddesinde düzenlenen iş
ürünlerinden yetkisiz yararlanmak şeklinde haksız rekabete neden olunduğu
ileri sürüldüğü, davacı tarafça 5846 sayılı Kanun hükümleri uyarınca öncelik
veya üstünlük haklarına dayanılmadığı, 5846 sayılı Kanun'a dayalı olarak
talep ileri sürülmediği belirtilmekte ise de dava dilekçesinde FSEK'in 36. ve
37. maddeleri de zikredilerek, haksız rekabet fiilinin iş ürünlerinden
yetkisiz yararlanma yanında izinsiz iktibas şeklinde gerçekleştirildiğinin de
ifade edildiği, bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığın aynı Kanun'un
haksız rekabet başlığı altındaki 84. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi
gerekeceği, anılan madde hükmüne göre de; Bir işareti, resmi veya sesi,
bunları nakle yarayan bir alet üzerine tespit eden veya ticari maksatla haklı
olarak çoğaltan yahut yayan kimse, aynı işaretin, resmin veya sesin üçüncü
bir kişi tarafından aynı vasıtadan faydalanmak suretiyle çoğaltılmasını veya
yayınlanmasını men edebileceği, eser mahiyetinde olmayan her nevi fotoğraflar
benzer usullerle tespit edilen resimler ve sinema mahsulleri hakkında da bu
madde hükmünün uygulanacağı, bu durumda, uyuşmazlığın 5846 sayılı FSEK 84.
maddesi gözetilerek çözümü gerekeceğinden, aynı Kanun'un 76. maddesi uyarınca
uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkemenin İstanbul Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk
Mahkemesi olduğundan mahkemece verilen görevsizlik kararında isabetsizlik
görülmediği gerekçesiyle, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun
esastan reddine karar verilmiştir. 20/03/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2025/316 E:2024/1456 | Eseri
oluşturan parçaların eser niteliği (FSEK m.13/2)-Teknik hizmetler ve
katkıların eser sahipliğini sağlamaması (FSEK m.10/3)-Şekle aykırılığın (FSEK
m.52) karşılıklı ifadan sonra ileri
sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olması-Devren iktisap yetkisi (FSEK
m.49/1) | Davacı
vekili dava dilekçesinde; davacıların tamamen kendi imkan ve gayretleri ile
... adlı yelkenli tekneleri ile dünya seyahatine çıktığını ve bu seyahat
esnasında Antarktika kıtasına giden ilk Türk olma sıfatını kazandıklarını,
söz konusu seyahatin 2008-2012 tarihleri arasında 4 yıl sürdüğünü, davacılar
tarafından yapılan bu seyahatin kendi imkan ve teçhizatları ile bir
belgesel-film formatında kayda alındığını, filmi kendilerinin kayda aldığı
konuşmalar, metinler, görüntüler ve mizanpajların tamamıyla davacılar
tarafından yapıldığını, davacılara ait bu görüntülerin seyahat devam ettiği
sırada montajlanarak bir seri belgesel haline getirilmesi, bir TV kanalında
yayınlanmasının sağlanması, bu şekilde bir gelir elde edilmesi ve ayrıca
Başbakanlık tanıtım fonuna müracaat edilerek seyahat ve belgesel için maddi
destek temini amacıyla davalılardan ... Limited Şirketi'ne yazılı bir
sözleşme/belge olmaksızın verildiğini, davalılardan ... Limited Şirketi'nin
toplam 26 bölümlük "..." adlı belgesel-filmini yayınlandığını ve
yayınlanmaya da devam ettiğini, davacılar arasında yapılan sözleşmede
belirtildiği şekilde bu seyahat ve belgeselin bir proje kapsamında
Başbakanlık Tanıtma Fonuna başvurularak fondan para alındığını, belgesel -
filmin TRT kanallarında yayınlanması nedeniyle davacılara toplamda sadece
73.000 TL ödeme yapıldığını, Başbakanlık Tanıtma Fonundan alınan para ile
ilgili olarak herhangi bir ödemenin davacılara yapılmadığını, davalılardan
... Limited Şirketi'nin "..." belgesel-filminin sahibi ya da
sahiplerinden biri olmadığını, FSEK m.52 kapsamında davacılar ile
davalılardan ... Limited Şirketi arasında herhangi bir yazılı sözleşme
olmadığını, davalı ... Limited Şirketi’nin davacıların mali haklarına tecavüz
etmiş bulunduğunu, diğer davalı TRT'nin yayıncı kuruluş olarak yayınladığı
belgesel filminin eser sahiplerinin yazılı muvafakatlerinin bulunup
bulunmadığını aramak, araştırmak yükümlülüğünde bulunduğunu, diğer davalı ile
yaptığı sözleşmede bu zaruretin belirtilmiş olmasına rağmen gereğinin yerine
getirilmediğini, davacıların yazılı muvafakatinin olup olmadığı
araştırılmaksızın ve aranmaksızın belgesel filminin TRT kanallarında
gösterildiği ve halen de gösterildiğini, bu durumun davacıların eserden
kaynaklanan mali haklarına tecavüz ettiği beyan ederek söz konusu belgesel
için FSEK 68/1. madde kapsamında tespit olunacak sözleşme yapılmış olması
halinde istenebilecek bedelin 3 kat fazlasının önceden ödenen 73.000,00 TL
düşüldükten sonra, kalan kısımdan 10.000,00 TL’sinin ödeme tarihinden
itibaren işleyecek faiziyle birlikte, Başbakanlık Tanıtma Fonunun işbu
seyahat ve belgesel kapsamında ödemiş olduğu paranın ilgili kurumdan sorulmak
suretiyle tespit edilerek 10.000,00 TL’sinin ödeme tarihinden itibaren
işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen
tahsilinin talep edildiği, ayrıca ek talep ile; davacıların "..."
adlı belgesel sinema eserinin 5846 sayılı FSEK 8. madde kapsamında yönetmen,
senaryo yazarı, diyalog yazarı olarak eser sahibi olduklarının tespitine, ...
belgesel sinema eserinin yapımcısının ilk kayıt ve tespitini gerçekleştirenin
davacılar olduğunun tespitine, ... belgesel sinema filminin künyesinde
yapımcı, yönetmen, senaryo, diyalog yazarı olarak ... ve ...’nun belirtilmesine,
yayınlanmakta olan ve herhangi bir surette piyasaya sürülecek tüm
kopyalarının da bu düzeltmenin yapılmasına, bu yöndeki tüm masrafların
davalılarca karşılanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı
TRT vekili, dava konusu ... adlı programın yapımını gerçekleştiren diğer
davalı ... Haber Ajansı ve ... San. Tic. Ltd. Şti. ile davalı kurum arasında
imzalanan 16.11.2012 tarihli sözleşmenin 4. maddesinin, Beyoğlu ...
Noterliğinin 13.05.2013 tarih ... yevmiye numaralı muvafakatnamenin yönetmenliğini
gerçekleştiren ... tarafından, yine aynı taahhütleri muhtevi muvafakatnamenin
Beşiktaş ... Noterliğinin ... yevmiye numarası ile animasyon yapımcısı ...,
aynı noterliğin ... yevmiye numarası ile özgün müzik yapımcısı ...’den,
Beyoğlu ... Noterliğinin 13.05.2013 günlü ... yevmiye numarası ile özgün
müzik yapımcısı ...’tan alındığını, davanın müvekkili kurum yönünden husumet
yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, Başbakanlık Tanıtma
Fonu Sekreterliği ile davalı kurum arasında imzalanan 27.12.2011 tarihli
protokolün 1. maddesine göre proje için ...’a tahsis edilmek üzere 150.000,00
TL'nin denetleyici kuruluş olan TRT Kurumu Genel Müdürlüğüne ödenmesinin
emredildiğini, 2. maddede ise proje sahibi tahsis edilen bu meblağı projede
belirtilen harcama kalemleri dışında başka bir amaç için kullanamayacağını,
davacıların haklarını anılan firmaya devrettiğini, sözleşmenin yayın
faaliyetini gerçekleştirmiş olan davalı Kurum TRT’nin herhangi bir
sorumluluğunun mevcut olmadığını, dava konusu edilen programla ilgili
hadiselerin 2009-2012 tarihleri olarak belirtilmişse de diğer davalı yanca
ifade edildiği üzere dava konusu yapımın diğer davalı firmaca ve kurumca
ödemelerinin ziyadesiyle gerçekleştirdiğini, nitekim davacılarında bu doğrultuda
kendi websitelerinde de beyanda bulunarak durumu ikrar ettiklerini, bu
itibarla davacıların taleplerinde haklılığının olmadığını, yüksek miktardaki
taleplerinin ve fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasının da hukuki
haklılığı olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir. Davalı ... Haber Ajansı ve ... Danışmanlık Sanayi ve Ticaret
Limited Şirketi vekili, belgeselin çekilerek yayına hazır hale getirilmesinin
tamamen davalı şirketin gayret ve sağladıkları imkanlar ile oluştuğunu,
seyahati yapanın davacıların olduğunun tartışmasız olduğunu ancak bu
seyahatin maddi finansmanının çekimler için gerekli her türlü teçhizatın
davalı şirket tarafından sağlandığını, davacı tarafın 73.000,00 TL aldığını
kabul ettiğini, yayınlanan belgeselin sadece seyahat esnasındaki çekimlerden
ibaret olmadığını, bu belgeselin davalı şirket içinde hem resmi makamların
hemde ulusal ve uluslararası basının yer aldığı kapsamlı bir proje olarak
kurgulandığını, proje resmi makamlarla tüm bağlantısını davalı şirketçe
yapıldığını, bu yolculuğun ulusal basında bütün ayrıntılarıyla davalı
şirketin profesyonel çalışması ve gayreti ile yer aldığını, projenin
uluslararası basında da yine davalı şirketin gayretleriyle kendine yer
bulduğu, medyanın ... ve ... teknesinin yolculuğu söz konusu olduğunda tüm
bilgiyi ... danışmanı sıfatıyla davalı şirketten aldığını, davacı tarafın
davalı şirketin Başbakanlık Tanıtım Fonundan alınan paradan bahsettiğini ve
bu paranın kendilerine verilmesi gerektiğini iddia ettiğini ancak Başbakanlık
Tanıtım Fonundan alınan paranın tamamının yönetmenlik, metin yazarlığı,
editörlük, danışmanlık, kurgu yönetmenliği, asistanlık, kurgu, post
prodüksiyon ve ...’dan oluşan film yapımı işi için alındığını, bahsedilen
işlerin tamamının davalı şirketçe yapıldığı ve paranın tamamı ile birlikte
fazlasının da bu işler için harcandığını, bu paranın davacı tarafça talep
edilmesinin hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğu, belgesel filminin yönetmeni
ve senaryo yazarının davalı şirket olduğunu ve belgesel filmine konu
seyahatin tüm finansmanı ve tüm organizasyonunun da davalı şirket tarafından
yapıldığını, yayınlanan belgeselin künyesinde de yönetmen, senaryo yazarı vs.
bilgilerinin açıkça görüldüğünü, künyede ... ve ...’nun görüntü başlığı altında
yer aldığını, Başbakanlık Tanıtma Fonunca verilen bütçede bu hizmetin
karşılığının yer aldığını ve kendilerine bu bedelin fazlasıyla ödendiğinden
bahisle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece
mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacıların Antarktika'ya
yapmış oldukları seyahatte kendi teknik imkan ve teçhizatları ile görüntüleri
kayda aldıkları, eserin ilk kayıt ve tespitini gerçekleştirenlerin davacılar
olduğu, bu kayıtların belgesele
dönmesi ve maddi imkan yaratması için davalı ...'a yazılı sözleşme olmaksızın
verildiği, davalı ... ile davalı TRT arasında yapılan sözleşme ile de belgeselin TRT'de yayınlandığı, davacıların
çalışmalarının sahibinin hususiyetini taşıdığı ve FSEK m. 1/B ile m. 5 hükümleri kapsamında eser
niteliğine haiz olduğu, 26 bölümlük bu belgeselin çekimlerinin, sözlü
anlatımlarının ve ham hallerinin -üçüncü bir kişi olmaksızın- davacılar
tarafından meydana getirildiği, senaryonun seyahatin kendisi olduğu,
diyalogların çekimlere göre anlık şekillendiği ve dolayısıyla programın
bütününü oluşturan aktüel arşiv malzemesi ve tüm orijinal çekimler üzerinde
davacıların yönetmen sıfatıyla kaynak eser/kök eser sahibi olduklarının
anlaşıldığı, her ne kadar davalı ... davacıların eser sahibi olduğu bu
kayıtların belgesel olarak yayınlanması için TRT ile anlaşma yapmış ise de,
davalı ... ile davacılar arasında FSEK m. 48, 49 ve 52 hükümlerine uygun
yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı, detayların ve tasarrufların davacılarla usulüne uygun
müzakere edilmediği, hakların ayrı ayrı düzenlenmediği, bu haliyle davalı
...'ın eser sahiplerinin mali hakları üzerinde tasarrufta bulunma hakkının
bulunmadığı, bu noktadaki yükümlülükler kanuna uygun şekilde yerine
getirilmeksizin davalı TRT ile anlaşma yapmak suretiyle belgeselin umuma arz
edildiği, programın niteliği gözetilerek TRT tarafından davacılarla davalı
... arasında FSEK hükümleri kapsamında geçerli bir sözleşmenin varlığı
araştırılmaksızın belgeselin yayına konulduğu, ayrıca ... ile TRT arasında
imzalanan sözleşmede orijinal görüntülerin işlenebileceği hususuna yer
verildiği, buna ilişkin değerlendirmelerin eser sahiplerinin onayı ile mümkün
olacağı, bu noktada dahi TRT'nin davacılarla ... arasındaki sözleşmenin FSEK
hükümleri kapsamında oluşturulduğu hususunu denetlemesi gerektiği, FSEK m. 21
ve m. 52 hükümleri çerçevesinde eser
sahibinden izinlerinin usulüne uygun alınmadığı, böylelikle davacıların
FSEK'ten kaynaklanan mali haklarının davalılar tarafından ihlal edildiği ve
davacıların FSEK m. 68 kapsamında tazminat talep edebilecekleri anlaşıldığı,
19.11.2020 ve 14.06.2021 tarihli raporlarda bilirkişilerce bulunan tazminat
miktarı ve talep dikkate alınarak toplam 1.571.000,00 TL'nin davalılardan
tahsiline karar verilmiş, bilirkişilerce davalı TRT'nin sorumluluğu
428.000,00 TL, davalı ...'ın sorumluluğu ise 151.660,98 TL olarak tespit
edilmiş, FSEK m. 68/1 kapsamında
davalı TRT'nin sorumluluğunun 428.000,00 TL'nin 3 katı olan 1.284.000,00 TL
ile sınırlı olduğu, davalı ...'ın yükümlülüğünün ise ıslah dilekçesi de
nazara alınarak FSEK 68/1 kapsamında 120.000,00 TL'nin 3 katı olan 360.000,00
TL ile sınırlı olduğu anlaşıldığı,ancak davacılara ödenen 73.000,00 TL'nin bu
bedelden düşüldüğü ve davalı ...'ın sorumluluğunun 287.000,00 TL olarak
belirlenmesi gerektiği kanaatine varıldığı, her ne kadar davacı taraf
Başbakanlık Tanıtma Fonundan belgesel için yapılmış ödemenin de kendilerine
yapılması gerektiğini belirterek 150.000,00 TL tanıtma fonu alacağı talebinde
de bulunmuş ise de, bilirkişilerce yapılan hesapta davalı ... tahsilatı
olarak belirlenen tanıtım fonu alacağının da hesaplamaya dahil edilerek
neticeye ulaşıldığı, tanıtım fonu alacağının davacılara ödenmesini gerektirir
başkaca bilgi, belge ya da delilin dosya kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile;
1-Davacıların "..." adlı belgesel sinema" eserinin 5846 sayılı FSEK 8. maddesi kapsamında
yönetmen, senaryo yazarı ve diyalog yazarı olarak eser sahibi olduklarının
tespitine, ... belgesel sinema eserinin eser sahibi yapımcısının, ilk kayıt
ve tespitini gerçekleştirenin davacılar olduğunun tespitine, ... Belgesel
sinema filminin künyesinde; eser sahibi yapımcı, yönetmen, senaryo, diyalog
yazarı olarak ... ve ...'nun belirtilmesine ve internet ortamı dahil
yayınlanmakta olan ve yayınlanacak ve herhangi bir surette piyasaya sürülecek tüm kopyalarında bu
düzeltmenin yapılmasına, bu yöndeki tüm masrafların davalılarca
karşılanmasına, 2-FSEK m. 68/1 kapsamında toplam 1.571.000,00 TL maddi
tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte
(davalı TRT'nin sorumluluğu 1.284.000,00 TL, davalı ... Ltd. Şti.'nin sorumluluğu
287.000,00 TL olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline,
3-Davacının tanıtma fonu alacağı talebinin reddine," şeklinde karar
vermiştir. Davalı TRT vekili istinaf isteminde; yayından 3 yıl sonra yayına
izin verilmediği, ödeme alınmadığı gibi iddialar ile dava açmanın hakkın
kötüye kullanılması niteliğinde olup mahkemenin sessiz kalma ilkesini dikkate
almadığını, müvekkilinin diğer davalı ... tarafından alınan muvafakatleri
incelediğini ve kontrol ettiğini, TRT'nin bu kapsamda başkaca sorumluluğu
olmadığını, husumet itirazına rağmen tazminata karar verilmesinin hatalı
olduğunu, dava konusu "..." adlı belgeselin yapımcısının davacılar
değil diğer davalı ... olduğunu, TRT ile ... arasındaki yapım sözleşmesi
uyarınca TRT, yapım ile ilgili tüm manevi ve mali hakları/izinleri ...dan
almış, yönetmenden, özgün müzik yapımcılarından, animatöründen alınan yetki
belgelerini titizlikle inceleyerek
sözleşmeyi imzalamış olduğunu, ...a karşı sözleşmeden kaynaklanan tüm ödeme
yükümlülüklerini de yerine getirdiğini,
... ile imzalanan ve dosyada mübrez olan sözleşmenin 4. maddesinde
fikri veya sınai mülkiyet konusu bir hak veya menfaatin ihlal edilmesi
halinde her türlü sorumluluğun ...a ait olacağı da düzenlenmiş olduğunu,
diğer davalı yapımcının FSEK m. 53-54 gereği bizzat sorumluluğu bulunduğundan
davanın sadece yapımcıya yöneltilmesi gerektiğini, bu türden bir yetki veren yayıncı, yapımcı
veya mali hak iddia sahibi hem devir yaptığı yetki verdiği kişiye karşı hem
de asıl eser sahibi kişiye karşı sorumlu olacağını, FSEK madde 54 hükmü
gereğince, devir etkisi olmayandan hak devralananların iyi niyeti korunmadığını,
bu yüzden sahip olmadığı hakkı devreden kişilerin tasarrufun hükümsüzlüğünden
ileri gelen zararı karşılamakla yükümlü olduklarını, bilirkişi raporları eksik ve hatalı olup somut deliller
olmaksızın varsayımsal değerlendirmeler uyarınca tazminat hesabı
yapıldığından yerel mahkemenin bu raporlara dayanarak karar verilmesinin
hatalı olduğunu, itirazların giderilmediğini, ... yapımın masrafları
gösterilmemiş ve toplam maliyet belirtilmemiş, emsal nitelikli sözleşme
incelemesi yapılmamış, mahkemenin talep ettiği gelirler hesaplanmamış
olduğunu, farklı heyetten rapor alınması talebinin reddinin hatalı olduğunu,
ham görüntülerin davacılar tarafından kaydedilmiş olmasının, davacıların eser
sahibi olduğunu göstermeyeceğini, kaldı ki davacıların tek başına eser sahibi
olamayacakları halde diğer hak sahiplerinin katkılarının dikkate alınmaksızın
karar verilmesi hatalı olduğunu, dosya kapsamında inceleme konusu yapılan
davacılar tarafından yapımcıya verilen ham görüntüler olmayıp yapımcı
tarafından düzenlenip işlenerek bir belgesel haline dönüştürülmüş nihai
versiyon üzerinden incelemeler yapıldığını, davacıların çekmiş olduğu ham
kamera görüntüsü kayıtları, davaya konu eserin kendisi değil yalnızca
hazırlık aşaması olduğunu, davacıların
sunmuş oldukları kayıtlar eser niteliğinde sayılamayacağından davacıların da
eser sahipliğinden söz edilemeyeceğini, gerekçeli kararda dava konusu yapıma
ilişkin tek hak sahiplerinin davacılar olduğu kabulüyle hazırlanarak yapıma
ilişkin hesaplanan tazminat doğrudan %50-50 oranında davacılar arasında
paylaştırıldığını, FSEK 8. maddesinde "Sinema eserlerinde; yönetmen,
özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte
sahibidirler." denilmek suretiyle emredici olarak sinema eserleri
bakımından bu kişilerin tamamının eser sahibi olarak kabul edilmesi
gerekeceği düzenlendiğini, raporun aksine çekimlerin zor şartlar altında
yapılmış olması eser sahipliğine karine oluşturmayacağını, telif hukukunda
eserler bakımından korunan yatırım değil sahibinin hususiyetini taşıyan fikri
ürün olduğunu, davacılardan ...’un kendi internet sitesinde dahi “…’ün de
desteği ile … isimli belgeselin yapımcısı ..., yönetmeni …” denilerek
yapımcının ... Medya, yönetmenin ... olduğu, yapımın TRT desteğiyle
yapıldığının kabul edildiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte 31.03.2017
tarihli bilirkişi raporu ile de "işleme eser sahipleri olarak da ...
(Yönetmen-Metin Yazarı), ... (Metin Yazarı) ve ... (Müzik) yanı sıra, telif
ve de yaratıcı hak tarafları olarak kabul etmek gerekeceği,"
değerlendirilmek suretiyle dava konusu eser bakımından tek hak sahiplerinin
davacılar olamayacağının belirlendiğini, protokolde proje sahibinin ...
olarak gösterildiğini, davacıların da bu protokol kapsamında alınan ödemeye
itiraz etmediklerini, yapılan organizasyonlarda da (varış yeri, karşılama
vb.) herhangi bir itirazda bulunmadıklarını, gerekçeli kararda
"Davacıların Antarktika'ya yapmış oldukları seyahatte kendi teknik imkan
ve teçhizatları ile görüntüleri kayda aldıkları" yönünde yapılan
değerlendirme de hatalı olduğunu, davacıların eser sahibi olamayacağını, aksi
düşünüldüğünde dahi sadece davacıların tek başına eser sahibi olarak kabul
edilemeyeceğini, dava dilekçesinde kayıtların ...'a TRT'de yayınlanmak üzere
verildiğinin, davacıların internet sitelerinde yapımın TRT'de yayınlandığının
belirtilmesi, TRT ekran görüntülerinin paylaşılması yayına izin verildiğini
dolayısıyla hak ihlalinin bulunmadığını açıkça gösterdiğini, ayrıca,
davacılara ödeme yapıldığı da tespit edilmesine rağmen davacıların yazılı
rızalarının bulunmadığı iddiasının kötüniyetli olduğunu, bir an için
davacıların eser/hak sahibi olduğu kabul edilse dahi, davacıların manevi ve
mali haklarının ihlali söz konusu olmadığını, sözleşmenin yazılı olmayışı,
sözleşme olmadığını göstermeyeceğini, FSEK m. 52’ye uygun sözleşme yapılmasa
dahi eğer taraflar edimlerini ifa etmişlerse artık sonradan şekle aykırılığın
ileri sürülmesinin Türk Medeni Kanunu m.2 anlamında hakkın kötüye kullanımını
olacağını, dosyadaki somut emsal bedeller esas alınmak yerine varsayımlara
dayanılarak yapılan bilirkişi hesaplaması uyarınca müvekkili aleyhine fahiş
miktarda tazminata hükmedilmesi ve kararda hiçbir gerekçeye yer
verilmemesinin bozmayı gerektirdiğini, ek raporlarda bilirkişilerin 214 kez
yayın yapıldığı sonucuna nasıl ulaşıldığı ve ödenmesi gereken yayın başı
bedelin 2000-TL olduğunu neye göre belirlendiğinin izahatı yapılmadığını,
kaldı ki sektörde yayın başına ödeme yapılması gibi bir uygulamanın olağan
olmadığını, TRT tarafından yapımcı ...'a toplamda 208.000,00-TL ödenmişken,
davacılara bunun yaklaşık 100.000,00-TL fazlasının ödenmesi gerektiğinin
tespitinin de orantılı ve adil olmadığını, bilirkişi raporlarında yapılan
hesaplama ile, 31.03.2017 tarihli rapordaki hesaplamalar arasında açıkça
çelişki ve fahiş fark olduğunu, kararın da kendi içinde çelişkili olduğunu,
bir diğer yandan davacılara yapılan 73.000TL'lik ödemenin sadece diğer davalı
...'ın sorumluluğundan düşülmesinin de hatalı olduğunu, müvekkili kurum
tarafından yapım için tüm hak sahiplerine ödenecek bedelleri de kapsayacak
biçimde ...'a ödeme yapıldığını, ...
tarafından davacılara yapılan önceki ödemenin müvekkili Kurumun bütçesinden
karşılandığını, gerekçeli kararda tanıtma fonu alacağının davacılara
ödenmesini gerektirir bir bilgi, belge ya da delilin dosyada mevcut olmaması
nedeniyle bu talebin reddedildiği belirtilmesine rağmen yerel mahkemenin bu
alacağın da hesaplamaya dahil edildiği tutar üzerinden müvekkili kurumu
tazminata hükmetmesinin hatalı olduğunu, gerekçeli kararda açıkça davacılara
tanıtma fonu yönünden bir ödeme yapılmasının ispat edilemediği tespit edilmesine
rağmen; FSEK m.68/3 kapsamında üç kat olmak üzere hesaplanan tazminat
tutarının içine hakkında yeterli delil bulunmadığı tespit edilen bu tutarın
dahil edilmesinin çelişki oluşturduğunu, davacıların tespit talebi
bulunmadığı halde gerekçeli kararda tespit kararı verilmesi ve buna ilişkin
vekalet ücreti takdir edilmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu,
savunmaların bir an için kabul edilmediği varsayımında dahi davacıların
davaya konu talepleri zamanaşımına uğradığının dikkate alınması
gerekitğini, TBK md. 72 uyarınca,
tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği
tarihten başlayarak 2 (iki) yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten
başlayarak 10 (on) yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağının düzenlendiğini
belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. İstinaf
mahkemesi, “bir ifadenin eser kapsamında korunabilmesi için eserin tümü ya da
koruma talep edilen parçasının FSEK m. 1/B-a uyarınca, sahibinin hususiyetini
taşıması gerekeceği, buna göre davacıların belgesel filmle ilgili
çekimlerinin ve diyaloglarının hususiyet taşıyıp taşımadığının, davacıların
ve davalı ... şirketinin filmde FSEK 8/3. maddesi kapsamında ve FSEK 80.
madde kapsamında dava konusu belgesel filmde hak sahibi olup olmadıkları, hak
sahibi olduklarının kabulü halinde ise hangi sıfatla hak sahibi olduklarının,
birlikte hak sahibi olmaları halinde mali hakların ne şekilde paylaştırılması
gerektiğine dair konusunda uzman üç kişilik yeni bir bilirkişi heyetinden
rapor alınarak sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken denetime ve
hükme elverişli nitelikte olmayan raporlara göre karar verilmesi yerinde
görülmemiştir. Kabule göre de; tazminat miktarı belirlenirken sözleşme
yapılmış olması halinde istenebilecek olan bedelin veya rayiç bedelin
belirlenmesi suretiyle tazminata hükmedilmesi, davacıların talep edebileceği
rayiç bedelin varsa emsal sözleşmeler dikkate alınarak, bu hususta bir emsal
sözleşmeye ulaşılamaması halinde 6098 sayılı TBK’nın 50/2. maddesi uyarınca
belirlenmesi gerekli olup, edimleri kısmen ifa edilmiş sözleşmenin FSEK m. 52
uyarınca yazılı olmadığından bahisle hükümsüzlüğünü ileri sürmenin M.K. 2.
maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması anlamını taşıyacağı, bu nedenle
FSEK 68. maddesi uyarınca üç kat tazminata hükmedilmesinin de yerinde
olmayacağı dikkate alınarak tazminat hususunun da yeniden değerlendirilmesi
gerekirken eksik incelemeye dayalı rapora göre karar verilmesi yerinde
görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davalı TRT vekilinin istinaf isteminin
kısmen kabulüne, kararın HMK 353.1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, yeni
bir bilirkişi raporu alınması gerekliliğine dayanılarak karar kaldırılmış
olmakla sair hususların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar
verilmiştir. 27/02/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/352 E:2022/1390 | Rakibin
kötülenen ürününün eser (bilgisayar oyunu) olması dava konusunu FSEK
kapsamına sokmaz-Haksız rekabet | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkiline ait ... eser ve markasının,
artan başarısı ve popülerliği sebebiyle, davalılar tarafından hedef
alınmakta, haksız saldırılara konu edilmekte olduğunu, davalıların, ... oyunu
için ... ibaresini kullanmakta olduklarını, bunun ... oyununun adil bir oyun
olmadığı, bir oyuncunun oyunda rakibini yetenekle değil ... ile yendiğini
ifade eden bir suçlama ve kötüleme olduğunu, ... sloganı kullanılarak ...
oyunun reklamı yapılırken ...'ya saldırılmakta, ... oyunu ve markasının
kötülenmekte olduğunu bu nedenlerle davalıların reklam, tanıtım ve
uygulamalarındaki uygulamalarının, müvekkilin ... markasının ve eserinin
üzerindeki haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitini, haksız rekabete yol
açtığının tespitini, men'ini, ref'ini, eski hale iadesini, durdurulmasını,
önlenmesini, verilecek kararın ilanını talep ve dava etmiştir. Davalı
vekili dava dilekçesinde özetle,
müvekkilinin oyuna harcayacak parası olmayan yahut oyuna para yatırmak
istemese de oyun eğlencesinden kayıp yaşamak istemeyen oyuncuların
sömürülmemesi ve tüketicinin korunması adına yeni bir oyun sistemi kurup
geliştirmiş, p2w olmayan bu yeni içeriği oyuncuların takdirine sunmuş ve ilgi
görmüş olduğunu, müvekkili şirketin kendisini tanıtmak amaçlı, yine
kendisiyle aynı türden içerik üreten rakip firmalardan farkını ortaya koyan,
hiçbir rakip firmanın adını, logosunu, markasını kullanmadan yaptığı tanıtım
ve reklam faaliyetleri ve oyuncu etkileşimleri gayet hayatın olağan akışına
uygun olduğunu herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığını savunarak davanın
reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi; davalıların eylemlerinin TTK
54. madde kapsamında haksız rekabete neden olduğunun tespitine, tecavüzün ref’ine,
durdurulmasına, önlenmesine, davalıların eyleminin davacının marka hakkına
tecavüz ve esere tecavüz tespit ettiği yönündeki istemin reddine, davalının
internet ortamında ihlal teşkil eden kullanımlarının tedbiren önlenmesine,
haksız rekabete neden olan kullanımların davalılarca içeriklerden
çıkartılmasına karar vermiştir. Davacı vekili tarafından süresinde istinaf
yoluna başvurulmuş olup, davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin ... markası ve bilgisayar oyunu üzerindeki
haklarının ihlal edildiğini, ... markasına yönelik tecavüzün, haksız
rekabetin ve ... bilgisayar oyununun eser vasfı taşıması nedeniyle (FSEK) uyarınca müvekkillerinin mali ve
manevi haklarının ihlal edildiğinin tespit edilmesi talepleriyle
"markaya, esere tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi"
konulu davanın açıldığını, davalıların sosyal medya paylaşımlarında ve
reklamlarında müvekkillerini hedef alan görüntüler ve ibareler kullandığını,
"..." ibaresi ile müvekkillerinin ... markasını doğrudan hedef
aldığını, bu durumun marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini ve haksız rekabet
oluşturduğunu ileri sürmüştür. Davalıların müvekkillerinin eser niteliğindeki
... markasına yönelik ihlalde bulunduklarını, 5846 sayılı Kanun kapsamında
eser üzerindeki haklara açık şekilde tecavüz ettiklerini, müvekkillerinin
TPMK nezdinde tescilli olan markalarının, ... ile ... arasında imzalanan ...
marka lisans sözleşmesi gereğince koruma altında olduğunu, ...'un ...'nın
münhasır yayıncısı olduğunu, bu nedenle marka ve esere yönelik ihlalin
önlenmesi gerektiğini, ilk derece mahkemesinin usule, esasa, kanuna ve hukuka
aykırı şekilde davanın bir kısmını reddettiğini, bu kararın kaldırılarak
talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, marka ve esere tecavüzün tespiti,
önlenmesi, tedbir kararı alınması, eski hale getirilmesi ve hükmün ilanı
taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi,
... nolu markasının, davacılardan ...
şirketi adına tescilli olduğu, www.....com sitesindeki bilgiler ile
davacılar arasında imzalanan yayıncılık hizmeti sözleşmesi dikkate
alındığında oyunun hak sahibinin davacı
... şirketi olduğu, münhasır
lisans sahibinin davacı ... şirketi olduğunun görüldüğü, 21/10/2021 tarihli bilirkişi raporunda
özetle; "dava konusu uyuşmazlığın, davacıların hak sahibi oldukları ...
ibareli tescilli marka ve eserle ilgili olarak yapılan reklam ve beyanların
haksız rekabet teşkil edip etmediği noktasında toplanmakta olduğunu, bir işletmenin
tescilli markası veya eser vasfındaki oyunu TTK 54 vd anlamında “iş ürünü”
olup iş ürününe vaki dürüstlük kuralına aykırı beyan ve davranışların söz
konusu olması halinde hak sahibin TTK 54 vd hükümlerine göre koruma talep
etmesinin mümkün olduğunu, davalıların reklam 1'de davacıyı doğrudan hedef
göstermeksizin ilerlemenin para basmaya dayalı olduğu oyunlarla kendi
oyunlarını karşılaştırdıkları bu karşılaştırmada iki oyun sistemi arasındaki
farktan bahsederken davacı oyununu gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini
gereksiz yere tanınmışlığından yararlanacak şekilde bir karşılaştırma
yapmadıkları dikkate alındığında TTK
55/1-a-5 anlamında haksız rekabet fillinin unsurlarının oluşmadığı, ancak
davalının reklam'de davacının ... markasını ... olarak belirtip davacıyı
hedef aldığı ve davacı oyunun paralı özelliğini ... şeklinde gereksiz yere
incitici bir şekilde ifade etmesinin davacı iş ürünü mahiyetindeki
oyununu kötüleme sayılacağı ve bu vaki
kullanımın TTK 55/1-a-1 bendinin ihlali sayılacağı, dava dilekçesinin içeriği
ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre; somut olayda davacıya ait eser
niteliği bulunan oyun ve markanın izinsiz, ihlal oluşturacak kullanımına dair bir vakıa ileri
sürülmediği, davanın hukuki
dayanağının davalının kendi oyunu için yaptığı reklam ve tanıtımların içeriğinin davacıların ... ibareli tescilli
markası ve bilgisayar oyunu ile ilgili
haksız rekabet teşkil edip etmediğine ilişkin olduğu, somut olayda,
tarafların aynı alanda ticari faaliyet yürüttüğü, davalının yaptığı
reklamların içeriği bilirkişi heyeti tarafından incelenmiş olup, davalıların
...'de davacının ... markasını ... olarak belirtip davacıyı hedef aldığı ve
davacı oyunun paralı özelliğini ... şeklinde ifade etmesinin, davacıyı hedef
alan, rekabeti etkileyecek mahiyette, gereksiz yere incitici ve
davacı iş ürünü olan bilgisayar
oyununu kötüleme olduğu,
bu reklam ile davalı eyleminin
TTK 55/1-a-1 bendi kapsamında haksız rekabet teşkil ettiği mahkemece
haksız rekabetin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, davalıların
eyleminin davacının marka hakkına tecavüz ve esere tecavüz teşkil ettiği yönündeki istemin şartları
oluşmadığından reddine dair verilen
kararın dosya kapsamına uygun olduğu gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf
talebinin reddi gerektiği sonucuna varmıştır. 27/02/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/400 E:2022/595 | Mali
hakları devralanın eseri tanıtım yükümlülüğü | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle; davacının bağlantılı haklarını satın alarak
oluşturduğu “...” albümünün kazanç potansiyelini o tarihlerdeki iş yoğunluğu
ve icralarına öncelik vermek istemesi sebebiyle davalıyla müştereken
kullanmaya karar verdiğini, bu nedenle o dönemde davalının önüne getirdiğini,
daha sonra yakın tarihlere kadar görmediği ve fakat şifahi anlaşma
koşullarına uygun düzenlediğini düşündüğü bir sayfalık sözleşmeyi
imzaladığını, sözleşmenin uygulanmasında müzik albümüne ilişkin koşulların
uygulanıp uygulanmadığını sözleşmenin diğer tarafının imkan vermemesi
sebebiyle öğrenemediklerini ancak davalının davacının edimlerinden azami
yararlanmasına rağmen sözleşmenin uygulanması için hiçbir gayret
göstermediğini ve zarar miktarı daha azken zaran tespit ettirmek
istediklerini, sözleşmenin uygulanması ile ilgili davalıdan ve davalının o
dönemde yönetim kurulu üyesi olduğu MÜYAP’tan bilgi alamadıkları bu yüzden
huzurdaki davayı açmak zorunda kaldıklarını, albüm kapsamındaki ….isimli eserlerin
GSM, internet, dijital sair usuller dahil işaret, ses veya resim nakline
yarayan aletlerle radyo ve TV aracılığıyla yapılan tüm kullanımların meslek
birliği tarafından bilindiğini, bu kullanımlara göre hak dağıtımı
yapıldığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 07/05/2007 tarihinde
imzalandığını, sözleşmenin “Tarafların Hak ve Yükümlülükleri" başlığını
taşıyan 1.1. maddesinin: “..."a ait ‘...' adlı albümde yer alan
sanatçının icralarının ilk tespit hakkını, ilk tespitte konu icraların başta
uzunçalar (...) audio kaset (...), compact disk …..olmak üzere iş bu
sözleşmenin imzalandığı tarihte mevcut olan veya sözleşmenin imzasından sonra
geliştirilecek her türlü ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma
iletim hakkını 5846 sayılı FSEK'nda tarif edilen en geniş anlamları ile yer,
süre ve sayı bakımından herhangi bir sınırlama olmaksızın ...'a devredeceğini
kabul, beyan ve taahhüt eder" şeklinde olduğunu, bu maddenin, albümün
ilk fonogram kaydının ... tarafından yapılmış olduğunu ve devredilen hakların
içerisinde tüm eser hakları, diğer icracıların hakları ile tüm stüdyo ve
kayıt masraflarının yer aldığını ifade ettiğini, ilk fonogram kaydı için
davalıca masraf yapılmadığını, devredilen hakların ilk kaydı yapılmış
fonogramın çoğaltılması ve ticaret mevkiine sokulması maksadıyla albüm için
eser kayıt ve tescil belgesi alınmasını sağlayacak hususlar olduğunu,
sözleşmenin 1.1.2 maddesinin albüm tanıtımı için davalının yapacağı asgari
tanıtım, reklam, klip maliyetlerini gösterdiğini, bu hükmün davalının albümün
promosyon faaliyetleriyle satıştan yeterli seviyeye çıkarmak yükümlülüğünü
düzenlediğini, sözleşmenin 1.1.3. maddesinin içeriğinin devredilen haklar
gibi görünmesine rağmen, aslında tanıtım ve promosyon yükümlülüğünün devamı
niteliğinde olduğunu, FSEK gereğince promosyon yükümünün yerine getirilmesi
için sözleşmenin 1.1.3. maddesindeki hakların devri gerektiğini, sözleşmenin
dürüstçe uygulanması halinde hakları devreden davacının emek, zaman ve
parasal masraflarının karşılığını alabileceğini, sözleşmenin 1.4. maddesinin albümden bağımsız olarak
aynı eserlerin derleme veya single olarak piyasaya sürülmesi için işleme
hakkının devrini düzenlediğini, sektörde böyle bir hakkın ancak ticaret
mevkiinde üstün başarılara ulaşmış veya ulaşılması öngörülen durumlarda
devredildiğini, başka bir ifadeyle bu hükmün davalı tarafından üstün başarı
vaat edildiğini gösterdiğini, sözleşmenin mali haklara ilişkin II. maddesinde
belirtilen ödemeler için de davalının albümü mutlaka ..., ve sair dijital
mecralarda satışa koyma yükümünün olduğunu, bu maddede davalının davacıya
ödeyeceği bedellerin düşük tutulduğunu, eser kayıt ve tescil belgelerinin
dayanaklarının bu belgelerin kapsamındaki eserlerin haklarını devreden
sözleşmeler olduğunu, davalının hazır albümü zahmetsiz miktarda satarak
gerisiyle hiç ilgilenmeyip, yalnızca sözleşmeye değil, dürüstlük ve iyiniyet
kavramlarına da aykırı davrandığını, davacının albümün ilk fonogram kaydını
gerçekleştiren yapımcı olmasına rağmen maruz kaldığı tavrın iyiniyetle
bağdaşmadığı belirtilerek, davacı tarafından oluşturulan “...” isimli albüm
için yapılan sözleşmenin davalının kusuru nedeniyle tatbik edilmemesi
sebebiyle doğan zararın tespiti ve fazlaya dair talep haklan saklı kalmak
kaydıyla şimdilik 1.000 TL maddi tazminatın sözleşmenin imza tarihi
07.05.2007’den itibaren işleyecek yasal faizi ile davacıdan alınarak davalıya
verilmesini, dava konusu fonogram kaydını gerçekleştirenin davacı şirket
olduğunun tespiti ile eser işletme belgesinin düzeltilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının tüzel kişi tacir olup,
basiretli iş adamı gibi hareket etmekle yükümlü bulunduğunu, bu nedenle
sözleşmeyi şifahi anlaşma koşullarını ihtiva ettiğine inandığı için
imzaladığını iddia edemeyeceğini, sözleşmeyi imzaladığı anda sözleşmenin
içeriğinden haberdar olması gerektiğini, davacının sözleşme hükümlerinin
ihlal edildiği kanaatinde olması durumunda, yine tacir olan davalıya çekeceği
ihtarnameyle davalıyı temerrüde düşürmesi gerektiğini fakat bugüne kadar
davacının sözleşme ile ilgili bilgi almak veya davalıyı temerrüde düşürmek
için hiçbir çaba sarf etmediğini, taraflar arasında 07.05.2017 tarihinde
sözleşme imzalandığı ve bu sözleşmeyle "İyiniyetlerim" isimli
albümde yer alan eserler üzerindeki hakların yer, süre ve sayı bakımından
sınırsız olarak davalıya devredildiğini, davalının sözleşmeden kaynaklanan
edimlerini yerine getirdiğini, davacının aksi yönde somut bir iddiasının
olmadığını, davalının, albüm satışının 40.000 rakamı geçmesinden sonra
satılacak her albüm nüshası için davacıya KDV dâhil 1 ABD dolan ödemeyi
taahhüt ettiğini, sözleşmede sayılan diğer gelir kalemlerinden elde edilecek
gelirin %50’sinin davacıya ödenmesinin de 40.000 adet albüm satılması şartına
bağlı olduğunu, sözleşme konusu albüm için 10.000 adet ses kaseti (MC) ve
20.200 adet CD bandrolü alınarak çoğaltılan nüshaların satışa çıkarıldığını,
davalının sözleşmedeki tüm yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen dava
konusu albüme daha fazla talep olmadığını ve satışında 40,000 rakamına
ulaşılamadığını, davacının basiretli tacir gibi davranmadığını, albüm
satışları ile ilgili davalıdan ve meslek birliklerinden bilgi istemediğini,
davacının sözleşmenin imza tarihi olan 07/05/2007’den başlayarak yasal faiz
istemesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalıyı temerrüde
düşürmediğini, eser işletme belgesinde davalının adının yazılı olmasının
hukuka uygun olduğunu, zira davacının albüm ile ilgili tüm mali haklan FSEK
hükümlerine göre yazılı olarak yer, sayı ve süre bakımından sınırlama olmadan
davalıya devrettiğini, davalının da yapımcı sıfatıyla albümü piyasaya
sürdüğünü, davacının hangi nedenle maddi zarara uğradığının dava dilekçesinde
somut olarak açıklamadığını, albümün piyasada beklenen talebi görmemesinin
davalının kabahati olmadığını, albüm satışlarının artmasının davalının da
gelir elde etmesi anlamına geleceğini, davalının bunu engelleyici bir
tasarrufta bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek
davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "Toplanan
deliller, düzenlenen bilirkişi raporları, Kültür Bakanlığı’nın 20.10.2017
tarihli bandol teslim tutanaklarına ilişkin yazı ekindeki belgeler, sözleşme
hükümleri, meslek birliği yazıları bir bütün olarak incelendiğinde; dava
konusu sözleşme ile davalının üstlendiği tüm edimleri yerine getirmesi
hususunda kendisine atfedilecek bir kusuru ispat edilemediği gibi sektörel
yönden yapılan bilirkişi incelemesinde de davalı yapımcı firmanın sözleşme ile yükümlendiği tüm edimlerini
yerine getirdiği, yapım ve prodüksiyon
maliyetlerini karşıladığı, klip çekimlerini de tamamlayarak ilgili televizyon
kuruluşunda belirlenen süre zarfında
yayınlattığı, dolayısı ile
yapımcı olarak üstlenmesi gerekli mali külfetleri de üstlendiği, davacının da basiretli tacir olma vasfı gözetildiğinde,
projedeki maddi beklentileri ancak sözleşme konusu albümün piyasada beklenen
rağbet ve ilgiyi görmesi kapsamında karşılık bulabileceği anlaşılmıştır. HMK
266 madde kapsamında denetim ve hüküm kurmaya elverişli rapor içerikleri de
incelendiğinde, taraflar arasındaki sözleşmenin 2.1. maddesinde davalının
ödeme yapma yükümünün “...” adlı albümün kaset/CD satışlarının 40.000’e
ulaşması şartına bağlandığı; sözleşmenin 1.2. maddesinde ise davalı şirketin
tanıtım yapma yükümünün “bir yıl içinde iki klip çekip müzik kanallarında
gösterimini yaptırmak” ve “... de 5.000 saniye reklam yaptırmak” şeklinde
açıklanarak somutlaştırılıp sınırlandırıldığı;, söz konusu tanıtım
faaliyetlerinin davalıca yerine getirilmediği yönünde bir davacı iddiasının
da bulunmadığı; davalıya, sözleşmenin 1.2. maddesinde açıklananlardan başkaca
tanıtım faaliyetinde bulunma yükümü yükleyen bir sözleşme maddesi veya sektör
uygulaması bulunmadığı gibi, TBK m. 492/1 hükmünden yola çıkarak da böyle bir
ek tanıtım yükümünün varlığının savunulamayacağı; davalının gerçekleştirdiği
veya gerçekleştirmediği tanıtım faaliyetleri ile davaya konu albümün kaset/CD
satışlarının 40.000 adedin altında kalması (dolayısıyla da sözleşmenin 2.1.
maddesi uyarınca gelir paylaşma yükümlülüğünün doğmaması) arasında herhangi
bir sebep-sonuç ilişkisi tespit edilemediği; müzik sektöründe bir albümün
satış rakamlarının düşük kalmasının pek çok etkenden kaynaklanabileceği,
davalının ihmal suretiyle satış rakamlarının düşmesinde bir rolü olduğunun da
davacı yanca ispat edilmediği kaldi ki
davaya konu dönemde internet uygulamaları ve dijital teknolojilerdeki
gelişmelerin kaset/CD gibi mekanik çoğaltılmış nüsha satışlarının düşmesine
neden olduğunun da bilinen bir gerçek olduğu bu kapsamda; aniden ortaya
çıkmayan ve bir süreç içinde gerçekleşen, genel olarak tüm müzik piyasasını
etkileyen bu olgudan davalı tarafın sorumlu tutulmasının olanaklı bulunmadığı;
davaya konu albümün kaset ve CD'leri için alınan bandrol rakamlarının yeni
çıkacak albümler için alınan olağan bandrol adetleri olduğu; davalının,
davaya konu "...” adlı albüme ait satışların yapımcısı olduğu diğer
albümlere nazaran çok daha yüksek olması konusunda özel bir beklenti içinde
olduğunu gösteren bir ispat vasıtasına
rastlanamadığı; taraflar arasındaki sözleşmenin 1.4. maddesinin böyle
bir beklentinin varlığını göstermediği; albümdeki icraların “best of”
“compilation”, “single” gibi derlemelerde kullanılma hakkını davalıya
devreden bu hükmün müzik albümleri için yapılan pek çok sözleşmede ve
özellikle de tanınmış icracıların albümlerine ilişkin sözleşmelerde sıklıkla
yer alan bir hüküm olduğu; bu hükmün taraflar arasında akdedilmiş sözleşmede
yer almasının bir bütün olarak albümün satış rakamları konusunda herhangi bir
özel beklentinin varlığını ispatlamayacağı; hazır dinleyici kitlesine sahip
tanınmış bir icracı sanatçının yeni albümünün ilk yılında görece olarak çok
satmasının ve daha sonra piyasanın doymasıyla birlikte satış rakamlarının
düşmesinin popüler müzik sektöründe doğal bir süreç olduğu; davalı şirketin,
davacının kazancını engellemek için çoğaltma/yayma ve reklam faaliyetlerine
aniden son verip satışları kasıtlı olarak düşürmeye çalıştığını gösteren bir
delile rastlanamadığı; davaya konu somut olayda “sözleşme temelinin
sarsılması” gibi bir durum bulunmadığı; bu nedenle, davalının
"sözleşmenin ilerlememesi” nedeniyle sözleşme hükümlerini yeniden gözden
geçirmeyi önermek zorunluluğu altında olmadığı; TMK m.2’deki dürüstlük
(objektif iyinıyet) kuralı uyarıca sözleşmede değişikliği gerektirecek tek
sebebin “sözleşme temelinin sarsılması” olabileceği; somut olayda olduğu gibi
sözleşmenin her iki tarafının da tacir olduğu durumlarda “ahde vefa”
ilkesinin uygulanmasının gerekeceği; FSEK m. 58'de düzenlenen cayma hakkının
da maddi ve şekli koşullan itibariyle davaya konu olayda mevcut bulunmadığı;
dosyada mevcut bandrol teslim tutanakları ile ...’ın telif bedeli tahakkuk
fişlerinde belirtilen 25.000 ve 32.000 adetlik bandrol rakamlarının kesin ve
net bir satış rakamı belırtmediği, davalının ticari kayıtları incelendiğinde
de ; ... -...' adlı eserden 9.000 adet Kaset ve 20.200 Adet CD olmak üzere
Toplam 29.200 Adet imalat yaptırılmış olduğunun tespit edildiği, söz konusu
kaset ve CD imalatlarının toplamı 40.000 adedi aşmadığı için, davacının
taraflar arasındaki sözleşmenin 2.1. maddesi uyarınca herhangi bir bedele hak
kazanamadığı anlaşıldığından sübut bulmayan davanın reddine" şeklindeki
gerekçeleri ile davanın reddine karar vermiştir. Davacı vekili istinaf
dilekçesinde özetle; müvekkilinin iddiaları arasında, fonogram kaydını
gerçekleştiren davacının Telif Hakları Genel Müdürlüğü tarafından tutulan
eser kayıt ve tescil belgelerinde yanlış yer alması halinde aksi ispat
edilebileceği ve düzeltilebileceği bir
kayıt/şerh olan bu sıfatı mahkemenin kararına istinaden üzerine almak gibi
bir talebi olduğunu, talebin davacının hukuki menfaat unsurunu taşımakta
olmasına ve gerekçeli hükümde talepleri arasında sayılmasına rağmen ne olduğu
ve ne yapıldığı hakkında tek kelime edilmediği ve gerekçede yer
verilmediğini, yargılama içerisinde bu talebin zımnen kabul edildiğini fakat
kararda da açıkça ifade edilmesi gerekirken ifade edilemediğini, davacının
taleplerine kalem kalem gerekçelendirilmeden ve hiç bahsedilmeden kararda yer
verilmemesinin usule aykırı olduğunu, mahkemece sözleşmenin uygulanması
konusundaki iddialar hakkında da yeterli bir inceleme yapılmadığını ve
sözleşmenin davalı tarafça uygulanmadığının, edimlerin yerine
getirilmediğinin ve bilirkişi raporlarında "Davalı tarafça sözleşmede
taahhüt edilen tanıtım-promosyon yükümlülüklerinin (2 video klibin çekilmesi,
maliyetlerinin üstlenilmesi, yayınlanması, ...'de 5.000 saniye reklam
yayınlanması) yerine getirildiği,.." şeklinde bu edimin yerine
getirildiğinin iddia olunması üzerine tarafça yerine getirilmediği ısrarla
ifade edildiği, müzik piyasasının yapımcı ve meslek birlikleri çevresinde her
istediğini yaptırabilen kudrete sahip olduğunu ifade eden kişiye karşı
gerçekten inceleme yapabilecek bir bilirkişi bulunamadığını, bilirkişi
ifadelerinin tamamen doğru olarak kabul edildiğini, davalının satışlar ve
sözleşmenin ilerlemesi konusunda hiçbir bilgi vermediklerini, tacir
tarafların bir tacir gibi davranmaları, dürüstlük ve iyi niyet içerisinde bu
konuda en küçük bir hususun yer almadığını, İstanbul 1. FSHHM tarafından
görülen dava hakkında istinaf incelemesi yapılarak istinaf nedenlerinin
kabulüyle yerel mahkeme tarafından tesis edilen usul ve hukuka aykırı
gerekçeli kararın kaldırılarak davanın kabulüne veya karardaki hukuka
aykırılık karşısında bizzat yerel mahkeme tarafından yeniden bir karar tesisi
sağlamak maksadıyla iadesine karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi, somut
olayda, davacı tarafından dava dilekçesi ile dava konusu fonogram kaydını
gerçekleştirenin davacı şirket olduğunun tespiti ile eser işletme belgesinin
düzeltilmesini talep edildiğini, mahkemece davanın reddine karar verilmişse
de, davacının bu talebi hakkında olumlu olumsuz karar verilmediği, kararda bu
talep yönünden herhangi bir gerekçeye yer verilmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin sair istinaf sebepleri
incelenmeksizin, istinaf başvurusunun
kabülü ile mahkeme kararının
kaldırılmasına, dosyanın esastan incelenmesi için ait olduğu mahkemeye
iadesine karar vermiştir. 27/02/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/358E:2022/1436 | Sorumluluğun
sözleşme ile kaldırılamayacağı (FSEK m.54)- Fonogram yapımının izinsiz
kullanımında FSEK m.68 gereği 3 kat tazminat | Davacı
vekili, müvekkiline ait olduğunu iddia ettiği "..." eserinin
kullanımına ilişkin olarak 10.03.2018 tarihinde dava dışı ... Yapım şirketine
sınırlı haklar devreden bir muvafakatname düzenlendiğini, bu kapsamda eser
üzerindeki kullanım haklarının yalnızca belirli mecralar ve sürelerle
sınırlandırıldığını, davalının bu sınırlı hakları aşarak eseri toplam 17 kez
haksız şekilde kullandığının tespit edildiğini, bu nedenle Beşiktaş ...
Noterliği’nin 31.10.2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle 11
haksız kullanım bedelinin talep edildiğini, davalının, bu ihtarnamenin
muhatabının kendisi olmadığını ve dava dışı ... Reklam ile 05.01.2018 tarihli
Reklam Yapım Sözleşmesi kapsamında hakları devraldığını savunarak ihtara
itiraz ettiğini, İstanbul ... İcra
Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasıyla davalı aleyhine haksız şekilde
gerçekleştirilen 12 kullanım için 17.700 TL’lik icra takibi başlatıldığını, ancak davalının
14.11.2018 tarihli itirazı üzerine takibin durduğunu, müvekkiline ait eserin
davalı tarafından haksız şekilde kullanılması nedeniyle FSEK m. 68 uyarınca
mali haklarının ihlal edildiğini, bu kapsamda çoğaltma, yayma, temsil ve
umuma iletim haklarının ihlal edildiğini beyanla belirsiz alacak davası
yoluyla telif tazminatının ihlal tarihinden itibaren ticari reeskont faiziyle
birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde
özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının hukuken mümkün
olmadığını, davacının talep ettiği bedelin belirlenebilir olduğunu, bu
nedenle eksik harcın tamamlatılması aksi halde davanın usulen reddine karar
verilmesi gerektiğini, davacının müvekkili şirketten alacaklı olduğu
iddiasının kabul edilmemekle birlikte, müvekkil şirketin davacıya karşı
husumet ehliyeti bulunmadığını, müvekkili ile ... Reklam arasında 05.01.2018
tarihli Reklam Filmi Yapım Sözleşmesi'nin bulunduğunu ve sözleşmenin 4.3.
maddesi uyarınca üretilen cıngıl ve sinyalin kullanım hakkının müvekkiline
devredildiğini, sözleşme gereği cıngıl çalışmalarının sınırsız kullanım
hakkının sağlandığını, sinyalin ayrıca ücretlendirilmediğini ve müvekkili
şirketin 2 yıl süreyle sınırsız kullanım hakkına sahip olduğunu, ayrıca ...
Film tarafından düzenlenen 14.03.2018 ve 24.04.2018 tarihli
muvafakatnamelerle bu hakların müvekkiline devredildiğinin garanti
edildiğini, bu nedenlerle müvekkili şirkete kusur atfedilmesinin mümkün
olmadığını, ayrıca davacının hak sahipliğinin ispata muhtaç olduğunu, faiz
başlangıcı ve faiz türüne ilişkin talebinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkil
şirketin sözleşme kapsamında taahhütleri yerine getirdiğini ve talep edilen
bedellerin ... Reklam’ın yükümlülüğünde olduğunu ifade ederek, davanın
reddine ve davanın ... Reklam’a ihbar edilmesine karar verilmesini talep
etmiştir. İlk Derece Mahkemesi davanın kabulü ile "davacının eser sahibi
olduğuna, davaya konu seslendirmeden kaynaklanan mali haklara tecavüz
nedeniyle tespit edilen 16.000,00 TL + KDV tutarındaki rayiç bedelin FSEK
m.68 gereği üç katı oranındaki 50.880,00 TL tazminatın dava tarihinden
itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak
davacıya verilmesine" karar vermiştir. Davalı vekili tarafından
süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde
özetle; müvekkili şirketin eserin kullanım haklarını 05.01.2018 tarihli
Reklam Filmi Yapım Sözleşmesi kapsamında hukuka uygun şekilde devraldığını,
sözleşme kapsamında 3 reklam filmi için özgün cıngıl, sinyal ve 3 adet stock
müziğin temin edildiğini, cıngıl çalışmalarının sınırsız kullanım hakkının
müvekkiline verildiğini ve sinyalin ayrıca ücretlendirilmediğini, ayrıca
müvekkili şirketin sinyalin 2 yıl süreyle ve mecra bağımsız kullanımı için ek
bedel ödediğini, bu kapsamda, 14.03.2018 ve 24.04.2018 tarihli
muvafakatnameler ile müvekkiline Türkiye sınırları içinde 2 yıl süreyle
sınırsız kullanım hakkının devredildiğinin garanti edildiğini, dolayısıyla
müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, bu nedenlerle, kararın kaldırılmasına
ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı cevap
dilekçesinde özetle; davaya konu eserin
davalı tarafından haksız şekilde gerçekleşen kullanımların bedelinin
FSEK m.68 uyarınca telif tazminatının ihlal tarihinden itibaren hesaplanacak
ticari reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsili talepli belirsiz alacak
davası olarak açıldığını, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli
olduğunu, kararda da bu nedenle
herhangi bir isabetsizlik bulunmadığını, dava konusu eserin haksız
kullanımının davalı tarafından gerçekleştirildiğini, husumetin davalıya
yöneltildiğini, davalının husumet itirazlarının da kabulünün mümkün
olmadığını beyanla davalının haksız ve mesnetsiz istinaf başvurusunun reddine
karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf mahkemesince HMK'nın 355. maddesi
gereği kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı
olmak üzere yapılan incelemede; davanın 5846 sayılı FSEK 68. maddesine dayalı
eser sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüz nedeniyle tazminat istemine
ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili, "..." isimli eserin
haklarının müvekkiline ait olduğunu, 10.03.2018 tarihinde dava dışı
... Yapım (yapımcı) şirketini eser (ürün) üzerinde 1 yıl süre ile 3 uzun 3 kısa versiyon filmde
ve bir radyo spotunda kullanılmak üzere sınırlı hak sahibi yapacak ve bu
sınırlar içerisinde haklarını devretme yetkisine haiz kılacak bir
muvafakatname düzenlendiğini, davalı tarafından muvafakatname ile sınırlı olarak
devredilmiş haklarını aşacak şekilde toplamda 17 kez haksız şekilde kullanması sebebiyle,
müvekkilinin komşu hakları yanı sıra mali haklarından çoğaltma, yayma, temsil
ve umuma iletim haklarının ihlal edildiğini belirterek, belirsiz alacak
davası yoluyla FSEK m.68 hükmü uyarınca, ıslahla birlikte 48.000,00 TL telif tazminatının + 2.280
toplam KDV tutarı olmak üzere
50.880-TL ihlal tarihinden itibaren hesaplanacak ticari reeskont faiziyle
birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. 10/07/2020 tarihli
bilirkişi raporunda; dava konusu
reklamların "..." adlı reklam kampanyasına ait olduğu, reklam kampanyasının 3 adet uzun, 3 adet
kısa film ve 1 adet radyo spotunu kapsadığı, reklam yapımlarında seslendirme
sanatçısının sesinin izinsiz kullanıldığı, seslendirme sanatçısının
“..." şeklindeki cümleyi seslendirdiği, FSEK'te bağlantılı hak sahipleri
arasında icracı sanatçıların da yer aldığı, her icranın korunmadığı, ancak
bir eserin özgün icrasının korunduğu, bu durumda somut olayda seslendirmenin
içinde bulunduğu reklam yapımlarında yer alan seslendirmeye konu
ibarenin/cümlenin FSEK md.1/B anlamında hususiyet taşıyan bir çalışma
olmadığı ve bu bağlamda eser olarak korunmayan bir cümlenin
seslendirilmesinin de bir eserin icrası olarak değerlendirilemeyeceği, FSEK
md.80/1-A anlamında korunamayacağı, dava dışı ... bakımından, genel hükümler
aracılığıyla bir korumanın olabileceği ve bu bağlamda da kişilik hakkı
korumasının üzerindeki hakkın gündeme gelebileceği; dava dışı ...'in yaptığı
seslendirmenin kullanımı ve ekonomik açıdan değerlendirilmesi konusunda,
davacıya izin/hak verdiğinin görüldüğü,
davacının FSEK md.80/1-B anlamında fonogram yapımcısı olarak
korunmasının söz konusu olabileceği, bir icranın ilk tespitini gerçekleştiren
kişinin fonogram yapımcısı olarak korunabildiği gibi, icra niteliği taşımayan
Kanun'daki ifadeyle “sair seslerin" ilk tespitini gerçekleştiren kişinin
de fonogram yapımcısı olarak korunabileceği, FSEK md.80/1-B'nin koruma
kapsamında icra niteliği taşımayan seslerin olmadığı kabul edilecek olduğunda
bu durumda davacının FSEK md.84 kapsamında korunabileceğinin
düşünülebileceği, davacı tarafın muvafakatine göre, dış sesin, yalnızca
reklam kampanyasını içeren 3 adet uzun, 3 adet kısa filmde bir radyo spotunda
1 yıl süre ile kullanılabileceği, davalı tarafından söz konusu reklam
kampanyası için farklı versiyonlar üretildiği ve bu versiyonlarda da davacı
tarafın hak sahibi olduğu (dublaj) seslendirme icrasının kullanıldığı,
davacının hak sahibi olduğu dublaj metninin, 27 Haziran 2018'den başlamak
üzere 7 Aralık 2018 tarihine kadar 16 farklı reklam filminde kullanıldığı
izinsiz 16 adet kullanım için; sektörel açıdan yapılan değerlendirmeye göre,
davacının her biri başına 1.000 TL KDV
kaşe ücreti olmak üzere toplamda 16.000 TL
KDV maddi bedel talep edebileceği görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Dosya kapsamına göre, dava dışı ...'in "..." adlı reklam
kampanyasına ait reklam metinlerinin seslendirmesini yaptığı, bu
seslendirmede "..."cümlesini seslendirdiği ve davacıya muvafakat verdiği, davacının muvafakat doğrultusunda, söz konusu reklam
filminin yapımı için, seslendirme icrası üzerindeki haklarını 10.03.2018 tarihli muvafakatname ile dava dışı ...
Filme "sınırlı" olarak devrettiği, bilirkişi raporu ile tespit
edildiği üzere söz konusu seslendirmenin FSEK md.1/B anlamında hususiyet
taşıyan eser vasfına haiz olmadığı bu nedenle seslendirilmesinin de bir
eserin icrası olarak değerlendirilemeyeceği ve FSEK md.80 1/A kapsamında
korunmayacağı ancak davacının
seslendirmenin ilk tespitini yapan fonogram yapımcısı sıfatına haiz olduğu,
tespiti yapılan ses kaydının eser olmaması nedeniyle davacının haklarının FSEK
madde 80/1-B kapsamında "sair
sesler yönünden de ilk defa tespit eden fonogram yapımcısı" hakları
düzenlendiğinden bu madde
uyarınca korunması gerektiği,
davacının 10.03.2018 tarihli
muvafakatname ile ... Film'e 3 adet uzun ve 3 adet kısa versiyon film ve de
bir adet radyo spotunda "dava konusu sesin" kullanılması konusunda
muvafakat verdiği bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere, seslendirmenin
verilen muvafakat dışında 27 Haziran 2018 ile 7 Aralık 2018 tarihleri
arasında 16 farklı reklam filminde daha kullanıldığı bu durumda davacının temsil ve mali haklarının ihlal
edildiği, söz konusu ihlallerin davalı tarafından gerçekleştirilmiş olması
nedeniyle husumet itirazının yerinde olmadığı, davalının ihbar olunanla
sözleşme yapmış olmasının sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı (FSEK m.54)
ve hak sahibine karşı ileri
sürülemeyeceği, davacının fonogram sahibi olarak FSEK 68.maddesinde, sözleşme
yapılması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca
tespit edilebilecek rayiç bedelin üç
katını maddi tazminat olarak isteyebileceği, bu madde uyarınca varsayımsal sözleşme ilişkisi kapsamında
borç belirlendiğinden kusur ve zararın ispatının aranmayacağı, davalının FSEK
m.68/I maddesine göre tazminattan
sorumlu olduğu, maddi tazminatın belirlenmesi bakımından emsal sunulmadığı
bilirkişi tarafından varsayımsal sözleşme kriterlerine ve sektör
uygulamalarına uygun yapılan hesaplamanın dosya kapsamı ile usul
ve yasaya uygun olduğu, raporun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik
bulunmadığı, sektörel uygulamalara
göre her bir ihlal yönünden rayiç bedelin
1000 TL + KDV olabileceği, 16
kez ihlal gerçekleştiğinden davacının 16.000 TL + KDV bedelinin üç katı kadar tazminat talep edebileceği, FSEK md. 68 uyarınca 3 katı oranında maddi tazminat bedelinin hüküm altına
alınmasının dosya kapsamı ve hukuka uygun olduğu görülmüş ve istinaf
başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 27/02/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/350 E:2022/1384 | Caymaya
itiraz davası için 4 haftalık hak düşürücü süre (FSEK m.58/3)-Bu dava
açılmasa dahi FSEK m.58/4 gereği tazminat davası açılması mümkündür. | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle: 21/12/2013 tarihli Telif Eser Sözleşmesi ile
davalının "..." isimli kitabının basım ve satış haklarını 3 yıl
boyunca müvekkiline devrettiğini, bu sözleşme sonrasında müvekkilinin kitabı
baskıya hazır hale getirerek basım, dağıtım ve tanıtım çalışmalarını
üstlendiğini, ulusal kanallarda ve internet platformlarında reklam vererek
tanıtım faaliyetlerinde bulunduğunu, davalının ... Yayınevi adı altında kitap
yayımlamaya başladığını ve müvekkili ile yaptığı telif sözleşmesini feshetmek
için bahaneler aradığını, müvekkilinin bastığı kitap ile benzer konuyu
işleyen “...” isimli kitabını farklı bir yayınevinden yayınladığını ileri
sürmüştür. Davalı taraf, Beyoğlu ... Noterliğinin 13 Kasım 2014 tarih ve ...
yevmiye sayılı ihtarnamesiyle, sözleşmede belirtilen 50.000 adet baskının
yerine 20.000 adet basıldığını iddia ederek sözleşmeden caydığını
bildirmiştir. Ancak, sözleşmede baskı süresinin belirtilmediğini, kitabın
satış durumuna göre baskı adedinin tamamlanmasının öngörüldüğünü, yayımcı
meslek birliğinden alınan görüş doğrultusunda öncelikle 20.000 adet
basıldığını, müvekkilinin, davalıya 60.000,00 TL telif ödemesi yaptığını,
ayrıca telif stopajı, baskı, bandrol, reklam ve tanıtım çalışmaları için
toplamda 122.334,35 TL harcadığını, buna rağmen kitap satışlarından yalnızca
56.903,00 TL kazanç elde edebildiğini, davalının haksız feshi nedeniyle
müvekkilinin zarara uğradığını, davalının cayma hakkını haksız ve geçersiz
olarak kullandığını, hakkın kötüye kullanıldığını, somut olayda yayıncının
sözleşmeyle kazandığı hakları kullanmama gibi bir durumun olmadığını
belirterek, davalının haksız caymasının tespitini ve müvekkilinin uğramış
olduğu zarar nedeniyle fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla
10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle
birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili dava dilekçesinde özetle, taraflar arasında
imzalanan sözleşmenin 5.2. maddesi gereğince, “Eserin tanıtım ve
pazarlamasını yayınevi yapacak olup, bu faaliyet ile ilgili giderler
yayınevine aittir denildiğini”, bu madde ile ilgili olarak müvekkili ile
şirket yetkilisi arasında geçekleşmiş olan 20/01/2014 tarihli mail
yazışmasında, detayların bildirildiğini, yapılması gereken ekşi sözlük
reklamı, ulusal gazetelerde yayınlanması gereken reklamlar ve billboard
reklamlarının hiçbirinin ifa edilmediğini, davacının ihtarnameye rağmen
kitabın tanıtımı ile ilgili üzerine düşen edimlerinin hiçbirini yerine
getirmediğini ve taleplerin yersiz olduğunu, davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi davanın reddine karar vermiştir. Davacı vekili
tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacı vekili istinaf
dilekçesinde özetle; müvekkili
yayınevi ile davalı yazar arasında "..." isimli kitabın 3
yıllık telif sözleşmesi ile yayımlanmasına ilişkin bir anlaşma yapıldığını,
bu sözleşme kapsamında müvekkilinin kitabı baskıya hazır hale getirerek
basım, dağıtım ve tanıtımını üstlendiğini, sözleşmede ilk baskının 50.000
adet olacağı belirtilmiş olmasına rağmen bu adedin hangi sürede
bastırılacağına dair bir düzenleme olmadığını, ilk etapta 20.000 adet basım yaptığını,
satış durumuna göre bu sayının 50.000 adede tamamlanmasının öngörüldüğünü,
ancak basılan kitaplardan yalnızca 7.087 adet satılabildiğini, davalının,
sözleşmenin 10. ayında, 50.000 yerine 20.000 adet basılması ve reklam yükümlülüklerinin
yerine getirilmediği gerekçesiyle cayma ihtarnamesi gönderdiğini, aynı
zamanda benzer içeriğe sahip olan “...” adlı ikinci kitabını başka bir
yayınevinden çıkardığını, Twitter üzerinden kendi bastığı kitabın okunmasını
tavsiye ettiğini ve müvekkili tarafından basılan kitabı öne çıkarmadığını, bu
nedenle dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, müvekkilinin cayma kararına
itiraz davası açmadığını ancak sözleşmenin haksız feshedilmesi nedeniyle
tazminat davası açtığını, bilirkişi raporunda, davacı yayınevinin kusurlu
olmadığı ve müvekkilinin 74.839,69 TL zarara uğradığının tespit edildiğini,
buna rağmen mahkemenin dosya içeriğine ve hukuka aykırı şekilde davanın
reddine karar verdiğini, kitap basılmadan önce davalıya 60.000 TL telif
ücreti ödendiğini, davalının sözleşmenin henüz 10. ayında ve kitabın üçte
biri bile satılmadan eksik baskıyı gerekçe göstererek sözleşmeyi
feshettiğini, hem telif ücretini aldığını hem de müvekkilini zarara
uğrattığını savunarak, sözleşmenin feshinin haksız olduğunu ve müvekkilinin
zararının bilirkişi raporuyla sabit olduğunu bu nedenle, istinaf taleplerinin
kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne, aksi takdirde yeniden
karar verilmek üzere mahkemesine iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; 21/12/2013 tarihli Telif
Eser Sözleşmesinin gerekliliklerinin yerine getirilmesi için Beyoğlu ...
Noterliği’nin 17.09.2014 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin davacı
...'ye gönderildiğini, ihtarname ile davacının 15 gün içinde sözleşmeden
doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği, aksi takdirde cayma
hakkının kullanılacağı ve maddi-manevi kayıplarla ilgili yasal yollara
başvurulacağı uyarısında bulunulduğunu, ancak davacının bu ihtara rağmen yükümlülüklerini
yerine getirmediğini, davacıya Beyoğlu ... Noterliği’nin 13.11.2014 tarih ve.
...yevmiye sayılı ikinci ihtarnamenin gönderildiğini, davacının sözleşmeye
aykırı şekilde kitabın ilk baskısını 50.000 adet basması gerekirken 20.000
adet bastığını, ancak kapak sayfasına "1. Baskı 50.000 Adet"
ibaresini yazarak müvekkilini ve okuyucuları yanılttığını, bunun davacının
kusurlu ve hukuk dışı uygulamalarını ortaya koyduğunu, müvekkilinin
sözleşmeden caymasının haklı ve yerinde olduğunu, davacının cayma hakkına
itiraz davası açmayarak müvekkilinin şüphelerini doğruladığını, davacının
hiçbir şekilde sözleşme şartlarını yerine getirme iradesi göstermediğini,
müvekkilinin, sözleşme şartlarının açıkça ihlal edilmesi ve sözleşmeye uygun
hareket edilmemesi nedeniyle zarar gördüğünü ve bu sebeple cayma hakkını
kullandığını belirterek, davacının
istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf
mahkemesince yapılan incelemede davacı vekilinin taraflar arasında, ...
isimli eser için düzenlenen 21/12/2013
tarihli telif sözleşmesinden, davalının haksız olarak caydığı
iddiasıyla, davalı yanın caymasının
haksız olduğunun tespiti ve maddi
tazminat istemine ilişkin olduğu, ilk derece mahkemesinin 2015/32 E. 2017/105 K. ve 13/06/2017
tarihli kararı ile davanın reddine karar verildiği, BAM 16. H.D.'nin
2017/5468 E. 2020/1725 K. ve 16/10/2020 tarihli ilamı ile; "Mahkemece
iki ayrı heyetten bilirkişi raporu alındığı , her iki bilirkişi raporunun
çelişkili olduğu, ilk derece mahkemesince çelişkileri giderecek ek rapor yada
yeni bir heyetten rapor alınarak, tarafların kusur durumlarının ve tazminat
koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek karar verilmesi
gerekirken, gerekçesi kararda gösterilmeksizin, raporlara neden itibar
edilmediği açıklanmaksızın, davacının edimini yerine getirmediğinden bahisle
feshin haklı olduğu sonucuna ulaşılarak davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı"
gerekçesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmiş, mahkemece yargılamaya
devamla yeni bir heyetten bilirkişi raporu alınmıştır. 26/07/2021 tarihli
bilirkişi kurulu raporunda özetle: "davaya konu “...” isimli eserin,
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) 1/B-a maddesi
kapsamında ilim ve edebiyat eseri olduğu, eser niteliği açısından bir çekişme
bulunmadığı, 21.12.2013 tarihli Telif Eser Sözleşmesi incelendiğinde davalı
yazarın eserin çoğaltma ve yayma mali haklarını üç yıl süreyle sınırsız baskı
adediyle devrettiği, davalının 17.09.2014 ve 13.11.2014 tarihli noter
ihtarnameleri ile sözleşmeden caydığını bildirdiği, davacı tarafın ise
sözleşme gereği kitabın basımını, dağıtımını ve tanıtımını
gerçekleştirdiğini, mali haklardan faydalandığını, dolayısıyla cayma hakkının
haksız olduğunu iddia ettiği, bilirkişi raporlarında, davacı tarafından
kitabın tanıtımının yapıldığı, bunun 27.108 adet kitabın satışından
anlaşıldığı, aylık satış rakamlarının e-kitap formatında mümkün olsa da,
iadeler nedeniyle basılı kitaplar için sağlıklı veri oluşturmayacağı, 50.000
adet kitabın tek seferde basılmasının ticari açıdan risk taşıdığı, bu nedenle
parti parti basım yönteminin doğru olduğu, davalı yazara satılan kitapların
telif ödemesinin yapıldığı, öte yandan FSEK 58. maddesi uyarınca caymaya
karşı itiraz süresi olan 4 haftalık sürede davacı tarafından herhangi bir
dava açılmadığı, davacının süresi
içinde itiraz etmemesi nedeniyle sözleşmenin feshinin kesinleştiği, davacının zararın artışına kendi kusuruyla
sebebiyet verdiği, ayrıca, davacı şirketin kitap dağıtımlarını devrettiği ...
A.Ş.’nin de satışlardan fayda sağladığına dair davalı tarafın iddialarının
değerlendirilmesinin mahkemeye ait olduğu,
davacının mali haklardan yeterince faydalandığı, mali inceleme
sonucunda davacı şirketin zararının 35.660,57 TL, ... A.Ş.'nin zararının
39.179,12 TL olduğunun belirlendiği,
ancak satılmayan kitapların ilerleyen dönemlerde maliyetine satılabileceği
göz önüne alındığında, 2.949,22 TL kar edilebileceği" belirtilmiştir.
21/12/2013 tarihli Telif Eser Sözleşmesi'nde : konusu "..." isimli eser olan
sözleşmenin 6/2 maddesinde ilk baskısının 50.000 adet yapılacağının telif
bedelinin 20.000,00 TL'lik ilk kısmının sözleşmenin imzalanmasını müteakiben
7 gün içerisinde, bakiyesinin ise bu maddede belirtilen surette satışlar
yapıldıktan sonra ödeneceği, sözleşmenin süresinin 7. maddede gösterildiği
üzere 3 yıl olduğunun hüküm altına alındığı görüldüğü ifade edilmiştir.
Beyoğlu ... Noterliğince düzenlenen 17/09/2014 tarihli ihtarname ile sözleşme
gereğince edimlerin yerine getirilmesinin talep edildiği, 13/11/2014 tarihli sözleşmeden caymaya
yönelik ihtarnamenin davacıya 17/11/2014 tarihinde tebliğ edildiği
görülmüştür.5846 sayılı Kanun'un 58. maddesinde cayma hakkı düzenlenmiş olup,
noter vasıtası ile yapılacak ihtar ile caymanın tamam olacağı, cayma
ihbarının tebliğinden itibaren 4 hafta geçtikten sonra caymaya karşı itiraz
davası açılamayacağı, iktisap edenin mali hakkı kullanmamakta kusuru yoksa
veya eser sahibinin kusuru daha ağır ise hakkaniyet gerektiği hallerde
iktisap edenin münasip bir tazminat
isteyebileceği düzenlenmiştir. Somut olayda
cayma ihbarının davacıya tebliğinden itibaren kanunda öngörülen 4 haftalık
süre içerisinde caymaya itiraz davası açılmadığı bu durumda, caymanın
haklı olduğunun ve sözleşmenin cayma ile sona erdiğinin kabulü gerektiği,
davacının artık caymanın haksız
olduğunun tespitini isteyemeyeceği ancak davacının tazminat talebi
bulunduğundan FSEK 58/4 madde
düzenlemesi gereği tarafların kusur
durumlarının değerlendirilerek, davacının kusurunun olmaması ya da daha az
kusurlu olması halinde, hakkaniyet gerektiriyorsa münasip bir tazminat talep
edebileceği gözetilerek talebinin değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
FSEK mad.58/4 “iktisap edenin mali hakkı kullanmamakta kusuru yoksa veya eser
sahibinin kusuru daha ağır ise hakkaniyet gerektiği hallerde iktisap eden,
münasip bir tazminat isteyebilir.” Davalı yanın cayma gerekçeleri; kitabın tanıtımının
gerektiği gibi yapılmaması, kendisine bilgi verilmemesi, ilk baskı adedinin
sözleşmede 50.000 adet olarak kararlaştırılması ve kitap kapağında bu rakam
yazılmasına rağmen 20.000 adet basılmasıdır. Davacı vekili de dava
dilekçesinde, feshin haksız olduğunu göstermek üzere; davacının bastığı kitap
ile benzer konuları işleyen davalıya ait "..." isimli kitabı
kendisine ait yayınevinden yayınlayarak, tweetlerinde bu kitabın okunmasını
tavsiye ettiğini, ilk baskı 50.000 adet kararlaştırılmışsa da hangi sürede bu
baskının yapılacağının belirlenmediğini, ne kadar satılacağını bilmedikleri
kitap için baskı depolama ve diğer maliyetler nedeniyle, yayımcı meslek
birliğinden de baskı adedinin bölünebileceğine yönelik görüş alarak 20.000
adedinin basıldığını, sadece 7.087 adedinin satıldığını, reklam
tanıtımlarının yapıldığını, satışı yapılan kitap bilgilerinin yazarla
paylaşıldığını ileri sürmüştür. Dosya kapsamına göre, dava konusu
"..." isimli kitabın FSEK 2/1.maddesi anlamında dil ve yazı ile
ifade olunan ilim ve edebiyat eseri olduğu, söz konusu ... isimli kitabın 1909 yılında İstanbul'un işgal döneminde
yaşanan olayları ilgili belgeler ve
fotoğrafları da konumlandırarak anlatıldığı
roman niteliğinde olduğu, davacının sözleşmedeki edimini tam olarak
yerine getirmediği, davalı eser sahibinin
FSEK 58.maddesi kapsamında cayma hakkını noter ihtarnameleriyle
usulüne uygun şekilde kullandığı, taraflar arasındaki sözleşmede, ilk
baskının 50.000 adet olacağı açıkça kararlaştırılmış olup, davacının 20.000 adet basım gerçekleştirdiği, davacının yasal süresi içinde caymaya
itiraz etmediği bu durumda caymanın haklı olduğu, kesinleştiği ve sözleşmenin sona
erdiğinin kabulü gerektiği, davacının tazminat talep edebilmesi
için davacının kusurunun olmaması ya
da daha az kusurlu olması
gerektiği, bu kapsamda olmak
üzere davalı tarafından yazılan ve ...
Yayıncılık tarafından basımı yapılan
...'nın ... isimli kitabın, 1876'dan itibaren yaşanan gelişmeleri
anlatan belgesel içerikli bir kitap
olduğu, davalının ... isimli kitabın
satışını engeller bir tutumunun
bulunmadığı, davalının ...'nın ... isimli kitabını
yayınlatmasının ve buna bağlı
eylemlerinin sözleşmenin ihlali ve davalının kusuru olarak nitelendirilemeyeceği ancak bilirkişi raporunda tespit edildiği
üzere sözleşme ile davaya konu “...” isimli eseri, kitap ve
e-kitap formatında basım ve satışını gerçekleştirme hakkını devralan
davacının kitabı baskıya hazır hale getirerek, basımını, dağıtımını ve
tanıtımını yaptığı ve bu şekilde mali haklarını kullanıldığı, davaya konu
kitabın tanıtımının yapıldığı, bunun da 27.108 adet kitabın satışından
anlaşıldığı, aylık satış rakamlarının e-kitap satışında mümkün olsa da
dağıtım ağında geriye dönüş (iadeler olacağından) sağlıklı bir veri
oluşturamayacağını, aylık bildirimlerin yazar için bir hak kaybı olmayacağı,
50.000 adet kitabın bir kerede basılıp piyasaya sürülmesinin büyük risk
olacağını, bu nedenle parti parti basılmasının daha doğru olacağı, davalı
yazara satılan kitapların telif ödemesininde yapıldığı, baskının ilk etapta
20.000 adet olmasının davalı açısından yaratacağı bir olumsuzluk tespit
edilmediği, bu durumda davacı yayınevinin bir kusurunun olmadığı caymanın
haklı olmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, yukarıda belirtildiği üzere
davacının süresinde caymaya itiraz etmemiş olması nedeniyle caymanın
kesinleştiği, sözleşmenin sona erdiği dikkate alındığında devir alınan mali
hakların tekrar davalı eser sahibine döndüğü, bu nedenle davacının artık söz
konusu mali hakları kullanması ve kitabı satmaya devam etmesinin mümkün
olmadığı, davacının devraldığı mali hakları basım, tanıtım satış gibi
edimlerle kullandığı ve vaki caymada kusurunun bulunmadığı dikkate
alındığında FSEK 58/4 maddesi
gereği hakkaniyet gereği tazminat
talep hakkının bulunduğu
anlaşılmıştır. Bilirkişi raporu ile davacının talep edebileceği
tazminat miktarı 35.660,57 TL olarak
hesaplanmıştır. Davacı şirketin kitap dağıtımlarını devrettiği farklı bir
tüzel kişi olan ... A.Ş. yönünden raporda hesaplanan tazminat miktarını talep
hakkının bulunmadığı ise açıktır.Tüm bu açıklamalara göre, davacının haklı
olmayan cayma nedeniyle kitap satışına devam edemeyeceği ve kusurunun bulunmadığı dikkate alındığında hakkaniyet gereği
tazminat talep hakkının bulunduğu, davacının talep edebileceği tazminat
miktarı 35.660,57 TL olduğu, dava
dilekçesinde 10.000,00 TL maddi
tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan
tahsilini talep eden davacının
03/05/2017 tarihli ıslah dilekçesi ile 10.000,00-TL maddi tazminat
talebini 74.839,00-TL olarak ıslah
etmiş ve sözleşmenin feshinden itibaren faiz yürütülmesini talep etmiş
ise de davacı tarafından dava
açılmadan önce davalının temerrüde
düşürülmediği bu nedenle kısmi dava açılarak dava dilekçesi ile talep edilen
10.000,00 TL için dava tarihinden, 25.660,57 TL için ıslah tarihinden
itibaren faiz talep edebileceği dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne
karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak davacı vekilinin
istinaf isteminin kabulü ile İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk
Mahkemesi'nin 17/03/2022 tarih ve 2021/356 E. 2022/27 K. sayılı kararının
6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kaldırılmasına karar
verilmiştir. |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2025/279E:2023/983 | Eserin
kullanımı yoksa FSEK 68'deki üç kat tazminata değil, m.70'e göre tazminata
hükmedilir. | Davacı
vekili asıl davaya yönelik dilekçesinde; davacı ile davalı arasında ...'in
"..." adlı eserinin Türkçeye tercümesi için 20/04/2015 tarihli
çevirmenlik sözleşmesinin imzalandığını, davacının 24/08/2015 tarihinde
çeviriyi yayınevine teslim ettiğini ancak yayınevinin başka bir çevirmen ile
anlaşarak kitabı yayınladığını, sözleşmenin 7.2. maddesine göre telif
ödemekle yükümlü olduğunu, müvekkilinin ödenecek telif tazminatının ne kadar
olduğunu bu aşamada bilmesi mümkün olmadığından, bu kapsamda davalının FSEK
68.madde kapsamında şimdilik 1.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın
en yüksek banka reeskont faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine
karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; İstanbul 1. Fikrî ve
Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/110 Esas sayılı davasını açtıklarını, bu
dosyada yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda FSEK'in 68.maddesi uyarınca
8.850,00 TL alacaklı olduklarının tespit edildiğini, bu hususta öncelikle
arabuluculuk yoluna gidilmesine rağmen netice alınamadığını, FSEK hükümleri
uyarınca 8.850,00 TL'lik bir alacak davası açmak zorunda kaldıklarını, ilk
davanın İstanbul 1. FSHHM'nin 2018/110 esas sayılı dosyası üzerinden
görüldüğünü belirterek, dosyanın İstanbul 1. FSHHM'nin 2018/110 Esas sayılı
dosyası ile birleştirilmesini ve bilirkişi raporu doğrultusunda FSEK'in
68.maddesi uyarınca belirlenen 8.850,00 TL alacaklarının 10/11/2017
tarihinden itibaren en yüksek banka reeskont faizi ile davalıdan tahsiline
karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 29.5.2019 tarihli
ıslah dilekçesiyle asıl davada maddi tazminat davasını belirsiz alacak
hükümlerine göre açtıklarını ve toplamda 11.850,00 TL'nin FSEK'in 68. maddesi
kapsamında davalıdan alınarak ihtar keşide tarihinden itibaren en yüksek
banka reeskont faiz oranı davalıdan ile tahsiline karar verilmesini talep
etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde;
davacı tarafın iddia ettiğinin aksine müvekkilinin sözleşmeye aykırı
davranmadığını, bilakis davacı tarafın sözleşmeye aykırı davrandığını, davacı
tarafın iddiasının aksine müvekkiline teslim edildiği iddia edilen
"çevirinin" sözleşmeye uygun olmadığını, sözleşmenin 6.2.
maddesinde, müvekkilinin tek taraflı olarak yayına karar vermesi halinde
müvekkilinin bazı sorumluluklarının doğacağını, kaldı ki aynı maddede
çevirinin 18 ay içinde piyasaya sunulmaması halinde davacı tarafça bir bildirimde
bulunulması ve 4 ay içinde piyasaya sunulmasına ilişkin olumlu bir yanıt
gelmemesi halinde davacı tarafın çeviriye ilişkin mali haklarda serbestçe
tasarruf edebileceğinin açıkça belirtildiğini, davacı tarafça keşide edilen
ihtarnamede de açıkça görüleceği üzere davacı tarafın sözleşmedeki hükümlere
aykırı davrandığını ve sözleşmeyi
haksız bir şekilde direk fesh ettiğini, bir eser için farklı iki çevirmen ile
anlaşma yapılamayacağına dair yasal bir engel de bulunmadığını, davacı
tarafın müvekkiline teslim ettiği çeviride bir çok hatalar bulunduğunu, bu
durumun çeviri ile yayınlanmış eser arasında yapılacak karşılaştırmada ortaya
çıkacağını, davacı tarafın 3 kat fazla olacak şekilde tazminat talebinin ve
manevi tazminat talebinin yerinde olmayıp fahiş olduğunu savunarak, asıl ve
birleşen davanın reddini talep
etmiştir. İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 18/01/2022
tarihli 2018/110 E. - 2022/13 K.
sayılı kararıyla; "...- ASIL DAVADA; 1- 2950-TL tazminatın ihtar
keşide tarihi olan 10.11.2017 tarihinden itibaren en yüksek banka reeskont
faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, FSEK 68. madde kapsamında 3 kat
istemin ve ıslah ile talep edilen fazla istemin reddine, 2- Manevi tazminat
isteminin reddine, II-BİRLEŞEN DAVADA; Davanın reddine" karar
verilmiştir. Asıl ve birleşen davada davacı
vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; müvekkilinin
işlenmiş eser üzerinde bağlantılı hak sahibi olduğunu, davalı yan
müvekkilinin çevirisinin hatalı ve eksik olduğunu iddia etmişse de, alınan
bilirkişi raporu ile çeviride bir eksiklik ve hata bulunmadığının ve davalının
basımını yaptığı ...'ın çevirisinin de müvekkilinin çevirisi ile aynı
olduğunun tespit edildiğini, 13/06/2018 tarihli delil dilekçesinde,
müvekkilinin çevirisinin başka bir çevirmenin ismi altında davalı tarafça
yayınlandığının belirtildiğini, alınan bilirkişi raporları ile de
müvekkilinin eserinin ... adı altında aynen kullanıldığının ve haklarına
tecavüz edildiğinin tespit edildiğini, bu nedenle FSEK'in 68. maddesi
uyarınca müvekkiline ödenmesi gereken telif bedelinin üç katına hükmedilmesi
gerektiğini, telif tazminatı hesaplanırken yalnızca ilk baskı adeti üzerinden
hesaplama yapıldığını, ancak ileriye dönük olarak müvekkilinin kazanacağı ve
engel olunan baskı durumu dikkate alınarak hesap yapılmadığını, müvekkilinin
eserinin iktibas edilerek kullanıldığından, rayiç bedel hatalı belirlendiği
gibi, FSEK'in 68. maddesi uyarınca üç kat tazminata hükmedilmesi gerektiğini,
müvekkilinin işlenmiş eser sahibi olduğunu, manevi tazminata da hükmedilmesi
gerektiğini, mahkemece FSEK'in 68. maddesinin uygulanmamasının ve manevi
tazminat taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu
belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, bağlantılı eser sahibi
olan müvekkilinin eser sahipliğinden kaynaklanan haklarının ihlali sebebiyle,
FSEK'in 68. maddesi kapsamında mali hak talebinde bulunan hak sahibinin
fiktif olarak tespit edilecek piyasa rayici üzerinden telif tazminatının
ileriye dönük engel olunan baskı durumu da dikkate alınarak belirlenmesini,
FSEK'in 68/1. maddesi gereğince belirlenen tazminatın 3 katına hükmedilmesini
ve yine 5846 sayılı Yasanın 14-15-16 ve 70. maddeleri, BK'nın ilgili
maddeleri gereğince talep ettikleri manevi tazminata hükmedilmesine karar
verilmesini talep etmiştir. Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf
dilekçesinde; davacı tarafça yapılan çevirinin orijinal eserin özüne, sözüne,
ruhuna, üslubuna, amacına, içeriğine, orijinal dilin yani Fransızcanın dil
bilgisine, cümle yapısına uyan bir çeviri olmadığını, çevirinin eksik, hatalı, ayıplı
olduğunu, bu konuda sözleşmenin 4.1.
maddesine aynen; "... Çeviriyi eksiksiz ve öngörülen kurallara uygun bir
şekilde teslim etmezse…" denildiğini, sözleşmenin 4.2. maddesinde aynen;
"… Yayıncı gerekli gördüğü takdirde çevirmenin çeviriyi yeniden
çevirmesini isteyebilir. Bu durumda çevirmen, makul bir süre içinde çeviriyi
yeniden çevirip sözleşme esasları içinde yayıncıya teslime mecburudur.
Yayıncı, çevirinin , orijinal eserin amacına, içeriğine ve üslubuna sadık ve
ayrıca yayıncının ihtiyacına ve taleplerine yanıt verecek şekilde
çevrilmediği görüşünde ise…" denildiğini, sözleşmenin 6. maddesinde
aynen; "…Yayıncı, çevirinin yayımlanabilir durumda olduğuna kanaat
getirdikten sonra aşağıdaki hususlardan sorumlu olacaktır…" denildiğini,
daha önceki bilirkişi raporlarında da görüleceği üzere müvekkili şirketin
yayınladığı davaya konu eserde çevirileri kullanılan ...’ın çevirisi için
olumlu, davacı taraf çevirisi içinse olumsuz tespitler yapıldığını, müvekkil
şirketin, çevirinin yayımlanabilir durumda olduğuna kanaat getirmediğini,
çevirinin yeniden çevrilmesini şifahen davacı taraftan bir çok kez talep
ettiğini, yani sözleşmenin 6. maddesine göre davacı tarafa ödeme yapılmasının
ön şartı olan çevirinin yayımlanabilir olmasının gerçekleşmediğini, mahkemece, davacı
tarafın sözleşmeye aykırı olacak şekilde sözleşmeyi haksız bir şekilde
feshetmesini "cayma" olarak tarif edilmesinin doğru
olmadığını, davacı tarafın sözleşmeyi
haksız bir şekilde feshetmiş olduğunu ve kusurlu olduğunu, davacı tarafın
T.B.K. 470 v.d. maddelerince de herhangi bir tazminat talep edemeyeceğini,
mahkemece asıl davada kabul edilen
tazminat kararının hukuki olmadığını, tazminata en yüksek banka reeskont
faizi uygulanmasının haksız ve mesnetsiz olduğunu, kabul anlamında olmamak üzere bir an için
davacı tarafın talep edebileceği bir faiz olabileceği düşünülse dahi bu faiz
oranının yasal faiz oranı olması gerektiğini, tüm bilirkişilerin tespitlerinin
de bu yönde olduğunu, ayrıca mahkemece 10.11.2017 tarihli ihtarname baz
alınarak faizin başlangıç tarihinin tespit edilmesinin de doğru olmadığını,
ihtarname incelendiği takdirde davacı tarafın maddi tazminat bedelini
somutlaştırmadığını, ne kadar maddi tazminat talep ettiğini açıkça
belirtmediğini, bu nedenlerle kabul anlamında olmamak üzere bir an için
davacı tarafın talep edebileceği bir faiz olabileceği düşünülse dahi bu
faizin dava tarihinden itibaren olması gerektiğini, mahkeme birleşen dava yönünden
lehlerine olacak şekilde vekalet ücreti takdir etmediğini, oysa hem asıl
dava, hem de birleşen dava yönünden lehlerine olacak şekilde vekalet
ücretlerinin ayrı ayrı takdir edilmesi gerektiğini, mahkemece birleşen dava yönünden davanın reddine
karar verilmesine rağmen lehlerine olacak şekilde vekalet ücreti takdir
edilmediğini, her ne kadar davacı taraf
birleşen davasının asıl dava ile bağlantı olduğu iddiası ile birleştirilmesini
talep etmişse de, bu birleşen davada farklı rakamların iddia ve talep
edildiğini, tek başına ayrı ve bağımsız bir dava olduğunu, birleşen davanın
asıl dava ile birleşmesi lehlerine olacak şekilde ayrı ayrı vekalet ücreti
takdirine engel olmadığını, ancak mahkemenin buna dikkat etmediğini
belirterek, arz edilen ve re’sen göz önüne alınacak nedenlerle yerel mahkeme
hükmünün istinaf incelemesi
neticesinde kaldırılarak, davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesine,
davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesi mümkün değilse, hükmün
bozulmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye
gönderilmesine karar verilmesini talep
etmiştir. Taraflar arasında imzalanan 20/04/2015 tarihli Telif Hakkı Devir
Sözleşmesi incelendiğinde; davalı tarafından basılacak olan ...'e ait
"..." isimli edebiyat eserinin Türkçe çevirisinin davacı tarafından
yapılması konusunda anlaştıkları, sözleşme süresinin 7 yıl olduğu,
Sözleşmenin 4.2. maddesi uyarınca; yayıncının gerekli gördüğü takdirde
çevirmenin çeviriyi yeniden çevirmesini isteyebileceği, bu durumda çevirmenin
makul bir süre içinde çeviriyi yeniden çevirip sözleşme esasları içinde
yayıncıya teslime mecbur olduğu, yayıncının, çevirinin orijinal eserin
amacına, içeriğine ve üslubuna sadık ve ayrıca yayıncının ihtiyacına ve
taleplerine yanıt verecek şekilde çevrilmediği görüşünde ise ve akdedilen
sözleşmeye uygun olmadığı kararına varırsa bu kararı çevirinin tamamının
teslim alındığı tarihten başlamak üzere en geç 6 ay içinde çevirmene
bildireceği, bu durumda yayıncının sözleşmeyi haklı nedenle ve tazminatsız
feshetme hakkının saklı olduğu, Sözleşmenin 6.2. maddesi uyarınca; çevirinin
yayıncıya tesliminden itibaren 18 ay içinde piyasaya sunmayı kabul ve taahhüt
ettiği, yayıncı çevirinin teslim edildiği tarihten itibaren 18 ay içinde
piyasaya sunmadığı takdirde, çevirmenin, yayıncıya yazılı bildirimde
bulunacağı ve yazılı bildirimin tebliğ edildiği tarihten itibaren 4 ay içinde
yayıncıdan çevirinin piyasaya sunulmasına ilişkin olumlu bir yanıt almazsa
çeviriye ilişkin mali haklarda serbestçe tasarruf edebileceği, sözleşmenin 7.1. maddesi
uyarınca ilk baskı sayısının 2000 adet olacağı ancak yayıncının baskı
sayısını piyasa koşullarına göre belirleyeceğini, satış fiyatını yayıncının
tek başına belirleyeceği, 7.2. maddesi uyarınca; yayıncının çevirmene ilk
baskısı için, söz konusu baskının ilk satışa sunulduğu tarihteki etiket
fiyatı (KDV hariç) ile baskı adetinin çarpımı üzerinden ilk baskı için brüt
%8, ikinci ve sonraki baskıları için brüt %7 telif ücreti ödemeyi taahhüt
ettiği, telif ücreti ödemesinin yayıncının bildirdiği hesap numarasına
çevirinin piyasaya sunulmasından itibaren 2 hafta içinde yapılacağı,
sözleşmenin 8.5. maddesi uyarınca; çevirmenin sözleşmeyi haklı bir nedenle
tek taraflı olarak feshetmesi durumunda, yayıncının fesih tarihine kadar
tahakkuk etmiş telif alacaklarını sözleşmenin feshini izleyen dört ay içinde çevirmene ödeyeceği
konularında anlaştıkları tespit edilmiştir. Davacı tarafından vekili
aracılığıyla davalıya gönderilen Kadıköy ... Noterliğinin 10/11/2017 tarihli,
... yevmiye numaralı ihtarname örneği incelendiğinde; "Müvekkilim ve
muhatap aralarında 20.04.2015 tarihli telif hakkı devir sözleşmesi
imzalamışlardır. Bu sözleşme uyarınca müvekkilim ...’nin ... adlı eserinin
çevirisini yapacaktır. Müvekkilim anlaşma uyarınca çeviriyi yapıp yayınevine
kitabı teslim etmiştir. Muhatap sözleşmenin mad.6.2'de belirtildiği şekilde
çevirinin tesliminden itibaren 18 ay içinde piyasa sunması gerekir
denilmektedir. Bu madde uyarınca müvekkilim kitabın yayınlanmasını beklerken
muhatap yayınevi tarafından başka bir çevirmenin adı ile kitap
yayınlanmıştır. Sözleşmeye aykırı davranmıştır. Müvekkilimin manevi şahsiyeti
ile oynanmıştır. Bu nedenle sözleşmeyi fesediyoruz. Ayrıca 5.000 TL. manevi
tazminat talep ediyoruz. Yayıncı sözleşmenin 7. maddesi uyarınca çevirmene
telif ödemesi yapmakla yükümlüdür. Yine sözleşmenin 7.2. mad. uyarınca
yayıncı çevirmene çevirinin ilk baskısı için söz konusu baskının ilk satışa
sunulduğu tarihteki etiket fiyatı ile baskı adedinin çarpımı üzerinden ilk
baskı için brüt %8 ikinci ve sonraki baskılar için brüt %7 telif ücreti
ödemeyi taahhüt eder denilmektedir. Bu madde uyarınca telif ücretinin 7 gün
içinde ... Bankası Selamiçeşme Şubesi TR ... nolu hesaba ödenmesini, aksi
takdirde kanuni yollara müracaat edileceğini mahkeme masraf ve ücreti
vekaletin muhataba ait olacağını ihtaren bildiririz." şeklinde ihtarda
bulunduğu anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince ..., ..., ...'ten oluşan
bilirkişi heyetinden alınan 25/12/2018
havale tarihli raporda; Davacı
çevirmene ait çevirinin, davalı yayınevi tarafından, ticari veya kar amaçlı
çoğaltılmadığı, satışa arz edilmediği, sözleşme olmaksızın izinsiz
kullanılmadığı, bu nedenle FSEK md.68 anlamında tazminat doğmayacağı,
çevirinin sözleşmeye uygun olduğu varsayımında; davacı çevirmenin ifaya olan
menfaatlerinin karşılanmaması nedeni ile ihtar etmiş olduğu cayma tarihine
kadar olan, haksız eylem tarihindeki ilk baskıya ilişkin telif tutarı kadar
tazminat hakkı olduğu, mahkemenin tazminata karar vermesi halinde eylemin
haksız fiil olması nedeniyle istenebilecek faizin yasal faiz olduğu, dosyada
davalı tarafından ayıba ilişkin sunulan bir rapor ya da teknik bilirkişi
raporu bulunmaksızın, çevirinin hatalı, eksik ve sözleşmeye uygun olmadığı
varsayımında, yayıncı açısından tazminatsız fesih hakkı doğuracağı, manevi
tazminat talebinin takdirinin ise mahkemeye
ait olduğu görüş ve kanaatine varıldığını bildirmişlerdir. Aynı
heyetin 30/04/2019 tarihli ek bilirkişi raporunda; Dosyaya sunulan teknik
bilirkişi raporuna istinaden; mahkeme çeviriyi yeterli görmekte ise 2.950,00
TL. tazminat alacağı doğacağı, mahkemenin FSEK'in 68. maddesi uyarınca
tazminata karar vermesi halinde bu bedelin 8.850,00 TL. olacağını
bildirdikleri anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince ..., ..., ...'dan oluşan
bilirkişi heyetinden alınan 11/01/2021
tarihli raporda; Davacının 10.11.2017 tarihinde noter kanalıyla cayma hakkını
kullandığı, davalının bu süreçte davaya konu "..." adlı eserin
başka bir çevirisini yayınladığı ve bu yayın sonrası davacının çevirisini
yayınlamasının hayatın olağan akışına uymayacağından, mehil tayinine gerek
olmadığı, davalının sözleşmenin kendisine tanıdığı çevirinin ayıplı olması
nedeniyle haklı nedenle feshi kullanmaması, çevirinin ayıplı olduğuna dair
yapılan bildirime yönelik hiç bir delil sunmaması ve davacının da bu iddiayı
reddetmesi nedeniyle davalının mali hakları kullanmamakta kusurlu olduğu ve
davacının tazminat talebinde bulunabileceği, ancak FSEK'in 68. maddesi
uyarınca mali haklara tecavüz bağlamında davalının bir fiili olmadığı ve
maddede belirtilen en çok üç kat fazlası talebinin uygulanmasına yer
olmadığı, davacı ve davalı tarafların tercümelerinin karşılaştırılmalarında farklılıklar
görüldüğü, ancak farklılıklar tercümanların üslubuna bağlı olduğundan, aynı
eserin farklı tercümanlarca yapılmış olan tercümelerinde değişiklik
olmasında, orijinal eserin anlam ve anlatımı bozulmadığı takdirde, herhangi
bir sakınca olmadığı, kaldı ki basım öncesinde her eserin mutlaka redakte
edilmesi gerektiği de dikkate alındığında, davalının tercümesi uygun olarak
kabul edileceği gibi, davacının tercümesinin ilk tercümeye göre daha üstün ve
doğru olduğunun da söylenemeyeceği, sonuç olarak her iki tercümenin
karşılaştırılmasında davacının tercümesinde "ayıplı" olarak
nitelendirilecek hiçbir unsur bulunmadığı gibi, davalının tercümesinin de
davacının tercümesinden daha doğru veya daha üstün olmadığı kanaatine
varıldığı bildirilmiştir. İlk derece mahkemesince ..., ..., ...'dan oluşan
bilirkişi heyetinden alınan 01.09.2021 tarihli ek raporda; kök rapordaki
tespitleri muhafaza ettiklerini bildirmişlerdir. İstinaf mahkemesince yapılan
incelemede asıl ve birleşen dava dilekçesinde davalının çevirmen ...’ın
adıyla basıp yayınladığı çeviri eserde kendi çevirisinin kullanıldığına dair
bir iddiada bulunmadığı, yalnızca sözleşmede belirlenen sürede çevirisini
yaptığı eserin yayınlanmaması nedeniyle davalının sözleşmeye aykırı
davrandığı iddiasıyla maddi ve manevi tazminat davası açtığı, bu nedenle
davacının çeviri eserine tecavüz iddiası bulunmadığından, mahkemece FSEK’in
68. maddesi uyarınca üç kat tazminata hükmedilmemesinin yerinde olduğu
anlaşılmıştır. Yine davacının çeviri eserine tecavüz iddiasıyla açılan bir
dava bulunmadığından davacının FSEK’in 70. maddesi uyarınca manevi tazminat
da talep edemeyeceği, davalının sözleşmeye aykırı davranmasının da davacının
manevi haklarını ihlal etmediği anlaşıldığından, davacı vekilinin manevi
tazminata ilişkin istinaf talebi de kabul edilmemiştir. Davacının telif
alacağının eksik hesaplandığına dair istinaf talebiyle ilgili yapılan
incelemede; sözleşmede ilk basımın 2000 adet olacağının kararlaştırıldığı,
davacının davanın açıldığı tarihten önceki dönemde davalının kitabı 2000
adetten daha fazla bastığına dair bir delil sunmadığı, davalının dava
tarihinden önceki dönemde kaç adet bandrol aldığının tespit edilemediği, bu
nedenle 2000 adet üzerinden kitabın satış bedeli ile sözleşme hükümlerine
göre yapılan hesaplamanın yerinde olduğu tespit edilmiştir. Davalı vekili,
davalının sözleşmeye aykırı davrandığına ve çeviriyi gereği gibi yapmadığına
dair istinaf talebinde bulunmuşsa da, dava açılana kadar davacıya sözleşmenin
4.2. maddesi uyarınca bir bildirim yapmadığı, kaldı ki bilirkişi raporları
ile davacının çevirisinin eksik veya hatalı olmadığının tespit edildiği
anlaşılmıştır.Yine davacı tarafından 10/11/2017 tarihli ihtarname ile
sözleşme haklı nedenle feshedildiğinden,
telif ücretinin ne kadar olduğunun davalı tarafça bilindiği ve ticari
bir sözleşme söz konusu olduğundan, tespit edilen telif tazminatı alacağına
bu tarihten itibaren en yüksek reeskont faizi uygulanması da hukuka uygun
olduğundan, davalı vekilinin faize ilişkin istinaf talebi de kabul
edilmemiştir. Davalı vekilinin birleşen davanın reddedilmesine rağmen
müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine ilişkin istinaf talebiyle
ilgili ve resen de yapılan incelemede; davacı tarafından aynı konuda açılan
asıl davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, yargılama sırasında
dosyaya sunulan 29/05/2019 tarihli bedel artırım dilekçesi ile tazminat
talebini 11.850,00 TL olarak artırmasına rağmen, 11/11/2019 tarihinde asıl
davada alınan bilirkişi raporuna dayanılarak aynı tazminat alacağıyla ilgili
8.850,00 TL maddi tazminat talepli birleşen davayı açtığı anlaşılmıştır. Bu durumda asıl davaya konu edilen tazminat
alacağıyla ilgili açılan birleşen davanın HMK’nun 114/1-ı ve 115/2. maddesi
uyarınca derdestlik nedeniyle usulden reddi gerektiği halde, mahkemece
HMK'nun 297. maddesine aykırı olacak şekilde davanın neden reddedildiğine
dair bir gerekçe belirtilmeksizin birleşen davanın reddine karar verilmesinin
ve iki ayrı dava söz konusu olması nedeniyle, her iki dava için ayrı ayrı
vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği halde "Birleşen davada davacı
davasını birleştirme talepli olarak açmış ve 3 kat bedel talep etmiş
olduğundan , davacının tüm istemlerinin ıslah ile asıl dava içinde çözümlenip
tartışıldığından ve maddi tazminatın kabul ve red edilen kısmı üzerinden asıl
davada vekalet ücreti ve yargılama giderinin I nolu bölüm başlığında
hesaplanmış olması" gerekçesiyle
birleşen davada ayrıca vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına
karar verilmesinin usule uygun olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin
vekalet ücretine ilişkin istinaf talebinin kabulüne karar verilmiştir. Tüm bu
nedenlerle; davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davalı
vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden kazanılmış haklar
korunarak yeniden hüküm kurulmasına, asıl davada 2.950,00-TL tazminatın ihtar
keşide tarihi olan 10.11.2017 tarihinden itibaren en yüksek banka reeskont
faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, FSEK’in 68. maddesi kapsamında 3 kat
istemin ve ıslah ile talep edilen fazla istemin reddine, manevi tazminat
isteminin reddine, birleşen davanın HMK’nun 114/1-ı ve 115/2. maddesi
uyarınca usulden reddine, birleşen davada davalı lehine vekalet ücretine
hükmedilmesine, yargılama giderleriyle ilgili istinaf talebi bulunmadığından,
kazanılmış haklar gözetilerek birleşen davada yargılama gideri hesaplanmasına
yer olmadığına karar verilmiştir. 26/02/2025 |
| Antalya
Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi | K:2025/135E:2025/122 | İç
mekan tasarımının mimarlık eseri vasfı (FSEK m.4) | Davacı
vekili; müvekkilinin 2014 yılından beri özel konsepti ve ...numarası ile
tescilli " Bi büyük meyhane" markası ile faaliyette bulunduğunu,
müvekkilinin işletmesinin özel oluşturulmuş yiyecek içecek mönüleriyle
faaliyet gösterdiğini, mimari tasarımının evraklarının özel konsept olduğunu,
karşı tarafın, müvekkilinin işletmesinde kullanılan Amerikan servislerinden
yerdeki karolara kadar herşeyi bire bir taklit ederek aynı tasarımı
kullandığını, reklamında da müvekkiline ait işletmenin Konyaaltı şubesiymiş
gibi markasını tanıtmakta olduğunu ve
mağazasını taklit ederek müvekkilinin tanınmışlığından faydalandığını,
davaya delil teşkil etmesi bakımından Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin
.,.,.D.İş sayılı dosya ile tespit yaptırıldığını ve alınan raporda
tasarımların benzediğinin belirtildiğini, müvekkilinin iş yeri ile karşı
tarafın iş yerinin karşılaştırılarak, karşı tarafın kullanımında olan mimari
tasarımın, facebook sayfasının, mönü ve Amerikan servis markasının taklit
olup olmadığının incelenmesini, karşı tarafın işletmesinin kime ait olduğunun
hangi hizmeti verdiğinin tespitini, davalı tarafından restoran işletmesinde
kullanılan tasarımların, müvekkilinin iş yerinde bulunan tasarımlarla ayrıt edilemeyecek
düzeyde benzerliği nedeni ile davalının tasarıma tecavüzünün ve haksız
rekabetinin tespiti ile tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılmasını,
davalının vaki tasarıma tecavüz fiili nedeniyle fazla hakları saklı kalmak
kaydı ile bilirkişi raporundan sonra ıslah edilmek üzere şimdilik 10.000,00
TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak müvekkiline
verilmesini, ürünlerin 5846 sayılı Yasa kapsamında aynı zamanda eser niteliği
taşıması sebebiyle de maddi tazminatın 3 kat artırılması kararı verilmesini
talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin
...D.İş sayılı dosyasında karşı taraf olarak ... gösterilmiş olup, ....isimli
bir hukuk kişisi olmadığından ve bu dosyaya ilşikin hiçbir belge taraflarına
tebliğ edilmediğinden itirazları dinlenmeksizin yapılan tespiti ve buna bağlı
olarak hazırlanan raporun aleyhe olan kısımlarını kabul etmediklerini, davaya
konu .,..isimli iş yerinin ... ünvanlı ortaklığın işletmesi olup taraflarınca
iş yerine dava açılmadan evvel 01/11/2016 tarihinde bahse konu ortaklığa
devredildiğini, davacı yanca taraflarına herhangi bir rapor tebliğ
edilmediğinden haricen yapılan inceleme ile öğrenilen tespit davasında
bilirkişiler tarafından yapılan incelemede herhangi bir marka hakkı ihlalinin
olmadığının tespit edildiğini, görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi
olduğunu, davacı tarafından taklit edildiği iddia edilen mobilyaların ve yapı
malzemelerinin tamamı farklı markalarca
üretilen ürünler olup, tüm kişilerce satın alınması ve
kullanılması mümkün ürünler olduğunu,
iltibas yaratmayacak nitelikte ve tecavüz oluşturmayacak benzerliklerin bu
kapsamda haksız fiile neden olmayacağını beyanla davanın reddine karar
verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, “davacı tarafça 2014
yılından beri özel konsepti ve ...numaralı ile tescilli " ..."
markası ile faaliyette bulunduğu işletmesindeki tasarımlarının, davalı
tarafın restoran işletmesinde kullanılan tasarımlarındaki benzerliğinden
bahisle davalının tasarıma tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespiti ile
tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılması, maddi ve manevi tazminat
davası açıldığı, Antalya 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin (Fikri ve Sinai hakları
Hukuk Mahkemesi sıfatıyla) ...D.İş dosyasında ve mahkemenin dosyasında
aldırılan bilirkişi raporunda, tespite ilişkin fotoğrafların
karşılaştırılmasında, davalı tarafın işletmesinde kullanılan koltukların,
masa sandalye ve masa ayaklarının, zeminde kullanılan karonun, servantın,
kapı ve pencerelerin bulunduğu mimari tasarımın, davacının işletmesindeki
tasarıma benzer olarak kullanıldığı genel görünüş ve mimari açıdan benzer
mekan oluşturduğu, davacının iş yerinde kullanılan mimari tasarımların FSEK
4/3 maddesi kapsamında eser olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalı iş
yerinde davacının estetik nitelik ölçülerine uyan mimarın hususiyetini
taşıyan, bir karaktere sahip olan eserini aynen taklit ederek davalı
işletmenin mimari tasarımının benzerini kullanmak sebebiyle hak ihlalinin
gerçekleştirdiğinin bildirildiği, Antalya 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nin
...Esas - ... Karar sayılı dosyasında aldırılan 10/07/2023 tarihli heyet
raporda, davanın davacının kullanımında olan davaya konu iç mekan tasarımına
ilişkin FSEK kapsamında doğan mali haklarından çoğaltma hakkını ihlal ettiği,
davalı eylemlerinin TTK 55'te sayılan eylemlerin oluş şekli itibariyle TTK
54/2 'de belirtilen ilkeye aykırılık oluşturacak eylemler olduğu bildirilmiş,
Antalya 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ...Esas - .,.. Karar sayılı dosyasında
yapılan yargılama sonunda davalı şirket temsilcisinin haksız rekabet suçundan
eylemine uyan 6102 sayılı Yasanın 62/1-a maddesi uyarınca adli para cezası
ile cezalandırılmasına karar verildiği görülmekle, davalı şirketin TTK 54/2'de belirtilen haksız rekabet
hükümlerine aykırı davrandığı sonuç ve kanaatine varılmış, davacının
zararının, haksız rekabet nedeniyle elde etmekten mahrum kaldığı kar kaybı
olduğu gerekçesiyle 26/01/2024 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda taleple
bağlı kalınarak 10.000,00 TL maddi tazminat talebinin kabulüne; davacı taraf,
davanın haksız rekabet nedeniyle manevi tazminat isteminde de bulunmuş ise de
her sözleşmeye aykırılık manevi tazminat gerektirmediği gibi, somut olayda
davacının şahsiyet haklarının ihlalini gerektirecek bir durum da söz konusu
olmadığından manevi tazminat talebinin reddine karar vermiştir. Davacı
vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. Mahkemece davacı vekilinin dosyaya
sunmuş olduğu 30/12/2024 tarihli istinaf başvuru dilekçesi üzerine 02/01/2025
tarihli ek kararla miktar itibariyle kesin karara karşı istinaf başvurusu
yapıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar
verilmiş olup davacı vekili tarafından işbu ek karara karşı süresinde istinaf
yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili ek karara yönelik istinaf dilekçesinde
özetle; Yerel mahkemenin istinaf taleplerinin reddine ilişkin kararının
hukuka ve usule aykırı olduğunu, dava türü ve talepler itibariyle kesin karar
verilemeyeceğini, davanın tazminat miktarının net olarak belirlenememesi
nedeniyle fazla haklar saklı tutularak açıldığını ve ıslah edileceğinin dava
dilekçesinde belirtildiğini, mahkemenin hüküm kurma aşamasında bu hususa
dikkat etmediğini, bilirkişi incelemesi sonucunda gelen tahmini tazminat
miktarı 344.963,00-TL olarak hesaplanmasına rağmen mahkemece miktara bağlı
kalınarak kesin karar verilmesinin hatalı olduğunu, kaldı ki davanın sadece
tazminat davası değil asıl talep itibariyle tescilsiz tasarıma tecavüz ve
haksız rekabetin tespiti davası olup mahkemece bu talepler dinlenmeyerek ve
hükme de esas alınmayarak kesin karar verilmesinin hatalı olduğunu, manevi
tazminat taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemece maddi
tazminat miktarı hususunda hiçbir tespit ve belirleme yapılmaksızın taleple
bağlı kalınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, mahkemece dava
dilekçesindeki ana talepleri olan tasarıma tecavüz ve haksız rekabetin tespiti
ve tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılması talepleri hakkında hüküm
kurulmadığını, hüküm kurulmadığı üzere bu eksikliğin aynı zamanda mahkemenin
yanılmasına ve istinaf yolunu kapatarak kesin karar vermesine sebep olduğunu
belirterek esasa ilişkin istinaf dilekçeleri incelenmek üzere ilk derece
mahkemesinin 02.01.2025 tarihli istinaf başvurusunun reddine ilişkin ek
kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı vekili asıl karara yönelik
istinaf dilekçesinde özetle; dava türü ve talepler itibariyle kesin karar
verilemeyeceğini, davanın tazminat miktarının net olarak belirlenememesi
nedeniyle fazla haklar saklı tutularak açıldığını ve ıslah edileceğinin dava
dilekçesinde belirtildiğini, mahkemenin hüküm kurma aşamasında bu hususa
dikkat etmediğini, bilirkişi incelemesi sonucunda gelen tahmini tazminat
miktarı 344.963,00-TL olarak hesaplanmasına rağmen mahkemece miktara bağlı
kalınarak kesin karar verilmesinin hatalı olduğunu, kaldı ki davanın sadece
tazminat davası değil asıl talep itibariyle tescilsiz tasarıma tecavüz ve
haksız rekabetin tespiti davası olup mahkemece bu talepler dinlenmeyerek ve
hükme de esas alınmayarak kesin karar verilmesinin hatalı olduğunu, manevi
tazminat taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, uygulama gereği
yerleşmiş içtihatlar uyarınca, tasarım ihlali ve haksız rekabet davalarında
tecavüz ve haksız rekabet fiilinden kaynaklı bir fiil nedeniyle maddi
tazminata hükmedildi ise bu oranla uygun bir manevi tazminata da hükmedilmesi
gerektiğini, mahkemece bu hususun reddedilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece
maddi tazminatın belirlenmesi gerektiğini, dava dosyasında tespit dosyası da
dahil olmak üzere 5 kez bilirkişi raporu alınmış, tazminat hesaplamaları
yaptırılmış, ceza davasında davalı şirket yetkilisi tasarıma tecavüz/haksız
rekabet nedeniyle hüküm giymiş ve ceza dosyasında da aynı husus üzerinde 2
kez bilirkişi raporu alınmış olduğunu, alınan raporlarda bilirkişiler
tarafından mali incelemeler yapılarak maddi tazminatı belirlemeye esas
hesaplamalar yaptırıldığını ve 344.963,00-TL civarında tazminat miktarlarının
ortaya çıktığını, mahkemece bu hususta yani tazminat miktarı hususunda hiçbir
tespit ve belirleme yapılmaksızın taleple bağlı kalınarak hüküm kurulmasının
hatalı olduğunu, mahkemece dava dilekçesindeki ana talepleri olan tasarıma
tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ve tecavüz teşkil eden tasarımların
kaldırılması talepleri hakkında karar verilmediğini, bunun da eksik ve hatalı
incelemeye dayandığını, mahkemenin bu hususları irdeleyip bunlara ilişkin de
hüküm kurması gerektiğini, hüküm kurulmadığı üzere bu eksikliğin aynı zamanda
mahkemenin yanılmasına ve istinaf yolunu kapatarak kesin karar vermesine
sebep olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını,
dosyanın yeniden incelenerek istinaf yolu açık olmak üzere hüküm kurulmasını,
manevi tazminatın kabulüne karar verilmesini, maddi tazminatın net olarak
belirlenmesini ve fazla hakları saklı tutarak talep edilen miktara karar
verildiğinin belirtilmesini, tasarıma tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile
tecavüze konu ürünlerin kaldırılması talepleri hususunda karar verilmesini ve
bu taleplerinin kabul edilmesini talep etmiştir. İstinaf mahkemesince yapılan
incelemede, davanın tasarıma tecavüz
ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüze konu ürünlerin kaldırılması, maddi
ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, mahkemece yukarıda yazılı
gerekçeyle, maddi tazminat istemi yönünden davanın kabulüne, manevi tazminat
istemi yönünden ise davanın reddine karar verildiği, dava dilekçesinde yer
alan davalının tasarıma tecavüzünün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüz
teşkil eden tasarımların kaldırılması talebi yönünden ise olumlu olumsuz
herhangi bir karar verilmediği, davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf
başvurusunun değerlendirilmesinde; dosya içeriğine göre dava dilekçesinde yer
alan ve mahkemece hakkında olumlu olumsuz herhangi bir karar verilmeyen
tasarıma tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüz teşkil eden tasarımların
kaldırılması talebi yönünden kesin karar verilemeyeceği, yine davacının maddi
tazminat talebi yönünden mahkemece maddi tazminatın miktarına ilişkin
herhangi bir tespit yapılmamış olmakla kararın bu yönden de miktar itibariyle
kesin nitelikte olduğundan söz edilemeyeceği, yine 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2. maddesi uyarınca manevi tazminat davalarında
verilen kararlara karşı miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna
başvurulabileceğinden bu yönden de kararın kesinlik sınırının altında
kaldığından söz edilemeyeceği, kararın kesin olduğu gerekçesiyle istinaf
isteminin reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesince verilen ek kararın 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesine aykırı olduğu anlaşılmış
olmakla İlk Derece Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun kesinlik
nedeniyle reddine dair 02/01/2025
tarihli ek kararın kaldırılmasına karar vermek gerektiği ifade edilmiştir.
Davacı vekilinin asıl karara yönelik istinaf başvurusunun
değerlendirilmesinde ise; HMK'nın 353/1-a. maddesinde Bölge Adliye
Mahkemesi'nin esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden
görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine duruşma
yapmadan kesin olarak karar vereceği haller sayılmış olup bunlardan birisi de
6. bentteki uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin
toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı
hakkında karar verilmemiş olması halidir. Somut uyuşmazlıkta; davacının dava
dilekçesinde maddi ve manevi tazminat talepleri yanında davalının tasarıma
tecavüzünün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüz teşkil eden tasarımların
kaldırılmasını talep ettiği ancak Yerel Mahkemece bu talep hakkında olumlu
veya olumsuz herhangi bir karar verilmediği görülmüş olmakla Yerel Mahkemece
verilen karar bu yönden hatalıdır. Ayrıca, davacı tarafından açılan maddi
tazminat istemli dava kısmi dava niteliğindedir. Her eda davası aynı zamanda
tespit hükmünü de içermelidir. Kısmi davada mahkeme hak kazanılan tazminatın
ne kadar olduğunu gerekçesinde belirtmek zorundadır. Davacı tarafından ıslah
suretiyle dava değeri artırılmadığı takdirde mkahkemece hüküm altına alınan
tazminat miktarı belirlendikten sonra dava dilekçesindeki taleple bağlı
kalarak hüküm kurulmalıdır. Somut uyuşmazlıkta; İlk Derece Mahkemesince
davacının hak kazandığı maddi tazminatın ne kadar olduğu gerekçede
belirtilmeden, hüküm altına alınan tazminat miktarı tespit edilmeden taleple
bağlı kalınarak hüküm kurulması hatalıdır. Bu durum karşısında; davacının
istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a.6. maddesi
uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, mahkemece davacının
dava dilekçesinde yer alan tasarıma tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile
tecavüz teşkil eden tasarımların kaldırılması talebine ilişkin olumlu veya
olumsuz bir karar verilmesi, ayrıca davacı tarafından kısmi dava olarak
açılan maddi tazminat istemli davada davacı tarafça hak kazanılan tazminat
miktarı tespit edilerek kararın gerekçesinde belirtilmek suretiyle taleple
bağlı kalınarak hüküm kurulması yönünden davanın yeniden görülmesi için
dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
24/02/2025... |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/303E:2022/1331 | Sorumluluğun
sözleşme ile kaldırılamayacağı (FSEK m.54)- Grafik tasarımın izinsiz
kullanımında FSEK m.68 gereği 3 kat tazminat | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkilinin murisi ...'nın tanınmış bir
grafik tasarımcı ve ressam olduğunu, murisin 2005 senesinde Eminönü
Belediyesi için "..." adlı kitabı vücuda getirdiğini, karikatürler
ve illüstrasyonların müvekkili tarafından çizildiğini, kitabın bir bütün
olarak grafik tasarımının (dizgisi, çizgisi, mizanpajı ve kompozisyonu)
müvekkili tarafından yapıldığını, Eminönü Belediyesi için yapılan kitabın 60
no.lu sayfasında grafik ve illüstrasyon sahibinin müvekkilin murisi ...
olarak kitapta basılı olarak belirtildiğini,
murisin Eminönü Belediyesi için tasarladığı kitapta yer alan eserleri
ve kitabın bir bütün eser halinde tasarlanması ile ilgili olarak mali
haklarını devreden bir sözleşme yapmadığını,
davalı belediye tarafından basılan, yayınlanan ve dağıtılan kitapta
yer alan resimlerin murisin çizdiği resimlerin birebir aynısı olduğunu,
davalı belediyenin müvekkilinin murisinin resimlerini izinsiz olarak
bastırdığı kitapta kullandığını,
basarak dağıtarak, müvekkilinin umuma arz hakkını çiğnediği, üstelik
müvekkilinin murisinin adını da belirtmeyerek eser sahibinin manevi haklarını
ihlal ettiğini, müvekkilinin birden çok hakkına tecavüz ettiğini, mali hakların ihlali sebebiyle FSEK m. 68
uyarınca daha sonra 3 kat artırılmak üzere şimdilik 5.000-TL maddi tazminatın
mahkemece tespit edilecek haksız fiil tarihinden itibaren işletilecek avans
faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep
ve dava etmiştir. Davalı vekili dava
dilekçesinde özetle; davacı tarafından açılan işbu davanın sadece tazminat
davası olduğunu, davanın görevsiz
ve yetkisiz mahkemede
açıldığını, belediyelerinin ticari amaç olmaksızın ve herhangi bir kazanç
elde etmeksizin kamu hizmeti amacı güderek eğitim amaçlı çocuklara yönelik
trafik kitapçığı hazır olarak satın aldığını, davacının iddia ettiği üzere
maddi ve manevi bir fayda sağlamadığını, belediyelerinin kitapçığı telif
hakkı var güvencesi ile ... Firmasından (...'den) satın aldığını ve satın
aldığı kitapçıkta hiçbir ekleme oynama yapmaksızın piyasada var olan
kitapçığı hazır olarak satın aldığını, kitapçıkta yer alan eserler ve içerik
iddia edildiği üzere Google arama motorunda gözükmediğini, söz konusu
eserlerin iddia edilen kişiye ait olduğu tespit edilemediğinden,
belediyelerinin kusuru bulunmadığını, ... firması tarafından, kendilerine
gönderilen yazılı belgede trafik kuralların kitapçığındaki tüm çizgi
resimlerin ve metinlerin tüm yasal kullanım haklarının griton reklama ait
olduğunun bildirildiğini, tazmin için öncelikle kusur ve zararın varlığının
zorunlu olduğunu, davacının zarara uğradığını ve hangi açıdan zarara
uğradığını beyan etmediğini, davacının davasının husumet, zamanaşımı ve
esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi,
davacının davasının KISMEN KABULÜ ile FSEK 68. hükmü ile 3 kat artırılmak
üzere tespit olunan toplam 126.000,00 TL'nin 20/05/2016 tarihinden itibaren
işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
davacının hükmün ilanı talebinin reddine," karar vermiştir. Davalı
vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili
istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili
belediye tarafından 2016 yılında
dağıtıldığı iddia edilen
kitapçığın nazara alındığını,
davaya konu çizimlerin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında olmadığını,
mahkemenin görevsiz olduğunu,
müvekkilinin davanın tarafı olmadığını ve davacı murisine ait eserin izinsiz çoğaltıldığı, yayıldığı eser
üzerinde izinsiz değişiklik yapıldığı, haklarının ihlal edildiği iddialarının gerçekleri yansıtmadığını, satın alınan
kitabın davacının iddia ettiği ve dosyaya sunduğu kitap ve içeriğindeki
çizimlerin aynı olduğunu kabul etmemekle birlikte, 2016 yılında Trafik Kuralları konusunda bilgilendirme
amacı ile kamu yararı gereği Trafik
Kuralları Eğitim Kitapçığı doğrudan teminle satın alma ile en uygun teklifi veren firma olan ... firmasından satın alındığını, kitabı çoğaltmadığını ve
basmadığını hazır olarak satın aldığını ve satmadığını, kazanç elde
etmediğini, davacı tarafından dosyaya sunulan kitapçıkların herkes tarafından
temin edilebilecek, bastırılabilecek, oluşturulabilecek kitaplar olduğunu,
müvekkili belediye tarafından dosyaya sunulan kitapçığın hiç nazara
alınmadığını, müvekkili belediye tarafından satın alınan kitapçık ile davacı
tarafından murisine ait olduğu iddia edilen kitapçık içeriğindeki çizimlerin
hiçbirinin aynı hatta benzer bile olmadığını,
davaya konu resimlerin genel
trafik kurallarına dair genel resimler olup, söz konusu resimlerin
davacının murisinin hususiyetini taşımadığını, dava konusu illüstrasyonların
eser sahibinin davacı murisi olduğunun
ispat edilmediğini, bilirkişilerin
murisin web sitesine bakarak
grafik tasarımcısı olduğu ve web sitesinde "... " başlığı
altında Eminönü Belediyesi'nin olduğu
ve yönlendiği sayfada dava konusu
çizimlerin bulunduğunu beyan etiğini
ancak sitenin bir delil
olmadığını, bilirkişi raporunda beyan
edilen davacının murisinin web
sitesindeki hangi resimlerin benzer
olduğu konusunda somut resimlerle denetime elverişli bir karşılaştırma
yapılmadığını, bilirkişiler 21 adet resmin aynı olduğunu beyan ederek 2022
yılı değerlerine göre 2016 yılından itibaren faize karar verildiğini,
çizimlerin 2022 yılı itibari ile değer tespiti yapıldığını, davaya konu resimlerin başka bir eser
sahibinden taklit edilerek iltibas edildiğine dair bir iddia olmadığını
beyanla, istinaf taleplerinin kabulü ile kararın kaldırılarak davanın reddine
karar verilmesini ya da dosyanın mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini
talep etmiştir. İhbar olunan vekili tarafından süresinde istinaf yoluna
başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde
özetle; dava konusu “...” adlı
kitapçığın ilk defa asıl yayımcı olarak ... Şti. unvanlı şirket tarafından
2005 yılında Eminönü Belediyesi için yapıldığını, bu şirket tarafından
hazırlanıp, kamuya sunulduğunu, kitapçıkta yer alan bazı karikatür ve
illüstrasyonların ise o dönemde sipariş üzerine bir çok kez bu şirkete
çalışan ve iş (çizim vs.) yapan ...’ya (yine, şirketçe verilen sipariş
üzerine) hazırlatıldığı ve tüm ücreti/telif bedellerinin de o dönemde kendisine ödendiğini, kitabın tüm diğer kısımlarının (metin, baskı, mizanpaj, vs.) ise... Şti.
tarafından hazırlandığını, müvekkilinin de bu şirketten aldığı yasal izin
çerçevesinde bu kitabı hazırlayıp davalı belediyeye verdiğini, tüm bu kitap
ve içeriğinde yer alan metin ve çizimler (eserler) üzerindeki her türlü yasal
malî hakların ... Şti.'ne ait
olduğunu, kitabın her yeni
baskısında/yayımında kendisine (mirasçılarına) yeniden bir ücret ödenmesi
gibi bir yasal talep hakkının olmadığını,
mahkemece, TBK m. 501 gereğince davacının herhangi bir malî hakkının
olmadığı gözetilmeden, ortada bir sözleşme olmadan, piyasa rayiçlerine göre
fahiş bir miktar üzerinden üç katı tazminata hükmedilmesinin açıkça usule ve kanuna aykırı olduğunu
beyan ederek, istinaf başvurusunun kabulü ile
kararının kaldırılması ve
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili
istinafa cevap dilekçesinde özetle; davaya konu olan kitapçıkta eserlerin
birebir izinsiz kullanımı davalının ikrar ettiği kitapçıkta ise eserlerin taklit suretiyle izinsiz kullanıldığını,
davalı belediyenin dosyaya 20.05.2016 irsaliyeli fatura sunduğu ve
buna ilişkin taklit olan başka bir kitapçık sunarak eserlerin farklı olduğunu
iddia ettiğini, davalı taraf murisin eserlerini hem bu davanın konusu kitapçık ile izinsiz
olarak birebir kullandığını hem de 20.05.2016 tarihinde yeni bir hizmet
alımı yaparak taklit suretiyle 2. kez izinsiz kullandığını, müvekkilinin Eminönü Belediyesi için vücuda getirmiş
olduğu bu eserlerin onlarca Belediye tarafından hukuka aykırı şekilde
kullanıldığını, bu belediyelere karşı açılan onlarca davada çizimlerinin eser vasfında olduğu hususunun
tespit edildiğini, Bakırköy 1. Fikri
ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2015/253 Esas sayılı dosyalarında ihlal
tarihleri 2010 olduğunu, rayiç değer araştırmasında aynı eserler için
1.000-TL emsal bedel belirlendiğini, davalı tarafın 2016 yılının emsal bedeli
alınması gerektiği şeklindeki itirazı noktasında 6 senelik süreçte eserin
rayiç bedelinin 2.000-TL'ye çıkması ülkedeki enflasyonist ortamda son derece
normal olduğunu, ... resmi enflasyon verilerine göre de 2010 yılındaki
1000-TL'nin alım gücünü 2016 yılında 1700-TL karşıladığını beyan ederek,
davalı tarafın istinaf başvurusunun usul ve esas yönünden reddine karar
verilmesini talep etmiştir. İstinaf mahkemesi tarafından yapılan incelemede;
davanın, FSEK kapsamında eserden
kaynaklanan mali haklara tecavüz
nedeniyle telif tazminatı istemine
ilişkin olduğu, davacı vekili, davalı belediye tarafından basılan, yayınlanan
ve dağıtılan kitapta yer alan resimlerin müvekkili murisinin çizdiği
resimlerin birebir aynısı olduğunu, davalı belediyenin müvekkilinin murisinin
resimlerini izinsiz olarak bastırdığı kitapta kullandığını beyanla ıslah
dilekçesi ile birlikte FSEK m.68'e
göre üç katı 126.000,000 TL maddi
tazminatın tahsilinin talep edildiği, 04/04/2022 tarihli bilirkişi raporunda
; "dava konusu çizimlerin, illüstrasyon adı verilen grafik eserler
olduğu, estetik değere sahip oldukları ve sahibinin hususiyetini taşıdıkları,
eserlerin sahibinin ... olduğu, davalının 21 adet illüstrasyonunu birebir
kullandığı, davalı Toroslar Belediyesi'nin davacı yan murisi eser sahibi
...'nın eser sahibi olduğu güzel sanat eserlerini kitapçığa bastırıp
dağıtımını yapması şeklindeki eylemlerinin, davacı yan murisi ...'nın FSEK
m.21 ve FSEK m.6/1 fıkrasının 7'nci bendi uyarınca işleme hakkını, FSEK
m.22'inci maddesi uyarınca çoğaltma ve FSEK m.23 uyarınca yayma haklarını
ihlal ettiği, davalı ile ... isimli şirket arasındaki ilişkinin hizmet
alan-hizmet veren ilişkisi olduğu, dava dışı ...ile davalı arasındaki
ilişkinin dava konusu olaydaki hukuki sorumluluğu değiştirmeyeceği, zira
alınan hizmet kapsamında dava konusu kitapçığın Toroslar Belediyesi
tarafından çoğaltılıp yayıldığı, FSEK m.22 ve FSEK m.23 kapsamındaki çoğaltma
ve yayma eylemleri davalı Toroslar Belediyesi tarafından gerçekleştirildiği
için FSEK m.68/1 uyarınca talep edilen telif tazminatından davalı Belediyenin
hukuki sorumluluğunun bulunduğu, davalı Belediyenin eylemlerinin, davacı yan
murisinin eser sahibi olduğu güzel sanat eserlerini daha önce Eminönü
Belediyesi tarafından yapılan gaye ve konseptle aynı şekilde herhangi bir
değişiklik yapmaksızın kopyalayarak basmak ve yaymaktan ibaret olduğu bu
sebeple davacı yan murisinin FSEK m.16/3 te sayılan manevi hakkı ihlal
etmediği, davacı yan tarafından dosyaya sunulan, davacı ile davalı arasında
FSEK m.68/1 uyarınca yazılı izin sözleşmesi imzalanmış olsaydı istenebilecek
rayiç bedeli gösteren evrak ve davacı yanın delil dilekçesinde sunduğu
kesinleşen mahkeme kararındaki bedeller esas alınarak yapılan hesaplamaya
göre, FSEK m.68/1 uyarınca 21 adet çizim için, davalı Belediye'nin davacı
yana ödeyeceği rayiç bedelin 42.000 TL olacağı, bu bedelin üç katına
hükmedilip hükmedilmeyeceği hususunun, davalı belediyenin kusurunun oranının
kabulüne göre mahkemenin takdirinde olduğunun" belirtildiği ifade
edilmiştir. Bilirkişi raporunun, konunun uzmanı bilirkişilerce düzenlendiği,
dosyadaki delillere uygun gerekçeli ve karşılaştırmalı görselleri ihtiva ettiğinden denetime uygun
olduğu hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığı,
davanın hukuki temelinin haksız fiil
olduğu, HMK 16.maddesi gereği
davacının yerleşim yeri mahkemelerinin
de yetkili olduğu, FSEK 76. madde gereği davanın görevli mahkemede açıldığı,
davalının görev ve yetki itirazlarının yerinde olmadığının anlaşıldığı
belirtilmiştir. Dava, fikir ve sanat eseri sahibinin haklarının ihlali
halinde 5846 sayılı FSEK 68. maddesine dayalı olarak açılan tazminat istemi
olup, söz konusu madde uyarınca varsayımsal
sözleşme ilişkisi kurulduğundan dava TBK.'nun 146. maddesi gereğince 10
yıllık genel zamanaşımına tabidir. Buna göre, ihlal tarihinden itibaren dava
ve ıslah tarihleri itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmıştır.
Muris ...'nın 27.08.2020 tarihinde vefat ettiği, davacının tek
mirasçısı olduğu mirasçılık
belgesinden anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; davaya
konu grafik ve illüstrasyonların FSEK 4/6. maddesi kapsamında güzel sanat
eseri vasfında olduğu, murisin eser
sahibi olarak 2005 yılında Eminönü Belediyesi için basılan kitapta adının belirtilmiş olduğu, bu haliyle eser sahibinin FSEK 11. maddesinde
düzenlenen ve aksi ispatlanamayan karine uyarınca davacının murisi ... olduğu,
mirasçısı sıfatıyla davacının eserden kaynaklanan haklara dayalı dava
açma hak ve yetkisinin bulunduğu, davalı belediyenin dava konusu eserlerin
daha önce Eminönü Belediyesi için
basılan ve dağıtılan "..." adlı kitabı aynı şekilde
kopyalayarak "..." isimli
kitapta izinsiz olarak kullandığı,
davacının eserden kaynaklanan mali haklarından çoğaltma ve yayma haklarını
ihlal ettiği, davacının eser sahibi olarak FSEK 68.maddesinde, sözleşme
yapılması halinde isteyebileceği bedelin veya bu kanun hükümleri uyarınca
tespit edilebilecek rayiç bedelin üç
katını maddi tazminat olarak isteyebileceği, bu madde uyarınca varsayımsal sözleşme ilişkisi kapsamında
borç belirlendiğinden kusur ve zararın ispatının aranmayacağı, dolayısıyla
davalının kusurunun bulunmadığına, eylemi yapmaktaki saiki ile gelir
elde etmediğine dair savunmaların sonuca etkisinin
bulunmadığı üçüncü şahıstan satın alındığı, iyiniyetli olunduğu, davalı
belediyenin sorumlu olmadığına dair savunmanın, FSEK 54. madde de düzenlenen "mali bir
hakkı yahut kullanma ruhsatını devre salahiyetli olmayan kimseden iktisap
eden hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye göremez" hükmü gereğince yerinde
olmadığı, davacıya ait 21 adet çizimin
aynen ve eser sahibinin ismine ve esere usulüne uygun atıflara yer
verilmeden kullanıldığı, kullanımın
maksadın haklı göstereceği nispeti aşar şekilde olduğu, FSEK 34. maddede
düzenlendiği şekilde hukuka uygun kullanım bulunmadığı, talep edilen telif
tazminatından davalı Belediyenin hukuki sorumluluğunun bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkemece maddi tazminatın
belirlenmesi bakımından emsal araştırması yapılmış, ... şirketlerince 2018
yılı için tek bir adet çizim için
talep edilebilecek rayiç bedelin 1.500,00-2.000,00 TL olabileceği
bildirilmiş, bilirkişilerce emsaller 2.000,00 TL olarak somut olaya uygun bulunmuş olmakla, 21 adet
eserin kullanılmış olması, kitap olarak çoğaltılıp dağıtılmış olması, ihlalin
boyutu ve piyasadaki rayiç değerler
gibi özellikler dikkate alındığında (21 x 2.000) 42.000,00 TL telif bedeli belirlenen raporun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik
bulunmadığı, FSEK md. 68 uyarınca 3 katı oranında 126.000 TL maddi tazminat
bedelinin hüküm altına alınmasının dosya kapsamına ve hukuka uygun olduğu,
davacı tarafça daha önce dava
dışı Belediyelere aynı konuda dava açıldığı, ihlal tarihi çok daha
eski olan davalarda rayiç değerin 1.000,00 TL olarak belirlendiği, İstanbul
BAM 16 H.D'nin 2022/761 Esas-2024/483 Karar sayılı kararında "her bir
eser için 750,00 TL rayiç bedel üzerinden hesaplama yapılmışsa da davacı
vekilinin dosyaya sunduğu Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk
Mahkemesinin 2016/142 Esas, 2018/222 Karar sayılı kesinleşmiş kararında her
bir eser için 1.000,00 TL rayiç bedele hükmedildiği, kesinleşen davada haksız
fiil tarihinin işbu davadan daha önce olduğu, ayrıca kesinleşen davaya konu
kitabın Adıyaman ili Gölbaşı ilçesinde dağıtıldığı, coğrafi alanın ve nüfus
yoğunluğunun Adana ilinden çok daha az olduğu, ayrıca Dairemizin aynı konuda
verdiği ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen 2017/4699 Esas, 2020/1006
Karar sayılı kararında da telif bedelinin 1.000,00 TL olarak belirlendiği, bu
nedenle işbu davada davaya konu eserlerin her birisi için 750,00 TL telif
bedeli belirlenmesinin doğru olmadığı ..." aynı hususa vurgu yapıldığı, 2016 yılı için
bilirkişilerce belirlenen 2.000,00 TL rayiç bedele yönelik istinaf
sebebinin yerinde olmadığı,
istinaf talebinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle
davalı vekilinin istinaf başvurusunun
esastan reddine, ihbar olunan vekilinin istinaf talebinin usulden
reddine karar verilmiştir. 13/02/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2025/219E:2024/1229 | Bağımlı
çalışanların meydana getirdikleri eserler (FSEK m.18/2)-Bilgisayar
programlarının hazırlık tasarımları-İşlenme eser | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette çalışmaya
başlamadan (01 Mayıs 2007 tarihinden) önce, 2006 yılında ...
(...),(geliştirme kod ismi ile ...; ilk ismiyle ... VE ... E SINIF SİSTEMİ)
yazılımını oluşturduğunu, bu yazılımın piyasada tanınmasıyla davalı şirket
çalışanlarının müvekkiline ulaşıp şirket adına Eğitim Yönetim Sistemi ile
ilgilendiklerini, kiralama ya da lisans satın almak amacı ile sunumu görmek
istediklerini bildirdiklerini, müvekkilinin anılan yazılımın demosu ve
sunumunu yaptığını, şirket yetkilileri tarafından beğenilmesi üzerine
müvekkilinin uzaktan eğitim konusunda danışmanlık yapmasının talep
edildiğini, bu dönem içerisinde davalı şirketin başka bir firmadan kiralayıp
sözleşme ile Maltepe Üniversitesi'nden kullandırdığı Uzaktan Eğitim
Sistemi(Intelitek)ile ilgili sorunlar yaşaması nedeni ile sözleşmenin fesih
aşamasında davalı şirket ile Maltepe Üniversitesi arasındaki sorunların
giderilmesi için müvekkilinin önceden kendi adına oluşturduğu ve şahsen geliştirdiği
eğitim sisteminin kurulduğunu ve kullanılmaya başlandığını, Şubat 2007'de
müvekkilinin geliştirdiği, Eğitim Yönetim Sistemi (ELMS) ve E Sınıf Sistemi
(ELS) 'nin Maltepe Üniversitesi'nde devreye alındığını, bu sistemlerin
geliştirilmesinin müvekkili tarafından tümüyle bizzat yapıldığını, önceki sistemle ilgili
tüm sorunların müvekkilinin kurduğu sistemle giderilmesinden sonra davalılar
tarafından müvekkilinin tam zamanlı olarak davalı şirkette çalışmasının talep
edildiğini, en başta yazılımların
değeri ve kullanım bedeli, fikri haklarının karşılığının ödeneceğinin
söylendiğini ancak başka vaatler de verilerek müvekkilinin oyalandığını,
yazılımların telif bedeli dışında olmak üzere, davalı şirkette tam zamanlı olarak çalışması konusunda ikna
edilen müvekkiline, prim hariç aylık 9.000 TL ücret, 1.000 TL sabit prim
garantisi ve şirketin kâr oranına göre gelir payı verileceğinin teklif
edildiğini, telif ödemesinin uygun bir zamanda ödeneceğinin söylendiğini ve
bu şartlarla müvekkilinin 01 Mayıs 2007 tarihinde davalı şirket bünyesinde
tam zamanlı olarak çalışmaya başladığını, müvekkilinin davalı şirket
bünyesinde çalıştığı süre boyunca oluşturduğu yazılımların hiçbirinin
bedelinin ödenmediğini, eser niteliğindeki bu yazılımların ve veri
tabanlarının ücretinin de ödenmediğini, müvekkili şirketin davalı şirkette
çalışmaya başlamadan önce projelendirip geliştirdiği ELMS eğitim yönetimi
sistemi ve veri tabanının muhataplarca müvekkilinin davalı şirkette çalışması
nedeni ile işveren nüfuzu kullanılarak kendisine ücret ödenmeden temin edilip
kullanıldığını, sonrasında müvekkiline ait olan yazılımların davalı şirket
yönetim kurulu üyeleri ile davalılar adına tescil ettirildiğini, Şişli
5.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/234 D.İş sayılı tespit dosyası ile bahse
konu Eğitim Yönetim Sistemi (ELMS)'nin değerinin 37.233.000,00 TL ve E Sınıf
Sistemi (ELS)'nin değerinin 86.877.000,00 TL olarak tespit edildiğini,
müvekkilinin bu eserlerin karşılığını alma ümidi ile davalı işyerinde
çalışmaya devam ettiğini, işveren nüfuzunun yine kullanıldığını, davalı
şirketçe kurulan ve yüksek kazanç ümidi verilen Kıbrıs'ta mukim bir şirkete ortak edildiğini ancak müvekkilinin
alacağını almadığını, bu şirketin de kendisine hiçbir getirisinin olmadığını,
müvekkilinin çalıştığı süre boyunca bir çok yazılım ürettip geliştirdiğini,
bunların karşılığında hiçbir bedel almadığını, Beyoğlu ...Noterliği'nin
21.03.2012 tarihli ihtarnamesi ile mağduriyetini bildirerek davalı şirketten
ayrıldığını, davalı tarafından müvekkilinin taleplerinin karşılanmadığını,
alacaklarının ödenmediğini, bahse konu yazılımlara ilişkin maddi hakların
müvekkilinin rızası olmadan, iradesi sakatlanarak davalılar tarafından
kullanıldığını, kullanılmaya devam olunduğunu, yazılımları müvekkilinin
davalı şirket ile çalışmaya başlamadan çok önce, aralarında işçi ve işveren
bağı yok iken kendisine bağlı ekip ile birlikte geliştirdiğini, bu hususun
İstanbul 2.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2007/164 D.İş sayılı dosyasında alınan
bilirkişi raporunda da belirlendiğinden bahisle, müvekkiline ait olan
yazılımlar üzerinde müvekkilinin eser sahipliğinin tespitine, müvekkiline ait
yazılımlar üzerindeki tecavüzün önlenmesine ve davalılarca ticaret konusu
yapılmasının men'ine, işleme, uyarlama, güncelleştirmenin men'ine, Eğitim
Yönetim Sistemi (ELMS) ve E Sınıf Sistemi (ELS) yazılımlarının haksız olarak davalılar
tarafından kullanılması nedeni ile 21.03.2012 tarihli ihtar tarihinden
itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte 70.000,00 TL maddi tazminatın
davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline ve davalı şirketin elde
ettiği kâr üzerinden ticari faizi ile birlikte 10.000,00 TL'lik tazminatın
davalı şirketten tahsiline, 20.000,00 TL'lik manevi tazminatın davalılardan
müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı
vekili 31.01.2017 kayıt tarihli talep arttırım dilekçesi ile; dava
dilekçesinde belirtilen tazminat dışı talepler aynı kalmak şartıyla,
159.336,82 TL maddi tazminatın 21.03.2012
tarihli ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte
ve 20.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve
müteselsilen tahsili ile müvekkiline
ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde
özetle; müvekkili şirketin 2004 senesinden itibaren davacı ile ilişkisinin başlamasından çok
daha önceleri eğitim sistemleri teknolojileri ile sektörde hizmet vermeye
başladığını, 15.06.2005 ve 26.05.2006 tarihli anlaşmalara istinaden hizmet
sunduğu Maltepe Üniversitesi'nde kullanılan yazılımda bazı sorunlar olması
sebebiyle kendi bünyesinde bulunlan çalışanlar ile LMS ve ELS tipi
proglamların çalışmasına başlandığını, bu sırada davacının Ekim 2006
tarihinde şirketin o tarihte kullandığı uzaktan eğitim yazılımlarındaki bir
sorun için ... Teknolojileri'ne davet edildiğini, şirket yetkilileri ile
yaptığı görüşmeler sonucunda bu tarih itibari ile müvekkili şirkette
çalışmaya başladığını, diğer şirket çalışanları ile birlikte LMS ve ELS gibi
bir çok programı geliştirdiğini, davacının
bahsettiği Yönetim Yönetim Sistemleri (ELMS) ve E Sınıf Sistemi (ELS)
olarak bahsettiği sistemlerin gerçek adının ... ve ... olduğunu, davacının
çalışmalarından memnun olan müvekkili
şirketin davacı ile öncelikle 29.12.2006 tarihinde danışmanlık sözleşmesini,
ardından 01.05.2007 tarihli hizmet akdini ifa ettiğini, böylelikle davacı ile
işçi-işveren ilişkisi çalışmalarının çok daha öncelerine dayanmasına rağmen
bu tarihlerde resmi olarak kurulduğunu, söz konusu programların davacı
tarafından değil müvekkili şirket çalışanları ile birikte ve ekip çalışması
neticesinde ortaya çıkarıldığını, davacının müvekkili şirket ile aralarında
herhangi bir bağ yokken ücretsiz bir şekilde programlarını kullandırması ve
müvekkili şirketin bu programları sahiplenmesi iddiasının hayatın olağan
akışına aykırı olduğunu, davacının bu yöndeki iddialarının gerçeği
yansıtmadığını, davacının müvekkili ile Maltepe Üniversitesi arasındaki
sözleşmeleri feshedileceğine dair beyanlarının doğru olmadığını, müvekkili
ile Maltepe Üniversitesi arasındaki 2006-2009 yılları arası yapılan sözleşme
gereği Maltepe Üniversitesi'ne eksiksiz olarak hizmet verildiğini, davacı ile
müvekkili arasında akdedilen sözleşme gereği davacının maaşının 2.000-3.000
TL olarak belirlendiğini ve kendisine bu yönde ödemeler yapıldığını, davacıya
kesinlikle kâr ortaklığına ilişkin bir teklifte bulunulmadığını, davacının
söz konusu programların kendisine baskı kurularak ve nüfuz kullanılarak
müvekkilleri adına tescil ettirildiği ve bu tescillerden çok sonra haberdar
olduğu yönündeki iddialarının gerçek
dışı olduğunu, yazılım işi yapan bir kimsenin kendisine ait yazılımları
tescil ettirmemesinin mümkün olmadığını, bu programların telif başvuru
işlemlerinin müvekkili şirketin teknoloji sorumlusu olan davacı tarafından
bizzat yapıldığını, tüm yazılımların tescil tarihlerinin 2008 ve 2009
seneleri olduğunu, bu yazılımların tescillerine ilişkin marka ve patent
başvuruları sırasında düzenlenen faturaların arkasında davacının kendi
imzasının bulunduğunu, tescillerden haberdar olmadığı yönündeki beyanlarının
gerçek olmadığını, dava konusu ürünlerin davacıya ait olmadığını, davacı ile
müvekkili şirket arasında akdedilen sözleşmelerde, davacı tarafından sözleşme
süreleri boyunca oluşturulan tüm ürünlerin fikri ve sınai mülkiyet haklarının
devredildiğinin hükme alındığını, davacıya gerek maaş gerekse telif bedellerinin
nakden ve defaten ödendiğini, şirket tarafından haksızlığa uğradığını iddia
eden davacının, şirket bünyesine katılımından bir yıl sonra uluslararası bir
sempozyumda şirket adına, söz konusu
yazılımların şirkete ait olduğunu vurgulayarak sunum yaptığını,...
adlı programın müvekkili adına kayıtlı olmadığını, şirket çalışanı ... adına
tescilli olduğunu, bu durumdan davacının haberdar olduğunu, davacı ile
müvekkili şirket arasında İstanbul 15.İş Mahkemesi'nin 2012/697 Esas ve
İstanbul 17.İş Mahkemesi'nin 2012/695 Esas asyılı dosyaları ile devam eden
davalar olduğunu ayrıca davacı hakkında müvekkili şirket tarafından güveni
kötüye kullanma ve emniyeti suistimal suçlarından dolayı savcılığa suç
duyurusunda bulunulduğundan bahisle davacının tüm iddialarının gerçeği
yansıtmadığını, bu nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin ve davanın reddine
karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, “... her ne kadar
davacı eser sahipliğinin tespiti,
tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemiyle iş bu davayı açmış
ise de, Aralık 2006 - Mayıs 2007 arasında danışman, sonrasında da şirket
personeli olarak davalıya hizmet sağladığı, esasen davacının davalı
bünyesinde çalışmaya başlamadan önce FSEK 1/B-g kapsamında eser sahibi
olduğunu daha doğru ifade ile mevzuat kapsamında eser olarak kabulü gereken
bir yazılımının bulunduğunu ispatlamasının gerektiği, alınan raporlarda
çalışmaların 2006 senesine kadar uzandığı tespit olunmuş ise de davalılar ile
sözleşme öncesi kullanılabilir durumda bir yazılımın tespit olunamadığı
programın sözleşmesel ilişkinin kurulduğu 2007 döneminde ancak çalışabilir
duruma geldiği, 29.12.2006 tarihli,
"Danışmanlık Sözleşmesi"nin, "Hizmetin Tanımı" başlıklı
5.1. maddesine göre"... yazılım oluşturmak, geliştirmek ve
yönetmek" danışmanın yapacağı işler arasında sayıldığı, şu hale göre ortada geliştirilen işleme
nitelikte bir yazılımdan ziyade baştan oluşturulan bir yazılımın söz konusu
olduğu, gerek danışmanlık gerek hizmet sözleşmesi dikkate alındığında
sözleşme ilişkisi kurulan dönemde ortaya çıkan eser niteliğindeki yazılımın
sahibinin davalı olduğunun kabulünün gerektiği, uygulanabilir bir programın sözleşme öncesi
mevcudiyetinin ispat yükü altındaki davacı tarafından ispatlanamadığı,
taraflar arasındaki mail yazışmaları ve esasen davacının Kültür Bakanlığı'na
yapılan müracaatlarda bizzat katılımının bulunduğu dikkate alındığında
davalılar adına eser sahibi olarak başvuruda bulunduktan sonra eser sahibi
olduğunu iddia etmenin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı anlaşılmakla;
-Davacının eser sahipliğinin tespiti, tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi
tazminat davalarının reddine" şeklinde karar vermiştir. Daire'nin
02/06/2022 tarih ve 2020/257 Esas, 2022/1005 Karar sayılı ilamı ile; "... Davacı tarafça Eğitim Yönetim Sistemi (ELMS) ve E Sınıf
Sistemi (ELS) yazılım ve veri tabanlarının, müvekkilinin davalı şirkette
çalışmaya başlamadan önce projelendirilerek geliştirildiği ileri sürülmüştür.
Davacı tanıkları "Eğitim Yönetim
Sistemi" yazılımının ilk
versiyonunun davacı tarafın ekip lideri olduğu bir ekip tarafından 2006
yılının Ekim-Kasım aylarında geliştirildiğini doğrulamıştır. İlk derece
mahkemesince iki farklı heyetten alınan bilirkişi raporlarında, davacının
e-posta hesabında ve bilgisayar yazılımı ve kaynak kodları üzerinde yapılan
incelemede, davacının davalı şirkete danışmanlık yaptığı ve çalıştığı dönemde
geliştirilen programın işleme olduğu ve davacının yazılımının üzerinden
geliştirildiğinin, davacının kaynak kodlarının hazırlık aşaması olarak
bilgisayar programı sınıfında değerlendirilmesi gerektiğinin beyan edildiği
anlaşılmıştır. FSEK 2/1 maddesi ile
bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının bir sonraki aşamada program
sonucu doğurması koşuluyla ilim ve edebiyat eseri olarak korunacağı kabul
edilmiştir. Taraflar arasındaki danışmanlık sözleşmesi ve hizmet
sözleşmesinde, yapılacak hizmet karşılığında ödeneceği kararlaştırılan
ücretin, davacının "ELEMENT için geliştirmiş olduğu her türlü yazılım,
program ve her türlü tasarımın mülkiyet ile fikri ve sınai haklarının
bedelini de ihtiva ettiği" düzenlenmekle birlikte, sözleşmelerden önce
geliştirildiği anlaşılan bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının
bedelinin ödendiği davalı tarafça ileri sürülmemiştir. Bu durumda mahkemece
mevcut deliller kapsamında, bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının
sözleşme öncesi mevcudiyetinin değerlendirilmediğine yönelik davacı istinaf
sebebi haklı görülmüştür. 5846 sayılı FSEK'in 68. maddesinde: "Eseri hak
sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan,
çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya hertürlü işaret, ses veya
görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak
sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu
Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat
fazlasını isteyebilir." hükmü düzenlenmiştir. FSEK 68. madde gereğince
üç katı tazminata hüküm olunabilmesi için mütecaviz tarafından davaya konu
eserin taraflar arasında bir sözleşme olmaksızın ve hak sahibinin izni
olmaksızın kullanılması gerekir. Eser sahibinin rızasına dayalı kullanımlar
yönünden, eser sahibi onu kullanan kişiden sadece, fiili kullanıma denk
gelecek ölçü de sözleşme bedelini talep edebilecektir. Somut olayda davacı
tarafça, Eğitim Yönetim Sistemi (ELMS) ve E Sınıf Sistemi (ELS)
yazılımlarının haksız olarak davalılar tarafından kullanılması nedeni ile
FSEK 68. madde gereğince tazminat talebinde bulunulmakla; mahkemece davacının
bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının FSEK 2/1 maddesi kapsamında eser vasfında
olup olmadığının değerlendirilmesi, eser vasfında olduğu kanaatine varılması
halinde, davacıya ait bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının, hak
sahibinin izni olmadan kullanılıp kullanılmadığı yoksa sözleşmeler
çerçevesinde ve davacının rızası ile geliştirilerek işlenip işlenmediği değerlendirilerek, yukarıdaki atıf yapılan
kriterlere göre talep edilebilecek maddi tazminatın hesaplanması yönünden,
Şişli 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/234 D.İş dosyasının da
getirtilerek, denetime elverişli ek rapor ya da yeni bir heyetten rapor
alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı
gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden, davacı
vekilinin sair istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin istinaf talebinin
kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına" şeklinde karar vermiştir.
İlk derece mahkemesinin istinafa konu 2022/125 Esas, 2024/90 Karar sayılı,
28/03/2024 tarihli ilamında; "...Tüm dosya kapsamı, sunulan deliller,
bilirkişi raporları, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri, taraf tanık
beyanları ve izahı yapılan mevzuat hükümleri bir bütün olarak
değerlendirildiğinde; her ne kadar davacı
eser sahipliğinin tespiti, tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi
tazminat istemiyle iş bu davayı açmış ise de, davacının Aralık 2006 - Mayıs
2007 arasında danışman, sonrasında da şirket personeli olarak davalıya hizmet
sağladığı, 29.12.2006 tarihli, "Danışmanlık Sözleşmesi"nin,
"Hizmetin Tanımı" başlıklı 5.1. maddesine göre "... yazılım
oluşturmak, geliştirmek ve yönetmek" hususunun danışmanın yapacağı işler
arasında sayıldığı, davacının
bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının FSEK 2/1 kapsamında eser vasfında
olduğu, ancak sonraki işlemelerle yeni bir eser oluşturduğu, davalı
kullanımlarının bu işleme eserler olduğu, davacının işlemelere muvafakat
ettiği, dolayısı ile işlemelerin davacının rızası ile geliştirilerek
işlendiği, davacının işlemeler üzerindeki haklarını sözleşmeyle davalıya
devrettiği, davalının işlemeler üzerinde hak sahibi olduğu, bu noktada davalı
kullanımlarının davacının FSEK'ten kaynaklanan haklarına tecavüz etmediği
anlaşılmakla; -Davacının eser sahipliğinin tespiti, tecavüzün önlenmesi ile
maddi ve manevi tazminat davalarının reddine" şeklinde karar vermiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Kararın eksik incelemeye dayalı
olduğunu, Yerel Mahkeme kararı eksik ve hatalı incelemeye dayalı olup, bariz
hukuki hatalar yapılarak, tüm delillerin iddiayı doğrular nitelikte olduğunu,
müvekkilinin 01.05.2007 tarihine kadar davalı şirket ile herhangi bir iş akdi
içerisinde bulunmadığını, müvekkili tarafından 01.05.2007 tarihine kadar
geliştirilen tüm programların eser sahipliğinin de müvekkiline ait olacağını,
müvekkilinin dava konusu programlara dair eser sahipliği sıfatının kabul
edilmesi gerektiğini, ilgili programlara dair mali hakların devredildiği
yönünde taraflarca FSEK m. 52 anlamında herhangi geçerli hiçbir sözleşme
bulunmadığını, 15.05.2023 tarihli kök raporun inceleme kısmında davacının
davalı ile çalışmaya başlamadan önce bir “eser” meydana getirmiş olduğu
anlaşılmaktadır." ibaresi yer aldığını,
müvekkilinin 01.05.2007 tarihinden önceki çalışmalarında davalı
şirketten bağımsız, tamamen kendi çalışmaları ile huzurdaki yargılama konusu
programların kaynak kodlarını, yani temel kodlarını yazdığını, tüm bilirkişi
raporlarında bu hususun ortaya konulduğunu, müvekkilinin oluşturduğu
yazılımın Kasım 2006 versiyonu hem kaynak kök kodlardan oluşan hem de 2006
yıllarındaki haliyle dahi satılabilir bir versiyon olduğunu, 01.05.2007
tarihinden sonra yapılan güncellemelerin çalışır durumdaki eserin kullanımı
sonucu ortaya çıkan küçük eksiklik ve aksamaların giderilmesi çalışmaları
olduğunu, bu durumun da raporlarda tespit edildiğini, ELS ve ELMS
programlarının tümüyle müvekkili tarafından oluşturulmuş ve geliştirilmiş
olduğunu, bu programların eser sahibinin müvekkili olduğunu, bilirkişilerin
oluşturulan eserin niteliğine ve kaynak kodları sonrasında ne derecede
değiştiğine bakmadan kullanım amacı ve algoritması değişmemiş olan
müvekkiline ait yazılımın yeni bir işleme eser haline geldiğini iddia
ettiklerini ve önceki raporlar ile birçok hususta çeliştiklerini, Maltepe
Üniversitesi'nde Şubat 2007'de devreye alınan sistemin geliştirilen eserle
aynı olduğunun ve sadece logolarının değiştirildiğinin daha önceki bilirkişi
raporlarında yer aldığını, raporun sonuç kısmının 1 numaralı bendinde 192.000
TL danışmanlık bedelinin oluşabileceği ve davacıya maaş ve telif ödemesi adı
altında banka ödemesi yapıldığı iddia edildiğini ancak Şişli 5. Asliye Hukuk
Mahkemesi tarafından değeri tespit edilen dava konusu Eğitim Yönetim
Sisteminin bedeli, 25 Milyon TL civarında bir rakam olduğunu, Şişli 5. Asliye
Hukuk Mahkemesi değişik iş dosyasında eserin tespit edilen değeri
belirtilmişken, bilirkişilerin bu hususu değerlendirmemelerinin hatalı
olduğunu, bilirkişinin müvekkilinin hak etmiş olduğu bedelinin şirketin kar
yüzdesi üzerinden hesaplanmış olmasının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu,
müvekkiline verilecek bedelin toplam ciro üzerinden hesaplanması gerektiğini,
zira şirketin diğer işleri ve faaliyetlerinden kaynaklanan zararlara,
giderlere müvekkilinin ortak edilemeyeceğini, bahsedilen danışmanlık
sözleşmesi süresinin ortasına kadar devam eden yazılım geliştirme
işlemlerinin özellikle üniversitelere yönelik transkript ve müfredat gibi
modüllerin geliştirilmesi olduğunu,
programın başkaca iş kolları için de uyarlanabilir ve ekleme,
çıkartmalar ile farklı sektörler için de uygulanabilir bir yazılım olduğunu,
davalı şirketle danışmanlık sözleşmesi yapılan 29 Aralık 2006 öncesinde
uygulamanın örnek şirketlerde ve Milli Eğitim Bakanlığı'nda kurulmuş ve
çalıştırılmış olduğunu, tanık beyanlarının da bu yönde olduğunu, 29 Aralık
2006 ile Şubat 2007 arasında uygulamada sadece üniversitelere özel transkript
sayfası ve bölüm müfredatının gösterilmesi gibi üniversite ihtiyaçlarına
yönelik geliştirmelerin tamamlandığını, transkript ve müfredat sayfaları
olmadan da bu eğitim sisteminin eğitimlerin tek tek atanması ve uzaktan
eğitim derslerinin verilmesi yoluyla sunulabilen bir hazır uygulama olduğunu,
ürünün yazılma amacının kurumsal
şirketlerin eğitim yönetiminin ve uzaktan eğitimin yapılması olduğu için
transkript ve müfredat gibi modüllere ihtiyaç duyulmadan danışmanlık süreci
öncesinde hazır ve satılabilir bir ürün olduğunu belirterek kararın
kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf incelemesi sonucunda, İstinaf
Mahkemesinin kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi raporunda; davacının
bilgisayar programı hazırlık tasarımlarının FSEK 2/1 maddesi kapsamında eser
vasfında olduğu, davacının davalılar
ile çalışmaya başlamasının ardından taleplere göre eklemeler çıkarmalar
yaptığı, davalı yanca ilk halinin değil eserin işlenmiş halinin piyasada
kullanıldığı, müşterilere işleme eserin verildiğinin tespit edildiği, işleme
eser kavramının doğması için ilk eser sahibinin işlemeye muvafakat vermesi
gerektiğini, 29.12.2006 tarihli danışmanlık sözleşmesinin hizmetin tanımı başlıklı
5.1. maddesinde; "LMS yazılımını oluşturmak, geliştirmek, yönetmek"
danışmanın işleri arasında sayıldığı, 10.maddesinde ise; "danışmanın iş
bu sözleşme ile verilen görevleri ifa ederken geliştirmiş olduğu her türlü
yazılım, program, tasarımı kendi tasarlamış olduğunu buna karşılık mülkiyet
ile fikri sınai haklarını sözleşmenin 4.1. maddesi gereğince elemente
sattığını ve mülkiyetinin element'e ait olduğunu kabul eder", hükmünün
yer aldığı, 01.05.2007 tarihli hizmet sözleşmesinin 8.md.sinin de aynı yönde
olduğu; davacının eserin işlenmesine ve işlemeler üzerindeki hakların
davalıya ait olmasına açıkça muvafakat verdiğini, FSEK 20. md. hükmüne göre
davacının bu izni verdiğinin hatta bizzat kendi eliyle çalışan sıfatı ile
işlemeleri yaptığının açık olduğunu, 24.01.2008 tarihli kodlar içinde sadece
4 dosyanın aynen kaldığı, sonrasında 214 kod dosyası ilave edildiğini,
işlemelerin büyük çoğunluğunun 2008 sonrasında ortaya çıktığını, işlemeler
üzerinde hakkın davalıya ait olacağı açıklanarak, davalının kullanımının
fikri mülkiyet haklarına yönelik bir ihlal doğurmadığı açıkça tespit
edilmiştir. Dosyada mevcut delil durumu, danışmanlık sözleşmesi ve hizmet
sözleşmesine göre davacının sözleşme tarihinden sonra geliştirilen işleme
eser yönünden talebi yerinde olmadığı gibi davalıların yazılım başvurusuna
ilişkin davacının da yer aldığı e-mailler, başvuruya ilişkin faturalar,
taraflar arasında 01.05.2007'de başlayan iş akdinin 21.03.2012 tarihine kadar
devam ettiği de dikkate alındığında mahkemece davacının işlemelere icazet
verdiği tespit edilerek davanın tümden
reddine karar verilmesinde de usul ve esas yönünden hukuka aykırılık
görülmemesi gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine
karar verilmiştir. 13/02/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/246E:2025/18 | Eser tamamlanmadan
önce mali hak devri yapılamaz (FSEK m.48/3) | Davacı
vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili şirket ile davalı ... arasında
25.07.2016 tarihli “Eser Sahibi Telif Sözleşmesi" akdedildiğini, bu
sözleşmenin halen geçerli olduğunu, geçerli olan bu sözleşmeye rağmen davalı
...'ın “..." isimli eserini müvekkili şirketten habersiz ve müvekkilinin
izni olmaksızın haksız ve hukuka aykırı olacak şekilde, davalı ... Dış Tic.
A. Ş.'ne (Yayınevi ) yayımlatmış olduğunu, oysa "... " isimli
eserin tüm yasal haklarının halen geçerli olan 25.07.2016 tarihli Eser Sahibi
Telif sözleşmesi gereği müvekkili şirkete ait olduğunu, bu nedenlerle FSEK
66, 68, 69.maddelerine istinaden öncelikle tecavüzün refini ve tecavüzün
menini, davalı yayınevinin müvekkiline ödemesi gereken telif ücretinin üç
katı tutarında olmak üzere FSEK 68/1-2 maddesine göre şimdilik 10.000,00-TL
maddi tazminatın eserin yayın tarihinden başlamak üzere ticari avans faizi
ile birlikte davalı yayınevinden tahsilini, eseri müvekkilinden izin
almaksızın basım yaparak çoğaltıp satan davalılar aleyhine 100.000,00-TL
manevi tazminata hükmedilmesini, davalıların eserin satışından elde ettikleri
tüm gelirlerin, kârların tespit edilerek elde ettikleri karar dikkate
alınarak kâr kaybına uğrayan müvekkilinin FSEK 70. ve devamı maddelerinde
belirtilen zararının da giderilmesini, davalılarda veya piyasada bulunan
davaya konu eserin toplatılarak el konulmasına ve eserin tedbiren
durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Dış Tic.
A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacının dayandığı sözleşmede yazara
ait hiçbir eser isminden söz edilmemiş olduğunu, sözleşmenin FSEK'in aradığı
özellikleri taşımadığını bu nedenle de sözleşmenin geçersiz olduğunu, FSEK
48/3.maddesi gereğince henüz meydana getirilmemiş bir eser için devir
yapılmasının söz konusu olamayacağını, davacının imza tarihinde henüz meydana
getirilmemiş ve alenileşmemiş bir eser hakkında talepte bulunduğundan bu
talebinin yasal olmadığını, sözleşmede konu başlığı altında, eser sahibinin
yayınlanmış ve yayınlanacak tüm eserlerinin topluca “eser" olarak
nitelendirilmiş olduğunu, böylece FSEK 52.maddeye açıkça aykırı davranılmış
olduğunu, yazarın hangi eserinin yayınlanıp yayınlanmayacağını, ne zaman
yayınlanacağını, sözleşme süresinin hangi eser için ne zaman başlayacağını
saptamanın bu tanıma göre mümkün olmayacağını, aynı şekilde sözleşmenin
süresinin belirsiz olduğunu, sözleşmede, çoğaltılacak ve yayılacak eserin adı
açıkça belirtilmesi gerekirken belirtilmediğinden ve süre belirsiz olduğundan
davacı ile yazar arasında yapılmış olan sözleşmenin geçersiz olduğunu,
müvekkilinin korsan bir kitap basmadığını, eser sahibi ile yaptığı 24.01.2017
tarihli sözleşmeye dayalı olarak yazarın önceki yazılarından yapılan
seçkilerle kitap hazırlandığı, yasal
gerekler yerine getirilerek basım ve dağıtımı yapılıp satışa arz edilmiş
olduğunu bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk
derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "....Mahkememizce itibar
edilen 04/05/2021 tarihli bilirkişi raporu ve bütün dosya kapsamından davaya
konu “...” derleme eser olduğu, bu eserin vücuda getirilmesinde faydalanılan
özgün eserlerin hakları saklı kalmak kaydıyla, bu eser üzerinde derleyen
davalı yazar ...'ın mali ve manevi haklarının söz konusu olduğu, bu hakların
taahhüt işlemlerine konu olabileceği, davacı ile davalı ... arasındaki
25.07.2016 tarihli "Eser Sahibi Telif Sözleşmesi" incelendiğinde;
sözleşmenin lafzı vücuda getirilmemiş eserler bakımından bir tasarruf
muamelesi şeklinde olmakla birlikte, FSEK 48/3.maddesinin buna cevaz vermediği göz önünde tutulduğunda
tarafların gerçek iradelerinin ortaya konulmasıyla FSEK 50.maddesi uyarınca
sözleşmenin yorumlanarak davacı yazarın mali hakların devrine ilişkin bir
taahhütte bulunduğu, davaya konu esere ilişkin taahhüt işlemi bir tasarruf
muamelesine dönüşmediğinden davacının bu esere ilişkin FSEK kapsamındaki mali
hakları devralmadığı bu durumda davacının, davaya konu eser bakımından mali
haklara tecavüz talepli FSEK 68 ve 70.maddelerine göre tazminat talep
edemeyeceği, 25.07.2016 tarihli "Eser Sahibi Telif Sözleşmesi"
açısından davaya konu esere ilişkin mali hakların devrine ilişkin taahhüttün
davalı ... tarafından bu hakları halihazırda diğer davalı şirkete devretmiş
olması nedeniyle imkansız hale geldiğinden sözleşmeye aykırılık
gerçekleştiği, davacının bu yönde davalı ...'a sözleşmeye aykırılık yönünde
Borçlar Kanunu hükümlerine göre talepte bulunabileceği, davacının davaya konu
esere ilişkin mali hakları devralması gerçekleşmediğinden davalı şirkete
yönelik bir talepte bulunamayacağı kanaatine varıldığından davanın
reddine" karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Mahkemenin kararında 04/05/2021 tarihli Bilirkişi Raporundaki tüm tespit ve
değerlendirmeleri birebir olacak şekilde yani kopyala yapıştır ile kendisine
gerekçe yaptığını, rapora itiraz ettiklerini, -Davaya konu “...” eserin
isminin müvekkili şirket tarafından verildiğini, bu eserle alakalı editöryal
çalışmaların tamamının müvekkili şirketçe yapıldığını, bu eserin meydana
getirilmesi fikrinin yani gazete ve dergi denemelerinin tasnif edilerek kitap
haline getirilmesi fikrinin müvekkili şirkete ait olduğunu, bu eserde geçen
tüm yazıların müvekkili şirket editörleri tarafından seçildiğini, eserin
baskıya hazır ”taslak metni”nin PDF formatında 13.02.2017 tarihinde bu işin
editörü olan ... tarafından (...@...com) adresinden davalı yazar ...’a ait ...@gmail.com adresine mail yoluyla
gönderildiğini, bu eserin kapak çalışmasının müvekkil şirket tarafından
yapıldığını, bu eserin http://www...com.tr/... internet sitesinde yani ..
Yayınevine ait ... Gazetesinde kitabın kapağı ile birlikte olacak şekilde
kitabın ayrıntılı olacak şekilde tanıtımının ve reklamının yapıldığını,
davalı yazara ait müvekkili şirketçe daha önce yayınlanmış eserlerin tümünün
sözleşme gereği tekrar müvekkili şirketçe yayınlandığını, müvekkili şirketin
davalı yazar ile 25.07.2016 tarihli sözleşmeyi akdettikten sonra sözleşme
gereği avans olarak davalıya 29.07.2016 tarihinde yani sözleşmenin
akdedilmesinden 4 gün sonra 100.000-TL avans ödemesi yaptığını, bu konuda her
iki davalıya Bakırköy ...Noterliği marifetiyle 04.10.2017 tarih ve ...
yevmiye nolu ihtarname keşide edildiğini, müvekkil şirketin davalı yayınevi
yetkililerine kitabın editoryal çalışmalarının müvekkil şirkette yapıldığını,
kapağının hazırlandığını, tanıtım ve reklamının yapıldığını, baskıya hazır
olduğunu, kitabın yayın hakkının müvekkilinde olduğunu, kitabın kendi
yayınevlerinde yayınlanmaması gerektiğini ve bu konuda buna benzer bir çok
beyan ve bilgiyi 28.03.2017 tarihinde mail yoluyla bildirdiğini, davalı
yayınevinin de, müvekkili şirket ile davalı yazar arasında sözleşme olduğunu
bildiği, ihtarname ve mail yoluyla haberdar edildiği ve eseri
yayınlamayacağını mail yoluyla beyan ettiği halde eseri yayınlamış ve haksız
rekabet eylemini gerçekleştirmiş olduğunu, -eser üzerindeki hakların
kendiliğinden müvekkili şirkete geçtiğini, dosyaya sunulu Prof. Dr. ...'in
yayınlamış olduğu makale ve bu makaledeki düşünceleri destekleyen yerleşik
Yargıtay uygulamaları dikkate alındığında müvekkili şirketin her iki
davalıdan 5846 sayılı FSEK çerçevesinde maddi ve manevi tazminat talep
edebileceğini, -müvekkili şirketin sözleşme gereği çok yüksek bir avans
ödemesi yaparak davalı yazarı finanse ettiğini, davalı yayınevinin de kötü
niyetli olup, müvekkili şirket ile davalı yazar arasında sözleşme olduğunu
bildiği, ihtarname ve mail yoluyla haberdar edildiği ve eseri
yayınlamayacağını beyan ettiği halde eseri yayınladığını, -Mahkemece
04.05.2021 tarihli üçüncü Bilirkişi
Raporuna atıf yapılarak gerekçeli kararda aynen, ".... Sözleşmeye
aykırılık gerçekleştiği, davacının bu yönde davalı ...'a sözleşmeye aykırılık
yönünden Borçlar Kanunu hükümlerine göre talepte bulunabileceği..."
denildiğini, 12.12.2018 tarihli
birinci ve 13.06.2019 tarihli ikinci Bilirkişi Raporlarında tazminat hesabı
yapıldığını ancak 04.05.2021 tarihli üçüncü Bilirkişi Raporunda tazminat hesabı yapılmadığını,
sözleşmeye aykırılık varsa bu aykırılık nedeniyle müvekkili şirketin
zararının tespit edilerek hesaplanması gerektiğini, -12.12.2018 tarihli
birinci Bilirkişi Raporunda yapılan tüm tespit ve hesaplamalara aynen iştirak
ettiklerini, 04.01.2019 tarihli talep arttırım dilekçesi ile 12.12.2018
tarihli birinci Bilirkişi Raporunda belirtildiği gibi maddi tazminat
taleplerini 76.424,40 TL'ye çıkarttıklarını, mahkemenin bu rapora itibar
etmediğini, -13.06.2019 tarihli ikinci Bilirkişi Raporunda sayın
bilirkişilerin kendi içlerinde ayrışarak farklı iki tespitte bulunduklarını,
13.06.2019 tarihli ikinci Bilirkişi Raporunda bilirkişi ...'ın tespitleri ile
12.12.2018 tarihli birinci Bilirkişi Raporunda yapılan tüm tespitlerin örtüştüğünü,
hesaplama kısmında farklı tespitler olsa da nihayetinde birbirlerini
kapsayacak şekilde belirli bir bedel tespiti yapıldığını, her iki farklı
bilirkişi raporunda sayın bilirkişilerin hem davalı yazarın hem de diğer
davalı yayınevinin sorumlu olduğunu açıkça tespit ettiklerini, bedelleri de
açıkça tespit ettiklerini, -12.12.2018 tarihli birinci bilirkişi raporunun
sonuç kısmı ile 13.06.2019 tarihli ikinci bilirkişi raporunun sonuç kısmının
bilirkişi Dr.Öğr. Üyesi ... ‘ın “… diğer davalı ... Ticaret A.Ş. ‘nin haksız
fiil veya sözleşmeye aykırılık oluşturan bir eyleminin bulunmadığı, davacı
tarafın FSEK m.68, FSEK m.70 veya haksız rekabet hükümlerince kendisinden
talepte bulunamayacağı….” kısmı hariç hemen hemen aynı olduğunu, 12.12.2018
tarihli birinci Bilirkişi Raporu ile 13.06.2019 tarihli ikinci Bilirkişi
Raporunun yorum ve değerlendirme kısmı farklıda olsa ikinci bilirkişi
raporunda davalı yayınevinden talepte bulunulamayacağı mütalaası hariç her
iki raporun da aynı tespitleri içerdiğini, maddi tazminatın rakamsal
ifadesinin de aynı şekilde birinci raporu kapsadığını, manevi tazminat için
de her iki raporda aynı değerlendirmelerde bulunulduğunu, -kabul anlamında
olmamak üzere bir an için Sayın Mahkemece itibar edilen 04.05.2021 tarihli üçüncü Bilirkişi Raporundaki tespitlerin doğru olduğu kabul
edilse dahi herhangi bir maddi zarar tespiti ve hesaplamasının yapılmamış
olmasının, manevi zarar konusunda tek bir kelimenin bulunmamasının dahi tek
başına Sayın Mahkemece verilmiş olan hükmün bozulmasına yeteceğini, bir
taraftan "sözleşmeye aykırılık var, Borçlar Kanununa göre talepte
bulunabileceği" belirtilmişken diğer bir taraftan ise talep olmasına rağmen herhangi bir tespit
ve hesaplama yapılmadığını, mahkemece
gerekçeli karara dayanak yapılan 04.05.2021 tarihli üçüncü Bilirkişi
Raporunda aynen; "... davacının davaya konu esere ilişkin mali
hakları devralması gerçekleşmediğinden
davalı şirkete yönelik bir talepte bulunamayacağı..." denildiği için davalarının reddedildiğini,
hukuki olmadığını, FSEK 54. madde de “Mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını
devre salahiyetli olmayan kimseden iktisap eden, hüsnüniyet sahibi olsa bile
himaye görmez.” hükmüne göre davalı yayınevinin iyi niyetli olsa dahi davaya
konu eserle alakalı hakkı devretmeye yetkisi olmayan davalı yazar ...’dan bu
hakları devir aldığı için davalı yazar ... ile birlikte sorumlu olduğunu,
ayrıca davalı yayınevinin kötü niyetli olduğunu, çünkü davaya konu eserle alakalı davalı
yayınevi yetkililerine; kitabın editöryal çalışmalarının müvekkili şirkette
yapıldığını, kapağının hazırlandığını, tanıtım ve reklamının yapıldığını,
baskıya hazır olduğunu, kitabın yayın hakkının müvekkilde olduğunu, kitabın
kendi yayınevlerinde yayınlanmaması gerektiğini ve bu konuda buna benzer bir
çok beyan ve bilgiyi 28.03.2017 tarihinde mail yoluyla bildirildiğini, mail
bilgilerinin ve her iki davalıya Bakırköy ...Noterliği marifetiyle 04.10.2017
tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamenin dosyaya sunulduğunu, mailler ve
ihtarlara rağmen davalı yayınevinin, diğer davalı yazar ile sözleşme
akdettiğini ve eseri bastığını, bu nedenlerle FSEK m.68 ve FSEK m.70
hükümleri gereği davalı yazar ile birlikte sorumlu olduklarını, davalı
yayınevinin hem FSEK m.54 hükmü gereği FSEK m.68 ve FSEK m.70 hükümlerince
hem de haksız rekabet hükümleri
gereğince sorumluluğu bulunduğunu, ayrıca “haksız fiil” yönünden de
sorumluluğu bulunduğunu, -manevi tazminat konusunda bilirkişi raporlarında,
her üç farklı bilirkişi raporunun tek ortak değerlendirmeleri ve
tespitlerinin yani ortak yönlerinin davalı yazar ...'nın sözleşmeye aykırı davrandığı, maddi
zarardan sorumlu tutulacağı, manevi zarardan sorumlu tutulacağı yönünde
olduğunu ancak Mahkemece manevi zarar konusunda bir karar tesis edilmediğini,
müvekkili şirketin sözleşme gereği çok yüksek bir avans ödemesi yaparak
davalı yazarı finanse ettiğini, maddi yönden önünü açtığını, Müvekkili
şirketin iyi niyetli davranarak davalı yazara güvenerek, inanarak sözleşmeyi
akdettiğini, davalı yazarın iyi niyetli bu eylem ve işlemleri bertaraf
ederek, ahde vefa göstermeyerek sözleşmeye, dürüstlük kuralına, güven
ilkesine ve hukuka aykırı olacak şekilde davrandığını, davalı yazarın tüm
eserlerini basıp yayınlayan müvekkili şirketin davaya konu eserin başka bir
yayınevinden çıkması nedeniyle bu sektörde itibarının zedelendiğini, manevi
yönden olumsuz bir hava yarattığını, davalı yayınevinin de müvekkili şirket
ile davalı yazar arasında sözleşme olduğunu bildiği, mail ve ihtarname
yoluyla haberdar edildiği ve eseri yayınlamayacağını beyan ettiği halde
yazarla sözleşme akdederek eseri yayınlamasının; bu sektördeki mesleki etik
kurallarına aykırı olmak dışında, iş bu durum başka bir yayınevinde tüm
eserleri çıkan bir yazarı ayartmak gibi haksız rekabet oluşturacak etik dışı
bir durum olduğunu, manevi tazminat gerektirdiğini, yayıncılık sektöründe
ticari itibarı zedelendiğini, bu eseri müvekkilinden izin almaksızın basım
yaparak, çoğaltıp, satan davalıların FSEK, TBK ve TMK'nın bu konuda düzenlenmiş
maddelerini ihlal ederek müvekkiline manevi zarar verdiklerini, yayıncılık
sektöründe sözleşmesi devam eden bir yazarın başka bir yayınevi ile anlaşıp
eserini bastırmasının ciddi bir itibar kaybı olduğunu, 100.000-TL manevi
tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar
verilmesini, öncelikle tecavüzün ref’i ve muhtemel tecavüzün men’ine, 76.424,40
TL’e maddi tazminatın eserin ilk yayın tarihi itibariyle işleyecek ticari
avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilene
karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde
özetle; FSEK 48/3 hükmü gereği, bir eser vücuda getirilmeden o eserle ilgili
tasarruf işlem yapılamayacağını, Yargıtay ve doktrin görüşlerinin gelecekte
yaratılacak, henüz eser sahibinin mal varlığında bulunmayan bir eser için
mali hak devir sözleşmesi yapılamayacağı yönünde olduğunu, dosyada mevcut
bilirkişi raporlarında bilirkişilerin "Dava konusu sözleşmede"
"Henüz vücuda getirilmemiş" eserlerle ilgili olarak "mali hak
devri" ibaresinin batıl olduğu konusunda hemfikir olduklarını,
mahkemenin de taraflar arasındaki sözleşmede yazılı "Mali Hakkın
Devredildiği" ifadesini, eser henüz meydana getirilmediği için FSEK
m.48/3 uyarınca batıl kabul ettiğini, batıl bir sözleşmenin sonradan geçerli
hale getirilemeyeceğini, dava konusu 25.7.2016 tarihli sözleşmenin, Sözleşmenin Konusu Maddesinde:
sözleşmede müvekkilinin hiçbir eserinin isminin belirtilmediğini, eser
sahibinin yayımlanmış ve yayınlanacak tüm eserleri ibaresine yer verildiğini,
ileride yayınlanacak eserlerin de mali haklarının davacı yayınevine
devredildiğini, devredilen mali hakların tek tek sayılmadığını, Kanundaki hak
isimlerinin yazılması ve bu hakları devrettim ibaresiyle yetinildiğini,
sözleşmede derleme/işleme eserler yönünden hüküm bulunmadığını, sözleşmenin
sonunda ifadede "her bir eser yönünden" açıklaması yer almakla
birlikte eserler belirtilmediği için de sözleşmenin geçersiz olduğunu,
taraflar arasındaki sözleşme batıl olmakla birlikte bir an tersini düşünecek
olsak bile, ortada geçerli bir neşir sözleşmesi olabilmesi için eser
isimlerinin yazılması gerektiğini, bir yazarın gelecekte yazacağı tüm
eserlerin mali haklarının devri taahhüdü söz konusu olsa bile, böyle bir
taahhüdün “Eser sahiplerini yayınevleri karşısında köle durumuna
getireceğinden” Anayasa ve BK m.27 hükmü açısından ayrıca batıl olduğunu,
yazarların genellikle büyük güç sahibi yayınevleri karşısında bu tür batıl
hükümleri kabul etmek zorunda kaldığını, taraflar arasındaki sözleşme batıl
olmakla birlikte bir an tersini düşünecek olsak bile devre konu hakların tek
tek sayılmasının FSEK 52. maddesi uyarınca gerekli olduğunu, taraflar
arasında akdedilen Sözleşmenin 1. maddesinde, FSEK 21, 22, 23, 24, 25.
maddede belirtilen çoğaltma, işleme, yayma, temsil, umuma İletim haklarının
devir ve temlik edildiği belirtildiğini, Fikir ve Sanat Eserleri Knunu'nun
52. maddesinde, malî haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve
konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesinin şart olduğunu, bir eserin
nasıl, hangi mecrada çoğaltılacağı; fiziki, (kitap, dergi, broşür vb.) veya
dijital (e-kitap, on demand, e-book, internet üzerinde yayma) surette
çoğaltma biçimlerinden hangilerinin sözleşme konusu olduğu, keza yayma
ibaresinin hangi yayma biçimlerini ve hangi mecralar alanlarını kapsadığı,
umuma iletim hakkının nerede yapılacağı (“meydanlarda” mı, internet ortamında mı?) gibi hususların tek
tek yazılması gerektiğini, Türkiye’nin
en büyük yayınevlerinden birinin, telif-mali haklarının hangi alanlarda
alındığını tek tek yazmadan, alelade bir ürün satın alır gibi telif
sözleşmesi yapamayacağını, mali hak devrinde genel ifadelerin kabul
görmeyeceğinin yüksek mahkeme kararlarına da konu olduğunu, Borçlar Kanunu Yayım/Neşir Sözleşmesi
hükümleri uyarınca da bir Yayım Sözleşmesi olması için ortada yaratılmış,
somut varlığı olan bir eserin bulunması ve bu eserin yayımcıya teslim
edilmesinin zorunlu olduğunu, dava konusu sözleşmenin, yayımcıya kanuna
aykırı haklar vermesi bakımından ayrıca batıl olduğunu, dosyaya ibraz edilen
sözleşmede "Yayıncı hiçbir gerekçe göstermeden eseri basmayabilir veya
yayımlayabilir veya her zaman iş bu sözleşmeyi tek taraflı tazminatsız olarak
fesih edebilir. Bu gibi hallerde eser sahibi yayımcıdan herhangi bir hak
alacak tazminat talep edemez. Yayımcının diğer tüm hakları saklıdır,
yayımcının eseriyle ilgili bir değişiklik talep etmesi durumunda eser sahibi
söz konusu değişikliği bedelsiz olarak en fazla bir ay içerisinde
tamamlayacak ve eseri yayımcının adresinde yayıncıya teslim edecektir. Eserin
içeriğinde ekleme ve çıkarma yapmada eserin formatını veya ebatını
değiştirmekte yayımcı tek taraflı yetkili olup bu konularda işbu sözleşme
eser sahibinin yazılı izni anlamı taşımaktadır. Eser sahibi iş bu sözleşme
ile anılan eserlere ilişkin FSEK 14, 15 ve 16. maddelerinde tanımlanan manevi
hakları kullanma selahiyetinde FSEK’ın 19. maddesi kapsamında yayıncıya
bırakmıştır. Bu sözleşmede belirtilen maddelerden birinin geçersiz olması
sözleşmenin diğer maddelerinin de geçersiz olduğu anlamına gelmeyecek olup
Sözleşme diğer maddeler yönünden aynen geçerli olacaktır." hükümlerinin
bulunduğunu, belirtilen sözleşme hükümlerinin her birinin Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu’nun emredici hükümlerine aykırı olup sözleşmenin bu hükümler
yönünden de hükümsüz/geçersiz/batıl olduğunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
açısından “manevi haklar" hak olarak tanımlanmış olup münhasıran eser
sahibine ait olan ve devredilemez nitelikteki haklar olduğunu, manevi hak
devrine ilişkin düzenlemenin FSEK’e aykırı olduğunu, dava konusu 2006 tarihli
sözleşme yorumlanırken, FSEK 48/3 ve FSEK 52. maddeleri yorumlanırken
"butlan" hükümlerinin yanısıra, eser sahibi lehine yorum ilkesinin
de dikkate alınması gerektiğini, Savaş Bozbel'in görüşünün tersini savunan
birçok makale bulunduğunu, taahhüt sözleşmesi kendiliğinden tasarruf
sözleşmesine dönüşmeyeceğinden istinaf talebinin reddine karar verilmesini
talep etmiştir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK)
355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle
sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek
yapılmıştır. Dava, davacının, davalının yazılarından derlenen "..."
isimli derleme eserin mali hak sahibinin kendisi olduğundan bahisle, bu
hakkın ihlal edildiği gerekçesi ile eser sahibi davalıya ve baskısını yapan
firmaya karşı FSEK 68 ve 70. madde kapsamında açtığı maddi tazminat ile FSEK
ve MK hükümlerine göre manevi tazminat davasıdır. Davacı ve davalı yazar ...
arasında 25/07/2016 tarihinde telif sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin
geçerli olduğu, davalının
"..." ibareli eserinin tüm mali haklarının davacıda olduğu halde
eseri diğer davalı ... A.Ş.'ne yayınlattığı iddiasına dayalı tecavüzün men'i,
ref'i, ihtiyati tedbir kararı verilmesi, izinsiz basılıp çoğaltılan eserlerin
tespiti ile maddi zararın belirlenmesi, belirsiz alacak davası hükümlerine
göre fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile FSEK 68.maddesine göre
10.000 TL maddi ve FSEK 70/3.maddesine göre 1.000 TL maddi tazminatın davalı
yayınevinden, FSEK 70/3.maddesine göre hukuka aykırı olarak davalı yazar
tarafından elde edilen veya edilecek olan kâra karşılık 1.000 TL maddi
tazminatın davalı yazardan, FSEK ve MK hükümlerine göre 100.000 TL manevi
tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hükmün ilanına
ilişkindir. Davacı vekili 04/01/2019 tarihli talep arttırım dilekçesi ile
76.424,40-TL maddi tazminat talep etmiş, gerekli harcı yatırmıştır.
12/12/2018 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle: Davaya konu ‘‘..."
isimli kitabın FSEK 6.maddesi anlamında işlenme eser olduğu, davalı yazarın
davacı ile henüz sözleşmesi devam ederken ve hatta davaya konu kitapla ilgili
hazırlıklar yapılıp kitap yayınlanmaya hazır hale getirilme aşamasındayken
sözleşmeyi yok sayarak davalı yayınevi ile aynı kitap için sözleşme yapması
ve bu sözleşme doğrultusunda davalı yayınevinin kitabı basmasının davacının
yayın sözleşmesinden doğan haklarına aykırılık teşkil ettiği, davacının
25.474,80 TL' nin 3 katını FSEK 68. maddesi çerçevesinde talep edilebileceği,
davalı ... açısından FSEK 70. maddesi çerçevesinde elde edilen karın
25.474,80 TL, davalı yayıncı için ise 46.150 TL olabileceği, Yargıtay'a göre
hem FSEK 68. hem de FSEK 70.f.2 veya FSEK70.f.3. maddeleri kapsamında maddi
tazminat talep edildiğinde, talep edilen toplam bedelin anılan seçenekler
uyarınca istenebilecek “en çok bedel” ile sınırlı olduğu hususu dikkate
alındığında davacının talep edebileceği en yüksek tazminatın 25.474,80 x 3=
76,424,40 TL olarak FSEK 68. maddesi çerçevesindeki olabileceği, ancak
hükmedilen bedelin ferileriyle birlikte fiilen ödenmesi halinde Yargıtay’ın
yerleşik kararlan uyarınca taraflar arasında FSEK 68.f.4. maddesi kapsamında
bir sözleşmenin oluştuğu kabulü paralelinde, dava konusu kitabın kullanımının
yasal hale geleceği ve bu eserin davalı tarafından kullanılabileceği,
sözleşmeye aykırı davranışın manevi tazminat gerektirip gerektirmediğinin
takdirinin mahkemeye ait olduğu kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
13/06/2019 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda bilirkişi ...'ın özetle,
"davalı ...'ın davacı ile aralarındaki sözleşmeye aykırı davrandığı,
sözleşmeden doğan borcun davalıya yüklenebilecek bir nedenle imkansız hale
geldiği, davalı ...'ın davacı tarafın kitabın basımına ilişkin hazırlık
çalışmaları için yaptığı masraflardan ve kitabın yayımlanamaması sebebiyle
uğradığı kazanç kaybından ötürü sorumlu tutulabileceği, davalı ...'ın
sözleşmeye aykırı davranması sebebiyle teorik olarak davacı tarafın
kendisinden manevi tazminat talep edebileceği ancak davacı şirketin manevi
bir zararının oluşup oluşmadığının, zararın varlığı kabul edilirse tazminat
miktarının belirlenmesinin mahkemenin
takdirinde olduğu, diğer davalı ... Ticaret A.Ş.'nin haksız fiil veya
sözleşmeye aykırılık oluşturan bir eyleminin bulunmadığı, davacı tarafın FSEK
68. ve FSEK 70.maddeleri veya haksız rekabet hükümlerince kendisinden talepte
bulunamayacağı kanaatine varıldığını" bildirdiği, bilirkişi ...'ın
özetle "davalı yazarın sözleşmeyi fesh ihbarnamesi göndermediği, bu
nedenle de taahhüdün geçerli olduğu ve oluşturacağı yeni eserin haklarını da
başka bir yayınevine veremeyeceği, verdiği anda da sorumluluğun doğduğu,
davalı yayınevinin de hüsnüniyet sahibi dahi olsa, hakları devretmeyi
salahiyeti olmayan yazardan bu hakları aldığı için yazarla birlikte sorumlu
olduğu, davacının tazminat taleplerinde, maddi tazminat yönünden bir talep
yığılması olduğu, davalı yazar ve davalı yayınevinden ayrı ayrı karı
istediği, olayın tek olduğu, davalı yayınevinin 7100 adet kitap bastığının
anlaşıldığı, taahhüt sözleşmesinin 5 yıl geçerli olduğu, dolayısıyla bu 5
yılda en az davalı yayınevinin bastığı kitap miktarının % 50 fazlasını ya da
iki katı kitap basma imkânı olduğundan 10.650 veya 14.200 adet kitap
üzerinden hesaplama yapılması gerektiği, yayıncı karı 4625 olarak
varsayıldığında bunun da 69.225 TL veya 92.300 TL arası bir değere karşılık
geleceği kanaatine varıldığını" bildirdiği görülmüştür. 04/05/2021
tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle, "davaya konu “...” derleme
eser olduğu, bu eserin vücuda getirilmesinde faydalanılan özgün eserlerin
hakları saklı kalmak kaydıyla, bu eser üzerinde derleyen davalı ...'ın mali
ve manevi hakları söz konusu olduğu, bu hakların taahhüt işlemlerine konu
olabileceği, davacı ile davalı ... arasındaki 25.07.2016 tarihli Eser Sahibi
Telif Sözleşmesi incelendiğinde sözleşmenin lafzı vücuda getirilmemiş eserler
bakımından bir tasarruf muamelesi şeklinde olmakla birlikte FSEK
48/3.maddesinin buna cevaz vermediği göz önünde tutulduğunda tarafların
gerçek iradelerinin ortaya konulmasıyla FSEK 50.maddesi uyarınca sözleşmenin
yorumlanarak davacı yazarın mali hakların devrine ilişkin bir taahhütte
bulunduğu, davaya konu esere ilişkin taahhüt bir tasarruf muamelesine
dönüşmediğinden davacının bu esere ilişkin FSEK kapsamındaki mali hakları
devralmadığı, bu durumda davacı davaya konu eser bakımından mali haklara
tecavüz talepli FSEK 68 ve 70.maddeleri tazminat talep edemeyeceği,
25.07.2016 tarihli Eser Sahibi Telif Sözleşmesi açısından davaya konu esere
ilişkin mali hakların devrine ilişkin taahhüttün davalı ... tarafından bu
hakları halihazırda diğer davalı Destek Yapım'a devretmiş olması nedeniyle
imkansız hale geldiğinden sözleşmeye aykırılık gerçekleştiği, davacının bu
yünde davalı ...'a sözleşmeye aykırılık yönünden Borçlar Kanunu hükümlerine
göre talepte bulunabileceği, davacının davaya konu esere ilişkin mali hakları
devralması gerçekleşmediğinden davalı ... Yapıma yönelik bir talepte bulunamayacağı
kanaatine varıldığı" bildirilmiştir. Mahkemenin karar gerekçesinde;
"... davacının davaya konu eser bakımından mali haklara tecavüz talepli
FSEK 68 ve 70.maddelerine göre tazminat talep edemeyeceği, 25.07.2016 tarihli
"Eser Sahibi Telif Sözleşmesi" açısından davaya konu esere ilişkin
mali hakların devrine ilişkin taahhüttün davalı ... tarafından bu hakları
halihazırda diğer davalı şirkete devretmiş olması nedeniyle imkansız hale
geldiğinden sözleşmeye aykırılık gerçekleştiği, davacının bu yönde davalı
...'a sözleşmeye aykırılık yönünde Borçlar Kanunu hükümlerine göre talepte
bulunabileceği, davacının davaya konu esere ilişkin mali hakları devralması
gerçekleşmediğinden davalı şirkete yönelik bir talepte bulunamayacağının.."
açıklanarak sonuç olarak davanın reddine karar verilmişse de karar gerekçesi
ile hüküm arasında çelişki oluştuğu ayrıca davacının dava dilekçesinde,
ticari itibarı ve manevi haklarının zedelendiğini ileri sürerek FSEK ve MK
hükümlerine dayanarak manevi tazminat talebinde bulunduğu ancak karar
gerekçesinde manevi tazminata ilişkin herhangi bir gerekçeye yer verilmediği
ve hüküm kurulmadığı, ortada HMK 297. madde de düzenlendiği şekilde
denetlenebilir nitelikte bir karar bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin
istinaf isteminin kabulü ile sair hususlar incelenmeksizin kararın 6100
sayılı HMK'nın 353/1-a-4-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi
gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak davacı vekilinin istinaf isteminin
kabulü ile; 2- İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin
03/03/2022 tarih, 2021/104 E. 2022/17 K. sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın
353/1-a-4-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. 06/02/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi | K:2025/191E:2022/1268 | Herhangi
bir kaynaktan erişilebilen olaylara ilişkin bilgiler eser vasfı taşımaz | Davacılar
vekili dava dilekçesinde özetle; davalıların üstlendiği “...” isimli filme
hayatı konu edilmiş bulunan ... (...) ...'nın kızları ve mirasçılarının bahsi
geçen filme ilişkin olarak, haklarının ihlalinden doğan 55.000 TL manevi,
...'nın eseri olan “...” (Türkçe'ye ... olarak çevrilmiştir) romanının, umuma
iletim (FSEK m.14) ve eserin bütünlüğünü koruma (FSEK m.16) haklarının “...”
isimli filmde eserin işlenmesi suretiyle ihlal edilmesinden kaynaklanan
tecavüzlerin tespiti ile FSEK m.70 uyarınca müvekkillerinin uğradığı manevi
zararın karşılığı olarak 40.000 TL değerinde tazminata hükmedilmesini, 18
Ocak 2019 tarihinde vizyona giren “...” isimli sinema filminin konusunun ..
Savaşı yıllarında İngiliz Büyükelçiliği'nde çalışan ... (...) ...'nın hayatının
önemli bir dönemine ait bir hikaye olduğunu, davalıların filmin çekim
aşamasında mirasçıların sahip olduğu ... (...) ...'nın kendi eseri olan “...”
nun (...) eserden doğan mali ve manevi haklarını göz ardı ederek,
mirasçılarının muvafakati olmadan ...'nın ismini ve hayatının aynen
kullanıldığı filmi umuma arz ederek mirasçıların kişilik haklarına tecavüz
ettiğini, ... filminde ...'ya ilişkin
gerçeklerin çarpıtılmış olduğunu, gerçekte var olmayan duygusal ilişkilerin
ön plana çıkartılmaya çalışıldığını, müvekkillerinin babaları ...'nın hayat
hikayesinin tüm detaylarıyla kendilerinin hiçbir şekilde bilgi ve rızasına
başvurulmaksızın filme konu edilmek suretiyle başkalarına aktarılması ve
hatırası üzerine ticari bir kazanç elde edilmeye çalışılmasından dolayı
üzüntü ve rahatsızlık duyduklarını, “...” isimli eserin işlenmek suretiyle
“...” adıyla film haline getirilmiş olduğunu, ... filminin başından itibaren
süregelen ... ve ... (İngiliz Büyükelçisi) arasındaki diyaloglar, İngiliz
Büyükelçisinin ...'dan memnun olması, karşılıklı yaptıkları sohbetler, ...
arasındaki ilişkiye dair küçük ayrıntıların söz konusu kitaptan aynen
alındığını, ...'nın toz silme hareketi, arabayla takip sahnesi, ... ile
...'in arabada buluşmaları, ...'nın bu buluşmada arka koltukta saklanması,
...'nın ... banyo yaparken anahtarının bir kopyasını çıkarıp arkadaşlarına
kopyasını yaptırtması, ...'nın ...'in banyosunu hazırladığı sahneler gibi bir
çok sahnenin söz konusu kitaptan başka bir kaynaktan alıntılanamayacağının
sabit olduğunu, film ve kitap arasındaki benzerliklerin bunlarla sınırlı
olmadığını, her iki eser karşılaştırıldığında ve olayların gelişimi, kurgusu,
anlatımı, geçtiği sosyal fiziki ve coğrafi çevrenin tamamen aynı olduğu ve
romanın esaslı unsurlarının işlenmiş olmasının büyük oranda intihal olduğunu,
dolayısıyla filmin söz konusu kitaptan istifade edilerek meydana
getirildiğini, bir eserden, onu işlemek suretiyle faydalanma hakkının da
münhasır eser sahibine ait olduğunu, eser sahibinin mali hakları dolayısıyla,
üçüncü kişiler eser sahibinin izni olmadan eserden ekonomik gelir elde
edemeyeceklerini, filmin davalılar tarafından çoğaltılmış, yayılmış ve umuma
iletilmiş, olduğunu, bundan dolayı da müvekkil mirasçıların mali haklarının
ağır şekilde ihlal edilmiş olduğunu, aynı zamanda “...” (...) eserinin
bütünlüğünün bozularak kitaptaki karekterler ve olaylar çoğunlukla aynı
olmasına rağmen adeta kitaptan alıntı yapılmadığı edası yaratılmak
istenilerek olay örgüsünden yoksun, gerçeklerden sapmış bir eserin meydana
getirildiğini, eser sahiplerinin manevi haklarından “eserin bütünlüğünü
koruma hakkı"nın ihlal edildiğini,
FSEK 69.madde kapsamında tecavüzün men'ine de karar verilmesini talep ve dava
etmişlerdir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu filmin ...
(...) ...'nın otobiyografisi veya biyografisi olmadığını, kurguya dayalı
özgün bir hikayeden senaryolaştırıldığını, davacıların babaları ...'nın hayat
hikayesinin tüm detaylarıyla kendilerine hiçbir bilgi ve rızasına
başvurulmadan filme konu edilmesi suretiyle başkalarına aktarılmasının
kişilik haklarına ağır şekilde ihlali niteliğindeki iddialarına, ...'nın
kişilik haklarının ölümüyle sona erdiğini ve davacıların iddia ettiği gibi
bir kişilik hakkı ihlalinin mümkün olmadığını, yazılı ve görsel bir çok
kaynakta ...'nın hayatı, casusluk faaliyetleri, MİT ile ilişkisinin
anlatıldığı, bu açıdan kamuya mal olduğu, münferit bazı olaylardan bağımsız,
toplum içindeki yeri, gerçekleştirdiği faaliyetleri nedeniyle toplum ilgisini
çeken ...'nın kişilik haklarının korunmasının sıradan kişilere göre daha dar
kapsamda yorumlanması gerektiğini, ...'nın 1964 yılında “...” isimli
otobiyografik kitabı yazarak kendi rızasıyla bu anılarını kamunun bilgisine
sunmuş olduğunu ve kamunun önünde olmayı kendi iradesiyle tercih etmiş
olduğunu, filmin senaryosunu
oluştururken farklı bir çok kaynaktan faydalandıklarını, görsel ve yazılı
basında hakkındaki kişiliği ile ilgili yer alan olumsuz bir çok habere rağmen
...'nın söz konusu filmde adeta kahramanlaştırıldığını, ne maddi ne de manevi
bir zararının bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince
davanın reddine karar verilmiştir Davacılar vekili tarafından süresinde
istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacılar vekili istinaf dilekçesinde
özetle; mahkemenin ... hakkında
başkaca kaynakların varlığını gerekçe göstererek FSEK çerçevesinde herhangi
bir hak ihlalinin söz konusu olmadığı yönündeki değerlendirmesinin hatalı olduğunu, kitap ve film arasında ayniyet ve
sıkı benzerlik olan bölümler ve unsurlar bulunduğunu, bu detaylara başkaca
hiçbir kaynaktan erişilmesinin mümkün olmadığını, kitabın otobiyografik bir eser olduğunu ve
özellikle bu türden detaylar bakımından yegane kaynak olduğunu, "..." filminin başından itibaren
süregelen ... ve ... (İngiliz büyükelçisi) arasındaki diyaloglar,
aralarındaki ilişkiye dair küçük
ayrıntılar (Baznanın ... için aryalar söylemesi), ... nın ... banyo yaparken
anahtarın bir kopyasını çıkarıp arkadaşlarına kopyasını yaptırması, ... banyosunu hazrladığı sahneler ve benzeri
birçok sahnenin kitaptan olduğu gibi
alıntılandığını, ...'nın bilinir bir
kişi olmadığını, "kamuya mal
olmuş kişi" kavramı üzerinden ezber bir sonuca gidildiğini, manevi
tazminat taleplerinin reddinin de yerinde olmadığını, müvekkillerinin,
babaları ... Baznanın hayat hikayesinin tüm detaylarıyla kendilerinin hiçbir
şekilde bilgi ve rızasına başvurulmaksızın, filme konu edilmek suretiyle
başkalarına aktarılması ve hatırası üzerinden ticari bir kazanç elde edilmeye
çalışılmasından dolayı derin bir üzüntü ve rahatsızlık duyduklarını,
davalıların ...'nın hayat hikayesini, eserini de intihal etmek suretiyle,
filme konu ederek salt ticari kazanç elde etmeyi amaçladığını, üstün
nitelikte bir özel veya kamusal yararın varlığı kabul edilemeyeceğinden ve
kişilik haklarının ihlali söz konusu olduğundan istinaf isteminin kabulü ile
mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep
etmiştir. Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; dosyada alınan
2 adet bilirkişi heyet raporuyla da davanın reddi gerektiğini, davacıların
istinaf taleplerinin yersiz ve gerçeğe aykırı olduğunu, davacıların murisinin
yazarı olduğu kitaptan bir intihalin olmadığını, davacılar murisinin kişilik
haklarına saldırı mahiyetinde o kişiyi küçük düşürücü bir unsurun da filmde
bulunmadığını, dava konusu sinema filminin ... (...) ...’nın otobiyografisi
ve/veya biyografisi olmadığını, dava konusu sinema filminin kurguya dayalı ve
özgün bir hikayeden yola çıkarak senaryolaştırılan bir film olduğunu,
davacıların iddialarının aksine müvekkillerinin “...” kitabından herhangi bir
uyarlama yapmadıklarını, kamuya bizzat kişinin kendisi tarafından sunulan ve
herhangi bir arama motorunda adı yazıldığı zaman herkesin kolaylıkla
ulaşabildiği detaylardan ilham alarak senaryo ortaya çıkardıklarını,
müvekkillerinin kamuyla paylaşılmış ve hemen hemen her yerde yer alan
bilgilerden, daha önce basılmış kitap ve başkaca sinema filmlerinden
faydalanarak ve bizzat dava konusu senaryonun geçtiği dönemde yaşamış ve her
olaya şahit olmuş bir elçilik görevlisinin kendi anılarını kullanarak bir
senaryo kaleme aldıklarını, ... müvekkillerinin filmi ile
kahramanlaştırıldığını beyanla davacıların istinaf isteminin reddine karar
verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesince yapılan incelemede, “Dava,
FSEK kapsamında eserden kaynaklı mali ve manevi hakların ihlali nedeniyle, tecavüzün tespiti,
meni, maddi ve manevi tazminat
istemine ilişkindir. Davacılar vekili,
davacıların ... "..." ...'nın çocukları olduğunu,
"..." ibareli filmde davacıların babası ... "..." ...'nın
hayatının izinsiz olarak filme konu
edildiğini , ... (...) ...'nın kendi
eseri olan “...” nun (...) eserden doğan mali ve manevi haklarını göz ardı
ederek, umuma arz (FSEK m.14) ve eserin bütünlüğünü koruma (FSEK m.16)
haklarının “...” isimli filmde eserin işlenmesi suretiyle ihlal edilmesinden
kaynaklanan tecavüzlerin tespiti ile mirasçılarının muvafakati olmadan ...
...'nın isminin ve hayatının aynen kullanıldığı filmi umuma arz ederek
mirasçıların kişilik haklarına tecavüz ettiğini, davacıların kişilik haklarının ihlalinden kaynaklı
55.000 TL manevi tazminatın davacılara ödenmesi, FSEK 70.maddesi kapsamında
manevi haklardan umuma arz hakkı olan haklardan kaynaklı (FSEK 14 ve FSEK
16.maddelerinin ihlali nedeniyle) 40.000 TL manevi zararın davalılardan
tahsili, FSEK 68.madde kapsamında davacılardan izin alınmadığından dolayı
(FSEK 21, 22, 23 ve 25.maddelerinin ihlali kapsamında) şimdilik 5.000 TL
bedelin bilirkişi marifetiyle tespit edilecek 3 katının davalılardan tahsili,
FSEK 69.madde kapsamında tecavüzün men'ine karar verilmesini talep etmiştir. 09/09/2021 tarihli
bilirkişi heyet raporunda; "Davaya konu ... isimli kitap incelendiğinde
kitabın ... isimli casusun hayatına ilişkin otobiyografik bir kitap olup
yaşanmışlıkların aktarımı örgüsü ile kendine ait üslubu barındıran hususiyet
taşıyan bir metin olmakla FSEK 2/1 anlamında dil ve yazı ile ifade olunan
ilim ve edebiyat eseri olduğu, ...'nın davaya konu kitabın FSEK 11'deki
karine çerçevesinde eser sahibi olduğu, ... isimli kitap ile ... isimli
sinema filmi arasında izinsiz işlenme, intihal durumunun bulunmadığı, ...
isimli casus ile ilgili başka eserlerin ve haberlerin söz konusu olması
nedeniyle, bu tarihi kişilik hakkında davalılarca kurgusal bir sinema
filminin yapıldığı bu çerçevede de FSEK anlamında herhangi bir hak ihlalinin
söz konusu olmadığı, ... isimli
kişinin kendisi hakkında hayat hikayesini yazması, kitaba dönüştürmesi, bu
kişilik hakkında başkaca kitapların yazılması ve hayatının toplumu
ilgilendiren yönü ve davaya konu sinema filminde kişilik hakkını zedeleyeci
hususların da söz konusu olmadığı dikkate alındığında kişilik hakkı ihlalinin
de söz konusu olmadığı" bildirilmiştir.
07/03/2022 tarihli bilirkişi heyet
raporunda; "Davacılar murisi ... tarafından kaleme alınan
..."nun (...) isimli kitabın FSEK m.2 kapsamında eser mahiyetinde
olduğu, davacıların hak sahibi olduğu
eserle davalılar tarafından yapımcılığı gerçekleştirilen ... isimli sinema
filminde intihal eyleminin söz konusu olmadığı, davacılar murisinin kişilik
haklarına saldırı mahiyetinde o kişiyi küçük düşürücü bir unsurun da filmde
bulunmadığı" bildirilmiştir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
uyarınca, bir eser korumasından yararlanabilmek için ortaya çıkan eserin
mutlaka Kanun’da sayılan eser türlerinden birine girmesi gerektiği gibi,
ortaya çıkan eserlerde ise korunan unsur, eserin arkasındaki duygu ve
düşüncenin ifade ediliş şeklidir. Herhangi bir ifadenin eser kapsamında
korunabilmesi için de eserin tümü ya da koruma talep edilen parçasının FSEK
m. 1/B-a uyarınca sahibinin hususiyetini taşıması gerekmektedir. Bu meyanda,
bilimsel gerçeklikler, tarihi olgular
( olaylar ), tüm insanlığa ait
matematiksel kavramlar, formüller, telif korumasında olmayan
yöntemler, kimsenin tekelinde
olmadığından telif hakkı koruması kapsamında değildir. Aşağıdaki yargıtay
ilamında, ... olarak bilinen tarihi
olay hakkında davacıya ait
tarih kitabından, davalı tarafından kaleme alınan struma isimli romandan
intihal yapıldığı iddiası değerlendirilmiş olup, "Somut olayda, davalı
tarafça yayınlanan ... isimle eserin %14’lük kısmında, davacı tarafından daha
önce yayınlanan çeşitli eserlerden doğrudan veya mealen izinsiz iktibas
yoluyla intihal yapıldığı bilirkişi raporlarında zikredilmiş ise de, yukarıda
belirtilen ilkeler doğrultusunda, alıntı yapıldığı söylenen noktaların,
herkesin kullanımına açık olan tarihi ve maddi vakıalara dair bilgiler olup
olmadığı, söz konusu bilgilere birçok kaynaktan ulaşılıp ulaşılamayacağı,
alıntı yapıldığı söylenen kısımlar yönünden, tarihi ve maddi vakıalar
dışında, FSEK 1/B-a kapsamında sahibinin hususiyetini yansıtan ve bir eser
türü olarak korunan ifadelerin bulunup bulunmadığı tartışılmaksızın intihal
suretiyle davacı tarafın çoğaltma ve yayma haklarının ihlal edildiği
düşüncesinden hareketle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış
ve hükmün davalılar yararına bozulmasını gerektirmiştir."(Yargıtay 11.
Hukuk Dairesi E. 2016/9284 K. 2017/4126 T. 17.7.2017). Dosya kapsamına göre,
iki farklı bilirkişi heyetinden alınan ve birbirini teyit eden bilirkişi
raporları ile davacılar murisine ait kitap ve ihlal oluşturduğu ileri sürülen
sinema filmi ayrıntılı şekilde incelenip
karşılaştırılması sonucu tespit edildiği üzere, ... isimli kitabın
davacıların murisi olan ... isimli
kişinin hayatına ilişkin, kurgusu olmayan, yazarın hayatını kronolojik olarak
anlattığı otobiyografik bir kitap olduğu, ihlal oluşturduğu ileri
sürülen ... isimli filmin ise kurgusal
bir eser olduğu, filmin girişinde; “Bu film tarihi karakterler ve olaylardan
ilham alınarak kurgulanmıştır" yazdığı,
tarihi bir kişilik olan davacılar murisi hakkındaki bilgilere bir çok
kaynaktan ulaşılabildiği, hakkında başkaca kitap ve film yapımı da olduğu,
film senaryosunun özgün bir hikayeden oluşabileceği gibi, yaşanmış tarihi bir
olaydan, olgudan veya şahıstan v.b. esinlenilerek yazılabileceği, ...
filminin başında belirtildiği gibi tarihi karakter ve olaylardan esinlenerek
2. Dünya Savaşı yıllarında Ankara’da İngiltere Büyükelçisinin özel hizmetlisi
olan ... ...’nın casusluk hikayesini konu aldığı, film ve kitap arasında
birçok benzerlik olduğu kadar önemli farklılıkların da söz konusu
olduğu, ... (...) ...’nın hayatının
bir kesiti alınarak, tarihi olaylar ve kişiler yeni bir kurguyla
anlatıldığından bu benzerliklerin olmasının olağan olduğu, kitap ile film
arasında izinsiz işlenme, intihal durumunun bulunmadığı, FSEK anlamında
herhangi bir hak ihlalinin söz konusu olmadığı, filmin konusu olan kişinin
tarihi bir kişilik olması, hakkında
çokça haber ve başkaca eserler bulunması ve kendisinin de hayatını kaleme
almış olması nazara alındığında aynı konuda film yapılması noktasında
mirasçılarından izin alınmasının gerekmediği, filmin içeriğinde kişilik haklarını zedeleyici bir unsuru
barındırmayıp kişilik hakkı ihlalinin
de söz konusu olmadığı anlaşıldığından davanın reddi kararının dosya
kapsamındaki delillere ve hukuka uygun olduğu sonuç ve kanaatine
varıldığından istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacılar vekilinin
istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar
verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır. 30/01/2025 |
| Ankara Bölge
Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi | K:2025/144E:2024/2468 | Teknik
fotoğrafların eser niteliği (FSEK m.2/b.3)-Kümülatif koruma | Asıl
davada davacı vekili, müvekkiline ait 2014/03916 sayılı tescilli
tasarımın davalılarca taklit edilerek,
çeşitli internet sitelerinde satışa sunulduğunun Ankara 4 FSHHM'nin 2020/30
D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiğini,
davalıların bu eylemenin müvekkilinin tasarım haklarına tecavüz
oluşturduğunu, ayrıca müvekkilinin tasarımına ait ürünün tanıtımı ve reklamı
amacıyla özel fotoğraf teknikleriyle çekilen ve müvekkiline ait web sitesinde
yayınlanan fotoğrafları da izinsiz olarak kullandıklarını, davalıların bu
eyleminin eser sahipliğinden kaynaklan haklarını ihlal ettiği gibi aynı
zamanda haksız rekabet de oluşturduğunu ileri sürerek, tasarıma tecavüzün
tespitine, tecavüz teşkil eden eylemlerin men ve ref'ine, davalı eylemlerinin
ayrıca 5846 s. Kanun uyarınca da eser sahipliğinden doğan mali ve manevi
haklara tecavüz ve TTK hükümleri uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğinin
tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1000 TL
maddi, 50.000 TL manevi tazminatın tahsiline ve hükmün ilanına karar
verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalılar vekili,
müvekkillerinden ... Otomotiv... Ltd Şti'nin otomotiv sektöründe 30 yıla
yakın bir tecrübe ve birikime sahip olduğunu, diğer müvekkilinin de 2011
yılında ... Otomotiv....Ltd Şti firmasının kurucuları tarafından kurulduğunu,
müvekkilinin ürünlerinin “...” veya “...” markası altında satışa sunulduğunu,
“...” markasının 96/002073 sayı ile marka tescilli olduğunu ve tanınan bir
marka olduğunu, 30 yıllık birikime sahip müvekkilinin 6-7 yıldır faaliyet
gösteren firmanın tasarımını kullanma ya da organik bağ yaratma gibi bir
çabasının olmadığını, davacının davaya dayanak gösterdiği ve internet
sitesinde teşhir ettiği resmin/görselin orijinal olmadığını, anonim olduğunu,
davacının tasarımına ait ürünün görsel resmi olmadığını, davacının buna
dayanarak hak talep edemeyeceğini, söz konusu fotoğrafın orijinal olduğu
kabul edilse dahi FSEK anlamında eser olarak kabul edilemeyeceğini savunarak
asıl davanın reddini, karşı davada ise asıl davada davacının 2014/ 03916
sayılı tasarımının kanuni anlamda tasarım şartlarını taşımadığını, yenilik ve
ayırt edicilik özelliklerinden yoksun olduğunu, davacının tasarımının tescil
tarihinden önce farklı ülkelerde üretildiğini ve satışının yapıldığını, bu
nedenle hükümsüz kılınması gerektiğini ileri sürerek, 2014 03916 sayılı
tasarımın hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Asıl davada
davacı karşı davada davalı vekili, müvekkiline ait dava konusu tasarımın yeni
ve ayırt edici olduğunu savunarak, karşı davanın reddini istemiştir. İlk
derece mahkemesince, asıl davada davacıya ait olan ve karşı davanın konusunu
oluşturan 2014/03916 sayılı tasarımın
aynısının 05/05/2012 tarihinde
https://www.... web sitesinde satışının yapıldığı, bu nedenle yenilik vasfını
taşımadığından hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, hükümsüzlük kararı geriye
etkili sonuç doğuracağından asıl davadaki anılan tasarıma dayalı olarak
tasarımın tecavüzü ve haksız rekabete dayalı istemlerinin reddinin gerektiği,
asıl davada davacının ürün görseli
olarak nitelendirdiği fotoğrafların FSEK kapsamında eser niteliği
bulunmadığı, bu nedenle davacının eser sahipliğine dayalı iddialarının da
yerinde olmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile
dava konusu 2014/03916 sayılı tasarımın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkin
edilmesine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl davada
davacı karşı davada davalı vekili, karşı dava yönünden alınan bilirkişi
raporunun eksik incelemeye dayalı olduğunu ve tasarım hukuku ile bağdaşmayan
tespitler içerdiğini, bu nedenle hükme dayanak yapılmasının hukuka ve yasaya
aykırı olduğunu, bahsi geçen bilirkişi raporuna karşı itirazlarının
karşılanması için alınan ek raporda itirazlarının karşılanmadığını,
müvekkilinin tasarımı ile mesnet alınan tasarımın farklı olduklarını, diğer
taraftan davalıların müvekkilinin
tasarımına ait ürünün tanıtımı ve reklamı amacıyla özel fotoğraf
teknikleriyle çekilme ve müvekkiline ait web sitesinde yayınlanan
fotoğrafları da izinsiz olarak kullandıklarını, bu eylemin haksız rekabet
oluşturduğunu, bu hususun mahkemece dikkate alınmadığını ileri sürerek, ilk
derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar
verilmesini istemiştir. İstinaf mahkemesince yapılan incelemede, somut olayda
asıl davada davacı vekili diğer iddialarının yanında, müvekkilinin tasarımına
ait ürünün tanıtımı ve reklamı amacıyla özel fotoğraf teknikleriyle çekilen
ve müvekkiline ait web sitesinde yayınlanan fotoğrafların davalılar
tarafından izinsiz olarak
kullanıldığını, bu eylemin haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürmesine
rağmen mahkemece asıl davada davacı vekilinin bu iddiası yönünden herhangi
bir delil toplanmadığı gibi olumlu-olumsuz bir değerlendirme de
yapılmamıştır. Mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında da,
davacının bu iddiası yönünden bir inceleme yapılmamıştır. Oysa HMK'nın 297/2.
maddesi uyarınca, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında hüküm
kurulması gerekli olup, mahkemece asıl davada davacının yukarıda bahsi geçen
haksız rekabet iddiası yönünden bir karar verilmemesi doğru olmamıştır. Her
ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda
maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas
hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber,
kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına
ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise
düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda asıl
davada davacının, müvekkiline ait ürünün tanıtımı içim özel fotoğraf
teknikleriyle çekilen ve kendi web sitesinde yayınlanan fotoğrafların
davalılarca izinsiz olarak kullanılmasının haksız rekabet oluşturduğu iddiası
yönünden olumlu ve olumsuz bir karar verilmemesi nedeniyle, ortada hukuki ve
maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle,
yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınarak yeni bir karar verilmesi için HMK'nın
353/1-a-6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesine ait kararın esası
incelenmeden kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine
karar verilmiştir.29/01/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2025/100 E:2024/1771 | Tecavüzün
meni (FSEK m.69)-İhtiyati tedbir ve yaklaşık ispat (m.77)-Eser sahibinin
ölümünden sonra manevi hakları kullanabilecek kimseler (m.19) | Davacılar
vekilleri ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde; muris ...'in
müvekkillerini mirasçısı olarak naspettiğini, muris ...'in manevi hatırasını
korumasının müvekkili vakıfların yasal hakkı olduğunu, davalıların merhum
...'in hayatını filme çekeceği ve fragmanını 29/09/2023 tarihinde
yayınlayacaklarını şifahen öğrendiklerini, davalılar tarafından konu ile
ilgili müvekkili vakıflardan herhangi bir izin alınmadığını, müvekkillerinin
5846 sayılı FSEK'ten doğan haklarının ihlali tehlikesi ile karşı karşıya
kaldığını belirterek, davalılar tarafından murisin hayatının anlatıldığı
iddia edilen filmin, fragmanının/teaserının/tanıtımın afiş, ses ve videoların
sosyal medya, dijital, görsel, basılı vb. her türlü ortamda yayınlanmasının,
çoğaltılmasının, işlenmesinin, umuma iletilmesinin ve haberinin yapılmasının
ihtiyati tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...
Ltd. Şti vekilinin cevap dilekçesinde; ... hakkında öz yeğeni ... tarafından
yazılan ve basılarak dağıtılan "..." isimli kitabın işleme
haklarının diğer davalı ... Ltd. Şti. tarafından devir alındığını, sinema
filmi haline getirilmesi için çalışmalara başlandığını, bu aşamada davacı
kurumların ...'in vasiyetname ile atanmış
mirasçıları olduğunu, müteveffanın fikri haklara konu olabilecek eserlerine
ilişkin her türlü hakların ise ... Pazarlama ve Ticaret A.Ş.’de olduğunu,
TMK'daki miras hükümlerine göre, gerçek kişilerin ölümü ile kişilik
haklarının sona erdiğini, yasal mirasçıların müteveffanın kişilik haklarına
karşı yapılacak saldırıları önlemek için dava açma hakkı olduğunu, ancak atanmış mirasçılara böyle
bir hak tanınmadığını, müvekkilinin ...'in eserlerinin de filmde kullanılması
için vakıflara başvurduğunu, müteveffanın eserleri ilgili tüm yetkinin ...
A.Ş.’ye devir edilmiş olduğunun yazılı olarak bildirildiğini, bu aşamada
senaryo hazırlıklarına başlandığını ve ...’in kitabının ismi ile bir teaser
çekildiğini, teaserda toplam iki kadın ve bir çocuk oyuncu kullanıldığını,
...’in herhangi bir eserinin icra edilmediğini, ...’i andıran bir görüntünün
bile yer almadığını savunarak, öncelikle ihtiyati tedbir talebinin reddine,
davacıların müteveffa ... tarafından sadece menkul ve gayrimenkulleri
açısından mirasçı atandığı dikkate alınarak, böyle bir dava açma hakları
olmadığından davanın husumet yönünden reddine, ortada henüz bir senaryo bile
yokken bir filimin yapılması, film yapılacağının duyurulmasının yasaklanması
gibi hususlarda karar vermek mümkün olmadığından, davanın esas yönünden de
reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı yana yüklenmesine
karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin
cevap dilekçesinde; davacının huzurdaki davayı açmasında hukuki yararının
olmadığını, eserin, fikir ve sanat eserleri hukukunun temelini oluşturan ve
FSEK ile korunması amaçlanan esas kavram olup, manevi ve mali hakların
konusunu oluşturduğunu, eser olmazsa eser üzerindeki manevi ve mali
haklardan, dolayısıyla bu hakların miras yoluyla geçişinden
bahsedilemeyeceğini, FSEK'in 48. maddesi hükmü uyarınca eser üzerindeki
haklara ilişkin bir tasarruf muamelesi olan devrin gerçekleşmesi için eserin
meydana getirilmiş olması gerektiğini,
FSEK kapsamında bir eserin sahibinin onu vücuda getiren kişi olduğunu,
huzurdaki dosyada ise talep konusu merhum ...'in eserleri olmadığını, yazarı
...'in kuzeni ... olan ve merhum ...'in hayatının anlatıldığı "..."
isimli kitaptan uyarlanması planlanan sinema eseri olduğunu, sanatçı kimliği
ile kamuya mal olan merhumun yazılı ve görsel basında, dijital ortamda,
sosyal medyada, sayısız kaynakta
hayatı, anıları, biyografisi, fotoğrafları, videolarının vs. yer aldığını,
zaten kamunun bilgisinde olan ve herkesçe bilinir hale gelmiş hususların
korunması yükümlülüğünün de müvekkiline yükletilmesinin mümkün olmadığını,
davacı vakıfların merhum ...'in manevi hatırası ile manevi tüm haklarının
korunmasının yasal hakları olduğunu iddia etmişlerse de, kişinin hayat
hikayesi miras konusu olamayacağından davacı vakıfların herhangi bir hak
sahibi olmadığını, davacı vakıfların
vasiyet alacaklısı olduğunu gösteren İstanbul 1. SHM'nin 1996/291 vasiyet
numaralı 03/08/1999 tarihli mirasçılık belgesi uyarınca, mirasçıların
yalnızca menkul ve gayrimenkul mallara ilişkin tasarrufta bulunacaklarının
düzenlendiğini, müvekkili ... Yapımevi'nin
"..." isimli kitabın eser sahibi olan merhumun kuzeni
...'den bu edebi eserin mali haklarını usulüne uygun şekilde devraldığını
savunarak, husumet itirazlarının kabulüne, davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle
usulden reddine, davacıların ihtiyati tedbir talebinin reddine, mahkeme aksi
kanaatte ise haksız ve hukuka aykırı davanın esastan reddine, yargılama
giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini
talep etmiştir. İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin
07/10/2024 tarihli 2023/174 E. sayılı
kararıyla; "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde,
davacılar vekilince sunulan dava dilekçesinde davacıların vefat eden sanatçı
...'in mirasçısı olduklarının, davalıların vefat eden sanatçı ...'in
hayatının konu edildiği film yapacaklarının, buna ilişkin film fragmanı
yaptıklarının, bu fragmanı 29/09/2023 tarihinde yayınlayacaklarının davacılar
tarafından şifahen öğrenildiği, davacıların vefat eden sanatçı ...'in atanmış
mirasçıları olmakla, Fikri ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında sanatçının
mali ve manevi hakları yönünden hak sahibi olduklarının, davalıların
mirasçıları olarak davacılardan izin almadığının beyan edilerek Fikri ve
Sanat Eserleri Kanunu kapsamında sanatçının mali ve manevi hakları yönünden
tecavüzün meni talepli bu davanın açıldığı, dava dilekçesinde ihtiyati tedbir
talebinde bulunulduğu, mahkememizin 28/09/2023 tarihli tensip zaptında
ihtiyati tedbir talebinin yazılan müzekkere cevapları geldikten ve dilekçeler
aşaması tamamlandıktan sonra değerlendirilmesine karar verildiği, davacılar
vekillerince sunulan 01/10/2023 tarihli dilekçede davanın niteliğine ve
ihtiyati tedbir kavramına uygun olmadığı beyan edilerek mahkememiz tensip
zaptındaki tedbir talebinin yazılan
müzekkere cevapları geldikten ve dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra
değerlendirilmesine ilişkin ara karardan dönülerek ihtiyati tedbir taleplerinin
değerlendirilmesinin talep edildiği, davacılar vekillerinin ihtiyati tedbir
taleplerinin 04/10/2023 tarihli ara karar ile değerlendirildiği, bu tarihli
ara karar ile ara kararda belirtilen nedenlerle tedbir taleplerinin reddine
karar verildiği, bu red kararına karşı davacılar tarafından yasal süresi
içerisinde istinaf yasa yoluna başvurulmadığı, davacılar vekillerince yeniden
tedbir talebinde bulunulduğu, tedbir talebinin bilirkişi raporu alındıktan
sonra değerlendirilmesine karar verildiği, davalı tarafça çekilmesi planlanan
filme ilişkin senaryonun ve fragmanın sunulduğu, dosya içerisine sunulan
deliller kapsamında bilirkişi heyetinden rapor alındığı, 16/09/2024 tarihli
raporun dosyaya sunulduğu, raporda film senaryosu, fragman ve diğer deliller
incelenerek film fragmanında vefat eden sanatçı ...'in eser sahibi veya
icracı olduğu herhangi bir eser veya icraya, vefat eden sanatçı ...'in özel
hayatı, şeref ve haysiyet ve kişilik haklarını zedeleyen herhangi bir duruma
rastlanmadığının tespit edildiğinin belirtildiği, alınan rapor ve dosya
içerisinde deliller kapsamında vefat eden sanatçının Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu kapsamında eserleri, icraları, mali ve manevi hakları yönünden tecavüz
veya ihlalin bulunduğu iddiaları yönünden bu aşamada yaklaşık ispat koşulunun
sağlanamadığı..." gerekçesiyle
tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. İhtiyati tedbir talep eden TSK
Mehmetçik Vakfı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; çekilen
teaser ile müvekkilinin haklarına tecavüz edildiğini, filmin teaserin de
...'in "..." isimli eserinin çaldığının ve videonun girişinde
davacı vakıfların amblemlerinin yer aldığının görüleceğini, bu durumun
müvekkilinin zararına neden olacağını, incelenen senaryoda murisin
"..." konseri ve "..." filminin yer aldığını, bunun
aksine senaryoda ...'in eser sahibi
veya icracı olduğu hiçbir esere rastlanmadığına dair bilirkişi raporunun hatalı
olduğunu, bu nedenle hatalı rapora dayanılarak verilen kararın da hukuka
aykırı olduğunu, yaklaşık ispat ve tedbir kararı verilmesi için gerekli
şartların mevcut olduğunu, bilirkişi raporunda kamuya mal olmuş kişilerin
hayatının, izinsiz filme alınmasının hukuka aykırı olmadığına dair tespitin
de hatalı olduğunu, murisin hayat hikayesinin kişilik hakkı niteliğinde olup,
bu hakkın atanmış mirasçı olarak davacı vakıflara intikal ettiğini, bu konuda
İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 25/04/2019 tarihli,
2015/164 Esas, 2019/154 Karar sayılı örnek kararının mevcut olduğunu, davalı
şirketlerin ... Tic. A.Ş. ile görüşmelere devam ederken teaserin
yayınlanmasının kötüniyetlerini gösterdiğini, ...'e ait kitabın filme
çekileceğine dair davalı savunmalarının da doğru olmadığını, bilirkişi raporu
ile kitabın uyarlanabilecek bir biyografik eser olmadığının tespit edildiğini
beyan ederek, istinaf başvurularının kabulüne, İstanbul 4. Fikri ve Sınai
Haklar Mahkemesi'nin 2023/174 Esas sayılı dosyasında vermiş olduğu 07/10/2023
tarihli ara kararın kaldırılmasına, davalılar tarafından murisin hayatının
anlatılığı iddia edilen filmin fragmanının 29.09.2023 tarihinde
yayınlanacağının beyan edilmesi nedeniyle işbu film
fragmanının/teaserının/tanıtımın afiş, ses ve videoaların sosyal medya,
dijital, görsel, basılı vb. her türlü ortamda yayınlanması, çoğaltılmasının,
işlenmesi, umuma iletilmesinin ve haberinin yapılmasının ihtiyati tedbiren
durdurulmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine
bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili dosyaya
sunduğu 04/11/2024 tarihli istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki
beyanlarını tekrarla, ... Vakfı'nın istinaf dilekçesine ilişkin beyanlarını
sunduklarını, istinaf nedenlerine bir itirazlarının olmadığını, eksik ve hatalı incelemeye haiz bilirkişi
raporuna itiraz sürelerinin dolması beklenmeksizin hükme esas alınması mümkün
olmayan işbu rapor dayanak alınmak suretiyle verilen 07.10.2024 tarihli ara
kararının kaldırılarak ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar
verilmesini, ... Vakfı'nın istinaf dilekçesi doğrultusunda ve HMK'nun 348.
maddesi gereği katılma yoluyla eksik ve hatalı incelemeye haiz bilirkişi
raporuna itiraz sürelerinin dolması beklenmeksizin hükme esas alınması mümkün
olmayan işbu rapor dayanak alınmak suretiyle verilen 07.10.2024 tarihli ara
kararının kaldırılarak ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar
verilmesini talep etmiştir. İstinaf Mahkemesince dosya incelendiğinde davacı
... vekiline ihtiyati tedbir talebinin reddedildiğine dair 07/10/2024 tarihli
ara kararının 15/10/2024 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, HMK’nun 348.
maddesi uyarınca diğer davacı vekilinin süresinde yaptığı istinaf talebine
katılma yoluyla istinaf talebinde bulunduklarını beyanla 04/11/2024 tarihinde
istinaf yargı yoluna başvurulduğu tespit edilmiştir. HMK’nun 348. maddesi
uyarınca, ancak karşı tarafça kendisi aleyhine istinaf kanun yoluna
başvurulması halinde davacı tarafça süresi geçirilmiş olsa bile katılma
yoluyla istinaf kanun yoluna başvurulabilir. Davalı taraf 07/10/2024 tarihli
ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karara karşı istinaf talebinde
bulunmadığından, davacı ... diğer davacının istinaf talebine katılma yoluyla
istinaf talebinde bulunamaz. Bu nedenle davalı ... vekili iki haftalık
istinaf süresinde usulüne uygun istinaf talebinde bulunmadığından, davacı ...
vekilinin istinaf talebinin HMK’nun 345/1 ve 355/1. maddeleri uyarınca
usulden reddine karar verilmiştir. Davacı ... Vakfı vekilinin istinaf
talebiyle ilgili yapılan incelemede; alınan bilirkişi raporunda belirtilen
görüşlere göre, HMK’nun 390/son maddesi uyarınca yaklaşık ispat koşulunun
gerçekleşemediği, bu nedenle mahkemece bu aşamada ihtiyati tedbir talebinin
reddine karar verilmesi yerinde olduğu gerekçesiyle davacı .. Vakfı vekilinin istinaf talebinin
esastan reddine karar verilmiştir. 29/01/2025 |
| İstanbul
Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi | K:2025/109 E:2023/828 | Yöntem
ve sistemlerin eser niteliğinin olup olmadığı | Davacı
vekili dava dilekçesinde; davacı firmanın, enneagram sistemi kapsamında ve
yıllar süren kendi çalışmalarının sonucunda bireylerin kişilik özelliklerini,
imkân ve potansiyellerini, özel ve sosyal yaşamlarında bunları nasıl ve ne
şekilde kullandıklarını, yetkinliklerini, motivasyon kaynaklarını, rahat ve
stres durumlarında nasıl davrandıklarını gösteren analitik bir raporlama
sistemi geliştirdiğini, bu testler ve raporlamaların kullanıldığı raporlarda
kullanılmak üzere Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... sayısında
"..." markasının tescil edildiğini, davacının bu markayla,
enneagram metodolojisi üzerine inşa edilen yeni nesil kişilik envanterini
bugüne kadar 110.125 kişiye uygulamış olduğunu, bu envanterin akıllı çalışan
algoritması ile kişilerin duygu, düşünce ve davranışlarının arkasında yatan
nedenleri ve sahip oldukları yetkinlikleri en üst düzeyde gerçekleştirmeleri
konusunda analiz ve değerlendirme yaparak çözümleyici sonuçlar sunduğunu, bu
testler, raporlar, raporların sistemi ve bütün olarak bakıldığında bu kişilik
envanterinin, gerek içeriği, gerek tasarımının davacıya özgü olup FSEK
kapsamında tüm eser haklarının davacıya ait olduğunu. davalılardan ... ve
...'ın yardımcısı olarak tanıttığı ...'un 02.04,2018 tarihli, ... numaralı
faturayla davacıdan 100 adet dava konusu test ve raporlama sistemi satın
aldıklarını, sistem gereği davacının bu raporların kullanımlarını takip
ettiğini, sonrasında raporların yaklaşık 80 adedinin kullanıldıktan sonra
kalanlarının kullanılmadığının fark edildiğini, bunun üzerine İç Anadolu
Bölgesindeki personelin kontrol etmesi istendiğinde, davalılardan ... adına
davacıya ait test soruları ve raporlamanın aynısının sadece markanın
çıkartılarak piyasada ..., com alan adlı internet sitesi üzerinden
kullanıldığının görüldüğünü, bu kullanımın tespiti amacıyla noterlik
sisteminden e-tespit yapıldığını, bu tespitin akabinde davacıdan faturayla bu
raporları alan davalı ...'ın kendi internet sitesi olan ... üzerinden yine
... sitesine yönlendirme yaparak, aynı test ile davacı raporlarının
üretildiğinin tespit edildiğini, bu testlerin internet üzerinden çözüldüğünü
ve raporlarının faturalı olarak davalılardan istenmiş olduğunu, bunun üzerine
davalıların ... A.Ş. firmasını kurduklarını, bazı raporlarının firma
üzerinden faturalandığı, davalı ...'un şahıs firması olarak ... adıyla noter
tespitine konu raporların faturaların kesmiş olduğunu. bu tespitler ve
incelemelerden sonra davalıların davacıya ait benzeri olmayan algoritmayla
çatışan test sorularının aynılarının kullanılarak ve rapor sistemine de
aynıyla tecavüz ettiklerinin anlaşıldığını, Mahkeme tarafından yaptırılacak
bilirkişi incelemesinde, davalıların kullandığı soruların davacıya ait
sorularla birebir aynı olduğu, raporların yine davacı raporlarıyla aynı
olduğu, ancak davacı raporları akıllı algoritmayla oluştuğundan rapordaki
renk skalası, kişilik açıklamaları gibi konuların yanlış olarak tespit
edildiği ve muhtemelen sonradan elle girilme sonuçlar olduğu ve böylece
davacı kişilik envanterinin kötü bir kopyasının üretildiğinin anlaşılacağını,
bu kötü kopya nedeniyle aynı zamanda davacının yıllardır oluşturduğu
itibarına da zarar verildiğini belirterek, 5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu'nun "İlim ve Edebiyat Eserleri" başlıklı 2.
maddesinde sayılan ilim ve edebiyat eserlerinden olan davacıya ait test,
rapor ve bütün olarak kişilik envanterinin davalılar tarafından kötüniyetli
olarak birebir aynısının kullanılarak piyasaya sunulmasının davalının eser
haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespiti ile bu tecavüzün durdurulması ve
önlenmesinin öncelikli talepleri olduğunu, bu talebin kapsamında davalıların
bu testleri kullandığı ... ve ... alan adlı internet sitelerinin
erişiminin tedbiren engellenmesini ve
dava sonunda tamamen durdurulmasını, fazlaya yönelik hakları saklı kalmak
şartıyla, uğranılan zararın şimdilik 1.000,00 TL'nin üç katı 3.000,00 TL'nin,
manevi tazminat olarak 46.000,00 TL'nin
ve ayrıca elde edilen karın şimdilik 1.000,00 TL'sinin davalılardan
müştereken ve müteselsilen tahsiline, kararın ulusal gazetelerde yayınına
karar verilmesini talep etmiştir. TEFRİK KARARI:Mahkemece; 28/03/2019 tarihli
tensip ara kararı ile davacının tazminat taleplerine ilişkin davasının asıl
davadan tefrik edilerek, ayrı bir esasa kaydedilmesine karar
verilmiştir.CEVAP:Davalılar süresinde cevap dilekçesi sunmamışlar, davalı ...
duruşmadaki beyanında: ...’ın bilimselliği
kanıtlanmayan bir sistem olduğunu,
kendisinin alanında uzman psikolog olduğunu, ...’in yaptığı bilimsel
makalede bahsettiği ... 'ın
bilimselliğinin kanıtlanmadığını,
davalı şirketle bir ilgisi
bulunmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır.Davalı ... duruşmadaki beyanında
: davalı şirketin kurucu ortaklarından
olduğunu, davalı ...’in ifadelerine
katıldığını, aynı zamanda
davacı vekilinin ... firmasının envanterinin sanki tüm dünyada kullanılan bir
envantermiş gibi ifade etmesinin yanlış olduğunu, bununla birlikte Türkiye’de
...'ın bilimselliğinin net olarak ortaya konmadığını, davacı firma tarafından
ücret karşılığında 100 adet test satın alındığını, yine davacı firmanın ilk
dilekçesinde belirtmiş oldukları, 80 adet testin kullanıldığını, 20 adet
hakkının kaldığını ve bu hakkın kullanılmasına yönelik davacı firma
yetkililerinin mail aracılığı ile belirtmiş oldukları "değişiklik
yapabilirsiniz" ifadesine binaen 20 adet hakları olan ücret karşılığında
alınan testlerin kullanıldığını, soruların davacı firma tarafının belirtmiş
olduğu dilekçede ekiplerinden olduğu ifade edildiği...’ın vasıtası ile
taraflarına soruların iletildiğini, bu minvalde davacı firmanın isnatlarının
eksik ve yanlış suçlamaya dönük olduğunu düşündüklerini beyan ettiği
görülmüştür.Davalı ... vekili dosyaya
sunduğu beyan dilekçesinde; ... firmasının kimle nasıl bir bağlantısının
olduğunu bilmemekle beraber, hiçbir şekilde bilirkişinin değiştirilmemesini
istediklerini, ... bilimselliği ile alakalı hala daha net ifadeler
kullanılmamış olup, şüphe olduğunu, Avrupa bilim dünyasında da kabul
görmediğini, davacı firmanın dilekçelerinde ... adının geçmesine rağmen ve
kendisini şirket ortağı olarak davalıya tanıtmasına rağmen, 12.11.2019
tarihinde yapılan duruşma esnasında sorulduğunda, firma yetkilisi olarak
...'ın söz hakkı aldığını ve ...'ın ... firması yetkilisi ve ortağı
olmadığının ifade edildiğini, duruşmada gerçeklesen bu olayın davacı firmanın
nasıl ve ne şekilde hareket ettiğinin, şahıslarına yönelik yapılan tüm
ifadelerin yanlış olduğunu gösterdiğini, ... firmasının ilk vekili Av. ...
tarafından müşteri gibi aranıp şahıslarından test ve raporlama istendiğini,
kendilerinin de ilk tedbir talepli dilekçelerinde ifade ettikleri gibi 20
adet hakları olan kontörden test ve raporlama yapıldığını ve tarafına
iletilişmiş olduğunu, ... ile şahıslarının mailleştiklerini ve soruların
taraflarına iletmiş olduğunu, daha
önceden kendilerinin de dilekçe (tedbir talepli ilk dilekçe) de ifade ettiği
gibi, 20 adet kontör haklarının olduğunu ve onu kullandıklarını 100 adet
kontör satın alırken ... firması ile Whatsapp ortamında mesajlaşmalarında
istenilen yerlerde değişiklik yapılabileceğini ifade ettiklerini, bilirkişi
raporunda da ifade edildiği üzere, bilimsel ve objektif testler arasında
enneagramın yer almadığını, üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan
kitaplarda enneagramın geçmediğini, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere,
yazılımın, soruların ve raporların ilmi ve edebi eserler niteliğinde olmayıp,
fikri ve sınai haklar kapsamında değerlendirilmediğini, ... kadim bir
bilgelik olup, kimsenin uhdesi altında olmadığını belirtmiş, 12.11.2019
tarihli duruşmada firma vekilinin vermiş olduğu beyanların doğru olmayıp
davacı firmanın Envanterinin Harvard Üniversitesi'nde görülmediğini,
ifadelerinin eksik ve doğru olmayan ifadeler olduğunu beyan ettiği tespit
edilmiştir.İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin
16/12/2022 tarihli 2019/90 E. - 2022/217K. sayılı kararıyla;
"...İncelenen dosya kapsamı, bilirkişi
raporları kayıt ve belgeler, sicil dosyaları,taraf iddia ve
savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, davacı vekili, davacının...
kişilik envanteri isimli Algoritmanın yaratıcısı ve sahibi olduğunu aynı
zamanda ... sayılı ... isimli markanın
tescilli sahibi olduğunu. Davaya konu uygulamanın eser niteliğinde olduğunu.
Davalılarca, davacının eseri ... isimli internet sitesi üzerinden
kullanıldığını. Buna ilişkin e-tespit tutanağı yaptırıldığını. Davalılardan
...'ın da kendi internet sitesi ... üzerinden aynı testi paylaştığını. Bu
durumun FSEK den kaynaklanan mali ve manevi hakların ihlali niteliğinde
olduğunu belirterek, eser hakkına yönelik tecavüzün tespiti, durdurulması ve
meni ile maddi manevi tazminat talebinde bulunduğu, tazminat taleplerinin
tefrik edildiği, davaya sadece eser hakkına yönelik tecavüzün tespiti,
durdurulması ve meni yönünde devam edildiği, davacı tarafından tedbir
talebinde bulunulmuş olmakla, davalı beyanı alınmadan aldırılan 28/05/2019
tarihli bilirkişi raporunda; davacının ... isimli sisteminin eser niteliğinde
olmadığı yönünde görüş bildirildiği, tedbirin reddine karar verildikten sonra
dava dilekçesinin davalılara tebliğ edildiği, davalılarca davanın reddinin
talep edildiği, mahkememizce tüm deliller toplandıktan sonra dosyanın yeni
bir heyete verildiği, 10/12/2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda davacıya ait ...
kişilik envanteri isimli test içeriğinin ilmi eser niteliğinde olduğu
fakat davalı internet sitelerinde yer alan mizaçenneagram test içeriklerine
ulaşılamadığından tecavüz tespit edilemediği yönünde görüş bildirildiği.
Mahkememizce her iki rapor arasında çelişki olması üzerine dosyanın yeni bir
heyete tevdi edildiği, 12/04/2021 tarihli raporda, davaya konu ... kişilik envanteri isimli testin
herhangi bir özgünlüğü ve orjinalliği olmadığı bu sebeple eser olarak
değerlendirilemeyeceği yönünde görüş bildirildiği. İş bu rapor alındıktan
sonra davacı vekilince 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporunu kısmen kabul
ettiklerini itiraz yönünde ek rapor aldırılmadığı belirtilerek itiraz
edilmesi üzerine mahkememizce hukuki dinlenilme ve yargılamada eksiklik
olmaması bakımından davacı vekilinin itirazlarının ikinci rapor olan 10/12/2020
tarihli bilirkişi raporunu hazırlayan heyete tevdi edildiği o heyetçe
aldırılan ek rapor ile davalı ... A.Ş nin davacının FSEK kapsamındaki mali
haklarını ihlal ettiği yönünde 10/06/2022 tarihli rapor tanzim edildiği buna
göre tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde dava; fsek den kaynaklı
mali ve manevi haklara yönelik tecavüzün tespiti, önlenmesi ve menine ilişkin
olup davacının ... kişilik envanteri isimli testin sahibi olduğu yine dosya
içerisindeki belgelerden davalılardan ...'ın davacıdan bu testi satın aldığı,
davacının iddiasına göre, davalıların, davacıya ait ... kişilik envanterini
davalılara ait ... ve ... isimli internet sitelerinde yayınladıkları ve bu
yayınlardan haksız kazanç elde ettikleri,
öncelikle her üç bilirkişi raporunda da davalılara ait internet
sitelerinde yer alan kişilik testlerinin davacıya ait ...isimli kişilik
envanterine yönelik tecavüzde bulunulduğuna dair bir tespit yapılamamış sadece
2. Heyet raporunda davacı tarafından dava açılmadan önce tespiti yapılan
Bakırköy ...Noterliği'nin 27/02/2019 tarih ...ve ... yevmiye numaralı E-
tespit tutanaklarına dayanılarak ihlal olduğu yönünde ek rapor tanzim
edildiği, mahkememizce davaya konu davacı tarafından yaratıldığı iddia edilen
ve kullanılan ... kişilik envanterinin
eser niteliğinde olup olmadığı yönünden aldırılan ilk 28/05/2019 tarihli
raporda eser niteliğinde olmadığı,
ikinci heyet raporu olan 10/12/2020 tarihli rapor ve iş bu raporun eki
olan 10/06/2022 tarihli rapor ile davacıya ait kişilik envanterinin eser
olduğu sonucuna ulaşılmış mahkememizce her iki rapor arasında çelişki olması
sebebi ile resen dosyanın yeni bir heyete tevdi edildiği ve bu heyetten
aldırılan 10/04/2021tarihli raporda davaya konu kişilik envanterinin eser
niteliğinde olmadığı yönünde görüş bildirildiği. Buna göre de davacıya ait
... isimli kişilik envanteri uygulamasının eser niteliğinde olduğu hususunun
ispatlanamadığı konusunda uzman bilirkişi heyetine göre bu uygulamanın herhangi bir orjinalliği
olmayan herkes tarafından uygulanabilen eser niteliği olamayacak nitelikte
olduğunun belirtilmesi karşısında eser niteliğinde olmayan iş bu ... envanterine dayalı olarak FSEK den kaynaklı
hakların talep edilemeyeceği" gerekçesiyle davanın reddine karar
verildiği görülmüştür. Davacı
vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; davalıların
davaya cevap dilekçesi sunmadıklarını, bilirkişi deliline dayanmadıklarını,
davalıların daha sonra delil sunma taleplerinin kabul edilemeyeceğini,
Davalılarca 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporuna karşı yasal süresi
içerisinde bir beyanda bulunulmadığını, itiraz edilmediğini, ilk derece
mahkemesinin kararının müvekkili lehine kazanılmış usuli hakka, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun amir hükümlerine ve yüksek yargı kararlarına
aykırılık teşkil ettiğini,... konusuna dair yetkin bilirkişilerden alınan
10/12/2020 tarihli bilirkişi raporunda müvekkiline ait ''...'nin'' testlerin,
sorularının içeriği, sırlanışı, cevap seçenekleri, akıllı algoritması dikkate
alındığında FSEK kapsamındaki tamamen ilmi eser olduğunun tespit edildiğini,
bu raporun davalı ...'a 29/12/2020 tarihinde, davalı ...'a 09/02/2021
tarihinde, davalı ... A.Ş.'ye 02/02/2021 tarihinde tebliğ edildiğini, fakat
davalılarca süresi içerisinde herhangi bir beyan sunulmadığını, rapora itiraz
edilmediğini, farklı bir bilirkişi heyetine dosyanın tevdi ile rapor alınması
veya ek rapor tanziminin de talep edilmediğini,İlk Derece Mahkemesi
tarafından; işbu usuli kazanılmış hakka aykırı olacak şekilde, davalıların
süresinde olmayan itirazları da dikkate alınarak, dosyanın farklı bir
bilirkişi heyetine gönderildiğini ve müvekkiline ait ''...'' nin eser olup olmadığı hususunda
tekrar rapor alınması yönünde karar verildiğini, nitekim daha öncesinde
Mahkemeye '' ... '' konusunun özel bir uzmanlık alanı olduğu, davranış
bilimleri ve ... metodu konusunda uzman bir bilirkişiye dosyanın tevdi
gerektiği de izah edilmiş olmasına rağmen, müvekkilinin usuli kazanılmış
hakkına aykırı şekilde alınan işbu raporda bu hususun da dikkate
alınmadığını, neticeten hem ... teorisine, hem de müvekkiline ait ilmi esere
ilişkin hatalı değerlendirmeler içeren 12/04/2021 tarihli bilirkişi raporunun
alındığını, ayrıca bu raporun usule, hukuka ve yüksek yargı kararlarına
aykırı şekilde hükme esas alındığını, bu nedenle yerel mahkeme kararının
kaldırılması ile haklı davalarının kabulüne karar verilmesini talep
ettiklerini,Mahkemenin gerekçeli kararının aksine, raporlar arasında çelişki
bulunmadığı, çünkü ilk rapordan sonra konunun özel bir uzmanlık alanı
gerektirdiği kabul edilerek, bilirkişi listesine kayıtlı akademisyen ve uzman
kişiler araştırıldıktan sonra, dosya 10/12/2020 tarihli raporu hazırlayan
bilirkişi heyetine tevdi edildiğini,10/12/2020 tarihli bilirkişi raporunda
müvekkiline ait ''...'' nin tamamen ilmi bir eser olduğunun ortaya
konulduğunu, bu raporun dosya kapsamında işbu alanda yetkin bilirkişilerce
düzenlenen tek rapor olduğunu,Anılan rapora karşı ise davalılarca süresi
içerisinde itiraz edilmediğini, beyanda bulunulmadığını, tekrar bilirkişi
raporu alınmasının talep edilmediğini, davalılarca 10/12/2020 tarihli raporun
kabul edildiğini, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 281. maddesi ve Yüksek Yargı
Kararları uyarınca müvekkil lehine usuli kazanılmış hak doğduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, ilk
derece mahkemesi tarafından dosyanın re'sen farklı bir bilirkişi heyetine
tevdi ile rapor alınması halinde dahi; davalılarca bir önceki bilirkişi
raporuna itiraz edilmediğinden, sonradan alınan raporun müvekkilinin daha
aleyhine olması durumunda, müvekkili lehine
olan önceki rapora ( 10/12/2020 t. rapor) istinaden hüküm kurulması gerekeceğini,
çünkü Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, önceki rapora itiraz
edilmemekle bu raporun davalılar bakımından kesinleştiğini, mahkeme
tarafından da usuli kazanılmış hakka riayet edilmek suretiyle hüküm kurulması
gerektiğini, tüm dosya kapsamı ile davalıların müvekkiline ait Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu'ndan doğan haklara tecavüz ettiklerinin kanıtlandığını
belirterek, bu durumun da müvekkilinin seneler süren bilimsel çalışmasına
zarar verdiğini, istinaf başvurularının kabulü ile, İstanbul Anadolu 2. Fikri
Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/90 E. 2022/217 K. sayılı kararının kaldırılmasına
ve haklı davalarının kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin
davalılara yükletilmesine dair hüküm kurulmasını talep etmiştir.İlk derece
mahkemesince aldırılan Psikolog ..., FSEK uzmanı ... ve bilişim uzmanı
...’ten alınan 28/05/2019 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde; "...
Davacıya ait olduğu belirtilen bahsi geçen "..." internet web
sitesinin kullarımda ve aktif olduğu, alan adının ... (sahip) bilgileri
kontrol edildiğinde bu alan adının 08.05.2017 tarihinin kayıt olunduğu ve
site sahibinin "..." kişiye ait olduğu ve ilgili internet sitesinin
içeriği özetle; "..., profesyonel iş hayatında, kişisel gelişimde ve
eğitim hayatında kullanılabilen; özgün üretilmiş, analitik raporlama
yeteneğine sahip bir kişilik envanteridir." olduğu internet sitesinin
"...?" sayfasında açıkça belirtildiği, davalıya ait olduğu
belirtilen bahsi geçen "..." internet web sitesinin kullanımda ve
aktif olduğu, alan adının whois (sahip) bilgileri kontrol edildiğinde bu alan
adının 07.09.2012 tarihinin kayıt olunduğu ve site sahibinin "..."
kişiye ait olduğu, davalıya ait olduğu belirtilen bahsi geçen
"..." internet web sitesinin
kullanımda ve aktif olduğu, alan adının ... (sahip) bilgileri kontrol
edildiğinde bu alan adının 15.10.2018 tarihinin kayıt olunduğu ve site
sahibinin "..." kişiye ait olduğu ve ilgili intemet sitesinin
içeriği özetle; "Davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu şekilde
oluştuğu, test sorularını incelemek için ilgili sayfaya girildiğinde site
yöneticisi/sahibi tarafından kişiye özel Referans Kodu oluşturulup
verildikten sonra Test Sorularına ulaşılabilindiği, bu sebeple Test
Sorularına erişim sağlanamamıştır. Fakat Davacı tarafından dosyaya sunulan
E-Tespit ekran görüntüleri incelendiğinde davacının sunduğu soruların bu
siteler üzerinden gerçekleştirildiği" kanaatine varıldığı. davacı
tarafından oluşturulan ve dava dilekçesinde "bireylerin kişilik
özelliklerini, imkân ve potansiyellerini, özel ve sosyal yaşamlarında bunları
nasıl ve ne şekilde kullandıklarını, yetkinliklerini, motivasyon
kaynaklarını, rahat ve stres durumlarında nasıl davrandıklarını gösteren
analitik bir raporlama sistemi" şeklinde beyan edilen sistem;...,...
Kişilik envanteri, 5 Faktör Kişilik Envanteri, Beck Depresyon ölçeği testi
gibi objektif ve bilimsel geçerliliği kanıtlanmış testlerden esinlenerek
oluşturulmuş, piyasada birçok farklı isim altında sunulan test ve benzeri
sistemlerden birisi olmakla, bilimsel olarak herhangi bir özgünlük ve
orijinallik içermemekte olduğu, dolayısıyla söz konusu soruların FSEK m.2
anlamında eser niteliğini haiz olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
" şeklinde görüş bildirildiği tespit edilmiştir. İlk derece mahkemesince FSEK uzmanı ...,
psikolog ... ve bilişim uzmanı ...’ten oluşan bilirkişi heyetinden alınan
10/12/2020 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde; "...1. ... alan
adında bulunan internet sitesinde kişilik değerlendirme envanteri ve
hizmetinin tanıtımı ile ... alan adındaki internet sitesinden
meslektercihi.com alan adındaki internet sitesine verilen bağlantı ile bu
eğitimin satışının yapıldığı, iletişim bilgilerinin; ... A.Ş., telefon
numarasının ...(...) ..., adresinin ... ÜSKÜDAR / İSTANBUL / TÜRKİYE, e-posta
adresinin ... şeklinde olduğu, 2. ... alan adında bulunan internet sitesinde
meslek tercihi değerlendirme envanteri hizmetleri, danışmanlığı ve mesleki
gelişim eğitimleri tanıtımları ve satışının yapıldığı, iletişim bilgilerinin;
... A.Ş., telefon numarasının..., adresinin ... ÜSKÜDAR / İSTANBUL / TÜRKİYE,
e-posta adresinin ... şeklinde olduğu,3. ... alan adında bulunan İnternet
sitesinde muhtelif psikolojik danışmanlık hizmetler hakkında bilginin ve
tanıtımının yer aldığı, iletişim bilgilerinin; telefon numarasının (...) ...,
adresinin ... Merkez/Kütahya, e-posta adresinin ... şeklinde olduğu, internet
sitesinde “...” adında bir sayfa ancak kullanıcı tarafından çevrimiçi
yapılabilecek bir kişilik değerlendirme envanteri testinin bulunmadığı, 4.
... alan adında bulunan internet sitesinin inceleme yapılan tarihlerde
erişebilir olmadığı, web.archive.org üzerinde yapılan arşiv kaydı
sorgulamasında ... alan adı için 27 Ocak 2019 ile 12 Kasım 2019 tarihleri
arasında çeşitli tarihlerde alınmış toplam 6 adet arşiv kaydının olduğu, 27
Ocak 2019 ile 13 Ekim 2019 arasında alınmış 5 adet arşiv kaydının
birbirlerine benzer olduğu, arşiv kayıtlarının görsel ve yapısal olarak bozuk
olduğu ve içeriğin tam olarak görüntülenemediği, internet sitesinin arşiv
kayıtlarında muhtelif testler hakkında sayfaların yer aldığı, bu sayfalar
arasında “...” adlı sayfanın yer aldığı ve bu sayfada “...” ibareli
bağlantının yer aldığı ancak bu bağlantının arşiv kaydında çalışmadığı,
iletişim bilgilerinin mevcut olduğu, 5. Davacıya ait ... alan adında bulunan
internet sitesinin “...” sayfasında kullanıcıların şifre ile giriş
yapabileceği bir alan yer aldığı ve şifre “...” ile giriş yapıldığında
kullanıcıdan kişisel bilgilerini girmesi gereken bir sayfaya yönlendirildiği,
bilgiler girildikten sonra kullanıcının internet sitesi üzerindeki 73 sorudan
oluşan teste yönlendirildiği, test tamamlandığında, test sonuçlarının
internet sitesi üzerinde kullanıcıya sunulmadığı, sonuçların değerlendirilmek
üzere firmaya iletildiğine dair mesajın sayfada gösterildiği, 6. Davacı
tarafından “...” olarak ifade edilmiş olan testlerin içeriğinin sorularının
içeriği, sırlanışı, cevap seçenekleri dikkate alındığında FSEK kapsamındaki
tamamen ilmi eser olduğu ,7. Davacının web sitelerinde, ilmi eser
mahiyetindeki testlerin ““...” ve “...” ibareleri ile kullanımının yapıldığı,
— davalılarca kullanıldığı belirtilen ... alan adında bulunan internet
sitesinde muhtelif psikolojik danışmanlık hizmetler hakkında bilginin ve tanıtımının
yer aldığı, internet sitesinde “...” adında bir sayfa ancak kullanıcı
tarafından çevrimiçi yapılabilecek bir kişilik değerlendirme envanteri
testinin bulunmadığı, bu web sitelerinde “...” olarak testleri uyguladığı
tespit edilmiş ise de, testin içeriklerine ulaşılamadığından davacıya ait
test içerikleri ile birebir karşılaştırması yapılamadığından davalıların
kullanımlarının davacının FSEK kapsamındaki mali ve/veya manevi haklara
tecavüz edip etmediği yönünde herhangi bir tespit yapılamadığı..."
yönünde görüş bildirdikleri tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesince
bilgisayar mühendisi ..., psikolog ...
ve fikri haklar konusunda uzman ...’dan oluşan bilirkişi heyetinden alınan
12/04/2021 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde; “…Davaya konu test,
soruları ve yazılım olarak sıralanışında sahibinin hususiyetini taşıma öznel
kriterini yerine getirmediğinden eser niteliği taşımadığı ve bu nedenle eser
sahibinin mali manevi haklarına yönelik tecavüz söz konusu olmadığı…” yönünde
görüş bildirdikleri tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesince FSEK uzmanı
..., psikolog ... ve bilişim uzmanı ...’ten oluşan bilirkişi heyetinden
alınan 21/01/2922 tarihli ek rapor incelendiğinde; tüm dosya kapsamı,
tarafımızdan yapılan incelemeler neticesinde 10/12/2020 tarihli kök
raporlarında belirttikleri görüş ve kanaatlerini değiştirecek herhangi bir
hususun tespit edilemediğine dair görüş bildirdikleri tespit edilmiştir.İlk
derece mahkemesince aynı heyetten alınan 10/06/2022 tarihli bilirkişi ek
raporu incelendiğinde; "...1-Tüm dosya kapsamına ek olarak davalılardan
... AŞ tarafından kullandığı iddia edilen raporlandırma örnekleri yeni delil
kapsamında değerlendirildiğinde raporlandırmaların eş anlamlı kelimeler ile
aynı içeriği sunduğu düşünüldüğünde, davalılardan ... AŞ.nın davacıya ait
FSEK kapsamındaki mali haklarını ihlal ettiği, 2-FSEK kapsamında davacının
mali haklarını ihlal eden davalının tazminat taleplerinin belirlenmesi için
davalılardan .... AŞ nın ticari kayıtları incelenerek sözkonusu testin
kullanılması ve uygulanmasından elde ettiği gelirin tespit edilerek buna göre
hesaplamanın yapılması gerektiği, 3-Manevi tazminatın takdiri ve miktarının
tespitinin Sayın mahkemenize ait olduğu…" yönünde görüş bildirdikleri
tespit edilmiştir.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri
sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak
yapılmıştır.Her ne kadar davacı vekili davalıların süresinde cevap dilekçesi
sunmadıklarını, bu nedenle bilirkişi deliline dayanamayacaklarını, ayrıca
alınan bilirkişi raporuna itiraz etmedikleri için müvekkili lehine usuli
kazanılmış hak doğduğunu belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da, HMK’nun
266/1. maddesi uyarınca davanın çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgi
gerektiren durumlarda hakim
taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy
ve görüşüne başvurabilir. Dava konusu da hukuk dışında bilgi
gerektirdiğinden, davalı tarafça bilirkişi deliline dayanılmasa bile, hakimin
kendiliğinden bilirkişiden rapor istemesinde usule aykırılık yoktur.Yine
HMK’nun 33/1. maddesi uyarınca hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında
taraflarca itiraz edilmese dahi, yeterli olmayan veya doğru tespitler
içermeyen bilirkişi raporu yerine yeniden bilirkişi raporu alınmasında da
usule aykırılık bulunmadığı gibi, davacı lehine usuli kazanılmış hak da söz
konusu olmaz. Bu nedenlerle davacı vekilinin usule ilişkin istinaf talepleri
kabul edilmemiştir.Davacı vekilinin esasa ilişkin istinaf talepleriyle ilgili
yapılan incelemede; her ne kadar 10/12/2020 tarihli bilirkişi raporunda ve
aynı heyetten alınan ek raporlarda davacı tarafından “...” olarak ifade
edilmiş olan testlerin içeriğinin, sorularının içeriği, sırlanışı, cevap
seçenekleri dikkate alındığında FSEK kapsamında ilmi eser olduğuna dair görüş
bildirilmişse de, bilirkişilerin davacı tarafa ait analitik raporlama
sisteminin algoritmasının incelemedikleri,
alınan 28/05/2019 ve 12/04/2021 tarihli bilirkişi raporları ve davacı
tarafça dava dilekçesinde ve ekinde dosyaya sunulan e-tespit tutanakları
incelendiğinde; genel adı enneagram olan kişilik analizine ilişkin ve davacı
tarafça geliştirildiği iddia edilen analitik raporlama sisteminde yer alan
bir kısım soruların davalılar tarafından kullanıldığı tespit edilmişse de,
davacı tarafından oluşturulan ve dava dilekçesinde bireylerin kişilik
özelliklerini ölçtüğü iddia edilen testin analitik bir raporlama sistemi
şeklinde beyan edilen ..., ... vb. gibi objektif ve bilimsel gerçekliği
kanıtlanmış testlerden esinlenilerek oluşturulmuş, piyasada birçok farklı
isim altında sunulan test ve benzeri sistemlerden birisi olduğu, bilimsel
olarak herhangi bir özgünlük ve orijinallik içermediği, bu soruların tüm
kişilik testlerinde sıklıkla kullanılan sıradan sorular oldukları, fikri bir
çabanın ürünü olmadıkları, hususiyet arz etmedikleri, bu nedenle FSEK
kapsamında eser niteliğinde olmadıkları tespit edilmiştir.Davacı tarafın bu
sorulara verilen cevaplara göre kişilik analizi yapmakta kullandığı
algoritmasının hususiyet arz ettiği varsayılsa bile, mahkemece yaptırılan
bilirkişi incelemeleri ile davalıların bu algoritmayı kullandıklarının tespit
edilemediği, davacı tarafça da davalıların bu algoritmayı kullanmadıklarını
ve bu nedenle doğru sonuçlar çıkmadığını açıkça beyan ettikleri, davalıların
davacı tarafa ait "..." adını da kullanmadıkları, bu nedenle
mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı
anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf taleplerinin reddine karar
verilmiştir. 29/01/2025 |